|
#1
|
|
06.10.08, 12:22
Psikiyatri | Evrimsel Psikiyatri : Psikiyatride Yeni Bir Yaklaşım | Hüseyin Üzmez Davasında Rapor Tıbbi Olarak Geçersiz Hukuki Olarak Yoktur | Lineer Psikoloji | Psikoloji Nedir? | Kuhn'a göre, bir paradigma içinde tahminler doğrulanmamaya başlar ve görünür hale gelen tutarsızlıkların sayısı artarsa, o paradigma artık aşınmıştır ve önemli bir belirsizliğe saplanmıştır. İşte, paradigma adına işlerin eskisi gibi iyi gitmediği böyle zamanlarda felsefi düşüncede bir yoğunlaşma olur; insanlar ayrıntılara dair biriken literatürü bir yana bırakarak hareket noktası üzerine konuşmaya başlarlar (1). Psikiyatride de böyle oldu. Beyinle ilgili literatürün oldukça arttığı; küçük bir ayrıntı (Örneğin; bir nörotransmitterin geri emilimi konusunda) üzerine yüzlerce makalenin yayınlandığı bir dönemde psikiyatrinin teme! kuramlarını tartışan sesler de yükselmeye başladı. Psikiyatri, sırtını dayadığı modem tıp sayesinde bu eleştirileri şimdilik savuşturmuş gibi gözükmektedir. Gerçekten bu dönemde fizik tıp ve cerrahide olağanüstü İlerlemeler, önemli başarılar elde edilmişti. Kim insanlığa hizmet iddiasıyla kurulmuş böyle bir teknolojinin başarısıyla ters düşebilirdi? Nitekim, bu eleştiriler marjinal çıkışlar olarak kaldı; zarar vermeyecek bir alanda sınırlandı. Ancak psikiyatri hala modern tıbbın, hatta teknoloji ve bilimin yumuşak karnı olmaya devam ediyor. Bu çalışmanın bu yumuşak karın üzerinde gitme gibi bir amacı yoktur. Burada psikoloji ve psikiyatrinin kuram ve uygulamalarıyla statükonun ideolojik araçlarından biri olmaya ne kadar uygun olduğu gösterilmeye çalışılacaktır. Bu arada zaman zaman zülf-i yare dokunur, antipsikiyatri söylemle örtüşürsem, bunun art niyetime değil de konunun başka türlü ortaya konulmasındaki güçlüğe bağlanacağını umuyorum. » Nüve Forum » akademik » Tıp Fakültesi » Psikiyatri »
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| PSİKOLOJİ VE İDEOLOJİ İdeoloji kavramının içi değişik biçimlerde doldurulabilirce de, toplumun bütün bir yapısını ve işleyişini kapsamına alan, belli bir insan doğası anlayışına dayanan, belli bir siyasetle pratik bir eylem programını içeren düşünce ve inanç sistemi, diye çok genel bir tanımı yapılabilir. Başka bir deyişle İdeoloji, belli bir topluluğun ekonomik ve sosyo-politik çıkarlarını korumak ve haklı çıkarmak amacını taşıyan dünya görüşü ve sosyal inançların toplamıdır. Bütün düzenli toplulukların yönetici seçkinleri kendi konumlarını korumak için güçlendirici, en azından destekleyici kültürel-ideolojik mekanizmaların varlığına ihtiyaç duymuşlardır. Ancak tarihin hiç bir döneminde yönetici seçkinler bugünkü modern ulus-devfetteki gibi güçlü araçlara sahip olmamışlardır. Modern toplum yapılanması içinde, bu ideolojik mekanizmalar, teknolojinin sağladığı imkanlarla kültüre o şekilde nüfuz ederler ki, insanlar yürürlükteki düzenin sadece en iyisi ve en uygarı olduğunu değil, aynı zamanda değiştirilemez olduğunu sorgulamadan kabul ederler (2). Hiç kuşku yok ki psikoloji ve psikiyatrinin uygulamaları insanın refahını ve mutluluğunu amaçlamıştır. Modem teknolojik toplumda mutluluk tartışmasız bir şekilde tanımlanmıştır: Mutluluk ancak refahla mümkündür. Psikoloji ile toplumun birbirini biçimlendirecek kadar içice olması, aslında İdeolojik olan "mutluluk refahtır" yargısının oluşması ve yayılmasında psikolojiye