Nüve Forum

Nüve Forum > akademik > Fen Edebiyat Fakültesi > Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü > Ekosistemin Yerel Yaşam Ve Geleneksel Mimarideki Yansımaları

Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü hakkinda Ekosistemin Yerel Yaşam Ve Geleneksel Mimarideki Yansımaları ile ilgili bilgiler


[coverattach=1]Bir alandaki canlı organizmalar ve cansız varlıkların hepsinin birden oluşturduğu sisteme "ekosistem" denir. Organizmalarla cansız çevre elementleri birbiriyle sıkı sıkıya bağlıdır. Karşılıklı olarak madde alışverişi yapacak biçimde birbirlerine etki yapan

Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Arkeoloji sözcüğü, Yunanca Arkhaios (eski) ve logos (bilim) sözcüklerinin birleştirilmesi yoluyla türetilmiştir. Sanıldığının aksine arkeoloji, bir tarih bilim dalı değil; kazı ve araştırmalar yoluyla insanlığın kültür tarihini aydınlatmaya çalışan, bu bağlamda da tarih bilimine katkı veren bir bilim alanıdır.

Like Tree8Likes
  • 2 Post By mylove
  • 2 Post By mylove
  • 2 Post By mylove
  • 2 Post By mylove

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 03.10.09, 09:22
mylove - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
İletiler: 1.152
mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.
Standart Ekosistemin Yerel Yaşam Ve Geleneksel Mimarideki Yansımaları

[coverattach=1]Bir alandaki canlı organizmalar ve cansız varlıkların hepsinin birden oluşturduğu sisteme "ekosistem" denir. Organizmalarla cansız çevre elementleri birbiriyle sıkı sıkıya bağlıdır. Karşılıklı olarak madde alışverişi yapacak biçimde birbirlerine etki yapan organizmalarla, cansız maddelerin bulunduğu herhangi bir doğa parçası bir ekosistemdir.

Ekosistem yaklaşımı, bireysel organizmalar ya da topluluklardan çok tüm alanın işlevlerinin nasıl olduğuyla ilgilenir. Bir alandaki organizmalar ve cansız çevreleriyle olan ilişkilerine bakar. Cansız doğal çevre ile bu çevre içinde yaşamlarını sürdüren canlılar arasındaki ilişkileri ve etkileşimleri inceleyen bilim dalına ekoloji - çevre bilimi - adı verilir.

Doğal çevre ve içinde oluşturulan yapay çevreler, canlıların en gelişmişi olan insanoğlunun varlığını sürdürdüğü alanlardır. O nedenle "çevre, canlıların yaşayıp gelişmesini sağlayan ve onları sürekli olarak etkileri altında bulunduran fiziksel, kimyasal ve biyolojik faktörlerin bütünlüğüdür" diye tanımlanabilir . Başka bir deyişle çevre, yaşam içinde yer alan ilişkiler ve yaşamın oluşturduğu ortamlar bütünüdür.

Mimari yapılar ile yerleşimleri ve kentleri oluşturan diğer öğeler, kullanıcının gereksinimlerini gidermek üzere tasarlanmış ve üretilmiş bir yapma çevredir. İnsanoğlu bu yapay çevreyi oluştururken parçası olduğu ekosistemden ihtiyaçları doğrultusunda en uygun biçimde yararlanma çabasında olmuştur.

Önceleri mağaralarda ve kaya oyuklarında barınan, avcılık ve toplayıcılıkla hayatını sürdüren ve göçebe olarak yaşayan insan, hayvanı evcilleştirmesi ve üretime geçmesiyle birlikte yerleşik hayata da geçiş yapmıştır. Doğal çevreden yararlanarak yaşam alanlarını ve mekânlarını oluşturma çabası, insanlar arasında işbirliğini zorunlu kılmış, bu işbirliği, yerleşmelerin, kentlerin ortaya çıkmasını sağlamış ve giderek daha geniş çaplı örgütlenmeleri zorunlu kılmıştır.

Hayatın sürdürülebilmesi ve üretimin gerçekleştirilebilmesi için gerek köy gerekse kent ölçeğindeki yerleşimlerde su kaynaklarının bulunduğu alanların tercih edilmesi zorunlu olmuştur. İnsan, yakın çevresinde bulduğu kaynakları beslenme ihtiyacı için olduğu kadar yapay çevresini, barınaklarını ve diğer sosyo-kültürel ve ekonomik işlevlerin gerektirdiği mekânları oluşturmak için kullanmıştır. Bu doğrultuda en uygun koşulların bulunduğu bir çevre arayışında olan insan zaman zaman da yaşamsal ya da siyasi zorunluluklar sonucunda bulabildiği ile yetinmek ve onu kendi gereksinimleri için en iyi biçimde değerlendirmeye çalışmak durumunda kalmıştır. Bulunduğu çevredeki iklim ve arazi koşullarına göre toprak, ağaç, taş vb. malzemeyi işleyerek yapısal ürünlerini elde etmiş ve bunları geliştirdiği çeşitli yöntemlerle işleyerek kendi yapay çevresini, oluşturmuştur. Bu süreçte farklı coğrafi koşullarda bazı ortak özelliklerin yanında kimi farklılıklar gösteren kendine özgü yerel yaşam biçimleri, yerel mekânsal oluşumlar, sosyal ve ekonomik sistemler ortaya çıkmıştır.

Günlük hayatın, farklı kişisel ve toplumsal özelliklerin, faklı sosyal ve siyasi ilişkilerle yoğrulduğu kültürel birikimler farklı uygarlıkları doğurmuştur. Zaman içinde, ticaretingelişmesi, ulaşım ve taşıma koşullarının iyileşmesi ile ekosistemden daha geniş bir çerçevede yararlanmak mümkün olmuş, değişik uygarlıkların kültürel birikimleri ile etkileşim sonucu yerel mimari ve yaşam biçiminde de farklılıklar görülmeye başlamıştır.

