| Radyo Televizyon Sinema Radyo Televizyon Sinema Bölümü 1965 yılından bu yana görsel işitsel medyaya nitelikli mezunlar kazandırmanın ötesinde, Türkiye’deki medya çalışmaları alanına öncülük etmektedir. |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
#1
|
|
15.06.08, 20:14
TELEVİZYON; Bir kitle iletişim aracı olan televizyon, toplumun bilgilendirilmesi ve eğitilmesi, bireylerin ve kültürün geliştirilmesi, toplumsal sorunların çözülmesi gibi işlevleriyle dikkat çekici bir medyadır. Bu olumlu sayılabilecek işlevlerinin yanında; hemen hemen her eve kolaylıkla girebilmesi ve kullanımındaki özensizlik sonucu olumsuz bir takım özellikleri de beraberinde getirir. Televizyon yayıncılığı hem toplumsal hem de kamusal etkileri ile birlikte ele alındığında, teknik ve hukuki alanda bazı yasal düzenlemeler ile birlikte düşünülmelidir. Televizyon, toplumsal yaşamdaki ekonomik, sosyal, siyasal gelişmelerden etkilenirken aynı zamanda geçen zamanla birlikte bunlara etki eden bir mekanizmadır. Dolayısıyla yasal düzenlemeler, televizyon üzerinde sağlanmak istenen denetim ile ilgilidir. Televizyonun tarihsel gelişimi ve yüklendiği görevler çeşitli ekonomik ve siyasi nedenlerle zamanla değişmiş ve bu değişime paralel çeşitli düzenlemeler yapılması gerekmiştir. Dünyadaki yayıncılık alanında meydana gelen kamusal ve tecimsel gelişmeler de bu doğrultu da değerlendirilmelidir. TRT’nin yayına başlaması ve ardından yaşanan gelişmeler, tecimsel yayınların başlaması, yaşanan yayın kargaşası ve düzensizliğini giderme çalışmaları, dünyadaki gelişmelerin dikkate alınması ile anlaşılabilir. Televizyon denilince akla gelen bir diğer unsur ise sesin ve görüntünün belirli amaçlar doğrultusunda kodlanarak izleyiciye yollanması olarak tanımlanabilecek programlardır. TV programları değişen yayıncılık anlayışı içinde tecimsel baskıların artması ve televizyonların ticari bir işletme haline gelmesi nedeniyle giderek çeşitlenirken, televizyonun temel işlevlerini amaç edinen ve zaman zaman bunları geliştiren bir anlayışla şekillenir. » Nüve Forum » akademik » İletişim Fakültesi » Radyo Televizyon Sinema
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| Etkili Bir Kitle İletişim Aracı Olarak Televizyon Televizyon 20. yüzyılın en önemli kitle iletişim araçlarından biridir. Tüm kitle iletişim araçlarının özellikleri ayrı ayrı incelendiğinde televizyon yapısı gereği diğerlerinden oldukça farklı bir yerde konumlandırılır. Çünkü televizyon, iletişim sürecinin en önemli öğelerinden biri olan ‘alıcı’ için çekici birçok özelliği içinde barındırması açısından oldukça etkileyicidir. Bu anlamda iletişim kaynak, ileti, iletinin iletildiği kanal ve alıcı gibi öğelerin içinde yer aldığı bir süreç olarak düşünülürse, televizyon birbiri ile hiçbir sosyal bağı olmayan, birbirine benzemeyen, kısaca heterojen olarak tanımlanabilecek kitleyi aynı anda etkisi altına alabilmektedir. Bu gerçek, televizyonun etkin bir kitle iletişim aracı olarak kendine has yapısal özelliklerinin ortaya konmasını gerektirir. Fransızca’dan (télévision) dilimize aktarılan televizyon, uzak (tele) ve görüntü (vision) kelimelerinden oluşur ve uzağı görmek anlamına gelir. Teknik bir değerlendirme