Nüve Forum

Nüve Forum > akademik > Fen Edebiyat Fakültesi > Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü > Arkeolojik Kazılarda Gıda Maddeleriyle İlgili Bulguların Değerlendirilmesi

Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü hakkinda Arkeolojik Kazılarda Gıda Maddeleriyle İlgili Bulguların Değerlendirilmesi ile ilgili bilgiler


[coverattach=1]Arkeolojik Kazılarda Gıda Maddeleriyle İlgili Bulguların Değerlendirilmesi-Food Substance Findings from Archaeological Excavations İnsana ait eski kalıntıları inceleyen arkeoloji bilimi, artık bu kalıntıları değerlendirmek için eski dönemlere ait her türlü bilgiyi

Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Arkeoloji sözcüğü, Yunanca Arkhaios (eski) ve logos (bilim) sözcüklerinin birleştirilmesi yoluyla türetilmiştir. Sanıldığının aksine arkeoloji, bir tarih bilim dalı değil; kazı ve araştırmalar yoluyla insanlığın kültür tarihini aydınlatmaya çalışan, bu bağlamda da tarih bilimine katkı veren bir bilim alanıdır.

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 25.03.10, 16:40
Atılgan
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
İletiler: 578
Blog Başlıkları: 56
Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Arkeolojik Kazılarda Gıda Maddeleriyle İlgili Bulguların Değerlendirilmesi

[coverattach=1]Arkeolojik Kazılarda Gıda Maddeleriyle İlgili Bulguların Değerlendirilmesi-Food Substance Findings from Archaeological Excavations
İnsana ait eski kalıntıları inceleyen arkeoloji bilimi, artık bu kalıntıları değerlendirmek için eski dönemlere ait her türlü bilgiyi ilgi alanı arasına aldı. Bunun için disiplinler arası bir bilim olmak zorundadır. Bu bilgilerden bir kısmı eski dönemlerde nasıl beslenildiği sorunsalı üzerinde yoğunlaştı. İnsanın en baştaki, belki günümüzde bile süregelen yaşama amacı yeterli beslenme üzerine kurulu. Bu amaçla insan başlangıcından bu yana çeşitli yöntemler geliştirdi, alet ve eşyalar üretti. Belki geçmişimizdeki iki önemli olay beslenme düzenimizi ve giderek fizyonomimizi direk etkileyecek koşulları yarattı. Bunlardan ilki ateşin kontrol edilmesi ve kullanımıdır. Böylece doğada hazır bulunan ve daha sonra üretilmeye başlayan gıdalar pişirilerek yendi. Buna koşut, ağızdan başlamak üzere tüm sindirim sistemi ve giderek tüm vücut değişime uğradı. Bu tıp ve antropoloji bilimlerinin ilgi alanları arasındadır. Diğer önemli olay tarıma geçilmesidir. İnsan toprağı ekip dikerek ve hayvan evcilleştirerek kendi gıdalarını kendi üretir hale gelince başlayan bu süreç daha kontrollü ve daha düzenli bir beslenme biçiminin gelişmesine neden oldu. İnsanlığın tarıma geçmesiyle başlayan süreç ziraat biliminin de ilgi alanıdır.

The science of archeology investigates not just historic human remains but all possible pieces of related information for true evaluation of those remnants. Therefore, the science of archeology requires multidisciplinary effort. One of these areas is related to the pattern of food consumption of previous cultures. There is no question that gathering enough food is key to survival. Since the beginning, humans have developed various tools and objects for food preparation. Two important discoveries in human history affected directly our feeding order and further on our physiognomy. One of them is the use and control of fire. Use of fire allowed humans to start cooking of foods that were available in nature and /or produced by primitive agriculture. Cooking of foods probably affected the whole digestive tract starting from mouth and jaws, which areas are covered by human anthropology and medicine. The other significant milestone is agricultural revolution. Once humans began to grow plants and domesticate various animals, they could have the control over their food supply for regular consumption. This must have been also an interest of the science of agriculture.

