| Radyo Televizyon Sinema Radyo Televizyon Sinema Bölümü 1965 yılından bu yana görsel işitsel medyaya nitelikli mezunlar kazandırmanın ötesinde, Türkiye’deki medya çalışmaları alanına öncülük etmektedir. |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
#1
|
Bunlara Baktınız mı?
12.07.08, 10:50
Televizyon ve Çocuk: Çocukların TV Programlarına iliskin Tercihleri - Television and Children: Children’s Preferences of TV Programs and Genres Özet Bu arastırma, çocukların TV program tercihlerini, kitap ve bilgisayar kullanımındaki ilgilerine dair betimleyici bir çalısmadır. Yurdun çesitli illerinde yasayan toplam 454 ilkokul ögrencisine arastırmacılar tarafından hazırlanan bir anket formu uygulanmıstır. Bu anket formu, çocukların televizyonda en çok hangi programları izlediklerine, hangi kahramanları sevdiklerine iliskin soruların yanı sıra reklâmlar, bilgisayar kullanımı ve sevdikleri kitaplar hakkında sorular içermektedir. Ankete verilen cevaplar betimleyici istatistiklerle ele alınmıs ve yas ve cinsiyet degiskenlerine göre farklılasmalar sınanmıstır. Sonuçlar çocukların sadece ‘çocuk dünyası’na iliskin programları takip etmediklerine ve oldukça önemli bir oranda yetiskin dünyasına seyirci olduklarına isaret etmektedir. Ayrıca medya kullanımında yas ve cinsiyete göre çesitli farklılıklar gözlenmistir. Söz konusu bulgular ısıgında, çocukların TV tür/program tercihleri çocuk kültürü açısından tartısılacaktır. Abstract This research is a descriptive study on children’s TV program preferences and their interest in book and computer use. An interview which was conducted by the researchers was applied to totally 454 children from different regions of the country. This interview includes questions such as which TV programs children mostly watch, which heroes they mostly like, and questions about their favorite commercials, computer games and books, as well. Answers were analyzed with descriptive statistics and were investigated in terms of age and gender variables. Findings point out that children do not just watch things related to themselves, they also highly watch things belong to adult world. Besides, results showed some differences in media use in terms of age and gender. In the light of these findings, children’s preferences of TV programs will be discussed in terms of child culture. » Nüve Forum » akademik » İletişim Fakültesi » Radyo Televizyon Sinema |
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| |||
| |||
| Giriş Günlük hayatımızdaki yeri bağlamında televizyon, hem modern günlük bilgiyi inşa eden yeni anlam örüntülerinin ve sosyal temsillerin başlıca taşıyıcısı (Menendz-Alarcon, 1993), hem de yeni imajların nasıl ve hangi eylemlerle sahiplenildiğini (ya da eski’nin nasıl dönüşmekte olduğunu) göstererek praksisi tarif eden bir aracı olma niteliği kazanmıştır. Bu anlamda TV öncelikle bir popüler kültür üreticisidir ve bu perspektifte, genelde elektronik medya, özelde TV başlıca kültür ajanlarından biri olarak değerlendirilebilir. Günümüz elektronik medyasının kazandığı nitelik ve işlevler, günlük düşünce ve sağduyu alanında yeni bir olguya işaret etmektedir. Çok değil yaklaşık 40–50 yıl öncesinde, kültürün aktarımı ve toplumsal devamlılığı sağlayan temel kaynak, bireyler, gruplar ve kurumlar arasındaki etkileşimler (çoğunlukla yüz yüze) iken bugün, elektronik medya, özellikle de televizyon, kültürün inşasında gerçek ilişkilerin işlevini ikame eder hale gelmiştir. Medyanın sosyal yaşamda kapladığı