yapıldığında ise televizyon, ses ve görüntünün bazı elektronik işlemler yardımı ile elektromanyetik dalgalar aracılığıyla bir noktadan hedeflenen bir başka noktaya iletilmesi anlamına gelir. Ancak bu işlem bu teknik gerekliliklerin dışında çok daha karmaşık birçok yapısal özelliği bünyesinde barındırır. Öncelikle sesin ve görüntünün rast gele değil, belirli amaçlar doğrultusunda kodlanarak yayın haline getirildiği yani elektromanyetik dalgalar yardımı ile alıcıya iletildiği unutulmamalıdır. Çünkü televizyon teknik bir icat olmanın dışında, toplumsal yapının oluşturucusu ve kültürel değişimin tetikleyicisi gibi birçok önemli özellikle de tanımlanır ve bu özellikler onun etkinliğini daha da artırmaktadır: “Henüz 80 yıllık bile tarihi olmayan bu büyülü alet, çok kısa bir süre içinde insanlara bilgi ve eğlence veren bir medium (aracı) olma özelliğinin çok ötesinde, toplumsal yaşamı biçimlendiren ve dönüştüren niteliğiyle, 20. yüzyılın en büyük fenomeni haline gelmiştir. Televizyon, kitle iletişim araçlarının en yaygını ve en etkilisidir. Kitle iletişim araçları, 19. yüzyıl kitle toplumunun bir sonucudur fakat bu tarihten itibaren söz konusu araçlar özellikle de televizyon, sadece bir aktarıcı ya da toplumsal değişimin bir ‘etkileneni’ olarak değil, aynı zamanda bir ‘oluşturucusu’ olarak da sistem içerisinde aktif bir işlev yüklenmişler ve günümüz toplumsal yapısının oluşumunda son derece belirleyici olmuştur1.”
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#3
| ||||
| ||||
| Televizyonun bu kadar etkin ve önemli bir faktör olarak toplumsal dinamikler içinde nasıl yer aldığı sorusunun cevabı, haber verme, bilgilendirme, eğlendirme, eğitme vb… görünen birçok işlevini sıralamayı gerektirir. ‘Televizyon Yapımcılığı ve Yönetmenliği ‘kitabında Gürol Gökçe ‘Televizyon dünyamızı değiştirmiştir’ yargısını destekleyecek açılımları sıralarken aynı zamanda televizyonun işlevsel özelliklerine de değinmiştir: 1. Bir iletişim ve eğlence ortamı olarak televizyon, kendisinden önce var olan iletişim ve eğlence ortamlarının hemen hemen tümünde değişikliklere yol açmıştır. 2. Bu iletişim, eğlence ve haber ortamlarını değiştirmenin yanı sıra televizyon, toplumsal iletişimdeki gücü nedeniyle kurum, aile ve kültürel yaşantı gibi toplumsal dinamikleri de değiştirmiştir. 3. Televizyon göze ve kulağa aynı anda hitap eden bir kitle iletişim aracıdır ve bu sayede bize sunduğu olaylar karşısındaki temel görüşlerimiz, bu gerçeklerin sunuluş biçimi ve amacı çerçevesinde şekillenmekte, dolayısıyla birbirimiz ve dünya ile olan ilişkilerimiz de bu temelde şekillenmektedir. 4. Televizyon kendine has özellikleri gereği, etkileşime açık bir düzeneğe sahip değildir ve bu özelliği kitleleri edilgenliğe itmiş, kültürel ve psikolojik yetersizliklere zemin hazırlamıştır. 5. Televizyon tüketim ekonomisinin vazgeçilmez bir unsurudur. Hemen hemen her yere ve nokraya ulaşabilme gücü ve yaygınlığı nedeniyle, mal ve hizmetlerin tanıtımında kullanılmakta, ihtiyaca dayalı tüketimin yanı sıra, yeni yaşantı ve olanakların sunumu yoluyla yeni yeni ihtiyaçlar yaratmada aracı olabilmekte ve bu ihtiyaçların giderilmesinin formüllerinin tanıtımını yapabilmektedir2.
