| Veterinerlik Fakültesi Anatomi, Histoloji, Embriyoloji, Fizyoloji, Biyokimya, Mikrobiyoloji, Parazitoloji, Patoloji, Farmakoloji ve Toksikoloji, İç Hastalıklar, Cerrahi, Doğum ve Jinekoloji, Veteriner Hekimliği, Hastalıklar ve Klinikler Bilimler , Zootekni ve Hayvan Besleme, Döllenme ve Suni Tohumlama, Besin Hijyeni ve Teknolojisi dersleri, Zootekni, Hayvan Besleme ve Besleme Hastalıkları dersleri okutulur |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
#1
|
Bunlara Baktınız mı?
04.10.08, 10:58
Türk Bilim Dünyasına Çevreci Yaklaşım ve "Laboratuvar Sıçanı" ile "Hela Fareleri"ne Değin Çevrebilim: Bilim/teknoloji gelişmelerini, politikalarını tasarlayan, oluşturan, besleyen ve yönlendiren bilim-insanlarımızın, ekonomistlerimizin ve siyasal tercihleri gerçekleştiren yöneticilerimizin, Türk insanının ekonomik/toplumsal alanda gelişebilmesi için, eğitim ve bilgi üretiminin sağlanması yanı sıra, insanlarımıza keşif ve icat yetkinliğini kazandırıp sürdürme, bunlardan ekonomik alanda ve dolayısıyla günlük yaşamda yararlandırma sorumluluğu bulunmaktadır. Kalkınmış ülkeler, gelişme tempolarını olabildiğince artırarak, egemenliklerini sürdürebilmek, başka insanların kendilerine bağımlı olması ve sömürülmesi pahasına kendi çıkarlarını önde tutarak, küreselleşmenin ve özelleştirmenin egemen olana sağladığı avantajlarla insana yönelik saygısında kusurlarını sürdürmektedirler. Türkiye ise içindeki yolsuzlukları tartışırken, bir çözüm ya da başarıya ulaşamadan bunalımla boğuşmaktadır. Doğru, dürüst ve bilimin öncelikli erkinden nasibini alamamış ve yeterince eğitilememiş insanlarıyla olumlu bir sistem çabası adına bir kapalı döngüde hapsolmuştur. Japonya'nın Kyoto kentinde 1997'de yapılan uluslararası konferans ve sözleşmeyle nihayet 16 Şubat 2005'de yürürlüğe giren "Uluslararası Kyoto İklim Sözleşmesi"ne bağlı olarak; doğaya saygı ve doğayı korumanın güncel başlangıç aşamasını oluşturan önlem ve girişimler hepimize hayırlı olsun.5 Türkiye, bu aşamada bile, yaya kalmış, kendi kendini dışlamış durumdadır. Katılımcı ve protokol altına imza atmış 141 ülkenin yanı sıra Türkiye'nin henüz kalkınmasını tamamlamamış ülkeler arasında bile böylesine sessiz, eylemsiz (pasif) tutumu, çoğu bilim-insanlarımız tarafından yadırganmaktadır. Sanayîleşmiş olduğu ve "eko-sistemler"e aşırı-kirlilik bulaştırdığı halde, tüm dünyadakileri olduğu kadar kendi geleceğini de düşünmeyen bazı bencil, sömürücülerin bu sözleşmeye katılmaması dikkat çekicidir. Kimileri tarafından demokratikleşme, küreselleşme, ileri teknoloji ve kültür düzeyine ulaşmanın ve ulaştırmanın önemsendiği ya da öyle gösterildiği dünyamızda, eko-politik (doğayı ve çevremizi korumaya değin yapılan ve ereklenen tüm girişimler) konusuna yeterince önem verilmemesi, günümüzde yaşanan ikilemlere tipik örnektir. Varılan anlaşma çerçevesinde, atmosfere karıştıklarında "sera etkisi" yaratan; karbondiyoksit, metan, kloro-florokarbon, hidro-florokarbon gibi gaz halindeki atık salımın engellenmesi ya da en azından