Bu derste ekosistemin yerel yaşam ve mimarisine yansımaları, Antakya ve yakın çevresinde örneklenerek incelenecektir. Öncelikle Antakya'nın coğrafi konumuna kısaca bir göz atalım:
Antakya, Anadolu'nun güneyinde, Akdeniz Bölgesi'nin doğu ucunda yer alır. Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlı Hatay İli'nin sınırları içinde, 36o 10' kuzey enlemi ile 36o 06' doğu boylamı arasında bulunmaktadır . Kıyıdan 22 km içerde kalır ve denizden yüksekliği 80 m.dir. Amanos (Nur) Dağları'nın güneyinde, Amik Ovası'nın güneybatıda denize açıldığı Aşağı Asi Nehri Vadisi'nin kuzeydoğu ağzındadır. Güneyden kuzeye doğru denize paralel uzanan Ensariye Dağlarının uzantısı olan Keldağ'ın (Arab.Cebel-i Akra, Yunan.Cassius) kuzey ucundaki Habib Neccar (Yunan. Silpius) Dağı'nın (440 m.) eteklerinden Asi Nehri'nin kıyılarına kadar yayılmıştır. Aşağı Asi boyunca uzanan 8-10 km. genişliğindeki vadi tabanı, verimli ve geniş düzlüklere sahiptir. Antakya, doğuda Habib Neccar Dağı eteklerinde, batıda ise ova düzlüğü üzerinde olmak üzere nehrin iki kıyısına paralel olarak uzanmaktadır.

Kaynağı Lübnan Dağları olan Asi Nehri, Hatay İli'ne bağlı Samandağ'ın güneyinde bir delta oluşturarak Akdeniz'e dökülür. Toplam uzunluğu 380 km. olan nehrin büyük bölümü Suriye toprakları içinde kalmaktadır. Antik çağda küçük tonajlı nehir gemilerinin seyredebildiği Asi (Orontes) Nehri, yüzyıllar boyunca Antakya'yı Akdeniz'e bağlayan bir suyolu olmuştur . Nehrin yatağı, günümüzde, Antakya içinden geçen, 2 km uzunluğunda ve 30-35 m. genişliğinde bir kanal haline getirilmiştir. Kentin kuzeydoğusunda, bir sel yatağı niteliğinde olan Hacı Kürüş Deresi ile güneybatıdaki Hamşen Deresi, Habib Neccar Dağı'ndan doğarak Asi'ye doğru akan iki önemli su yatağıdır .

Antakya'nın, Akdeniz'le bağlantısı, kuzeyde, Belen Geçidi üzerinden İskenderun Körfezi ile, güneybatıda, Asi Nehri'nin denize döküldüğü yerde, Samandağı Körfezi ile sağlanır.


Bölgenin bitki örtüsünü Amanoslar ve Keldağ'daki ardıç, meşe, kayın, kızılcık, kavak, çınar ormanları yanında mersin, defne, kekik ve lavanta kaplı makilikler oluşturmaktadır. Keldağ'daki orman alanları, Halep çamı, meşe ve kayın ağaçlarından meydana gelmektedir .

Antakya'da Akdeniz İklimi egemendir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve bol yağışlı geçer. Yıllık sıcaklık ortalaması, 18,2 C, yıllık yağış ortalaması ise 1.1734 mm.dir. Hâkim rüzgar güneybatıdan eser. Yazın en sıcak ayları rüzgarın en hızlı ve en fazla estiği aylardır .

Yerleşimlerde su kaynaklarının önemine değinmiştik. Asi Nehri, Antakya kentinin kurulmasında ve varlığını sürdürmesinde en önemli etmenlerden birini oluşturmuştur.
Yalnızca kara ve deniz savaşlarının mümkün olduğu dönemlerde koruyucu bir rol oynayan Silpius (Habib Neccar) Dağı'na sırtını yaslamak amacıyla yerleşim için nehrin doğu yakası tercih edilmiştir. Asi Nehri, tarımsal sulamanın yanı sıra nehir taşıtları yoluyla deniz ulaşımını da mümkün kılmıştır. Aynı zamanda kentin batı yakasının savunmasını güçlendiren bir etmen oluşturmuştur. Nehir üzerinde inşa edilen köprülerle iki yaka birbirine bağlanmıştır. Kentin dış saldırılara karşı korunması, doğudaki tepeler boyunca uzanarak bu tepelerin eteklerine kadar inen ve nehir boyunca devam ederek kenti çepeçevre kuşatan surlarla güçlendirilmiştir. Silpius (Habib Neccar) Dağı üzerindeki kale ve surlar ile kentteki yapıların inşasında civardaki taş ocaklarından elde edilen taştan bolca yararlanılmıştır. Önceleri sarnıçlarda biriktirilen yağmur sularından daha sonraları da özellikle Roma döneminden itibaren (belki daha öncesinden) Harbiye'den su kemerleri vasıtasıyla taşınan içme suyundan yararlanılmıştır. Amik Ovası ve Asi Vadisi tarımsal açıdan kenti besleyen önemli verimli kaynaklardır. Çevrede bulunan kil yatakları, dağlık alanlarda bulunan ormanlar, gerek kap kacak yapımında gerekse ahşap, kiremit gibi yapı malzemelerinin elde edilmesine olanak sağlamaktadır. Kentin ilk kuruluşunda, ızgara plan uygulanmış, hâkim rüzgârdan yararlanacak biçimde, güneybatı kuzeydoğu doğrultusunda ana caddeler ve bunlara dik sokaklar arasında yapı adaları oluşturulmuştur.

Buna göre Antakya (Antiocheia) ilk kurulduğunda kent, batıda Asi Nehri ile sınırlanmış, doğuda bugünkü Kurtuluş Caddesi'ne kadar yayılmış, kuzeyde Hacı Kürüş (Parnenius) Deresi'ne yaklaşmış, güney sınırı ise Hamşen (Phyrminus) Deresi'nin kuzeyinde, köprüye yakın mesafede yer almıştır.