alan ve ideolojileri belirleme gücü, kültür, kültürün yayılımı, devamlılığı vb konularla ilgili çeşitli bilimsel tasavvurlarımızı gözden geçirmeyi gerekli kılmaktadır. Televizyon ve internet günümüzde yetişkinle çocuk arasındaki etkileşimi temelden etkilemiştir (Sevinç, 2005). Çocukların sahip olduğu merak duygusu ve yetişkinlerin deneyimi, arada kurulan iletişimin güç kaynağıyken günümüzde çocuklar merak duygularını internet üzerinden elde ettikleri bilgilerle gidermeye çalışabilmektedirler. Eski kuşakların sözlü tarih aktarımı, artık tarihte kalmaya mahkûm bir gelenek gibi görünmektedir. Sevinç’in tespitleri genişletilebilir. Sözgelimi çocuk gelişimi açısından ‘kişilik gelişiminde ve toplumsal rollerin öğrenilmesinde anne-babanın ve çocuğun çevresinde model alabileceği diğer olumlu ya da olumsuz özdeşleşim karakterlerinin önemi’ klasik psikolojinin temel postülalarından birine işaret eder. Günümüzde ise medya kahramanlarının da çocuk dünyasında birer aktör olarak yer aldığını; belki de anne-babalardan daha etkili modeller teşkil ettiğini iddia etmek bir abartı olmayacaktır. Buna karşın çocuk – medya ilişkisi üzerine çalışmalar hâlihazırda görece olarak oldukça azdır ve mevcut olanlarda ağırlık, medya ürünlerinin çocuklar üzerindeki (çoğu zaman olumsuz) etkisi üzerinedir. Oysaki evde TV’nin açık kalma süresinin 1 ile 18 saat arasında değiştiği ülkemizde çocuğun zihinsel dünyasının ve kültürünün inşasında TV etkisi küçümsenmeyecek bir öneme sahiptir (Sönmez ve Uysal, 2005). » Nüve Forum » akademik » İletişim Fakültesi » Radyo Televizyon Sinema |
|
#3
| |||
| |||
| Çocukların Değişen İlgileri ve Kaybolan ‘Çocukluk’ Televizyon ve şimdilerde internet, çocukların ilgilerinde belirgin değişimler yaratmıştır. Ancak en önemlisi, çocukların kimi zaman kendi istekleri ile kimi zaman da yetişkinlerin izleme tercihleri nedeniyle karşı karşıya kaldıkları çeşitli medya içerikleri, çocukları yetişkinlerin başa çıkmada zorlandıkları bir kaygı dünyasına taşımaktadır. Bu anlamda etkileri, çocuklarda kültürel kırılma ve ilgilerde kaymanın ötesine uzanmaktadır. Zira insanlar, genellikle televizyonda normal olanın gösterildiğine inanmakta ve buna bağlı olarak televizyonda gördüklerinden oldukça etkilenmektedirler (Menendz-Alarcon, 1993). Televizyon aracılığıyla, sürekli tekrarlarla sunulan ve genellikle kaygı uyandıran haber içeriklerine ve görüntülere kolektif olarak maruz kalınmaktadır. Bunların çocuk psikolojisi üzerindeki etkisinin yetişkinlere kıyasla nitelik açıdan katlandığını düşünmek yanlış olmayacaktır. Postman (1995) televizyon aracılığı ile çocukların, yetişkin dünyasına ait parasal, toplumsal ve cinsel ilişkilere, kavga, çatışma ve şiddet olaylarına, hastalık ve ölümle ilgili ‘sırlar’a maruz kaldığına, bunun ise çocukluğun yok oluşu anlamına geldiğine işaret eder. Yine Postman’a göre, bebekliğin tersine çocukluk biyolojik değil, toplumsal bir inşadır ve bu sosyal gerçekliğe sahip çıkarak çocukların mutluluğunu gözetmek, sağlıklı bir toplum görüşünü savunmak demektir. Öte yandan televizyon haberlerinde ve dizilerde tanık olduğumuz olaylar ve kavramlar, çocuk dünyasına girmesi uygun görülmeyen yetişkin ilişkilerini aksettirmektedir. Çocukluğun yitirilmesinde televizyon tek başına bir aktör değildir. Tüketim toplumu içinde çocukluk ile yetişkinlik arasındaki ayırıcı çizgi hızla aşınmakta ve çocukluğun kendisi de hızla tükenmektedir. Ayrıca birbirine benzeme, marka tutkusunun yaygınlaşması, çocuk oyunlarının giderek