Nüve Forum

Nüve Forum > akademik > İlahiyat Fakültesi > İslami Araştırmalar Yapacak Modern Bir Fakülte Nasıl Olmalıdır?

İlahiyat Fakültesi hakkinda İslami Araştırmalar Yapacak Modern Bir Fakülte Nasıl Olmalıdır? ile ilgili bilgiler


[coverattach=1]1. Yeni bir devir başlarken, maziyi tanıyan hâlin adamları, nasıl bir istikbâl hazırlamalı diye oldukça endişelidirler. İstikbâle mâtuf bütün araştırmalarında, önerdikleri tedbîrlerde bu endîşe hâkimdir. Şu anda biz de aym

İlahiyat Fakültesi Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam, Tasavvuf, İslamiyetin mistik boyutu, Allah'ın varlığı ve nitelikleriyle ilgili konuları ele alan bir bilim kolu, tanrı bilimi, teoloji, metodoloji

Like Tree1Likes
  • 1 Post By Fehmide Zeytuna

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 01.04.11, 09:27
Güvenilir
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
İletiler: 1.692
Fehmide Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Fehmide Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Fehmide Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Fehmide Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Fehmide Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Fehmide Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Fehmide Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Fehmide Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Fehmide Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Fehmide Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!Fehmide Zeytuna çok güzel bir geleceğe sahip olacak.Bu şimdiden belli oluyor!
Standart İslami Araştırmalar Yapacak Modern Bir Fakülte Nasıl Olmalıdır?

[coverattach=1]1. Yeni bir devir başlarken, maziyi tanıyan hâlin adamları, nasıl bir istikbâl hazırlamalı diye oldukça endişelidirler. İstikbâle mâtuf bütün araştırmalarında, önerdikleri tedbîrlerde bu endîşe hâkimdir. Şu anda biz de aym durumdayız. Üç kıta üzerine hakimiyet kurduğumuz parlak ve ileri devrimizde, tâlim ve terbiye mü¬esseselerimiz ve kendimize mahsûs ileri bir sistemimiz vardı. Atalarımız, halkın tâlim ve terbiyesinden sorumlu kimselerin verdiği hız ve kendi tecrübelerinden bilistifâde ilerleyip, tekâmül etmişlerdi.
2. Bir zamanlar dünyanın en büyük devleti -veya en azından en büyüklerinden biri- olduktan sonra, bugün kendimizi, dünyadaki büyük devletlerle kıyaslayıp endüstride ve binnetîci askerî ve iktisâdı güçte son derece geri görünce şaşkınlık içinde kalmamız normaldir. Bu şaşkanhğın tesiriyle geriliğimizin sebebini, mâzi- mizin bir mirâsı olan terbiye sistemimizde görüyoruz.
3. İslâm memleketlerinin bir kısmı gayr-i müslimler tarafından işgal ve sö¬mürge edildi. Diğer bir kısmı ise,bâzı tâlih değişikliklerine rağmen, eski toprak¬larının en azından bir kısmı üzerinde istiklâlini şükürler olsun koruyabildi. Fakat öyle gözüküyor ki müslümanların temel meseleleri hemen hemen aynıdır: Meselâ; Cezayirlilerin ve Türk'lerin problemleri aynıdır. Şahsen, Rusya ve Hint Müslü¬manları kendi islâmî istikballerini tekrâr ihya husûsunda çok daha imkânsızlıklar içinde olmalarına rağmen onların durumlarını da diğerlerinden ayrı mütâlaa et¬mek istemiyorum.
