İSTANBUL, Türkiye'nin en kalabalık ilidir ve Marmara Bölgesi'nde yer alır. Kendi adıyla anılan boğazın iki yakasında kurulmuş olan ilin kapladığı toprakların bir bölümü Asya, bir bölümü ise Avrupa kıtasındadır. İlin bir özelliği de dört parçalı olmasıdır. Çatalca Yarımadası'nın doğusunda yer alan ve ilin batı kesimini oluşturan topraklar ile Kocaeli Yarımadası'nın batısında yer alan ve ilin doğu kesimini oluşturan toprakları İstanbul Boğazı ayırır. Prens Adaları ilin Adalar ilçesidir. İzmit Körfezi'nin güneybatısında yer alan Yalova ilçesi ise İstanbul ilinin dördüncü parçasını oluşturur. İldeki yüksek nüfus yoğunluğunun nedeni, İstanbul kentinin yarattığı iş olanaklarıyla milyonlarca insanı barındırabilecek bir kentsel yerleşme alanı oluşturmasıdır.
İS 5. yüzyılda dünyanın en büyük kentlerinden biri olan İstanbul, Bizans İmparatorluğu ile Osmanlı Devleti'nin başkentiydi. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Ankara başkent oldu ama İstanbul ülkenin ticaret, sanayi, ulaşım, turizm, eğitim, kültür ve sanat merkezi olma özelliğini sürdürdü. Eşsiz doğal güzellikleri ve tarihsel zenginlikleriyle dünyanın en ünlü kentlerinden biri olan İstanbul, bir yandan da sanayi kuruluşlarıyla iç içe gelişen düzensiz kentleşme, ulaşım güçlüğü, yoğun çevre kirlenmesi gibi bir dizi sorunun birikmesi sonucunda giderek zor yaşanır bir kent durumuna geldi.
Doğal Yapı
Genellikle dalgalı düzlüklerden oluşan il topraklarında önemli bir yükseltiye rastlanmaz. İstanbul ilinin kuzeybatı kesimini Istranca (Yıldız) Dağları'nın güneydoğu uzantıları, güneydoğu kesimini de Samanlı Dağları enge-belendirir. Batıda Garipkuyu Tepesi 361 metreye yükselirken, Yalova ilçesinde 897 metreye ulaşan Dumanlıtepe ilin en yüksek noktasıdır. İlin Asya kesimindeki başlıca yükseltiler Aydos Dağı (537 metre), Kayış Dağı (438 metre) ve Alemdağ'dır (442 metre).
İl topraklarının sularını küçük akarsular toplar. Bunların başlıcalarını oluşturan Riva Deresi Karadeniz'e, Kâğıthane ve Alibey dereleri Halic'e, Sellimandıra Deresi de Marmara Denizi'ne dökülür. Marmara Denizi kıyısı Karadeniz kıyısına göre daha girintili çıkıntılıdır. Bu girintiler içinde Haliç, Buzul Çağı sonunda denizin yükselmesiyle oluşmuş derin bir körfezdir. Eskiden beri bu elverişli yapısıyla önemli bir iç liman niteliği taşıyan Haliç, boynuzu andıran biçimi nedeniyle batılılar tarafından "Altın Boynuz" adıyla anılır. Sanayi ve kent atıklarıyla yoğun biçimde kirlenerek pis kokulu bir bataklık görünümü kazanan Halic'i temizleme amacıyla son yıllarda çalışmalara başlanmıştır.
İstanbul'un başlıca gölleri Büyükçekmece, Küçükçekmece ve Terkos (Durusu) gölleridir. Suyu tatlı olan Terkos Gölü dere ağızlarındaki koyların Karadeniz tarafından kapatılması sonucu oluşmuştur. Büyükçekmece ve Küçükçekmece gölleriyse deniz aşındırmasıy-la önce vadi sonra göl haline gelmiştir. Denizle ilişkileri kesilmemiş olan her iki gölün suları yarı tuzludur. Terkos ve Büyükçekmece göllerinden İstanbul kentinin su gereksinmesini karşılama amacıyla yararlanılmaktadır. İstanbul'da ayrıca Ömerli, Alibey, Darlık ve Elmalı II barajlarıyla Valide, Elmalı I ve Topuzlu gibi bentlerin ardında oluşmuş ve kentin su gereksinimini sağlayan yapay göller vardır.