O dönemde, Asi Nehri üzerinde bir ada bulunmaktadır. Orta Çağda, nehrin asıl kent ile ada arasında kalan kolunun doldurulmasıyla "ada" niteliğini kaybeden bölge Hacı Kürüş Deresi'nin kuzeyindedir; günümüzde Küçük Dalyan ve Maşuklu beldelerinin sınırları içinde kalmaktadır. Bu kolun hatları, yüzeyde kendisini sınırlayan şehir duvarlarının ve köprülerin kalıntılarından izlenebilmektedir. Fransız askeri otoritelerinin çekmiş olduğu bir hava fotoğrafı, birçok yerde eski caddelere ve hatta binaların dış hatlarına işaret eden açık izler göstermektedir. Selevkos Krallığı döneminde Antakya'da agoranın varlığı bilinmektedir. Downey'e göre o dönemdeki ticaret merkezi nehir kenarında, bugünkü merkez (suklar: çarşı) ile aynı yerde (köprüden başlayıp nehirden itibaren kuzeye ve kuzeydoğuya doğru) uzanmaktadır .
Görüldüğü gibi kentin planlanmasında, ekosisteme uyum ve ondan en verimli biçimde yararlanma söz konusudur. Ne var ki bu kadar elverişli koşullara sahip olan yörede, o günkü şartlarda hesaba katılamayan depremsellik tarih boyunca kente büyük zararlar vermiş, büyük yıkımlara neden olmuştur. Ancak olumlu koşulların çokluğu, içinde bulunduğu bölgenin ılıman iklimi ve verimli topraklarının yanı sıra Anadolu'yu doğuya ve güneye bağlayan önemli yolların kavşağındaki konumu ile kent, varlığını günümüze kadar korumuştur. Antakya ve çevresi tarih sürecinde cazip bir yerleşim alanı olarak çeşitli devletlerin ve uygarlıkların ilgi odağı olmuş, gerek doğal afetler gerekse de savaşlar sonucunda büyük tahribata uğramıştır. Bu süreçte kent merkezi ve nüfus zaman zaman büyümüş ya da küçülmüşse de çevresel verilerin belirlediği ana yerleşim ilkeleri varlığını hep korumuştur. Kente hâkim olan devletler ve uygarlıklar farklı kentsel donatılar inşa etmiş ve onlara kendilerinden bir şeyler katmışsa da geleneksel malzeme ve yapım sistemleri küçük faklılıklarla süreklilik gösterirler.
M.Ö. 300'de Selevkoslar tarafından kurulan Antakya daha sonra Roma, Bizans, Arap, tekrar Bizans, Selçuklu, Haçlı, Memluk ve Osmanlı egemenliklerinde kalmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Fransızlar tarafından işgal edilmiş, 1938'e kadar Fransız askeri yönetiminde kalmış, bir yıl Hatay Cumhuriyeti'nin başkentliğini yaptıktan sonra Hatay İli bütününde Türkiye Cumhuriyeti'ne katılmıştır. Osmanlı egemenliği sırasında, XIX. yüzyılda, güneyde surların dışına ve Asi Nehri'nin batı yakasına doğru gelişmeye başlamıştır. Günümüzde modern kent, batı yakada gelişmeye devam etmektedir. Asi Nehri'nin doğusunda yer alan tarihi kent merkezi, yukarda bahsedilen savaşlar ve doğal afetler sonucunda defalarca yerle bir olarak yeniden inşa edildiğinden büyük bir höyük görünümündedir. Modern yapılaşmanın tehdidine rağmen bu büyük höyüğün en üst tabakasında, Osmanlı dönemi kentsel donatıları ve mimari yapıları büyük ölçüde varlığını korumaktadır. Kent içinde, önceki dönemlere ait kalıntılar ve veriler oldukça azdır.

Bu dersin devamında, tarihi kent merkezindeki Osmanlı dönemi yerleşim dokusu ve mimari yapıları üzerine tespitlerimizle ekosistemin yerel yaşam ve geleneksel mimariye yansımalarını inceleyeceğiz.

Antakya, Osmanlı egemenliğinde kaldığı sürece, Selevkoslar zamanında yapılan, Roma ve Bizans dönemlerinde zaman zaman genişletilmiş olan kale ve surlar varlığını korumuştur . Kale ve sur duvarları, en son Osmanlı zamanında olmak üzere farklı dönemlerde, farklı ölçü ve biçimlerde taş ve tuğla malzeme ile onarılmış ve yenilenmişlerdir. Surlar, Bizans dönemi ve sonrasındaki sınırlarını korumuşlardır.

Bu dönemde, aşağı kentin alanı küçülmüş, kent merkezi güneye doğru çekilmiştir. Geriye kalan alan, kuzeydeki surlara kadar bahçelerle kaplanmıştır. Hamşen Deresi, Osmanlı egemenliğindeki Antakya'nın da güney sınırını oluşturmaktadır . Kent, batıda, Asi Nehri kıyısındaki surlara dayanmakta, doğuda, Habib Neccar Dağı yamaçlarına kadar uzanmaktadır. Kuzeye doğru gidildikçe, doğu-batı yönündeki genişliği önce giderek artmakta, daha kuzeyde ise yeniden azalmaktadır. Güneybatı-kuzeydoğu doğrultusunda ortasından geçen Eski Sütunlu Cadde aksının iki tarafında, neredeyse simetrik biçimde yerleşmiş olan kent merkezi, kuzey ve kuzeydoğuda, Hacı Kürüş Deresi'nin 1,8 km. güneyinde, bugünkü Ataker ilkokulunun kuzeydoğusunda sonlanmaktadır. Buradan itibaren, kuzeye doğru, sebze ve meyve bahçeleri ile bunlar arasında yer alan tarlalar, adeta Antakya'nın kenar mahalleleri gibi olan köylerini oluşturmaktadır .


Bu noktada, Osmanlı döneminde, tarım, hayvancılık ve yapı hammaddeleri yönünden yakın çevresinde bulunan ve Antakya'yı besleyen bölgeler ile bunların biçimlendirdiği yerel yaşamı genel çerçevede belirleyen sosyo- ekonomik yapıyı, inceleyeceğiz.

Antakya'yı besleyen ve yöredeki sosyo-ekonomik yapıyı belirleyen bölgeler dört kısımdan ibarettir:
1- Asi Vadidi
2- Kuseyr Yaylası
3- Amik Ovası
4- Dağ Mıntıkası

Yrd. Doç. Dr. F. Mine TEMİZ
Mustafa Kemal Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim
Üyesi
Eklenmiş Resim
Dosya tipi: jpg Geleneksel Mimarideki Yansımalar.jpg (38,0 KB (Kilobyte), 4x kez indirilmiştir)
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 03.10.09, 09:23
mylove - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
İletiler: 1.152
mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.
Standart Ekosistemin Yerel Yaşam Ve Geleneksel Mimarideki Yansımaları

1-Asi Vadisi: Antakya'nın ekonomisinde önemli bir yer tutan Asi Vadisi, Asi Nehri'nin Antakya Ovası'ndan denize kadar uzanan yatağını kaplar. Doğudan Kuseyr Yaylası, Batıdan Kızıldağ'ın etekleri ile çevrilmiş olan bu alan sekiz-on kilometre genişliğinde bir vadidir. Dut, meyve ve sebze yetiştirilen bahçe köyleri buradadır. Asi Vadisi, Antakya'nın olduğu kadar Hatay'ın ve Halep'in meyve deposudur. Dut bahçeleri kentin güneyinden başlayarak Harbiye Nahiyesi ile bütün su kenarlarını kaplamakta, ipekçiliğin hemen tamamı bu alandan sağlanmaktadır. Kentin ekonomisi büyük ölçüde ipekçiliğe dayanmaktadır.