4. İslâm milletlerinin problemleri her tarafta aynı. Fakat, müslümanların düşüncelerini idâre edenler, yâni mütefekkirlerimiz kendi aralarında farklı gö¬rüşlere sahipler. Karamsar ve aşağılık duygusuna kapılmış olan bir gurup, zamânı- mızda maddeten daha güçlü olan milleti taklid etmek için maziden tamamen kop¬mayı teklif etmektedir. Hatta bu çeşit görüşlerin bazan tecrübe bile edildiğini gör¬dük. Fakat, bu tarzın avukatları çözülmesi imkânsız problemler, hattâ dilemlerle karşılaşıyorlar. Zamanımızda bir değil en az iki büyük devlet var. Üstelik bun¬ların aralarında hiçbir benzerlik mevcut değil: Onlardan biri kapitalist olan Ame¬rika, diğeri komünist olan Rusya'dır. Bu iki devletten hangisini taklid ve kopye etmeli? "Terakki" acaba dindarlığın (Amerika'da) veya ateizm'in (Rusya'da) neticesi midir? Eğer her ikisini birden taklid edecek olsak durumumuz iki loko- motifli bir vagona benzemez mi ? Bu vagon biri bir istikâmete (mesele batı'ya) di¬ğeri aynı anda başka bir istikamete (meselâ doğuya) çekilme hâlinde hiçbir cihete tek adım atamaz. Daha fenası kırılıp dağılma tehlikesiyle başbaşa kalır. Müs¬lüman devletler iki gurup hâlinde bu büyüklerden birini taklid etmektedirl Mısır, Suriye, Irak ve eski bir İngiliz sömürgesi olan Güney Yemen sosyalist-komünist sistemi benimsemiş durumdalar. Fakat, terakki etmek yerine önceki istiklâlleri¬ni bile kaybettiler. Beynelmilel ezelî büyüklük rekâbet ve kavgasını yürüten efendileri, menfaatleri iktizâ edince zerre kadar kaygu duymaksızın bunları bir piyon gibi harcamaktadır. Bizzat kendileri de bunu anlamakta gecikmediler. Diğer büyüğün dostları da en az onlar kadar acı tecrübeler yaşadı: 12 adalar, Kıbrıs ve Bengaldeş olayları v.s. buna misâldir.
5. "Terakki" nin sebebi acaba din midir? Gerçi bâzı gelişmiş devletler Hı¬ristiyan ise de, önümüzde aynı dinde olmasına rağmen, elân geri durumda olan diğer devletler de var. Acaba terakki hayat felsefesi, yâni kadere veya cebire inan¬mak sebebiyle midir? Bu mevzûda tercih eskilere dayanır. Avrupa hıristiyanlan, beşerî güce inanırlar. Müslümanlar ise hidâyetten beri insanın mecbur olduğuna inanır. Hal böyle olmasına rağmen garib bir durumla karşı karşıyayız. İnanç ayrı olmasına rağmen hicrî birinci asra âit eski müslümanlar, sıfırdan başlayıp devrin büyük devletleri olan Bizanslıları, Slavları ve Latinleri bozguna uğratarak^ kudret ve haşmetin en yüksek zirvesine ulaştılar. Sonra zaman değişti 19. asır hı¬ristiyanlan eski temel inançlarından hiçbir değişiklik yapmadıktan halde islâm memleketlerini işgal ettiler.
