Nüve Forum


Divan Edebiyatı Şairleri hakkinda Baki, Mahmut Abdülbaki ile ilgili bilgiler


BAKİ, Mahmut Abdülbaki, türk şair (istanbul 1526 - ay. y. 1600). Fatih camisi müezzinlerinden Mehmet adlı birinin oğludur. Çocukluğunda saraç (eyerci) çıraklığı yaptığı ileri sürülür; başka bir yoruma göre ise,

Divan Edebiyatı Şairleri İslam etkisinde Türk edebiyatı'dır

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 08.06.10, 21:25
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.936
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Baki, Mahmut Abdülbaki

BAKİ, Mahmut Abdülbaki, türk şair (istanbul 1526 - ay. y. 1600). Fatih camisi müezzinlerinden Mehmet adlı birinin oğludur. Çocukluğunda saraç (eyerci) çıraklığı yaptığı ileri sürülür; başka bir yoruma göre ise, babasının müezzinlik ettiği Fatih camisi'nde "serrâc" (kandilci) olarak çalışmıştır. Medreseye girmek fırsatını bularak devrin ünlü bilginlerinden Karamanlı Ahmet ve Mehmet efendilerden ders gördü; tarihçi Hoca Sadettin (öl. 1599), şair Nev'ı (1533-1598) vb, ders arkadaşları oldu. Bu dönemde istanbul'un en beğenilen genç şairlerinden biri olarak tanındı. Beyazıt camisi avlusunda remilcilik yapan yaşlı şair Zati tarafından da beğeniliyor, çalışmalarında yüreklendiriliyordu. Hocası Karamanlı Mehmet Efendi için yazdığı "sünbül" redifli kaside ile medrese çevresindeki ünü büsbütün genişledi. Bütün hayatında sanatını mevki elde etmek için araç olarak kullanan şair, ilkin müderris Kadızade Şemsettin Ahmet Efendi tarafından korundu; Nahcivan seferinden dönen Kanuni Sultan Süleyman'a sunduğu bir kaside (1554) ile padişahın ilk kez dikkatini çekti. Aynı yıl Kadızade Şemsettin Ahmet Efendi, Halep kadılığına atanınca, onunla birlikte gitti, birlikte İstanbul'a dönerken (1559), Konya'ya uğradıkları sırada, şeyhülislam Ebussuut Efendi'nin oğlu kadı Mehmet Çelebi ile tanışma yolunu sağlayarak, ondan, babasına yerilmek üzere bir "tavsiyename" almış, istanbul' da, şeyhülislama, bu mektupla birlikte bir de kaside sunmuştu. Sadrazam Semiz Ali Paşa'ya ünlü bahariye'si ile "Hatern" redifli kasidesini sundu. Bu dönemde ilerleme olanakları çok genişledi. Kanuni, kendisine "mülazemet" verilerek 25 akçalık bir medrese müderrisliğine atanmasını emretti (1563); daha sonra çeşitli medreselerde müderrislik yaptı. Şiirden anlayan ve "Muhibbi" mahlasıyla şiir yazan Kanuni, o tarihlerde sanat hayatının parlak dönemine ulaşmış bulunan Ba-kı'yi çok beğeniyor, kendi şiirlerini ona gönderip nazireler (Baki'nin "medet" redifli gazeli bu nazirelerin en ünlüsüdür) yazmasını istiyor şaire sık sık lütufiarda bulunuyordu. Kanuni, "Abdülbaki gibi bir kabiliyeti bulup çıkarıp itibar eylemesini", padişahlığının çok haz duyduğu birkaç olayından biri olarak gördüğünü söylemiştir. Baki'nin böyle gözde bir "saray şairi" haline gelişi, eski arkadaşlarından, hatta saray adamlarından birçoğunun kıskançlığını uyandırmıştı. Kanuni'nin ölümü (1566) ile hayatta en kuvvetli dayanağını kaybeden şair, duyduğu acı ile, ünlü Mersiye'si-ni yazdı. Selim II döneminde Sokuliu'nun koruyuculuğunu da sağlayarak müderrislik hayatında ilerlemeyi sürdürdü. Sahn-ı seman müderrisi oldu (1573), aynı yıl padişahın özel meclislerine çağrılmaya başlandı, bu yakınlıktan yararlanarak, Selim ve Selimi mahlaslarıyla şiir yazan padişahın iki gazelini tahmis etti. Bazı gazellerine nazireler ("cânâ" redifli gazeli bunların p.