yitmesi, sürekli can sıkıntısı halinin kalıcılaşması, çocukluğun tüketim kültürü içinde yeniden biçimlenmesinin, yitirilişinin işaretleri olarak alınabilir (Akçalı, 2003). Fakat diğer mecralar gibi televizyonun da ayakta kalması tüketim kültürünü başarıyla üretmesine bağlı olduğundan televizyonun kamu hizmeti amacı son derece silikleşmektedir. Özel televizyon kanallarının ticari kaygıları, kamu hizmeti anlayışı geliştirmelerini ciddi anlamda baltalamaktadır. Oysaki özellikle küçük yaştaki çocukların korunması amacıyla, onların kendilerine uygun programlarla karşılaşması, TV’de çocuk ve gençler için hazırlanan programların niteliğine ve yayın akışında kapladığı alana bağlıdır. Timisi’nin işaret ettiği gibi, “Türkiye’de çocuk programcılığının geleceğinin kamu hizmeti anlayışının yerleşmesiyle paralel olduğu söylenebilir. Ancak TRT’nin temsil ettiği kamu hizmet anlayışı … çoğu zaman devlet bürokrasisi ve hükümetler adına yayın yapmayla özdeş hale gelmiştir. Kamu hizmetinin sınırları TRT gibi devletle özdeşleştirilen bir kurumsallaşmanı n ötesine götürülmelidir.” (Timisi, 1999: 219). Marjinal örnekler (sözgelimi, belli bir siyasetin, inancın, ideolojinin sözcülüğünü yapan ve bu amaçla reklâm dışı finansman sağlamış kanallar) dışında genelde medya, fakat özelde televizyon küresel tüketim kültürünün söylemini taşımaktadır. Bugün dünyanın pek çok ülkesinde gençler kablolu televizyon, cep telefonu, internet, dergiler, bilgisayar oyunları vs. gibi pek çok farklı medya seçeneğine kolayca ulaşabilmekte, onlara sahip olabilmektedir. Ayrıca, bu şekilde çocuk ve gençler aynı programlara, aynı karakterlere, aynı ürünlere maruz kalmaktadırlar. Gigli’nin de (2004) ifade ettiği üzere, medya dünyayı gittikçe daha küçük hale getirirken, özellikle genç kuşaklar için televizyon ve kültür kaçınılmaz olarak iç içe geçmektedir. Bu tabloda, medya–çocuk ilişkisinin incelenmesi ve bir müdahale planının oluşturulması yolundaki her çaba epistemolojik bir çeşitlilikle karşılaşacaktır. Şöyle ki, Richards’ın (2003) altını çizdiği gibi çocuk psikolojisinde klasikleşmiş ve epistemolojik temelde bütünleştirilmiş tek bir çocuk kuramı, yani çocuğa bütünleşik tek bir bakış söz konusu değildir. Farklı yaklaşımlar çoğu zaman içinde yaşadığımız dünyanın çocuk üzerindeki tehditleri konusunda eleştirel ve korumacı bir duruşta birleşseler de bunların çocuğa ve çocukluğa bakışında en az iki farklı tutumu belirginleştirdikleri yadsınamaz. Bu iki görüşten biri sağduyu tarafından da sahiplenilmiş klasik davranışçı-bilişsel modelden, diğeri özne merkezli, inşacı ve Bruner’in kuramına dayanan bilişsel-inşacı yaklaşımdan hareket etmektedir. » Nüve Forum » akademik » İletişim Fakültesi » Radyo Televizyon Sinema |
|
#4
| |||
| |||
| Birinci görüş, iletişim alanında da oldukça yaygındır ve kendini ağırlıklı olarak etki araştırmalarında göstermektedir. Bu perspektiften yapılan çalışmalarda, medya etki kaynağı, çocuk ya da genç, izleyici etkilenendir. Nitekim hâlihazırda yapılan birçok çalışma medya mesajları ile çocuk ve gençlerde gözlenen davranışlar arasında ilişkiler kurmaktadır. Inter Media Surveys’in toplumsal yapıyı tehdit eden medya mesajlarını ve bu mesajların çocuk ve gençlerde ne tür davranışları desteklediğini ele alan 2002-2003 raporunda yer alan olumsuz etki ve sonuçlardan bazıları şöyledir: Eğlence medyasının, gençlerin kimlikleri ve tarzları üzerindeki etkisi; aile, okul, din ve toplum gibi geleneksel etki kaynaklarının rolünün gittikçe azalması; toplumsal