6. Bu husustaki araştırıcıya ırktan ileri gelen farklılık da doyurucu bir izah getirmiyecektir.
7. Bu meseleye kesin bir çözüm yolu getirdiğimi iddia etmeksizin fazlaca dik¬katimi ç;ken bir hâdiseyi burada aydınlığa kavuşturmak istiyorum. Önce kendi gözlerimiz Önünde cereyan eden çağımızın bir hadisesinden misâl verelim: Bütün dünya bilittifak kapitalizmi benimserken Ruslar kendilerine komünizmi seçtiler ve fevkalâde bir terakki kaydettiler: Elli sene içinde ilim, sanayi ve askerî güçte Ame¬rikalılardan hiç bir hususta geri kalmadılar: Almanya'yı ezdiler. Fezaya Ameri¬kalılardan önce supitnik fırlattılar. En güçlü ve en mütekâmil atom bomba¬larına sâhibler. Diğer muasır bir misâl Çin'dir. Bu memleket, Mao Tse-Toung Çinini hemen hemen bir sömürge hâline getirmiş olan Rusya'nın koyduğu en¬gellere rağmen terakkide öyle bir seviyeye ulaştı ki diğer iki büyük devleti korku¬dan' titretti. Geçmişe âit hepimizce bilinen bir misâl ilk müslümanlardır. Hz. Peygamber'in (A.S.) vefâtından sadece 15 sene sonra, yâni hicretin 26. yılında, Hz. Osman'ın hilâfeti sırasında müslümanlar, üç kıtada hükmediyorlardı. Endü¬lüs'ten Mâverâünnehr'e kadar, baş şehri Medine olan tek imparatorluk hâ¬kimdi. Türkler, Abbasî araplarının yerine geçip imparatorlukları üç kıtaya yayıl¬dığı sırada araplarla aym îmâna (İslâm) sâhip idiler ve hiçbir gayr-i müslim gu¬rubu taklîd etmiyorlardı. Siyâsî istiklâlleri yanında kültür istiklâlleri de vardı. Bu azamet devirlerinde onlar "Türk" kelimesi "müslüman" mânâsına gelecek kadar müslümandılar. Bu busûs sâdece Yugoslavya'da (Avrupa) değil de bilhassa KaJaç Türkleri anlatılırken olmak üzere Hindistan gibi uzak yerlerde bile böyle idi. O ka¬dar ki bugün bile (20. asır) Güney Hindistan dillerinde Türk kelimesinden doğ¬muş kelimeler, meselâ Telegu dilinde "turkullu" ve Kuvari dilinde "turkunnu" kelimeleri "müslüman" mânâsına gelir.
8. Bu misallerden şu neticeyi çıkarıyorum: Ne zaman bir lider, milletini belli bir ideal için heyecanlandırır, millet de idealinin her ne pahasına olursa olsun gerçekleşmesi için hayâtım fedâ etmeye varıncaya kadar hiçbir imkânım esirge¬meden ruhuyla cesediyle mücâdele etmeye azmederse iste o zamandan itibâren düş¬manları onun önünde yavaş yavaş gerilemeye, erimeye başlar. İşte bu ilk "çılgm- lar"ın bu ilk "mutaassıblar" ın başarısı mütereddidleri iknâ eder, ve onlar da ö¬bürlerinin saflarına iltihâk ederler. Tamâmen yeni bir ideoloji (İslâm) mensûbları o devirde çok gelişmiş diğer medeniyetlerin (zerdüştlük ve hıristiyanlık gibi) men- sûblarını hâkimiyetleri altına alınca, Makyavel'i kendilerine yegâne ve en üstün rehber ittihâz eden kapitalizme ve komünizme karşı aynı hâdisenin zuhûr etmemesi için hiçbir sebep mevcut değildir.
9. Fetih ve zaferler nisbeten kolaydır, Fakat onların muhâfaza ve devamım sağlamak, bir kısım hayat felsefesini gerektirmektedir. Bu felsefe mûcibince, o fâ¬tih milletin fertlerinin büyük çoğunluğu, tarafsız bir âdaleti, kendi ferdî ve şahsî menfaaatlerine umumî ve millî menfaatleri tercih ettirecek üstün bir ahlâkı tat¬bik etmelidir. Aksi takdirde kazanılmış olan başarılar da çabuk kaybedilir.
10. Çağımızın bir diğer hadisesi daha var ki o da şu nâçiz mülâhazamızı ya¬lanlamaz. Bir yanda en büyük, en güçlü sömürgeci imparatorluklar kartondan yapılmış bir şato gibi yıkılmakta, ihtimamla her çeşit silahtan tecrîd edilmiş, sis¬temli bir şekilde ilimden ve zenginleşmenin iktisâdı vasıtalarından mahrûm bıra¬kılmış sömürgeleri ise ellerinden çıkmaktadır. İngiliz, Fransız, Hollanda, Belçika, Portekiz imparatorluklarının bugünkü durumları söylediğimize delil olarak yeter¬lidir, Orta Asyadaki müstemlekelerin ve benzerlerinin de kurtulma sıraları çok uzaklarda olmamalıdır. .
