İSTENMEYEN VE KABUL GÖRMEYEN ÖRGÜT
PKK terör örgütü, devletimizin siyasi birlik ve bütünlüğüne, vatandaşlarımızın namusuna, malına saldırmakta, Türkiye’yi bölmeye çalışmaktadır. PKK, sözde uğruna çarpıştığını iddia ettiği insanları katletmekte, canlarına, mallarına saldırmakta ve bir terör ortamı yaratmaya çalışmaktadır. PKK, bir eşkıya örgütüdür. PKK bir cinayet örgütüdür. Bu konuda PKK’lı teröristlere silah veren, barınak veren, akıl veren, destek veren, onların sözcülüğünü yapan yerli ve yabancı herkes vicdani sorumluluk altındadır. Herkese görev düşmektedir. Korku, baskı, şiddet ve yılgınlığa kapılmadan bu cinayet ve terör örgütüne karşı çıkmak ve onların isteklerine, tehditlerine boyun eğmemek bir insanlık görevidir.
PKK’nın yapısına, şiddet olaylarına karşı toplumda her kesimden olduğu kadar, Kürtlerden de yoğun tepkiler geliyor. Nasname’de Süleyman Akkoyun imzasıyla yayınlanan bir yazıda; PKK’nın Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümü ile Kürtlerin ulusal demokratik hakları kapsamında hiçbir anlam ifade etmeyen bir savaşı sürdürmesinin mantıksızlığına ilişkin düşünceler aktarılıyor.
PKK’nın, 1970'li yılların sonlarına doğru Kürt halkının gündemine oturtulduğu, kuruluşundaki köksüzlük, ideolojik sığlığı ve provokatif pratiğinden kaynaklanan nedenlerin bulunduğu ve Abdullah Öcalan handikapına takıldığı belirtiliyor.
Öcalan’ın İmralı süreciyle dibe vuran ve Kürt halkını siyasi olarak aldatan PKK’nin stratejik, ideolojik, siyasi ve ahlaki dejenerasyondan sonra, zora dayalı çözümlerde ısrarcı olmasından dolayı, ne ideolojik zeminde, ne de uluslararası camiada meşru bir gerekçesinin kalmadığı kaydediliyor.
Kürt halkını siyasi olarak aldatan Öcalan’ın, ne için savaştığını sorgulayabilmedeki irade eksikliğinin bir sonucu olarak, silahlı çatışmaların Kürt halkı tarafından anlaşılmasının zorlaştığı, dolayısıyla Kürtler için hiç bir ulusal talebi olmayan PKK’nın, Kürtler üzerinde kendisi için tanrısal bir hegemonya kuran Öcalan’ın yaşam koşullarının iyileştirilmesini merkeze koyarak, neden gençleri bu kirli savaşa sürdüğü ve heba ettiği sorgulanmadan, siyasi mücadelenin neden dibe vurmuş olduğu gerçeğinin kavranamayacağı vurgulanıyor.
Kürt halkının ulusal demokratik hakları bazında hiçbir anlam ifade etmeyen, ama aynı zamanda bölge ve uluslararası koşullar ile de çelişen PKK’nın, şiddeti tırmandırma mantığının anlaşılamadığı değerlendirmesi yapılıyor.
PKK’nın, dağ başlarında çocuklarımızı canavarlara peşkeş çekme yerine, fetişleştirdikleri “demokratik cumhuriyet” tezinin gereklerini yerine getirmesinin daha dürüst bir davranış olacağı, bireysel hak ve özgürlükler için silahlı mücadele vermenin ne bir gereği, ne de bir inanırlığının kaldığı, Avrupa Birliği projesinin, PKK’nın Kürt halkına reva gördüğü, “Türkiyelileşme” projesinden çok daha kapsamlı ve anlamlı olduğu, öte yandan 21.yüzyılda bireysel hak ve özgürlükler için silahlı zoru gündemleştirmenin kısır bir döngü olduğu, özellikle de bunu İmralı vesayetinde sürdürmenin, Kürtlerin felaketine davetiye çıkarmaktan başka bir anlam taşımadığı, aktarılıyor.
Güvenlik güçlerinin başarılı operasyonları sonucu zor durumda kalan, panik yaşayan ve üyelerinin örgütten kaçmak için her türlü fırsatı kolladığı bilinen terör örgütü PKK’nın, uğruna savaştığını iddia ettiği Kürtler tarafından da istenmediği açıkça görülüyor. Geçmişte yaşanan acıların yaşanmasını istemeyen herkese, PKK terörü karşısında tavırlı, kararlı davranışlar sergilemek ve terörle mücadele konusunda elinden gelen her şeyi yapmak düşüyor.
Helin Demir
helindem@mynet.com











Normal
