Nüve Forum

Nüve Forum > akademik > İletişim Fakültesi > Radyo Televizyon Sinema > Yeni Bir Tiran ya da Çağdaş Üfürükçü - Televizyon...

Radyo Televizyon Sinema hakkinda Yeni Bir Tiran ya da Çağdaş Üfürükçü - Televizyon... ile ilgili bilgiler


Yeni Bir Tiran ya da Çağdaş Üfürükçü: Televizyon Bir iletişim bilimci şöyle diyor: ***8220;Yarının iletişim bilimcileri bizden şöyle söz edecekler: Bol bol televizyon seyrettiler, hayallerini de televizyon sayesinde keşfettiler ve

Radyo Televizyon Sinema Radyo Televizyon Sinema Bölümü 1965 yılından bu yana görsel işitsel medyaya nitelikli mezunlar kazandırmanın ötesinde, Türkiye’deki medya çalışmaları alanına öncülük etmektedir.

Like Tree10Likes
  • 1 Post By RepStaR
  • 1 Post By RepStaR
  • 1 Post By RepStaR
  • 1 Post By RepStaR
  • 1 Post By RepStaR
  • 1 Post By RepStaR
  • 2 Post By RepStaR
  • 2 Post By Jeli

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 13.07.08, 10:16
RepStaR - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
 
Üyelik tarihi: Sep 2007
İletiler: 1.111
Blog Başlıkları: 1
RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Yeni Bir Tiran ya da Çağdaş Üfürükçü - Televizyon...

Yeni Bir Tiran ya da Çağdaş Üfürükçü: Televizyon
Bir iletişim bilimci şöyle diyor: ***8220;Yarının iletişim bilimcileri bizden şöyle söz edecekler: Bol bol televizyon seyrettiler, hayallerini de televizyon sayesinde keşfettiler ve televizyon seyrederken öldüler.***8221;( Çetinkaya,l993:11) Gerçekten günümüzde artık televizyon seyretmek tam anlamıyla, vazgeçilmesi bile düşünülemeyen bir alışkanlık oldu. Ama bu alışkanlığımızın nelere mal olduğu, zihinlerimizi nasıl kontrolü altına aldığı, bizi nasıl yönlendirdiği henüz tam olarak anlaşılabilmiş ve tartışılabilmiş değil (en azından durumun anlaşıldığını gösteren çalışmalar görünmüyor). Elbette insanlar zaman zaman televizyon kanallarına tepkilerini dile getirmekteler ama bu tepkiler genel manada televizyonun işleyiş tarzına değil, programların hangi kültürel tabakaya hitap etmesi gerektiği noktasında yoğunlaşmaktadır.

Bugün insanların bilgilenmesini, haber almasını, kültürlenmesini, hayata katılmasını sağlayan en önemli daha doğrusu en etkili araç televizyondur. Televizyon, insanlara hangi bilgileri alacağını, bu bilgileri ne yapacaklarını, hangi haberleri ne kadar alacaklarını, neyi nasıl tüketeceklerini söyleyen bir özelliğe sahip. Ama acaba televizyonun karşısında iken gözlerimiz açık, zihin pencerelerimiz kapalı değil mi? Acaba bugün yaşamak için gerekli gördüğümüz her şeyin gerekli olduğuna biz mi karar verdik ? Acaba bugün çok kanallı olduğu söylenen televizyon gerçekten çok kanallı mı? Acaba o küçük kutuda gördüklerimiz sadece bizi bilgilendirmek, haberdar etmek gibi masumane bir isteği mi taşıyorlar?

İddiasızmış gibi görünüyor televizyon. Masummuş gibi, ***8220;ister seyret ister seyretme***8221; der gibi görünüyor. İnsanlara zarar vermeyi aklının kenarından bile geçirmiyormuş gibi görünüyor. Elinde olmadan verdiği zarar varsa, bunu da program değiştirerek, kanal değiştirerek bizlerin engelleyebileceğini söylüyor. ***8220;Ben sizin aile mülkiyetinizin bir parçasıyım***8221; diyor televizyon. Sonra, ***8220;ben sizi işinizden alıkoymuyorum***8221; diyor: ***8220;Beni dinlerken, bana bakarken bulaşık yıkayabilir, kitap okuyabilir, ders çalışabilirsiniz, sohbet edebilirsiniz***8221; diyor televizyon.