11. Diğer taraftan kalkınmış dediğidimiz bu toplumlar, gitgide kendilerini medeniyetlerinden ve dinlerinden gayr-i memnûn hissetmektedirler, Avrupa'da, Amerika'da v.s. yerlerde İslâm'a girenlerin sayısı hergün artmaktadır. Eğer ikinci cihan harbinin bitiminden bu yana şu son birkaç yıl içinde on binden fazla Parisli islâma girdi ise belki bu Fransa'nın düşünce hürriyetinin hâkim olduğu bir memle¬ket olmasıyla izâh edilecek. Halbuki bu izah, çok sathîdir. Bunun doğru oldu¬ğunu farzetsek, komünist olan Polonya ve Yugoslavya'da görülen yeni islâma girme hâdiselerini nasıl izâh edeceğiz? Hiçbir maddî kaygının tesirinde kalmaksızın yakm zamanda İslama giren beş Varşova'lı genç tanıyorum. Bunlardan Krokov şehrinde v.s. de de rastlanmaktadır. Türkiye'de islâma giren batılı turistleri hepiniz bilirsiniz. Paris'te ihtida edenler arasında papazlara, manastır râhiplerine,'sefir¬lere, mahkeme hâkimlerine, profesörlere, yazarlara, sanayicilere, tüccarlara ve hattâ talebelere rastlıyoruz. Amele ve kapıcı gibi mevk-i içtimaîleri düşük sınıftan bahsetmeye lüzum görmüyorum. Nişanlı veya kocalarının dinini benimseyen genç kızların ihtidâlarına da o kadar ehemmiyet vermiyorum. Fakat, derhal camiye çevrileceklerini adları gibi bile bile kiliselerini müslümanlara satan papazların zuhuru, islâm dininin, müterakkî ve terakkinin bayraktan olarak telâkkî ettiğimiz kimseleri bile kendine çekecek cazibeyi bugün bile hâla muhafaza ettiğini gösteren bir hâdise olmaktadır.
12. İşte bugün Erzurum'da en müessir şekilde tedrisâtını yapma yollarını ara¬dığımız İslâm, Hülâfa-i Râşîdin, Emevı, Abbasî imparatorluklarını kurmuş olan büyükleri cezbeden, dedesi Hülâgu tarafından Bağdad'm yıkılışından sadece 40 yıl sonra, Gazan Han'ı teshir ve ihtida ettiren aynı islâmdır. Gazan Han tahta geçince İslâmiyeti Moğol İmparatorluğunun resmî dini ilân etti. Kendi ihtidası muhtemelen bu davrımşından çok daha evvel vukuâ gelmişti. Dedesi Hülâgu, İslâmiyetten son derece nefret ediyordu. O kadar ki Yasaları arasında şöyle bir emre de yer vermişti: "Koyunu islâmî tarzda kesenin cczâsı ölümdür, hayvanın en¬sesinden kesilmesi gerekir". Bu zât İslâmiyete had ve hesâba gelmez zararlar ver¬di. 1258 de o devrin islâmî merkezi olan Bağdad'ı tahrîb etti. Fakat ondan sâdece 36 yıl sonra torunu Gazan Han tahta geçince dedesinin nefret edip tahribe çalıştığı aynı İslâmı idaresinde bulunan Moğol İmparatorluğu'nun resmî dini ilân etti. Şu¬rası muhakkak ki Gazan Han Türklerden ve Moğollardan müteşekkil raiyyetinden pek çoğunu müteakip, tahta geçişinden bir hayli zaman önce islâma ihtida etmişti. Onun bu ihtidası, sırf Allah rızâsı için çalışan ve Sûfi silsilelerine mensûb bir kı¬smi derviş ve fakirlerin gayretleriyle olmuştur, o zaman zâten mevcut olmayan kıralların kılıcıyla değil. Şunu tereddüt etmeksizin söyleyebilirim' ki İslâmiyet kıratlardan ve hattâ kitâbî kelâmcıiardan çok dervişlere borçludur. Şu halde mazi¬den aldığımız emniyetle istikbâle cesûrâne yürüyebiliriz. Tecrübelerden ve baş¬kalarının tatbikâtmdan istifade edildikçe beşerî müesseseler gelişip mükemmelle- şebilir.
