2. Türkiye’deki Halkla İlişkiler Eğitimi Üzerine Bazı Saptamalar
Türkiye’de halkla ilişkiler eğitiminin başlangıcı ise, 1960’lı yılların ortalarına rastlamaktadır.
İlk kez 1966 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Gazetecilik Yüksek
Okulu’nda halkla ilişkiler dersleri verilmeye başlanmıştır. Daha sonra halkla ilişkiler dersleri
İzmir, İstanbul, Ankara’daki Gazetecilik Yüksek Okulları’nın eğitim programlarında yerini
almış ve radyo-televizyon, gazetecilik yanında halkla ilişkiler bölümleri de oluşturulmuştur.
1992 tarihine kadar Basın Yayın Yüksek Okulu olarak eğitim veren bu kuruluşlar bugün
İletişim Fakültesi adıyla anılmaktadır (Peltekoğlu, 1998: 87).
Kazancı; Halkla İlişkiler Eğitimi Üzerine Bazı Düşünceler ve Yeni Eğitim Programı (2003: 135-136,
150) adlı makalesinde başarılı bir halkla ilişkiler programı için önce aşırıya varan ders
tekrarının önlenmesi ve gereksiz derslerin ayıklanması gerektiğini belirtmektedir. Halkla
ilişkiler gibi pratiği ağır basan uygulamalarda mutlaka pratiğin doğası, nasıl
programlanacağı, nasıl yürütülüp sonuçlandırılacağı ve bunun, varsa temel ilkeleri
öğrenciye aktarılmak zorundadır. Oysa programlar iletişim, iletişim kuramları, iletişimin
işleyişi, tarihi, doğası, sorunları gibi konularla doludur. Hiç kuşkusuz halkla ilişkiler
mesleğine hazırlanan öğrenciler için iletişim dersleri zorunludur. Ancak bu derslerin
ağırlıkta olması piyasa beklentileri ile iletişim fakültelerinin programları arasında önemli
uyuşmazlıklar doğurmaktadır. İdeal bir ders programının özelliklerinden biri; kuramla
pratiği buluşturması, bireysel becerileri açığa çıkaracak değerlendirme ve tartışma ortamları
yaratmaktır.
Ekachai ve Komolsevin’in (1998) Tayland’daki halkla ilişkiler eğitimi üzerine olan çalışması
Türkiye’deki halkla ilişikler eğitimine ilişkin sorunlar açısından iki ülke arasında bazı
benzerlikler göstermektedir. Ekachai ve Komolsevin Public Relations Education in Thailand
(1998: 219, 222, 225) adlı makalelerinde Tayland’da 21 üniversitede halkla ilişkiler eğitimi
verildiğini, üzerinde araştırma yaptıkları üçü kamu beşi özel üniversite olmak üzere toplam
sekiz üniversitedeki halkla ilişkiler bölümlerindeki akademisyenleriyle gerçekleştirdikleri
derinlemesine mülakatlar sonucunda; kamu üniversitelerindeki profesörlerin öğrencilerini
akademik olarak tam donanımlı olarak tanımladıklarını, özel üniversitelerdeki profesörlerin
ise mevcut halkla ilişkiler ders programlarının öğrencilerin gelecekteki rekabet dünyasıyla
başetmelerinde yetersiz kaldıklarını belirtmişlerdir. Ancak fakülteler, global iletişim çağında
daha iyi uygulamacılar yetiştirmek için ders müfredatlarına kişilerarası iletişim,
kültürlerarası/uluslar arası iletişim, pazarlama iletişimi ve yeni medya teknolojileri gibi
derslerin eklenmesi gerektiği konusunda hemfikirdirler. Tayland’da halkla ilişkiler eğitimi
veren üniversitelerde öğrenciler ilk yıllarında genel formasyon derslerinin yanında halkla
ilişkilere giriş, iletişime giriş, gazeteciliğe giriş, yayıncılığa giriş ve Tayland’ca ve İngilizce
yazma dersleri almaktadırlar. İkinci yıl bu derslere, ikna, halkla ilişkiler yazarlığı, duyurma
ve halkla ilişkiler araştırması dersleri eklenmektedir. Daha üst sınıflarda ise; halkla ilişkiler
planlaması, özel kuruluşlar ve kamu kuruluşlarıyla sivil toplum örgütleri için halkla ilişkiler
ve seminer dersleri almaları ve staj yapmaları gerekmektedir. Tayland’daki halkla ilişkiler
eğitimi Amerika’dakine çok benzemektedir, çünkü Tayland’da halkla ilişkiler eğitimi veren
akademisyenlerin çoğunluğu eğitimlerini Amerika’da almış ve bilgi birikimlerini Tayland’a
aktarmışlardır. Öğrencilere sıklıkla okutulan ders kitapları arasında Cutlip ve Center’ın
Effective Public Relations, Hendrix’in Public Relations Cases, Kruckeberg ve Starck’ın Public
Relations and Community, Wilcox ve Agee’nin Public Relations: Strategies and Tactics adlı
kitaplarıdır. Ancak bu durum Batılı bir bilgi birikiminin, Tayland’ın kendi bağlamı içindeki
sorunlara uyarlanmasında çeşitli zorluklarla karşılaşılmasına neden olmaktadır. Bu durum
ancak akademisyenlerin kendi ders kitaplarını yazmaları ve bu kitaplara Tayland’a özgü
örnek olay çözümleri yerleştirmeleriyle aşılabilir.