Giriş
Arkeoloji, insana ait eski kalıntıları inceleyerek eski uygarlıklar hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlayan bir bilim dalıdır. İki yüz yılı aşkın bir süredir kendine özgü yöntemler geliştiren arkeoloji bilimi günümüzde birçok dala ayrılmıştır (Eggers, 1986; Renfrew, 1991; Uçankuş, 2000). İnsanlık tarihi en genel anlamda iki bölümde incelenmektedir. Bunlardan ilki tarih öncesi dönem (prehistorya), yani yazının kullanımından önceki zaman dilimi, ve diğeri ise tarih dönemi, yani yazının kullanıldığı zaman dilimi. Bu dönemler farklı bölgelerde farklı zamanlarda sona erdiği ya da başladığı gibi, bölgenin kendine özgü koşullarına göre ayırt edilen alt dönemlere ayrılarak irdelenir. Ortadoğu'da prehistorya alet, araç ve gereç hammaddelerine göre alt dönemlere ayrılır: Eski Taş Çağı (Paleolitik), Orta Taş Çağı (Mezolitik), Yeni Taş Çağı (Neolitik), Bakır Taş Çağı (Kalkolitik) ve Tunç Çağı. Eski Mesopotamya'nın Uruk kentinde ele geçen ilk yazılı belgeler Tunç Çağı'nın ortalarında, yani
İ.Ö. 3000 yıllarında burada yaşayan Sümerler tarafından yazının öğretildiğini gösterdi (Kramer, 1990). İlk yazı kil üzerindeki basit ve sembolik resimler (hiyeroglif) biçimindeydi. Uzmanlar aynı tür yazıların İ.Ö. 2700'lerde semitik kökenli halklar tarafından Eski Mısır'a taşındığını söylemektedir (Cassin ve ark., 1965). Ortadoğu'da tarih dönemi de tarih öncesi dönem gibi çeşitli bölümlere ayrılır: Orta Tunç Çağı, Geç Tunç Çağı, Demir Çağı, Eski Yunan Çağı, Roma Çağı, Ortaçağ, Modern Çağ. İnsanlık tarihiyle ilgili bilgilerimiz artık o denli çoktur ki, arkeoloji bilimi zamansal ya da bölgesel sınırlara göre belli uzmanlık alanlarına göre kurgulanmak zorunda kalmıştır.
Arkeolojik kazılarda ele geçen buluntuların büyük bölümü beslenmeyle direk ya da dolaylı yönden ilgilidir. Seramik kap parçaları, hayvan kemikleri, bitkisel kalıntılar, öğütme taşları, tarım aletleri, fırın ve ocak kalıntıları, küpler ve ambarlar vs. beslenmeyle direk ilgili kalıntılar olarak ele alınmaktadır. Gelişen yerleşim biçimleri, giderek artan nüfus, kentleşme süreci, üretim ilişkilerinin değişmesi gibi konular ise beslenme konusuyla dolaylı olarak ilişkilendirilir. Diğer buluntular büyüsel ve tinsel eşyalardır ki, bunlar da ölü gömme adetleriyle ilgili olmanın dışında, daha çok ürün elde etme, daha iyi avlanma ya da ekili tarlaları felaketlerden koruma gibi konular üzerine biçimlenen eşyalar ya da kalıtlardır. Yapılan deneysel arkeolojik çalışmalar arkeolojik dönemlerde ürünlerin nasıl elde edildiği, işlendiği, pişirildiği ve tüketildiği konusunda çeşitli somut bilgiler elde etmemizi sağlar. Örneğin 10 bin yıl kadar önce tarıma alınan buğday Anadolu'da halen yabani olarak bulunmaktadır. Yapılan deneysel arkeolojik çalışmalar, bir çakmak taşı bıçakla bu buğdaydan saatte bir kilogram kesilebileceğini ve bir ailenin üç haftalık normal bir çalışmayla bir yıllık buğday gereksinimini elde edebileceği gösterilmiştir (Harlan, 1967).

Sinan Kılıç
Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü, Van
Eklenmiş Resim
Dosya tipi: jpg eski.jpg (25,0 KB (Kilobyte), 4x kez indirilmiştir)
__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 25.03.10, 16:41
Atılgan
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
İletiler: 578
Blog Başlıkları: 56
Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Arkeolojik Kazılarda Gıda Maddeleriyle İlgili Bulguların Değerlendirilmesi