Birinci dünya savaşından sonra yapay ipeğin yaygınlaşması üzerine dut bahçeleri azalmış, yerini daha çok meyve bahçelerine bırakmıştır. Savaş sonrası buğdayın pahalılaşması, ipek kozasının değer kaybetmesi servetleri ipekçiliğe dayalı olan eşraf ailelerini fakir düşürürken, biraz buğdayı olan hali vakti yerinde esnaf ise birdenbire zengin olmuştur. Değişen ekonomik dengeler sonrasında, Antakya'nın adeta varoşları görünümünde olan yakın bahçe köylüleri de toprak sahibi olmaya ve kentlileşmeye başlamış, bahçe köyleri kentin kuzeyine yeni mahalleler olarak eklenmişlerdir. Köylülerden zanaat sahibi olan ve ekonomik yönden güçlenenler, kentin güneyindeki mahallelere yerleşmeye başlamışlardır.

Sebze bahçeleri, Asi nehrinin iki tarafına sıralanmış ve Antakya şehrine en yakın mahalleri işgal etmiştir. Sulama, "zikir" denilen ağaç setlerde toplanan, nehir suyunun döndürdüğü dolaplar ve "oluk" ya da 'arık' denilen tahta cetvellerle yapılmıştır . Büyük tahta dolapların suyu 15-20 evli bahçıvan köyünü idare eder. Dolap ve zikir köyün ortak malıdır. Asi Vadisi'ndeki tarlalar da küçük parçalar halinde bölünmüştür ve her biri bir bahçeye aittir. Akarsular etrafını köyler ve su kenarlarına uzak kalan düzlükleri de tarlalar kaplamıştır. Geniş düzlükler arasındaki tepeciklerde zeytinliklere rastlanır.

Asi Vadisi'nin hemen tamamında mülk sahibi Antakya eşrafıdır. Eşraf Antakya'da oturur, yılın belli günlerinde ipek kozalarının toplanmasına nezaret etmek üzere bahçelerinin başında bulunurlar . Kozalar toplandıktan sonra hayvanların sırtında şehre getirilir. Bunlar, Antakya'daki imalathanelerde boğularak Avrupa'daki fabrikalara sevk edecek hale getirilir.

Bahçe köyleri aynı zamanda eşrafın sayfiye yeridir ve çoğunluğu yaz mevsimini buradaki köşklerinde geçirirler. Köylerdeki her amele ailesi, bir mülk sahibinin bahçesinde ortakçı durumundadır . Bütün aile fertleri bahçe işlerine katılırlar. Asi Vadisi'ne dışardan geçici amele gelmez. Bahçıvanlar uzun yıllar içerisinde çalıştıkları bahçeleri terk etmezler ve bahçıvanlık babadan oğla geçer .
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 03.10.09, 09:23
mylove - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
İletiler: 1.152
mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.
Standart Ekosistemin Yerel Yaşam Ve Geleneksel Mimarideki Yansımaları

2- Kuseyr Yaylası: Asi Vadisi'nin doğusunda sıralanan 250-300 metre yüksekliğindeki tepelerin doğu yüzeyi düşük bir eğimle giderek yükselen bir yayla oluşturur. Doğuda Asi Nehri'nin kıvrımı, kuzeyde Amik Ovası, güneyde de Ordu (Yayladağı) bölgesine kadar uzanır. Asi Vadisi'nin doğusundaki sıra tepelerin batı yamaçları fundalık ve zeytinliklerleörtülüdür. Yayla kısmında fundalıklar, yerlerini tarlalara, üzüm bağlarına ve zeytinliklere terk eder. Tarlalar ve bağlar arasında köyler birer vahayı andırır. Kuseyr Yaylası'nda akarsular yok gibidir. Yalnız Kuseyr Çayı adındaki küçük bir ırmak bulunur. Bu da yazın kurur ve su birikintileri haline geldiğinden burada Asi Vadisi'ndeki gibi bir sulama faaliyeti yoktur.
Kuseyr Yaylası ormansız ve meyvesiz bir düzlüktür ve tek tük rastlanan kaynaklar birer çeşme haline getirilmiş ve her çeşme etrafında bir köy kurulmuştur. Burada 200 kadar köy vardır. En önemli gelir kaynağı zeytin, buğday, arpa ve biraz da darıdır. Bağlarda suya ihtiyacı olmayan meyveler yetişir. Üzümlerinden önemli miktarda pekmez yapılarak Hatay'ın ihtiyacını karşılar. İncir ve üzüm dışarıya sevk edilecek kadar çok değildir. Meyanköküne de rastlanır. Burada Amik'e göre daha yoğun bir insan topluluğu bulunur. Burada Amik'teki gibi geniş arazi sahibi beyler yoktur. Toprağın büyük bir kısmı Antakya eşrafının, zengin orta halli ailelerin ve hatta esnafın tasarrufu altındadır. Köylerde oturan ve köy ağası olan Kuseyr eşrafının da oldukça geniş arazileri vardır. Burada farklı tiplerde çalışma yöntemleri vardır. Bunlardan kesimcilikte (maktu icar), mal sahibi tarlasını belli bir miktar buğday veya para karşılığında bir çiftçiye kiralar. Ortakçılık burada da geçerlidir. Marabalıkta köylüler, mal sahibinin tarlasını sürer ve çeşitli işlerini yapar, zeytin çırpmada, zeytinyağını şehre indirmekte, incir, üzüm, badem ve ceviz ameleliklerinde ve mengenelerde çalışırlar. Azab yönteminde, mal sahibi çiftçiyi belli bir ücret karşılığında elinin altında bulundurur. Çiftçi, ailesiyle birlikte mal sahibinin gösterdiği evde oturur. İhtiyaçları mal sahibi tarafından giderilir. Bu yöntemde ürünün tamamı mal sahibine aittir, çiftçi sadece ücret karşılığı çalışır. Her yıl bu anlaşma yenilenir. Kuseyr'de küçük toprak sahibi orta halli aileler de vardır .

