iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 02:56 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !
Sponsor Reklam

» Nüve Forum » akademik » İletişim Fakültesi » Radyo Televizyon Sinema » Postmodernist Dördüncü Kuvvet: Köşe Yazarları

Radyo Televizyon Sinema Radyo Televizyon Sinema Bölümü 1965 yılından bu yana görsel işitsel medyaya nitelikli mezunlar kazandırmanın ötesinde, Türkiye’deki medya çalışmaları alanına öncülük etmektedir.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 24.01.10, 07:37
Standart

Postmodernist Dördüncü Kuvvet: Köşe Yazarları


world - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 1.068
Send PM

24.01.10, 07:37


Postmodernist Dördüncü Kuvvet: Köşe Yazarları-postmodernist-fourth-power-jpg
 
Postmodernist Dördüncü Kuvvet: Köşe Yazarları-Postmodernist Fourth Power: Newspaper Columnists
Basın günümüzde büyük tecimsel şirketlerin bir kolu olmuştur ve bu işletmenin denetimi, köşe yazar¬larına uygun bir esneklik olanağı tanıyan sözde özerk yönetici seçkinlerin elindedir. Ancak, bunların ötesinde, hükümetlere ve güç merkezlerine kişisel çıkarlar bağlamında bağımlı olan gazete sahibinin gölgesi yönetici kadro ve köşe yazarlarının üstünden hiç kalkmamaktadır. Köşe yazarlarının, gazetenin temel ideoloisinin aksine de olsa, belirgin makul sınırlar içinde fikirlerini açıklamalarına ve hükümeti eleştirmelerine izin verilir. Basın, giderek kâr merkezli daha büyük kartellerin güç odaklı kolu haline gelirken, basın patronunun tolerans sınırları içinde hükümeti eleştiren yeni tür köşe yazarları alanı doldurmaya başlamıştır. Biz, hükümetler üzerinde gözetim görevi yapan bu yeni akımı basının 'postmodernist dördüncü gücü' olarak isimlendirdik. Araştırmanın amacı, gazetelerdeki köşe yazarla¬rının değişik konu ve kişilerle eleştiri ya da övgü oranlarını irdeleyerek, köşe yazarlarının ne kadar eleştirel olabildiklerini ortaya çıkarmaktır. Bu bağlamda 10-16 Kasım 2005 tarihleri arasında çıkan bütün ulusal gazetelerin köşe yazıları incelenmiştir. Çalışmanın ulaştığı önemli sonuçlardan biri, köşe yazarlarının postmodernist bir '4. Kuvvet' rolü üstlendikleri şeklindedir.

Press today is a branch of large commercial companies and the control of this business is in the hands of a so called autonomous managerial elite who allows a considerable degree of flexibility to columnists. But above all, there is always the shadow of the owner, who is bound to the governments or centers of power based on self-interest, on the managerial staff and columnists. Columnists, contrary to the main line ideology of the newpaper, are allowed freedom to express their opinion and criticize the government, but obviously within reason. As the character of the press changed towards the power oriented branch of a more profit-centered bigger size cartels, a new tppe of columnists filled the arena who were allowed to criticize the government within the reasonable limit of the tolerance the owner allows. We called this new trend of watch keeping over the governments 'postmodernist fourth power' of the press. This analysis is made to put forth the degree of criticisim of the columnists. For this purpose all the national newspapers published during the 10th -16th of November, 2005 were examined. One of the main results is that columnists generally adopted the role of postmodernist fourth power.

Prof. Dr.Şermin TEKİNALP, İstanbul Kültür Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi,


__________________
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 24.01.10, 07:38
world - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 1.068
Ettiği Teşekkür: 414
472 tane iletisine 793 kere teşekkür edilmiş
world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.
  Send PM
Standart Postmodernist Dördüncü Kuvvet: Köşe Yazarları

GİRİŞ
Kitle iletişim araçlarının tekelleşmesi ile meslekten gelen gazetecilerin gazete sahibi olduğu dönemler geride kaldı. Değişik türde yatırım işine girmiş holding sahibi iş adam¬larının birçok gazete, dergi, televizyon ve radyo kanallarına sahip olmasıyla gazete¬cilik boyut değiştirdi. Bu gelişmeler, liberal siyaset ve ekonominin slogan yaptığı, 'de¬mokratik', 'özgür', 'kamunun gözcüsü' basın olgusunun yeniden gözden geçirilmesine ve gazeteciliğin yeni dünya düzeni içindeki rolünün eleştirilmesine yol açtı (Tekinalp, 2003 ). Basın günümüzde büyük şirket ve holdinglerin ayrı işlevi olan bir dalı haline gelmiş (Curran, 2002:108) ve bu gelişmeyle birlikte hem diğer güç merkezleriyle çatışan hem de onlara boyun eğmek zorunda bırakı¬lan ekonomik bir sarmalın içine girmiştir. Hükümetler de bu güç merkezlerini denetim altına alarak kendi propogandalarını yapan kuruluşlara dönüştürmenin mücadelesini vermektedirler.