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#4
| ||||
| ||||
| Tüm bu işlevsel amaçların yerine getirilmesi ve televizyonun bu anlamda etkinliğini sürekli en üst seviyede tutması, iletişim sürecinin önemli bir öğesi olan ‘alıcı’ (hedef kitle) üzerindeki etkilerinin incelenmesi ile anlaşılabilir. Televizyon, haber verme, bilgilendirme, eğlendirme, eğitme gibi işlevlerini yerine getirirken yukarıda adı geçen birçok değişimin gerçekleşmesine yol açmış, toplumsal dönüşümde önemli bir etken haline gelmiştir. Bu bağlamda televizyon, ruhsal-bedensel ve toplumsal olmak üzere izleyiciler üzerinde iki türlü etki oluşturmaktadır. Bu etkiler aynı zamanda televizyonun teknik ve yapısal üstünlüğü nedeniyle, izleyicide kendine yönelik uyandırdığı algısal seçicilik ile de ilgilidir. Televizyon hayatın her alanında ve anında insanoğlu için vazgeçilmez bir eğlence ve haber kaynağı haline gelmiştir. Dolayısıyla televizyon karşısında geçirilen zaman her gün daha da artmış, birçok temel ve hayati ihtiyaç televizyon aracılığıyla giderilir hale gelmiştir. Özellikle son yıllarda televizyon teknolojisinde yaşanan gelişmeler dikkate alındığında, dijital yayıncılık ve daha öncesindeki kablolu televizyon yayıncılığı nedeniyle görüntü ve ses kalitesindeki artış ile birlikte kanal sayısında müthiş bir çeşitlenme gerçekleşmiş ve tam da bu nedenle, her türlü ihtiyaç televizyon üstünden giderilir hale gelmiştir. 24 saat alışveriş, haber, eğlence, sinema, tiyatro vb… birbirinden bağımsız yayın yapan birçok kanalın mevcudiyeti değişen yayıncılığın önemli birer örneğidir. Kısaca tüm bu anlatılanlar temelinde, televizyonun insan ve toplum üzerindeki olumlu ve olumsuz olarak nitelendirilebilecek etkileri nelerdir sırasıyla değinmek gerekir.
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#5
| ||||
| ||||
| Televizyonun Olumlu Özellikleri: 1. Sese görüntünün de eklenmesiyle ortaya çıkan yeni kitle iletişim aracı televizyon, özellikle uydu teknolojisinin yardımı ile sadece sesin ya da sadece görüntünün egemenlik alanının çok daha ötesinde bir egemenlik alanında söz sahibi olmuştur. Bu anlamda değişik kültür ve uygarlıklar hakkında haberdar olunması kolaylamıştır. Kültürel bir etkileşim ortamının yaratılmasına katkı sağlar. demokratik bir düzenin oluşturulmasında televizyonun etkisi çok önemlidir3. 2. Televizyon demokratik bir işleyişin oluşmasını sağlayarak, iktidarın çeşitli çıkar gruplarının egemenliğinde kalmasını engeller. Kamusal bir denetleme fonksiyonu güderek dengeli bir yönetim tarzsının gelişmesine hizmet eder4. 3. Televizyon yeni öğrenme olanakları sunar ve izleyicinin dünyadaki farklı deneyim ve yaşam olanaklarından haberdar olmasını sağlar. Bu bağlamda televizyonun eğitim ve öğretimdeki katkısı hem dolaysız hem de dolaylı yönden incelendiğinde çok önemlidir5. 4. Televizyon günlük hayatın sıkıntı ve zorlukları karşısında sakinleştirici ya da bir başka değişle yatıştırıcı bir işlev görür. Yeni eğlence olanakları sunarak günlük sıkıntıların ağırlığından insanı kurtarır. 5. Sayılan bu nedenlerle, televizyonun izleyici üzerinde çok büyük bir etkisinin olduğu, bu yönüyle de toplum ve kültür üzerinde oldukça önemli bir etkileme ve değiştirme gücüne ulaştığı herkesçe paylaşılan bir gerçektir. Ancak hedef kitle üzerinde aracın etkileri olumlu olabileceği gibi, olumsuz yönde de gerçekleşebilmektedir.