A) Zihin Yönlendiren Televizyon
Artık televizyon, kültür ürünlerini yığın olarak üretip yığın olarak tüketime sunmaktadır. Bu noktada Herbert Schiller***8217;in dediği gibi bir zihin menajeri olan televizyon, bilinci donuklaştırmakta, muhakeme yeteneklerimizi köreltmekte, idrakimizi dumura uğratmaktadır. İnsanlar, konuşacakları, duyacakları, tüketecekleri her şeyi televizyondan öğrenirken, bunun bir zihnî işgal olduğunu akıllarına getirmemektedir. Konuşup geldiklerinin bir zihni yönlendirmeye bağlı olduğunu kabul etmemekte ve işin acı tarafı her şeyden haberdar olduklarını, artık cahil olmadıklarını söylemektedirler. İşin daha da acı tarafı, medya bu aldanışın farkındadır ve insanların bu sözde uyanıklıklarını da desteklemektedir. Böyle olunca insanlar okuyup yazarak, seyrederek cahillik talimi görmüş olabileceklerini düşünmüyorlar bile.
Televizyonun doğrudan hitap etmesi, seyircileri veya dinleyicileri doğrudan olayın içine çekmekte, seyircilerle olayı takdim edenler arasında bir ahbaplık peydahlamaktadır. Komşusunun adını bile bilmeyenler, yanıbaşlarındaki insanların dramlarını görmeyenler, televizyondaki olay kişilerinin her özelliğini tanımakta, onların dramlarına üzülmekte, sevinçlerine katılmakta, dolayısıyla hiç bir zaman içinde olmayacağı bir suni dünyayı, kendi dünyasına çevirmektedirler. Bu doğrudan hitap, seyirciyi olayların içine çekiş, haberlerde, haber programlarında, magazinlerde, açık oturumlarda hatta reklamlarda kendini göstermektedir. Öyle ki insanlar, kendi başlarından geçenden çok televizyonda gördüklerine inanma eğilimi taşımaya başlamaktadırlar. Amerika***8217;da bir gurup önünde bir trafik kazası canlandırılır. Bu canlandırmanın çekilen görüntüleri, bu guruba televizyonda seyrettirilir. izleyenlerin çoğu, televizyonda gördüklerinin, olay anında gördüklerinden daha gerçek olduğunu söylerler.(Bombardier, l992:l94)
Televizyonun faydasının çok olduğunu söyleyenler çoğunlukta olsa bile, televizyonun, insanları, düşüncenin oluşması için gerekli ön şartlardan nasıl uzak tuttuğu, insanları nasıl kendi özlerinden ayırdığı, eleştirme yeteneklerini nasıl körelttiği, her şeyi kabullenebilir bir zihin oluşturduğu görülmesi, ulaşılması zor gerçekler değildirler. Televizyonun insanları birbirine benzeten, aynı oranda donuklaşan zihinler üreten bir araç olduğu, eleştirel bir bakışla elde edilebilecek bir sonuçtur.
Televizyon, gösterdiklerinin doğru olduğuna inandırmada büyük bir imkana sahiptir. Her şey seyircinin gözü önündedir. Kamera olayları, kişileri göstermektedir; görgü tanıkları kamera önünde konuşmaktadır. Zihni yönelenler, işte buradaki bir ipucunu kaçırıyorlar: Kamera her şeyi değil gördüğünü, görmek istediğini gösterir. Ama bunun farkına varamayan seyirci için her şey görülmüştür, olan olmuştur. Ayrıntılar önemli değildir (!)
Aslına bakarsanız zihin menajerleri, ***8220;imajların ve haberlerin yaratılmasını, işlenmesini, rafine edilmesini ve bunlara riayet edilmesini, dolayısıyla inançlarımızı ve tutumlarımızı, sonuç itibariyle davranışlarımızı belirleme işini kendilerine iş edinmişlerdir. (Schiller,l993 :9) Bu işlerinde başarılı olmak için bazı mitler oluştururlar bu televizyonlar:
a) Halkın Suçsuz Olduğu Miti
***8220;Evet bazı yolsuzluklar, bazı düzenbazlıklar yapılmaktadır, ama bunları bazı kötü niyetli kişiler yapmaktadır. Bu kötü niyetli kişiler olmasa olaylar, tabii mecrasında akıp gidecektir. Televizyon halkımız için bunların peşindedir. Bunların ortaya çıkmasıyla masum halkımız huzurlu hayatına devam edecektir***8221;. Hemen fark edilecektir ki böyle bir tutum, kolaylıkla halkı televizyona yönlendirecektir. Bu arada televizyon ile, bu kötü niyetli kişilerin birbirlerini tanıyıp tanımadıkları sorusu akla bile gelmeyecektir. Halk, bu kötü niyetli kişileri ortaya çıkaran televizyon minnettarlık duyacaktır.
Yrd. Doç. Dr. Mehmet NARLI


__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 13.07.08, 10:16
RepStaR - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
 
Üyelik tarihi: Sep 2007
İletiler: 1.111
Blog Başlıkları: 1
RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Yeni Bir Tiran ya da Çağdaş Üfürükçü - Televizyon...