anahtar bir rol yükler. Ancak, modernitenin vaat ettiği "dünya cennetinin bir türlü ufukta görünmemesi "İnsan mutluluğumdan ne anlaşılmak lazım geldiği sorusunu gündeme getirmiştir. Nitekim, sosyo-politik olanla psikolojinin İlişkisini bu bağlamda ele alan literatürün hacmi giderek artmaktadır (2,3). Psikolog ve psikiyatrların, sosyal sorunlarda tarafsız oldukları gerekçesiyle bu tartışmalardan uzak durmaları ancak statükonun işine yarar, "insanın mutluluğumun ne olduğu ya da "iyi toplum" inşasının nasıl olacağı konuları moral filozoflara bırakılabilir. Fakat psikolog ve psikiyatrlar, kuram ve pratiklerinin sosyokültürel belirleyicileri ve ideolojik kullanımını kendileri sorgulamalıdırlar. Psikoloji daha işin başında kişisel olanla toplumsal olanı ayırarak insanların sorunları konusunda yürürlükteki toplumsal düzenin sorumluluklarını örter. Toplumsal yönelimli psikologlara rağmen psikoloji, yaşamı yapay bir şekilde İkiye böler ve insanı sosyo-politik muhtevadan ilişkisi kesilmiş, asos-yal, tarihsiz/geieneksiz bir nesne olarak ele alır. Bu durum, insanların sorunlarına çözümün kendi kişiliklerinin içinde aranmasını beraberinde getirir ve psikolojiyi statükonun elinde ideolojik bir araç olmaya yatkın kılar (4). Psikoloji ve psikiyatriyi ideolojik kullanıma açık hale getiren önemli bir etken de, psikolog ve psikiyatrların sosyalizasyon süreçlerine rağmen öeğer-tarafsızlık iddialarıdır. Psikolojinin, statükonun çıkarma depolitize edici potansiyeli geniş ölçüde bu değer tarafsızlık/objektiflik iddiasından gelmektedir. Başarılı bir sosyalizasyonun sonucu olarak ortaya çıkan psikolojinin yargıları, insan davranışı hakkında ulaşılan tek ve vazgeçilmez apolitik gerçeklemiş gibi takdim edilmektedir. Psikologların statükoyu destekleyici etkinlikleri, insanları aldatmaya yönelik bilinçli çabalar değildir, kuşkusuz. Ancak toplum, bilimi ve bilim adamını, egemen ideoloji tarafından belirlenen değerleri kabul eden belli bir tavır koyması için zorlar (5). Gözü kapalı bilimperestleri bir tarafa koyarsak, bugün herkes, niyetleri ne olursa olsun bilim adamlarının içinde yaşadıkları toplumun ve zamanın ürünleri olduklarını, beslendikleri küttür tarafından şekillenen inançlannın araştırmalarını, problem seçiminden sonuçların değerlendirilmesine kadar her aşamada etkilediğini, kabul etmektedir (6). Sara-son (7), insanı kişiliği ve değerleriyle toplumla öz-deşleştiren, ona egemen toplumsal düzeni tehdit edecek soru sormamasını öğreten sosyalizasyonun kısmen olabileceğini ancak hiçbir zaman yok olmayacağını söylüyor. » Nüve Forum » akademik » Tıp Fakültesi » Psikiyatri »
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#3
| ||||
| ||||
| BİLİM OLARAK PSİKOLOJİ Psikoloji ve psikiyatrinin ideolojik amaçlar için kullanılmaya açık olması sadece non-epistemik/ sosyo-politik dolayım lara bağlanamaz. Psikolojiyi statükonun aracı olmaya yatkın yapan asıl onun pozitivistik-ampiristik bilimsel paradigmaya dayanan epistemik doğasıdır. Auguste Compte'an mülhem pozitivizmin amacı, toplumsal olanı yalnızca olgusal mülahazalar temelinde çözmekti. Bunu beşeri bilimleri doğal bilimler modeli üzerine kurarak yapacaktı. Çünkü insanın doğanın geri kalanından farklı hiçbir özelliği yoktu. Dolayısıyla, doğal bitimlerde olduğu gibi insan bilimlerinde de nesnel olarak gözlemler yapılarak veri toplanabilir ve bu