Gelenekçi liberal düşünce, medyanın en işlevsel rolünün devleti gözleyen bir kamu gözcüsü olarak hareket etmek olduğunu ileri sürer. Bu rol hükümetin işleyişi hakkında bir tartışma başlatmak ve yaymak; ancak en önemlisi devlet otoritesinin kullanılmasın¬daki kötü uygulamaları açığa çıkarmaktır. Bu 'gözcülük' görevinin önem açısından medyanın en önemli görevi olduğu, bunun da medyanın örgütlenme biçiminden kay¬naklandığı ileri sürülür. Bütün bu düzenle¬meler medyanın özgür olduğu ortamlarda istenilen sonucu verecektir. Medya baskı ve kamusal düzenlemelere maruz bırakılırsa bu 'gözcülük' görevini yerine getiremeyecektir (Chomsky, 1999; Gandy, 1991; McCombs ve Shaw,1991)

Köşe yazarlarının ne kadar özgür olabileceği konusunda son derece az araştırma vardır yapılan araştırmaların da çok kapsamlı bir araştırma olduğunu iddia etmek olanaklı değildir. 2004 yılında Hürriyet, Akşam ve Sabah gazetelerinin köşe yazarları üzerinde yapılan bir araştırma (Gürsoy ve Kotaman, 2005) bu gazetelerin köşe yazarlarının o günkü gündemle ilişkili olarak egemen güç¬lerin dışındaki farklı sınıfların görüşlerine yer vermediklerini, egemen görüşlerin söy¬lemlerinden bağımsız olmadıklarını, kamu¬sal önemi olan konuları yeterince inceleme¬diklerini, egemen çevreleri yeterince eleştir¬mediklerini ortaya koymuş. Ancak araştırma sadece üç gazete ile ve belli başlı altı köşe yazarı ile sınırlı olduğu için araştırmayı bü¬tün köşe yazarlarına mal etmek olanaklı görünmemektedir.

Birçok yazar, içinde yaşadığımız çağa 'ser¬maye çağı' adını veriyor (Bilgili, 2005). Tüm üretken süreçler sermayenin kendi içinde doğar. Üretken süreçlerden biri olan medya toplumda önemli bir yer tutar ve medya üretim ilişkilerinde sermayenin durumu yadsınamaz. Bu bağlamda gazeteciler gerçek vicdan hükümlerini kullanamaz duruma gelmişlerdir. Gazetecilik mesleği için konu¬lan yasal kurallar çalışma ilişkilerini kendi çıkarlarına indirgeme ve biçimlendirme ar-zusundaki sermaye tarafından neredeyse hiç işlemez duruma getirilmişlerdir. Postmodern bir yaşam biçiminde sermaye bütün ilişkile¬rin merkezine oturmuş ve çok önemli, dene¬ten bir güç haline gelmiştir. Bu konuda yapı¬lan araştırmalar, medyadaki tekelleşme ve centilmenlik anlaşmaları nedeniyle gazeteci¬lerin "vicdan hükmü"nün giderek sembolik-leşen, uygulama alanı bulamayan bir hakka dönüştüğünü ortaya koymaktadır.

Bizim araştırmamızda ise, bütün gazeteler ve bütün köşe yazarları incelemeye alınmıştır. Araştırmanın problemi ise köşe yazarlarının neyi, ne derecede eleştirdiğidir, bir başka deyişle, hangi konulara ne kadar olumlu ya da olumsuz yaklaştıklarıdır. Bunu yapmak¬taki amacımız, köşe yazarlarının bir bakıma liberal söylemin temel felsefelerinden biri olan, dördüncü güç basın tezine uygun ola¬rak, bu gücü ne derecede kullandığını be¬lirlemektir. Kuşkusuz, basın içinde çok farklı eleştirel yazılar yazan köşe yazarlarının dü¬şünceleri yazı yazdıkları gazetenin ve onun patron ya da patronlarının genel çıkarlarına uygun genel haber içeriği ile örtüşmeyebilir. Gerek verilen haberler, haberlerin verilişinde dilin kullanımı, haberin yeri, büyüklüğü, kullanılan destekleyici fotoğraflar ya da kul¬lanılmayan haberler, köşe yazarlarının tam aksine, medya-siyaset-sermaye ilişkilerinin sonucu olarak hükümet ve sermaye yanlısı olabilir. Ancak Türkiye'de popüler gazete¬lerdeki genel eğilim, her düşünceden köşe yazarlarının gazetelerde ifade olanağı bula¬bilmeleridir. Medya patronlarının ikti¬dardaki parti ile iyi ilişkilerinin sağladığı olanaklar ve bu paralelde yazı yazan ve kendile¬rine 'fikir yazarları (opinion columnists) denilen sağ görüşlü köşe yazarları her yerde vardır (Brook, 2004). Dünya medya devi Murdoch, ingiltere'de Thatcher'i destekleyerek ABD'de yerel ve ulusal siyasilerle iyi ilişkiler kurarak yasal ve yönetsel zorlukları kolayca aşıp bir medya imparatorluğu kurmuştur (McNair,
1999).