ı ünlüsüdür) yazdığı hükümdara, türlü nedenlerle, övgü yollu gazeller sundu. Murat III devrinde de yükselerek müderrisliğin en yüksek derecesi olan Süleyma-niye müderrisliğine getirildi (1575); bir ara padişahın gözünden düşerek Edirne Se-limiyesi'ne (1576), sonra Mekke (1579) ve Medine (1580) kadılıklarına atandı; istanbul'a dönünce (1582), Mekke'de iken arapçadan çevirdiği Mekke tarihini konu edinen Fazâil-i Mekke adlı yapıtı Murat lll'e sundu. Muradi mahlasıyla şiirler yazan padişahın bir gazelini de tahmis etti. Bu dönemde Ferhat Paşa, Siyavuş Paşa, medrese arkadaşı Hoca Sadettin Efendi gibi nüfuzlu kimselerin koruyuculuğunu sağlayarak istanbul kadılığına atandıysa da (1584), ertesi yıl bu görevden alındı; bir yıl açıkta kaldıktan sonra Anadolu kazaskerliğine getirildi. Murat III döneminde iki kez Anadolu (1585-1590), bir kez de Rumeli (1591) kazaskerliğinde bulunduktan sonra, çok istediği şeyhülislamlık makamına geçemeden, aynı yıl emekliye ayrıldı. ihtiyarladıkça mevki hırsı büsbütün artan Baki, Mehmet lil'ün hükümdar olması üzerine yeniden umuda kapıldı; ona, öteki padişahların hepsinden daha çok kaside sundu. Bu dönemde iki kez Rumeli kazaskeri oldu (1595 ve 1597). Şeyhülislamlık makamını ele geçirebilmek için birtakım entrikalara da karıştı, ama isteğini elde edemeden öldü (1600). Cenazesi, istanbul'un bütün sanat, bilim ve devlet adamlarının katıldığı büyük bir törenle kaldırıldı; cenaze namazı, Fatih camisi'nde şeyhülislam Sunullan Efendi tarafından kıldırıldı. Sunullah Efendi, musalla taşı üzerindeki tabutun önünde, onun "Kadrini seng-i musallada bilip ey Bâki / Durup el bağlayalar karşına yâran saf saf" beytini okudu. Mezarı, Edirnekapı dışında, Eyüp'e giden yolun kenarındadır.
Baki, Mahmut Abdülbaki-baki.jpg
Eldeki kaynaklardan öğrenildiğine göre neşeli, zarif, hoş-sohbet, nükteci, şakacı, aynı zamanda sinirli, alıngan, dedikoducu ve nerede olursa olsun ağzına geleni söylemekten çekinmez bir adamdı. Ancak zevk ve safaya düşkün olmakla birlikte, içki ve sevda âlemlerine kendini kaptırıp başıboş bir hayat sürmemiş, hiçbir zaman ölçüyü elden kaçırmamış, meslek hayatında da her zaman dürüst davranmıştır. Baki, Kanuni devrinin en büyük bilginlerinden ders görerek yetişmiş bir sanatçıdır. Arapçadan çevirdiği kitaplar ve divanındaki farsça şiirler onun bu dilleri çok iyi bildiğini gösterir.
Divan edebiyatı, XII. yy/dan beri gelişerek Baki'nin kişiliğinde en büyük temsilcisini bulmuştur. Yerli (Ziya Paşa, Recai-zade Mahmut Ekrem, Fuat Köprülü, Nu-rullah Ataç vb.) ve yabancı (Hammer, Gibb vb.) birçok yazar, osmanlı şiirinde onun bir aşama olduğunda birleşmiştir. Şiirleri ve ünü Hicaz, Irak, Azerbaycan, Iran ve Hindistan'a kadar yayılmış, yaşadığı devirde olduğu gibi, daha sonraki devirlerde de "sultan üş-şuarâ" (ya da "melik üş-şuarâ") diye anılmıştı.
Şiirinde daha önce yetişen şairlerden Ahmet Paşa (öl. 1496), Necatı (öl. 1508), Mesihi (öl. 1512), Zati (öl. 1546), Hayali (öl. 1556) vb. ile fars şairlerinden Selman (öl. 1376), Hafız (öl. 1389) vb.'nin etkisi görülür. Baki bu etkileri kendi kişiliğiyle birleştirerek kendine özgü bir üslup yarata-bilmiştir. Gerek çağdaşları gerek kendinden sonra yetişenler üzerinde etkisi çok büyük olmuş; divan edebiyatında fars şairlerini taklit el,ne geleneği ancak Baki' den sonra kırılmış ve Baki, şiirleri örnek tutulan ilk büyük üstat sayılmıştır. Ahmet Paşa, Necati ve Hayaliden Şeyhülislam Yahya (1552-1643), Naili (öl. 1666) ve Nedim'e geçişte, Baki'nin çok büyük payı vardır.