b)Objektiflik Miti
Zihin yönlendirmede oluşturulan bir diğer mit de medya araçlarının tarafsızlıklarını ilan etmeleridir. Bütün amaç halka ***8220;gerçeği sadece gerçeği***8221; yansıtmaktır. Ama acaba böyle midir? Ülkemizdeki yapay siyasal bölünmeler, halkımızda, tuhaf bir ***8220;taraflılık***8221; düşüncesi oluşturmuştur. Bir şeye taraf olmak partilerle ölçülebilir bir hal almıştır. Böyle bir zemin üzerinde bulunan bir halk için, televizyonun doğrudan bir siyasal organizasyon olmaması, tarafsız olmasıyla ilgili sanılmıştır. Hatta bazı siyasal ve ya kültürel gurupların yayın organları oluşturması sonucunda, mesela, Cumhuriyet, Milli Gazete, Samanyolu TV, gibi araçlar taraflı kabul edilmekte iken; Star, Show, Hürriyet, Sabah televizyonları ve gazeteleri tarafsız algılanabilmektedir. Çünkü bu televizyonların ilk bakışta neyin ve kimin taraftarı oldukları kestirilememektedir. Bu televizyonlar bugün karaladıklarını, yarın aklayabilmekte, doğru bulduklarını yarın yanlış bulabilmektedirler. İşin ilginç tarafı her kime çatarsa çatsın, her nereyi tutarsa tutsun bunu hep halkımız için yapmakta olduklarını söylemektedirler. Halbuki televizyon, tükettiren ve yönlendirenlerin taraftarı olup olmadığı da düşünülmelirdir.
c) Programların ve Kanalların Çeşitliliği Miti
İnsanlara gerçeklik olarak sunulan bir şey de programların ve kanalların çok çeşitli olduğudur. ***8220;İnsanlar ihtiyaçlarına göre zevklerine göre, kültürel zeminlerine göre program veya kanal seçebilirler***8221;. Gerçekten de programların çeşitli konuları içermesi, farklı saatlere yayılması, çeşitli yaş guruplarına ve kültür düzeylerine hitap etmesi , toplumdaki belli kültürel katmanları hesaba katması, insanlarda bir çeşitlilik duygusu uyandırmaktadır. İnsanlar seçmekte özgürdürler(!) Özgürlük, televizyon üzerinden değer buluyormuş; özgürlüğünüzü televizyonun dışına taşırmak istediğinizde antisosyal biri olarak deşifre ediliyormuşsunuz bu önemli değildir. Oysa bütün bu ***8220;çeşitli***8221; olarak sunulan programlarda ve kanallarda ortak iki yön vardır: Bunlardan biri reklam (ileride üzerinde durulacak) diğeri mesajdır. Bütün mesajların ortak noktaları da aslında şunladır:
1.Sayın seyirci yerinden kıpırdama; biz herşeyi senin evine taşıyoruz; daha ne istiyorsun? Dünyada bir şeyler değişirse biz sana haber veririz.
2.İşler senin bildiğinden daha karışık; karmaşıklıktan seni biz kurtarırız; bırak erbabı halletsin.
3.Gerçek olan, bizim sana söylediklerimizdir; bizim sana söylediklerimiz gerçektir.
4.Problemler üzerinde öyle uzun uzadıya duracak zaman yok; her şey çok çabuk geçiyor; sen de acele et; bize katıl; yoksa geç kalırsın.(Uğur,l99l:24-69)
Televizyonun zihni yönlendirmesi kısa zamanda olacak bir iş değil. Zihinlerin biçimlenişi uzun zamanda gerçekleşiyor. Televizyonun zihnimiz üzerindeki etkisi, o kutudan süzülüp zihnimiz ve vicdanımız üzerinde damlaya damlaya göl oluyor. Bu uzun süreçte zihin yönlendirmenin pek çok yolu vardır Herbert Schiller***8217;e göre: ***8220;haber akışını kontrol etmek, beyinleri, amaca uygun smulatik ideallerle doldurmak, pazar ekonomisini hakim kılmak gibi***8221; (Schiller,l993:l4). Gerçekten de televizyon denen aygıtın yaydığı haberler belli başlı ajanslar tarafından toplanmaktadır. Bazen bu ajanslar, yanıbaşımızdaki bir olayı haber verirken kendilerine göre şekillendirmekte ve bizim televizyonlarımız, elini uzatsa tutacağı haberi bu ajanslardan almakta ve onların şekillendirmelerine de ortak olmaktadır. Körfez Savaşı***8217;nda CNN muhabirlerinin yaydığı haberlerin tek gerçekmiş gibi algılandığını hepimiz hatırlarız. Yine demokrasi , eşitlik ve insan hakları gibi ideallerin, insanların kafasını nasıl işgal ettiklerini hala yaşamaktayız. ***8220;yeni dünya düzeni***8221; idealini yayanları ve buna sahip çıkanları da hatırlamalıyız. Bütün bu idealler, teknolojinin harika aracı televizyon tarafından allı morlu paketlere konularak sunulmaktadır. Aslına bakarsanız dünyada herhangi bir yenilik olmamakta, yüzeyde görülen bazı dekoratif düzenlemelerin dışında her şey eskisi gibi devam etmektedir.
İnsanlar, hayatlarında hiç bir zaman yer almayacak, konumlarını etkilemeyecek haberleri günlük olarak takip etmek istemekte ve her gün yığınla haber duymakta; ertesi gün bunları biraz konuşmakta ve hemen unutmaktadırlar. Buna rağmen olup bitenleri öğrenme arzularını (alışkanlıklarını) devam ettirmektedirler. Çünkü televizyon onlara, her şeyden haberdar olmayan insanların, oluşturacakları sosyal sistemlerin geri kalacağını, kötürümleşeceklerini, egemenlik güçlerini kaybedeceklerini söylemektedir. ***8220;Haber iletiminde yaşanan bu hız, yaşananların hakkıyla değerlendirilmesini, yorumlanıp gerekli sonuçların çıkarılmasını engellemektedir. Bir politika, bir kaza, terör, soygun, bir moda, bir borsa haberi peşpeşe sıralanmakta, ortalık karman çorman olmaktadır. Dinleyici böyle bir durumda, yaşadıklarını değerlendirme şansını yitirmektedir.***8221;(Schiller, 1993:48) Zihinler uyanıklıklarını kaybetmekte, muhakeme körelmektedir. Bu hal-i pür-melal içindeki insan başkasının işine yarayan bir malzeme olmaktan kurtulamamaktadır.

__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 13.07.08, 10:17
RepStaR - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
 
Üyelik tarihi: Sep 2007
İletiler: 1.111
Blog Başlıkları: 1
RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Yeni Bir Tiran ya da Çağdaş Üfürükçü - Televizyon...