Emin Çölaşan'ın Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi (2007) kitabında sergilediği bilgiler, Tür¬kiye de belki de bir ilk olarak, hükümet-sermaye-medya ilişkilerinin boyutunu ve bunun yazı işleri tarafından gazete içeriğine nasıl yansıtıldığını, köşe yazarları üzerindeki baskının ne boyutlara vardığını çok somut bir biçimde ortaya koymaktadır. Aslında Çölaşan ın bu kitabı, zaten bilinen ancak şimdiye kadar somut bir biçimde ortaya konmamış olan bir gerçeğin ilk yazılı belge¬sidir diyebiliriz. Köşe yazarlarının eleştirile¬rine adı önceden belirlenmiş belli kriterler içinde izin verilmekte, diğer taraftandan da, gazete manşetten verdiği haberlerle bu eleş¬tirileri bir bakıma etkisiz hale getirmektedir. Halkın büyük bir çoğunluğunun gazete o¬kumadığı, okuyanların da, eğitimli ve, köşe yazarı okuyan az sayıdaki bir grup dışında, genellikle manşet haberlerini ve gazete çıkar¬ları doğrultusunda verilmiş siyaset ve eko¬nomi haberlerini takip ettikleri düşünülecek olursa, bu sınırlandırılmış eleştirilerin genel halk üzerindeki etkisi tartışmalı hale gel¬mektedir. Bu postmodernist, yeni, denetimli eleştiri çağımızın bir gerçeğidir ve bunun üzerinde çok daha fazla ayrıntılı çalışmalar yapılması gerekmektedir.

Marketwatch gazetesi yazarı Jon Friedman, New York Times'ın köşe yazarı Frank Rich'in, "Columnists and critics do serve a purpose" başlıklı makalesinden alıntılar yaparak köşe yazarının ne yapmaya çalıştığı hakkında önemli ipuçları verir (Friedman, 2006) Rich şöyle demektedir:

Haber ve kültür arasında bağlantı kurmaya, olayların derinindeki anlamı açığa çıkar¬maya, tartışma üretmeye, ve şans da yaver giderse, okuyucularımın günümüzde anla¬tılan hikayelere ve insanlara farklı bakmasını sağlamaya çalışırım... Bir köşe yazarı veya eleştirmenin sorumluluğu, son derece tut¬kulu olması, doğru ve dürüst olması, yaz¬dıklarına bilgi katması ve olduğunca iyi yazmasıdır. Bir köşe yazarı bir Başkan ya da bir filmle ilgili çok keskin görüşlere sahip olabilir; önemli olan davasını halkın önem¬semesini sağlamaktır.

İyi köşe yazarlarının adil, ellerindeki köşenin gücünü kendilerine verilmiş bir imtiyaz gibi değil, topluma hizmet etmenin veya sade vatandaşın araştırıp bulamayacağı ya da üzerinde hiç düşünmeyeceği konuları deşen, eleştiren iyi gözlemciler olması beklenir. Köşe yazarlığı bir silah olarak kullanılamaz. Bir köşe yazarı için en ahlaksız şey, özgün bir şey bulamama durumunda sadece dikkat çekmek için ve ele aldığı kişi ya da konunun olduğunca geniş bir kesim tarafından tartı¬şılmasını sağlamak, adını andırmak, sesini duyurmak için ses getirecek birini eleştir¬mektir. Uzun yıllar köşe yazarlığı yaptığını ve bu konuda gözlemleri olduğunu yazan köşe yazarı Serdar Turgut (Akşam, 30.08. 2005), Akşam gazetesinde çıkan "Köşe Yazarı Olmanın Altın Kuralları" başlıklı makalesine kendi sözlerinden özetle Türkiye'de köşe yazarı olabilmenin koşullarını şöyle açıklar:

Megalomani iyi birşeydir. Megaloman olma¬yan iyi yazar da olamaz.Eğer şövalye ruhu taşımıyorsanız bu işi hemen bırakın ve tica¬rete atılın. İyi bir yazarsanız herkesin sizi sevmesi mümkün değildir. Sadece sevenleri olan bir yazar, yazar değildir. Yazarlar Rahi¬be Therasa gibi olmamalıdır. Halkı severek de yazar olunamaz, çünkü bu memlekette halk kendisinden hiç hoşlanmamaktadır. Her durumda her şeye muhalif ol. 'İyi şeyler olunca överim' de diyen yazarlara bakma, onlar yalakalığa kılıf bulmuş durumdadır Sadece halkın anladığı konuları yazarsanız sıkıcı olursunuz. Hayatta yazarlık onuruna uygun yazı diye bir şey yoktur. Her konu yazılabilir, hatta yazılamaz sanılan konuda yazmak varsa yazarlık onuruna daha uy¬gundur, tek kriter hangi konuda olursa ol¬sun iyi yazı yazmayı başarabilmektir. Yazar¬lık, insanı yalnızlığa iten, itmesi gereken bir meslektir. Polemikler bir yazarın ateşleyici-sidir. Polemiğe girmeye yüreğiniz yetmi¬yorsa, yazar da değilsiniz demektir.

Yukarıda verilen New York Times köşe yazarı Frank Rich ile Akşam gazetesi köşe yazarı Serdar Turgut'un köşe yazarlığı ile ilgili görüşleri karşılaştırılırca, söylem değişik de olsa ortak noktalar anlaşılabilir. Her ikisi de tartışma üretme, eleştiri ve iyi yazmanının öneminden bahsetmekteler. Rich, fikirlerde keskinlik, bilgi, dürüstlük ve tutku üzerinde dururken, Turgut, halkı överek, bir başka deyişle, halkın istediklerini yazarak değil, bildiğini iyi yazarak, ve polemik yaratarak iyi yazar olunabileceğinden bahsetmektedir. Her iki görüşün ana fikrini kısaca eleştiri ve iyi yazma oluşturmaktadır. Bu noktadan hareketle, köşe yazarlarının yazılarını ince¬lerken, hareket noktamızı, köşe yazarlarının yazılarındaki eleştiri oranına yoğunlaştırdık. Ancak köşe yazarlarının özgürlük alanını iyi anlayabilmek için medya emperyalizminin boyutlarını iyi anlamak gerekir.
__________________
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 24.01.10, 07:38
world - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 1.068
Ettiği Teşekkür: 414
472 tane iletisine 793 kere teşekkür edilmiş
world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.
  Send PM
Standart Postmodernist Dördüncü Kuvvet: Köşe Yazarları