3. Amik Ovası: Doğu Anadolu'ya kadar kuzey-güney yönünde uzanan büyük çöküntünün Halep'e doğru genişleyen kısmında, güneyden Kuseyr Yaylası, batıdan Kızıldağ ve Asi Vadisi ile kuzeyde Kürt Dağı ile çevrili Amik Ovası, ortasındaki göle izafeten bu adı almıştır. Çöküntünün ortasında büyük bir alan kaplayan Amik Gölü kışın taşarak etrafını bataklık haline sokar.

Ova genel olarak Hatay'ın zahire ambarıdır. Buğday, arpa, darı başta olmak üzere bol miktarda hububat ve pamuk yetişir. Hasat zamanı çok sayıda ameleye ihtiyaç olur. Buradaki sürekli ve geçici ameleye yazın işsiz kalan, Kuseyr Yaylası'ndan ve Asi Vadisi'nden hatta Halep'ten göç buraya amele gelir.

Burada geniş arazi sahipleri Türkmen beyleridir. Burada tarlalar ortakçılık, maraba ve azab yöntemleriyle işletilir. Amik Ovası'ndaki akarsu kenarlarında, yazın bir süreliğine buraya gelen bahçıvanlar tarafından bostanlar ekilir. Burada önemli miktarda kavun, karpuz ve mısır yetiştirilir ve mal sahibine belli ölçülerde pay verilir. Amik'in geniş arazisinin bir kısmı her yıl dinlenmeye bırakılır ve bu arazide çayırlar oluşur. Mal sahipleri bunlardan da otçuluk ve meracılık olarak yararlanırlar. Buraya çevreden ve hatta Musul civarından hayvan sürüleri gelir. Boş bırakılan alanlardaki yeşil otları hayvanlar yer ve ekin kaldırıldıktan sonraki saplar (firezler) mevsim sonunda İskenderun yoluyla ihraç edilir. Bu çayırların bir kısmı da her yıl müteahhitlere satılır, onlar da ot balyalarını taahhüt ettikleri kurumlara teslim ederler .
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 03.10.09, 09:25
mylove - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
İletiler: 1.152
mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.mylove artık çok görkemli biri.
Standart Ekosistemin Yerel Yaşam Ve Geleneksel Mimarideki Yansımaları

4. Dağ Mıntıkası: Dağlık alan, kuzeybatıdaki Kızıldağ bölgesi ile Kuseyr'in güneyindeki dağlık kısımdan, kuzey ve kuzeydoğuya uzanan dağlık bölgeden ibarettir. Orman ürünleri mıntıkanın en önemli gelir kaynağıdır. Dağlık alanın en önemlisi Kızıldağ'ın kuzeyindeki Belen Geçidi bölgesidir. Hatay'ın dış ticareti ve denizle ilişkisi buradan sağlanır. Hatay'ın ekonomisinde en önemli rolü oynayan İskenderun yolu buradan geçmektedir. Ormanlararasında küçük topluluklar halinde seyrek köyler bulunur. Hatay'ın güneydoğusundaki Ordu (Yayladağı) bölgesi de bu mıntıkada önemli bir yere sahiptir. Arazi, kayalık, küçük düzlüklerin tekdüzeliğini bozan dağlar, çamlar ve fundalıklarla örtülüdür. Bölgede inşaat hammaddesi olarak kullanılan taşın çıkarıldığı, Demirkapı, Topboğazı, Şenköy taş ocakları bulunmaktadır. Bugün Suriye sınırları içinde kalan Salkın Ocağı da yöreye taş sağlayan önemli bir kaynaktır.

Dağlık bölgede, Asi'ye kavuşmadan kuruyan derelerin ve kaynakların suları birleştirilerek köy değirmenleri oluşturulmuştur. Güçlükle açılan tarlalar çok değerlidir. Seyrek olan köylerde evler arasında geniş boş alanlar vardır. Köylerde evler toplu halde bulunur ve etrafları bağlık bahçelik olduğundan uzak yerlerden kolayca göze çarparlar. Koyun, inek ve sığır az görülür, daha çok siyah keçiye rastlanır.

Burada, büyük arazi sahipleri ve emlak sahibi Antakya eşrafı olmadığından her köylünün kendine göre az çok küçük bir bahçe veya tarlası ve birkaç keçisi bulunduğundan köylüler Asi Vadisi'ndeki gibi amele konumunda değildirler. Köylünün geliri hayvancılık, kerestecilik, odunculuk, kömürcülük ve tütüncülüktür. Mülk sahibi çoğunlukla köylüler arasında sivrilmiş orta halli ailelerdir. Köylerinde oturur ve işlerini kendileri görürler. Ortakçı ve maraba tutmazlar yalnız bir iki azab ile yetinirler. Bunların bazılarına köy ağası denir ama köylü üzerinde büyük bir nüfuzları yoktur. Nüfusu seyrel olan dağ köylerinde en fakir ailenin bile küçük bir evi, birkaç keçisi vardır. Bunların sütünden yağ ve peynir yapar, şehre indirirler .


Görüldüğü gibi Hatay ekonomisi büyük ölçüde ziraata dayanmaktadır. Küçük ölçekte ve basit tezgâhlarda yapılan üretimde, pamuk, tütün, şekerkamışı, susam, dut, zeytin ve orman ürünlerinden yararlanılır. Başlıca üretim, ahşap, deri, maden, konut, sabun, koza işleri ile gıda üzerinedir. Antakya, sabunculuğu ve sabunhaneleri ile ünlüdür. Gıda sanayisinde değirmeler önemli bir yer tutar. Bunların başında su değirmeleri gelir. Bunlar çoğunlukla Asi Nehri Vadisi'nde ve küçük akarsuların dağdan ovaya indikleri alanlarda görülür. Antakya'da toplanan Asi Vadisi ipek ürününün burada ancak telleri çıkarılmakta ve ipeğin de ham durumda bir kısmının basit tezgâhlarda işlenmesi ile yetinilmektedir.

Asi Vadisi'ndeki ve kilce zengin alanlarda çamur sanayinin ocaklarına çokça rastlanır. Burada tıpkı Anadolu'da olduğu gibi çanak çömlek vb. ile inşa malzemeleri olan tuğla ve kiremit yapılır. Antakya kenti içinde ve Asi'nin batı yakasında dokuz adet kiremit ve tuğla atölyesi vardır.

