iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 07:18 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » akademik » İletişim Fakültesi » Radyo Televizyon Sinema » Medyanın doğru bilgi aktarmasının şartları

Radyo Televizyon Sinema Radyo Televizyon Sinema Bölümü 1965 yılından bu yana görsel işitsel medyaya nitelikli mezunlar kazandırmanın ötesinde, Türkiye’deki medya çalışmaları alanına öncülük etmektedir.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 28.06.08, 21:50
Standart Medyanın doğru bilgi aktarmasının şartları

28.06.08, 21:50




Medyanın doğru bilgi aktarmasının şartları

Haber verme ve halkı bilgilendirme basın yayın organlarının en temel görevleri arasında sayılır. Çünkü onların varlık nedenleri budur; vatandaşın izleyici ya da okuyucu olarak onlara ilgi göstermesinin arkasında bu iddia vardır.
Temelde kitle iletişim araçları dediğimiz gazete, radyo ve televizyon gibi teknolojilerin ortaya çıkışı, insanların tebaa olmaktan vatandaşlık statüsüne ulaşan siyasal maceralarının bir parçasıdır. 17. yüzyılda Avrupa’da sıradan insanların haşmetmaaplarının yüce iradesi ve buna dayalı olarak yapıp ettikleri konusunda tabir caizse ileri geri laflar ettikleri, yüksek siyaset hakkında konuşmaya başladıkları bir dönemi işaretler. Elbette bu tarihten önce de iktidarı elinde tutanlar hakkında konuşanlar, eleştiriler dile getirenler olmuştur, fakat 17. yüzyıl, özellikle Avrupa’da burjuva sınıfının yükselişi ve siyasal iddialarını daha açık bir şekilde telaffuz ettiği bir dönemdir.
Burjuva sınıfının, 1688 yılında İngiltere’de yaşanan devrim hatırlandığında, bir aşama kaydettiği, aristokrasinin sorgulanamaz iktidarına karşı, 1679 habeas corpus’un da işaret ettiği gibi daha net sınırlar getirilmesine ön ayaklık ettiği, dolayısıyla her bakımdan kutsal iktidarın sınırlarını ihlal ettiği, bu manada bir yolu açtığı tarihsel dönemdir.
Sonrasında, John Locke’nin fikirlerinde anlamını bulan yaşama, hürriyet, mülkiyet gibi devredilemez, insanın kişiliğine ait haklar yaklaşımıyla kişinin vatandaşlık yolunda ilerlemesi devam etmiş, 19. yüzyılda oy hakkının yaygınlaşmasıyla birlikte vatandaşlık statüsü ve hukuku oluşmaya başlamıştır. Sarayın salonlarında bir ülkenin kaderini belirleyen kararların alındığı, kimi zaman mahrem, alacakaranlık ilişkiler alanındaki ittifaklar, düşmanlıklar, düzenler üzerinden siyasetin yürüdüğü bir devreden, yığınların siyasete katıldığı, arzularını, beklentilerini dile getirdiği, sadece bununla yetinmeyip
temsilcileri marifetiyle bunların gerçekleştirilmesi yolunda siyaset yaptıkları bir aşamaya geçilmiştir.
Vatandaş, siyasetin, toplumsal hayatın bir aktif faili olmaya başladığında, süreci belirleyen bir özneye dönüştüğünde elbette kararlar alabilmesi için enforme edilmeye ihtiyaç duyacaktır. Bu enformasyonun, büyüyen şehirler, kalabalıklaşan nüfus, merkezileşen ve ulus devletin alanı haline gelen geniş topraklar düşünüldüğünde kişiden kişiye intikal eden şifahi nitelikte olamayacağı açıktır. İşte tam da bu evrede önce gazeteler sonra radyolar boşluğu doldurmaya başlamışlar, vatandaşın kararlarını belirlemeleri bakımından ihtiyaç duydukları verileri onlara sunan araçlar haline gelmişlerdir.