Dünyada Medya Emperyalizmi
Medya emperyalizmi, çok öz bir anlatımla, kitle iletişim araçlarının büyük güç sahibi kişilerin elinde toplanarak, bu gücün işbirliği içinde oldukları mecralarla ilişkiler çerçeve¬sinde, medya içeriğinin çeşitli biçimlerle kendi çıkarları doğrultusunda yeniden oluş¬turulduğu kapsayıcı bir tekelleşmedir. Bu uluslararası boyutta olabileceği gibi, ulusal boyutta da olabilir. Ancak kapitalizmin ulus¬lararası etkileşim alanları göreceli olarak ulusal emperyalizmi uluslararası boyuta taşır. Tek tip bir iletişim modelinin olum¬suzluklarını John Keane (1993: 169) şöyle özetler:
Demokrasinin en başta gelen ve aşıl¬mamış avantajı barış, sessizlik ve iyi ka¬rarları garantilemesi değil, yurttaşlara bu kararların niteliğini yargılama (ve bu konudaki yargılarını yeniden değerlen¬dirme) hakkını tanımasıdır. Demokrasi, kamuya açık olarak karar veren toplu¬luklar tarafından yönetimdir. İşte bu yüzden bu denemede savunulan kamu hizmeti modeli yeryüzünde bir iletişim cenneti yaratmanın tarifnamesi olamaz Bu model uygulandığında 'basın özgür¬lüğünün' anlamı ve kapsamı konusun¬daki tartışmalara son vermeyecektir. İle¬tişim özgürlüğü en son ve en eksiksiz haliyle gerçekleştirilecek bir şey değil¬dir. Son çözümü olmayan, hep süregiden bir projedir o.

Bireyin etkilenmesi için insanın varoluşun¬dan bu yana yöntemler geliştirilmiştir. Eski Hıristiyan geleneğinde cahil toplumu etki¬lemek için dini imgeler, ikonlar kullanılmaya başlanmış ve bu gelenek artarak sürmekte¬dir. Sahte terapiler, ses, resim ve görüntü¬lerle elde edilen büyüleyici efektler geçici olarak da olsa insanların rahatlamasını, hu¬zura kavuşmasını sağlar. Ulusal kimlikler, çeşitli ortamlarda ve çeşitli araçlarla insanlar kendilerini bu kimlik içinde kavradıkların¬dan ya da böyle kavramaya özendirildikleri için oluşur. Toplum böylesine hayal ürünü bir ulusal kimlik projesiyle yeniden inşa edilir. İnsanlar uzun dönemde imgelerle böyle bir toplum içinde nasıl davranacağını öğrenir; bildiklerini medya ile pekiştirir. Medya bizim için anlam üretir. Medyanın öğrettiği gerçek, kurgulanmış paketlenmiş, dondurulmuş bir gerçektir. Zihnimiz, don¬durulmuş veya sınırlandırılmıştır. Konuşu¬lan dilden kitle iletişim araçlarına kadar uzanan yelpaze içindeki tüm iletişim araçları toplumsal maddi koşulları izlemezler; bu koşulların yaratılmasına katkıda bulunurlar, bir başka deyişle, kültürün oluşmasında ve biçimlenmesinde rol oynarlar. Toplumsal oluşum tamamen iletişim üzerine kurulur. Dolayısıyla, konuşulan dil, şarkı, edebiyat, şiir, resim gibi her türlü iletişim aracı ve medya bu oluşuma katkı yapar.

Ancak; daha sonra geliştirilen etken izleyici tezleri iletişim kültür ilişkisinde insanı mer¬keze yerleştirir. İletişim-kültür ikilisinin öznesi insandır (Hall, 1994a, 1994b). Bu ne¬denle medya-kültür tartışmalarına insanın bu ikili arasındaki durumuyla başlamak ge¬rekir. İnsanın olduğu yerde çok anlamlılık vardır. Maddi ve simgesel ürünlerin üretil¬mesinde, dağıtılmasında güç egemen üreti¬cide olsa da, bunlara yeni anlamlar kazandı¬ran ya da direnen insandır. İnsanın bilinç mühendisleri karşısındaki konumu da ayrı bir tartışma konusudur. Popüler kültürü oluşturan metalar kadar insanın bu metaları farklı anlamlarda kullanma biçimleri de önemli bir tartışma konusudur. Bu çerçeve¬den hareketle köşeyazarlarının durumu da inceleme konusu yapılmalıdır. Her ne kadar içinde oldukları ve kalemleriyle geçimlerini sağladıkları büyük medyaya bağımlı olsalar da, onlar da izleyen ve anlamlandıran insan konumundadırlar. Burada sorulması gere¬ken soru, köşe yazarlarının bu özgürlükle¬rini hangi sınırlar içinde ve nereye kadar kullanabilecekleri konusudur.