Çevresel verilerin Antakya'da ve onu besleyen kırsal alanlarda, insan faktörü ile birlikte nasıl değerlendirildiğini ve nasıl bir ekonomik ve toplumsal düzen ortaya konduğunu inceledikten sonra mimariye ağırlık vererek konuya devam edeceğiz.
Yapay çevre oluşturulurken çevrenin sunduğu inşaat hammaddelerinin kullanımı ve işlevlere göre yapıların ve yerleşmelerin tasarımı, ekonomik ve sosyal yapı ile yerel yaşamın da etkisiyle farklı biçimlenişler göstermişlerdir. Bir yörede çevresel veriler, yerel yaşamı ve sosyo-ekonomik yapıyı belirlerken insan faktörü ve toplum yapısının oluşmasındaki geleneksel, siyasi, kültürel vb. etmenler de bu verilerin farklı değerlendirilmesini getirmiştir. Böylelikle insan faktörü benzer ekosistemler içinde daha değişken yapılanmaların belirleyicisiolmuştur denebilir. Ekosistemin insan dışındaki bileşenleri ise bu yapılanmadaki ortak noktalarda daha hâkim etkenler durumundadır.

Öncelikle yapay çevrenin en temel ve vazgeçilmez ögesi olan konutlardan söz edelim. Antakya ve Asi Vadisi'nde toplu iskân görülürken Amik Ovası Kuseyr Yaylası ve Dağlık Bölgede dağınık iskâna rastlanır. Bu bağlamda, yörede görülen konut tipleri, şehir evleri, köy evleri, geçici kulübeler ve dağ evleri olarak gruplandırılabilir. Köylerde, zenginlere ait şehir tipi evlerin dışında çoğunlukla taş ve tuğladan, damları toprak ve sazla örtülü evlere rastlanır. Sonradan kiremit örtü yaygınlaşmıştır. Göçebe ameleler geçici kulübelerde yaşar. Buradaki konutlar genellikle Amik Gölü'nün kamış ve sazlarından yaralanılarak yapılmış, üzerleri çamurla sıvanmıştır. Bunlara "perdi ev" denir.

Asi Vadisi'nde köy evleri çoğunlukla toplu biçimdedir. Birkaç köy evinin ortak birer damı ile birer samanlık ve ambarları vardır. Vadide, nehre dökülen akarsuların geniş yataklarındaki siyah ve yuvarlak taşlardan yapılmış tek katlı müstakil evlerin üstleri kiremit ve kamış örtüyle kaplanmıştır. Bunlarda ilkbaharda ipekböceği beslendiği için Amik'tekilere göre daha özenli inşa edilmişlerdir. Dağlardakiler ormanlardan elde edilen ahşaptan yapılmışlardır. Bunlar çoğunlukla kiremitle örtülüdür.

Antakya kent merkezinde görülen geleneksel evleri daha ayrıntılı anlatacağız:
Günümüzde kentte mevcut olan en eski ev örnekleri XIX. yüzyıldan kalmadır. Ancak bunların gerek kentteki yaygın kullanımları gerekse Antakya'ya ait belgeler ve kaynaklardaki ev tasvirlerine uygunlukları Antakya'nın daha önceki yüzyıllardan beri süregelen geleneksel ev karakterini yansıtmakta oldukları anlaşılmaktadır .

Antakya'nın XVIII. yüzyıla ait Şer'iyye Sicillerinde bulunan, evlerin çeşitli hukuki işlemleriyle ilgili kayıtlar, bu dönem evlerinin ortak özelliklerini ana hatlarıyla ortaya koymaktadır: Belgelere göre, Antakya evleri, 'tahtanî' veya 'fevkani' (tek ya da iki katlı) yapılmış, avlulu, içte, büyüklüğüne göre değişen sayıda odaları, mutfak, kiler gibi mekânları bulunan, avluda su kuyusu ve kenefi (hela, tuvalet), uygun yerlerde 'sâyegâh' ya da 'çardak' denen yazlık kısımları, meyve ve diğer cins ağaçları olan, cepheleri sütunlu ve kemerli (üst katların galerilerinde yer alan ve çatıyı taşıyan ahşap dikmeler ve onları birbirine bağlayan kemerler kastedilmiş olmalıdır), üstleri kiremit örtülü yapılardır . Belgeler ve seyyahların verdiği bilgiler XIX. yüzyılda da sonra da evlerin mimari özelliklerinin aynı olduğunu göstermektedir .
1831'de kente gelen Michaud, evlerin avlularındaki ağaçların meydana getirdiği yeşil dokuyu şöyle anlatır: "Ağaçlarla içiçe girmiş küçük evlerden oluşan modern Antakya, dağın tepesinden hem bir koru hem de bir kent görünümündedir. Her evde dut, incir ve çınar ağaçları vardır... "
1835'te Antakya'ya gelen Chesney ise evleri daha ayrıntılı tanımlar: "Evlerin planları Türk evleri gibidir. Genellikle taş olan bu yapıların, ahşap karkas olan kısımlarının içleri güneşte kurutulmuş tuğla ile doldurulmuştur. Çatıları kiremitle kaplı beşik çatılardır. Portakal ve nar ağaçları ile gölgelenen avlulardan çıkan merdivenler, üst katlardaki koridorlara ve balkonlara ulaşır. Yaz mevsiminde batıdan esen serin rüzgârı alabilmesi için kapı ve pencereler genellikle bu yöne bakarlar . 1836 öncesinde kente gelen Bartlett de evlerin taştan yapıldığını ve eğimli çatılarının kiremitle kaplandığını tekrarlar .

Bütün bu verilerden yola çıkarak Antakya evinin genel özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

Antakya evinde, avluya bakan, sokaktan algılanmayan bir cephe düzeni görülür. Buna karşın, bazı evlerde, yaşama birimlerinin üst katındaki bir veya daha fazla odanın, avlu duvarından sokağa taşan ve diğer yörelerdeki Türk evlerine benzeyen çıkmaları bulunur.