Ekachai ve Komolsevin’in Tayland’daki halkla ilişkiler eğitimine ilişkin sorunları aşmak için
önerdikleri çözüm önerileri Türkiye’deki halkla ilişkiler eğitimi için de geçerlidir. Bu alanda
ülkenin şartlarına ve sektörüne uygun özgün örneklerin ve çözüm önerilerinin yer aldığı
ders kitaplarının yazılması gerekmektedir. Çünkü ders kitaplarının önemli bir bölümünde
hala Amerika’daki halkla ilişkiler tarihi ve örnek olaylar yer almaktadır. Amerika’daki gibi
Türkiye’de de üniversitelerarası kurulların oluşturulması bu kurulların ders kitaplarının
incelenmesi, ders müfredatlarının incelenmesi ve uyumlaştırılması, sektörün ihtiyaçlarının
saptanması ve buna yönelik bir müfredatın ortaya çıkarılması, lisans, yüksek lisans ve
doktora düzeyi için bunların ayrı ayrı değerlendirilmesini sağlayacak alt kurul
çalışmalarının yapılması gerekmektedir.
Türkiye’deki üniversitelerin halkla ilişkiler bölümlerindeki öğretim üyelerinin altını çizdiği
sorunlardan biri halkla ilişkiler alanının kuramsal açıdan henüz gelişmemiş olmasıdır.
Bunun nedenleri olarak alanın uygulama yönünün daha ağır basması, yaratıcılık ve kişisel
yeteneğe açık oluşu gösterilmektedir. Analiz ve eleştirel düşünme derslerinin alan için
hayati önem taşıdığı, çünkü analiz ve eleştirinin ‘yaratıcılığın’ açığa çıkmasına ve işe yarar
hale gelmesine neden olduğu belirtilmektedir.1 Prof. Dr. Naci Bostancı’ya göre;
Alana ilişkin yapılanların sürekli meşrulaştırılması, alanın ve hayatın dinamizmine
uymaz. Bu nedenle eleştiriyi fantastik düzlemlere taşımadan yürürlüğe koymak bize
şeyler arasında ilişki kurma, göstergeleri çözümleme ve sistematize etmeye, olup
bitenlerin başka nasıl yapılabileceğine dair sürekli düşünmeye yardımcı olur. İletişim
ve sunum dersleri ise öğrencileri pratiğe hazırlamaktadır. Çünkü iletişime dair teorik
bilgi öğrenileni uygulamaya dökmek için yeterli değildir. Bu tür sunum dersleri de
insanları piyasa simülasyonu üzerinden gerçek hayata taşımaktadır.
Prof.Dr. Naci Bostancı’nın da belirttiği gibi analiz ve eleştirel düşünme dersleri öğrencilerin
neyi, nasıl yapabileceklerine ilişkin yöntemleri ve pratikleri kazanmasına neden olan, kendi
işlerine ve dünyaya eleştirel bir tarzdan bakmalarını sağlamaya yönelik derslerdir. Ancak
Türkiye’deki halkla ilişkiler bölümlerinde bu derslerin sayı ve nitelik bakımından en zayıf
ders grubu olduğunu görmekteyiz.
