iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 07:39 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » akademik » İletişim Fakültesi » Gazetecilik » Osmanlı'da halkla ilşkiler - Public relations in the ottoman empire

Gazetecilik Gazetecilik Bölümü, haber medyasında çalışacak gençlere genel kültür kazandırmayı, iletişim ve kitle iletişimi kuramlarındaki çağdaş gelişmeleri aktarmayı ve bu bilgiler ışığında öğrencilerin çeşitli uygulamalar gerçekleştirmesini amaçlamaktadır.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11  
Alt 17.05.08, 15:14
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.766
Ettiği Teşekkür: 9.734
2.746 tane iletisine 4.752 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Cevap: Osmanlı'da halkla ilşkiler - Public relations in the ottoman empire

Ayaklanmaların İstanbul’a sıçramasından da
zaman zaman korkulmuştur. Bu nedenle İstanbul’a
özel bir önem verilmiştir. Sözgelimi önce
III. Murat döneminde (1574-1594) biraz da
ulemanın tahrikiyle iktidarı devirebilecek oluşumlara
neden olacağı gerekçesi ve kuşkusuyla
kahvehaneler kapatılmıştır. Kahvehanelerin
kapatılmasına ilişkin en kapsamlı ve uzun süren
yasak IV. Murat (1623-1640) dönemindedir.
1633’de İstanbul’da büyük bir yangın
çıkmış kentin önemli bir bölümü yanmıştı. IV.
Murat, biraz da yeni bir yangın çıkabilir
endişesiyle sigara içilmesini yasakladığı gibi,
kahvehaneleri de kapatmıştı. Ancak eklemek
gerekir ki, IV. Murat’ın İstanbul’da kahvehaneleri
kapatması, buralarda sadece içki ve tütün
içilmesi yüzünden değil, devletle ilgili dedikoduların
çokluğundan ve rahatsız ediciliğindendir
(Ortaylı 1987: 152). Bunun en açık anlamı
ya da yorumu ise: Devletin halktan çekinmekte
olduğu, halkın da hem devletten korktuğu hem
de devleti zaman zaman bunalttığıdır.
Osmanlı’da ayanlık kurumu uzun yıllar
devletin halkla ilişkilerinde yer etmiş önemli
bir kurumdur. Kentlerin korunması, adalet
sistemindeki aksaklıklar, yöneticilerin
değiştirilmesi, değişik türde halk istekleri gibi
konuların padişaha arzı ayanlar aracılığıyla
yapılırdı. Ayanları bölgelerinde hatırlı ve
zengin kesimler seçer ve seçilenler yerel
siyaset kadar ve merkezi sistem üzerinde de
etkili olurlardı. III.Selim halk-devlet ilişkisinde
önemli rol oynayan, aracılık yapan ayanlık
kurumuna el atmış, onu düzeltmeye çalışmış,
ancak bu merkezi otoriteye rakip sistemi
değiştirmeye gücü bir türlü yetmemiştir. Ancak
ayanlık kurumu Tanzimatla birlikte tamamen
ortadan kaldırılabilmıştır (Çadırcı 1997: 37).

Kaynakpdf
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #12  
Alt 18.05.08, 02:27
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.766
Ettiği Teşekkür: 9.734
2.746 tane iletisine 4.752 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Cevap: Osmanlı'da halkla ilşkiler - Public relations in the ottoman empire

aa. Halk Dilekçeleri
Osmanlı’da halkla ilişkiler kimi kez devletin
yöneticileri ile halkın karşı karşıya gelmesiyle
olabileceği gibi kimi kez aracılar eliyle
yürütülürdü. Padişahın tebdil gezerek halkın
durumunu gözlemesi zaman zaman rastlanılan
ancak etkisi itibariyle cılız bir yöntemdi. Tebdil
gezmenin kimi kez de ciddiye alınmayan, tuhaf
karşılanan örnekleri vardı. Örneğin III. Osman
(1754-1757) tebdil gezerken çarşıdan satın
aldığı gözleme, kebab, leblebi, muhallebi gibi
şeyleri herkesin gözü önünde, atının üzerinde
yerdi (Çadırcı 1997: 340). Tebdil gezen
padişahlara dilekçe vermek yasaktı. Halkın
arasında dolaşan III. Mustafa’ya mektup sunan
Çorum Alaybeyi hayatından olmuştu
(Uzunçarşılı 1984: 61). Bir süre sonra bu durumun
değiştiğini ve halk istekleri konusunda
sarayın daha duyarlı ve biraz daha açık davrandığını
görüyoruz. Sözgelimi cuma selamlığına
çıkan, yani her hafta değişik bir camiye namaz
kılmaya giden padişahın eğerine halk dilekçe
bırakabiliyor ve bu dilekçeler dikkate alınıyordu
(Ortaylı 1987: 115). Saraya dönüşte de
rikapdar ağa bu dilekçeleri topluyor ve yönetime
sunuyordu. Bu dilekçelerin incelendiğini,
daha sonra da gereğinin yapılması için ilgili
yerlere kimi kez padişah buyruğu olarak iletildiğini
bilmekteyiz. Değişik dillerden yazıldığını
bildiğimiz bu dilekçelerin “Osmanlı’nın
Halkla İlişkileri” açısından önemli bir araştırma
konusu olduğuna değinmekle yetinelim.