Türkiye'de Medya Holdingleri
Türkiye'de yayıncılık alanında yaşanan yo¬ğunlaşmalar kitle iletişim patronlarının gide¬rek güç merkezlerinin en üstüne yerleşmele¬rine neden olmuştur. Rekabet nedeniyle birbirleriyle kıyasıya çatışan, ancak çıkarları söz konusu olduğunda birlikte hareket ede¬bilen bu gruplar hemen hemen her Türk vatandaşı tarafından çok iyi bilinmektedir. Örneğin, Ortak çıkarlar dört büyük televiz¬yon kanalını (Kanal D, Star TV, ATV, Show TV) reklamlarını bir havuzda toplama kara¬rına yöneltmiştir. Ayrıca gerek 2002 Radyo Televizyon Yasası çıkarken, gerekse 2008 Ocak ayında Bakanlar Kuruluna sunulan yeni RTÜK yasa taslağının hazırlanmasında uzun dönemli çıkarları için kendi yararlarına değiştirilen yasa maddeleri konusunda ortak hareket etmişlerdir.

Bu büyük medya holdinglerinin sahip ol¬dukları diğer sektörlerle birlikte toplam ci¬roları ve kâr oranlarına bakıldığında, kitle iletişim araçlarından (radyo, televizyon, basın) ettikleri karın çok düşük olduğu gö¬rülür. Hatta hiç kar etmeyen organlar da vardır. Neden az kazanca karşın patronlar sahibi oldukları kitle iletişim araçlarını ıs¬rarla ellerinde tutmaktadırlar? Bu sorunun yanıtı bir cümleyle verilebilir: Patronlar sa¬hibi oldukları diğer işletmeleri, daha doğ¬rusu içinde çalıştıkları sistemi güvence altına almak için medyayı ellerinde tutarlar. Med¬ya bu güvenceyi nasıl sağlayacaktır? Bunun yanıtı da dört cümleyle verilebilir: Birincisi, patronlar medyayı kendilerine ait diğer sek¬törlerin reklam aracı olarak kullanmaktadır; ikincisi, siyasi erkin kendilerini ilgilendiren kararları almada sahibi oldukları medyayı baskı aracı olarak kullanabilmektedirler; üçüncüsü, medyayı rekabet halindeki diğer sektörlerle mücadele aracı olarak kul¬lanabilmektedirler; dördüncüsü de, bütün bunları yaparken kamuoyunu eğlendirerek, uyutarak, yönlendirerek siyasi erkin ve sis¬temin işleyişindeki yanlışlardan uzaklaştır¬makta, tepkisiz bir toplum oluşmasına bile¬rek ya da bilmeyerek katkıda bulunmakta¬dırlar.

Siyasetin şirketlerin ve medyanın birbirinin içine geçtiği bu sistemde, medya sahipliğinin yapısı sürekli değişmektedir. Medya grup¬ları sürekli el değiştirmekte, şirket evlilikleri yapılmakta ve taşeron şirketler kurulmakta¬dır. Kendi şirketleriyle ilgili stratejik kararlar öz çıkarlara uygun olarak büyük bir hızla ve gizlilikle alınmaktadır. 2002 yılında Meclis¬ten geçirilen yeni radyo televizyon yasası, medya patronlarının arzusuna göre yeniden düzenlenmiştir. Daha önce ayrıntılarıyla belirtildiği gibi, medya sahipliğindeki kısıt¬lamalar, medya patronlarının devlet ihalele¬rine ve borsaya girmeleri önündeki yasakla¬yıcı hükümler yeni yasada kaldırılmıştır. Eski yasanın değiştirilmeden önceki 29. maddesiyle getirilen sınırlama, kişilerin ya da grupların medya alanındaki hisse payla¬rını sınırlamasına rağmen, şeffaflıktan ve denetimden uzak medya kuruluşlarında gerçek sahipliğin kime ait olduğu da pek bilinmemekteydi. Hükümetin bu alandaki savunması da bu noktada odaklaşmakta, yeni yasanın bu haliyle medya sahipliğini şeffaf hale getireceği savunulmaktaydı. Yeni yasadan sonra medya sahipliğinin yapısı incelemeye değer bir konudur.

RTÜK tarafından hazırlanan ve Başbakan¬lığa sunulan, Radyo Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı'nda, medya patronlarının durumu daha da iyileş-tirilmektedir. Bu konuda görüşlerini bildiren eski RTÜK Başkanı Nuri Kayış (Haberler, 2008) a göre, yeni yasa taslağında medyada¬ki yabancı sermaye payının%50'ye çıkarıl¬ması son derece tehlikeli bir gidişe işarettir. Yabancı sermaye içinde uluslararası silah tekelle¬rinin uzantılarının da bulunabileceğine ve diğer çikolata, gazoz üretimi gibi mallardaki yabancı sermaye payından farklı olarak, enformasyon tekelinin yabancılara geçmesinin ülke bütünlü¬ğünün parçalanması anlamına gelebileceğine dikkat çekmektedir. Kayış, ayrıca, medya patro¬nu konumunda olanların, başka işler yapması konusunda hiçbir engel olmayışının da ö¬nemli bir eksiklik olduğunun önemle altını çizmektedir.