ve sosyal başarılar yerine bireysel ve kişisel başarıların öneminin vurgulanması; değer yargılarını oluşturan ‘doğru’ ve ‘yanlış’ın birbirine karışması; gerçekle yükselen beklentiler arasındaki boşluğun artması; tahammülsüzlük ve apati gibi zararlı ve gerçekçi olmayan stereotiplerin vurgulanması; gençlerin düşünme ve üretme çabalarının yerini medya takibinin alması (Gigli, 2004). Ülkemizde yapılan çalışmalar televizyon aracılığıyla, çocukların edilgin bir şekilde popüler tüketim kültürünün hedefi haline geldiğine işaret etmektedir. Tandaçgüneş (2003) çocukların televizyon izleme oranıyla, dilde yaşadığı kültürel yabancılaşma arasında doğru orantılı bir ilişki olduğunu görmüş ve bu doğrultuda yapılan değerlendirmede çocukların kitle iletişim aracı olarak televizyondan aldıkları iletileri, farkındalıktan yoksun olarak içselleştirdikleri yorumunu yapmıştır. Çocuk, tüketim sektöründe ailenin satın alma kararlarını etkileyen en önemli faktör olarak reklâmcıların gittikçe artan bir şekilde ilgisini çeker olmuştur (Mengü ve Karadoğan, 2003). Çocuklar geçmişte yalnız kendilerine yönelik ürünlerle ilişkilendirilirken günümüzde yılda yaklaşık yirmi bin adet reklâm seyretmektedirler (Gürel, 2003). Bu anlamda geniş bir yelpazedeki ürünlerin hedef kitlesi haline gelmişlerdir. Hareket, müzik, çizgi film kahramanları, kafiyeli sloganlar ve çocuk kahramanlar kullanılarak reklâmcıların çocukların ilgisini daha fazla çekmenin yolları keşfedilmiş görünmektedirler. » Nüve Forum » akademik » İletişim Fakültesi » Radyo Televizyon Sinema |
|
#5
| |||
| |||
| Televizyon çocuğun ilgisini çeken birinci mecra haline gelirken, sosyal istenirliği yüksek bir çocuk idealinin gerçek olma ihtimali de git gide azalmaktadır. Bilgisayar oyunları ve televizyon ile haşır neşir çocuk prototipi, kitap okuyan ve akranları ile oyun oynayarak sosyalleşen çocuk idealinden çok uzaktır. Buna karşın, Alver ve Gül’ün (2005) İstanbul’da yaşayan 1000 çocuk üzerinde yaptıkları araştırmanın sonuçlarına göre, çocukların televizyon izleme süreleri kitap okuma sıklığına göre daha fazladır. Tıpkı kitaplarla olan ilişkilerinde olduğu gibi çocuk oyunlarının doğasında da önemli oranda değişimler meydana gelmektedir. Gözlemler, çocuklar zamanlarını gittikçe artan bir şekilde bilgisayar oyunlarının başında geçirdiğine işaret etmektedir. Çocuk ve gençler açısından, televizyonun tahtına göz dikmiş diğer görsel iletişim aracı bilgisayardır. Özellikle internet kullanımıyla beraber bilgisayar, televizyona kıyasla kullanımının kontrolü çok daha zor, fakat etkileşimci özelliği ile televizyondan daha etkili olmaya adaydır. Kaldı ki gelecekte, internet ortamında TV izlemenin yaygınlaşması mümkün olduğunda, özellikle çoklu-medya teknolojisine aşina olan çocuk ve gençler için bu iki mecra, büyük bir olasılıkla birleşecektir. Bilgisayar, çocukların ilgi alanına giren bir dizi ürüne (örn. DVD veya VCD formatlarında video, oyun, kitap vb) nihai ulaşım ortamı iken, internet bağlantısı sayesinde bilgi erişimi, çevrimiçi oyun, haber, ırkçı propaganda, porno ağlarına kadar geniş bir yelpaze oluşturan önemli bir mecra niteliği kazanmıştır. Dolayısıyla televizyon gibi bilgisayar da kullanıma bağlı olarak olumlu katkıların veya olumsuz etkilerin kaynağıdır. Nitekim bilgisayar kullanımı konusunda ailelerin tutumları farklılaşmaktadır. Kimi ebeveyn bilgisayar ve internet kullanımını çağ ile daha uyumlu olma, daha ileri bir düzey gibi algılamakta ve çocuk ve gençleri bilgisayar