Osmanlı rejiminin halkın istek ve önerilerinden
daha çok şikayetlerine önem verdiğini görüyoruz
Başta İstanbul olmak üzere çeşitli büyük
kentlerde kurulu daireler aracılığıyla halkın
şikayetleri öğrenilip değerlendirmeye alınıyordu.
Bu temel anlayış Osmanlı’da bir takım
kuruluşlara vücut vermiştir ki, Divân-ı Hümayûn
Şikayet Kalemi bu kuruluşların en başta
geleni ve en önemlisidir. Bu kuruluş dört asır
boyunca imparatorluğun değişik bölgelerindeki
tebanın her türlü şikayetini almış, incelemiş ve
kimisinin gereğinin yapılması için çaba harcamıştır.
Bu çok önemli bir saptamadır. Osmanlı’nın
halkla ilişkileri konusunda çok önemli ip
uçlarını açığa çıkarmaktadır.
Şikayet mektupları Osmanlı’da halk şikayetlerini
yansıtan en ilginç örnekler olduğu gibi
Osmanlı’nın halkla ilişkileri hakkında da bir
fikir vermektedir. Şikayet yoluyla hem görevlilerin
işlerini doğru dürüst yapıp yapmadıkları
denetleniyor hem de aksaklığın nerede olduğu
saptanıyordu. 1649 yılına kadar bütün ferman,
berat ve hükümler Mühimme Defterleri'ne
kaydolunurken; bu tarihten itibaren yalnız
devlete ait işler Mühimme Defterleri'ne yazılmış,
şahsî davalara ait ferman, berat ve benzeri
kayıtlar için Şikayet Defterleri adı verilen ayrı
defterler tutulmaya başlanmıştır. 1742 tarihinden
itibaren de şikayetler genellikle eyaletlere
göre ayrı defterlere yazılmaya başlamıştır. Bu
defterlerde dile getirilen yakınmaların, eleşti
rilerin konulara göre kaba taslak dağılımı şöyledir:
Yöneticiler ve askerî yetkililerle ilgili
şikayetler; eşkıyanın soygunları, adam yaralaması,
adam öldürmesi, adam kaçırması; mahkeme
kararına itiraz, insanların borç yada alacakla
ilgili şikayetleri, köylünün toprak anlaşmazlıkları,
timarlı sipahinin vergiyi toplayamaması
nedeniyle ileri sürdüğü şikayetler,
esnafın muhtesipten şikayeti ve halkın esnaftan
şikayetleri vb. gibi konulara ilişkindir. Başbakanlık
arşivlerinde 1649-1837 tarihleri arasında
tutulan 213 tane şikayet defteri bulunmaktadır.
Bunlar atik (eski), rikap (padişah emrinde çalışan
görevlilere verilenler) ve ordu şikayet defterleridir.
Ayrıca 1504-1819 yılları arasında
vezirlere verilmiş olan dilekçeleri içeren 38
adet defter (Bab-ı Asafi Defterleri) bulunmaktadır
(5).
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 18.05.08, 02:39
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.766
Ettiği Teşekkür: 9.734
2.746 tane iletisine 4.752 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Cevap: Osmanlı'da halkla ilşkiler - Public relations in the ottoman empire

bb. Muhtesip
İlke ve uygulama olarak devletle ilişki kadı ile
ya da kadı kanalıyla olurdu. Kadı, köylünün ve
kentlinin başvuracağı en yakın ve en yetkili ilk
devlet temsilcisidir. O hem bir yargıç hem noter
hem vakıf müfettişi hem de belediye başkanıdır.
Halkın içine doğru uzanmış en uç ve ciddi
devlet kurumu kadılık kurumudur. Esnafın ve
tüccarın denetimini kendine bağlı olan
muhtesip aracılığıyla kadı yaptırırdı. Muhtesip
denilen ve görev açısından bugünkü belediye
zabıta müdürüne, daha doğrusu belediye zabıta
komiserine benzeyen kişiye bağlı koloğlanları
(belediye zabıta memurları) esnaf denetimini
yapar ve gerekli cezayı uygularlardı. Halk ile
esnaf arasındaki ilişkide devlet; kadı, muhtesip
gibi görevliler aracılığıyla sürekli vardı ve yine
bu ilişkide devlet, her iki tarafı da hakkaniyet
ölçülerine göre kollamaya çalışırdı. Muhtesip
kadıya bağlı idi, ancak esnafı denetleme ve ceza
kesme konusunda kendiliğinden hareket etme
yetkisi de bulunuyordu (Mantran 1962:300 vd).
Bir açıdan devletin esnafla ilişkisi, muhtesip
aracılığıyla yürütülürdü. Muhtesip bütün esnafı
denetler fazla fiyat belirleyen, kötü ürün satan,
işe hile hurda karıştıran esnafa ceza keserdi
(Kazıcı 2006: 53). Muhtesip meyve, sebze
satanları, fırıncıları, kasapları, hamal esnafını,
odun ardiyelerini, kayıkçı esnafını, esirci esnafını,
hamamcı esnafını denetler, denetletir ve
gerektiğinde ceza uygulardı. Halkın şikayetinin
önemli bir bölümü esnafla ile ilgiliydi. Pahalı
mal ve hizmet satışı, sağlıksız mal satışı en
başta gelen şikayet konularıydı. İstanbul, Bursa,
Ankara, Selanik, Halep muhtesip kayıtları bu
konuda ilginç örneklerle doludur. Bu arada
muhtesiblerden de zaman zaman şikayetçi
olunduğu unutulmamalıdır. Bu şikayetler doğal
olarak esnaftan gelmiştir ve çoğunlukla
muhtesiblerin adaletsiz davrandıkları, rüşvet
aldıkları iddia edilmektedir (Kazıcı 2006: 159).
1855’ten itibaren bu kurumun görevini “şehremaneti”
yüklenmiştir. Osmanlı’da devlet, halkla
ilişkiler sistemindeki bütün eksikliğine karşın,
halkın yukarıda belirttiğimiz konulardaki şikayetlerine
hiçbir zaman ilgisiz kalmamış, kadılar
ve emirlerindeki muhtesibler konuya eğilmişlerdir.
Oysa bugün bu kurumun eşiti belediyeler;
tam bir çöküntü içinde rüşvet, iltimas, adam
kayırma gibi sorunlara boğazına kadar batmış
durumdadır. Kentleri çirkinleştiren faktörlerin
başında talancı, çıkarcı, yavan bir halk anlayışı
yanında belediyelerin umursamazlığının, rüşvete
yatkınlığının geldiğini unutmamak gerekir.
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 18.05.08, 02:40
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.766
Ettiği Teşekkür: 9.734
2.746 tane iletisine 4.752 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Cevap: Osmanlı'da halkla ilşkiler - Public relations in the ottoman empire

C.YÖNETİM-YÖNETİLEN İLİŞKİLERİ
VE GENEL DEĞERLENDİRME
Osmanlı yargı sisteminde savcı ve avukatlık
kurumu olmaması nedeniyle kadı, çok titiz ve
adil olmak zorunda idi. Özellikle yargılama
işlevinde bu nitelik çok önemliydi. Çünkü
halkın gözünde sistemin, yargılamanın hakkaniyetli
olması bu özelliğe bağlıdır. Yukarıda da
belirttiğimiz gibi kimi dönemlerde, kimi yerlerde
kadılık sisteminin zaafa düştüğünü, bozulduğunu
görmekteyiz. Sancakbeyinin kadıya
karıştığı görülmemiştir. Osmanlı’da halkın
devletle ilişkisi şer-i şerifin (İslam hukukunun)
kontrolü altına konulduğundan kadı hem sancakbeyi
hem de subaşını kontrol edecek durumdadır.
Bir kaza halkı idari ve adli bir iş için
kendi kazasının kadısından başka bir kadıya
müracaat edemezdi. Burada bir kez daha belirtelim
ki Osmanlı’da halk, hastası, yaralısı olduğu
zaman devlete başvurmazdı. Aynı halk
okuma yazma öğrenecek çocuğu için devlet
kapısını çalmazdı. Osmanlı uygulaması
bugünkü uygulamalardan büyük ölçüde farklı
idi. Halkın beklentisi bugünkünden çok değişik
olduğu gibi devlet de halkın ancak birkaç
sorunuyla uğraşırdı. Dolayısıyla denilebilir ki
günümüzdeki halkla ilişkiler anlayışını, halk
beklentilerini, devletin duruşunu Osmanlı’nın
uygulama ve anlayışları ile ilintilendirmek, ona
benzetmek yanlış olur. Ancak burada
ekleyelim ki bugünkü tepkilere benzeyen kimi
halk tepkilerine çok ender de olsa Osmanlı’da
da rastlamaktayız. Sözgelimi Lale Devri’nin de
etkisiyle İstanbul’da kadınlar kanun, kural
tanımayıp dekolte bir vaziyette (herhalde başı
açık ya da çarşafsız) sokaklarda dolaşmaya
başladılar. Bu durum III. Mustafa zamanında
(1757-1774) büyük bir sorun yarattı (Sakaoğlu
1999: 405). 1808 yılında bir cuma günü İstanbullu
kadınlar önce ellerinde sırıklarla İstanbul
kadısının konağını bastılar. Kadınlar açlıktan
ölmek üzere olduklarını ve ciğeri 25 paraya
alabildiklerini, ekmeğin, sebzenin pahalandığını
bağırarak ilan etmekteydiler. Arkasından
Beyazıt Camisi’ne selamlığa giden IV. Mustafa’nın
(1807-1808) yolunu kestiler ve uçlarına
mum ve ciğer parçaları astıkları sırıklarla gösteri
yaparak pahalılıktan, yoksulluktan yakınarak,
durumu protesto ettiler (Yetkin 2003: C.
II, s. 505). Bu olay belki de tarihimizde ilk
kadın ağırlıklı gösteridir. Padişah bazı önlemler
aldırarak pahalılığı önlemeye çalıştı ve kadınların
isteklerine belirli ölçüde de olsa karşılık
vermiş oldu.
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 18.05.08, 02:41
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.766
Ettiği Teşekkür: 9.734
2.746 tane iletisine 4.752 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Cevap: Osmanlı'da halkla ilşkiler - Public relations in the ottoman empire

Balkan vilayetlerini geçişi son derece disiplinli
ve intizam içinde olmuştur. Ekilmiş tarlalara
girmek, orduya ait hayvanları otlatmak, arazi
sahiplerinin hayvanlarını almak, köylülere
kötü muamele etmek idam cezası ile yasaklanmıştı.
İkiyüzelli bin kişilik ordu, Macaristan’a
kimseye hiçbir zarar vermeden intikal
etmişti (Lamartine 2005b: 135, Hammer 1991:
C. III, s. 45). IV. Mehmet’in Polonya’ya karşı
başlatmış olduğu Kamaniçe ve Hotin seferlerinde
geçilen yerlerden satın alınan her türlü
malzeme ve erzakın, kiralanan at ve öküzün
bedelleri tüccara ya da köylüye tam olarak ve
peşinen ödendiğini tutulan kayıt ve düzenlenen
evraktan öğrenmekteyiz (Doğru 2006: 75
vd). Bu arada Halep valisi askerleriyle birlikte
düzenli ve halka hiçbir zarar, ziyan vermeyen
yürüyüşü ve orduyu hümayuna katılması nedeniyle
padişah tarafından takdir edilerek kendisine
hilat giydirilmiştir. (Osmanlı geleneğinde
önemli işler başaran kişiye törenle adına
hilat denilen kıymetli kürklerden yapılmış bir
kaftan giydirilirdi. Hilat giydirmenin yerini
daha sonra 19. yüzyılda Fransa’dan taklit edilen
madalya ya da nişan takma usulü almıştır.)
Çok değil, bu olaydan yüzelli yıl sonra Yunan
ayaklanmasını bastırmak için İstanbul’dan
yola çıkan öncü birlikte yaşananlar bir utanç
belgesidir. İstanbul’dan ayrılışta birçok asker
(yeniçeri) tıpkı başıbozuk bir güruh gibi etraftaki
insanlarla, esnafla, izleyenlerle kavga
etmiş daha sonra yürüyüşe geçildiğinde ekili
alan ve bahçelere girmişlerdir. İstanbul’a 56
kilometre uzaklıktaki Silivri’ye varıldığında
onüçbin kişinin toplanabildiği öncü ordu mevcudundan
geriye ancak binbeşyüz kişi kalmış,
çoğunluk görevden kaçmıştı (Palmer 1997:
101). Bu iki dönem arasındaki fark, Osmanlı’nın
yıkılmayı nasıl hak ettiğinin kanıtı olduğu
kadar, halkın hakkına olan saygının ne duruma
düştüğünün de açık belgesidir. Osmanlı’da
sorunlar arttıkça halkla ilişkiler de, daha
doğrusu halka saygı ve önem verme geleneği
de keyfi ve ihmal edilen bir konum almıştır.
II. Mahmut’tan sonra devlet-halk ilişkisinde
önemli değişiklikler oldu. Ancak bu değişiklikler
yönetim-yönetilen ilişkilerinin özünde
olmayıp biçimiyle ilgilidir. Önce yeni araçlar
devreye girdi, ikinci olarak ilişkileri iyileştirme
çabaları önemli hale geldi. Devlet kamuoyunu
biçimlendirmek için yeni yöntemlere
başvurdu. Klasik devirdeki gibi şehirlerin
meydanlarında okunan fermanlar, adaletnameler
veya camilerde verilen vaazlar, halkı devlet
adına etkileyecek propagandayı yapmakla
görevli duagular, şeyhler, seyyidler yerine
yavaş yavaş gazete kullanılmaya başlandı (6).
1860’da ilk bölgesel gazetenin daha sonraları
da önemli kentlerde vilayet gazetelerinin yayınlandığını
görmekteyiz. 1860 ile 1908 arasında
bu gazetelerin yayınlandığı vilayet sayısı
otuz dolayındadır. İstanbul, Selanik, Kahire,
İzmir, Halep, Sofya, Üsküp bu konuda önde
gelen kentlerdir. Yerel dilde, Türkçe ve Fransızca
yayınlanan bu gazetelerde halkın günlük
konulardaki yakınma ve isteklerinin yanında,
hükümete yöneltilen siyasal nitelik ve içerikli
görüşlerin de yer aldığı görülmektedir
(Koloğlu 1994: 22, Topuz 1996: 207). Merkezi
yönetim ya da yerel yöneticiler tarafından
dikkate alınıp alınmadığı konusunda elde bilgi
olmamakla birlikte, gazetelerde yer alan bu
yakınmalar, istekler dönemin halkla ilişkiler
belgeleridir. Biraz incelendiklerinde bir dönemin
halkla ilişkiler anlayışı ve kurgusu ayrıntılı
olarak ortaya çıkacaktır.
II. Abdülhamit döneminde (1876-1909) sultanın
halkla ilişkileri ve imaj sorunu çok şeyin
önüne geçti. Abdülhamit halifelik unvanını,
Müslüman halklar nezdinde çok iyi kullanmasını
bildi. Sözgelimi İstanbul’u Mekke’ye
bağlayan demiryolu hattı bittiğinde, yani Kutsal
Topraklara gidiş geliş çok kolaylaştığında,
Hindistan, Endonezya, Cezayir gibi ülkelerde
sultan lehine cuma hutbeleri okundu, camilerde
vaazlar verildi. Dünya Müslümanlarının
gururunu okşayan bu olay nedeniyle
Abdülhamit’e birçok ülkeden destek geldi.
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 18.05.08, 02:41
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.766
Ettiği Teşekkür: 9.734
2.746 tane iletisine 4.752 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Cevap: Osmanlı'da halkla ilşkiler - Public relations in the ottoman empire

Bir ara Anadolu’da ayaklanma adet haline
gelmiştir. Çünkü bir yere atanmak, bir devlet
hizmetine girebilmek için önce isyan etmek
sonra da Osmanlı yönetimi tarafından af edilip
aynı ya da başka bir yere yönetici olarak atanmak
adetten olmuştu. Dolayısıyla başarı için
önce isyan etmek, dağa çıkmak gerekiyordu.
Bu uygulama özellikle Ege bölgesinde çok
yaygın idi. (Efelerin çoğu bu yolla yönetici
olmuşlardır) Çok sınırlı bir genellemeye olanak
verse de diyebiliriz ki Osmanlı’da halkla ilişkiler
güvenlik merkezlidir. Devletin güvenlik
endişesi zaman zaman kendiliğinden yürüyen
rastlantısal hatta ilkel diyebileceğimiz bir
halkla ilişkiler uygulaması ile birlikte yürümektedir.
Aktardığımız kısa örnek ve olaylardan anlaşılacağı
gibi Osmanlı sisteminde özel bir halkla
ilişkiler anlayışı yoktur. Bu son derece doğaldır.
Çünkü o dönemlerde çok yerde de durum
aynıdır. Osmanlı kendi halkını, kendi uyruğunu
birbirinden ayırmamış hepsine eşit yaklaşmıştır.
Ancak Osmanlı sistemi, vatandaş isteklerinin
yönetime aktarılmasında süzme enstrümanları
kullanmıştır. Aracı yönetim mekanizmaları
sisteme girmiştir. İlk yıllarda padişaha
kolayca ulaşabilen halk istekleri daha sonraları
önce yerel sonra merkezi sistemin kurduğu
süzme mekanizmalarından geçme durumunda
kalmıştır. Bu durum halkın sorunlarından haberdar
olmama, dolayısıyla kararlardaki isabet
oranının azalması gibi sonuçlara yol açmıştır.
Nitekim Osmanlı’nın tüm tarihinde birkaç
veziriazam dışında halkın durumuna tümüyle
vakıf olan yönetici yoktur. Ayrıca
veziriazamların ya da vezirlerin büyük bölümü
halkın sorununu ikinci elden öğrenirlerdi
(Uzunçarşılı 1984: 90). Çok önemli bir başka
nokta, Osmanlı yöneticilerinin, sorunların ancak
kendi belirledikleri türleriyle ilgilenmiş
olmalarıdır. Sözgelimi devlet, kendisine karşı
başkaldırmaya yani isyan hareketlerine çok
duyarlı davranırken, bir yerde çıkan salgın
hastalığın üzerine devletten beklenilen ciddiyetle
gitmemiş, gidememiştir. Kaldı ki halkın
çoğunluğa yakın kısmı da, bu konuda devletten
önlem ve yardım beklememektedir. Halk deprem,
sel, yangın gibi yıkımları dinden uzaklaşma
ya da akıl dışı gerekçelerle açıklamaktadır.
1766’da İstanbul’da zelzele-i azim (büyük
deprem) diye anılan deprem oldu. Yıkılmayan
yer kalmadı. Halk bu felakete cin taifesinin işi
dedi (Sakaoğlu 1999: 409). Kırım Savaşı sırasında
hemşirelerin yüzleri açık olarak sağlık
hizmeti vermeleri büyük tepki çekmiş daha
sonrasında yaşanan deprem bu olaya verilen
ilahi bir ceza olarak yorumlanmıştır (Palmer
1997: 143). Örneğin 1880’de İzmir, Balıkesir,
Muğla, Rodos ve Ayvalık yöresinde çok
kuvvetli bir deprem olmuş, çoğu yerde
oturacak ev, bark kalmamış, hemen hemen
hepsi yıkılmıştır. Bu depremde Ege Bölgesi
çok büyük zarar görmüştü. Deprem karşısında
Müslümanı da, Hıristiyanı da gününü dua ile
geçirmiştir. Ama sağlam ev yapımı ve
dayanıklı malzeme kullanımı gerektiği
kimsenin aklına gelmemiştir (Karal 2000: C.
VIII, s. 495). İlginçtir bu önlem, devlet
yöneticilerinin de aklına gelmemiştir. 1633’de
İstanbul’da çok büyük bir yangın çıkmış ve
kentin önemli bir bölümü yanmıştır. Halk
bunun nedenini artan zinada aramıştır. Ama
soruna farklı bakan IV. Murat kendince bir
çözüm bulmuş, bir daha böyle bir yangın
çıkmaması için sigara içimini yasaklamıştır
(Hammer 1991: C. V, s. 162).
Şimdi Osmanlı’nın halkla ilişkilerinin genel
niteliklerini yukarıda aktardığımız örnekleri de
dikkate alarak sıralayalım: Osmanlı’da halkın
en basit konularda bile önerilerde bulunma
adeti yoktur. Böyle bir ne gelenek ne de uygulama
vardır. Ayrıca bunun için gerekli ara
mekanizmalar da kurulmamıştır. Sistemin daha
iyiye gitmesi için halktan hiçbir istek ve önerinin
gelmemiş olması önemlidir. Osmanlı’da
halk konuşur ama kendisiyle konuşur, padişah
ve hükümete değil. Ancak Anadolu reayası
farklı bir yol izlemiştir. Çok konuşmaz ancak
sık sık başkaldırır yani isyan eder. Anadolu’nun
tarihi bir bakıma isyan tarihidir. Bu
isyan İstanbul’a karşıdır. Osmanlı yönetiminin
de halkın önerilerine ihtiyacı yoktur. Yönetim
kendi bildiğini yapmıştır. Şikayetler dinlenir
ama önerilere kulak kabartma alışkanlığı yoktur.
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 18.05.08, 02:42
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.766
Ettiği Teşekkür: 9.734
2.746 tane iletisine 4.752 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Cevap: Osmanlı'da halkla ilşkiler - Public relations in the ottoman empire

SONUÇ
Osmanlı, yabancı dil öğrenmez ve dışarıda
kalmayı dine karşı bir olay olarak kabul ederdi.
Yıllarca kendi düzenlerinin en iyi düzen
olduğunu sanmışlardır. Bu yanılgı Osmanlı’nın
Batıyı iyi tanımamasınının bir nedeni olmuştur
(Karal 2000: C. V, s. 9). Osmanlı aydını ne
reform ne de rönesans olaylarını görebildi. Ne
de devletin nerelerde yanlış yaptığını
anlayabildi. Batılı olan hemen her şeye karşı
çıkmıştır. Halktan hiçbir iyileştirme önerisi
gelmemiştir. Reformlar ancak yukarıdan
aşağıya olabilirdi nitekim öyle de olmuştur
(Karal 2000: C. V, s. 10).. Belirtelim ki aracı
niteliği olmasına karşın ayan sistemi kendisi
için vardır, kendisi için çalışmaktadır. Halkın
öneri ve isteğine yöneticiler gereksinme duymadıkları
gibi halkın da böyle bir özlemi olmadığı
ve ilişkilerin vergi ve askerlik dışında
yok denecek kadar seyrek olduğu görülmektedir.
Osmanlı sisteminde halkını dinleyen devlet,
devlet sorunlarına duyarlı bir halk oluşumu
yoktur. Daha doğrusu bu alanlardaki uygulamalar
çok sınırlıdır. Karşılıklı güvene ve anlayışa
dayalı ilişkilerin yaygın olmadığı açıktır.
Zaten sistemin siyasal omurgası böyle bir oluşumu
reddetmektedir. Devlet-halk ilişkisi eşitler
arası ilişki değildir. Devlet hep ağır basar.
Kaldı ki Osmanlı’da halkın, köle olmamasına
karşın önemli hakları da yoktur. Sistem içinde
tebaa (uyruk), köle değildir ama bu terim itiraz
etmeden uyan kişi anlamına gelir (Wheatcroft
2004: 45). Tebaanın çoğunluğu bu kurala
uymuş, bu kuralın kendine yüklediği
sorumluluğu ondokuzuncu yüzyıla kadar iyi
kötü yerine getirmiştir. Özetlersek denebilir ki,
Osmanlı’da özel bir halkla ilişkiler anlayışı ve
buna koşut yönetsel yapılanma yoktur. Ama
görevleri açısından halkla ilişkileri
çağrıştıracak, görevliler vardır. Örneğin daha
önce belirttiğimiz gibi Osmanlı’da muhtesip
devletin; esnaf, tüccar ile halk arasında
görevlendirdiği denetleyici ve arabulucudur.
Sistem içinde tam bir halkla ilişkiler ajanıdır.
Kadı’nın halkı dinlediği, şikayetleri
değerlendirdiği bilinmektedir. Bu kişinin bir
çok görevi yanında halkla ilişkileri de içeren
görevleri bulunmaktadır. Şikayet defterleri
tutulmuştur. Bu, halka önem verildiğinin tam
ve açık kanıtı olmamakla birlikte, yine de
önemlidir. Sadrazamlarin zaman zaman öteki
görevlilerle birlikte halkın arasında dolaştığını
ve durumu yerinde görüp halkın derdini
dinlediklerini görüyoruz. Ama bu uygulamaya
çok sık rastlanmaz ve padişahın tebdil gezmesi
gibi İstanbul ile sınırlıdır. Padişahın halkla
ilişkileri tebdil gezme ve cuma selamlığından
ibarettir. Fatih ile başlayan halka açık divan
toplantıları önce önemli iken daha sonraları,
yukarıda aktardığımız nedenlerden ötürü,
halkla ilişkiler açısından bu önemini yitirmiştir.
Osmanlı halkla sorununu çözemediği zaman
kullandığı en önemli yöntem önce yasaklamak
sonra da güç kullanmaktır. Ancak ilişkileri
yumuşatıcı mekanizmalar da yok değildir.
Örneğin Osmanlının her döneminde cami
önemli bir halkla ilişkiler mekanıdır. Burada
yapılan dini söyleşiler, konuşmalar hatta
hutbeler, cami avlusu sohbetleri yönetime ya
da yöneticilere kimi kez tepki niteliğindedir
kimi kez onay içerir, kimi kez uyarıcıdır kimi
kez tehditlerle doludur. Bazı padişahların
camileri özel dinlemeye almış olduklarını
bilmekteyiz. Kitle iletişim araçlarından
gazetenin sahneye çıkması için çok beklemek
gerekmiş ayrıca gazeteler de çok sınırlı
biçimde yönetim-yönetilen arasında halkla
ilişkiler aracı rolü oynamıştır. Osmanlı
yönetimi şeklen bir ayrıma gitse bile işin
özünde tebaasını dinine ve milliyetine göre
ayırmamış, eşit davranmaya özen göstermiştir.
Ama bu alanda yine de çok sorun çıkmıştır.
Osmanlının bıraktığı miras ve alışkanlık nedeniyle
Cumhuriyet yönetimi de halkla ilişkilerinde
sorun yaşamış, ortaya sorunlar çıkmıştır.