azaltılması ereklenmiştir. Sanayîleşmiş ülkeler genelinde; 1990'larda atmosferimizde sera etkisi yaratacak atık-gazı yayma oranının 2012 'ye dek %5.2 oranında azaltılması beklenmektedir. Atmosferimizdeki karbondiyoksit'in % 80'i, ulaşım, ısınma ve sanayîde fosil yakıtların kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Son 10 yılda sera gazı salımı %65 oranında artan ve biyoçeşitlilik yönünden dünyadaki 34 sıcak noktadan biri olan, Türkiye ise, ancak Mayıs 2004'te, 1994 tarihli İklim Değişikliği Çerçeve Anlaşması'nı imzalayabilme inanç ve yeteneğini gösterebilmiştir ! Gerçekte, bu olay ülkemiz bilimcilerinin, iç ve dış siyâsetinin ve uluslararası-ilişkilerinin dünya genelinde ne denli sessiz, devinimsiz ve yetersiz kaldığının açık bir göstergesidir. Daha duyarlı olmaları gerekir. Ne yazık ki, ülkemiz bilim dünyasını üzen ve "neşter operasyonları" gibi isimler altında basın-yayında su üzerine çıkan; bilim-insanıyla bireysel çıkarlar konusunda işbirliğine giden sanayî ve ticaret ya da temsilcileri arasındaki genel ahlâka uymayan ilişkiler süregelmekte ve güven ortamını yok etmektedir. Türkiye'de, kentsel yaşam ve düzende, sokakta karşılaşılan herhangi bir bireye selâm vermek adetâ bir çılgınlık, bir suçtur ! İnsanımıza güvensizlik temelinde, binilen bir takside şoförün kötü niyetli olduğuna hükmedilir. Birbirimize güven ve inancın gerçekleşebileceğini umduğumuz gelecek dünyamızda, gerek insanlarımıza gerekse doğaya saygı ve sevginin artması Türk insanının çağdaş uygarlık düzeyini yakaladığını kanıtlayacaktır. Bilim-dünyamızdaki insanların davranış biçimlerini daha iyi değerlendirebilmek için, dürüst, ilkelerinden ödün vermeyen, tutarlı bilim uğraşısı içinde olanları örnek almak gereklidir. Diğer yandan, toplumda ulaştığı isim ve gücü (ünvanı) kendilerine siper etmiş, bu gücen ardına saklanmış kimilerinin yozlaşma ve çelişkilerin ne denli yaygın olduğunu açıklayabilmek için, bilim ve teknolojinin ilerlemesinde önemli görev verilen (ya da üstlenmek zorunda kalmış !) "laboratuvar sıçanı" ile gizli çıkarların peşinde olan "helâ fareleri" ya da "lağım fareleri" nin bazı özelliklerini yansıtmak yerinde olacaktır: » Nüve Forum » akademik » Veterinerlik Fakültesi »
__________________ Hayvanları Sevmeyen İnsanları Hiç Sevmez (\__/) (='.'=) (")_(") |
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| Doğal Sıçan ve Laboratuvar sıçanı, Deney Sıçanı: Tıp, eczacılık ve tüm yaşam bilimleri alanlarından psikolojik ve sosyolojik araştırmalara değin dünyada en çok kullanılan laboratuvar hayvanı, % 90 oranıyla, sıçandır. Batı dünyasının gözünden bakıldığında; günümüzün egemen ve hatta lider ülkelerinden oluşan ve Türkiye'nin de aralarına katılma istenci içinde kıvrandığı, yoğun çaba gösterdiği Avrupa ülkelerinde, çağlar boyunca insanoğluyla birlikte yaşam ilişkisi kuran, tifüs, veba gibi salgınlara ve ölümlere yol açan, "Rattus rattus" yani "kara-sıçan" insanlar için önemlidir. Eski zamanda pek de saygın sayılmayan ama önemli bir iş alanı oluşturan sıçan-yakalama görevi ise, gelişen bilim ve teknoloji ağırlıklı kültürler sayesinde artık büyük ölçüde yerel yönetimlere (belediyelere) bırakılmıştır. Sıçanların kentsel yaşamda yok edilmesine yönelik girişimlere karşın, bilim ve teknolojideki gelişmelere paralel olarak laboratuvar deney-hayvanı: sıçan, giderek daha çok üretilme ve çeşitlenme olanağı bulmaktadır. Üç yüzyıl öncesinde Danimarka'nın Kopenhag limanını istila eden kahverengi-sıçan; "Rattus norvegicus", Avrupa'da ve kaçak yolculuk yaptığı gemilerle ulaştığı başka limanlar aracılığıyla da kutuplar hariç, tüm dünyaya yayılmıştır. Sıçanlar, atıklar ve kokuşmuş gıdalarla birlikte tarım ürünlerini de tüketerek yaşamlarını sürdürdüklerinden ve aracılık ettikleri hastalıklarla sayısız izole adalardan insanoğlunun başka yerlere kaçmasını sağlayacak kadar doğaya uyumlu olduklarından insanlarla yarışmalı olarak sağ kalabilme savaşımlarında; kolay yok edilemeyen yaratıklardır. Rattus ailesinin halen bilinen 150 üzerinde cinsi ve 500 üzerinde çeşidi bulunmaktadır. Bilim-dünyasında yapılacak araştırmalar için, insanlar tarafından adetâ bir saf-kan yarış atı özentisi içinde beslenip üretilen, hattâ genetik değişik özellikler kazandırılan, kafes ya da hapis yaşamındaki sıçanlar kullanılmaktadır. Bunlar giderek çocuklarımızın, gençlerimizin, araştırıcılarımızın tanıdığı tür olmakta, doğal yaşamdaki kahverengi ve kara-sıçan'ın pabucu dama atılmış gibi görünmektedir.Yaşamlarıyla, hastalıklarıyla, deneylere verdikleri yanıtlarla ve kaybettikleri yaşamlarıyla bilim dünyasında bilinmeyenlerin kavranmasına olanak sağlayan beyaz laboratuvar sıçanları çoğu insanca, hayvan hakları ve araştırma etiği açısından yeterince saygı görmemektedir. Bu durum, çeşitli kurum ve sivil toplum örgütlerince sürekli olarak gündemde tutulmaya çalışılmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri'nin Pennsylvania eyaleti Philadelphia kentinde "Wistar Enstitüsü"nün başkanı, fizyolog Henry Donaldson'un 1906 yılında Rattus norvegicus'tan değiştirerek ve çoğaltarak elde ettiği beyaz renkli, pigmentsiz (albino = beyaz tüylü kırmızı gözlü) sıçanı laboratuvar deneylerinde kullanmayı önermiştir. Bu sıçan, kuyruğu gövdesinden kısa olan, geniş kafa yapılı, uzun kulaklı, infeksiyonlara dayanıklı ve sıklıkla kendiliğinden tümör oluşturmayan nitelikleriyle; laboratuvar sıçanı (Wistar sıçanı) olarak bilinmektedir. Aynı ülkenin Wisconcin eyaletinde "Sprague-Dawley çiftlikleri"nden geliştirilen başka bir albino tip sıçan ise; solunum yolları infeksiyonlarına daha az dayanıklı yani daha duyarlı; daha uzun kafa ve kuyruk yapısı olan, hızlı üreyen ve büyüyen özellikleriyle ikinci bir laboratuvar sıçanı haline dönüştürülmüştür. Küçük yapılı, başı, ensesi ve sırtı boyunca belirgin siyah işaretiyle dikkat çekici bir başka sıçan, Long-Evans adıyla üçüncü bir laboratuvar sıçanı olarak kabul görmüştür. Kendi aralarında döllenme ya da genetik değişimlerle; hipertansiyonlu sıçan (SHR Rat), Lewis, Fisher and Wistar, Kyoto, Swiss albino sıçanı, çıplak sıçan gibi isimler alan başka türler de laboratuvar sıçanı işlevi görmektedir. Sıçanlar 21-22 °C ısıda, 50-65 mutlak nem, 12'şer saat gündüz ve gece ortamında yaşamayı sürdürürler. Kanalizasyon, çöplük gibi ortamlarda bulunmalarına karşın hijyenik koşulları severler ve genel görüşün aksine, günlük beden bakımlarını ihmâl etmeksizin yaşarlar. Normal besin alışkanlıkları arasında zaman zaman kendi dışkılarını yemeleri de garipsenmemelidir. Farelere oranla daha az ışığa ve insan varlığına duyarlı, bitki ve hayvan kökenli beslenen, karmaşık işlemleri bile öğrenebilen, akıllı ve daha çok geceleri hareketli olan yaratıklardır. Erkekleri, farelere oranla daha az dövüşken olmakla birlikte, bir başladıklarında ölümüne savaşırlar. Özellikle aç olduklarında, vitamin eksiklikleri, beslenme bozuklukları görüldüğünde, çok kalabalık ve sıkışık olarak bir kafese kapatıldıklarında ya da istemedikleri muamele gördüklerinde; birden azgınlaşabilir ve bakıcılarına saldırabilirler. Bu olay tüm koloniye örnek olup hepsinde de aynı tür davranış biçimine dönüşebilir. Böyle durumlarda; saldırmak, parçalamak ve birbirlerini yemek (yamyamlık) doğal bir gelişme sayılır. Bazen yüksek, korkutucu ve ani sesler emziren sıçan annelerinde kendi çocuklarını yemeye kadar gidebilir. » Nüve Forum » akademik » Veterinerlik Fakültesi »
__________________ Hayvanları Sevmeyen İnsanları Hiç Sevmez (\__/) (='.'=) (")_(") |
|
#3
| ||||
| ||||
| Helâ (Lağım) Fareleri: Çevre düzenimize sıçanlar kadar zararlı olmasalar ve en az onlar kadar temel bilimlerde olduğu kadar uygulama alanında da doğayı anlamada yararlı olsalar da fareleri olumsuz bir karakteri canlandırma niyetine kullanmak haksızlık olur. Ancak, Walt Disney'in 1940'lı yıllarda yarattığı sevimli, iyiliksever, mücadeleci, küçük ama insanlar tarafından "hırsız" kabul edilen ve çizgi-film artistlerine dönüştürülmüş; "ev faresi" ve "fındık faresi" gibi yaratıkları, Batı dünyasının egemen kültür düzeninde, hemen herkesin sevgilisi gibi tanıtılmıştır. Kezâ, helâ ya da lağım-faresi gibi bir tür gerçekte olmamakla birlikte; kendilerinden beklenilen güven ve toplum yararını ön plânda tutmayan çıkarcı insanlara takılan bir ad olarak "helâ fareleri" ele alınabilir. Bu tür insanların bilim-dünyamızdan ve toplumdan dışlanmaları gerekir. Sayılarını en aza indirmeye yönelik doğru eğitimin çocuk ve gençlerimize verilmesiyle Türkiye daha iyi bir geleceğe bakabilir. Onları tanımalı ve ayırt edebilmeliyiz ki, Türkiye'nin içine düştüğü çıkmazlardan ve onlardan kurtulalım. Diğer bir deyişle; dibi delik testi ile su taşınmaz ! Aşağıda, ancak bir bölümünü sıralayabildiğim özellikler, helâ farelerinin davranış biçimlerini tanımlar: 1. Bilim adına sanayi işletmelerinin ve ticâri kuruluşların temsilcileriyle, genelde başka fertlerin, meslektaşlarının konuşmalarını işitmemeleri için, tuvalet lavaboları önlerinde (bu nedenle "helâ faresi" adını alırlar ! ) kendilerine yarayan ciddî ekonomik görüşmeler, anlaşmalar gerçekleştirirler. 