Yukarıda özetle Türkiye deki medya tekeli¬nin siyaset ve yasa hazırlayıcıları ile nasıl bir işbirliği içinde olduğunu gösteren örnekler, araştırmamızın önemini ve anlamını vurgula¬mak için verilmiştir. Siyasete bu kadar bağımlı bir medyanın köşe yazarlarına tanıdığı özgürlük alanı çok ince ayarlarla yapılagelmektedir. Med¬ya patronlarının köşe yazarlarını Demokles in kılıcı misali siyasetçilerin tepesinde tutma ya da onlara yaranmanın ve bu şekilde istediklerini onlardan koparabilmenin ayarı zaman za¬man Emin Çölaşan gibi bazı köşe yazarları tarafından bozulduğunda, onlara önce uyarı, sonra yazılarını basmama veya sansürleme, ve ileri aşamalarda tehdit ve işten atma gibi cezalar verilebilmektedir. Ancak Emin Çölaşan, işten atılması olay olabilecek bir gazeteci olduğu için süreç bu kadar sancılı olmuştur. Daha az tanınan yazarların böyle bir şansı hiç yoktur. Onların doğrudan kurumla ilişki¬leri kesilmektedir. Böyle bir duruma neden olmamak için onlar da yazılarını içinde çalış¬tıkları kurumun genel eğilimine göre ayar¬lamaktadırlar.

Biz bu araştırmamızda bu ayarın ne düzeyde yapıldığını belirlemeye çalıştık. Patronların gölgesinde hükümet icraatları karşısında dördüncü güç gibi çalışması gereken köşe yazarlarının bu yeni konumunu da Posmo¬dernist dördüncü güç olarak adlandırdık.
__________________
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 24.01.10, 07:40
world - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 1.068
Ettiği Teşekkür: 414
472 tane iletisine 793 kere teşekkür edilmiş
world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.
  Send PM
Standart Postmodernist Dördüncü Kuvvet: Köşe Yazarları

Araştırma, 10-16 Kasım2005 tarihleri arasın¬da çıkan bütün ulusal gazetelerin köşe yazı¬ları incelenerek yapıldı. Araştırmanın amacı, köşe yazarlarının değişik konu ve kişilerle eleştiri ya da övgü oranlarını, bir başka de¬yişle, köşe yazarlarıyla ilgili genel kanı olan eleştiri yapma düzeylerini bilimsel ölçütlerle belirlemekti.

Araştırmanın yapıldığı tarihde, bugün oldu¬ğu gibi, laiklik, ulusal bütünlük ve PKK terö¬rü gibi bütün gazetelerin manşetten dolaylı veya dolaysız olarak verdikleri gündem ko¬nuları olmamakla birlikte, AIHM'in türban kara¬rı, Fransa olayları, Erdoğan hükümetinin siyasi ve ekonomik uygulamaları daha çok üzerinde duru¬lan konular olarak göze çarpmaktadır. Köşe yazar¬ları arasında bugün görüldüğü oran ve şiddette sataşma ve 'Cumhuriyetçi', 'dinazor', 'ikinci Cumhuriyetçi', 'laik' 'antilaik' gibi etiketsel bölünme görülmemektedir. Ancak, basının genel olarak 1. Erdoğan Hükümeti ne yıkıcı davranmadığı, hatta çoğunlukla açık destek verdiği bir dönemde, köşe yazarlarının, aşa¬ğıda belirtilen konularda ne derece olumlu ya da olumsuz tavır takındıkları ile ilgili bulgular, köşe yazarlığının misyonu açısın¬dan ışık tutucu olacaktır.

Köşe yazarlarının konularına göre yapılan sınıflandırmalar, gazeteden gazeteye değiş¬mektedir. Büyük Amerikan gazetelerinde köşe yazıları, yorum ve eleştiriler için kulla¬nılan başlıklar çok ayrıntılıdır. Örneğin, Chi¬cago Sun Times, köşe yazarı konularını, 'Baş Yazar', 'Haber ve Görüşler', 'Blogs', 'Spor', 'İş Dünyası', 'Eğlence', 'Yaşam', 'Teknoloji' ola¬rak sınırlarken; The Philadelphia Inquirer, 'Şehir (Metro), 'İş Dünyası , 'Spor , 'Fikir , 'Ev ve Tasarım , 'Moda , 'Sağlık ve Bilim , 'Gıda ve Yemek , 'Kültür ve Yorum , 'Ünlüler ve De¬dikodu , 'Sinema , 'Müzik , 'Tiyatro , 'Kitap , 'Video oyunları' gibi ayrıntılı vermektedir.

Araştırma, köşe yazılarını Türkiye genelinde popüler tartışma konularını dikkate alarak ayrıntılı olarak 15 başlık halinde toplayarak içerik çözümleme yöntemiyle yapıldı. Bun¬lar: 'İç Siyaset , 'Dış Siyaset , 'Ulusal Ekonomi , 'Uluslararası Ekonomi , 'Magazin , 'Spor , 'İslami Uygulamalar', 'Farklı Dinler', 'Laiklik Uygula¬malar , 'Şeriat , 'Kültür-'Sanat-Gezi 'Yaşam , 'Kişisel Yazılar , 'Eğitim , 'Sağlık olarak belirlendi. Araştırılan gazete köşe yazılarının konulara göre dağılımı aşağıda tablolarla gösterilmiştir.

Öncelikle araştırma konularının tanımı ya¬pıldı ve kapsamı belirlendi.Bu tanımların kapsadığı yorumlar 'olumlu ve 'olumsuz alt başlıkları altında değerlendirildi. Köşe yazılarının değerlendirilmesinde kullanılan başlıklar belirlendikten sonra yazılar bu tanımlar çerçevesinde değerlendirildi. De¬ğerlendirmede kullanılan yöntem, önce ya¬zıyı dikkatle okumak, yazının ana temasını bulmak ve bu temanın daha önce belirlenen başlıklar altında eleştirel ya da olumlu bir bakış açısıyla ele alınıp alınmadığını belir¬lemek olarak özetlenebilir. Çözümlemenin doğru yapılması açısından incelemek üzere belirlenen konuların neleri kapsayacağını açıklayan bir yönetmelik hazırlandı.