Ateşin Kontrolü ve Kullanımı
İnsanlık tarihindeki en önemli olaylardan biri ateşin kontrol edilmesi ve kullanılmasıdır. Bunun ilk kez ne zaman gerçekleştiği henüz tartışmalı bir konudur (Nicholson, 1998). Güney Afrika, Kenya ve Çin'de ortaya çıkarılan ateş izleri 1,4-1,5 milyon yıl önceye aittir. Ancak bunları insanın kontrol edip etmediği bilinmemektedir. Fransa ve İspanya'daki mağara yerleşmelerinde ortaya çıkan ocak yerleri 200-300,000 yıl eskiye gitmektedir. Ancak bu ocaklardaki ateşin yiyecek pişirmek amacıyla kullanılıp kullanılmadığı bilinmemektedir. Uzmanlar yiyecek pişirmek amacıyla ateşin yaygın olarak kullanımını arkeolojik verilere dayanarak 125,000 yıl önceye götürmekte ve bu dönemde yaygın olarak görülmeye başlayan "Homo sapiens" ile, yani bizim de ait olduğumuz tür ile ilişkilendirmektedir. Yiyeceklerin pişirilerek tüketilmeye başlamasına koşut, ağızdan başlamak üzere tüm sindirim sistemi ve giderek tüm vücut değişime uğramış olmalıdır. Genetik, tıp ve antropoloji bilimlerinin ilgi alanına giren bu sorunsal Eski Taş Çağı arkeolojisini de ilgilenmektedir. Eski Taş Çağı buluntularının büyük bölümünü taş aletler oluşturur. Bu aletlerin biçimlerinden onların nasıl yapıldıkları ve ne amaçla kullanıldıkları anlaşılmaya (Renrew, 1991), böylece bu aletleri üretenlerin bilgi, beceri ve zeka düzeyleri saptanmaya çalışılır. Arkeolojik verilere göre Eski Taş Çağı insanı besinini avcılık ve toplayıcılık yaparak sağlar, besin üretmez (Güvenç, 1979). Bilinen en eski aletler ezmeye ve parçalamaya uygun "çaytaşı alet" denilen bir tarafı sivriltilmiş çakıl taşlarıdır. Daha sonra giderek çakmaktaşı yongalardan kesici, kazıyıcı ve delici türü farklı aletler geliştirildi. Eski Taş Çağı'nın son bölümünde daha iyi yonga aletler yapabilmek için dilgi çıkarma tekniği gelişti. Böylece uzun ve keskin kenarlı taş aletler yapılabilmekte, bunlar bir sapa geçirilerek bıçak gibi kullanılabilmekteydi. Eski Taş Çağı'nda ağaç, kemik, boynuz, fildişi gibi malzemeden de çeşitli aletler yapıldığı bilinmektedir (Güvenç, 1979).
İlk primatlardan "Tarım Devrimi"ne kadar geçen sürede evrimleşen modern insanın besin
kaynakları incelenirse, karşımıza şöyle bir kronolojik tablo çıkar (Nicholson, 1998):
G.Ö. 65-10 milyon: Yaklaşık 900 gr. ağırlığındaki ilk primat türleri. Yemek listelerinde böcekler, et ve bitkisel gıdalar yer alır. Bugünkü Madagasgar ve Afrika'nın küçük maymun türleriyle benzerlik gösterirler.
G.Ö. 10-5 milyon: İnsanın ve modern maymunun geliştiği son yaygın primat türü. Primatların gelişim çizgisi ikiye ayrılmaya başlar. Paleoantropologların çoğu insansı primatların ağırlıklı olarak ete bağlı beslenmesinin bu ayrımda büyük rol oynadığına inanır.
G.Ö. 4,5 milyon: İlk insansı primata (proto-human) ait fosilleşmiş iskelet kalıntıları. Henüz tam olarak iki ayağı üzerinde hareket edemeyen bu tür Ardipithecus ramidus diye adlandırılır1. Vücut anatomisi ve çene yapısı bakımından bugünkü şempanzelere benzer. G.Ö. 3,7 milyon: İlk iki ayağı üzerinde hareket eden hominid (insansı), Australopithecus afarensis. "Lucy" diye tanınan yaklaşık 120 cm boyunda insansıdır.
G.Ö. 3-2 milyon: Australopithecus''un alt türlerinden birini Homo sapiens'in (modern insan) öncülleri oluşturur. 2,5-2 milyon yıl önce kutup bölgelerindeki buzullaşmanın başlamasıyla değişen iklim ve çevre koşulları hominid türlerinin çeşitlenmesine neden olur. Afrika'daki iklimsel salınımlar sonucu ormanla kaplı alanların arasında geniş çayırlar ortaya çıkar. Besin kaynakları değişime uğrayan birçok canlı türü bu duruma uyum sağlamak zorunda kalır. Kemikler üzerinde yapılan stronsiyum/kalsiyum analizlerinin sonuçları ve mikroskobik diş aşınma incelemeleri göstermiştir ki, ot türü gıdaların ve yabani meyvelerin yanında biraz et de tüketilmiştir.
G.Ö. 2,3-1,5 milyon: Homo habilis, ilk "gerçek insansı" birtakım taş aletlerle birlikte ortaya çıkar. 120-150 cm boyunda ve 20-50 kg ağırlığındaki bu avcı-toplayıcı, halen ağaçlara tırmanmayı kolaylaştıran eğri parmak kemiklerine sahipti. Yabani bitkisel besinlerin yanında hayvan leşleriyle ya da avladığı hayvan etleriyle beslenmekteydi. Daha sonra ortaya çıkan avcı-toplayıcılar gibi küçük gruplar halinde yaşadıkları sanılmakta. Paleoantropologların bu döneme dair en önemli tartışması Homo habilis'in eti diğer etoburların bıraktığı hayvan leşlerinden mi, yoksa kendi avladıkları hayvanlardan mı elde edildiği üzerinedir. Bu dönemde et, yemek listesindeki yerini arttırmasına karşın, habilis'in yemek listesinde %40'dan daha az yer tuttuğu güvenle söylenebilir.