Baki'nin büyük Divan'ını dolduran şiirlerin çoğu, gazel biçimiyle yazılmıştır. Hemen bütün şiirlerinde, dünyanın geçici olduğu, yarını düşünecek yerde, günü gün edip eldeki fırsatı kaçırmamak gerektiği, yiyip içip severek bu kısa ömürden elden geldiği kadar yararlanmak gerektiği düşüncesi üzerinde durmuştur. Ömrünün sonuna kadar kendini mevki hırsından kurtaramayan, dünya nimetlerinin her çeşidinden bol bol yararlanan şairin özel hayatıyla, şiirlerinde işlediği hayat görüşü arasında tam bir uygunluk vardır.
Tasavvuf ve din konularıyla hemen hiç ilgilenmemiş, hatta her divanda bulunması âdet olan münacat, tevhit, naat gibi şiirlere tek bir örnek dahi yazmamış; aksine, zahit, vâiz ve sofilere sık sık çatmaktan âdeta derin bir zevk duymuştur. Onun din-dışı şiirlerinde arasıra rastlanan tasavvufu okşar yoldaki beyitleri, ya süs olsun diye, ya da aşırı görülebilecek rintçe duyguları üstü örtülü olarak anlatabilmek için yazılmış gibidir.
Bilgece şiirlerininde sayısı pek azdır.
Baki lirik bir şair olmakla birlikte, şiirlerinde derinlik ve içtenlikten çok biçim olgunluğuna, edebi sanatlara ve sözcük oyunlarına önem vermiştir. Birtakım oyun-caklı mazmunlar bulmak, zekâ oyunları göstermek, sözcükleri birkaç anlamda kullanmak, birbiriyle ilgili sözleri bir araya toplamak bakımlarından divan edebiyatının en usta sanatçısıdır.
Biçime çok önem veren Baki, şiirlerini, o zamana kadar hoş görülen imale, zihaf, şivesizlik vb. gibi nazım kusurlarından gücü yettiğince kurtarmaya çalışarak, türk-çe sözcüklerin doğal söylenişlerinin ölçek zoruyla bozulmamasına çaba göstermiş; nazım diline yeni bir akıcılık, ahenk ve-söyleyiş kazandırmıştır, istanbul şivesini ustalıkla edebiyata sokmuş, halk ağzında yaşayan deyim ve söyleyişleri yer yer kullanmıştır.
Şiirlerinde yabancı sözcük ve dil kurallarına çok yer vermiş, özellikle kasidelerinde ve Kanuni için yazdığı ünlü mersiyesinde dili yer yer ağırlaşmıştır.
Bütün kaynaklarda kendisinden saygı ile söz edilen, gerek kendi devrinde gerek daha sonraki devirlerde pek çok izleyici ve taklitçileri yetişen Baki, türk divan edebiyatının Ali Şir Nevai, Fuzuli, Nef'i, Nedim gibi başlıca büyük şairlerden biri sayılmaktadır.
Baki'nin bir Divan'ı,arapçadan yapılmış birkaç da çevirisi (Meâlim ül-yakîn fisiret-i seyyid il-mürselin, Fezâil-i cihâd, Fezâil-i Mekke vb.) vardır.
Divan'ını Kanuni'nin isteğiyle düzenlemiştir. Sonradan daha pek çok şiir yazdığı için, bu nüsha eksiktir, istanbul ve Avrupa kitaplıklarında, özel ellerde, başka başka tarihlerde yazılmış, birbirinden çok farklı birçok yazma Baki divanının bulunuşu, şairin kendi zamanında ve daha sonraki devirlerde çok okunan bir sanatçı olduğunu gösterir. Baki divanı ayrı ayrı üç defa basılmıştır; 1) Divan-ı Baki (istanbul, 1276/1859), taşbasması olarak yayımlanmıştır. içinde 590 parça şiir vardır. Çok yanlıştı, kötü bir baskıdır. 2) Baki's Diwan, Ghazelijjat (Leiden 1908), Prof. Dr. Rudolf Dvorak tarafından Leiden, Leipzig, Viyana ve Münih'teki yazma nüshalara göre hazırlanan bu nüsha, harekeli harflerle basılmıştır. içinde 617 parça şiir vardır. Türkçe sözcükler, çoklukla yanlış okunmuştur. 3) Baki divanı (istanbul 1935); Sadettin Nüzhet Ergun tarafından yeni türk harfleriyle bastırılmıştır, içinde 659 parça şiir vardır. Bunlardan başka, şiirlerinden seçmeler de çeşitli kitaplarda toplanmıştır (Ör. Baki'nin eş âr-ı müntahabesi, 1899; haz. Şemsettin Sami.) [ -
kaynak:2-cilt:2
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları

NuveRadyo Linki
Flatcast Tema Yapımı
Photoshop Dersleri Linki
Corel Draw Dersleri Linki
Corel PHOTO-PAINT Dersleri
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
abdülbaki, baki, mahmut

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 08:57 .