Türk Kültüründe Hz. Ali Cenknâmeleri
Cenknâmeler, 13. yüzyıldan itibaren Anadolu Türk saha¬sında, devrin toplum yapısı, hayat tarzı ve dünya görüşüne uygun olarak, Anadolu'nun en hareketli dönemlerinden birin¬de, birer kültür kaynağı olarak birtakım tarihî gerçekleri içeri¬sinde barındırmayı başaran, ideal insan tipini işleyerek toplumun karizmatik lider ve örnek insan arayışına cevap veren ve tam anlamıyla mezhebi taassup olmaksızın yaygın İslâmi anla¬yışla paralellik arz eden, toplumun ortak kültürü olan ve dev¬rin aydınlarınca tercüme, adapte ve telif yoluyla kültürümüze kazandırılan eserlerdir.
Anadolu Türkünün hayat tarzı, dünya görüşü ve ideallerini besleyen İslamiyet, bu asırdan itibaren cenknâme türü cenga¬verlik hikâyelerinin yazılıp benimsenmesini kolaylaştırmıştır. Bunlar, çoğu zaman dinî eserler içerisinde kabul görmüş olup, şeklî yapıları ile, kapladıkları hacim ne olursa olsun 13. yüz¬yıldan itibaren bizim kültürümüze işlenmiştir. Cenknâmeler, Anadolu Türk Devletinin kuruluş dönemlerinden itibaren idea¬lize örnek insan tipini topluma sunmuş olmasından dolayı da kabul görüp yaygınlaşmıştır.
Cenknâmelerin yazılış amacı topluma, dinî-ahlaki, tarihî bilgi vererek insanları şuurlandırmaktır. İnsanın kendisine ve başkalarına karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmek, güzel huylar edinip kötülüklerden kaçınmak gibi nasihatlerin işlen¬diği cenknâmelerdeki asıl amaç, topluma İslâmi bir ahlak sis¬temi öğütlemektir. Cenknâmeler ahlaki bilgilerin yanı sıra çe¬şitli örnekler ve insani davranış biçimleri ile öğüt tarzı ifadeler de taşımaktadır.
Önceleri sözlü olarak anlatılan cenknâmeler, daha sonraları yazıya geçirilerek günümüze kadar gelmiştir. Cenknâmelerin büyük bir kısmının, günümüzde yeniden ele alınıp hikâyelere konu edilmesiyle bu eserler Türk modern hikâyeciliğine kay¬naklık etmiştir. Türk edebiyatında dinî içerikli kahramanlık cenknâmelerinin sayısı oldukça fazladır.
Türk-İslam edebiyatı geleneğinde Hz. Ali Cenknâmeleri, ba¬zen bir yazara atfedilerek bazen de anonim eserler olarak gü¬nümüze kadar gelmiştir. Bu eserlerin birçoğu, değişik kimseler tarafından yazıldığı için müellif adları değiştirilmiş veya kay-bolmuştur.
13. yüzyılda halk arasında, ordularda, hatta saraylarda elle¬rindeki kopuzlarıyla Dede Korkut hikâyelerini, Battal Gazi ve Danişment Gazi menkıbelerini söyleyen ozanlar vardı. Onlar şehirlerde olduğu kadar köylülerin toplandıkları yerlerde, aşi¬ret reislerinin obalarında, uçlardaki gaziler arasında da itibar görürlerdi. Bütün halk sınıfları arasında yayılmış olan bu des¬tani edebiyatın görmüş olduğu rağbet, şairleri ve ozanları,mevzularını İslam ananelerinden alan birtakım kahramanlık hikâyeleri daha vücuda getirmeye teşvik etmiştir. 13. yüzyılda hızla başlayan bu cereyan, 14. asırda muhtelif amillerin de tesiriyle büsbütün gelişimini sürdürmüştür. Bu yeni kahra¬manlık hikâyeleri, daha ziyade İslam ananesinin tesiriyle Hz. Ali etrafında geçen olaylardan vücuda gelmiştir. Halk arasında bu gibi kahramanlık hikâyelerinin yayılması, mutasavvıfları da birtakım sofiyane mevzuları ve menkıbeleri böyle hayali hikâ¬yeler tarzında yazmaya sevk etmiş ve bu suretle de kültürü¬müzde tasvirî eserlerin yazımı hızla çoğalmıştır.
13. yüzyıldan itibaren Anadolu sahasında telif edilen Hz. Ali cenknâmeleri, İslamiyet'ten önce teşekkül etmesine rağmen dinî unsurlarla teçhiz edilmiş dinî destanlardır. Ayrıca bu des¬tanlarda, maneviyatının daha ağır bastığı veli tipinin bazı un¬surlarını bünyesinde taşıyan gazi tipi de teşekkül etmiştir. İs-lami idealler için savaşan, cihan hâkimiyetini, hâkimiyet idea¬lindeki adalet duygusunu din ile birleştiren gaziler, içinde ya¬şadığı şartlardan dolayı savaşı bir yaşayış tarzı olarak benim-semişlerdir.