» Nüve Forum » akademik » İletişim Fakültesi » Radyo Televizyon Sinema »
__________________
Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Busra kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
OnR (28.06.08)
Sponsorlar
  #2  
Alt 28.06.08, 21:50
Busra - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
Üyelik tarihi: Jul 2006
İletiler: 1.680
Ettiği Teşekkür: 361
388 tane iletisine 561 kere teşekkür edilmiş
Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.
  Send PM
Standart Cevap: Medyanın doğru bilgi aktarmasının şartları

Onları medyum yapan, burada, yaşanılan ülkede olup bitenleri bir mutfak işleminden geçirdikten sonra yeniden vatandaşa sunmaları, rejim demokrasi olsa dahi hiçbir zaman eksik olmayan yönetici elitlerin karar ve iradeleri ile vatandaşlar arasındaki enformasyon boşluğunu doldurmalarıdır.
Bir bakıma özellikle 19. yüzyılda daha karakteristik hale gelen ulus devletler, bunun paralelinde yaşanan merkezileşme ve standartlaşma medyaya sadece yöneticiler ile yönetilenler arasında enformasyon bağları kurma değil aynı zamanda bu süreçlerde de aktif rol alma konusunda da –ideolojik- bir ödev yüklemiştir.
Şüphesiz medyanın bir işlevi de, literatürde de sıkça ifade edildiği gibi insanları eğlendirmek, hoşça vakit geçirmelerini sağlamaktır. Kültürel türdeşleşmeyle birlikte benzer hayat tarzlarına ve ritimlerine sahip olan geniş yığınların eğlenme araçları ve imkânları bakımından gelenekten kopmaları, popüler ya da kitle kültürü dediğimiz alanın eğlence pratikleriyle birilikte ona bitişik olan medyanın eğlendirici işleviyle buluşmalarını sağlamıştır.
Bir örnek vermek gerekirse, futbol, İngiliz işçi sınıfının ürettiği, kendine ait, araçsal değil doğrudan doğruya eğlence amaçlı ve nihayet amatör bir şekilde gerçekleştirilen bir eğlenme biçimiyken sonradan bu kitle endüstrisinin bir parçasına dönüşmüş, işin içine büyük sermayenin, dev statların girdiği, futbolcuların bir tür çağdaş gladyatörlere dönüştükleri yeni bir aşamaya geçilmiştir. Futbol artık bir oyun değil, yığınları seyirci
olarak örgütleyen, onlara sahada değil tribünlerde yer gösteren, taraftarlık ruhu altında onlara hayali ilişkiler alanını sunan, bir seyirlik eğlenme biçimidir. Medya kitle endüstrisinin bu seyirlik sporunu kitlelerle buluşturan, onun talep ettiği iklimi sağlayan, maçları tüm ulusun gündemine sokarak pazarı genişleten, daha fazla insanı bu pazarın parçası haline getiren bir rolü üstlenmiştir.
Bu kısa özetin bize gösterdiği şudur: Medya, yöneten ve yönetilen arasında mevcut olan enformasyon boşluğunu dolduran, karşılıklı iletişimi sağlayan, aynı zamanda kitlelerin eğlenme ihtiyacını karşılayan bir aracıdır. Fakat tam da burada üçüncü ve daha derin bir şekilde medyanın işlevini belirleyen unsur alana girmektedir: Medyanın üretim ve tüketim süreçlerinin bir parçası oluşu.
Sanayileşme, serbest piyasanın teşekkülü, mal ve hizmetlerin kitlesel üretimi ve tüketimi insanın ekonomiyle ilişkisini ortaçağ döneminden bütünüyle farklı yeni bir evreye taşımıştır.
Ortaçağda kıtlıkla, sınırlı üretimle, malların dolaşımındaki zayıflık ve pahalılıkla terbiye edilmiş olan insanoğlu, bu tür yokluklara karşı kanaatkarlığı, daha az ile geçinmeyi hem ahlaki hem iktisadi bir gerçeklik olarak benimsemiştir.
Bu dönemde insanin emtia ile ilişkisi ihtiyaçlara dayalıdır ve ihtiyaçların ne olduğuna karar veren genel toplumsal iklim, bunları en alt düzeyde tespit etme yönünde ahlaki bir eğilime sahiptir.
__________________
Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 28.06.08, 21:51
Busra - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
Üyelik tarihi: Jul 2006
İletiler: 1.680
Ettiği Teşekkür: 361
388 tane iletisine 561 kere teşekkür edilmiş
Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.
  Send PM
Standart Cevap: Medyanın doğru bilgi aktarmasının şartları