Antakya evindeki işlevlerin genel olarak yaşama ve servis birimleri olarak ikiye ayrıldığını söyleyebiliriz. Yaşama birimleri, oturma, yeme, yatma gibi eylemlerin gerçekleştirildiği 'odalar'; servis birimleri, mutfak, kiler, tuvalet gibi mekânlardır. Avlu (havuş) ise bunlar arasında hem bağlayıcı rolü oynamakta hem de her iki grubun işlevlerinin ortak olarak görüldüğü bir açık mekân olarak karşımıza çıkmaktadır. Tek ya da iki katlı olan yaşama ve servis birimleri genelde kendi içlerinde bütün olarak düzenlenmiş, avlunun, bir ya da birden fazla kenarına yerleştirilerek evin sokakla ve komşu evle sınırını belirlemişlerdir. Avlunun bazen hiçbir birim yer almayan kenarlarını belirleyen duvarlar da dış mekânla ilişkiyi kesmişlerdir. Komşu evler, bitişik düzende yapılmışlardır.

Evin sokakla ilişkisi, avluya açılan ve aksı sokaktan içerisinin görünmesini engelleyecek biçimde şaşırtılmış bir geçitle sağlanır. Odaların ve servis mekânlarının her biri ayrı ayrı avluya açılırlar. Aralarında çoğunlukla bağlantı yoktur. Kimi zaman iki oda arasında, ahşap bölme duvarı ya da dolaplar arasına gizlenmiş bir geçit yer alır. Benzer durum iki katı birbirine bağlayan gizli bir merdiven şeklinde de karşımıza çıkabilmektedir. Kimi zaman iki oda arasında yer alan bir eyvan bunlara geçit verir. Yaşam birimleri ile avlu duvarının kesiştiği bir köşede, daha çok iki tarafı açık, zemini avlu seviyesinden yükseltilmiş, üzeri açık veya örtülü, kimi zaman iki katlı bir öğe olan sâyegâh (çardak, livan, eğlencelik) yer alır. Avluda genellikle bir su kuyusu ve bazen de süs havuzu (bürke) bulunur. Bir bölümü meyve ağaçları ve çiçekler için ayrılmış olan avlu zemininin kalan kısmı mermer ya da düzgün kesme taşlarla kaplanmıştır.

Avludan yüksekte yapılan odaların girişinde, en az kapının taradığı kadar bir alan eşik olarak ayrılmış, odanın asıl zemini yerden yükseltilmiştir. Eşik ve yüksek zemin, mermer ya da kesme taşla kaplanmışlardır. Odaya girerken ayakkabılar eşikte çıkarılmaktadır. Burada yıkanma eylemi de gerçekleştirilir. Duvarlar içten ahşapla kaplanmıştır. Duvarların içinde yüklük (mahfel), kapı girişine en yakın duvarda çeşitli eşyaların konabileceği bölmeli nişlerden oluşan 'mihrabiye' gibi elemanlar bulunur. Ahşap kaplamaların kalitesi, işçiliği ve bezemesi ev sahibinin ekonomik durumuna göre değişmektedir. Aynı şey döşemeler için de geçerlidir.

Antakya evlerinde ana inşaat malzemesi, yörede bolca bulunan taştır. Zemin katların dış duvarları büyük çoğunlukla taştan inşa edilmiş, dış cepheleri düzgün kesme taşla kaplanmıştır. İç mekânda, odalar ahşap karkas duvarlarla ayrılmıştır. İki katlı evlerde, çıkma bulunmaması durumunda üst kat taştan, çıkma varsa ahşap karkas sistemde yapılmıştır. Ahşap karkasta tuğla ya da çeşitli dolgu malzemesine yer verilmiştir.
İki katlı evlerde, üst kata, avlunun bir kenarında yer alan merdivenle çıkılır. Merdiven, iki katın da kagir olması durumunda pencereleri avluya bakan bir koridora ulaşır. İkinci kat, kısmen ya da herhangi bir bölme olmadan, tamamen açık bırakılabilmektedir. Bu katta yer alan odalar kimi zaman sokak cephesine doğru çıkma yapar. Parselin biçiminden dolayı yamuk bir alana sahip olan odalar, çıkmalar vasıtasıyla dörtgenlere dönüştürülmüştür. İkinci kat, bazen çatı arası olarak değerlendirilmekte, kiler, sebze kurutma alanı, odunluk v.b. işlevlerle kullanılabilmektedir.

İkinci katın ahşap karkas sistemde inşa edilmiş olması durumunda bu kattaki odalar, konsollar üzerinde duran bir galeriye açılırlar. Avluyu üst kata bağlayan merdiven bu galeriye ulaşır. Galerinin üzerini örten çatı, ahşap dikmelerle taşınmıştır ve dikmeler birbirlerine dilimli kemerlerle bağlanmışlardır. Dikmelerin arası çoğunlukla açık bırakılmış, daha sonraki dönemlerde ise bazıları camlı ve ahşap doğramalı kanatlarla kapatılmışlardır. İkinci durumda, kemer aynalarında ahşap kayıtlarla bölünmüş sabit camlara yer verilmiştir.

Avluya bakan kâgir duvarlarda, ritmik bir düzende doluluk ve boşluk oluşturan, iki ya da daha çok sayıda, basık kemerli pencereler (taka) açılmıştır. Pencerelerin iç yüzüne ahşap kapaklar, dışına ikişer kanatlı, camlı ahşap doğramalar takılmıştır. Avluya açılan oda kapıları da basık kemerlidir ve aynı ritmik düzenin devamı biçimindedir. Asıl pencere dizilerinin üst seviyelerinde, daha küçük boyutta pencereler (kuş takaları) yer alır. Bu pencereler, duvarı hafifletme ve havalandırma sağlamaya yararlar. Aynı zamanda, gece alt sıradaki asıl pencerelerin ahşap kapakları kapatıldığında sabahın ilk ışıkları bu pencerelerden içeri girebilmektedir. "Kuş takası" (penceresi) halk tarafından kullanılan bir terimdir. Kapı ve pencere dizileri arasında yer alan diğer bir cephe elemanı, taş duvar içindeki nişlerdir. Bunlara yörede fanus takası" denmektedir. Fanus takaları, gaz lambası vb. aydınlatma gereçlerinin konması için kullanılır. Hıristiyan evlerinde buraya ikonlar da konabilmektedir.

Tavanlar üç tipte; a- düz ahşap kaplamalı, b-kenarları düz veya ahşap oymalı ahşap, iç kısımları badanalı, tekne tavan, c- çıtalarla çeşitli desenler verilerek ve kalemişleri ya da yağlıboya ile bezenerek yapılmışlardır. (R.12-18) Bazı örneklerde, duvarların ya da pencere içlerinin ahşap kaplamaları ile dolap kapakları üzerinde de kalemişi bezemelere rastlanmaktadır.