2. Kolay satın alınırlar ve kolay satarlar. 3. Koridorda yürürken, genelde başları önlerine eğik, ortadan değil, kenârdan ve ürkek adımlarla ilerlerler. 4. Genelde kısık sesle ve gizli görüşmelere alışmışlardır. 5. Kimseden herhangi bir eleştiriye hoşgörü gösteremezler. 6. Kişisel yetersizliklerini sığındıkları bir grubun görüntüsüyle kapatmayı çalışırlar. 7. Herhangi bir bilimsel ortamı ya da maddî geliri kendi çıkarları için kullanırlar. Zorunluluk durumlarında içinde bulundukları küçük örgüt üyelerini de olaya katarlar. 8. Başkalarının (sponsor firmanın) masrafları ödemesi koşuluyla yurt-içi ve dışı kongre ve otel/lokanta hizmetlerinden sürekli yararlanmayı severler. 9. Resmî iş yerlerindeki odaları ilgili firmalarca donatılmış, üniversite ya da kurum olanaklarının ötesinde klima cihazları, buzdolabı, bilişim-teknolojisi ürünleriyle zenginleştirilmiş haldedir. Evlerinde sağlanan olanaklardan konu etmek belki abartıya kaçar ! 10. Toplumun kaymak katmanı yaşam düzeyinin özlemi ve özentisi içindedirler. Bu tarzlarını giyim kuşam ve katıldıkları toplantılarda belli etmekten hoşlanırlar. 11. Şahıslarına ait taşıtların modelleri diğer öğretim üyesi ve araştırıcılara oranla çok pahalı ve üstündür. Bakımları bile özel firmalarca karşılanır. 12. Yurtdışı toplantılarda özel firmaların özel ilgisini isterler. Genelde birlikte bulunmaları gereken meslektaşlarından ayrı takılırlar. Mutlaka ilâve servis ve gezi olanakları peşinde koşarlar. 13. Günlük konuşmalarında yeterince öğrenemedikleri, kavrayamadıkları ve özendikleri yabancı sözcükleri yoğun olarak kullanırlar. Yeğledikleri maddî güç de yine yabancı para birimindedir. Bu yazıdan anlaşılması beklenilen ise; toplumumuzun olduğu kadar bilim-insanlarımızın da kendi aralarında var olan yozlaşmalara karşı duyarlı olmaları ve bunları engellemek için gereken tepkiyi göstermeleri ve ayıklamayı yapmaları gereğidir. Lağım ya da helâ farelerinin hırsları bilgilerinin önüne geçmektedir ! Bu nedenle, topluma yarardan çok zarar vermeleri söz konusudur ! Bilimde elbet hırs olmalıdır. Ancak hırs, bilgi ve görgünün önüne aslâ geçmemelidir. Bilim-insanı yetişirken aldığı eğitimin, diğer bir deyişle, verilen aile, ilk, orta ve lise eğitiminin dürüst, birbiriyle bağlantılı ve tutarlı olması çok önemlidir. Gençlerin hiçbir zaman hayâl güçleri yıkılmamalı ve yok edilmemelidir. Doğayı, dünyayı ve evreni tüm boyutlarıyla anlamaya çalışmaları ve taklitçi olmayan, toplumlarını ve insanlığı yanılgıya götürmeyen, nitelikli araştırmaya yönelmeleri çok önemlidir. Toplumumuza önder olacak bilim-insanımızın, hiçbir zaman ve koşulda, kişisel çıkarları için, kendi meslektaşlarına ya da insanlarına ihanet etmemelerini öğütler ve dilerim. » Nüve Forum » akademik » Veterinerlik Fakültesi » KaynakPdf
__________________ Hayvanları Sevmeyen İnsanları Hiç Sevmez (\__/) (='.'=) (")_(") |
| Sponsorlar |
| |
![]() |
| Tags |
| bilim, Çevreci, dünyasına, hela fareleri, laboratuvar sıçanı, türk, yaklaşım |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|