Türklerin cenknâme yazma geleneğine yaptıkları katkı ol¬dukça fazladır. Öyle ki cenknâmelerin halk arasında yayılması büyük ölçüde Türklerin ilerlemesiyle artmıştır. Selçuklulardaki cenknâme geleneği Osmanlılara kadar intikal etmiştir.
13. yüzyıla kadar Türklerin fikrî yapısını belirleyen en önemli unsur, tasavvufi din anlayışı olmuştur. Özellikle 13. yüzyıl Anadolu'sunda Maveraünnehr, Harezm, Horasan ve
Azerbaycan bölgesinden gelen tasavvuf ağırlıklı düşünceler, Anadolu'da dinin yaşanması ve algılanmasında bazı farklılıkla¬rın ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu yüzyıllarda cenknâmeler, tasavvufi akımlar ile beslenip dinî, ahlaki ve kahramanlık konuları üzerine yoğunlaşmıştır. Böylelikle bu unsurların belirgin olduğu yeni bir ideoloji ve dinî anlayış or¬taya çıkmıştır.
13. asırda yaşamış Şeyyâd İsa, Hz. Ali'nin Salsal adlı dev ile yaptığı cengi anlattığı Salsalnâme'yi, 13. yüzyılda yazmıştır. Buna bağlı olarak dinî-destani kahramanlık hikâyelerinin Türk edebiyatındaki başlangıç dönemini 13. yüzyıla bağlayan Galotta ise gazavatnâmelerin kaynağını verirken dinî içerikli kahramanlık hikâyelerinin 13-14. yüzyıllar arasında ortaya çıktığını söylemektedir.
Edebiyatımızda cenknâme geleneğini ilk başlatan kişi, Os¬manlı'nın ilk döneminde yaşayan âlim ve şair, devlet adamı Dursun Fakı'dır. 13. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen Şeyyâd Îsâ, 13. yüzyılın sonu ile 14. yüzyılın başında yaşadığı şek¬linde bilgi verilen Kirdeci Alî, 14. yüzyılda yaşamış Meddâh
Yûsuf ve 14. yüzyılın sonu ile 15. yüzyılın başında yaşadığı belirtilen Ma'azoğlu Hasan bu geleneği devam ettirmişlerdir.
14. yüzyıl daha çok dinî mesnevilerin yazıldığı bir dönemdir. Türk edebiyatındaki hikâye türünün ilk kaynakları, Kur'an kıssaları, enbiya ve evliya menkıbeleri ile din büyüklerinin ef-saneleştirilmiş kişilikleri çevresinde beliren söylentilerdir. Bu insanların hayatları etrafında teşekkül eden efsanevi anlatım¬lar, dinî inanç, cihat fikri, gazilik ve şehitlik üzerine bina edil¬miştir. Bu tür eserler bünyelerinde daha çok dinî, tasavvufi ve ahlaki esasları taşır. Bu dönemdeki Hz. Ali cenknâmelerinin dinî kıssa ve menkıbelerden başka İslam tarihiyle ilgili destan¬lardan, efsanelerden ve masallardan da beslendiğini söylemek mümkündür.
14. yüzyılda Osmanlı ülkesinin kültür merkezi, başkentin Bursa olması nedeniyle Orta Anadolu'dadır. Bu asırda yaşamış şairlerin ve yazarların eserlerini, Farsça ve Türkçe olmak üzere iki dilde kaleme almaları, bu yılların bir geçiş dönemi olduğu¬nu gösterir. Yeni Müslüman olan Türk halkına tasavvufu öğ¬retmek amacıyla kaleme alınan eserlerin yanı sıra tekke çevre¬sinde oluşmuş anonim mahiyetteki cenknâmelerin çokluğu da dikkat çekicidir. Bu eserler, 15. yüzyıldan itibaren manzum olarak Türkçe'ye tercüme edilmiştir.
16. yüzyıldan sonra teşekkül etmiş veya daha sonraki dö¬nemlerde istinsah edilmiş cenknâmelerin dili ise kendi devirle¬rinin özelliklerini taşır. Manzum cenknâmeler için de bunusöylemek mümkündür. Cenknâmelerde kullanılan kelimeler, ele alınan konu sebebiyle savaş ve din ile ilgili kelimelerdir. Gündelik hayatla ilgili unsurlara bu eserlerde fazla yer veril¬mediğinden, bu konuyla ilgili kelimelere de pek sık rastlanıl-maz. Ayrıca Kan Kal'ası cenginin de 17. yüzyılda istinsah edilmiş olduğu bilinmektedir.