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#6
| ||||
| ||||
| Televizyonun Olumsuz Özellikleri 1. Televizyon karşısında geçirilen zaman bazı fizyolojik bozuklukları da beraberinde getirir. Göz bozuklukları, mide bulantısı ve baş dönmesi gibi etkilerin yanı sıra, sinirsel yorgunlukların da önemli tetikleyicisidir. 2. Televizyon, etkileşimli bir iletişimi ön görmediğinden, karşısında edilgen bir izleyici topluluğu yaratır. Bu durum hayal kurmayı, yaratıcılığı ve bilgi farkındalığı önünde önemli bir settir ve zihinsel tembelliğin oluşmasında en önemli etkendir. Dolayısıyla izleyici kendisine iletilen her veriyi doğru bir bilgi olarak değerlendirir, bu verileri sınayacak bilgi birikiminin oluşması engellenir. 3. Televizyonun insan üzerindeki bu etkilerinin dışında toplumsal kurumlar üzerinde de etkisi büyüktür. Özellikle yaşantı tarzında meydana getirdiği değişiklikler toplumsallaşma sürecini de etkilemekte, insan ilişkilerinde yapısal değişikliklere neden olmaktadır. Televizyon, yemek yeme, uyuma, gezme gibi ihtiyaçların ve insanlarla ilişkide bulunabilecek sinema, tiyatro vb… sosyalleşme ortamlarının yerini alabilmekte, haber alma, eğlence ve dinlenme gereksinimlerini karşılayarak serbest zaman etkinlikleri üzerinde söz sahibi olabilmektedir6.
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#7
| ||||
| ||||
| Türkiye’de Televizyon Yayıncılığı Dünyada ilk televizyon yayını 27 Ocak 1926 yılında İngitere’de, bir elektrik devresi yardımı ile bir noktadan başka bir noktaya görüntü aktarımı yoluyla gerçekleşmiştir. 1800’lerde başlayan teknik çalışmalar netice vermiş ve birçok keşfin ardından bu yayın yapılabilmiştir. Televizyonun Türkiye’deki gelişim çizgisi üzerine bir inceleme yapmadan önce, 27 Ocak 1926 öncesi ve sonrası televizyon tekniği üzerine dünyada gerçekleştirilen çalışmalara da ana hatlarıyla değinmek gerekir. 1817- Berzelius adındaki İsveçli bir bilim adamı ‘selenium’ adı verilen ışığın etkisi altında değişime uğrayan yeni bir madde keşfetti. 1873- May adındaki İngiliz bilim adamı, ‘selenium’ maddesinin ışık enerjisini elektrik dalgası yoluyla taşıyabileceğini keşfetti ve ışık dalgalarını elektrik akımına çevirmeyi başardı. 1884- Nipkov adındaki Alman bilim adamı kendi adını taşıyan ‘Nipkov Diski’ adında daha sonraki yıllarda mekanik tarama olarak adlandırılacak sistemin ilk örneği olan bir cihaz geliştirdi. 1906- Weiller, döner bir disk üzerine yerleştirilmiş bir dizi aynanın kullanıldığı başka bir tarama sistemi geliştirdi ve adına patent aldı. 1906- Rosing adındaki Rus bilim adamı bu sistemi geliştirdi ve sinyal almada elektronlardan yararlanan, görüntülerin alınması ve yayınlanabilmesi için yeterli hızda analizin yapılabilmesine olanak tanıyan ‘katod tüp’nü yaptı. 1907- Rosing Elektronik tarama sistemini geliştirdi. 1908/1911- Swington adındaki bilim adamı, mekanik tarama sisteminin temiz ve net bir görüntü elde edebilecek hıza ulaşamadığını savunarak, elektronik sisteme dayalı bir tarama sisteminin geliştirilmesi üzerine teorik bir çalışma yaptı. 1911- Zworykin adaındaki Rus bilgini, Swington’un teorik çalışmasını hayata geçirdi. 1923- Zworykin, ikonoscope adında bir elektronik kamera yaptı ve elektronik tarama yöntemi ile ilk görüntü aktarımını gerçekleştirdi. 1926 yılında Baird adındaki İngiliz, bir noktadan bir başka noktaya net olmayan görüntülerin aktarımı yoluyla ilk televizyon yayınını gerçekleştirdi. 1930- İngiltere’de Lord Seldon başkanlığında bir komite, BBC’nin halka açık televizyon yayını yapması önerisinde bulundu. 1936- İngiltere’de hem mekanik hem de elektronik sisteme dayalı değişmeli bir televizyon yayıncılığı başladı. 1937- İngiliz Posta Bakanlığı mekanik sistemin yerine tamamen elektronik sisteme dayalı televizyon yayıncılığına kesin geçiş yapıldı. 1937- İngiltere Kralı VI. George’un taç giyme töreninin televizyonda yayınlanması ile televizyon yayınları sürekli bir şekilde İngiltere’de başlamış oldu. 1939- New York’da kurulan bir TV istasyonu ilk kez yapılan dünya fuarından görüntüler aktardı. 1939- Sovyetler Birliği, Almanya ve Fransa’da düzenli televizyon yayınları yapılmaya başlandı. 1941- ABD’de televizyon yayınlarında reklamlara da yer verilmeye başlandı7.