G.Ö. 1,7 milyon-230,000: Homo habilis "ayağa kalkma" evrimi tamamlayınca, bu insansı tür herkes tarafından Homo erectus olarak adlandırıldı. Küçük bir beyne sahip olan türün boyu modern insan kadar (150-180 cm), ancak vücut yapısı daha tıknaz idi. Avcılıkta habilis'den daha yetkin olduğu, etin beslenmede çok daha fazla yer tutmasından anlaşılır. Mikroskobik taramalarda saptanan diş aşınmaları çakal gibi diğer etobur canlı türlerindeki aşınmalara benzer. Bu dönemde etin yemek listesinde ne kadar yer tuttuğu bilinmemekle birlikte, bitkisel gıdaların erectus için halen büyük önem taşıdığı sanılmaktadır. Homo erectus ateşi kontrol eden ve kullanan ilk canlı türüdür. Belki bu nedenle, ama daha çok avcılığın ve alet teknolojisinin gelişmesi nedeniyle erectus son derece değişken çayır/orman tipi bitki örtüsüne hızla ayak uydurur; bitkisel ve hayvansal gıdaları aramak için sürekli yer değiştirerek soyunu sürdürmeyi başarır. Çünkü yaklaşık 900,000 yıl önce oluşan yeni buzullaşma dönemi sonucu tropikal bitki örtüsü küçüklü büyüklü orman ve çayır alanlarına dönüşmeye devam eder. Avrupa kıtasında herhangi bir nedenle (yaklaşık 700,000 yıl önce) Afrika'da yaşayan iri hayvan türleri (fil, sığır, hipopotam, erken vahşi kediler) görülmeye başlar. Aynı dönemde ve daha sonra erectus'un da Avrupa ve Asya kıtalarında görülmeye başlamaları tesadüf olamaz. Yiyecek bulmanın olumsuz koşulları ve farklı mevsimler nedeniyle av yaşam savaşımında çok daha önemli bir yer tutar. Aynı zamanda fındık/fıstık, soğan ve kök türü gıdalar kış için saklanmaya başlar. Giyinmenin ve belki de ateş kullanımının yanında tüm bu faktörler artık toplu yaşama biçiminin gelişmesine yardım etmiş olmalıdır. Daha soğuk olan ve gecelerin daha uzun olduğu bölgelerde fiziksel değişimler de kendini gösterir. Bu değişimlerden biri deri renginin açılması ve böylece güneş nedeniyle D vitamini üretimidir. Ayrıca vücut yeni iklim koşullarına yağ biriktirerek ve tatlı salgı maddeleri üreterek uyum sağlamıştır. 400,000 yıl önce erectus Çin'de de karşımıza çıkar. Yemek listesinde hem et, hem meyve ve çilekgiller, hem filiz ve kökler ve hem de yumurta, böcek, kertenkele, fare türü diğer hayvansal gıdalar yer alır.
G.Ö. 500,000-200,000: Arkaik Homo sapiens (gerçek atalarımız). Kendi içinde çeşitlilik gösterirler ve kültürel bakımdan hızla gelişirler. Böylece erectus'un modern insana dönüşmesinde bir geçiş süreci başlar. Daha sonra ortaya çıkan türleri gerçek Homo sapiens'in ilk türlerinden ayırt etmek bazen olanaksızdır.
G.Ö. 150,000-120,000: Avrupa'da 90,000-35,000 yılları arasında Homo sapiens neanderthalensis ya da Neanderthal İnsan yoğun olarak görülmeye başlar. Genel olarak bugün Neanderthal türünün değişen yaşam koşullarına uyum sağlayamayarak yok olduklarına ve Homo sapiens ile birlikte archaic sapiens''den türeyen kardeş türler olduklarına inanılır. G.Ö. 140,000-110,000: Anatomik bakımdan ilk modern insan (Homo sapiens). Son buzul devri bu dönemde başlar. Oluşan yeni iklimsel değişimlere hızla uyum sağlamak gerekir. Bu dönemde yaşayan insanlar beslenme biçimlerini yeni koşullara hemen uydurmuştur. Daha önce keşfedilen ateş yeni insan tarafından yaygın olarak kullanılmaya başlar. G.Ö. 130,000-120,000: Kıyı sakinlerinin denizsel gıdalar (yumuşakçalar) tükettiklerine dair ilk izler. Sahil kesimlerinde denizsel gıdaların yaygın tüketimine ilişkin belirtiler yaklaşık 35,000 yıl önce ortaya çıkar, fakat genel tüketim 20,000 yıldır yapılmaktadır. G.Ö. 40,000-35,000: İlk "modern insan davranış biçimi" olarak yeni kemik ve taş alet formları, mağara duvar resimleri ve diğer sanatsal objeler, ölü gömme geleneği ve diğer birçok modern insana özgü davranış biçimi ortaya çıkar. Bu gelişmenin kaynağı halen tam olarak bilinmemektedir.
G.Ö. 40,000-10/8000: Avcı-toplayıcı kültürlerin tarıma geçiş aşaması Eski Taş Çağı'nın son evresi olarak değerlendirilir. Öğütme, eleme, kazıma, kızartma ve pişirme gibi basit yöntemlerle bazı besinler hazırlanmaya başlar.