Halkla ilişkiler öğretim üyelerinin halkla ilişkiler eğitimine ilişkin saptadıkların diğer
sorunlar arasında bölümlere dışardan derse gelen öğretim görevlilerinin yeterlilik
düzeyleridir. Öğretim görevlililerinin özellikle özel üniversitelerdeki önemli bir kısmı,
alandaki yeterliliklerine göre değil, piyasada isim yapmış ve popüler olmalarına göre
fakültelere derse çağrılmaktadırlar. Bu durum özel üniversitelerin öğrenci kazanma
kaygısından kaynaklanmaktadır. Programları uluslararası standartlara göre uyumlaştırmak
istediğimizde ise, öğretim üyelerinin ve öğrencilerin kalitesindeki sorunlar karşımıza
çıkmaktadır.2 Doç.Dr. Aydemir Okay’a göre;
Hazırlık sınıfları öğrenciye yabancı dil öğretiminde yetersiz kalmaktadır.
Öğrencilerin ders seçimleri sırasında ise danışmanların öğrencileri yönlendirmedeki
yetersizlikleri ve öğrencinin dersten tam olarak ne beklediğini bilmemesi gibi
sorunlar karşımıza çıkmaktadır. Öğrenci ders seçerken, dersin içeriğinden çok
hocanın not verme sisteminin kolay ya da zor olmasına göre tercihte bulunmaktadır.
Halkla ilişkiler bölümlerinde ve fakülte yönetimlerinde alan formasyonuna sahip
yöneticilerin azlığı ise bir başka sorundur.
Prof. Dr. Ahmet Tolungüç ise; halkla ilişkilerin bir bilim dalı olmadığını, bu nedenle
uygulamaya dayalı bir eğitim gerektirdiğini belirtmekte, halkla ilişkiler eğitiminin kuramsal
kısmının sosyoloji üzerine inşa edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.3 Kuram ve uygulama
arasında hassas bir dengenin kurulması gerektiğini belirten Tolungüç, iletişim fakültelerinin
aynı zamanda sektöre teknik eleman yetiştirmek durumunda olmadığını, sektörün bu
ihtiyacını meslek liselerinden temin edebileceklerini vurgulamaktadır.
Prof. Dr. Ahmet Tolungüç’e göre;
Özel üniversitelerin çoğunluğu ticari kaygılarla kurulduğundan derslerden çok
popüler isimler sayesinde bölümlere öğrenci çekmek amaçlanmaktadır. Yeterli
kadroları olmadığı için, kamu üniversitelerinin içini boşaltmaktadırlar. Özel
üniversitelerin akademisyen yetiştirmeleri ve bu konuya yatırım yapmaları
gerekmektedir. Günümüzde sayıları otuzu aşan iletişim fakültesinden mezun olan
öğrencilerin tamamının piyasada istihdam edilemeyeceği açıktır. Alan
popülerleştikçe açılan bölümlerin sayısı artmakta, açılan bölümlerin sayısı arttıkça
da alan popülerleşmektedir. İletişim fakültelerinde bugün genel olarak bir ders
kirliliğinden sözedebiliriz. Örneğin magazin gazeteciliği, spor gazeteciliği gibi
dersler var. Oysa gazetecilik yapmanın, haber yazmanın temel kuralları bellidir,
dersler bu kadar atomize olmamalıdır. Sınavlar genellikle test usulü yapılmaktadır.
Ancak iletişim fakültelerinden mezun olan öğrencilerin Türkçe’ye iyi derecede vakıf
olmaları zorunludur. Günümüzde sektörde istihdam edilen insanların iletişim
fakültesi mezunu olmaları zorunlu değildir. Bizim alanımız tıp ya da hukuk gibi o
alanda ehliyet sahibi insanların dışında kimsenin iş yapamayacağı bir alan değil.
Böyle bir sınırlandırma doğru da değil. Hatta iletişim alanı sadece iletişimcilere
bırakılamayacak kadar da önemli bir alan. AB’ye uyum çerçevesinde geliştirilen
Socrates-Erasmus programlarında ise amaç, Avrupa kültürünü yaygınlaştırmak için
genç insanların mobilitesini sağlamak, ancak bu program çerçevesinde Türkiye’ye
yurtdışından gelen öğrenciler ağırlık olarak yurtdışında yaşayan 3. kuşak Türkler.
Programın arzu edilen amacı sağlaması için biraz daha zamanı ihtiyacı var gibi
gözüküyor.
