Nüve Forum


Lezzetli Mekanlar hakkinda Balık lokantası Eftalya ile ilgili bilgiler


Balık lokantası Eftalya Beylerbeyi'ndeki Eftalya ilk görüşte insana "Burada iyi balık yenir herhalde" diye düşündürtüyor. Özellikle lagos ızgaranın tadına baktıktan sonra bu düşüncenizde ne kadar haklı olduğunuzu anlıyorsunuz Eftalya adı

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 09.09.07, 09:04
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart Balık lokantası Eftalya

Balık lokantası Eftalya

Beylerbeyi'ndeki Eftalya ilk görüşte insana "Burada iyi balık yenir herhalde" diye düşündürtüyor. Özellikle lagos ızgaranın tadına baktıktan sonra bu düşüncenizde ne kadar haklı olduğunuzu anlıyorsunuz



Eftalya adı güzel, değil mi? İnsanın aklına denizkızı geliyor tabii ki. Mekan da sıra dışı. Beylerbeyi'nde (Arnavutköy'de de bir lokantaları var). Bir konağın içinde. Denize sıfır.
Biz ailece, biraz gecikmiş bir öğle yemeği için gittiğimiz zaman teras kapalıymış. Ancak giriş katındaki her yanı camla kaplı salon son derece şık. Masa örtüleri bembeyaz, keten peçeteler koyu mavi. Dekor minimalist ve çevreyle uyumlu.
Herkes gibi ben de balık lokantalarına gittiğim zaman ya balığa ya da mezelere ağırlık veririm. Eftalya'nın geniş ve ferah mekanı insanın gözünü gönlünü açıyor. Hepimiz "Burada iyi balık yenir herhalde" diyoruz.
O anda işler biraz sarpa sarıyor. Lokanta boş olmasına rağmen ortalıkta garson yok. Nihayet masamıza utangaç görünümlü bir genç yaklaşıyor. "Önce balıkları seçeceğiz, ona göre meze kısmını ayarlayacağız" diyorum garsona. Garsonumuz nedense afallıyor. Sanki "Ben belediyenin sağlık müfettişiyim, mutfağı göreceğim" demişim kendisine.

İki önemli karar
Garson bir süre kayboluyor. Tabii masamıza gelip "Efendim, balıkları iki dakika sonra önünüze getireceğiz çünkü herkesin görmesi için bir tezgahımız yok" falan diyebilir ama belki bu tip bir açıklamayı "gereksiz" bulmuştur.
Bizim açımızdan biraz gergin bir bekleme süresinden sonra şef garson olduğunu tahmin ettiğim bir bey güzel bir balık tepsisi sunuyor bize. Koca bir sinarit ve lagos dikkatimi çekiyor. "Bunlardan ısmarlarsak filetoyu bu bütün balıklardan mı çıkaracaksınız?" diye soruyorum.
Adının Nuri olduğunu öğrendiğim şef garson ellerinde daha önceden kesilmiş parçalar olduğunu, her iki balığı da tavsiye edebileceğini söylüyor. Ben de "Kuyruk kısmına yakın kesilmişse istemem, kalın fileto isterim, iki balığı da severim, sen seç" diyorum. Sonunda dört kişi birer yerli uskumru ve iki porsiyon lagosta karar kılıyoruz.
İkinci önemli karar: Şarap mı rakı mı? Garsonumuza şarap listesini getirmesini söylüyorum. Gene büyük bir şaşkınlık geçiriyor. Herhalde "Çattık belaya, insan ya beyaz ya kırmızı der, hepsi aynı değil mi bu haram nesnenin?" diye düşünüyor.
Benim sevdiğim Kavaklıdere 2005 Sauvignon-Sultaniye beyaz şarabı listede ve fiyatı makul. Hemen ısmarlıyorum.
Garson kayboluyor. Eli boş dönüyor. Ellerinde kalmamış. O zaman Kavaklıdere Beyaz Selection olsun diyorum. Zaten sadece Kavaklıdere şarapları var listede.
2003 Selection fena değildi. Bu 2004. Bir yudum alıyorum. Maalesef şarap şahsiyetsiz ve ucuz meşe kokusu (şarabın yıllandığı fıçılardan gelir) fazla ön planda. Bu demek oluyor ki ya şarabın yıllandığı fıçılar çok ucuz malzemeden ve iyi tütsülenmemiş ya da yüksek verimli, tekdüze, genç bağlardan gelen üzümler kullanılmış. Belki her ikisi de. Ayrıca damakta aşırı bir meyan kökü tadı kalıyor. Bu da bağların fazla sıcak bir yörede olduğunu gösteriyor. Kötü Kaliforniya şarapları gibi...
"Sen bize rakı getir" diyoruz garsona. Şarabı iki hanım içecek. Onlar benim gibi müşkülpesent değil.
Soğuk meze tabağını bizim garson değil de genç bir komi getiriyor. Garsonun aksine konuşkan, sorulara cevap veren, işini seven ve hevesli bir genç.
Deniz börülcesi, ahtapot salata, patlıcan salata ve marine levrek alıyoruz. Patlıcan salata mis gibi köz kokuyor ama soğuk. Dolaptan yeni çıkmış. Deniz börülcesinin limonu biraz fazla kaçmış ama taze. Ahtapot yumuşak, hatta biraz fazla yumuşamış ama sosu kıvamında ve lezzetli. Hardal soslu marine levrek de burada Park Fora'nınki kadar iyi.
Sıcak olarak azıcık kalamar ve birer iri karides alıyoruz. Kalamar küçük parçalar halinde kesilmiş ve o şekilde ızgara edilmiş. Üstünde de hafif acı ve tereyağlı bir sos. Kalamar yumuşak ve lezzetli. Belli ki şoklanmış ama lokantaya bütün olarak gelmiş. Şef de dikkatli ızgara yapmış ve kurutmamış.
Kalamarın tava olarak geleni de genel standartın üstünde. Taratoru maalesef gerçek tarator değil. Mayonez kullanılmış.

Balıktan anlıyorlar
Jumbo karidesler, olması gerektiği gibi, kafası yerlerinde kalarak ızgara edilmiş. Ancak kafalarını kemirdiğimde hayal kırıklığına uğruyorum. İçlerinde sıvı kalmamış, lezzet yok. Bu dondurulmuş olduklarını gösteriyor.
Ege Denizi'nden gelen yerli uskumruyu kılçığını çıkarıp ikiye ayırarak ızgara etmişler. Çok başarılı. Ayrıca enfes Beylerbeyi rakısıyla da çok iyi gidiyor.
Lagos ızgara da İstanbul'da yediğim en iyiler arasında. Belli ki aşçıbaşı ızgara ustası. Kıvamını biliyor. Belki daha da önemlisi başka birçok yerde olduğu gibi balık tuzsuz ızgara edilmemiş (sonradan adi sofra tuzu eklemekle olmuyor). Izgara edilmeden önce kaliteli bir deniz tuzu kullandıklarını sanıyorum. Nuri bey sırlarını açıklıyor. Deniz suyuyla yıkıyorlarmış balığı. Belli ki balıktan anlayan insanlar var bu işin başında. Bravo.
Eftalya'da içkiler dahil hesap adam başına 100 YTL.
Tatlı için Çengelköy'deki Seval Pastanesi'ne gidip şahane limonlu dondurma yiyoruz. Burayı bana tavsiye eden Artun Ünsal bey sağolsun. n
Tel: (0216) 422 28 52
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
balık, eftalya, lokantası

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 23:34 .