G.Ö. 35,000-15/10,000: Cro-Magnon (ön Avrupalı) soğuk Avrupa kıtasında büyük çapta avlanma teknikleri geliştirir. Et yemek listesinin %50'den fazlasını kapsar. G.Ö. 25,000-15,000: Son buzul döneminin en soğuk zamanı. Kıraç arazi şartlarında bütün canlılar ayakta kalmaya çalışır. Güney Afrika'nın geniş tropikal ormanları kurumuş, çevrede sadece otlaklar, dikenlikler ve birkaç meyve çeşidi kalmıştır. Avrupa, Kuzey Asya ve daha sonra Kuzey Amerika'da yaşayan insanlar av tekniklerini büyük mamut, at, bizon ve geyik sürülerine göre uyarlamıştır. Sürüler bu dönemde genişleyen çayırlarda yaşamaktadır. Sebze ve meyvelerin depolanması uzun kış ayları nedeniyle daha da gelişmiş, aynı nedenle daha iyi giysilere gereksinim duyulmuş olmalıdır (ip delikli iğnenin ortaya çıkışı). Sağlam çadır tipi konutlar genellikle hayvan derisi çatılmış ağaç direklerin üzerine örtülerek inşa edilmekte, çukurlaştırılmış tabanların ortasına bir ocak yerleştirilmektedir.
G.Ö. 20,000-11,000: "Mezolitik" diye adlandırılan geçiş dönemi. Ok ve yay bu dönemde ortaya çıkarak geyik, ceylan ve antilop türü hayvanlar daha kolay avlanmaya başlar. Yabani bitkilerin daha yoğun ekildiğine ve daha iyi topluluk organizasyonu yapıldığına dair ilk belirtiler göze çarpar. İ.Ö. 17. bin yıla tarihlenen ve yabani buğday ve arpanın toplanarak öğütüldüğünü gösteren öğütme taşları ilk kez İsrail'deki kazılarda ele geçti. Bu insanların torunları İ.Ö. 13. bin yılda yoğun biçimde yabani tahıl hasadı yapıyordu ve tarım devrimine sadece bir adım kalmıştı. Bu sırada toplayıcılığın sürmekte olduğunu sebze kökleri, yabani baklagiller, fıstık ve fındık türleri ve meyve kalıntıları göstermektedir. Denizsel yiyecek artıklarıyla da karşılaşılmaktadır.
G.Ö. 10,000: "Neolitik" dönemin ya da "Tarım Devrimi"nin çiftçilik ve hayvan evcilleştirmesiyle başlaması ve bu sayede nüfusun belirgin bir biçimde artması. Burada Homo sapiens'in avcı-toplayıcı yaşama başarılı biçimde uyum sağlaması önemli bir etken olmalıdır (Avcı-toplayıcı yaşam için kişi başına yaklaşık 15 km2 alan gerekirken, Yeni Taş Çağı'nda bu 100 kat azalır). Bu sırada son buzul dönemi bitip birçok tür ortadan kaybolurken, yabani otlar ve tahıllar yeşermeye başlayarak kültüre alınmaya hazır hale gelmişti. Ortadoğu'da İ.Ö. 9. bin yılda önce koyun ve keçi, daha sonra sığır ve domuz evcilleştirilmeye başlar. Bu arada İ.Ö. 7. bin yıldan önce buğday, arpa ve baklagiller bir şekilde kültüre alınır. İ.Ö. 5. bin yılda tarım Avusturalya'nın dışında tüm kıtalarda yapılmaktadır. Eski Taş Çağı'nda yaklaşık %65-35 olan bitkisel ve hayvansal gıdalar arasındaki oran, Yeni Taş Çağı'nda %90-10 olur. Anlaşılmaktadır ki, başlangıcından yaklaşık 10 000 yıl öncesine kadar süren dönemde insanın evrimi tamamen doğal çevre ve iklim koşullarına bağlı olarak gelişti. Eski Taş Çağı'nda 20¬30 kişiyi geçmeyen toplulukların dağınık halde yaşadıkları sanılıyor. Yabani bitkisel besinleri yerinde ve zamanında toplayabilmek ve sürüler halinde yaşayan hayvanları avlayabilmek için göçebe yaşamak zorunda idiler. Bu yaşam biçimi Orta Taş Çağı'na (Mesolitik) kadar sürdü. Bu toplulukların beslenme düzenleri alet çantasındaki yenilikler kadar doğal çevredeki köklü değişiklere de bağlıdır. Ancak besin maddelerindeki bolluk ve kıtlığın doğal çevredeki değişimlerle olan ilişkisini tam olarak kavrayamayan Eski Taş Çağı insanı, beslenme sorununu birtakım dinsel ve büyüsel ritüellerle yönetmeye çalışmış olmalı. Eski Taş Çağı'nın mağara duvar resimleri bu anlamda yorumlanmaktadır. İnsan o dönemlerde avının resmini duvara yaparak onun vahşiliğini kontrol altına alabileceğini sanıyor olmalıdır. Günümüzde de bazı topluluklar basit aletler kullanarak kayalıklara hayvan resimleri çizmekte ya da kutsal danslarında hayvan kılığına girerek onlar gibi hareket etmektedirler. Onlar bu yolla bir bakıma av hayvanlarına karşı güç sağlayacaklarına inanırlar.
__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 25.03.10, 16:41
Atılgan
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
İletiler: 578
Blog Başlıkları: 56
Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Arkeolojik Kazılarda Gıda Maddeleriyle İlgili Bulguların Değerlendirilmesi

