Nüve Forum

Nüve Forum > akademik > İletişim Fakültesi > Gazetecilik > Hollywood filmlerinde entelektüel kimliklerin temsili

Gazetecilik hakkinda Hollywood filmlerinde entelektüel kimliklerin temsili ile ilgili bilgiler


SONUÇ Sonuç olarak, yukarıda tek tek çözümlemeye çalıştığımız filmler -ki hemen hepsi, son on yıllık tarihsel bir dönemin ürünüdür- özellikle entelektüellere dair kültürel / siyasal / toplumsal temsil açısından belli

Gazetecilik Gazetecilik Bölümü, haber medyasında çalışacak gençlere genel kültür kazandırmayı, iletişim ve kitle iletişimi kuramlarındaki çağdaş gelişmeleri aktarmayı ve bu bilgiler ışığında öğrencilerin çeşitli uygulamalar gerçekleştirmesini amaçlamaktadır.

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #11  
Alt 02.01.09, 17:46
aşk falı - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
İletiler: 1.390
aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.aşk falı için ne kadar gurur duyulsa azdır.
Standart Hollywood filmlerinde entelektüel kimliklerin temsili

SONUÇ
Sonuç olarak, yukarıda tek tek çözümlemeye çalıştığımız filmler -ki hemen hepsi, son on yıllık tarihsel bir dönemin ürünüdür- özellikle entelektüellere dair kültürel / siyasal / toplumsal temsil açısından belli bir dönemi örneklemektedir. Yine bu filmlerin hemen hepsi, tüm dünya ile birlikte, ülkemizde de sinema salonlarında gösterim olanağı bulmuş ve pek çok sinema izleyicisi tarafından büyük bir ilgiyle izlenmiştir. Hannibal'ın önceli Kuzuların Sessizliği ile Er Ryan'ı Kurtarmak adlı filmler özellikle gösterildikleri dönemlerde gişe rekorları kırmış filmlerdir. İkinci olarak, bu filmler dolayımıyla, bir başka noktaya daha dikkat çekmemiz gerekmektedir: Hollywood'un film kategorileri temelinde entelektüel kimlikleri temsili konusunun zaman içinde geçirdiği dönüşümler. Bu açıdan, dikkat çekici bir noktanın; özellikle korku-gerilim türü filmlerde temsil edilen entelektüel karakterlere ilişkin bazı özelliklerin altı çizilebilir. Sözgelimi, 60'lı ve 70'li yıllarda Hollywood'un "kızıllar"a ve içsel tehditlere karşı dışavurumunu yansıtan bazı korku filmleri -örneğin Rosemary'nin Bebeği-Rosemary's Baby, 1968; Şeytan, 1973; Kehanet-The Omen, 1976; v.b. filmler- ABD hükümetinin Soğuk Savaş stratejisinin bir yansıması olarak entelektüelleri genellikle "gizli güçler"in hizmetindeki casuslar, iblisler ya da "kızıllar" olarak resmederken; 80'li ve 90'lı yıllarda aynı kategorideki filmlerin temsil ettiği entelektüel tipinin ifade ettiği anlamlar da genel olarak değişmemekle birlikte, daha da radikalleşmiştir. 60'lı yıllar Hollywood'unun entelektüel kimliği temsilinin bir başka boyutu, savaş karşıtı öğrencileri düzen karşıtı entelektüeller olarak Üçüncü Dünya'nın bozguncu devrimci hareketleriyle eşleştirerek lanetlemesi olmuştur. Bu öğrenci hareketlerinin önemli hedeflerinden birinin de, ekonomik olarak Üçüncü Dünya'nın, başta Amerika olmak üzere, Batılı ülkeler tarafından sömürülmesine karşı yükseltilen itirazlar olduğu düşünülürse, çarkını işletmek için hemen hemen aynı sömürge kaynaklarından beslenmek zorunda olan Hollywood sinema sektörünün geliştirdiği "entelektüel" söyleminin de, aynı ekonomik belirleyiciliğin yarattığı itkiyle hareket ettiği söylenebilir. Bu dönemin en tipik filmlerinden biri, savaş yanlısı yetişkinlere karşı gençlerin entelektüel ve ideal bazı taleplerde bulunmasını statükocu bir bakış açısından ele alan Wild in the Street (1968) adlı filmdir. 