İslamiyet'in kabulünden önce Türk toplum hayatında ozan¬lar tarafından icra edilen destan ve hikâye anlatma geleneği, İslamiyet'ten sonraki dönemde yerini gezici âşıklara bırakmıştı. Arap ve Fars kültüründen gelen kıssahan-meddahlar, Selçuk¬lular döneminde önce saraylarda yer aldıktan sonra Türk top¬lumunda da dinî destanları anlatmışlardır. Konusunu eski Türk geleneklerinden alan hikâye ve destanlar, daha çok köy ve aşiret çevrelerine kaymıştır. Bu dönemde Hz. Ali'nin cenknâmeleri anlatılmaya başlanmıştır. 14. yüzyıldan itibaren ozan ve kıssahanların anlatımları birbirinden ayrılmıştır. İsla¬miyet'in kabulüyle birlikte Türk toplum hayatında önce ozan¬larla görülen kıssahan-meddahlar, konularını İslami gelenek¬ten alan ve özellikle de Hz. Ali ile ilgili hikâyeler anlatıyorlardı. 16. yüzyılda klasik edebiyatın teşekkülüyle birlikte kıssahan-meddahlar muhteva değişikliğine giderek daha gerçekçi konu¬ları ele almışlardır. Bunun sonucu olarak kıssahan ve med¬dahların en önemli konularından biri olan cenknâmeler de artık anlatılmaz olmuştur.
Halk Edebiyatımızdaki hikayeleri üç grupta toplayan Köprü¬lü, Hz. Ali Cenklerini konu edinen hikayeleri, İslam ananesin¬den geçen dinî mevzular grubunda ele alarak bu durumu şu cümlelerle anlatmaktadır: Esasını İslam ananesinden alan dinî mevzulara gelince, yalnız halk edebiyatımızda değil klasik ede¬biyatımızda da büyük bir ekseriyeti bunlar teşkil eder. Edebi¬yatımızın ilk inkişaf dönemlerinde, yani halk edebiyatı ile kla¬sik edebiyatın henüz birbirinden kesin bir surette ayrılmadığı devirlerde yapılmış eserlerden birçoğunu bu devreye ithal ede-biliriz.
Bütün bu görüş ve değerlendirmeleri dikkate aldığımızda Hz. Ali Cenknâmelerini bir yönüyle İslâm kültürüne bağlayabi¬liriz. Önce Arapça ve Farsça yazılmış cenknâmeler, Türkçeye tercüme edilmiş daha sonra orijinal Türk cenknâme geleneği oluşmuştur. Diğer taraftan bunlar İslamiyetten önceki Arap ve Fars efsanelerinden izler taşısa bile, bütün yönleriyle İslami bir anlayışla teşekkül etmiş ve bizim edebiyatımızda bu yönüyle kendini göstermiştir. Siyer, meğazi türü eserler ve dinî kıssa¬lardan kaynaklanıp bizim millî unsurlarımız ile yeniden şekil¬lenmiştir. Hz. Ali Cenknâmeleri konusu itibarıyla dinî-kahramanlık hikâyeleri içinde mütalaa edilebilirler. Cenknâmeler, genel olarak, Hz. Ali'nin zamanını anlattığı için bu geleneğin bütün yazarlar tarafından benimsenmesinde herhangi bir sorun yaşanmamıştır. Çünkü cenknâmelerde, mezhep çatışmalarından söz edilmemektedir.
Meddahların anlattıkları hikayeleri üç grupta toplayan Fuat Köprülü, bunu, Hz. Ali Cenkleri gibi konusunu İslam gelene¬ğinden alan hikayeler ile aynı grupta mütalaa eder. 13, 14 ve 15. yüzyıllarda meddahlar tarafından anlatılan Hz. Ali Cenknâmeleri, 16. yüzyıldan itibaren, yavaş yavaş azalmış, bunların yerine yaşanılan ve daha gerçekçi hikâyeler yerlerini almıştır.
Tursun Fakı tarafından Türk kültürüne kazandırılan bu cenknâmelerde, İslamiyet'ten önceki Türk kültür hayatı ve inancına ait pek çok unsur ile İslami unsurlar bir araya geti¬rilmiştir. Dinî motifler başta olmak üzere diğer motifler de tes¬pit edildiği zaman görülmektedir ki, bu metinlerde net biçimde iyi- kötü ve Müslüman ile küffar çatışması ele alınmaktadır. Bu konunun seçimi ise yaşanılan dönem ve sosyal çevre ile ilgilidir.
|