kullanımı konusunda desteklemekteyken, kimine göre bilgisayar çocukları sosyal hayattan koparmaktadır ve kullanımı kontrol altında tutulmalıdır. Bir grup ise çocuğun internet kafelere gitmesine engel olmak adına, durumu gönülsüzce kabullenmiş görünmektedir. Bu gözlemler Batı’da yapılan bazı araştırmalar ile paralellik göstermektedir. Kanadalı ailelerle yapılan bir çalışmada, bu ailelerin çocuklarının interneti kullanmalarıyla ilgili olarak iyimser olduklarını, zira internetin geleceğin yöntemi olduğuna inandıklarını göstermektedir. Bu aileler çocuklarının bilgisayarda genellikle okulla ilgili ödevler, araştırmalar dolayısıyla vakit geçirdiklerine inanmaktadırlar (Media Awareness Network, 2000). Ancak bu mecranın da, çocuk gelişimi açısından, normatif anlamda istenen şekilde kullanılıp kullanılmadığı şüphelidir. Batı’da yapılan bir araştırmada çocukların bilgisayarı en fazla oyun oynamak için kullandıkları tespit edilmiştir. Internet kullananımı bilgisayarın diğer kullanım alanlarından daha az oranda olduğu, bununla birlikte çocukların ödev ve araştırma için internet kullanım oranlarının düştüğü, e-posta kullanım oranınınsa gittikçe yükseldiği bulunmuştur (Wartella, Lee ve Caplovitz, 2002). Bununla paralel ailelerin çocukların internette ne yaptıklarına dair düşünceleriyle, çocukların gerçekte yaptıkları arasında büyük farklılıklar gözlenmiştir (Media Awareness Network, 2000). Ülkemizde yapılan bir araştırmaya göre de evinde bilgisayarı olan ve anasınıfına giden çocukların %34’ü bilgisayarda dövüş oyunları oynamaktadır (Sönmez ve Uysal, 2005). Wartella, Lee ve Caplovitz (2002) bilgisayar kullanımının çocukların gelişimsel ihtiyaçlarını karşılayamayacağını ifade etmektedirler. Özellikle bilişsel gelişim açısından çocuklar fiziksel ve duygusal olarak işin içine girdiklerinde öğrenebilmektedirler. Bilgisayarın sadece içerik nakleden sistemi, gerçek hayat deneyimlerinin ucuz birer kopyası olmaktadır, çünkü yaşanan deneyimlerin yerine bilgisayar malumat-işleme (information processing) temelli, mekanik bir model sunabilmektedir. Bilgisayar oyunlarında ise şiddet içerikli oyunları tercih etmeyle her türlü saldırganlık arasında pozitif, diğerkâm davranışlarla arasında ise negatif ilişkiler bulunmuştur. Ayrıca, yazarlara göre bilgisayar kullanımının kendi kendini motive etme, hayal gücü, yaratıcılık ve hazzın ertelenmesi gibi alanlarda bozucu etki yapmakta, eğitimde bilgisayara aşırı yüklenmenin çocukları çocukluklarından fırlatıp atmak anlamına gelmektedir. Bu noktada bilgisayarda ne tür oyunların oynandığı da önemli bir mesele halini almaktadır. Çocuk kültürü ve medya bağlamında halen yaygın olmayan diğer bir araştırma geleneği ise iletişim alanındaki alımlama (reception) çalışmalarıyla paralellik gösterir. Bu görüşe göre çocuklar yetişkinlerin ideolojik mesajlarının alıcılarıdır. Ancak tamamen edilgin değillerdir, medya mesajlarını metinler arası bir biçimde eylemli olarak alırlar. Dolayısıyla çocuk düşüncesinin işleyişi ve içeriği, yetişkininkinden tamamen farklı olduğu varsayımı doğru değildir. Çocuklar masum ve kırılgan olmadıkları gibi özel yollarla düşünmezler, insan düşüncesinin bütün karakteristiklerine sahiptirler (Machin ve Davies, 2003). Dyson (1997) çalışmasında sınıfta bir iletişim zinciri kurmak suretiyle, popüler medyadaki yaygın öykülerin okul çocukları tarafından kullanımını etnografik yöntemle incelemiştir. Araştırmacı sınıf ortamının, dialojik bir süreç içinde anlamın yeniden yazımında bir araç haline geldiğini; sınıf etkileşimleri içinde çocukların, tıpkı yetişkinler gibi, medya içeriklerini kendi ideolojik ilgileri doğrultusunda yeniden ürettiklerini gözlemiştir. » Nüve Forum » akademik » İletişim Fakültesi » Radyo Televizyon Sinema |