Tüm bu söylenenleri ve 18 fakülte üzerinden yapılan değerlendirmeleri özetleyecek olursak
şunları söyleyebiliriz. Genel formasyon, halkla ilişkiler ve tanıtım/reklam teori ve
uygulamaları, iletişim süreci ve sunumu grubundaki derslerde, derslerin birbirini tekrar
etmesi sözkonusudur. Bu ders grupları altında en önemlilerinden biri olan analiz ve eleştirel
düşünme derslerinin diğer gruplara göre sayıca azlığı göze çarpmaktadır. Oysa Parkinson
ve Ekachai (2002: 167) giriş halkla ilişkiler derslerinde öğrenciler üzerinde yaptıkları ampirik
bir çalışma sonucu; Sokratik tarzdaki yani tartışmaya dayalı bir pedagojik formasyonun,
geleneksel tarzdaki bir öğretim sistemine göre öğrencilerin eleştirel düşünme ve pratik
halkla ilişkiler sorunlarını çözme yeteneklerini geliştirmeleri açısından onlara daha fazla
fırsat sunduğunu saptamışlardır. Bu nedenle bölümlerde bu grubun derslerinin
güçlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca bu bölümde yer alan veri toplama teknikleri
derslerinin ağırlıklı olarak nicel yöntemlere dayalı dersler olduğunu, fokus grup, örnek olay
analizi, göstergebilim, sözlü tarih çalışmaları gibi nitel yöntem derslerinin oldukça sınırlı
olduğunu görmekteyiz. Bu bulgu bize halkla ilişikler alanının hala pozitivist bilgi birikimine
dayalı bir araştırma yöntemleri dizgesini izlediğini göstermektedir.
Alanla ilgili her bir spesifik alt başlık ders adı altında müfredatlara sokulmaktadır. Ayrıca
ders adlarının çoğu kez ders içerikleriyle uyuşmadığı ya da dersin adından ne
kastedildiğinin anlaşılmadığı görülmektedir. Bu derslerin ortak noktalar taşıyanlarının
birleştirilmesi, çoğunun yeniden adlandırılması ve ders içeriğiyle uyumlu hale getirilmesi
gerekmektedir. Temel derslerde örnek olayların incelenmesi ve bu şekilde örneklerin
spesifikleştirilmesi ve yorumlanması, alt başlık niteliği taşıyan ama ayrı bir ders başlığı
olarak varlığını sürdüren konuların yarattığı kirliliğe çözüm teşkil edebilir. Özel sektördeki
üniversitelerde sosyoloji, psikoloji, ekonomi gibi genel formasyon dersleri olmasına rağmen
bu bilim dallarını bütünleştirecek nitelikte olan tek bir felsefe dersinin dahi olmadığı
görülmektedir. Kamu ve özel üniversitelerdeki en önemli derslerden biri olan Seminer
dersinin çoğunlukla iki döneme yayılması ve Seminer I, Seminer II olarak, iki ayrı ders gibi
açılması bu dersin proje ve uygulama kısmının ölçülmesi ve değerlendirilmesinde çeşitli
zorluklarla karşılaşılmasına neden olmaktadır, bu nedenle dersin tek dönemde verilmesi
daha uygun gözükmektedir. Uluslararası kurulların halkla ilişkiler eğitiminde önemle
üzerinde durdukları uluslararası ve kültürlerarası iletişim dersleri özel üniversitelerde kamu
üniversitelerine nazaran daha çok yer kaplamaktadır (bkz. Ek 2).
Toth’un aktardığı (1999:50) lisans halkla ilişkiler eğitimi için tasarlanan içerik modelinde
halkla ilişkiler teori ve uygulamasının birinci bölümü olan bilgi ve teori temelli derslerde, iş
dünyasını ilkeler, bütçe ve zamanlama konusunda inceleyen derslerin yetersiz olduğunu,
müşteri hizmetlerini anlama ve gönüllü olarak projelere katılımı sağlayan uygulamaları,
eşgüdümlü ya da bağımsız çalışmaları, rapor hazırlayabilmeyi, portfolyo gelişimini
sürdürebilmeyi ve kariyer değerlendirmesini öğretmeyi amaçlayan derslerin olmadığını
görmekteyiz. Yine benzer bir eksiklik kendini, iletişim süreci ve sunumu derslerinin alt
başlıklarından biri olan kişilerarası ilişkiler ve grup ilişkileri derslerinde göstermektedir.
Kişilerarası ilişkiler ders müfredatlarında olmasına rağmen, örgüt içi grup ilişkilerini
irdeleyen dersler yok denecek kadar azdır.