Ilıman bir iklimin etkisi altında olan İstanbul ilinde yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise serin ve yağışlı geçer. Balkanlar'dan inen soğuk hava baskınları ile ılık lodos rüzgârlarına açık olan İstanbul'un iklimi oldukça düzensizdir. Hava sıcaklığında gözlenen bu değişken durum, yağış ortalamalarında da görülür. İlin Karadeniz kıyısı ile yüksek kesimleri daha yağışlı ve serinken, güney kesimi oldukça kuraktır.
İstanbul ilinin güney kesiminin doğal bitki örtüsünü makiler oluşturur. Adalar ile Kocaeli Yarımadası'nın batı kesimlerinde kızıl çam ormanları vardır. İlin kuzeybatı kesimlerinde yer alan Istranca Dağları'nın uzantılarında ise meşe ve kayın ormanları bulunur.
Tarih
İstanbul çevresine ilk yerleşmeler insanlığın avcılık ve toplayıcılıkla yaşamını sürdürdüğü Taş Devri'ne kadar uzanır. Küçükçekmece Gölü'nün kuzeyindeki Yarımburgaz Mağara-sı'nda bu döneme ilişkin duvar resimlerine ve çakmaktaşından yapılmış aletlere rastlanmıştır. Ayrıca Fikirtepe, Tuzla ve Pendik'te yapılan kazılarda Tunç Çağı öncesine tarihle-nen çanak çömlek, bakır araç ve gereçler bulunmuştur. İÖ 13. yüzyılda İstanbul üzerinden Anadolu'ya geçen Traklar, Frigler, Bitin-ler gibi bazı kavimler İstanbul ve çevresinde yerleşim yerleri kurmuşlardır.
İstanbul kentinin kuruluşuna ilişkin birçok söylence vardır. Bunlardan su perisi Semestra'nın oğlu Trak Kralı Byzas, yakın bir bölgenin kralı Barbysios'un kızı Phidaleia ile evlenir. Bu kadın da babasının isteği üzerine Byzantion'u kurar. Çok daha yaygın bir başka söylenceye göre ise Byzantion Yunan Yarımadasından gelen Megaralılar'ca kurulmuştur. Soylu Byzas önderliğinde bir grup, yeni bir kent kurmak üzere Megara'dan hareket eder. Yola çıkmadan önce Byzas kuracağı yeni kentin yerini belirlemesi için Delfi kâhinine başvurur {bak. DELFİ KÂHİNLERİ). Kâhin yeni kentin "Körler ülkesinin karşısı"na kurulacağını söyler. Uzun bir yolculuktan sonra Sarayburnu'na gelen Megaralılar çevreyi incelerken karşı kıyıda 20 yıl önce kurulmuş olan Khalkedon'u (Kadıköy) görürler. Bulundukları yerin güzelliklerini görmeyerek karşı kıyıda kent kuranların kör olduğu yargısına vararak kentlerini burada kurarlar ve kente önderlerinin adını vererek Byzantion derler. İstanbul'un kuruluşuna ilişkin tarihsel bilgiler, kentin İÖ 750-550 yılları arasındaki Yunan kolonileri döneminde yaklaşık olarak İÖ 660'larda kurulmuş olduğunu göstermektedir. Coğrafi konumu kentin kısa sürede gelişerek büyük bir ticaret merkezi olmasına yol açtı. Bir süre Pers egemenliğinde kalan kent ardından Persler'i yenen Spartalılar'ca İÖ 479'da işgal edildi. Daha sonra Atina tarafından ele geçirilerek Delos Birliği'ne katıldı. Kentin bundan sonraki uzun bir dönemi Atina-Sparta çekişmeleri {bak. PELOPONNESOS Savaşi) içinde bağımsızlığını koruma uğraşıyla geçti. Byzantion iki kentten sürekli olarak güçlü olanın yanında yer alarak varlığını sürdürdü.