İncelenen Konu Başlıklarının Tanımı ve Kapsamı (Yönetmelik)
İç Siyaset: Siyasi iktidarın din, eği¬tim, sağlık, kültür, ekonomi, hukuk, spor ve her türlü diğer sosyo kültürel ve siyasi konu¬lar bağlamında uygulamaları veya düşünce¬leri ile ilgili olumlu ya da olumsuz yorumlar.
Dış Siyaset: Dış ülkelerin ve kurum¬ların din, eğitim, sağlık, kültür, ekonomi, hukuk, spor ve her türlü sosyo-kültürel ve siyasi konular bağlamında Türkiye siyasetini ilgilendiren uygulama ve düşünceleri ile ilgili olumlu ve olumsuz bilgiler ve yorum¬lar.
Ulusal Ekonomi: Türkiye deki eko¬nomik gelişmelerle ilgili olumlu ve olumsuz bilgiler ve yorumlar.
Uluslararası Ekonomi: Türkiye dı¬şındaki ülke ve kurumlardaki ekonomik gelişmelerle ilgili olumlu ve olumsuz bilgiler ve yorumlar.
Magazin: Gece hayatı, her tür ünlü¬lerin yaşamını ve davranışlarını içeren yazı¬lar veya magazin türü haberlerle ilgili olum¬lu ya da olumsuz bilgiler ve yorumlar.
Spor: iç ve dış spor dünyasındaki gelişmeler ve sporla ilgili kişiler bağlamında olumlu ve olumsuz bilgiler ve yorumlar.
İslami Uygulamalar: Doğrudan islamın uygulanışı ile ilgili olumlu ve olum¬suz bilgiler ve yorumlar.
Farklı Dinler: Türkiye de ki farklı dinlerle ilgili olumlu ya da olumsuz bilgi ve yorumlar.
Laiklik Uygulamaları: Laikliğin ta¬nımı, uygulanışı, iktidar ve iç ve dıştaki ku¬rumlar (AiHM.vb.) tarafından kavranışı konusunda olumlu yada olumsuz bilgiler ve yorumlar.
Şeriat: islam şeriatı ile ilgili olumlu ya da olumsuz yorumlar
Kültür-Sanat-Gezi: iç ve dış dünya¬da kültürel, sanatsal etkinlikler, açılışlar, tanıtımlar ve turistik geziler ve görülecek yerlerle ilgili olumlu ya da olumsuz bilgi¬lendirici yazılar, yorumlar.
Yaşam: Trafik kazaları, doğal afetler, suç eylemleri, sivil toplum örgütleri, vatan¬daşların yaptıkları ile ilgili haber ve konular¬la ilgili olumlu ve olumsuz bilgiler ve yo¬rumlar.
Kişisel Yazılar: Yazarın kendi duy¬guları, anıları, yaşadığı bir örnek olay veya başkalarına ilişkin olumlu ve olumsuz yazı¬lar.
Eğitim: Türkiye'de eğitim politikası ile ilgili olumlu ya da olumsuz yorumlar.
Sağlık: Türkiye de ve dünyada sağ¬lıkla ilgili olumlu ve olumsuz yorumlar.

BULGULAR
10-16 Kasım 2005 tarihleri arasında yedi gün boyunca bütün gazetelerdeki köşe yazıları¬nın tarandığı araştırma sonucunda (Tablo 1) basının en çok iç siyaset, dış siyaset ve spor konularında olumsuz köşe yazıları yayın¬landığı belirlendi (Tablo 2). Köşe yazarlarının sayısı gazeteden gazeteye değişmektedir. Bu nedenle, yazılan yazılarla ilgili olumlu ya da da olumsuzluk değerlendirmeleri köşe yazarı sayısına göre orantısal olarak yapıl¬mıştır (Şekil 1).
Köşe Yazarları Hükümet Uygulamalarına Eleştirel Bakıyor:
10-16 Kasım 2005 de yayınlanan toplam 13 gazetede 7 günü içeren bütün köşe yazıları değerlendirildiğinde iç siyasette 50 (%10.7) olumlu yoruma karşın 415 (%89.3) olumsuz yorum yapılmış (Tablo 2). iç siyaset olarak değerlendirilen köşe yazıları yönetimin uy¬gulamaları ile ilgili olup, olumlu ve olumsuz değerlendirmeler inceleme kapsamına alın¬mıştır. Bazı gazetelerde köşe yazarı sayısı fazla olduğu için olumlu ve olumsuz haber¬ler diğer gazetelere oranla fazla olmakta; ancak bu değerlendirme oransal olarak sıra¬landığında gazetenin konularla ilgili genel tutumu ortaya çıkmaktadır.