B)Televizyonun Bilgilendirdiği-Eğittiği İnsan
Bugün insanların çoğu, televizyonun kendilerine ulaştırdıkları ile bilgilenmekte ve olan bitenleri öğrenmektedirler. Ancak bu öğrenme işi gerçekleşirken aslında, kişinin kişisel yargıları, çözümleri, karşılaştırmaları devre dışı kalmaktadır. Çünkü haberlerin ağına terkedilmiş bir hafıza ile, gerçek öğrenme gerçekleşmez. Zaten insanların, kitle iletişim araçlarından aldıkları üzerinde enine boyuna düşünecek zamanları da yoktur. Bu yüzden herhangi bir kimsenin dediğini diğeri de bilmekte, birbirlerinden alacakları bir şey kalmamaktadır. Aslında bu hızlı, sözde iletişimin insanları malumat sahibi yaptığını bile söylemek zor, çünkü televizyonun verdiği çok kısa sürede unutulmaktadır.Olan, sadece hafızaların kontrollü bir biçimde doldurulup boşaltıldığıdır.
***8220;Hakkında hiç bir bilgiye sahip olmadığımız ülkelerle ilgili televizyona, gazetelere yansıyan haberlerin doğruluğunu da kontrol etmemiz için elimizde hiç bir imkan yoktur. Haber verenin hüsni niyetine güvenmekle yetiniyoruz.***8221; (Özdenören, l990:ll8) Ne gariptir ki işin aslı hakkında hiç bir bilgimiz olmadığı halde bu iletilenleri doğru olarak kabul etmekte, dünyanın gidişatını sözde takip etmekteyiz. Oysa dünya ile ilgili haberlerin çoğu yabancı haber kaynaklarından (mesela %54.6 sını AB,Upi, AFP ve Reuter kökenli ajanslardan; %31 ini Batılı dergi ve gazetelerden) alınmaktadır. Bu kaynakların da dünyayı görmek istedikleri gibi gösterdiklerini her aklı selim düşünebilir.
Jaques Semelin, televizyonun verdiği bilgiyi, gerçek dışı bilgi veya yalanı gerçek gibi gösterme olarak niteliyor: ***8220;Şüphesiz propaganda ve yalanı gerçek gibi gösterme, çok belirgin benzerliklere sahiptir. İkisi de işaretler, semboller ya da görüntüler aracılığı ile başkalarını yönlendirme amacını güder. Bu bakımdan uluslararası güçlerle ilintili olarak propaganda ve gerçek dışı bilgi verme psikolojik savaş unsurlarıdır. Psikolojik savaşların amacı ise silah kullanımını azaltarak işaretlerin kullanımı ile hasmın tutumunu kendi lehine değiştirmektir.***8221; (Semelin,l992: 34) Bu güçler, dünyadaki bilgilenme ağının kendi lehlerine örülmesini sağlamak için bazı ilkeler belirlerler. Mesela verilen bilgilerin tarafsız olduğunu, insanlara gerekli olduğunu, bunları bilmenin insanlık vazifesi olduğunu ve ya insanlığın şartı olduğunu aşılamak gibi. Halbuki televizyon insanlara verdiklerinden çok fazlasını onlardan geri almaktadır. Mesela onları her şeyden haberdar etmek karşılığında ,onların hiç bir şey üzerinde düşünememelerini istemektedir. Tıpkı bir ilizyonist gibi. Bir çok şeyler gösteriyor sana ama bir şartla : Kendini ona teslim edeceksin.
Sosyologların çoğu televizyon karşısında geçen zamanı, ölü zaman olarak değerlendiriyorlar. Tuhaf değil midir öyleyse insanların zamanlarını öldürürken zamanı yakalama iddiasında olmaları? Ancak çok açıktır ki bu şekilde zaman yakalanmıyor; olsa olsa birilerine kiralanıyor. Televizyondan öğrendiklerimiz aramızda konuşma vesilesi olsa bile aslında bizi ilgilendiren şeyler değildirler. Çünkü bizi hiçbir zaman kendimiz adına harekete geçirmezler. J. Baudrillard***8217;ın dediği gibi, televizyon bize her şeyi söyleyebilir ama bunlar sormadığımız sorulara verilen cevaplardır. (Curdon,l992:186) Bu sormadan öğrendiğimiz şeyler bizi tıpkı bir bilgisayar gibi programlamaktadır. ***8220;Yine enformasyonun bilgisayara depolanışı gibi, deneyimlerimiz ve davranışlarımız depolanmaktadır. Böylelikle bize sinyaller verildiğinde beklenen davranışı hemen göstermekteyiz.***8221; (Berger,l99l:42) Ama televizyonlar bunu böyle söylemezler. Bize istediklerimizi verdiklerini söylerler. Gerçekten de bir süre sonra insanların istedikleri, televizyonların verdikleri olmaktadır.
Eğer televizyon gerçekten bizleri bilgilendiriyorsa, aradan geçen bunca zamana rağmen niçin dünyada bir düzelme olmamıştır? Eğitimde niteliksel bir gelişme olmamıştır? Niçin hayatımız daha anlamlı hale gelmemiştir? Aslına bakarsanız televizyonun bize günlük hayatı bile verdiğini söylemek zor. Çünkü ne kadar çok televizyon seyrederse, hayattan o kadar çok kopuyor insanoğlu. Sahip olduğu güya onca bilgiye rağmen yönünü şaşırıyor.
Televizyon bize hayatın hangi bilgisini veriyor? Siyasilerin söyledikleri, kimin nerede ne yaptığı, kaç kişinin öldüğü, Batının bizim hakkımızda ne düşündüğü, enflasyonun durumu, borsa, hava durumu, spor vs. Bütün bunlar hayatımızı düzenleyecek bir bilgi sunmazlar. Bilgilenmek, yorumlamayı, incelemeyi, karşılaştırmayı, ilişkilendirmeyi ve nihayet kavramlaştırmayı gerektirir. Oysa televizyonun bize verdikleri Nabi Avcı***8217;nın dediği gibi kitabın fihristi gibidir; ama bilgi kitabın içindedir.(Avcı,l990:123)
Namık Kemal***8217;in tiyatro için söylediklerini televizyona uygulayanlar yanılıyorlar. Televizyon ***8220;eğlendirerek öğretmiyor***8221;. Olayları takip ederek öğrenme gerçekleşmez, ancak bir zihni tembellik gerçekleşir. Kişinin içinde olmadığı bir süreç öğrenmeye götürmez. Kişinin içinde olmadığı bir süreç tecrübe de kazandırmaz. İnsanların tecrübe sandıkları şey, aslında gördüklerine benzeme, onlar gibi olmadır. Oysa kişiliği en çok hırpalayan şey, ***8220;gibi olma***8221;dır.
Bazı programlar bilgilendirir bazıları bilgilendirmez tartışmaları da pek sonuç verecek bir tartışma değildir. Bir çiftçi toprağını nasıl ekerse daha verimli olacağını televizyondan öğrenebilir. Bir çocuk daha okula gitmeden okumayı yazmayı televizyondan öğrenebilir. insanlar açıkoturumları seyrederek bir konu hakkında yeni şeyler duyabilirler. Yarışma programlarını seyrederek genel kültürlerini artırabilirler. Evet bütün bunları televizyon gerçekleştirebilir. Ama çiftçi kazandığı parayı nasıl harcayacağını da televizyondan öğrenir. Çocuk okumanın bir değer olmadığını da yine televizyondan öğrenir. Genel kültürü artan insan, neyi nasıl konuşacağını da televizyondan öğrenir. Eğer cahilliği , insanın kendisinin farkında olmaması, başkalarının güdümünde olması olarak değerlendirirsek şöyle diyebiliriz: insanlar öğrenerek cahil kalmaktadırlar.
Televizyonun artık bir aile mülkiyeti olduğunu belirtmiştik. Çoğu zaman çocuklara annelik, babalık, kardeşlik ve arkadaşlık yaptığı da bilinen bir durumdur. Televizyonlarda aileler tarafından geliştirilen bir çok program ve diziler vardır. Bu dizilerde aileler içi problemler üretilmekte, bunlar zaman zaman çözüme kavuşturulmakta ve böylece toplumun sosyal yapısı sözüm ona eğlendirerek ele alınmış olmaktadır. Gerçekte ise bu yapay problemler ve çözümler kişilerin gözlerinin önündekini görmelerini engellemekte, kişileri taklidî ve standart bir yaşayış tarzına alıştırmaktadır. Kişiler farkında olmadan problemlerini bu dizilerde gördüğü problemlerle özdeşleştirmekte ve çözümünü de söz konusu yayınlardakine benzer davranışlarda aramaktadır. Bu durum bir uyuşturucu etkisi oluşturarak, televizyon seyretme bağımlılığını artırmaktadır. Bubağımlılık tıpkı uyuşturucular gibi bir taraftan insanlara bir ferahlık hissi vermekte diğer tarafta ise kendi hayatından kopuk topluluklar oluşturmaktadır.