|
#6
| |||
| |||
| Nitekim televizyon programları bir sosyalizasyon ajanı işlevi görür. Medya metinleri, hem ev içinde hem de okulda çocukların kendi akranları ile birlikte iken ortak bir iletişim aracı işlevini sürdürmektedir. Morley’in (1986) ifadesiyle insanlar televizyon programlarını klinik laboratuar ortamlarında izlememektedir. TV izleme günlük pratiğin bir parçasıdır. İzleme faaliyetinin kendisi karmaşık bir süreçtir ve izlenen metinler hem günlük gerçekliğin hem de çeşitli tarafgirlikler yaratarak benliğin inşasında aracı bir rol oynamaktadır (Roscoe, Marshall ve Gleeson, 2005; Paker, 2006). Her nasıl olursa olsun TV, belli izleme bağlamları içinde günlük hayatta sohbetlerin referans noktalarını, zeminini, malzemesini sağlamaktadır. Çocuk ya da yetişkin, izleyici hem izleme sırasında, hem de sonrasında program içeriği üzerinden bir sosyal paylaşım ortamı yaşamaktadır. Sonuç olarak medya mesajları etki gücünü metinler arası bir ilişkide kazanmaktadır. Televizyon veya bilgisayar aracılığı ile çocuk ve gençlere ulaşan ideolojik ya da banal içerikler, daha geniş ölçekte, çocuk ya da yetişkin herkesi kuşatan küresel tüketim kültürünün ve ideolojisinin içerikleridir. Dolayısıyla ‘çocukluk ve medya etkileri’ üzerine kuramsal veya uygulamaya dönük bir projenin ortaya konması, ancak problemin günlük hayata sinmiş küresel tüketim kültürü, medya ve çocukluk üçgeninde ele alınması durumunda mümkün olacaktır. Günümüzde, kitle iletişim araçları günlük pratikleri yerleştirme ve dönüştürme yönündeki gücünü elinde tutmaktadır. Böylesi bir dünyada çocuk, genç ya da yetişkin üzerinde kültürcü ve normatif söylemlerle dıştan bir denetim sağlanarak, toplumsal yapıların devamını garantilemek olası görünmemektedir. Böyle bir tabloda, Gigli’nin (2004) ifadesiyle, hem gençliği korumak hem de onları kuşatan medyayı sağlıklı bir biçimde kullanabilmeleri için gençleri güçlendirmek en önemli hedef olmalıdır ve bu maksatla toplumların acil önlemler almaları gerekmektedir. Ayrıca medya-çocuk ilişkisine, sadece kayıplar üzerinden bakmak bizi muhafazakâr bir körlüğe götürebilir. Gigli’ye (2004) göre ise medya, çocuklar ve gençler için iki karşıt tema sunabilmektedir: Fırsatlar ve riskler. Örneğin medyanın küreselleşmesi çocukların bakış açılarını genişletebilmekte ve bilgiye eşit ulaşım hakkını sağlayabilmektedir. Öte yandan kültürel özdeşleşme ve değerleri tehdit edebilmektedir. Teknolojik gelişmeler yeni yetenekler ve gençlerin aralarında daha fazla paylaşım fırsatı sağlayabilmekte, öte yandan çocukluğun yozlaşmasına da neden olabilmektedir. Gigli’nin önerisi, ailelerin, eğitimcilerin, sosyal bilimcilerin katkılarını bekleyen en gerçekçi öneridir. Nitekim bu amaçla ülkemizde de önemli bir adım atılmış; beş pilot ilde seçilen ilköğretim okullarında, 2006-2007 eğitim öğretim yılından itibaren seçmeli olarak medya okuryazarlığı dersinin okutulması kararlaştırılmıştır. » Nüve Forum » akademik » İletişim Fakültesi » Radyo Televizyon Sinema |
|
#7
| |||
| |||