Türkiye’de daha yakın dönemlere kadar insanlar yamalı pantolon giyerlerdi, sigaralarını sonuna kadar içerlerdi, emtia ile ilişkileri onların kullanım değerleri üzerinden şekillenirdi. Önemli olan ihtiyacın karşılanması, eşyanın bir derde deva olmasıydı. Ancak bugün Türkiye’de de geniş yığınlar emtianın kullanım değerinden çok gösteri değerini önemsiyorlar, eşyaları eskimeden kullanımdan düşüyor, eşya ile ilişkileri tuhaf bir şekilde bir kimlik ilişkisi üzerinden yürüyor.
Kişinin cep telefonunun markası, giydiği elbisenin trendlerle uyumlu oluşu, otomobilinin lüks ve gösterişli oluşu sadece o mallara ilişkin bir nitelik olarak görülmüyor, bizatihi onu kullanan kişinin kimliğini belirleyen, onu önemli ve değerli hale getiren bir anlam çerçevesinde değerlendiriliyor.
Bunun sadece Türkiye’ye has bir değişim olmadığını biliyoruz. Özellikle on dokuzuncu yüzyıldan sonra Avrupa merkezli olmak üzere çılgınca üretim aynı çılgınlıktaki bir tüketim talebini uyardı ve bu mübadeleyi sadece ekonomik bir mübadele olmaktan çıkartıp kültürel, psikolojik anlamlarla bağlantılı kişinin toplumsal ilişkilerini belirleyen bir yeni evreye taşıdı.
Bu değişimi doğrudan doğruya reklâmların dili ve görüntüsü üzerinden dahi takip edebiliriz. On dokuzuncu yüzyılda reklâmlar daha çok bildirici reklâm türündeyken, doğrudan malın nitelikleri anlatılır ve bu dil somut bir gerçekliğin aracı olurken, bugün reklâm esinleyici bir dil ve görüntü üzerinden kendi takdimini gerçekleştirmektedir.
Artık reklamın amacı ürünle kişiyi buluştururken ihtiyacın karşılanması değil, doğrudan ihtiyaçların üretimidir. İnsanlar reklâmları izlerken mallardan çok hedef kitlenin insani özelliklerini takip etmekte, antrofomorfik Yunan tanrıları gibi eşyaya atfedilen insani niteliklerin şahidi olmakta ve bir bakıma pan türü Yunan tanrıları gibi eşya ile entegrasyona çağrılmaktadırlar.
Esinleyici reklâmın hedef kitlesi tüketicidir, tüketici kim derseniz, cevap herkestir. Ürün ile tüketici kitle arasındaki ilişkileri kim kuracaktır? Burada yine rol medyaya düşmekte, ondan eşyanın fetişini, halesini tüketicilere taşıması istenmektedir.
Bütün bunlar bir araya getirildiğinde medyanın alanda beliren rolleri şu şekilde karşımıza çıkmaktadır: Olup biten olaylar hakkında kamuoyunu bilgilendirerek onları etkin failler haline getirmek, yönetici kesim hakkında kanaatlerinin oluşumuna veri sunmak, siyasal seçimlerin neye göre yapılacağı hususunda çeşitli enformasyonları dolaşıma sokmak.
__________________
Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 28.06.08, 21:51
Busra - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
Üyelik tarihi: Jul 2006
İletiler: 1.680
Ettiği Teşekkür: 361
388 tane iletisine 561 kere teşekkür edilmiş
Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.
  Send PM
Standart Cevap: Medyanın doğru bilgi aktarmasının şartları