13. Nâçiz kanaatimizce, üniversite tedrisâtının gayesi talebenin beyin hücre¬lerine beşer ilminden mümkün olan âzâmi bilgiyi sıkıştırmak değil, fakat talebe üniversiteyi bitirince seçeceği branş ne olursa olsun beşerî imkân ve kapasiteyi nazara alarak ve onun takat ve gücünün üstünde bir yük yüklemeden, hayatı ce¬saretle göğüsletecek olan asgarî zaruri bilgiyi vermektir. İlim herkestç. beşikten mezara kadar gittikçe artar. Fakat ben, daha çok hayatın okul devresi denen saf¬hasından bahsedeceğim. Bize ilk ve orta tedrisatta bir çok faydalı şeyler öğretil¬mektedir. Bunlardan da uzun uzun bahsetmek istemiyorum. Fakat sâdece bir cihe¬tine temâs edeceğim: Eğer daha lise seviyesinde iken, talebenin ilerde seçeceği bran¬şa göre (teknisyen, mühendis, doktor, ziraatçı, matematikçi vs.) bölümlere ayrılıyor ve farklı programlar uygulanıyorsa ben şahsen üniversiteye geçince islâmî araş¬tırmalar yapacak talebeler için de lisede bir bölüm açılmasının faydalı olacağına kâniîm. Liseli talebe memleketin lisanından başka sâdece bir batı dili değil, başta arapça olmak üzere bir de müslüman memleketlerden birinin dilini öğrenmelidir. Bu husûsî branş için lisenin son iki veya üç yılı içerisinde, daha çok teknisyen olanlara mahsûs olan bâzı dersler yerine Kur'ân-ı Kerîm ve ahlakî konulara müteallik (arapça) seçme hadîsler tercîh edilmelidir.
14. Üniversite, yâni fakültemiz seviyesinde bâzı şeyler zaruri olduğu halde diğer bâzıları faydalıdır. Bugün okutulmakta olanların bir kısmı ise herhangi bir mahzurla karşılaşmadan ezici bir durumda olan yükü hafifletmek maksadıyla kaldırılabilecek durumdadır.
15. Fakültemiz için zarûrî ve vazgeçilmez ilimler kanaatimizce şunlardır:
1- Arapça
2- Kurâniyyât
3- Hâdisiyyât
4- Fıkıh ilmi
5- Manevî ilim (kelam, tasavvuf, ahlak)
6- Osmanlıca
Faydalı ilimler:
1- Bir Batı dili
2- İslâm kültürüne bağlı büyük memleketlerden birinin dili
3- İslâm târihi (siyâsî ve kültürel)
4- Büyük dinlerin ve temel kitaplarının târihi (bilhassa yahudî-hıristiyanlık dini, Budizm, Brahmanizm, Mecûsîlik, Konfiçyus dini, Şinto dini ve Ko¬münizm).