verilerden hareketle belirleyici kuramlar oluşturulabilirdi. Değerler ile gerçekleri ayıran pozi-tivist yöntem, araştırmacı ile üzerinde çalıştığı olgu (insan/yaşam) arasında karşılıklı birbirini etkileyen bir İlişkinin olmadığını varsayar. Böyle olunca da, psikolog ve psikiyatrların psikopatoloji karşısındaki durumları, doğal bilimler araştırmacısının maddenin moleküler yapıları, fotosentez ya da biyolojik hastalık kategorileri karşısındaki tutumlarından farklı değildir. Nitekim modem psikiyatri, modern tıbbın "bozuk makina" modeli üzerine kurduğu "hastalık/ bozukluk" kavramı ile hastaya yaklaşır ve onu ateş, nabız, kan basıncı ya da elemli duygudurum, bunaltı, gerçeklik algısı bozukluğu vb. bulgulara indirger. Bunlarla da kalmaz; klinik yargıyı bilimsel amaçlar için uygun ve yeterli görmez. Zeka ve kişilik testleri, EEG, beyin görüntüleme teknikleri, biyokimyasal tetkikler vb. daha nesnel göstergeler de kullanır. Neticede "zeka, zeka testlerinin ölçtüğü şeydir* noktasına gelinir. Yani gerçeklik (insan) bağlamından kopartılarak tanımlanan-ölçülen bir şey haline getirilir. Elbette psikoloji ve bir yönüyle psikiyatri büsbütün homojen bilimler değildirler; disiplin içinde değişik eğilimler kişiyi farklı biçimlerde tanımlarlar. Ancak kişi-toplum ayırımı, psikopatolojinin kişinin içine hapsedilmesi, değer-tarafsızlık iddiaları gibi ortak özellikleri ile -bir bölümü için zayıf da olsa-hiçbiri pozitivizmin versiyonu olmaktan kurtulamazlar. Aslında psikoloji ekollerinden her biri İnsan davranışının anlaşılmasında birer kapı açıyorlarsa da, iddiaları her zaman bu amacın ötesindedir. Çünkü her bir yaklaşım insan davranışını bütünüyle açıklama iddisındadır. Şöyle ki; Davranışçı Yaklaşım: Fizik bilimlere Benzer bir psikoloji bilimi kurmayı amaçlayan davranışçılık bilimsel çevrelerde psikolojinin itibannı artırmak için çok uğraş vermiştir. Ekolün önde gelenlerinden Skinner'in söyledikleri bu konuda son derece açıklayıcıdır: "Anlamların derinin dışında tutulması ümit verici bir imkandır; bu şekilde onlar herhangi bir fizik olay gibi gözlenebilir hale gelecektir" (8). Davranışçılık bireyi, daha çok dış uyaranlara verilen bir tepkiler toplamı olarak görür ve bireyin kendisini değil onun tepkilerini inceler/ölçer. Bu nedenle etik dahil tüm kişisel ve toplumsal sorunlar bir davranış teknolojisi çerçevesinde çözümlenmesi önerilir (9). Teknolojinin tartışmasız bir şekilde İlerleme İle eşanlamlı kullanıldığı bir toplumda, ilerleme ideolojisinin bir uzantısı olan davranışçı, psikoloji, insanı modern teknolojik toplumda devam edegelen ilişkilerin doyurucu olduğuna ve çekilen sıkıntılar ile bunları yenme arasında tek köprünün sanayileş-me/teknikleşme ile İlgili ayrıntılar olduğuna inanmaya zorlar (10). Kişisel-toplumsal sıkıntılar ile etik ilgilerin bu şekilde teknik konularla yer değiştirmesi, bunların sosyo-politik bağlamından soyutlanmasına, dolayısıyla da statükonun sorgulanmasının engellenmesine neden olur. Gerçi davranışçı tedavi, kişiye yardım amacıyla çevre koşullarının değiştirilmesini öngörürse de; bu hemen bütünüyle mikro düzeyde bir reorganizasyondur ve hiçbir şekilde sosyo-politik muhtevaya dokunmaz. Organik Yaklaşım: Organikçilere göre, insanın sorunları (ve hastalık), yetersiz organizmanın sonuçlarından başka bir şey değildir. Bugün modern psikiyatri, tıp teknolojisi ve ilaç