Elbette medya sadece bu türden ciddi işlerle uğraşmayacaktır, bunların yanı sıra insanları eğlendirmek, onların hoşça vakit geçirmelerine aracılık etmek de yine rolünün bir parçasıdır. Çünkü modern hayat insanlara ev ve çalışma hayatı arasındaki doğrusal çizgi üzerinde gidip gelmelerini zorunlu kılarken, eve geldiklerinde gündelik hayatın sıkıntılarına karşı soluk alabilecekleri bir alan ihtiyacı doğurmaktadır. Bunu da yine
çeşitli programlar marifetiyle medya sağlamakta, böylece siyasal, toplumsal enformasyonla eğlenceyi birleştirerek etkisini perçinlemektedir. Ancak bütün bunların anlam kazandığı bir başka husus, medya organlarının üretim tüketim süreçlerindeki rolleridir.
Medya organları en önemli gelirlerini reklâmdan kazanırlar. Reklâm alabilmek için ise daha fazla satmak, daha fazla izlenir olmak isterler. Bu, daha fazla satmak ve izlenir olmak talebi onların habercilik ve eğlence anlayışlarına skandala açık bir nitelik kazandırır.
Ciddi, ağırbaşlı habercilik geniş yığınlar için artık sıkıcı görülmektedir. İnsanlar “haberleri” değil, adeta haberler adı altında her gün içinde çeşitli dramatik öğelerin olduğu filmleri izlemek istemektedirler.
Haberler de esasen bir sinema filmi mantığıyla hazırlanmakta, temel insani konular, şiddet, kan, skandal, cinsellik bir sıra dahilinde toparlanarak haber başlığı altında ve her zaman bulunması mümkün örnekler üzerinden izleyiciye sunulmaktadır.
Türkiye’de bir ara bazı kanallarda haberlerin arasında görüntü olarak sinema filmlerinden alınan çeşitli etkileyici sahneler verilir, böylelikle gerçekle filmin birbirine karıştığı bir anlatım biçimiyle olaylar aktarılırdı. Bugün de yine haberleri ilginç kılmak, hikâyeyi daha etkileyici bir şekilde anlatmak için özel bir çabanın sarf edildiğini, bazen bu çaba nedeniyle haberin gerçekliğiyle aktarılan gerçeklik arasındaki mesafenin hayli derinleştiğini görüyoruz.
Buradan hareketle, medya organlarının “doğru” haber vermelerinin önündeki birinci engelin, daha fazla izlenme, okunma arzusundan, kısaca reyting kaygısından kaynaklanan akletmenin olduğunu söyleyebiliriz. Medya mutfağı son derece yaratıcı bir film seti gibi çalışmakta, sadece gülünç olanlar değil trajik haberler de eğlence formatı içinde düşünülmektedir.
__________________
Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 28.06.08, 21:51
Busra - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
Üyelik tarihi: Jul 2006
İletiler: 1.680
Ettiği Teşekkür: 361
388 tane iletisine 561 kere teşekkür edilmiş
Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.
  Send PM
Standart Cevap: Medyanın doğru bilgi aktarmasının şartları