Byzantion'un geçirdiği en önemli tehlikelerden biri Makedonya Kralı II. Philippos'un İÖ 340'taki kuşatmasıdır. Bir söylenceye göre fırtınalı ve karanlık bir geceden yararlanarak kente baskın yapmaya hazırlanan Makedonyalılar, Ay'ın birden bulutların arasından sıyrılarak ortalığı aydınlatması üzerine saldırıdan vazgeçmek zorunda kalmışlar ve böylece kent işgalden kurtulmuştur. Büyük İskender döneminde bağımsız kalabilen kent daha sonra Keltler'in akınlarıyla güç duruma düştü ve yıllık haraç vererek kendini koruyabildi.
Byzantion Romalılar'm doğuya doğru yayılmaları sırasında önceleri bağımsızlığını sürdürebilmişse de İS 73'te Roma İmparatorluğuma katıldı. Bu dönemde Byzantion güçlü surlarla çevriliydi. Balıkçılık, dış ticaretten alınan gümrük vergileri ve çevresindeki verimli topraklardan elde edilen ürünlerle zenginleşmiş bir kentti. Ne var ki, İS 193'te Roma İmparatorluğu'ndaki iç çatışmalarda karşısında yer aldığı Septimius Severus'un üstün gelmesi üzerine surları yıktırılan kent yağmalandı. Ama çok geçmeden Septimius Severus kentte bayındırlık işlerini başlattı ve kenti yeni surlarla çevirdi.
Kentin asıl gelişimi İmparator I. Constantinus (bak. Constantinus I) dönemine rastlar. Byzantion, 330'da Roma İmparatorluğu'nun başkenti yapıldı. Kentin adı da bu tarihte "Constantinus'un kenti" anlamında Konstantinopolis olarak değiştirildi. Araplar kenti Konstantiniye diye anmış, Osmanlılar'ın kenti fethinden sonra da bu ad özellikle paralar üzerinde kullanılmıştır. Halk kente Estanbul, Stimbol, İstambol ve İstanbul demiş, 17. ve 18. yüzyıllarda İslambol adı kullanılmıştır. Bu ad günlük konuşmalarda kullanılan Yunanca "kente doğru" anlamında eistenpolin sözcüklerinden türemiştir. Osmanlılar döneminde resmi dilde kentin adı Dersaadet, Deraliyye, Darülhilafe ve Asitane olarak geçer.
395'te Bizans İmparatorluğu'nun başkenti olan Konstantinopolis, daha sonra da Ortodoks Hıristiyanlar'ın merkezi oldu. Kent Haçlı Seferleri sırasında kısa bir süre Latin İmparatorluğu'nun da başkenti oldu. 14. yüzyılda kent dışında tüm yöre Osmanlılar'ın denetimindeydi. Osmanlı ordularınca birkaç kez kuşatıldığı halde alınamayan kent, ancak Padişah Fatih Sultan Mehmed tarafından 29 Mayıs 1453'te fethedildi ve Osmanlı Devleti' nin başkenti Edirne'den buraya taşındı. Osmanlı döneminde Ayasofya ve öteki bazı kiliseler camiye çevrildiyse de kent, Ortodoks Hıristiyanlık'ın merkezi olarak kaldı. Yavuz Sultan Selim'in 1517'de Mısır Seferi'nden sonra kent hilafet merkezi niteliği de kazandı.
I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nun yenik düşmesi üzerine İtilaf Devletleri büyük bir donanmayı 13 Kasım 1918'de İstanbul Boğazı'na demirledi. Kente asker çıkaran İtilaf Devletleri kısa sürede İstanbul'u ve Osmanlı hükümetini denetim altına aldı.
İzmir'in ve Anadolu'nun işgaline karşı çeşitli gösterilerin yapıldığı İstanbul'u 14-15 Mart 1920'de İtilaf Devletleri tümüyle işgal etti. 6 Ekim 1923'te işgalden kurtulan İstanbul, 3 Mart 1924'te halifeliğin kaldırılmasıyla İslam dünyası için bir dinsel merkez olma durumundan da çıktı.
Nüve Forum
Kaynak:1
9.cilt / s.114-122












Normal