)c 16. Mevzuya geçmeden önce komünizmi de dinler sırasına koymamın özrünü beyan veya sebebim izâh sadedinde bir kaç söz söylemek istiyorum. Eğer, din, nüfuzlu bir kurucusu, hürmet gören bir kitabı, bir takım akideleri, ibâdeti, bir hayat telakkisi, muhtelif fırka ve mezhepleri, ve yayılma gayreti olan bir mües¬sese ise komünizmin de bir din olduğunu, hem de öbürleri arasında en az tole¬rans sâhibi bir din olduğunu kim inkâr edebilir. Ortada Karl Marx var, Das Kapi¬tal var, kâinatın ezelî olduğu, tanrının nâmevcut olduğu v.s. akideleri var, Kari Mars'ın İngiltere'de bulunan kabrine hac ziyareti var, 1 Kasımda Moskova'nın kızıl Meydan'ında cereyân eden perestiş (!) var, ekonomi ve siyâsete taalluk eden felsefe var, Rus, Yugoslav ve Çin mezhepleri ve fırkaları var. Ayrıca inançlarını bütün dünyaya yayma gayreti var. Hakikaten komünizm, günümüz dünyasının en Kongresi benim teklifimi kabul etti ve ittifakla, hicrî ve milâdî takvimlerini bir biri¬ne çevirmek için yeni bir cetvel hazırlanmasını tavsiye eden bir kararı kabul etti. 1400 sene geriye giderek cetveller hazırlamak uzun bir iştir ve bir astronom ve bir tarihçinin müşterek çalışması sâyesinde tahakkuk edebilir. Bu, bir diğer görevi¬mizdir: bunları yapacak kimseleri yetiştirmemiz gerekir.
26. Bu mevzular arasında İslâm Hukuku'nu modern Türk hukukuyla ve umumi olarak dünya hukuklarıyla mukâyese etmeye de yer ayırmalıdır.
Manevî ilimler deyince bir yandan akâid, felsefe, ve tasavvuf, diğer yandan da insanı hayvandan ayıran yegâne vâsıta olan ahlâk ilmini kastediyoruz. Tasavvuf- dan da ibâdât ve itikâdâta taalluk eden ahkâmın en iyi şekilde tatbik metodunu anlıyoruz. Bu sebeple tasavvufî tedrisatta birinci plânda Hz. Peygamber'le (A.S.) Ashâbı'nm yaşayışına yer verilmelidir. Kelam ve mantık da bu guruba dâhil edi¬lebilir.
27. Aynı gurup derslerde islâm hukûkunu modern Türk ve batı hukukuyla mukâyeseye de yer verilmelidir.
28. Bin yıllık ilmî, kültürel mirâsımızın kaybolmaması için Osmanlıca da mü¬him bir yer tutmalıdır. İlerliyebilmek için daha önce yapılanları iyi tammak gerek. Arapçayı bilen modern bir Türk için Osmanlıcayı öğrenmek hiç de zor bir iş de¬ğildir.
29. Faydalı ilimler meyâmnda seçilecek bir batı dilinin de (ki İngilizce ve Fran¬sızca'nın yanında Rusça, Almanca, italyanca, İspanyolca ve Hollanda lisanını da teklif ediyorum) beş yıllık lisans devresinde yer alması gerekmektedir. Keza "müs¬lüman" dili olarak farsçamn yanında da Urduca ve Endonezca'nın da yer alması şâyan-ı tavsiyedir. Bilhassa Urduca yazılmış çok zengin islâmî bir literatür mev¬cuttur ve bu dil Timurlenk ve Bâbür ahfadının idâresinde temelden Türk olan bir kültüre sahip bir memleketin târihine anahtar olmaktadır.
30. Târih ve İslâm kültürü dersleri, tabiî olarak Türkiye'yi ilgilendiren her şeyi içine almalıdır. Bütün dallarıyla güzel sanatlar ve ilimler târihi kültür içerisin¬de mütalaa edilirler. Buraya kozmoloji ve tekâmülle ilgili modern görüşleri akset¬tirecek bir kısım konferanslar ilâve edilebilir.
31. Son olarak şunu da ilâve edelim ki dünyadaki büyük dinlerin objekif bir şekilde incelenmesi fikrî ufku genişletecek, karşılıklı anlayış ve beynelmilel yak¬laşmaya katkıda bulunacaktır. Bu husûsta yeterli kitaplar olmaması hasebiyle, ben belli bir plâna göre her yıl bu dinlerden birine mensub bir âlimin, o dini bizzât tatbîk edip yaşayanlardan seçilmek şartıyla fakültemiz hocaları önünde bir kısım konferanslar vermek üzere davet edilmesini ve bilâhare de bunların Türkçe olarak neşredilmesini teklif ediyorum. Gayr-i islâm her bir din için şöyle bir ince¬leme plânı da teklif ediyorum:
Başlangıçtaki inançlar ve bu inançların müteakip gelişmeleri
ibâdât (namaz, oruç, hac) " tasavvuf hayatı ve bunun
" devlet karşısındaki tutumu ve bunun ahlâk alayişi ve bunun mütekaı'p gelişmeleri aile ve sosyal hayat bu dinin yayılma arzusu "
Bu dinin ana kitapları, bu kitapların aslı, tedvini, asırlar boyunca muha¬fazası, tâdil ve ilga edilme imkânları.