sanayiini arkasına atarak, hastalık belirtilerinin nedenlerini genetik eksikliklerde ve beynin içinde aramaktadır. Bu şekilde toplumun ve kişinin ruhsal bakımdan iyi durumda olmasında çok önemli rolleri olan ekonomik ve sosyal faktörler gözardı edilmektedir. Psikanalitik Yaklaşım: Freud'la başlayan psikanaliz, o zamana kadar girilemeyen insan zihnini/ ruhunu deterministjk bir zeminde açıklayacaktı. Aslında Freud, bilinçdışı kavramıyla akılcılığın karşısında alternatif bir kapı açıyordu. Ancak bilinçdışı muhtevanın açıklanmasında cinselliğe yapılan aşın vurgu, insanları engelleyen ekonomik, toplumsal ve politik faktörleri saklamıştır. Freud ve İzleyicilerinin statükoya önemli bir hizmeti de, liberal orta sınıfın değer yargılarına uymayıp politik söylemleri hasta (nevrotik) olarak adlandırarak medikalizasyonun yolunu açmalarıdır (11). Hömanistik Yaklaşım: Skinnerci ve Freudçu determinizme tepki olarak gelişen Hümanistik Psikoloji, kişilik gelişiminde insanın kendi potansiyellerini öne çıkarır. Ancak burada insan kişiliği ve davranışı üzerinde belirgin etkisi olan sosyo-politik faktörler ve ekolojik belirleyiciler ihmal edilmektedir, Hümanistik psikologlar, sosyal düzendeki sorunları, bireyin bunlara karşı çıkma eksikliği ile izah ederler. Bu sosyo-politik bilinç yoksunluğu, otantik olan "kişilik" kavramının "kendilik" kavramıyla yer değiştirmesinde açıkça görülür. Nitekim Hümanistik psikolojinin öncüsü olan Rogers (12) tedavi süresince toplumun müdahalesiz bir grup biçiminde işlediğini kabul ederek sosyal, ekonomik ve politik dolayımla-rın ertelenmesine kapı açmaktadır. Kognitif Yaklaşım: Hümanistik Psikoloji gibi Kognitif Psikoloji de gerçeğin bireysel indirgenmesine dayanır. Dikkatin sadece fizik ve psikolojik uyaranların kişisel ayıklanması ve özümlenmesi ile ilgili olan "iç işlemlere çekilmesi, toplum içinde düşünme ve eylem yollarımızda etkili olan toplumsal ve tarihsel değişkenlere ilgiyi azaltmaktadır. Samp-son'un (13) dediği gibi "eylem yerine düşünceyi, nesnel dönüşümler yerine zihinsel kurmaları koyarak" kognitif yaklaşım, toplumsal yaşamın asıl kaynaklarını maskelemektedir. Nitekim kognitif tedavi, zihinsel süreçlerin değiştirilmesine yönelerek, sadece insana sözde bir iyilik halini getirmekle kalmaz, aynı zamanda statükonun devamına da önemli bir katkıda bulunur. » Nüve Forum » akademik » Tıp Fakültesi » Psikiyatri »
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#4
| ||||
| ||||
| PSİKOLOJİNİN GÜCÜ Özetlersek; psikolojik bilgi dünyasına egemen ideolojinin nüfuzu ve psikolojinin statükonun bir aracı olması şu yollarla olmaktadır: 1) Egemen toplumsal değerlerin pozitivistik yöntemle psikolojik bilgiye dönüştürülmesi, 2) Bunların değer-tarafsız gerçekler olarak yayılması 3)Bİrey, toplumsal-tarihi/geleneksel bağlamından bağımsız olarak tanımlanarak insan varlığına asosyal-apolitjk bir görünüm kazandırılmaya çalışılması. Kuramlar/psikolojik bilgi, nesnel gerçekliğin birinci dereceden yansımaları olarak kutsandıktan sonra, tüketilmek üzere alıcılarına sunulur. Bugün sadece kliniklerde değil, insanın etkinlik gösterdiği bütün alanlarda (eğitim, evlilik/aile, çocuk yetiştirme, ticaret, reklam, personel eğitimi, askerlik, güvenlik, seçim, yargı... vd.), insanlar obur tüketiciler olarak psikolojik bilgi ve hizmetleri satın almak için yanşıyorlar; psikologlar halkın görüş, değer yargıları ve tutumlan üzerinde hatırı sayılır bir etki gücüne sahiptirler. Haverman (14) hiç de haksız değildi "Çağımız psikoloji çağı olarak ilan edilmelidir" derken. » Nüve Forum » akademik » Tıp Fakültesi » Psikiyatri »