70'li yılların sonuna doğru ise, Kellner ve Ryan'ın da belirttikleri üzere, genel olarak Hollywood filmlerinde sunulan geleneksel temsil göreneklerinden olan kapitalizm, ataerkillik ve bireycilik gibi temaların sağ ve yeni muhafazakâr nitelikli bir kültürel sisteme yaptığı katkılarla birlikte düşünülmesi gerekir (1997: 17). Doğaldır ki bu dönemde Hollywood sinemasının, genel olarak, bu tür değerlerin karşısında yer alan entelektüel kişilikleri de yine aynı bakış açısından olumsuzca betimlediği görülmektedir. Örneğin Don Siegel'in 1971 yapımı Kirli Harry (Dirty Harry) adlı filminde, Harry'nin peşine düştüğü "efemine" katil Scorpio, yakasındaki barış sembolleri, kendisini alt kültür gruplarına ait kılan uzun saçları ve daha başka özgün ve aykırı kültürel göstergeleriyle, tam olarak, bu tür temsil göreneklerinin karşısında yer almaktadır (Kellner ve Ryan, 1997: 80). 80'li yıllara gelindiğinde ise, Hollywood'un entelektüele karşı bakış açısı temelde değişmemekle birlikte, temsil edilen entelektüel figürü üzerinden Amerikan ırkçılığının bir uzantısı olarak başka bir şeyin; yeni muhafazakâr ve militer değerlerin ön plana çıktığı görülmektedir. Özellikle Amerika'nın kendi kapitalist kültürel sistemini ihraç etmeye çalıştığı Güney Afrika, El Salvador, Angola, Etiyopya ve Mozambik gibi ülkelerin gitgide Amerika'nın denetimi dışına çıkmaya başlayarak sosyalizme doğru yönelmeleri, ABD dış politikasında oluşan üst düzey bir tehdit algılamasıyla yeni bir militarist dalgayı da beraberinde getirmiştir. Bu açıdan, dönemin en cesur komünizm karşıtı filminin, John Milius'un Kızıl Şafak (Red Dawn, 1984) adlı filmi olması şaşırtıcı değildir (Ryan ve Kellner, 1997: 329). Özetle, bu yılların Hollywood filmlerinde resmedilen entelektüel figürünün, genel hatlarıyla, Soğuk Savaş döneminin yarattığı tehlikelere bağlı olarak geliştirilen "kadim bir düşman" olarak formüle edildiği söylenebilir. Çalışmada çözümlemeye çalıştığımız Er Ryan' ı Kurtarmak adlı filmdeki entelektüel karakter Onbaşı Upham' ı ise, sonradan Vietnam yenilgisi sonrası ortaya çıkacak ve gitgide günümüzde Irak Savaşı ile birlikte daha da kökleşecek olan bir sendromun -daha çok ekonomik anlamda, koyduğundan fazlasını kazanamamanın yol açtığı bir sendromdur bu gerçekte- ve yeni militer kahramanlık kültünün içerden yıkılmasının yarattığı bir rahatsızlık olarak okumak mümkündür. Çalışmada yer verdiğimiz Hannibal ve diğer filmler de, temsil ettikleri entelektüel karakterler-kötülük bağlamında, büyük ölçüde yine aynı temsil göreneklerinin izini taşımaktadır.
Tüm bu veriler ışığında, diyebiliriz ki, belki de önemli olan, kötülük problemi-entelektüel ilişkisinin estetik düzlemde ilişkilendirilerek yanlış bir entelektüel temsilini "alenileştirmek" değildir; asıl anlaşılması gereken, bizzat bu estetikleştirme sürecinin toplumsal dünyaya ilişkin ne tür bir makro algılama sürecini dayattığıdır izleyiciye, medya metni "okuyucularına". Bu açıdan düşünüldüğünde, "estetize etme", ne Lecter'ın, ne de Doe ve benzeri diğer seri katil tiplemelerinin davranışlarına eşlik eden bir süreç değildir; yine böyle olduğu içindir ki, suçun ya da şiddetin kendisi, bireysel bir psikoloji sorununa indirgenemez. Özellikle "anaakım" medya retoriğinin kayıtsız şartsız formüle etmeye çalıştığı medya-suç-şiddet ilişkisinin temelini oluşturan kişiselleştirilmiş ve dramatize edilmiş suç ve şiddet biçimlerinde bu "çarpıtılmış" bağlamından saptırılmış şiddet sunumu örneklerini bolca görmekteyiz. Bu araştırmada, vurgulamaya çalışılan suçun ve şiddetin "entelektüel" kişilikler üzerinden psikolojik çerçevede estetize edilmesi durumunun şiddete ve kötülüğe ilişkin daha makro toplumsal ve siyasal yapıların bir ürünü ya da yansıması olduğu yönündedir. Deyim yerindeyse, Hollywood, insanal ve toplumsal patolojiye ilişkin her materyali, kitle kültürünün geniş düzeyde maddi bir tahvile çevrilme yeri olan "pazar ekonomisinin" türdeşleştirilmiş (homojenleştirilmiş), anonimleştirilmiş ve standartlaştırılmış müşterilerine uyarlamak suretiyle ve söz konusu patolojiyi toplumsal, tarihsel, siyasal ve/veya kültürel bağlamından kopararak (hipostazlaştırarak) basit bir semptoma indirgemeye çalışır. Bu gerçeği göz önünde tuttuğumuzda, bir Lecter' ın ya da bir Doe'nun insanlara ve topluma yönelttiği şiddetin nedenlerini ve sonuçlarını ya da aynı şekilde, Upham'un kişiliğine ve davranışlarına karşı yöneltilen şövenist tutum ve tavırların ideolojik arka planını daha sağlıklı bir şekilde değerlendirebiliriz. Tüm bu düşüncelerin ışığında denebilir ki, Hollywood, ideolojik söylemi eğlenceye -ya da en ciddi göründüğü yerde "sanata"- kodlayan bir sektör olarak, aynı zamanda eğlencenin ve eğlence yoluyla izleyicilerin boş zamanlarının içerdiği düşünsel enerjilerinin sömürülmesinin de estetik düzlemde sönümlendirildiği bir gerçekliği barındırır. Bu mantığın sinemasal dildeki karşılığı, izleyici beğenisine yönelik katartik etkinin, bilinçli olarak, "kitlesel rahatlamanın yalancı yemi"ne dönüştürülmesidir. Yine bu açıdan düşünüldüğünde, yamyam Lecter' ın kötücül eylemini sadece "insana özgü hayvani bir içgüdüye" endeksleyerek açıklamaya çalışmak ya da sadece bu şekilde lanse etmek de, bu tür bireysel psikolojilerin, kendisini ortaya çıkaran toplumsal, ahlaksal ve kültürel sistemdeki -Lecter'ın durumunda, akademik alandaki ve akademik kimlikteki- kokuşmuşlukla olan ilgisini gizlemeye çalışmaktır. Bu anlamda, Lecter ve benzeri karakterlerin kendilerine özgü egoizmleri ve bireysel saldırganlıklarının estetize edilerek temsili ve böyle bir temsil biçimi üzerinden izleyicilerin alılmamasına sunulması da, yabancılaşmış ve atomize olmuş toplumların "yalnız, ama özgür" bireyler yaratmayı vaaz eden neo-liberal politikalarının toplumsal yaşamdaki tüm yırtıcılığını ve yıkıcı etkilerini -bireysel kazanç hırsının, bencilce haz arayışının, maddi zenginlikler için acımasız rekabetin, sevginin çıkara dayalı olarak maddileştirilmesinin, toplumsal / kolektif dokuya, bütünleşme ve dayanışma biçimlerine verdiği zararlar, v.s.