__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 13.07.08, 10:17
RepStaR - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
 
Üyelik tarihi: Sep 2007
İletiler: 1.111
Blog Başlıkları: 1
RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Yeni Bir Tiran ya da Çağdaş Üfürükçü - Televizyon...

***8220;Televizyonun yığınsal olarak ürettiği bu hayata dair fantazyaların, özel yaşayışımızdaki fantazyalara dönüşme eğilimi vardır. Özgür ve bağımsız olduğumuza dair bazı yanılsamalara rağmen, televizyon bizim mantıksallığımıza saldırmakta, bizi geçici içtepilerle ve isteklerle dolu yaratıklar haline dönüştürmekte ve bireyselliğimizi sıradanlaştırmaktadır. Sonuçta televizyon, gerçeklik duygularımızı çarpıtarak yok etmektedir.***8221; (Berger,l99l:55) Gerçeklik duygularımızın yok olması, bizde bir güvensizlik ve kötümserlik duygusu geliştirdiği için artık kendimize pek inanmıyor ve hayatımızın kararlarını kendimiz alamıyoruz. Bizim için alınan kararları, kendimiz almış gibi yaparak kendi kendimize olan güvensizliğimizi saklamış oluyoruz.
Televizyon bir kimlik kazandırma yolunda elbet insanları belli bir eğitimle yüzyüze getiriyor. Ama bu kazandırılmak istenilen kimlik ne insanoğlunun yaratılışına uygun nitelikler taşıyor ne de insanın kendine ve toplumuna ait değerlerini geliştiriyor. Mehmet Doğan***8217;ın deyişiyle kişi, kimliğine sahip çıkma şansını en çok bu çağda kaybetmiştir. (Doğan,l993:31) Çünkü televizyon, inanç ve düşünce yayıcı yapısıyla, yaptığı yorumlar, gösterdiği sembollerle, düşünceyi şartlandırıcı yapısıyla insanların bu şanslarını yok etmek üzere faaliyet gösteriyor. Bu durum karşısındaki insan eğitilmiş olmamakta, hayatını reflekslerle, kesin hükümlerle devam ettirme yoluna girmektedir.Bu yola giren insanların bazı ortak davranışların birkaç tanesini sıralarsak sonuç biraz daha tanıdık gelecektir:
1.Televizyonun söylemediği şeye inanmaz.
2.Televizyonun etkisinde kalmadığını söyler.
3.Ayrıntılara dikkat etmez, spekülasyonlarla idare eder.
4. Apaçık gerçekleri kimsenin görmediğini ama kendisinin gördüğünü söyler.
5.Şüphe, yargı, eleştiri kavramlarını birbirine karıştırır, birbirinin yerine kullanır.
6.Bazen çok ümitli bazen çok karamsardır.
7.Hiçbir konuda yoğunlaşamaz, sabredemez, kendini disipline edemez.
8. Kalabalığı sever, yalnızlıktan korkar. (Acaba yalnız kalınca bir hiç olacağından mı korkar?)
9. Eğer iyi gözlemlenirse kendisini küçük görenlere saygı duyduğu görülür.
l0.Bir şeyin veya bir kimsenin önemli olduğuna inanması için onu ya televizyonun söylemesi ya da gazetenin yazması lazımdır.