Tarım
İnsanlık tarihinde ateşin kontrolü ve kullanımı kadar önemli bir başka olay tarıma geçilmesidir. İnsanın toprağı ekip dikerek ve hayvanları evcilleştirerek kendi gıdalarını kendi üretir hale gelmesiyle başlayan bu süreç daha kontrollü ve daha düzenli bir beslenme biçiminin gelişmesini sağlamış olmalıdır. İnsanlığın tarıma geçmesiyle başlayan süreç ziraat biliminin de ilgi alanıdır. Eski Taş Çağı'nın doğaya bağımlı "avcı-toplayıcı" insan toplulukları hayvan ve bitkileri evcilleştirerek onların biyolojik evrimini, farklı türlerin ortaya çıkmasını, melezleşmesini ve çoğalmasını kontrol altına almıştı. Yerleşik düzene geçilmesinden sonra giderek gelişen sulu tarım ile "artı ürün" ortaya çıktı. Bu olguyla birlikte insanlık, kentler ve uydu yerleşmeleri; iş bölümü ve meslek grupları; para ve pazar ekonomisi; yazının ve matematiğin kullanımı; mülkiyetin ve eğitimin kurumsallaşması; hukuk, yönetim, bilim, düşünce ve inançların sistemleştirilmesi gibi gelişmelerle karşı karşıya kaldı. Arkeolojik araştırmalar ilk yerleşmelerin Orta Taş Çağı'nda kurulduğunu kanıtladı. Ancak yukarıda sayılan gelişmeler sadece yerleşik yaşama geçilmesinin değil, tarım yapılmaya başlamasının sonuçlarıdır. Gereksinim fazlası ürün yaşamı kolaylaştırmış, ortalama yaşam süresi uzamıştır. Kentler, devletler ve giderek imparatorluklar bu "artı ürün" sayesinde kurulmuşlar, var olmuşlar ve artı ürün yetmez hale gelince ya da gereğince paylaştırılmayınca yıkılıp gitmişlerdir (Güvenç, 1979).
Arkeolojik araştırmalara göre tarıma geçiş Güney Asya'da 11 bin yıl, Ortadoğu'da 10 bin yıl, Orta ve Güney Amerika'da 8 bin yıl önce gerçekleşti. Ortadoğu'da Yeni Taş Çağı'na ilk kez Doğu Akdeniz kıyılarından, Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye ile Fırat ve Dicle ırmaklarının suladığı Mesopotamya'ya uzanan kuşak içinde geçildi. "Verimli Hilal" adı verilen bu bölgede yaklaşık 10 bin yıl önce arpa ve buğday ilk kez tarıma alınmış; koyun, keçi ve domuz ilk kez evcilleştirilmişti.