- perdelemeye dönüktür. Öte yandan, son dönem Hollywood filmlerinde, aynı bakış açısının doğal bir sonucu olarak, temsil edilen entelektüel kişiliklerin, en başta da Hollywood'un baskın temsil görenekleriyle uyumlu kişiler oldukları söylenebilir. Buna göre, entelektüel kişilik, hemen her zaman, kendisine yakıştırılan kötücül doğa yüzünden, kurulu simgesel düzenin Öteki'sidir. Bu bağlamda, denebilir ki, yukarıda tek tek analiz etmeye çalıştığımız filmler, entelektüelin sürgün yeridir. Entelektüel, sahip olduğu tüm iyi niyeti ve insancıllığıyla, Hollywood'un egemen ideolojik söylemi tarafından ters yüz edilmiştir. Deyim yerindeyse, "içi dışına çıkarılan" entelektüelin karmaşık doğası da, bu sorunlu temsil tarzı çerçevesinde, katıksızca kötülüğe dönüşmüştür. Daha önce de söylediğimiz gibi, Hollywood sinemasının, günümüz entelektüeline ve genel olarak da entelektüel dünyaya karşı geliştirdiği sorunlu bakış açısının varlığı, ele aldığımız film örneklerinin ilk üçünde -izleyiciye özdeşleşme kolaylığı sağlamak için- "karizmatik seri katil" figüründe; sonuncusunda ise, artık çağımızın gereklerine ayak uyduramayan, zayıf ve savunduğu ilke ve değerler liberal-kapitalist çağda çoktan "değerden düşmüş" olan bir demode kimlik ve duyarlıkta cisimleşmektedir. Özellikle bu sonuncu temsil biçiminde, "yaşamın güçlüler ile güçsüzler arasında sürekli bir savaş hali" olduğunu vaaz eden eden klasik sosyal Darwinci yaklaşım oldukça belirgindir. Tüm bu örneklerde, Hollywood sinemasının entelektüele dönük bu sorunlu ve nefretengiz bakış açısının, kötülük düşüncesini, entelektüel kişilikler üzerinden "estetize edilmiş bir kötülük" biçiminde yeniden üreterek meşrulaştırması durumu söz konusudur. Sıradan ve silik katilleri, entelektüel bir arka plana sahip katillerden ayıran başlıca özellik, ikincilerin "tutkuyla cinayet işlemeleri" ve dahası, bunu son derece sofistike nedenlere dayandırarak gerekçelendirme konusundaki becerileridir. Bu sunum tarzının içerdiği manipülasyon süreci derin bilinçaltı etkilere sahiptir. Buna göre, izleyici ekranda gördüğü karizmatik seri katillerle çabucak özdeşleşmekte bir sakınca görmez, çünkü onların kötülüğü inşa etme biçimi, zekâ kıvılcımlarıyla dolu, zarif ve hayranlık uyandırıcı yöntemleri açığa vurur. Bu gizli etki, film izleme deneyimini belli bir farkındalık düzeyine sahip olmaksızın yaşayan izleyiciler için oldukça tehlikeli bir özdeşleşme sürecini açığa vurması bakımından son derece önemlidir. Bu nedenle, söz konusu önyargılı sunum biçimlerine karşı hazırlıklı olmak, her şeyden önce, bu gizli koşullandırma süreçlerine karşı bilinçli olmayı gerektirmektedir.

Kaynak
Hüseyin Köse
Yard. Doç., Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü,
Kampüs, 25240 / Erzurum

Eklenmiş Dosya
Dosya tipi: pdf 5.pdf (405,1 KB (Kilobyte), 220x kez indirilmiştir)
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
entelektüel, filmlerinde, hollywood, kimliklerin, temsili

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 08:04 .