Bu kadar çok iletişim fakültesinin açılması hem mezunlara iş bulma olanağının azalmasına
hem de eğitim-öğretim kalitesinin düşmesine neden olmaktadır. Ancak bölüm olarak var
olan ancak henüz öğrencisi olmayan ve eğitim-öğretim faaliyeti yürütmeyen Atatürk,
Erciyes ve Fırat Üniversitelerinin halkla ilişkiler bölümlerinin de bir an önce faaliyete
geçirilmesi gerekir. Burada temel prensip, akademik personel ihtiyacı karşılandıktan sonra
bölümlerin açılmasıdır, bölümler açıldıktan sonra akademik personel ihtiyacının
karşılanmaya çalışılması adı olan ama kendisi olmayan bölümlerin varlığına neden
olmaktadır. İncelenen 17 fakültede tam zamanlı olarak toplam 17 profesör, 15 doçent, 49
yardımcı doçent, 84 araştırma görevlisi, 26 öğretim görevlisi, 2 uzman çalışmaktadır.
Yardımcı doçentlik kadrosundaki yığılma dikkat çekicidir (bkz. Ek 1). Doçentliğe
yükseltilme kriterlerinin karşılanamaması ya da yabancı dil sorununun bu düzeyde hala
çözülememiş olması yardımcı doçentlik kadrolarında tıkanıklığa neden olmaktadır.
Araştırma görevlilerinin ise 50/d maddesine göre burslu öğrenci statüsünde kadroya
alınmaları, doktoraları biten araştırma görevlilerinin üniversitelerin ve fakültelerin
niyetlerine göre işsiz kalmalarına neden olmaktadır. Oysa üniversitelerin öğretim
kadrolarını geliştirmek ve güçlendirmek adına araştırma görevlisi istihdam etmeleri
gerektiğinden, doktoraları bittikten sonra derse girme rüştünü kazanan araştırma
görevlilerinin bir başka kadroya aktarılarak akademik yaşamlarını sürdürmelerinin
sağlanması gerekmektedir. Araştırma görevlileri hem burslu öğrenci statüsünde istihdam
edilmeleri hem de fakültelerde “angarya” tabir edilen tüm işlerden sorumlu tutulmaları,
genç akademisyenlerin akademik çalışmalarına yeterince yoğunlaşamamalarına hem de
“mevsimlik işçi” pozisyonuna düşürülmelerine neden olmaktadır.
Fakültelerin halkla ilişkiler bölümlerindeki ders ağırlıklarına kuram-uygulama, genel
formasyon-alan formasyonu, zorun-seçmeli kriterleri çerçevesinde baktığımızda kamu
üniversitelerinde kuramsal derslerin ağırlıklarının % 76 ile % 85 oranı arasında yer aldığı
görmekteyiz. Özel üniversitelerde ise bu oran % 63 ile % 88 arasında değişmektedir. Özel
üniversitelerin uygulamalı derslere biraz daha fazla ağırlık verdiğini görmekteyiz. Dersler
genel formasyon-alan formasyonu kriterine göre gruplandırıldığında ise; kamu
üniversitelerinde genel formasyon derslerinin ağırlığının % 29 ile % 46 arasında değiştiğini
geri kalan bölümünü alan formasyonu derslerinin oluşturduğunu görmekteyiz. Özel
üniversitelerde ise genel formasyon derslerinin ağırlığı % 24 ile %50 arasında değişmektedir.
Bu kriter gözönüne alındığında kamu ve özel sektördeki genel formasyon-alan formasyonu
dağılımının hemen hemen aynı olduğunu söyleyebiliriz. Zorunlu-seçmeli dersler
kategorisinde ise kamu üniversiteleri üzerine ortalama birşeyler söylemek mümkün
değildir. Çünkü kimi üniversitelerde zorunlu derslerin oranı % 28 iken, kimi üniversitelerde
bu oran % 100’lere varmaktadır. Özel üniversitelerde ise oranlar % 53 ile % 100 arasında çok
değişken rakamlar sergilemektedirler, ancak özel üniversitelerde zorunlu derslerin oranı %
53’ün altına düşmemektedir. Hem kamu hem de özel üniversitelerin önce kendi aralarında
daha sonra da birbirleriyle yapacakları kurul çalışmalarında bu konunun üzerinde
durulmalı ve zorunlu-seçmeli derslerin oranları konusunda bir birlik sağlanmalıdır. Bu
öneri, derslerin niteliklerinde de bir homojenlik arayışı anlamına gelmemektedir. Çünkü her
bir bölümün kendi içinde farklı tercihleri olabilir. Kimi bölümlerin güzel sanatlar, kimi
bölümlerin siyaset bilimi ve hukuk, kimi halkla ilişkiler bölümlerinin ise radyo-televizyon
uygulaması ağırlıklı tercihler yaptıkları görülmektedir. Bu bölümlerin önce kendi içlerinde
çözmeleri gereken bir sorundur, ancak biz biraz daha genel anlamda yalnızca oran
dağılımları üzerinden bir homojenliğin sağlanması gerektiğinden sözediyoruz.