Antakya evleri ahşap beşik çatılarla örtülmüş ve alaturka kiremitlerle kaplanmışlardır. Çıkma konsolları ve galeriler, taş konsol üzerine oturan ahşap kirişlerle taşınmıştır. Her ikisi de profilli olan taş konsol ve ahşap döşeme kirişi, son derece ustalıkla biraraya getirilmiştir ve adeta tek bir malzemeden oluşmuş, tek parça bir eleman gibi algılanmaktadırlar.

Sayegahlar da üstleri örtülü ya da iki katlı yapıldıklarında burada, birbirlerine kaş kemerler ya da daha geniş tek açıklıklarda Bursa kemeri ile bağlanan ahşap dikmelere yer verilmiştir. Evlerin avlu cephesinde yer alan en önemli bezeme öğesi fanus takaları ve kuş takalarını taçlandıran geometrik ya da bitkisel desenli taş oyma düzenlemelerdir. Merdivenlerin ve kimi zaman galerilerin soğuk demir işçiliği ile yapılmış, desenli korkulukları da süsleme öğeleri arasında sayılabilir.

Geleneksel Antakya evlerinde hayat büyük ölçüde avluda geçer. Narenciye ve diğer meyve ağaçlarının sağladığı gölgesi, kuyuları ve küçük havuzları ve ile avlular sıcak iklimde konforlu, serin ve gözlerden uzak bir açık mekân oluştururlar. Kışlık zahirenin hazırlanması, yemeklerin hazırlanması ve yenmesi, çamaşırların yıkanması ve asılması burada aile fertlerince ortak olarak gerçekleştirilen eylemlerdir. Avluyu çevreleyen her oda geniş aileleri oluşturan çekirdek ailelerden her birine aittir. Bunlara halk arasında "ev" denmesi de bu yüzden olmalıdır. Yemeklerin pişirildiği mutfak bazen yıkanma işinin de gerçekleştirildiği bir yerdir. Kışın, mutfakla odalar arasında yağmurlu havalarda gidiş geliş bu düzenlemenin biraz zorlaştırıcı yönünü oluşturmaktadır. Yazın odalardaki halılar kaldırılarak zeminleri yıkanmakta ve eşikteki bir giderden su avluya akıtılmaktadır. Odaların zeminlerini kaplayan mermer ve karo mozaiklerin desenleri bir halının işlenişini aratmayacak niteliktedir. Avlular da sık sık yıkanarak temizlik ve serinlik sağlanmaktadır.

Sık sık depremlerin yaşandığı kentte, içten ahşapla kaplanan kapalı mekânların duvarlarını oluşturan taşlar bir tahribat sırasında dışa, avluya dökülmektedir. Böylelikle insanlar, içerde olduklarında korunmakta veya avlunun duvarlardan uzak kısımlarına kaçabilmektedirler. Depremde zarar görebilecek ahşap duvarların yeniden yapımı ise kolay olmaktadır.

Antakya'da evlerin ve diğer yapıların beden duvarları ile avlu duvarlarının sınırladığı dar ve gölgeli sokaklar kendine özgü bir yapı gösterirler. Sokaklar arazinin yapısına ve eğimine göre biçimlenmiştir. Dere taşları ile kaplanan sokakların ortasında, yolu genişliğine ve eğimine göre değişen ölçülerde, daha düşük kotta, yine taşla kaplanmış olan arıklar bulunur. Dağlardan birikerek gelen yağmur suları bu arıklar vasıtasıyla nehre kadar ulaşır. Arıkların iki yanındaki yüksek kottaki kısımlar yayaların yürümesi içindir. Osmanlı döneminde, kentteki yol dokusunun ızgara düzeni değişmiş, bütün Osmanlı kentlerinde olduğu gibi kendiliğinden oluşmuş, girift bir sokak düzeni hâkim olmuştur.

Antakya'da evlerin dışındaki yapılarda da kâgir inşaat uygulanmıştır. Örtü sistemi ya kâgir tonoz ve kubbe ya da ahşap çatı ve kiremit kaplama ile oluşturulmuştur. Osmanlı döneminde Helenistik ve Roma dönemi ne oranla küçülmüş ve daha önce açıkladığımız nedenlerle engebeli bir hal almış olan kent merkezinde, geniş meydanlarda büyük programlı, anıtsal yapılara rastlanmaz. Dini yapılar da içe dönük ve avlulu sistemde yapılmışlardır ve cephe biçimlenişleri evlerinki ile büyük benzerlik gösterirler.

XIX. yüzyılda, Avrupa'da yapı endüstrisinin bir parçası olan beton, birçok Osmanlı kentinde olduğu gibi Antakya'da da kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle Fransız işgali döneminde yapıların geleneksel yapım sistemlerine döşeme malzemesi olarak katılan beton ve I profilli demir kirişlerin kullanımı yaygınlaşmıştır. Kentte 1930 yılında bir çimento plak atölyesi açılmıştır. Bu atölyenin aletleri ve desenleri Fransa'dan, çimentosu Çekoslovakya'dan getirilmektedir. XIX. yüzyıldan sonra Asi Nehri'nin batısında da yerleşim başlamış, yerel mimariye batı kökenli üslupların eklendiği eklektik bir üslup ortaya çıkmıştır.

Günümüzde küçük ölçüde da avlu yapımı ve yerel yaşam biçimi sürdürülmeye çalışılsa da betonarme inşaat ve apartman daireleri biçimindeki konutların yaygın kullanımı geleneksel yaşamı sürdürmeyi güçleştirmektedir. Tarihi kent merkezindeki evler köylerden göç eden dar gelirli ailelere kiralanmaktadır. Bu evler çoğu kez bölünerek birkaç aile tarafından kullanılmaktadır. Geleneksel kent dokusu, çok katlı ve eskisi ile uyumsuz modern yapılaşmanın ve bakımsızlığın tehdidi altındadır.

Yrd. Doç. Dr. F. Mine TEMİZ
Mustafa Kemal Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi
Eklenmiş Dosya
Dosya tipi: pdf EKOSİSTEMİN YEREL YASAM VE GELENEKSEL MİMARİDEKİ YANSIMALARI.pdf (124,1 KB (Kilobyte), 3x kez indirilmiştir)
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
ekosistemin, geleneksel, mimarideki, yansımaları, yaşam, yerel

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 01:06 .