Eski Mesopotamya'da besin Üretimi
Eski dünyada tarım yöntemlerinin nasıl uygulandığını Eski Mezopotamya'nın Nippur kentinde ele geçen bir çivi yazılı tabletten öğreniyoruz. Antik Çağ yazarlarından Virgil Georgica adlı eserinde ve Hesiod "iş ve günler" adlı eserinde tarım yöntemleri konularında bilgi veriyorlar. Ancak Nippur tableti onlardan en az bin yıl daha eskidir (İ.Ö. 1700). Çivi yazılı tablet "vaktiyle bir çiftçi oğluna şu önerilerde bulundu" diye başlıyor ve daha sonra tarlanın nasıl sürülmesi, çapalanması ve ekilmesi gerektiği; bakımının, sulanmasının ve hasadının nasıl yapılacağı tüm ayrıntılarıyla anlatılıyor. Tanrıça Ninkilim'e, yani tarla fareleri ve zararlı böceklerinin tanrıçasına dualar edilmesi gerektiği vurgulanıyor. Belgenin sonunda çiftçi bu önerilerin kendisinden değil, baş tanrı Enlil'in oğlu "hakiki çiftçi" Ninurta'dan geldiğini bildiriyor (Kramer, 1990). Aynı tablette ekim işleminin bir makineyle yapıldığı da anlatılmaktadır. Bu makine saban ve buna eklenen ucu huni şeklinde bir kaptır. Tohumlar bu kaba doldurulur ve tarla sürülürken açılan yarığa dökülerek ekim yapılır. Nippur'da bulunan bir sislindir mühürde böyle bir makine betimlenmiştir.
Eski Mezopotamya'nın ekonomik zenginliği sadece tahıl üretimiyle değil sebze ve meyve bahçeleriyle de sağlanmaktadır (Kramer, 1990). Bunu yine Nippur'da bulunan çivi yazılı "İnanna ve Şukallituda" adlı mitolojik destandan öğreniyoruz. Destan Şukallituda adlı bir bahçıvan ile aşk ve güzellik tanrıçası İnanna arasındaki bir öyküyü anlatıyor. Destanın başında güneş ve rüzgardan sebze bahçelerini korumak için gölge verecek ağaçların bahçelere nasıl dikilmesi gerektiği konusunda bilgiler veriliyor.