Medya organlarının doğru haber vermelerinin önündeki ikinci engel, artık onları kurup işletmenin büyük sermayeler gerektirmesi nedeniyle ekonominin başka sektörlerinde de
iş yapan kişilerin, kuruluşların medya alanına yatırım yapmaları, sermayesini sağlamalarıdır.
Bu gelişme bir yanda güçlü medya kuruluşlarının doğmasına sebep olmuş, ancak diğer yanda ilgili kurumların çıkar ilişkilerinin bir aracı olarak kullanılmaları tehlikesini doğurmuştur. Çünkü medya özellikle siyasi kadrolar üzerinde etkili bir güçtür ve aynı zamanda kamuoyu oluşturma niteliği bir hayli yüksektir. Bu iki özelliğin, ekonominin piyasa şartlarına tabi aklının dışında bir alana ait olması, çıkar için bunların yedeklenmeyeceği, bu tür kolaylaştırıcı güç ilişkilerinin kullanılmayacağı anlamına gelmiyor.
Buna ilişkin sayısız örnek dünyanın çeşitli ülkelerinde mevcuttur ve halen bu manada örneklerin yaşanmaya devam ettiğinden kimsenin kuşkusu yoktur.
Medyanın doğru haber vermesinin önündeki üçüncü engel ise, onların siyasi angajmanlarıdır. Siyasetin temelde bir iktidar mücadelesi olduğunu biliyoruz. Bu süreçte olup bitenleri kendi perspektifinden anlamlandırma, bunları dolaşıma sokma, hayatı belli tarzda okuma son derece önemlidir.
Olayların kendi başına gerçeklikleri değil onların nasıl görüldükleri ve nasıl anlatıldıkları önem kazanmaktadır. İspanya iç savayı sırasında bir sosyalist gazete Madrid meydanında meydana gelen bir şiddet olayını şu şekilde anlatmaktadır: Bu Pazar sabahı işçiler meydanda sakin bir şekilde otururlarken o sırada oradan geçmekte olan iki rahibin giymiş oldukları dini kisvelerle kışkırtılmışlar, bu açık meydan okumaya dayanamayan işçiler, kendilerini savunmak için rahiplere hadlerini bildirmişlerdir.
Bu anlatım biçiminden olayın ne olduğunu çıkartabiliyoruz, ancak siyasi dil her zaman bu kadar açık bir tarafgirlikle teşekkül etmiyor. Türkiye için anlatılan meşhur bir örnek şudur: Bir cami hocasının keçisi çalınır, bir gazete haberi cami hocası keçi çaldı diye verir. Evet, olaya ilişkin benzerlikler var, kelimeler benzer, ama sonuç bambaşka.
Medya organlarının ekonomik ve siyasi angajmanları ile reyting kaygısından kaynaklanan skandala açık dillerinin haberler üzerinde yarattığı tahribat ve tarafgirlik karşısında ne yapabiliriz?
__________________
Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 28.06.08, 21:52
Busra - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
Üyelik tarihi: Jul 2006
İletiler: 1.680
Ettiği Teşekkür: 361
388 tane iletisine 561 kere teşekkür edilmiş
Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.
  Send PM
Standart Cevap: Medyanın doğru bilgi aktarmasının şartları

Bu konuya ilişkin olarak öncelikle meslek ilkeleri mevcut. Bu ilkeler, haberciliğin ahlaki çerçevesini oluşturuyorlar.
Türkiye’de 16 maddelik basın meslek ilkelerinin tüm maddelerinin şu veya bu şekilde doğru haberle ilgili olduğunu söyleyebiliriz, fakat doğrudan bu konuya vurgu yapan maddeleri şu şekilde ortaya koyabiliriz:
1. Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez.
2. Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.
3. Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olmaksızın yayınlanamaz

4. Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse "suçlu" ilan edilemez.
5. Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez.
6. İlan ve reklam niteliğindeki yayınların bu nitelikleri, tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirtilir.
Burada zikrettiğimiz altı maddenin yazılış dili “yapılamaz, edilemez” şeklindedir ve tam tersi anlamları zorlayan etkilere, şartlara yönelik bir olumsuzlama içermektedir.
“Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez,” denilirken tam da böyle yapılabileceğine, çıkarlar için kullanılabileceğine, bu yönde bir potansiyel taşıdığına yönelik anlatım söz konusudur.
Tevrat’ın on emrinden bu yana kutsal kitaplar da insanlara yönelik olarak aynı dili kullanırlar, ama biz biliyoruz ki insanlar, kaynağında kutsal bir otorite olmasına rağmen bu dile kulak verip vermemekte kendilerini belli ölçüde özgür hissetmişler, şartlar doğduğunda gerek hırsızlık yapmaktan gerekse tek tek ya da toplu olarak (savaşlar gibi) cinayet işlemekten kaçınmamışlardır.
Bu tespit önümüze şu sorumluluğu koyar: Basın meslek ilkelerinin varlığı, bunun gazetecilere seslenişi elbette önemlidir, fakat bunun bir adım ötesinde ilkeleri her zaman
hatırlatmak, yaşanan olaylar içinde ilkelerin pratiğe ne kadar taşındığına dair bir duyarlılık oluşturmak, en önemlisi de bu ilkeleri destekleyecek maddi ve moral bir otorite kurmak daha önemlidir. Bunların dışında bir başka husus da, basın meslek ilkelerini ahlaki bir zorlama ile değil, doğrudan basın yayın organlarının teşekkül şartlarından kaynaklanan bir gereklilik olarak yaşatabilmektir.
Medya organlarının doğru haber vermelerini takip eden kurumlar hemen hemen her ülkede mevcuttur. Türkiye’de bir basın konseyi vardır. Ancak bu tür konseylerin etkisi, gücünün ve yetkisinin sınırları tartışmalıdır. Esasen bu tür yapılanmaların tam yetki ile donatılmasını da demokrasi ve özgürlükler konusundaki anlayışlarla bağdaştırmak mümkün değildir.
O zaman çözüm olarak karşımıza çıkan çare şudur: Medya organlarının olup bitenlere ilişkin anlatımındaki tarafgirliği bir yere kadar olağan karşılamak, bunu işin tabiatı olarak görmek, ancak bir toplumda var olan tüm kesimlerin medya üzerinden temsiline imkân veren bir ortam hazırlamak. Eğer bir ülkedeki çeşitli kamuoyları kendilerini medya üzerinden temsil edebilir ve yanlı fikirlerini ifade edebilirlerse, o zaman toplamda analitik bir muhakeme için elimizde yeteri kadar yanlı fikir vardır, diyebiliriz. Sonuç olarak, tarafsız haberciliği doğrudan doğruya medya organlarından beklemek yerine, oradaki örgütlenmeyi çeşitlendirerek bir toplam sonuç olarak elde etmek, izleyicilerin farklı haberlerden bir kompozisyon oluşturmalarına imkân sağlamak, daha uygun bir yol gibi gözükmektedir. Ayrıca şunu da hatırlamak gerekir: Toplum dediğimiz alan da çıkarları, ilgileri, okumaları itibariyle farklıdır ve “doğru” haber tüm toplum için aynı haber anlamına gelmemektedir.
__________________
Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 28.06.08, 21:53
Busra - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Güvenilir
Üyelik tarihi: Jul 2006
İletiler: 1.680
Ettiği Teşekkür: 361
388 tane iletisine 561 kere teşekkür edilmiş
Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.Busra ... O'nu tanımayan yok ki.
  Send PM
Standart Cevap: Medyanın doğru bilgi aktarmasının şartları

Medya organlarındaki farklılaşma ve toplumsal temsil kabiliyetlerinin yükselmesi, bu anlamda farklı kamuoylarının iletişim alanına taşınması ve burada fikirlerinin mübadele edilmesi anlamına da gelecektir. Buradan baktığımızda son tahlilde basın özgürlüğü dediğimiz kutsal ilkenin de, tek tek her bir medya organı için söz konusu olan bir ilke değil, medya organlarının toplumsal temsil kabiliyetleri yükseldikçe toplam olarak ulaşılan bir durum olduğunu düşünmemiz gerekmektedir. Özgürlük, böylelikle ancak çeşitlilik içinden doğabilmekte, özgür düşünce farklı enformasyonlardan beslenerek mümkün hale gelmektedir.


» Nüve Forum » akademik » İletişim Fakültesi » Radyo Televizyon Sinema »
kaynakpdf
__________________
Başarı Sadece Elde Ettikleriyle Değil Kim Olduklarıyla Ölçülür...
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
aktarmasının, bilgi, doğru, medyanın, şartları

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz