Avustralya'da benim geldiğim bölge, ülkenin güney kıyılarında bulunuyor. Adelaide'da 1,5 milyon kişi yaşıyor. Kent Melbourne ile Perth arasında yer alıyor. Yangın bu bölgede pek çok yeşil alanın ve ormanın yok olmasına neden oluyor. Bölgede sıcaklık zaman zaman 40 derecenin üzerine çıkıyor. Sıcak rüzgarlar esiyor. Bu da bazen sıcak nedeniyle, bazen de kasıtlı olarak çıkarılan yangınlara neden oluyor.
Akademisyen olmadan önce uzun bir süre gazeteci olarak çalıştım. Ve bu tür yangınlardan biriyle ilk karşılaşmam genç bir gazeteciyken gerçekleşti. Bilgisayarımın başına geçmiş, kenti ziyaret eden bir ünlüyle yapılmış röportajı yazıya geçiriyordum. Birdenbire yazı işleri müdürü geldi, bana ve yanımdaki muhabirlere dönüp, "elinizdeki işleri hemen bırakın. Hepinizin dışarı çıkmasını ve son 50 yıldır bu bölgede meydana gelen en büyük doğal afetle ilgili haber yapmanızı istiyorum" dedi. Sözünü ettiği felaket bir orman yangınıydı. Sıradan bir orman yangını değildi, uzun zamandır gördüklerimizin en kötüsü ve etkilisiydi. Çayırlardan okaliptüs ağaçlarına, evlerden, barınaklara, Adelaide tepelerine ulaşıncaya kadar her şeyi yakıp yıkıyordu. İtfaiyecilerin dışında herkes bölgeden ayrılırken, yangına yaklaşmak oldukça korkutucuydu. Fotoğrafçı arkadaşım ve ben arka yollardan giderek, yangının bir kaç dakika önce geçtiği yerlerin yakınından geçiyorduk. Yanıp kül olan çiftliklerinden ayrılan insanlarla karşılaşıyorduk. Hepsi de yaralı da olsa kurtuldukları halde, şoktaydılar. Onlarla konuşurken, yanımızdan itfaiyeciler ve yangınla mücadele ekipleri geçiyordu. Yukarıda su dolu balonlar taşıyan helikopterlerin sesini duyuyorduk. Bu bir gazeteci için tehlikeli bir görevdi. Etrafta korkunç bir sıcaklık, duman ve kül bulutları vardı. Bunun yanı sıra, evler, ahırlar, sürüler yanıyordu.
Bir kaç metre ötemizde, kısa bir süre önce yanmış büyük bir ağacın devrilmiş olduğu tozlu yollardan geçtiğimizi çok net hatırlıyorum. Neyse ki, bu ağaç arabamızın üzerine devrilmemişti, yoksa ölmüş olurduk. Buradan gelmek istediğim nokta şu, hiçbir gazeteci böyle bir felaketle yüz yüze gelip haber yapmak istemez. O zamana kadar ben de böyle bir olayla ilgili haber yazmamıştım ve yazacağımı da ummuyordum. Şansıma, bu tür bir çalışma için eğitimsiz ve hazırlıksız olmama karşın, olayı kazasız belasız atlattım. Bu yalnızca benim başıma gelen özel bir olay değil. Aramızda gazeteci olarak çalışanlar bilirler, pek çok gazeteci daha önce yapmadığı ve eğitimsiz olduğu halde felaketlerle ilgili haber yazmak durumundadır.
Ancak, bu tür durumlarda başarısızlığa uğramak çok ciddi sonuçlar doğurabilir. ABD'deki DAT Merkezi gibi çeşitli grupların gösterdiği gibi, kriz ya da felaketlerle ilgili haber yapanları çeşitli tehlikeler beklemektedir ve bunları önlemek için pek çok şey yapılabilir. Gazetecileri bu tür durumlara hazırlamak için de çok şey yapılabilir.
Tartışmamın merkezinde 'felaket' sözcüğü yer alacak. Çoğunuzun bildiği gibi, felaket, gazetecilikte soyut ve esnek bir kavramdır. Paul McCartney ile Heather Mills evliliğinin yıkılmasından, bir futbolcunun sakatlanmasına, açlığa ya da depreme kadar pek çok konuyu kapsar. Ben ise sözcüğü en ciddi anlamda kullanıyorum. Felaketin pek çok tanımı var, ancak en kullanışlısı İngiltere Uluslararası Kalkınma Bakanlığı tarafından geliştirilen karşılık: "hiç kimsenin, yardım almadan başa çıkamayacağı oranda gerçekleşen, insanların zarar görmesine, can kaybına ve maddi zarara neden olabilen, toplumu ve canlıları tehdit eden her türden olay".
Bu şekilde tanımlanabilecek felaketlerin sayısı ve boyutları artıyor. Ve bu tür felaketler yoksul ülkeleri ve insanları daha fazla etkiliyor. Her yıl dünyada meydana gelen doğal felaketler sonucu ortalama 60,000'den fazla insan ölüyor ve 250,000 insan etkileniyor. Bu tür olaylarla ilgili haber yazımı konusunda pek çok etik sorun bulunuyor.
Ian Richards: University of South Australia, Australia
» Nüve Forum » akademik » İletişim Fakültesi » Gazetecilik »













Normal