Eski Yunan ve Roma'da Beslenme
Eski Yunan ve Roma toplumlarında beslenme konusunda bilgilerimiz çok fazla. Homeros İlias ve Odysseia adlı eserlerinde Eski Yunan uygarlığının erken dönemlerinde, yani İ.Ö. 7.-6. yüzyıllar arasında beslenmenin ete dayalı olduğu izlenimini vermektedir. Oysa arkeolojik buluntular bunun aksini göstermekte, daha çok lapa ve sulu yemekler için elverişli çanak ve kaselerin kullanılmış olduğu anlaşılmaktadır (Delemen, 2003). Arkaik dönemde (İ.Ö. 5. yy) Yunanlılar için et ancak şenliklerde görülebilecek bir besindir. Bu dönemde beslenme tahıl ağırlıklı yiyecekler ve onlara katık edilen sebzelerden oluşur. Yunan anakarasında yaşayanlar sade bir mutfakla yetinirken, Doğu'da Pers ve Lidyalılar zengin sofralarıyla ünlüydü. Doğu ile olan ilişkiler zamanla yaşam biçiminde ve dolayısıyla beslenmede değişik alışkanlıkların gelişmesine neden oldu; fırıncılık gelişti ve varlıklı evlerde ahçılar çalışır oldu. Değişik yöntemlerle pişirdikleri balık yemekleri ahçıların övünç kaynağı haline geldi. Uzak yerlerden gelen baharatlara olan ilgi arttı. Eski Yunan Çağı sonlarında değişik tatları karıştırmak Yunan mutfağının önemli bir yönü haline geldi.
Roma döneminin başında (İ.Ö. 4. yy) geniş arazilerde tahıl tarımı yapıldığı için beslenme de buna dayalı idi. İ.Ö. 3. yy sonunda Kartaca Savaşları ile değerli tarımsal kaynaklar elde eden Roma'da ticaret yapan zengin çiftçiler ortaya çıktı. Şarap ve zeytinyağı ticaretini tekellerine almak isteyen bu tüccar çiftçiler tahıl üretimine önem vermediler. Bağ ve bahçe tarımı yapıp hayvancılık için geniş otlaklar ayırdılar. Devlet genişledikçe yeni topraklar ve yeni kaynaklar elde edildi. İ.Ö. 2. yy'da Helenler ile sıkı ilişkiler kuran Romalılar başka konularda olduğu gibi beslenmede de lükse yöneldiler (Delemen, 2003). Roma İmparatorluğu döneminde bu yüzden besin maddeleri büyük bir çeşitlilik gösterdi. Tarımda yeni tekniklerin gelişmesi ürünlerin kalitesini arttırdı. İ.Ö. 74'de Lucullus'un Pontos'dan getirttiği kiraz; İ.S. 1. yy'da İran'dan getirilip yerli erik ağaçlarına aşılanan şeftali ve kayısı; aşılanan fındık, ceviz, badem ve fıstık İtalya'da yaygınlaştı (Delemen, 2003). Besin maddeleri ticareti de aynı derecede hızlandı. Bu ticaret ağı içinde Avrupa'nın Uzakdoğu ve Amerika'da daha sonra karşılaşacağı özellikle patates, domates, biber, patlıcan, turunçgiller ve kakao dışında hemen her türlü besin maddesi yer almaktadır (Delemen, 2003). Yoksullar ise mayalı ekmek ve sebze türleri ile beslenmektedir. Buna karşın balık zengin sofralarının vazgeçilmez gıdasıdır. Sucuk, sosis, jambon, isli et ve peynir yapımı, Eski Yunan Çağı'nda yegane içki olan şarabın İtalya'da başlı başına bir endüstri haline gelmesi Roma döneminin özellikleridir. Yazılı kaynaklar İ.S. 50 yıllarında Roma pazarlarında yaklaşık 80 çeşit şarap satıldığına ve bunların 3/2'sinin İtalya'da üretildiğine işaret etmektedir. Bunun yanında şıra ve çeşitli meyve likörleri diğer içkiler arasındadır. Bira ise daha çok Gallia'da tüketilmekte idi (Delemen, 2003).
__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 25.03.10, 16:43
Atılgan
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
İletiler: 578
Blog Başlıkları: 56
Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.Türkan Ünalay karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ışık.
Standart Arkeolojik Kazılarda Gıda Maddeleriyle İlgili Bulguların Değerlendirilmesi

Sonuç
Beslenme insanın en başından beri en önemli sorunu olmuştur. Bu sorun bugün halen önemini korumaktadır. Kültür tarihi insanın beslenmeye yönelik geliştirdiği yöntemler ve aletlerle doludur. Tersini söylemek gerekirse, bu yöntemler ve aletler yardımıyla bizler kültür tarihindeki gelişmeleri izleyebiliriz. Belki bazılarımız şiş kebabın, yoğurdun ya da tandır ekmeğinin ilk kez nasıl ve kimler tarafından yapıldığını merak ediyor. Yukarıda görüldüğü gibi, arkeoloji henüz bu konuları tam anlamıyla aydınlatmış sayılmaz.
Eklenmiş Dosya
Dosya tipi: pdf Sinan Kilic tam.pdf (232,7 KB (Kilobyte), 5x kez indirilmiştir)
__________________
[CENTER][URL="http://www.nevart.net/"][IMG]http://www.nuveforum.net/galeri/data/500/2602.jpg[/img][/url]
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları[/CENTER]
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
arkeolojik, bulguların, değerlendirilmesi, gıda, kazılarda, maddeleriyle, ılgili

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 20:42 .