Tablo 3 de görüldüğü gibi Hükümet in iç siyasetle ilgili uygulamalarına en olumsuz bakan gazete Cumhuriyet Gazetesi. Sağ ve dinsel basın hükümete yakınlık veya uzaklık derecesine göre eleştirilerini artırıyor veya azaltıyor; ancak hepsinde eleştiri oranı yük¬sek. Vakit gazetesi eleştiride Cumhuriyet'ten sonra geliyor. Popüler ve yüksek tirajlı gaze¬teler Hürrriyet, Vatan, Türkiye, Sabah ve Milli¬yet in eleştiri oranları da hayli çarpıcı görü¬nüyor.
Tablo 2'de görüldüğü gibi, dış ülkelerdeki siyasi uygulamalarla ilgili yapılan toplam 154 yorum içinde 19 (%11.5) yorum olumlu, 145 (%88.5) yorum olumsuzdur. Köşe yazar¬ları Türkiye dışındaki siyasi uygulamalara da olumsuz bakmaktadırlar (Olumlu %11.5, Olumsuz %88.5. Gazetelerde köşe yazıları¬nın dış siyaset yorumlarının oransal dağılımı Tablo 4 de gösterilmiştir:
%15.9), 'iç siyaset' (%10), 'kültür-sanat ve gezi' (%9.49) ve 'spor'(%9.3)
Tablo 5'de görüldüğü gibi, 1978 olarak he¬saplanan konuların başında 'yaşam (316) ve 'iç siyaset' (198) gelirken. Laiklik 31, farklı dinler sadece 13 adet olarak belirlenmiştir: Hemen hemen hiç işlenmeyen konu ise şeri¬attır.
__________________
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 24.01.10, 07:42
world - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 1.068
Ettiği Teşekkür: 414
472 tane iletisine 793 kere teşekkür edilmiş
world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.world artık çok görkemli biri.
  Send PM
Standart Postmodernist Dördüncü Kuvvet: Köşe Yazarları

TARTIŞMA VE SONUÇ
10-16 Kasım 2005 tarihleri arasında Fransa daki ayaklanmaların ve AİHM nin 'türban kararının gündemi oluşturduğu bir dönemde yapılan bu araştırma, Türk basınındaki köşe yazarlarının tutumu ile ilgili bazı ipuçları vermektedir. Her ne kadar köşe yazılarının içeriği ulusal ve uluslararası gündeme göre değişse de, bir hafta boyunca Türkiyedeki bütün gazetelerde yazılan köşe yazılarının masaya yatırıldığı bu inceleme basında köşe yazılarınını genel eğilimi hakkında fikir vermektededir. Bu araştırmanın yapıldığı tarihte Hükümet ile basın arasındaki ilişkiler bugün olduğundan daha iyi olmasına karşın, köşe yazarlarının genel olarak iç siyaseti, uluslarası siyaseti ve Türk sporunu eleştirdiği görülüyor. Köşe yazarlarının sahip olması gereken özellikleri arasında en başta gelen eleştiri özellikle iç siyaset konusunda açık bir farkla kendini gösteriyor. Genel olarak bakıldığında, tekelleşen ve liberal ekonominin bağlayıcı koşullarıyla iktidara ve güç çevrelerine çıkar ilişkileriyle bağlı medya patronlarının ve onların emrindeki Genel Yayın Yönetmenlerinin haberleri seçme, düzenleme ve sunumlarıyla iktidar yanlısı bir tutum izlemekle suçlandıkları süreçte köşe yazarlarının postmodernist bir '4. Kuvvet' rolü üstlendikleri söylenebilir. Çünkü; genel olarak iktidara yakın olan basının köşe yazarlarının en çok eleştirdikleri konu, iç siyaset (% 89.3 olumsuz) olarak görülmektedir.

Özetlenecek olursa:
-İç siyaset en çok eleştirilen konudur.
-Köşe yazılarında en çok işlenen konular, trafik kazaları, doğal afetler , sivil toplum örgütleri, vatandaşların yaşadıkları olaylar gibi "yaşam" konularıdır
-En çok köşe yazarı Hürriyet (76), Sabah (64), Türkiye (59) ve Cumhuriyet (56) gazetelerinde çalışıyor. En az köşe yazarı nisbeten daha ucuz satılan günlük gazetelerde, Posta (32) ve Star (22)'da görülüyor. -Hükümete eleştiri en çok Cumhuriyet gaze¬tesinde (%97.9), en az eleştiri ise Posta gaze¬tesinde (%50) yapılıyor; ancak genel olarak basın köşe yazarları iç siyaset konusunda eleştirel bir görünüm srgiliyorlar. -Köşe yazarlarının en olumlu yazıları siyaset dışı, hükümetle ilgisi olmayan , kültür-sanat ve gezi ile ilgili konularda (%86), kişisel (%75.6) ve magazin ( %56.1) yorumlarında ortaya çıkıyor.
-Köşe yazarları ulusal bir sorun olan eğitim (%0.04) ve sağlık (%0.02) sorunlarını fazla işlemiyorlar.
-Köşe yazarları ulusal spor konularında da eleştirel (%71.2) yazılar yazıyorlar. -Laiklik, farklı dinler ve şeriat ile ilgili din içerikli yorumlar genel içinde hemen hemen hiç yok gibi. İslamın uygulanışı ile ilgili dinci basında bazı yorumlar yapılsa da genel akış içinde oranı önemli bir temsil sergilemiyor.
Eklenmiş Dosya
Dosya tipi: pdf index7.pdf (363,4 KB (Kilobyte), 73x kez indirilmiştir)
__________________
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Bu Alana Reklam Verin! Bu Alana Reklam Verin!
Bu Alana Reklam Verin! Bu Alana Reklam Verin!
Bu Alana Reklam Verin! Bu Alana Reklam Verin!

Radyo Televizyon Sinema