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#5
| ||||
| ||||
| PSİKİYATRİYE GELİNCE Psikiyatrinin uygulamaları İle İktidar seçkinlerinin konumlarını koruma gayretlerinin ilişkisi ya da psikiyatrinin ideolojik amaçlar için kullanımı konusunda öteden beri tartışmalar devam edegelmekte-dir (15). Özellikle eski Sovyetler Birliğimde bilimsel sosyalizmi kavramayan sapkın muhaliflerin psikiyatri kliniklerine kapatılıp elektro-şok tezgahları ve nöroleptik banyolarından geçirilmesi ile ABD'de psikopatlara uygulanan psikoşirurji uygulamaları eleştirilmiştir. (Kimse bu eleştirileri "istisnalar ve kötü uygulamalar* diye geçiştiremez. Deli (örneğin; şizofreni) tanısı olan kişinin o andan itibaren cezai ve hukuki ehliyeti kalkmaktadır. Böyle bir kişi aynı zamanda her an bir yere kapatılma ve zorla tedavi İle karşı karşıyadır. Sadece bu yönü İle bile psikiyatri, İktidar sahiplerinin her zaman dikkatlerini çekmiştir. Psikiyatri tarihinde çok sayıda örnek bulabileceğimiz bu "kötü uygulamalar" bir yana, temel yönelimleri ite psikiyatri İdeolojik kullanıma açıktır. Her-şeyden önce psikiyatri, rasyonel bir şekilde düzenlenmiş tek tip bir toplum içinde yine tek tip normal bir birey öngörür. Kültür ve etikten bağımsız ruh/zihin sağlığı normlarının yanında psikiyatri, "yaşam sorunlarımla da ilgilenir. Yaşam sorunlarıysa, bilinir ki, "birey" ile "toplum", daha açık söylersek insan ihttyaçlan ve talepleriyle bunların İdamelerini sağladığı varsayılan aile, eğitim, iş ve politika gibi'toplumsal kurumların arasındaki çatışma ve gerilimden doğar. Nitekim DSM-IV (16) ve ICD-10 (17) gibi, bugün evrensel geçerlilik iddiasındaki sınıflama ve tanı ölçütleri elkitaplarında tanı için sadece bulgular (hallüsinasyon, hezeyan, unutkanlık vb.) değil, bunların kurumsal ilişkileri etkileme dereceleri de dikkate alınmaktadır. Bu kurumlar, bugünkü modem toplumlarda geleneksel ilişkilerde olduğu gibi "ortak bir iyi'yi değil, ekonomik ilerleme ideolojisinin/hedefinin gerisinde saklanan belli bir çıkar dizisini temsil ederler. Kuram ve uygulamalarıyla modern psikiyatri, bu kurumlann etkin bir şekilde işlev görmesini gözetir. Bunun en açık kanıtı, DSM-IV'ün hazırlanmasında sigorta şirketleri ve baroların önemli katkılarıdır. Psikiyatri toplumsal kurumlardan kaynaklanan çatışma ve acıtan bireyin (bazan ailenin) "işlev bozukluğuma bağlar (psikolojizasyon). Sonra da bu sorunlara kısa vadeli teknolojik çözümler bulur (medikalizasyon). Bu şekilde toplumsal/politik ağırlıklı sıkıntılar psikolojize ve medikalize edilerek bağlamından kopardır. Bugün yüzlerce bilim adamı çok uluslu şirketlerin bursları ve destekleriyle bu uğurda çalışmakta, büyük fedakarlıklarla üretilen bilgiler yüksek teknolojinin tezgahlarında tıbbi cihaz ve ilaca dönüşerek hastalara akmaktadır. Modern toplum rasyonel bir şekilde düzenlenmiştir. Bu bir stabilizasyon durumudur ve her şey yerli yerinde olmak zorundadır, işe belli saatlerde gidilir, Öğle yemeği belli bir saatte genellikle birlikte yenilir, iş yerinde hergün aynı işi aynı şekilde yapmak zorundasınız. Gece ve hafta sonu yapacaklarınız da bellidir; nitekim belli