| YÖNTEM Örneklem Araştırmanın örneklemini, Samsun (%56.6), Kocaeli (%20.5), İstanbul (%14.1), İzmir (%5.7) ve Urfa (%3.1) olmak üzere olmak üzere yurdun çeşitli illerinden, toplam 454 ilkokul öğrencisi oluşturmaktadır. Yaşları 7 ile 12 arasında değişen katılımcıların 227’si kız (yaş ort=9.59), 227’si erkektir (yaş ort=9.56). (Kız ve erkek öğrencilerin sınıflara göre dağılımı için bkz. Tablo 1). Tablo 1. Kız ve Erkek Öğrencilerin Sınıflara Göre Dağılımları -----------------------Sınıf--------------------------- ---------------------------------------------Toplam --------1-------2-------3-------4-------5------------ Kız-----25------55------61------31------55-----227 Erkek---26------54------62------43-----42------227 Toplam-51------109-----123-----74-----97------454 Veri toplama aracı Araştırmacılar tarafından oluşturulmuş olan anketin ilk kısmında demografik sorular bulunmaktadır. Anketin ikinci kısmında, açık uçlu yedi soru yer almaktadır. Her soru, üç yanıt seçeneği ile sınırlandırılmıştır. Örneğin, televizyonda en çok ne seyrettikleri sorulmuş, sorunun altında ayrılan boşluklara üç seçenek yazmaları istenmiştir. Uygulama Anket uygulaması sınıflarda öğrencilerle toplu olarak gerçekleştirilmiştir. » Nüve Forum » akademik » İletişim Fakültesi » Radyo Televizyon Sinema |
|
#8
| |||
| |||
| Kodlama Toplanan cevaplar, çocukların seyrettikleri programların adları, sevdikleri karakterlerin adları ya da TV ve kitap okuma tercihleriyle ilgili sorularda türlere, reklâmlarla ilgili soruda sektöre, bilgisayarla ilgili soruda ise etkinliğe göre uygun kategoriler içinde kodlanmıştır. Çocukların “ne tür programlar izliyorsun?” sorusu ile “sevdiğin programlar hangileri? Adları ne?” soruları arasındaki farkı ayırt edemeyip, iki soruya da birbirinin yerine geçen cevaplar verdikleri görülmüştür. Bu durum karşısında verilen tüm cevaplar, tür olarak kodlanmıştır. Ancak en çok hatırlanan program adları dizi adlarıdır; adı belirtilen dizilerin ayrıca izlenme frekansları çıkartılmış, böylelikle cevap olarak en çok hatırlanan dizi adlarının frekanslarına ulaşmak mümkün olmuştur. Film tercihlerinin sorulduğu soruya verilen cevaplar arasında dizi veya ‘reality’ programları geçmektedir. Bu tür cevapların, program veya türün popülerlik düzeyini gösterdiği kabul edilmiş ve ilgili soru kapsamında kodlanmıştır. Reklâmlarla ilgili soruya verilen cevaplar arasında “seyretmiyorum”, “sevmiyorum” türünden tepkiler gözlenmiştir. Bu ve benzeri tepkiler cevapta yer alan ifade altında gruplanmıştır. Analiz Kodlanan veri üzerinden sorulara verilen birinci tercihler için frekans tabloları çıkartılmıştır. Daha sonra üç tercihe yazılan frekanslar toplanmış ancak bunlar tablolaştırılmamıştır. Cinsiyet ve yaşa göre farklılaşmalar, üç tercihin toplamı üzerinden ki kare analizi ile yapılmıştır. » Nüve Forum » akademik » İletişim Fakültesi » Radyo Televizyon Sinema |
|
#9
| |||
| |||
| BULGULAR Tür Tercihi Çocukların TV’de en çok neyi seyretmekten hoşlandığına verilen cevaplar, ilk tercihlerinin çoğunlukla “çizgi film” olduğunu göstermektedir (Bkz. Tablo 2). Tablo 2. TV'de En Çok Neyi Seyretmekten Hoşlanıyor? ---------------Frekans-------Yüzde Çizgi Film-------412-----------90,7 Belgesel---------23-----------5,1 Dizi-------------15------------3,3 Spor-------------1------------0,2 Haber------------1------------0,2 Cevapsız---------2------------4,0 Toplam--------452-----------100 Bu soruya verilen üç seçeneğin toplamına bakıldığında, ilk beşin sıralamasında çizgi film seyretme oranı yine ilk sıradayken (%41.6), dizi seyretme oranı %20.6 ile ikinci sıraya yükselmiştir. Daha sonra sırasıyla, film (%11.9), belgesel (%6.7) ve çocuk programı (%2.7) gelmektedir. Seyredilen diziler, durum komedilerinden seri olarak yayınlanan dramlara dek geniş bir yelpaze oluşturmaktadır. » Nüve Forum » akademik » İletişim Fakültesi » Radyo Televizyon Sinema |
