BULGULAR VE TARTIŞMA
Araştırma kapsamına alınan çocukların yaş ortalaması 8.90±0.60 tır. Baykara ve ark. (1992)' nın ilkokul dönemi çocukları üzerinde yaptıkları bir araştırmada, ruhsal belirti açısından kliniğe başvuran çocukların yaş ortalamasının 8.92±1.39, başvurmayan çocukların ise 9.26±1.67 olduğu ve yaş grupları açısından 8-9 yaşlarındaki çocukların daha fazla çocuk psikiyatrisi kliniğine getirildiği saptanmıştır (Baykara ve ark. 1992). Ayrıca Aydın'ın (1976) anneleri çalışan ve çalışmayan iki grup çocukta davranış özelliklerini incelediği araştırmasında, araştırma örneklemini yaş ortalaması 9.1 olan ilkokul 3. sınıf öğrencileri oluştur¬muştur (Aydın 1976). Bu bulgular ile araştırma bulguları benzerlik göstermektedir.
Araştırma bulgularına göre çocukların %50.68'i kız, %49.32'si ise erkektir. Erdem'in (1990) yaptığı Aile Kabul-Red Ölçeği'nin yapı geçer¬liliği çalışmasında, cinsiyetlere göre dağılımda %49.12 kız, %50.88 erkek çocuk oranı ile bir zıtlık göstermektedir (Erdem 1990).
Araştırmada çocukların büyük çoğunluğu (%86.72) ailede 1. ve 2. çocuk olarak bulunmaktadır. 3. çocuk ve üzeri oranı ise (%13.28) oldukça azdır. Aydın ve ark. (1992)'nın 9-14 yaş grubu çocuklarda stres verici yaşam olaylarını incelemek üzere İzmir Metropolü'nde yaptıkları araştırmada, çocukların büyük çoğunluğunun birinci ve ikinci çocuk olduklarını saptamışlardır (Aydın ve ark. 1992). Bu sonuç ile şimdiki araştırma sonuçları birbirine paralellik göstermektedir.
Araştırma, üç sosyo-ekonomik düzeyi (SED) temsil eden bölgelerde yapılmıştır. Çocukların okulunun bulunduğu bölgelere göre en fazla kısmen gecekondu bölgesinde (%40.65) daha sonra da gecekondu bölge¬sinde (%30.35) yer aldığı saptanmıştır. Erdem (1990)'in Aile Kabul-Red Ölçeği'nin yapı geçerliliği çalışmasında belirlediği sosyo-ekonomik veriler ile Aydın'ın (1976) İzmir Merkez ilçede bulunan 16 ilkokulda yapmış olduğu araştırmada, saptadığı aşağı SED' de bulunan okullarda okuyan çocukların oranı (%31.25), bu araştırma verileri ile paralellik göster¬mektedir (Erdem 1990, Aydın 1976).
Araştırma kapsamına giren çocukların annelerinin yaş ortalaması 33.43±5.22 olarak bulunmuştur.
Araştırmada, ilkokul mezunu annelerin (%57.18) çoğunlukta oldu¬ğu görülmektedir. Annelerin okuma-yazma oranı ise %96.75 olarak bulunmuştur. Ekim 1992'de gerçekleştirilen Hane Halkı İşgücü Anke-ti'ne göre ülkemiz genelinde okuma-yazma oranı %72.9 olarak belirlen¬miştir (T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) 1995). Bu araştırmada oranın yüksek olması, araştırmanın yapıldığı bölgeye bağla¬nabilir.
Annelerin %20.05'i çalışmakta, %79.95'i ise çalışmamaktadır. Çalışmayan anne oranının %79.14'nü ev hanımları, %0.81'i emekli olan anneler oluşturmaktadır. 1992 Ekim ayı Hane Halkı İşgücü Anketi sonuçlarına göre işgücünde olan nüfusun yaklaşık %30.9' unu kadınlar oluşturmaktadır (T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü 1995). Araştırmamızda çalışan annelerin oranı, işgücünde olan kadın nüfusu oranından düşük bulunmuştur.
Araştırma kapsamına alınan ailelerin yarıdan fazlası (%59.89) 2 çocukludur. Araştırmada, ailelerin ekonomik durumları incelendiğinde; yarıdan fazlasının (%53.39) gelirlerinin giderlerine göre az olduğu sap¬tanmıştır. Ayrıca, araştırmada çalışan annelerin (%20.05) oranı düşük bulunmuştur. Araştırmada çalışmayan annelerin (%79.95) çoğunlukta olması, gelir gider dengesini olumsuz yönde etkileyebileceğini düşün¬dürmektedir.
Araştırmada, annelerin çocuklarına zaman ayırma durumlarına bakıldığında; %83.74 gibi büyük çoğunluğu çocuklarına zaman ayırır¬ken, %16.26'sı da zaman ayırmamaktadır. Çocuklarına zaman ayırma¬yan annelerin ise %33.33' ü çalışan, %66.67' si çalışmayan annedir. Bu bulgulara göre annelerin bir işte çalışmasının çocuklarına zaman ayır¬malarında etkili olmadığı söylenebilir. Annelerin çocuklarına ayırdıkları ortalama süre ise 4.63 ± 4.16 saat olarak saptanmıştır.