sayıda tv kanalı vardır ve zaten programlar da birbirine benzemektedir. Elbette başka seçenekler de vardır, örneğin; maça gidebilirsiniz ve diğer insanlarla birlikte koro halinde küfürler savurabil irsin iz. Evler tek tiptir, sokaklar da. Yollarda gidiş ve geliş şeritleri vardır; ters şeride girmenin bedeli Ölümdür. Zevklerinize göre modayı izleyebilirsiniz, ancak seçenekleriniz bellidir; birileri önceden bütün ihtimalleri sizin için düşünmüştür... Bu tek tip rasyonel toplumda destabilizas-yon, durumlarına karşı tedbirler alınmıştır. Akıl bozukluğu da toplumun rasyonel işleyişine bir tehdittir (18). Tıbbi psikiyatrinin görevi, kişisel işlev bozuklukları ile İzah ettiği bu tehdidi, toplumsal hayatın uyumlu işleyişini yıkıma uğratmayacak bir mekanda sınırlamaktır (19). "Mekan" derken elbette modern psikiyatrinin tarihe gömmekte övündüğü 1marhaneler" ve "zincirler" kastedilmiyor. Biz psikiyatrlar Ortaçağ'ın içine şeytan girmiş kötüleri kovalayan papazları değiliz. Hiç kuşku yok ki, lobotomi-yı de lanetliyoruz. Ancak biz de psikopatolojiyi insanın beyninde arıyoruz, şeytan ve cinlerle değil ama nörotransmitterlerle meşgulüz. Üstelik bugün, 19. Yüzyıl'dan farklı olarak tüm toplumun psıkolojızasyonu-psıkiyatrizasyonu söz konusudur. Artık akıl hastalığı belli kişilere mahsus bir durum değildir; beyne/zihne lokalize edilen psikopatoloji potansiyel olarak herkesin zihinsel bölmelerini işgal edebilir, önceleri bir kimse deli ya da akıllıydı; şimdi akıl bozukluğu grip ya da kanser gibi kısa veya uzun süreli olabilen bir hastalık olarak görülür. Bu şekilde stabilızasyon İçin tehdit unsuru olabilecek herkesi zararsız hale getirecek bir mekanizma oluşmaktadır. Nitekim ruhsal bozukluklar listelerine alınan kategorilerin sayısı her geçen gün artmaktadır. Bu durum, bir yandan tıp sektörünün cirolarını anlatırken öbür yandan da statükoyu rahatlatmaktadır. Tıbbı ideoloji, hastalık durumunu anlamlı insan ilişkilerinin dışında tanımlayarak, sosyo-politik bağlamın (kurumların) sonucu olan ruhsal acıyı, statükoyu rahatsız etmeyecek sınırlı bir alanda tutmayı başarmaktadır. Elbette modern psikiyatrinin yaptığı önemli işler de vardır; en azından demir parmaklıklara ve zincirlere gerek kalmamıştır. Şimdi majör ve minör trankilizanlar var; yanı herşey daha uygar ve insancadır. Bir psikiyatri profesyoneli olarak inanıyorum ki, statükoya katkılarımız bilinçli çabalarımızın ürünü değildir. Ne var ki kuram ve uygulamalarımızın bu şekilde toplumsal sonuçlarının olabileceğini kabul etmek oldukça güç. Çünkü böyle bir okuma, altımızdaki zeminin bütün bütün kaymasına yol açabilir. Ama ben yine de öteden beri sorulan soruları tekrarlıyorum: Psikıyatnk tanı bir yönüyle, insanların acı ve hayal kırıklıklarının toplumsal bağlamından kopartılıp "bozukluk" olarak yeniden tanımlanması, psikiyatrik tedavi de toplumsal kurumların dişlileri arasında ezilen kurbanlara bir yüce unutuşun bağışlanması mıdır? Kuşkusuz, Davıd Cooper (20) bütünüyle haklı değildi: Tüm hezeyanlar politik bildiriler ve tüm deliller siyasi muhaliflerdir". Ama bütünüyle de haksız değildi. » Nüve Forum » akademik » Tıp Fakültesi » Psikiyatri » KaynakPdf
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
| Sponsorlar |
| |
![]() |
| Tags |
| aracı, olarak, psikiyatri, psikoloji, statükonun |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|