Cumhuriyet döneminde sistemi halka doğru
çevirmek de sanıldığı kadar kolay olmamıştır
(7). Hatta bugün bile bu konuda sistemi zorlayan,
uğraştıran engeller bulunmaktadır.
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 18.05.08, 02:43
CiwCiw - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Administrator
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 9.766
Ettiği Teşekkür: 9.734
2.746 tane iletisine 4.752 kere teşekkür edilmiş
CiwCiw isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Cevap: Osmanlı'da halkla ilşkiler - Public relations in the ottoman empire

SONNOTLAR
(1) A. Hamit Ongunsu, ”Beşyüzüncü Fetih Yılı
Münasebetiyle Bazı Düşünceler ” İ.Ü.Ed. Fak.
Dergisi, C. IV, S.7, 1952, s. 9’dan aktaran
Çetin Yetkin, Türk Direniş ve Devrimleri I,
Otopsi Yayınları , İstanbul, 2003, s. 176.
(2) Türklerin Müslüman olmalarıyla ilgili olarak
açıklamalar ve görüşler için bakınız: Doğan
Avcıoğlu, Türklerin Tarihi, C.III, Tekin
Yayınevi, İstanbul, 1982; Erdoğan Aydın,
Nasıl Müslüman Olduk, Cumhuriyet Kitapla
Çev. H. Dursun, TTK, Ankara,1990, s. 200;
Ebu Cafer Taberi, Chronique de Taberi Abu
Ali Mohammad Balami, Çev. Zotenberg,
Gunod, Paris, 1867; Léon Cahun,
Introduction à l’Histoire de l’Asie : Turcs et
Mongols des Origines à 1405, Armand
Colin, Paris, 1896.
(3) Halil İnalcık, ”Otman Baba ve Fatih Sultan
Mehmet” Doğu Batı, Doğu Batı Ed, İstanbul,
2005, s. 160. İnalcık’a göre, İstanbul’un alınmasından
sonra Fatih, fethin dinsel simgesi
Akşemsettin’in daha fazla öne çıkmasına izin
vermemiş, Akşemsettin de bunun üzerine İstanbul’u
terkedip memleketi Göynük’te inzivaya
çekilmiş ve orada ölmüştür.
(4) Bizde tarih kitaplarının önemli bir bölümü;
hangi kale kaç kişiyle alındı, kaç kişi öldü,
çarpışma nerede oldu, kahramanımız nasıl
yaralandı gibi bizim için pek gerekli olmayan
bilgilerle doludur. Oysa bize gerekli olan bilgi;
halkın yaşama biçimi, öne çıkan sorunları,
devletle ilişkisi, devlete sorun duyurma biçimi
ve devletin de halka bakış biçim ve ilgisidir.
Şeriyye sicilleri, mühimme defterleri bu konuda
belirli bilgi vermektedir. Belirtmem gerekir
ki çok sınırlı Osmanlıca bilgimle arşivlerdeki
binlerce sayfalık defterleri incelemede çok
zorlandım. Bu konuda ayrıntılı incelemelere
gereksinme var. Bu alan, yetişecek iletişim
tarihçilerinin araştırmalarını bekliyor.
(5) Başbakanlık Osmanlı Arşivleri Şikayet
Defterleri: 989 Sayılı Katalog Sıra No: 1-219
ve Bab-ı Asafi Defterleri 978 Sayılı Katalog
Sıra No: 1014 – A
(6) 1825 yılında II. Mahmut döneminde
İzmir’de Le Spectateur de l’Orient adlı gazete
bir Fransız tarafından yayımlanmaya başlandı.
II. Mahmut bir süre sonra bu adamı İstanbul’a
çağırdı ve Moniteur Ottoman adlı saray
gazetesi çıkartılmaya başlandı. Enver Ziya
Karal, Osmanlı Tarihi VI, C. VI, TTK,
Ankara, 2000.s.189.
(7) Cumhuriyet Döneminin halkla ilişkileri
konusunda ayrıntılı bilgi için bakınız: Metin
Kazancı, Kamuda ve Özel Kesimde Halkla
İlişkiler, 6.Bası,Turan Kitabevi, Ankara, 2006.

Kaynak pdf
__________________

Asla Başkalarının Umudunu Kırma, Belki Sahip Olduğu Tek Şey Odur..
BOL BOL TEBESSÜM ET GÜLÜMSE
Hem Maliyeti Ucuzdur Hem De Değerine Paha Biçilmez...

Corel Draw-Flash-Photoshop
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
halkla iliskiler, halkla iliskiler tarihi, osmanli devleti, ottoman empire, public relations, public relations history

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz