Nüve Forum

Nüve Forum > kütüphane > Din ve Felsefe > Dini İnanç Gelenek ve Akımlar > Müslümanlık > İslami Kavramlar > Hicret - hecr - hicran - Ayrılık - Ayrılma - Göç yoluyla ayrılma

İslami Kavramlar hakkinda Hicret - hecr - hicran - Ayrılık - Ayrılma - Göç yoluyla ayrılma ile ilgili bilgiler


HİCRET Hicret kelimesinin kökü olan hecr ve hicran, Kur'an'da 20'ye yakın yerde geçmiş olup, kişinin başkalarından farklı oluşu, ayrılık, ayrılma anlamlarındadır. Hicret ise kişi veya kişilerin şahıs veya mekânlardan göç

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 23.07.08, 09:19
Uzman
 
Üyelik tarihi: May 2008
İletiler: 2.134
Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!
Standart Hicret - hecr - hicran - Ayrılık - Ayrılma - Göç yoluyla ayrılma

HİCRET
Hicret kelimesinin kökü olan hecr ve hicran, Kur'an'da 20'ye yakın yerde geçmiş olup, kişinin başkalarından farklı oluşu, ayrılık, ayrılma anlamlarındadır. Hicret ise kişi veya kişilerin şahıs veya mekânlardan göç yoluyla ayrılmalarına denir ve Kur'an'da bu anlamda kullanılmıştır. Ragıb Isfahanı'nin de ifade ettiği gibi hecr kelimesinin sergilediği farklı olma ve ayrılma bedenle olabileceği gibi, lisan ve kalp yoluyla da olabilir. Nitekim, Kur'an'ın hicret'le kastettiği göç, sadece bedensel olmayıp, kalbi Allah dışın­daki şeylerden ayırıp Yaratıcı'ya yönelmek anlamında da kullanılmaktadır. Kur'an buna Allah'a hicret veya Allah yolunda hicret demektedir.
Tasavvufta hicret, bedensel göçten çok, kalbin Allah'a yöneltilmesi anlamında kullanılır. Bu yüzdendir ki sufîler, Allah'a varış eğitimi olan seyrusulükü hicret diye de anarlar.
Kur'an terminolojisinde Hz. Peygamber'in hayatında en önemli olaylardan biri olan Mekke'den Medine'ye göç de bir hicrettir ve genelde hicret denince bu olay akla gelmektedir. Âli İmran 195, Tevbe 100, Haşr 91 ayetleri işte bu son anlamda hicreti anlatır. İslam Peygamberi ve onun iman arkadaşları putperest Mekke oligarşisinin zulüm ve baskıları yüzünden bu anlamdaki hicrete üç kez başvur­dular. Bunların ilk ikisi Habeşistan'a, üçüncüsü ve en büyüğü de Medine'ye olmuştur.
Dayanılmaz bir yoğunluğa ulaşan putperest zulmü karşı­sında Müslümanlar can, ırz ve imanlarını kurtarmaktan başka bir şey düşünemez hale geldiler. Toprak, ev***8212;bark ve bunlarla ilintili hatıralar onlar için artık anlam taşımaz olmuştu. Kutsal değerlerin tehlikeye düştüğü sırada, sırf bedensel gayelerle toprağa bağlılığı sürdürmek Kur'an'ın talimatına aykırıdır. Vatan, ancak bu değerlerle birlikte kutsaldır. Bu değerlerden koparılmış kuru bir toprak parçası "kutsal belde" anlamında vatan değildir. Toprağın kutsal belde olmaktan çıkışı halinde Kur'an, "Allah'ın geniş yeryüzü"nün herhangi bir yerini Allah erleri için barınmaya daha müsait görmektedir. Bunun aksini savuna­rak, süfli vea fâni birtakım çıkarlar için belirli bir toprak üzerinde ısrar edenler ilahi kelâm tarafından kınanmakta­dırlar. Böyle bir ısrar, yani hicretten kaçış kötülüklerde ısrara benzer. Bu yüzdendir ki hicret, tasavvufta "daha ileri ve daha yüce menzillere ulaşmak için yapılan sefer" anlamında kullanılmıştır. İster gönülde, ister bedende olsun, hicret daha iyiye bir yükseliş, bir koşuştur. İman erleri sürekli yürüyüşte sükûn bulurlar. Durmak onları öldürür. Mümin, her an hicret halindedir. Bu bazen beldeden beldeye, bazen iç âlemin bir menzilinden öteki menziline olur. İç âlemde yapılacak hicretlere engel hale gelen topraklarda yapılacak tek hicret oraları terk etmek­tir. İnsanoğlunun gönül seyrini, iç hicretini engelleyen zulüm ve zâlimden kaçış bu yüzden insanlık kadar eskidir. Zulmün varlığından kaynaklanan hicret zaruretini, tarih boyunca hiçbir maddi doygunluk safdışı bırakamamış ve insanoğlu, ilk günden beri zulmün ve zalimin mevcut olduğu yerden kaçmış yani hicret etmiştir. İnsan yapısının bağlı olduğu yaratılış kanunlarının toplayıcısı olan Kur' an, hicretten söz ederken şöyle sesleniyor:
"İman edenlerle Allah yolunda hicret edip savaşanlar Allah'ın rahmetini umacak olanlardır. Allah çok bağışla­yıcı ve esirgeyicidir." (Bakara, 218)
"Allah yolunda hicret eden yeryüzünde gidecek, barı­nacak bir yer de bulur, genişlik de bulur. Kim evinden Allah'a ve onun peygamberine hicret etmek üzre çıkıp da sonra kendisine ölüm gelirse onun mükâfatı Allah'ın üzerine borç olmuştur..." (Nisa, 100)
"İman edenlerin, hicret edenlerin, Allah yolunda mal­larıyla ve canlarıyla savaşanların Allah katında derecesi çok büyüktür. Dünya ve ahiret kurtuluşuna erenler de, işte onlardır." (Tevbe, 20)
"Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret eden­leri biz dünyada elbette güzel bir şekilde yerleştiririz. Ahiret mükâfatı ise elbette daha büyüktür..." (Nahl, 41)
"Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince: Allah onları muhakkak ki güzel bir rızık ile nzıklandıracaktır..." (Hac, 58)
Bu Kur'an ruhuyla yoğrulmuş ashâb yani Son Resul'ün seçkin dostları, peygamberlerinin Yaratıcı'dan gelen emre bağlı olarak verdiği işaret üzerine putperest zulmünden âzâd olmak için Mekke'yi, doğup büyüdükleri beldeyi terk etmeye başladılar. Aldıkları emir gereği Habeşistan'a göçtüler. İlk grubun gidişine "Habeşistan'a ilk hicret", ikinci grubun gidişine "Habeşistan'a ikinci hicret" dendi. Peygamberliğin beşinci yılında gerçekleşen bu hicretlerde ilk kafile 11 erkek, 4 kadından oluşuyordu. Sonradan gidenlerle bu rakam 82'ye ulaştı.
Bu ilk hicretlerin gerekçesini ve biraz da şeklini Pey­gamberimizin hanımlarından Ümmü Seleme'den dinleyelim: "Mekke bize dar gelmeye başlamıştı. Resûlullah'ın as­habı işkenceye maruz bırakılıyor, türlü türlü ezalara uğratılıyorlardı. Dinleri yüzünden karşılaşmadıkları zor­luk kalmamıştı. Bütün bunlar olurken Allah Resulü, ashabının bu ıstıraplarına son vermeye muktedir olamı­yordu. Nihayet "Habeş diyarında, ülkesinde zulme yer olmayan bir hükümdar vardır, onun yurduna hicret edin, Allah sizi bu zor durumdan kurtaracaktır" buyurdu. Bu emir üzerine biz ayrı ayrı yollardan ve parçalanarak göçe başladık. Habeşistan'a ulaşınca toplanacaktık ve oraya varınca toplandık. Hayırlı bir yurda, hayırlı kom­şulara kavuşmuştuk. Emniyette idik. Zulüm korkusu yoktu..." (bk. İbn İshak, 281-323; İbn Sa'd, 1 / 203-210)


kaynak17
cilt1-sf; 108***8230;114
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 23.07.08, 09:21
Uzman
 
Üyelik tarihi: May 2008
İletiler: 2.134
Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Zehravî Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!
Standart Hicret - hecr - hicran - Ayrılık - Ayrılma - Göç yoluyla ayrılma

Habeş hükümdarı Necâşi, ayrıntılarına burada gireme­yeceğimiz bir konukseverlik gösterdi Müslümanlara. Ve putperestlerin, Müslümanların iadesine ilişkin isteklerini reddetti. O'nun bu davranışı Müslüman kamu vicdanında her zaman yaşayan saygı dolu bir hatıra bırakmıştır. Burada iki anekdota işaretle yetineceğiz:
Habeş hicretinden sonraki zamanlarda bir gün Allah Elçisi ashabını toplayıp saff bağlattı ve dört tekbir alıp bir cenaze namazı kıldı. Bunu kimin için kıldığı sorulduğunda şu cevabı verdi: "Kardeşiniz Necâşi" için kıldım; O, bugün öldü."
Peygamber eşi Aişe'nin şu sözü de Necâşi'nin Müslüman vicdanlarda nasıl bir imaja konu olduğunu göstermesi bakımından ilginçtir. "Necâşi'nin kabrinde sürekli nur görülürdü."
Habeşistan'a hicretler üzerine Habeş hükümdarından, mültecilerin iadesini isteyen putperest Mekkeliler bunda başarılı olamayınca geride kalan Müslümanlara eza ve işkenceyi artırdılar. Habeş hicreti üzerine kızgınlaşan ve azgınlaşan putperestlerin Hz. Peygamber de dahil bütün inananlara ilan ettikleri ünlü boykot olayına, çok kısa olarak işaret etmek isteriz. Bu boykot Müslümanlarla her türlü ilişkinin kesilmesine dair putperest anlaşmasının parşömen üzerine yazılarak Kabe'ye asılması biçiminde oluştuğu için İslam tarihçileri bunu Sahife olayı diye anarlar. Antlaşmaya göre, Müslümanlara, ne bir şey satılı­yor, ne satana müsaade ediliyor, ne de onlarla görüşülü­yordu. Müslümanlar için korkunç bir açlık ve sefalet başlamıştı. Bu hal yaklaşık üç yıl sürdü. Bu süre zarfında Müslümanlar çok çekmişlerdi, ama hayatlarını ticarete bağlayan Mekke putperestleri de büyük kayıplara uğramış­lardı. Çünkü ticari hayat durmuştu. Nihayet boykota son verme üzerine anlaşma metninin yırtılması için Kabe'ye gidildi. Görülen şey çok ilginçti: Bütün parşömen böcekler tarafından yenmişti. Bir tek kelime istisna idi: Allah...
Boykot kaldırıldı, fakat Müslümanlar başka bir ıstırapla yüz yüze geldiler: Ebû Talip ve Hatice'nin vefatları.
Bütün bunlar Allah Elçisi'ni, Mekke dışında ve uzağın­da bir yurt ve faaliyet yeri aramaya sevk etti. Bunun için en uygun yer Medine idi. Esasen Medine halkı da birbiri ile çekişme halinde ve bir savaşın eşiğinde idi. Onlar da kendilerine yeni bir iman enerjisi ve kardeşlik ülküsü getirecek bir öndere hasret duymakta idiler. İslam'ın tebligatında bu imanı, Hz. Peygamber'in kişiliğinde bu önderi görmekteydiler. Ünlü Akabe görüşmeleri, Hz. Peygamberle Medineliler arasında, işte bu şartlar altında cereyan etti.
Ve tafsilatına burada giremeyeceğimiz olaylar ve geliş­melerden sonra Allah Resulü büyük hicret emrini aldı... Medine'ye hicret... İnsanlık tarihinin en büyük olayların­dan biri sergilendi ve Medine, Mekkeli mümin muhacirlere "yurt ve iman evi" oluverdi, (bk. Haşr, 7).
Kur'an, hicretin şartları doğmuş bir toprak parçasından hicret etmeyenleri ağır bir dille kınamakta ve ölüm sonrası sorgulamada onların bu hatanın hesabını da vereceklerini belirtrhektedir, (bk. Nisa, 97).
Hicretten kaynaklanan en önemli kavramları ve Hicret' in en dikkate değer olayları, Medine'ye hicretin hemen ardından sergilenmiş olarak görüyoruz.
Neler olmuştu?
İnkılapların en büyük rolleri, kavramları değiştirmelerinde görülür. İnsanın şuur derinliklerini ve ruhunun girift âlemini ilgilendiren kavramları değiştirmekse inkılabın en çetin işidir. Hicret, en çetin, en zorlu inkılabın en müşkül bir devresinde insanlığın en köklü kavramlarını temelinden değiştiriyordu. .Bu, bir bakıma insanlığın yeni kuruluşuy­du. Neydi değişen kavram? Hicret, insanlık tarihinin o güne kadar tanıdığı kardeşlik kavramını değiştiriyordu. Hz.Muhammed kana bağlı kardeşliğin çağlar süren saltana­tını yıkarak yerine fikre, duyguya ve iman birliğine dayanan, gönüldaşlıktan beslenen kardeşliği koymuştu.
Kur'an-ı Kerim'in aynı zamanda hukuksal norm karak­teri taşıyan ifadeleri günlük hayata mal edilmiş ve bizzat Kur'an'ın tebliğcisi eliyle her Medineli, bir Mekkeli muhacir'Ie kardeş ilan edilmiştir. Bu sessiz ve ruhtan ruha işleyen inkılap bizce insanlığın tekamül aşamalarında en ileri noktalardan biridir. Durumu, bir İslami bilgininin birkaç cümlesiyle biraz daha aydınlatalım:
"Muhacirlerden bir kısmı Medine'de kendilerini tanı­yanlar nezdinde derhal misafir edildiler, fakat pek tabii ki hepsi aynı durumda değildiler. Hz. Peygamber Mekkeli ve Medineli bütün aile reislerini içine alan büyük bir meclis topladı ve muhacirlerin tekrar hayata intibak ettirilmesini kolaylaştırmak için onlara müşahhas, basit ve te'sirli bir hal çaresi teklif ederek onları samimi bir işbirliğine davet etti. Buna göre Medineli ailelerden her birinin reisi, Mekkeli bir aileyi yanına alacaktı. Birlikte yaşayan iki kardeş, birlikte çalışacaklar, kazançlarını bölüşeceklerdi. Bu manevi kardeşlik tarafların birbirlerine varis olmasına kadar geliyordu. Herkes mutabık kaldı ve Hz. Peygamber hemen bazı Mekkelileri aynı sayıda Medinelilerle kardeş yaptı. Yeni evlere nakiller umumiyetle gayet dostane oldu. Mesela Hz. Ömer'in bildirdiğine göre kendisi manevi kardeşiyle zamanlarını şöylece paylaşırlardı: Bir gün hurmaların yetiştirilmesinde bin çalışıyor, diğeri Hz. Peygam-ber'in yanına gidiyor ve ertesi gün çalışma sırası diğerine geliyordu ve akşam herkes yaptığı işi veya öğrendiğini anlatıyordu. Abdurrahman b. Avf'in durumunun ilgi çekici başka bir yönü var: Manevi kardeşi Ona diyor ki: "tşte bütün mülküm! Yarısını sana veriyorum, iki zevcem var, tercih edeceğin biriyle evlenebilmen için onu boşu-yorum". Abdurrahman bunu kabul etmedi ve manevi kardeşinden sadece pazarın yolunu sorup alışverişe başla­dı...
Bu kardeşleştirme yakın bir zamanda beklenmeyen bir şekilde faydalı oldu. Askeri seferler esnasında Hz. Peygam­ber iki manevi kardeşten birisini ordusuna alıyor, diğeri evde kalarak iki ailenin yükünü üzerine alıyordu..." (Ha-midullah; İslam Peygamberi, 1 / 113-117)

Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
ayrılma, ayrılık, göç, hecr, hicran, hicret, yoluyla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 08:12 .