|
#10
| |||
| |||
| Tablo 3. Seyredilen Diziler ve Frekansları --------------------------------Frekans ----------Yüzde Dizi (belirli bir isim yazılmamış)-------134-------------41.5 Çocuklar Duymasın------------------40-------------12,4 Asmalı Konak-----------------------28----------------8,7 Hayat Bilgisi------------------------17---------------5,3 Zerda------------------------------16--------------5,0 Ruhsar-----------------------------15--------------4,6 Sihirli Annem------------------------13-------------4,0 Ekmek Teknesi----------------------10------------3,1 Kınalı Kar----------------------------8-------------2,5 Yedi Numara-------------------------8-------------2,5 Yabancı Dizi--------------------------7------------2,2 Berivan-------------------------------5----------1,5 Ayrılsak da Beraberiz------------------4------------1,2 Gülbeyaz-----------------------------4-----------1,2 Kurtlar Vadisi-------------------------4-------------1,2 Yılan Hikâyesi-------------------------4------------1,2 Deli Yürek-----------------------------2-----------0,6 Aynalı Tahir---------------------------1-----------0,3 Çiçek Taksi---------------------------1------------0,3 Estağfirullah Yokuşu-------------------1-----------0,3 Sıdıka---------------------------------1----------0,3 Toplam------------------------------323---------100 Televizyonda seyretmekten hoşlandığı şeylerle yaş arasındaki ilişkiye bakıldığında, anlamlı olmamakla beraber (x2=29.21, p=.08), çizgi film seyretme oranında yaşla birlikte bir artış görülmekte ancak bu artış 10 yaşından sonra düşüşle sonuçlanmaktadır. Erkekler kızlara nazaran daha fazla sıklıkta çizgi film seyrederken, kızlar erkeklere nazaran daha fazla sıklıkta dizi seyretmektedirler (x2=80.85, p<.001). Çocuklara en sevdikleri programların isimleri sorulmuş ve gelen cevaplar programın türüne göre kategorilendirilmiştir. Bu soruda ilk tercih olarak verilen cevapların %30’unu “dizi” isimleri oluşturmakta, ikinci sırada “çocuk programları” gelmektedir (%18.9) (Bkz. Tablo 4) TV’de en sevdiği programın adı sorusuna verilen üç seçeneğin toplamına bakıldığında, ilk beş sırada dizi (%29.4), çocuk programı (%17.2), yarışma (%10.7), çizgi film (%8.4), eğlence programları (%7.6) gelmektedir. Çocukların en sevdiği programların yaşla ilişkisine bakıldığında, çizgi film seyretme oranında yaşla birlikte bir yükselme, 10 yaştan itibaren de düşme görülmektedir. Dizi seyretme oranında yaşla birlikte artış bulunmuştur. Ayrıca, yarışma ve eğlence programlarının, beklenen sıklıktan daha fazla oranda seyredildiği tespit edilmiştir (x2 analizinde, hücrelerdeki gözlenen frekanslar beklenen frekanslardan daha fazladır; x2=95.92, p<.001). Erkekler en sevdikleri program isimleri sorusunda çizgi filmleri tercih ederken, kızlar daha fazla sıklıkta dizi tercih etmektedirler (x2=62.25, p<.001). TV’de ve sinemada en sevdiği film sorusuna, %30 oranında “macera filmi” cevabı verilmiştir. Film olmamalarına rağmen, bu soruda cevap olarak adı geçen “dizi, reality ve yarışma programları”nın sevilme oranı ise %23.8 ile ikinci sırada gelmektedir (Bkz. Tablo 6). » Nüve Forum » akademik » İletişim Fakültesi » Radyo Televizyon Sinema |
| Sponsorlar |
| |
![]() |
| Tags |
| Çocuk:, Çocukların, iliskin, programlarına, televizyon, tercihleri |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|