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#8
| ||||
| ||||
| Dünyadaki televizyon yayıncılığından çok daha sonra bir tarihte yayına başlayan TRT, 1960 devrimi öncesi devlet kurumu olarak çalışan radyonun kötü ve yanlı kullanımı nedeniyle, 1961 Anayasası’nda adı geçen hükümler çerçevesinde 1.1.1964 tarihli 359 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon yasası temelinde özerk bir statü alarak kurulur. Bu yasa ile öngörülen değişiklik, her türlü radyo ve televizyon yayınının tarafsızlık ilkesine bağlı kalınarak yürütüleceği konusuyla ilgilidir. Ayrıca, bu zamana kadar değişik kurum ve bakanlıklarca dağınık bir şekilde yürütülen yayıncılık tek elde toplanacak ve yayıncılığı kendine meslek edinen kişilerce yapılacaktır. Kısaca yönetimsel müdahalelerden uzak, profesyonel ve kamusal hizmete dayalı bir yayıncılık öngörülmektedir. Ancak bu öngörü, istenilen düzeyde ve verimli bir gelişim göstermeyecektir.
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#9
| ||||
| ||||
| Kamusal Yayıncılık Türkiye’de kamusal yayıncılık üzerine ilk girişim, Kurtuluş Savaşı yıllarında önemi anlaşılan haberleşme ihtiyacını karşılamak üzere Cumhuriyet’in ilk yıllarında gelir. Ulusal sınırlar içersinde ve tabi ki dünya ile irtibat halinde olabilmek adına başlatılan çalışmalar sonucu, 1925 yılında Telsiz Tesisi Hakkında kanun çıkarılmış ve bu kanun çerçevesinde PTT, Milli Müdafaa ve Bahriye Bakanlıkları tarafından ihale koşulları hazırlanarak verici istasyonlarının kuruluşu için ihaleye gidilmiştir. İhale sonucu Fransız T.S.F. şirketi ile anlaşmaya varılmış ve bir yıl sonra Ankara ve İstanbul’da 20 ile 250 KW arasında değişen güçte vericilerin inşaatına başlanmıştır. 1927 yılında bu vericilerin devreye girmesi sonucu New York, Viyana, Londra, Berlin, Moskova ve Tahran gibi önemli merkezlerle irtibata geçilebilmiştir. Aynı dönemde radyonu öneminin siyasal iktidarlarca anlaşılması ve bu güçten yararlanılmak istenmesi nedeniyle güçleri 20-50 KW arasında değişen bu vericilerden ikisine radyo yayını yapacak donanım eklenmiştir. Böylece Türkiye’de ilk radyo yayını 6 Mayıs 1927’de İstanbul Büyük Postanesi’nin kapısı üzerine yerleştirilen bir vericiden halka müzik dinletilerek yapılmıştır. Ankara’da ise ilk radyo yayını kesin olmamakla birlikte 1927 Kasım’ından itibaren başlamıştır. Temel olarak Türkiye’de yayıncılık adına üç ayrı dönemden söz edilebilir. Özel Şirket, Devlet Radyosu ve 27 mayıs sonrası TRT ile başlayan birbirinden farklı bu dönemlerin gelişimi üzerinde, o yılların siyasi ve ekonomik atmosferi oldukça etkilidir. Türkiye’de ilk dönem, devlet eliyle ulusal bir burjuvazi yaratma çalışmaları ile yakından ilgilidir. Bu bağlamda Fransız T. S. F şirketi ile yapılan anlaşma gereğince kurulan istasyonlara, daha sonraki tarihlerde eklenen yeni donanımlar yardımı ile başlayan radyo yayıncılığı da eklenmiştir. Burada gözden kaçmaması gereken önemli bir nokta da, bu vericiler kurulurken tıpkı BBC örneğinde olduğu gibi, Türkiye İş Bankası, Anadolu Ajansı be başka birkaç şirketin katılımıyla kurulan Telsiz telefon Türk A.Ş. adı altındaki bir şirket ile İç işleri bakanlığının on yıllığına yaptığı devir anlaşmasıdır. TTTAŞ dönemi olarak belirlenen radyonun ilk on yıllık dönemi, yayıcılık konusunda çalışanların bilgi ve deneyim yetersizlikleri, ülkenin içinde bulunduğu ve çoğunlukla dünyadaki ekonomik gelişmelere bağlı sıkıntılar,… gibi etkenler ticari bir işletme öngörüsü ile reklam gelirlerinden elde edilecek kazanç temelinde kurulan özel radyo girişiminin son bulmasına neden olmuştur. Bu tarihten itibaren 1929 dünya ekonomik bunalımının da etkisiyle devlet eliyle kalkınmanın gerçekleştirilebileceği düşüncesi egemen olmuş, devlet tüm üretim alanlarında etkin bir rol oynamaya başlamıştır. Bu bağlamda yayıncılık alanında da etkin bir millileştirme politikası güdülmüş ve ilk iş olarak 120 KW’lık bir radyo istasyonunun, Ankara’da kurulma çalışmaları Devlet tarafından başlatılmıştır. Bu istasyonun 1938 yılında yayına başlamasından hemen önce, radyo 1937’de 3222 sayılı yasa gereği PTT Genel Müdürlüğüne devredilmiştir. Ancak radyo yayın hizmetlerinin devlet eliyle yürütülmesi bu yasa ile değil, 18 Ağustos 1936’da bir kararname ile sağlanabilmiştir. 1936-40 dönemi sonunda İkinci Dünya Savaşı dönemi başlamıştır ve bu dünya yayıncılığı açısından durgunluk dönemi olarak adlandırılır. Ancak bu dönem radyonun işlev açısından toplumda en çok aranan haber alma aracı olarak ön plana geçtiği bir dönem olmuştur. Dönemin özelliği nedeniyle radyo, hükümet yanlı, halk yönlü bir kullanıma girmiştir. 1939’da savaşın başlamasıyla radyonun rolünü daha iyi anlayan hükümet, radyoya ve radyo hizmetine yeni bir şekil vermiştir. 22 Mayıs 1940 tarihinde, 3837 sayılı yasayla ‘Matbaat Umum Müdürlüğü’ kurulmuş, böylece İçişleri Bakanlığı’ndan basın, PTT Genel Müdürlüğü’nden de Radyo yayınları bu müdürlüğe bağlı hale getirilmiştir.
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
|
#10
| ||||
| ||||
| İkinci Dünya savaşı sonrası Türkiye’de önemli siyasal ve ekonomik gelişmeler gerçekleşmiştir. Tek partili yaşamdan çok partili yaşama geçilmiş, 23 yıl süren tek parti yönetiminin ardından, Türkiye 1946 yılında ilk kez çok partili seçimlere tanıklık etmiş ve muhalefet partisi Demokrat Parti, bu tarihten sonra yapılan 1950, 1954 ve 1957 genel seçimlerini kazanmış, 1960’lı yılların başına kadar ülkeyi yönetmiştir. Ayrıca bu tarihte dünya ile entegre olma çabaları giderek derinleşmiş, Marshall yardımları ile başlayan Amerika Türkiye yakınlaşması birçok alanda yeni ortaklıkların gelişimine neden olmuştur. Ayrıca NATO üyeliği yine bu dönemde gerçekleşmiştir. Ancak tüm bu olumlu ya da olumsuz yönleriyle tartışılabilecek gelişmelere karşın DP, tek parti egemenliğini her alanda etkin hale getirmeye çalışmış, iktidar uygulamalarına yöneltilecek eleştirileri bertaraf etmek için dikta rejimlerine özgü tedbirler geliştirmiş, bu bağlamda radyo da DP’nin sesi haline gelmiştir. Dolayısıyla bu dönem partizan radyoculuk dönemi olarak adlandırılarak tarihe geçmiştir. Kısaca bu dönemde radyo DP’nin propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Bu nedenle bu dönem devlet radyoculuğu olarak adlandırılır. Bütün bunların yanı sıra, içerik ve yapılanma anlamında bazı değişiklikler ve gevşemeler söz konusu olsa da, bu gelişmeler Avrupa’da meydana gelen değişiklikler ve özerk yapılanmalar karşısında çok da etkili olmamış ve devlet radyoyu tamamen kendi için bir iktidar