Araştırma verileri doğrultusunda, çalışan annelerin çocuk bakı¬mını üstlenen kişi veya kuruluşlar incelendiğinde, en yüksek oranla (%41.89) çocukların aile büyükleri (anneanne, babaanne, dede, teyze, kuzen gibi akrabalar) tarafından bakıldığı, çocukların %24.32 'sinin ise evde tek başına kaldıkları saptanmıştır. Razon'a göre, çalışan annelerin çocuk bakımında başvurdukları yöntemler arasında çocuk bakımının bir büyük anne veya yakın akrabaya devredilmesi en uygun yöntem iken, okul çağı çocuğu için, yaşı küçük olan veya evde yalnız kalmaya hazır olmayan büyük çocuğun evde tek başına bırakılması yanlış bir yöntemdir (Razon 1990).
Tablo 2' de çocukların Aile Kabul-Red Ölçeği Genel Toplam ve Alt Ölçek Puan Ortalamalarının dağılımı incelendiğinde; en yüksek alt ölçek
puan ortalamalarının sırasıyla Sevgi (X = 34.57±13.44), İlgisizlik-ihmal
(X = 24.35±7.54), Saldırganlık-kin (X = 22.38±6.95) ve Ayrıştırılmamış
reddetme (X = 16.39±5.10) alt ölçekleri olduğu, genel toplam puan ortalamasının ise 97.69±27.00 olduğu saptanmıştır (Tablo 2). Erdem' in (1990) Aile Kabul-Red Ölçeği'nin geçerlilik ve güvenirlik çalışmasında ise, genel toplam puan ortalaması 91.86±25.07 olarak bulunmuştur (Erdem 1990). Araştırmada, Aile Kabul-Red Ölçeği'nin toplam puan ortalaması, Erdem' in (1990) yaptığı araştırmanın toplam puan ortala¬ması ile benzerlik göstermekte olup, Karşıyaka'da bulunan ilköğretim okulları 3. sınıfta okuyan çocuklar için elde edilen bu sonuç, çocukların anneleri için orta düzeyde red algıladıklarını hatta bu değerin yüksek redde yakın bir değer olduğunu ortaya koymaktadır.
Çocukların Aile Kabul-Red Ölçeği genel toplam puanlarının, red gruplarına göre dağılımı incelendiğinde; çocukların en fazla oranda (%47.15) orta düzeyde anne-baba reddi algıladıkları ve bu değerin yük¬sek redde yakın bir değer olduğu saptanmıştır. Ölçekte de bu anlatım "orta düzeyde yüksek red" olarak ifade edilmektedir. Ayrıca yalnızca %7.86 oranında algılanan düşük anne-baba reddi bulunmasına karşın, yaklaşık 4 katı oranında (%28.46) çocuk yüksek anne-baba reddi algılamaktadır (Tablo 3).
2.JPG
Tablo 2. Çocukların Aile Kabul-Red Ölçeği Toplam ve Alt Ölçek Puan Ortalamaları (N= 369)
Erdem'in (1990) Aile Kabul-Red Ölçeği ile ilgili araştırmasında ise, çocukların en fazla oranda (%55.52) orta düzeyde düşük anne-baba reddi algıladıkları belirtilmiştir. Ayrıca %7.56 oranında çocuk, düşük anne-baba reddi algılarken, bunun 2 katı sayıda (%14.82) çocuk yüksek anne-baba reddi algıladıkları belirtilmiştir (Erdem 1990).
3.JPG
Tablo 3. Çocukların Aile Kabul-Red Ölçeği Genel Toplam Puanlarının, Red Gruplarına Göre Dağılımı. (N= 369)
Tablo 4'te, çocukların Aile Kabul-Red Ölçeği genel toplam puan ortalamalarının, çocuklar ve annelerinin bazı sosyo-demografik özellikle¬rine göre dağılımları görülmektedir. 10 yaş ve üzeri çocuklarda Aile Kabul-Red Ölçeği genel toplam puan ortalaması en yüksektir. Yapılan ileri analizde de bu fark anlamlı olarak bulunmuştur (Tablo 4). Bu sonuç, çocukların yaşları arttıkça ortaya çıkabilecek adolesans çağı sorunlarına bağlanabilir.
Erkek çocuklarda Aile Kabul-Red Ölçeği genel toplam puan orta¬laması, kızlara nazaran daha yüksektir (Tablo 4). Başka bir deyişle, erkek çocuklar tarafından algılanan aile reddi, kız çocuklarına göre daha fazladır. Erdem (1990), yaptığı araştırmada erkek çocukların kız çocuklarına göre daha fazla ailevi red algıladıklarını saptamıştır (Erdem 1990). Bu araştırma bulguları, yapılan araştırma bulguları ile paralellik göstermektedir.
Araştırmada, ailede 3. çocuk ve üzeri olan çocukların Aile Kabul¬Red Ölçeği genel toplam puan ortalaması, ailede birinci ve ikinci çocuk olma durumlarından daha yüksek bulunmuştur. Yapılan ileri analiz¬lerde de bu farkın anlamlı olduğu gözlenmiştir (Tablo 4). Bu sonuca göre, ilk çocuklarda algılanan aile reddi de artmaktadır.
Kağıtçıbaşı (1978), Türkiye'de çocuğun değerini ortaya koyduğu araştırmasında [Value Of Child (VOC)], ailede çocuk sayısının artma¬sının, çocuklara verilen psikolojik değerin azalmasına sebep olduğunu vurgulamıştır (Kağıtçıbaşı 1980). Bu saptama, araştırma sonuçlarını destekler niteliktedir.
4.JPG
Tablo 4. Çocukların Aile Kabul-Red Ölçeği Genel Toplam Puan Ortalamalarının, Çocuklar ve Annelerinin Bazı Sosyo-Demografik Özelliklerine Göre Dağılımı.
Aile Kabul-Red Ölçeği genel toplam puan ortalaması, anneleri okur-yazar olmayan ve anneleri ilkokul mezunu olan çocuklarda aile reddi, Ortaokul/Lise ve Yüksekokul/Fakülte mezunu annelerin çocukla¬rından daha yüksek olarak bulunmuştur (Tablo 4). Okur-yazar olmayan ve ilkokul mezunu olan annelerin çocuklarının, daha fazla aile reddi algıladıkları düşünülmektedir. Başka deyişle, annelerin eğitim düzeyinin artması, anne çocuk ilişkisini olumlu yönde etkilemektedir.
Baykara ve arkadaşlarının (1992), ilkokul dönemi çocuklarında yaşam olayları ile ruhsal belirti ilişkisini inceledikleri araştırmada çocuklarındaki ruhsal belirti için kliniğe başvuran annelerin eğitim düzeylerinin başvurmayan annelerden daha yüksek olduğu, ayrıca eğitimli anne babanın çocuktaki belirtileri fark etmesi ve uygun çareler aramasının daha sık görüldüğü belirtilmiştir. Bu araştırma bulguları, yapılan araştırma bulguları ile paralellik göstermektedir.
Tablo 4'te Aile Kabul-Red Ölçeği genel toplam puan ortalaması, gelir-gider dengeli olan ailelerin çocuklarında en düşük olarak bulun¬muştur. Yapılan ileri analiz sonuçları da bu doğrultudadır. Bu duruma göre, ailelerde gelir ve giderin dengeli olması, anne-çocuk ilişkisini de olumlu yönde etkilemektedir.
Baykara ve arkadaşlarının (1992), ilkokul çocuklarında yaşam olayları ile ruhsal belirti ilişkisini karşılaştırdıkları araştırmada, aile gelirinin azlığının, yaşam olayı ortanca puanını ve çocuğun ruhsal sorununu artırıcı bir etmen olduğu vurgulanmıştır.
Aydın ve arkadaşlarının (1991) da 9-14 yaş grubu çocuklarda stres verici yaşam olaylarını inceledikleri araştırmada, 63 adet yaşam olayı arasında ''önemli ekonomik güçlük'' olayının çocuklar için 38. sırada yer alan, stres verici bir yaşam olayı olduğu saptanmıştır.
Yukarıda sözü edilen araştırma sonuçları, bu araştırmada elde edilen sonuçları desteklemektedir.
Araştırmanın verileri doğrultusunda, ailelerin çocuk sayıları art¬tıkça, çocukların Aile Kabul-Red Ölçeği genel toplam puan ortalamaları da artış göstermektedir (Tablo 4). Bu bulgu doğrultusunda, ailelerin çocuk sayıları arttıkça çocuklar tarafından algılanan aile reddinin de arttığı düşünülmektedir.
Baykara ve arkadaşlarının (1992) ilkokul çocukları üzerinde yapmış oldukları araştırmada, çocuğun çok kardeşinin olmasının (ailede çocuk sayısının fazlalığı) çocuğun daha fazla olumsuz olay yaşamasına neden olabileceği belirtilmiştir.
Kağıtçıbaşı (1978)'nın Türkiye'de çocuğun değeri ile ilgili yapmış olduğu araştırmada da çok çocuklu ailelerde, çocuğun aileye sağladığı maddi yarar bakımından değer taşıdığını, ancak psikolojik değerinin kaybolduğunu belirtmiştir (Kağıtçıbaşı 1980). Bu araştırma bulguları, yapılan araştırma bulguları ile paralellik göstermektedir.
Aile Kabul-Red Ölçeği genel toplam puan ortalaması, çocuklarına zaman ayırmayan annelerin çocuklarında, zaman ayıranlara göre daha yüksek bulunmuştur (Tablo 4). Bu bulguya göre, çocuklarına zaman ayırmayan annelerin çocuklarının, zaman ayıranların çocuklarına göre daha fazla aile reddi algıladıkları söylenebilir. Diğer bir ifade ile, çocuk¬lara zaman ayrılması, anne-çocuk ilişkisini olumlu yönde etkilemek¬tedir.