Bu dinin husûsiyetleri veislamiyetle olan umûmî akrabalık veya benzerlikleri.
32. Muhtemelen her din için 10-15 ders kifayet eder. Bizimkine yabancı olan bir dini, her çeşit peşin hükümlerden ve yanlış anlamalardan âri olarak bütün gerçeğiyle anlayabilmenin yegâne yolu budur.
33. Son olarak, talebenin yükünü hafifletecek bir metoddan bahsetmek isterim: Belli bir ihtisas dalma göre tâli ve ikinci üçüncü derecede ehemmiyeti olan teknik konular için bu sahada her meraklıya anlatmak gâyesiyle yazılmış basit kitapların okunması tavsiye edilebilir. Bu kitaplar, piyasada bulunanlardan olabileceği gibi, fakültemizin plânına uygun olarak hususî surette hazırlatacağımız kitaplar da olabilir. Böylece, bu çeşit tâli ve yan konular fakültenin günlük prog¬ramma dâhil edilmeden talebenin ıttılaına sunulmuş olur. Meselâ, farzedelim ki fakültemizden mezun olan biı talebe astronomi veya bir başka dalda ihtisas yapmak istesin. Bu kimse bizden diploma aldıktan sonra bir diğer fakültede de lisans tah¬sili yapmalıdır. Bu tarzda bir kaç ihtisâsı nefsinde cemetme olayı batıda sıkça rastlanan bir keyfiyettir. İşte bu sâyededir ki Pariste dinî bir üniversite olan Ka¬tolik Enstitüsün'e (L'Institut Catholique) bağlı bir fizik profesörü Nobel arma¬ğanı alabilmektedir. Nitekim ilk telsizi icâd eden kimseyi Katolik Enstitüsü ye¬tiştirmiştir.
34. Tavsiye edilecek bu kitapların yerini şimdilik doldurmak için, teknik ko¬nuları, sahanın dışında olanların anlıyacağı şekilde basitleştiıerek anlatacak konferanslar vermek üzere yerli ve yabancı büyük âlimler dâvet edilebilir. Meselâ Anştayn'ın (Enistein) izâfiyet nazaıiyesi, Nükleer enerji, supitnik ve füzelerde ha¬yat, ağırlığın yokluk hâli, fezada boşluğa çıkma gibi fiziğe, kimyaya, botaniğe zoolojiye, jeoloji ve embriyolojiye âit umûmî kültürün bir parçası olması hasebiyle her modern insanın bilmesi gereken diğer büyük problemler üzerine konfeıanslar olmalıdır. Ben şahsen müftülerimizin: "fezâda ibâdet nasıl yapılabilir?" dünyada olduğu gibi güneşin doğup batmasının mevzûbabs olmadığı fezada veya ay üze¬rinde namaz vakitleri nasıl hesaplanacaktır gibi suallere cevap vermek zorunda olduklarına kâniyin:.

Yazan: Prof. Dr. Muhammed Hamidullah
Çeviren: Dr. İbrahim Cânân
Eklenmiş Resim
Dosya tipi: jpg Table_Pencil_Clock.jpg (10,1 KB (Kilobyte), 0x kez indirilmiştir)
Eklenmiş Dosya
Dosya tipi: pdf 4549.pdf (415,8 KB (Kilobyte), 1x kez indirilmiştir)
__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
araştırmalar, fakülte, modern, olmalıdır?, yapacak, ıslâmî

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 23:48 .