C) Ekranların Beslediği Şiddet
***8220;Geleceğin teröristleri önümüzdeki on yıllarda yerden bitmeyecek, denizden çıkmayacak, dağlardan yuvarlanmayacak; onlar şu anda ekranların karşısında tele eğitim görmektedirler***8221; (Doğan,l993:7) diyor İletişim ve ya Dehşet Çağı***8217;nın yazarı. Çok mu katı bir görüş? Belki. Ama ekranda birbirlerine vurmak için kışkırtılan insanları, bazı arkasız vatandaşın karşısında ifrit kesilen, babaların karşısında uslu çocuklara dönen habercileri; bomba etkisi yaratacak programları, kan, cinayet hıyanet sergileyen şom ağızları hatırlarsanız, yukarıdaki görüşün çok da katı bir görüş olmadığı fikrine katılabilirsiniz.
Televizyonun oluşturduğu karmakarışık zihin, tüketen ve doymayan ruh, şiddete uzanan yola girecektir elbette. Her şeyi hır-gür içinde konuşmaya başlayan toplumumuz, kendi dışındaki herkesi hırsız, yalancı düzenbaz gören toplumumuz, size bu şiddetin haberlerini vermiyor mu? Son yıllarda haber programlarının bütün kanalları sarması, reklamların beynimizi birer mesaj çöplüğüne çevirmesi, kahraman polislerin, fedailerin kötülerin leşlerini yere sermesi(!), çok önemli toplumsal değerlerin özgürce(!) tartışılması bir tesadüf müdür acaba? Naklen ölüm manzaraları, naklen tecavüz manzaraları, naklen itiraf manzaraları şiddete giden yolda kılavuz rolünü üstlenmişlerdir.
***8220;Yar bana kanlı bir olay, yar bana bir düzenbazlık***8221; diye yola çıkan habercilik neyin peşindedir? Bencilliği doruklara çıkaran, paylaşmak gibi erdemleri yok eden, rekabeti yalan yarışa çeviren reklamcılık neyin peşindedir? Kişiyi insanlardan nefret etmeye teşvik eden, kişiye boşluk ve huzursuzluk duygusu yerleştiren, insanların güvenlik alanlarını darlaştıran çete filmleri şiddet köprüsünü kurmuyorlar mı?
Bütün bunlar, belirgin, eleştirel, çözümleyici bakış açısı olmayan insanın oluşmasına destek vererek şiddete giden yolu açıyorlar kuşkusuz. Televizyondaki kötülükleri görerek insanların bir arınmaya yöneldiklerini söyleyenler yanılıyorlar ve ya yine kandırmaya çalışıyorlar. Hangi insan çocuğuna ahlaksızlığın kötü olduğunu anlatmak için ahlaksız öyküler anlatır?
Aslında Yusuf Kaplan***8217;ın da belirttiği gibi medyanın yapılanması Batılı özellikle Amerikalı dev şirketler tarafından kontrol edilmektedir. Bu kontrol, üçüncü dünya ülkelerindeki medya sistemlerinin yapısına, işleyiş mekanizmasına, mesajların içeriğine kadar uzanmaktadır. Bu noktada Batılı ülkelerin tüm diğer ülkeler üzerinde kültürel hegamonyası söz konusu olmaktadır. Bu durum bir şiddet olgusunu da içermektedir.(Kaplan,l99l:6) Bu açıdan bakıldığında Türkiye ve Ortadoğu***8217;daki şiddet hareketlerinin sebebi biraz daha aydınlanmış olmuyor mu?

__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 13.07.08, 10:18
RepStaR - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
 
Üyelik tarihi: Sep 2007
İletiler: 1.111
Blog Başlıkları: 1
RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Yeni Bir Tiran ya da Çağdaş Üfürükçü - Televizyon...

