Türevleriyle birlikte 150 küsur yerde geçer. Bunların çoğu fiil halinde (geçmiş ve şimdiki zaman kipleri) yer alır. Bu demektir ki şirk insanlık bünyesinde bir pasif kavram değil, bir sürekli aktivitedir.
Şirke bulaşmış olana müşrik denir (bk. Müşrik mad.).
Şirk, şirket ve müşareket Arap dilinde mülk ve saltanatta ortaklık anlamındadır. Bir şeyin, birden fazla kişiye aidiyetine de şirk veya müşareket denmektedir (Ragıb, şirk mad.).
Din dilinde şirk, Allah'a, yani tek olan Yaratıcı Kudret'e zatında (sayı olarak) veya tasarrufunda (yapıp-etmelerinde) ortak tanımaktır. Bu açık ve şuurlu olursa açık şirk (eş—şirk el—celi), örtülü ve şuursuzca olursa gizli şirk (eş—şirk el-hafî) adını almaktadır. Râgıb el-Isfahânı (ölm. 502/ 1108) bu noktada Büyük Şirk - Küçük Şirk ayırımı yapar. Râgıb'a göre: "Büyük şirk Allah'ın ortağı olduğunu iddia etmektir ki, bu inkârın ve küfrün en büyüğüdür... Küçük şirk ise bazı iş ve fiilleri icra ederken Allah dışında kişilerin rızasını da hesaba katmaktır. Riyakârlık ve münafıklık bu cümledendir..
Her şeyden önce, "şirk çok büyük bir zulümdür." (Lukman, 13). Zülüm, karanlık manasında olduğuna göre şirk tam bir karanlık, tam bir kaostur. Şirkin bu kaos yapısını daha iyi anlamak için Kur'an'ın şu ayetini hatırlamak yerinde olur. "Kim Allah'a şirk koşarsa sanki o gökten yere düşmektedir de kuşlar onu didik didik etmektedir veya rüzgâr onu uzak ve ücra bir yere sürüklemektedir" (Hacc, 31).
Şirkin insanı sürüklediği kaosu, boşluğu, huzursuzluğu bundan daha güzel anlatmak mümkün olmaz.
Şirk, varlık ve oluşun yaratıcı prensibine ters düşmek olduğundan prensibin bir uzantısı olan insanı desteksiz, yolsuz ve yönsüz bırakmaktadır. Yaratıcı şuurla bağı kopan insanın varlıkla kaynaşması tarumar olur ve oluşun ahengiyle perdeleri uyuşmadığı için sürekli didiklenir ve dejenere olur. Bu dejenerasyon öylesine ileri bir noktaya varır ki, şirk insana öz evladını öldürmeyi bir meziyet olarak gösterebilir (bk. En'**, 137). Böyle birisi, hep özleyen, fakat özlemini gidermek için başvurduğu çareler tarafından daha derin ayrılıklara itilen bir talihsizdir. Kur' an bu noktaya parmak basarken şöyle diyor: "Gerçek ve erdirici çağrı yalnız Allah'a yöneltilendir. Allah dışında çağırıp yakardıklarına gelince, onlar yakaranlara hiçbir şekilde karşılık veremezler. Böylesi yakaranların hali, ağzına değsin diye iki elini suya uzatan ve fakat ona asla ulaşamayan birinin haline benzer..." (Ra'd, 14). Bu ümitsiz çabalamanın temelinde, yaratıcı Şuur'la çelişme vardır. Kur'an, kendine özgü üslubu içinde bu noktaya da parmak basıyor: "Hiçbir şey yaratamayacak olan, tam aksine, kendileri yaratılmış olan şeyleri mi Allah'a ortak koşuyorlar." (A'raf, 191).
Demek oluyor ki, şirk, Yaratıcı Kudret'in niteliklerini yaratılmışa vererek, oluşun yolunu tıkıyor. Yahut da, oluşun sunduğu armoniyi bozup varoluş zevkini lekeliyor. Bu yüzdendir ki, "Allah'a şirk koşan çok büyük bir sapkınlık ve karmaşa içine düşmüş olur" (Nisa, 48). Ve böyle birisi "önü alınmaz bir karanlığa da mahkûm olmuştur" (Nisa, 116).
kaynak 17
cilt2-sf;110..114












Normal