Sonuç olarak; müfredatlar üzerine çalışma yapacak kurulların, dersleri halkla ilişikler teori
ve uygulaması, analiz ve eleştirel düşünme dersleri ve iletişim süreci ve sunumu olmak
üzere üç grupta toplamaları gerekmektedir. Genel formasyon derslerinin azaltılması, alanla
daha dolaylı biçimde ilgili olan formasyon derslerinin müfredatlardan çıkartılmaları
önerilmektedir. Analiz ve eleştirel düşünme derslerinin sayıca artırılması öğrencinin teorik
bilgilerini pratik düzlemlere aktarmasını kolaylaştıracaktır. Ayrıca bu grubun derslerinde
alımlayıcı duyarlılığını ve tepkilerini ölçmeye dönük nitel araştırma yöntem derslerinin
artırılması gerekmektedir. Öğrencilerin rapor hazırlayabilme, varolan raporları analiz
edebilme ve araştırma sonuçlarını sunma becerilerini geliştirmeye yönelik dersler de yine bu
başlık altında organize edilebilir. İletişim süreci ve sunumu derslerindeki yeni iletişim
teknolojileri derslerinin içerikleri yeniden gözden geçirilerek, benzer konuları ela alan
dersler birkaç ders başlığı altında bütünleştirilmelidir. Halkla ilişkiler müfredatlarında
ağırlığını hissettiren özellikle gazetecilik ardından da radyo-televizyon ve sinema dersleri
alanla ilişkilendirerek verilmeli diğerleri bölüm programlarından çıkarılmalıdır. Örneğin
gazete yazarlığı, yerel gazetecilik, haber toplama ve yazma teknikleri, uzmanlaşmış
gazetecilik gibi dersler yerine halkla ilişkiler yayıncılığı ders başlığı altında broşür, dergi ya
da kurum gazetesi çıkarma teknikleri birarada anlatılabilir.
Uluslararası platformda yapılan çalışmalarda genel formasyon derslerini öğrencinin daha
önceki öğrenim yıllarında aldığı varsayılmakta ve doğrudan halkla ilişkiler alanının teori ve
uygulamasına dönük derslerle ilgili çalışmalar yapılmaktadır. Bu noktada global dünya
düzeni içinde uluslararası sermayeli ve işgücülü örgütlerin çoğalması nedeniyle,
kültürlerarası iletişim ya da uluslararası halkla ilişkiler gibi derslere yer verilmekte, yeni
iletişim teknolojilerinin alana katkılarını sağlamak amacıyla da endüstriyel standartlarda
software bilgisi sağlanmaktadır. Daha ayrıntılı dersler ise, biliminsanı yetiştirmeyi
amaçlayan yüksek lisans ve doktora eğitimindeki müfredatlarda görülmektedir. Halkla
ilişikler eğitimi ülkemizde de bütüncül bir tarzda ele alınmalı ve lisans, yükseklisans ve
doktora eğitim programlarında ders tekrarlarından kaçınılmalı ve ders içerikleri lisansta
daha basit bir düzeyden doktoraya doğru daha gelişkin bir yapıya doğru bir çizgi
izlemelidir. İletişim fakültelerinin müfredatlarında yer alan derslerin önemli bir kısmının bu
fakülteler basın-yayın yüksekokulu iken yürürlükte olan dersler olduğu görüldüğünden,
ders programlarının periyodik olarak değerlendirilmesi ve güncelleştirilmesi önemli bir
ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır. Teoriye dayalı bir bakış açısının uygulamayla denge
içinde götürülmesi gereği ise üzerinde önemle durulması gereken bir başka konudur.
Socrates-Erasmus projesi çerçevesinde üniversitelerin ders programlarını Avrupa Birliği üye
ülkeleriyle denkleştirme ve öğrenci değişimini gerçekleştirmeye dönük çabaları, ders
programlarının yenilenmesi ve güncelleştirilmesinde önemli bir adım oluşturabilecek
potansiyelde görünmektedir. Ancak bu girişimlerin üniversitelerin kendi bünyesinde
olduğu kadar, üniversitelerarası bir platformda da eşgüdüm çerçevesinde yürütülmesi arzu
edilen bütüncül standartlara ulaşmayı kolaylaştıracaktır.