aracı haline getirmiştir. DP uygulamaları karşısında gerçekleşen 1960 müdahalesi ve sonrasında hazırlanan 1961 Anayasası, tüm diğer alanlarda olduğu gibi yayıncılık alanında da değişik düzenlemeleri öngörmüştür. Bu düzenlemelerin amacı devlet denetiminde iktidarın sesi haline gelen radyo yayıncılığını özerk bir hale getirerek bağımsızlaştırmak ve aynı zamanda geç kalınmış TV yayıncılığını başlatmaktır. Bu amaçla çıkarılan 1.1.1964 tarihli 359 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon yasası ile TRT kurulmuştur. TRT yasası ile getirilen yayın ilkeleri şunlar olmuştur: “Her türlü Radyo-TV yayınları tarafsızlık ilkesine uygun olarak yapılır. Haber ve programların seçilmesinde ve sunulmasında, kültür ve eğitime yardımcılık görevinin yerine getirilmesinde, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu görüşüne bağlı; insan haklarına dayanan milli demokratik, laik ve sosyal cumhuriyetin, milli güvenliğin ve genel ahlakın gereklerine uygun; Atatürk devrimlerinin, Türk toplumunun çağdaş uygarlık düzeyine erişmesini öngören dünya görüşünü yerleştirici ve geliştirici olmak, TRT’ye yasa ile verilmiş bir görevdir…8” Bu tarihten sonra TRT’nin teknik ve eleman gereksinimlerini gidermek amacıyla değişik çalışmalar yapılmış ve 1964 tarihinde eğitilerek TV hizmetlerinde çalıştırmak üzere eleman alımına gidilmiştir. TRT 1966 tarihinde Federal Alman Hükümetinin verdiği cihazların kullanımı ile Mithat Paşa caddesinde eğitim çalışmalarına başlamış ve 31 Ocak 1968 tarihinde haftada üç gün olarak düzenli yayına geçmiştir. 15.5.1974’de ise haftanın her günü yayın yapılmaya başlanmıştır. Tüm bu gelişmelere rağmen mali ve teknik zorunlulukların karşılanamaması ve dünya ile karşılaştırıldığında TV yayıncılığı konusunda yaşanan gelişmeler karşısında oldukça geride kalınması gibi etkenler TRT için özerk yılların sonunu hızlandırmıştır. Ayrıca yaşanan siyasi ve toplumsal gerginlikler nedeniyle hedef haline gelmiş ve 12 Mart müdahalesi ile 1971 yılında özerkliği sona ermiştir. Bu tarihten sonra TRT, her iktidar döneminin hedefi olan bir kurum haline gelmiş ve iktidarın politik uygulamaları için önemli bir icraat seslendiricisi halini almıştır. 12 Eylül 1980 müdahalesini izleyen yıllarda ANAP iktidarı ile birlikte uygulanmasına başlanan liberal ekonomi politikaları neticesinde TRT ile birlikte hiçbir düzenlenmeye gidilmeden özel televizyonculuk yayını, TRT yayıncılığına alternatif, çok sesli bir yapı ile büyük bir toplumsal desteği de arkasına almıştır. Ancak, herhangi bir kurala tabi olmayan ve reklam gelirlerine bağlı ticari bir işletme mantığı ile çalışan bu yayıncılık anlayışı büyük bir karmaşaya ve başı boşluğa neden olmuş, bu karmaşıklığı gidermek amacı ile de 1993 yılında çıkartılan ‘Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’ çerçevesine ‘Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’ kurulmuştur9. Kısaca 1990’lı yıllara kadar geçen sürede yayıncılık alanında meydana gelen gelişmeleri özetlemek gerekirse şunlar söylenebilir:
__________________ Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür... ![]() |
| Sponsorlar |
| |
![]() |
| Tags |
| iletisim araci, gorsel iletisim, kitle |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|