D) Tüketici Üreten Makine: Reklam
Reklam, bugüne kadar hiç bir aracın yapamadığı şeyi yapmayı hedeflemektedir: Hiç bir niteliği olmayan, sadece tüketen bir varlık yaratmak. Dünyanın neresinde olursa olsun bütün insanlar, belli üretim merkezlerinin kıskacı altındadır. Söz konusu varlığın yetişmesi için bütün medyanın zihin yönlendirici etkisi olduğunu daha önceki bölümlerde ele almıştık. İnsanları tüketen bir makine haline getirilmesinde bütün medyanın belli bir tesiri varsa da bu iş, asıl reklam yolu ile başarılmak istenmektedir.
Bugün hiç kimse reklam metinlerinin sadece masumane bir ürün tanıtımı olduğunu söyleyemez. Çünkü her seyirci, reklamı yapılan ürünlerin, çoğu zaman kalitesi ve nitelikleri ile ilgili olmayan görüntülerle sunulduğunu görmektedir. Bunu söylememiz, seyircinin reklamın hinliklerini fark ettiği manasına gelmez. Seyirci buna alışmıştır ve güya dikkate almamaktadır. Oysa reklamı yapılan ürünler, en kenardaki bakkalda bile arz-ı endam etmektedir. Ayrıca artık hiç kimse reklamın sadece eşyalarla ilgili bir alış-veriş olduğunu da söyleyemez. Çünkü reklam eşyayı sunarken aslında belirli hayat biçimlerini de sunmaktadır.
Peki bu reklamlar, ürünlerin satılmasını, insanların satın almaya müptela olmalarını nasıl sağlamaktadırlar? ***8220;İster alın, ister almayın***8221; mı demektedirler? Kuşkusuz böyle günahsız bir yolu izlemiyorlar. Yine reklamın dünyası acaba insanları hangi bağımlılıkların pençesine düşürmektedir? Hangi metotları kullanmaktadır?
Bu soruların cevapları üzerinde durmadan önce reklamın bizdeki tarihçesi üzerinde biraz durmakta fayda görmekteyiz. Osmanlı da ilk ticari reklamın başladığı yıllar tam da l839 dönüşümlerinin yaşanmakta olduğu yıllara rastlamaktadır. l864***8217;de Tercüman-ı Ahval***8217;de yayımlanmış olan ilk ticari ilanların birinde Eminönü Yenicami avlusundaki bir mağazanın, ramazan ayı dolayısıyla ithal ettiği züccaciyenin duyurusu yapılmakta idi. Avrupa tarzı ilanları ise ülkemize ilk sokan Ceride-i Havadis gazetesidir. ***8220;sayfalarımız her türlü ilana küşad olunmuştur***8221; sözüyle ilan almaya başlamıştır. İlginç olan nokta (aslında hiç de ilginç olmayan) Osmanlı***8217;da ilk reklam etkinliklerinin Rum ve Musevi azınlık çevrelerinde gerçekleşmiş olmasıdır.
İlk reklam şirketi l909***8217;da Fransız Havas***8217;ın Kahire müdürü E.Hoffer***8217;ın Huli ve Salamon isimli iki Musevi ile kurduğu ***8220;İlancılık Kollektif Şirketi***8221;dir. Daha sonraları Huli ve Salamon Cumhuriyetin Yazı işleri müdürü Kemal Sahir Sel***8217;i de ortak ederek l936 da ***8220;Mecra Ajans***8221;ı kurarlar. Mecra Ajans l950***8217;ye kadar devam eder. Bu sırada Eli Acıman, dönemin şen şapka (şimdi vakko) şirketinin sahibi Vitali Hakko ile l944***8217;de ***8220;Faal Reklam***8221; diye bir ajans kurarlar. (Çetinkaya,l993:41-42) l970***8217;lerden sonra durum oldukça yeni bir gelişim gösterir. Reklam televizyonun desteği ile, insanların bütün harcamaları üzerinde hegomanyasını kurar.
Reklamlar, ürünlerini pazarlarken, toplumsal değerleri, istekleri, ve kişisel duyguları kullanmaktadırlar. Annelik, sevgi, fedakarlık, iyilik, akıllılık-işbilirlik, saflık, komşuluk, farklı olmak, dostluk, güçlülük gibi değerler ve istekler kullanılmaktadır. Mutlu aile görüntüleri, düzenli ve pırıl pırıl evler, mutlu mutlu işlerine giden, akşam dönüşlerinde çocuklarına çukolata getiren babalar, çocuklarına özen gösteren neşeli anneler, hep birbirlerinin orasının burasının nasıl güzelleştiğine dikkat eden aşıklar, iyi para kazanan akıllı ve işbilir yatırımcılar, birbirilerine pasta (nefret) ikram eden komşular, bütün erkeleri ve ya kızları peşlerinden koşturan insanlar, yediklerinden içtiklerinden dolayı birden devleşen çocuklar, müşterilerine gülücükler dağıtan genç ve güzel banka hanımları, tüketici yetiştirme yolunda kullanılan şartlandırıcı, kandırıcı araçlardır.
Reklamın, üretilen mallar konusunda taze haberler veren, üretim ve refah düzeyinin yükselmesine yardımcı olan özellikleri olduğunu söyleyenler de var. Amerika Reklam Fedarasyonu, ***8220;Reklamın Ilkeleri***8221; konulu bildirisinde ***8220;iyi bir reklam, tüketiciyi bilgilendirmeyi amaçlayarak iyi bir alış-veriş yapmasına olanak sağlar***8221; denilmektedir. Halbuki aynı ülkedeki bir diğer araştırmada, reklamın yalan dolanla dolu olduğunu fark eden çocuklarda, güçlü bir kandırılma duygusunun oluştuğu, ihanet edilme duygusunun geliştiği bildirilmekte ve çocukların, reklamlardan edindikleri bu kötümserlik duygusunu, bütün kurumlara, ailelere yüklediği önemle vurgulanmaktadır. (Berger,l99l:47) Bugün Türkiye***8217;de durum bundan farklı değildir. Özellikle gençlerde tam bir güvensizlik ve boşluk duygusu hakimdir.
Reklam, insanların yukarıda sıraladığımız isteklerini ve korkularını kullanırken birbirinin içine girmiş iki hedefi gerçekleştirmek peşindedir: bütün insani özlemleri sıradanlaştırmak ve sıradanlık üzerine yeni değerler koymak. Oluşturulan bu yeni değerler, insanlara sembolik hazlar sunmaktadır. Bu hazlar bağımlılık oluşturmakta, bu bağımlılıklar da insanların kendi değerleriyle karşılaşmalarını, hüküm üretmelerini, kararlar almalarını imkansız hale getirmektedirler. Bu bağımlılıklardan birkaçını şöyle sıralamak mümkün:

__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 13.07.08, 10:18
RepStaR - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
 
Üyelik tarihi: Sep 2007
İletiler: 1.111
Blog Başlıkları: 1
RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Yeni Bir Tiran ya da Çağdaş Üfürükçü - Televizyon...

Sahip Olma
Sahip olma ile haz duyma arasında önemli bir bağlantı vardır. Sahip olmak gücün gösterisi de olduğundan hazzı besler. Bölüşmek yerine sahip olmak günümüzün geçerli davranış biçimi haline gelmiştir. Böyle olunca insan, giderek daha aç gözlü olmakta; ne kadar çok sahip olursa o kadar çok mutlu olacağını sanmaktadır. Sistem bu ***8220;sanma***8221; duygusunu güçlendirmek için çalışır.
Reklamlar bizi bir çok şeyden mahrum olduğumuz sonucuna ulaştırıyor. Ardından da bu mahrum olduğumuz şeylere sahip olmamız gerektiğini söylüyor. (Çetinkaya,l993:l05)***8221; Yoksa sizin hala yok mu gibi?***8221; reklam sıloganlarını hatırlarsınız. Bu şekilde sahip olma duygusuna saplanmış bir toplumda bir şeye sahip olmayanın bir hiç olduğu sonucuna da rahatlıkla ulaşabiliyor insanlar. Böyle toplumlarda ***8220;şeylere***8221; sahip olmayanlar, hem sahip olamayışlarının acısını yaşamakta, hem de sahiplikleri çok olanlara düşmanlık duygularını yaşamaktadırlar. Doğrusu sahip olma duygusu üzerine kurulmuş bir sosyal düzende barışın olması da pek mümkün değildir. Çünkü böyle bir toplumda insanların gözleri sürekli bir başkasını üzerindedir.


Marka
***8220;Tüketicide marka bağımlılığı oluşturmak satışın garantisidir. Bir marka, bir logo, bir amblem tüketicinin zihninde yer kapmak için savaş halindedir adeta. Doğal olarak tüketici alışveriş ederken adını hatırladığı ürüne yönelecektir.***8221;(Çetinkaya,l993:ll5) Mesaj ve marka çöplüğüne dönen zavallı tüketici beyni bunu kolay kolay fark edememektedir.

Cinsellik
Reklamlarda kullanılan cinsellik de diğer malzemeler gibi ***8220;tüketicinin bilinçlendirilmesi***8221; tezi ile uyuşmuyor. Ara sıra insanlar mesela ***8220;kadının bu malla ne ilgisi var***8221; deseler de bu, sonucu pek değiştirmiyor. Çünkü reklam veren, reklam metnini hazırlarken değerli vatandaşlarının nasıl tepki göstereceklerini hesaplayan araştırmalar yapıyor. Yalçın Çetinkaya***8217;nın da işaret ettiği gibi, reklamın her türünde güzel kadınların arz-ı endam etmesi mal alış-verişinin dışında bir amaca da hizmet ediyor: Güzellik anlayışının değişmesini sağlamaya çalışıyor. İçsel güzellik dışlanırken, meziyetsiz bir fiziki güzellik, biblos güzellik yüceltiliyor.(Çetinkaya,l993:127) ***8220;Kadınlar***8221; diyor Jules Henry, ***8221;mahremlerinin, güzelliklerinin kullanılmasına göz yumarak ulusal refaha dehşetli bir katkıda (!) bulunmaktadırlar. Kadın ruhunun mahremiyetleri, gayri safi milli hasılanın fidyesi haline gelmiştir***8221;.(Henry,l989:73)

Mutluluk
Manipüle edilmiş zavallı zihin, mutluluğunu artık alabildiği mallara endekslemiştir. Hemen hemen bütün reklamlar bir problemi konu almakta (kirli bir elbise, eksik bir beslenme, çürük bir diş, bakımsız bir saç) ve çözümü de ürüne sahip olmakla göstermektedirler. Ürüne sahip olunca problem giderilmekte, insanlar mutlu olmaktadırlar. Halbuki insanların bu şekilde mutluluğu yakalamaları gitgide ortadan kalkmaktadır. Çünkü bütün ürünleri alma şansımız hiçbir zaman olmayacaktır. Dolayısıyla hayatımız hep başka bir şeyi istemekle geçecektir.

Sınıf Atlama
Tüketim toplumumun bireyleri toplumsal sınıfları ne olursa olsun, bir üst sınıfa geçmek isterler. insanlar bir üst sınıfa geçemeyince, o sınıfın tüketim biçimini taklit ederler.

__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 13.07.08, 10:19
RepStaR - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
 
Üyelik tarihi: Sep 2007
İletiler: 1.111
Blog Başlıkları: 1
RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!RepStaR öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Yeni Bir Tiran ya da Çağdaş Üfürükçü - Televizyon...

Örneğin çok pahalı bir parfüm alıp borca girerler ve ya iki kapılı, derin donduruculu bir buzdolabı alırlar ama saklayacak bir şeyleri olmadığı için bir kaç şişe su soğuturlar.(Çetinkaya,l993:89) İşporta bu taklidin doğurduğu bir ticari gecekondudur mesela.

Yenilik
Reklamı yapılan hemen her şey yenidir. Bu yenilik mesajının içerisine bilimsellik, modernlik ilave edilmekte, çağdaşlık gibi hayatın bütününü kuşatan bir kavramla sımsıkı paketlenmektedir. Bu ürünlere sahip olmayanların çağın gerisinde kalacağı sürekli vurgulanmış olmaktadır. Bu durumun sosyal bir çatışmayı beslediği açıktır. Çünkü herkesin yeni olanı alma gücü hiç bir zaman olmayacaktır. Yani bir kısım insanlar daima çağın gerisinde bir kısmı ise daima çağın içinde olacaktır. ***8220; Siz hala annenizin margarinini mi kullanıyorsunuz***8221; ifadesi, annesinin margarinini kullananlarda bir aşağılık ve geri kalmışlık duygusu uyandırmaya devam edecektir.

Uzmanlar Tavsiye Ediyor
Yine reklamlarda kandırıcı gücün artması için kullanılan bir diğer yol da, malı bir uzmanın tavsiye etmesidir. Diş doktorları, kimya labaratuarları, ekonomistler, hemşireler, kuaförler güya ürünün kalitesine şahitlik ederler. Reklam verenler, reklam olarak karşımıza çıkan şartlandırıcı gösterilerden önce bazı araştırmalar yaparlar. Bu sosyo kültürel araştırmaların belli başlı iki boyutu vardır.
1.İnsanların kişiliklerinde paraya dönüştürülebilecek yanlarını araştırmak
2.insanların alım güçlerini hesaplamak

Bu araştırmalar tamamlandığında artık insanların, tüketim zindanına nasıl gönüllü olarak girecekleri belirlenmiş olur.
Ama zihni yönlendirilmiş insanların çoğu, reklamı yapıldığı için ürünü satın aldıklarını kabul etmezler. Orta ve üniversite öğrencileri esas alınarak yapılan bir sözlü araştırmada, ***8220;reklamı yapıldığı için mi bu malı satın alıyorsunuz***8221; sorusuna %75 oranında ***8220;hayır cevabı verilmiştir. Tükettikleri ürünlerin markaları ile ilgili bir soru yöneltildiğinde ise , kullandıkları malların % 90 oranında reklamı yapılan ürünler olduğu anlaşılmıştır. Evet yönlendirilmiş zihin yönlendirildiğini kabul etmiyor.
Yrd. Doç. Dr. Mehmet NARLI

__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 13.07.08, 10:48
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Yeni Bir Tiran ya da Çağdaş Üfürükçü - Televizyon...

Evet yönlendirilmiş zihin yönlendirildiğini kabul etmiyor.
Cok guzel bir yazi.Gunumuzun en buyuk sorunu bence beyinlerimizin yönlendirilmesi ve en acisi ise bu yönlendirilmenin durdurulmamasi.
Eline saglik cok tesekkur ederim.
__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
çağdaş, televizyon..., tiran, üfürükçü, yeni

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 06:02 .