Nüve Forum

Nüve Forum > akademik > Meslek Yüksek Okulları > Hemşirelik Yüksekokulu > Öykü Yazdırma Yoluyla Duyguların Dışa Vurumu

Hemşirelik Yüksekokulu hakkinda Öykü Yazdırma Yoluyla Duyguların Dışa Vurumu ile ilgili bilgiler


Öykü Yazdırma Yoluyla Duyguların Dışa Vurumu; Bir Olgu Sunumu-Expressing Feelings By Story Writing: A Case Anneannesinin öleceğinden korkan 13 yaşındaki bir kız çocuğunun başlangıçtaki paniğinde, krize müdahale edildi, daha sonra

Like Tree8Likes
  • 2 Post By MelisAycan
  • 1 Post By MelisAycan
  • 1 Post By MelisAycan
  • 1 Post By MelisAycan
  • 1 Post By MelisAycan
  • 1 Post By MelisAycan
  • 1 Post By MelisAycan

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 18.08.08, 19:07
Çılgın
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
İletiler: 833
MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.
Standart Öykü Yazdırma Yoluyla Duyguların Dışa Vurumu

Öykü Yazdırma Yoluyla Duyguların Dışa Vurumu; Bir Olgu Sunumu-Expressing Feelings By Story Writing: A Case

Anneannesinin öleceğinden korkan 13 yaşındaki bir kız çocuğunun başlangıçtaki paniğinde, krize müdahale edildi, daha sonra da öykü yazdırma yoluyla derindeki duygularının açığa çıkarılmasına yardımcı olundu. Anneanne ile ilgili korkularının altında yatan bağımlılık duygularını çözmesine ve kendim gerçekleştirmesine yardımcı olan süreç bu öyküler yolu ile gerçekleştirildi.

A thirteen year old girl was afraid that her grandmother was going to die. She was fırst helped, through crisis intervention, to allay her panic and later on to express her deep feelings by story writing, thereby resolve the dependence feelings underlying her fear conceming her grandmother and a process was started through which she was helped to realise her own life.

Gülten Özaltın
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 18.08.08, 19:09
Çılgın
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
İletiler: 833
MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.
Standart Öykü Yazdırma Yoluyla Duyguların Dışa Vurumu

Sağlık ekibinin önemli bir parçası olan hemşirenin hastaların duygusal sorunlarında çözüm gücü kazandıracak deneyimler kazanması ülkemizde de gittikçe önem kazanmaktadır. Yaklaşık 50 yıl öncesinde Hildegard Peplau (1952); hemşirelik sürecini öndeğerlendirme, planlama, uygulama ve sonuçlan değerlendirmeyi içeren bir adımlar dizisi olarak değil, yer yer bunların birbiriyle örtüştüğü bir aşamalar dizisi olarak görüyor ve "Hemşireliğin odaklandığı süreç, hasta ile hemşire arasında gelişen ilişkidir" diyordu. Bunun yanısıra hemşirelik bakımının dinamik yorumunu yapmanın yararını vurgulayan Peplau (1964); hemşirenin anksiyete, suçluluk duygusu, aşırı benimseme ya da sevme gibi çeşitli duyguların hasta üzerindeki ketleyici, gelişmeyi engelleyici ya da geliştirici etkilerinin farkında olmasını önermekteydi. Psikiyatri hemşireliği üzerinde derin etkisi olan kuramcılardan biri olan Orlando ise (1961, 1987). hastanın acil gereksinmelerini farketmenin ve o anki sıkıntısını ortadan kaldıracak veya azaltacak girişimlerde bulunmanın önemini vurgulamaktadır. Forchuk (1991) her iki kuramcıyı karşılaştırdığı makalesinde; Orlando'nun kısa süren etkili girişimler önerirken Peplau'nun uzun ve sürekli bir ilişkiyi hedeflediğinden bahsetmektedir. Bu olgunun ele alınışında her iki kuramcının önerilerinden ve yaklaşımlarından yararlanılmıştır. Aşağıdaki sunumun başlangıç bölümünde anneannenin bağımlılık gereksinimlerini karşılayarak büyütülen bir kız çocuğunun anneannesinin öleceğine inandığı sırada yaşadığı panik ve bu durumu çözümlemek için yapılan hemşirelik girişimleri yer almaktadır. Sununun ikinci bölümünde ise, krizin çözümlenmesinin ardından, kısa öyküler zinciri içinde genç kız olmaya başlayan bir bireyin içindeki yaşanmamış yönlerin açığa çıkarılması verilmeye çalışıldı. İstekler bastırıldığında gücünden birşey kaybetmediğini öne süren Inderbitzin ve arkadaşları (1990) olumsuz duygulan kontrol etmeyi başarmak için, büyüme sürecinde bu duygulan açık biçimde yaşamak ve bunlarla baş etmenin çeşitli yöntemlerini denemek gereklidir demektedirler. Saldırgan tepkilerinden ötürü suçlanan çocuklar, kontrol sürecinde deneyim kazanamazlar. Zamanla saldırganlıklarını herkesten, hatta kendi kendilerinden saklamayı başarabilirler. Sessiz, yumuşak, kibar ve sakin görünebilirler. Bu görünümün ardında, saldırgan olmanın tehlikeli olduğu ve herhangi bir saldırganlık gösterisinin kontrol dışına çıkacağı korkusu yatabilir (Rickelman 1997).
Yaşanmamış duygular her zaman bir ruhsal rahatsızlık, ya da suç olarak ortaya çıkmazlar. Şiir, resim, öykü gibi binbir yaratıcı güce bürünebilirler. Bu olgudaki çocuğun acılanmn da geleceğin öykülerinin, romanlarının habercisi olacağı umudunu taşıyabiliriz.

Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 18.08.08, 19:11
Çılgın
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
İletiler: 833
MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.
Standart Öykü Yazdırma Yoluyla Duyguların Dışa Vurumu

OLGU SUNUMU
Bu sunuda geçen tüm isimler değiştirilmiştir;
Cansu'yu 11 yaşında iken 4-5 kez görmüştüm. O sıra, aile, babasma hiç "baba" demediğinden yakınıyordu. Cansu'ya nedenini sorduğumda, "O, benim dünya iyisi anneannemle ilgili hiç iyi şeyler söylemiyor, sürekli aleyhinde konuşuyor, oysa anneannem; o benim hakkımda iyi şeyler demese bile yine de senin babandır" diyor derken sesi öfkeden kısılıyor ve yüzü kıpkırmızı oluyordu.
Baba ile görüşmemde "Sorun nedir?" diye sorduğumda "Hiç bir sorun yok, şu benim kayınvaldeyi bir öldürsek tüm problemler bitecek" dedi. Ben de "Tabanca mı, bıçak mı, zehir mi kullanalım?" diye ciddi bir tonla sorunca bir kahkaha patlattı.. "Gençtik, hemen evlenince çocuk doğdu, altlı üstlü oturuyorduk, bu çocuğu o büyüttü sayılır ama yeter artık, büyüttü ise malı mı oldu?" diyerek yakınmalanm sürdürdü. Başka bir semte taşındıklan halde Cansu anneannesinin evine yalan okula gidiyor ve her gün anneanneyi görmeden duramıyormuş, buna hafta sonlan da dahilmiş. Birlikte yaptığımız planla, Cansu'yu haftada birkaç kez sahile akşamlan dondurma yemeye çıkarmaya, en az bir kez birlikte sinemaya gitmeye ve kayınvaldesine karşı Cansu'nun yanında dikkatli davranmaya karar verdi. Cansu ilk gün sahilde babası ile birlikte dondurma yalayıp gülerken, anneannesine karşı ihanet etmiş gibi bir duyguya kapıldığım ve birden neşesinin kaçtığım anlattı. "Anneannen seni gerçekten seviyorsa, senin eğlenmenden mutlu olur, gülebilmek güzel bir şeydir, sen kimseye ihanet etmedin, kalbinde anneannene de, babana da, daha pek çok kişiye de yer var, sevdikçe zenginleşirsin vb..." dedim. Daha sonraki günlerde babası ile ilişkileri iyi bir şekilde sürüyor, fakat inatla "baba" demiyordu. Bir yılbaşı günü Cansu bana telefon ettiğinde; "Bugün gece 12'den önce babana baba demeni istiyorum" dedim. O gün, "Artık Gülten Hanımı hiç sevmiyorum" demiş nedenini söylememiş. Tam saat 12'de "Yeni yılın kutlu olsun baba" demiş.
Daha sonra Cansu, yılbaşı ve bayramlarda kendi eliyle süslemelerini yaptığı kartlarla bana kutlama mesajlan gönderiyordu.
Cansuyu 14 yaşma kadar bir daha görmedim. 1996 yılının ikinci ayında bir akşam üstü Cansu'nun annesi bana kızının çok huzursuz olduğunu yerinde duramadığını iletti, kızım sizi anyor dedi. Kısa bir süre sonra ana-kız evime geldiler. Annenin gözleri ağlamaktan şişmişti. Çocuk günlerdir yemek yemediği için, nefesi açlıktan kokuyordu. Ne olduğunu sordum. "İki gündür okulda çok zor durabiliyordum, bugün daha da huzursuz oldum ve ders arasında koştum size telefon ettim evde değildiniz, sonra annemi aradım, annem benim hemen işyerine gelmemi istedi, birlikte size telefon ettik. Sizin evde olduğunuzu duyunca biraz sakinleştim ama bu durumum ne kadar sürer bilmiyorum, bana ne oldu, hiç anlamıyorum, şimdi bile çıkıp yollarda koşabilirim, bana belki siz de yardım edemezsiniz, sanki göğsüm sıkıntıdan patlayacak, bunu kimseler anlayamaz, bir rahatlayabilsem, sanki öleceğim" diyordu.
"Son günlerde seni üzen bir şey var mı?" sorumu önce "Önemli bir şey yok" sonra da "Anneanneme bir şey olmasından korkuyorum" diye yanıtladı. Anneannesi torununa kalbinde bir rahatsızlık hissettiğini, pil takılabüeceğini söylemiş ve Susanna Tamaro adlı bir İtalyan yazarın Yüreğinin Götürdüğü Yere Git adlı kitabını hediye etmiş. Daha sonra incelediğimde bu kitabın, 80 yaşındaki bir kadının uzaklara giden küçük torununa yazdığı ve hiç göndermeden her gün bir kutuya attığı, bir iç hesaplaşma ve veda sayılabilecek mektuplardan oluştuğunu gördüm. Kitaptaki yaşlı kadın gibi; anneanne de bir kutuya ölümünden sonra Cansu'nun açması dileğiyle hergün bir mektup atmaya başlamış. Cansu bunu anlatırken "Biliyorum anneannem ölecek" diyerek ağlamaya başladı. Büyük bir rastlantı ile anneannenin gittiği doktoru tanıyordum, durumu öğrenmek için telefon açtım. Doktor "Ben o hanımın kalbinde önemli bir şey bulamadım ve kendisine de bunu söyledim" dedi. Sonra ben Cansu'nun annesinden bu durumun yorumunu istedim. "Annem hep önemli bir olayın arifesinde örneğin; ben üniversite imtihanlarına girerken, nişanlandığım sıra, düğün hazırlıkları yapılırken, yatak döşek hastalanır, kalp çarpıntıları ve fenalaşmaları, mahalleli bizim evi dolduruncaya kadar sürerdi" dedi. "Şimdiki önemli olay nedir?" soruma "Babama hafif bir felç geldi, şekerini de yüksek buldular "diye yanıtladı.

Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 18.08.08, 19:17
Çılgın
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
İletiler: 833
MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.
Standart Öykü Yazdırma Yoluyla Duyguların Dışa Vurumu

Omuzlarını yukarı kaldırmış, kafası göğsüne gömülü ağlayan bu çocuğun yalnızlığına ve ölüm korkusuna, sanki dokunduğumu hissettim. Ona sarıldığımda bedeninde hiçbir tepki olmadı. Yavaş bir sesle "Anneannen için çok korktun ama, inan bana anneannene bu sıra birşey olmayacak. Anneannen de dedenin hastalığından çok korktu, insanlar bir yakınları hastalanınca, onu kaybetmekten korkup kendi sağlıklarını merak edebilirler" dedim. Bu konuşmayı yaptığım sıra Cansu'nun anneannesinin korkularını, üzüntülerini algılayarak, öfke duymadan bir duygu yakınlaşması içine girmesini istedim. Aynı zamanda "anneannene şu sıra birşey olmayacak " diye güvence vererek korku ve paniğini azaltmaya çalıştım. Cansu'nun içinde bulunduğu kriz durumunda somut önerilere gereksinimi vardı: "Şimdi eve gidince çok iyi bir yemek yiyeceksin, ılık bir ballı süt içip erkenden yatacaksın ve yarın ben senin sesini telefonda daha iyi duymak istiyorum" dedim. Annesi "Yarın okula gitsin mi?" diye sorunca, hem annenin hem kızının paniklerini azaltmaları ve problemin kronik hale gelmemesi için, kesin olarak okula gitmesini önerdim. Cansu'ya da "Sakın okuldan çıkma, sıkılsan bile kal, ben senin bunu başaracağına inanıyorum" dedim. Haftaya aynı saate randevu verdim ve bana o güne kadar her akşam telefon edip gününü nasıl geçirdiğini anlatmasını istedim. Yolda giderken annesine "Gülten Hanım galiba melek"demiş. O haftayı gittikçe rahatlayarak geçirdiğini ilettiler. Sanırım uzun süreli olarak kendisini dinlemem, duygularını dile getirmesini sağlamam, güvence vermem, somut önerilerde bulunmam, önümüzdeki günlerde sağlığı ile ilgili bana günlük bilgi vermesini beklemem Cansu'yu rahatlattı. Krize başlangıç döneminde müdahale edilebilmesi de başarı şansını artırmıştı (Özaltın 1996).
İkinci gelişinde bana, iki büyük çizgili dosya kağıdının orta yerlerine kargacık burgacık yazdığı iki yazıyı verdi. Yazılardan birinde: "Ben bir çocuğum, hep büyük olmak zorunda bırakılan bir çocuk. Ben bir çocuğum içindeki çocuk öldürülmüş bir çocuk, hep uslu olmak zorunda kalan bir çocuk" yazıyordu.
Büyük ve uslu olmak zorunda olmayı bir anlatsan dediğimde; "anneannemle gezmeye giderdik, anneannem benim için öyle iyi, öyle uslu bir çocuk ki gittiği yerde hiç kıpırdamaz, beni hiç utandırmaz, benim yavrum su bile istemez derdi, ben de dudaklarım susuzluktan çatlasa da su bile isteyemezdim. Çok istememe karşın, kalkıp diğer çocuklarla da oynayamazdım, konuşmadan bir köşede otururdum" dedi. İkinci not bir şiirdi: "İnsan olmaktan bıktım kuş olmak istiyorum,
Doruklara kanat açmak sonsuza kadar, Ağhyarak bağırarak çıkmak bu duvarların arasından, Haykırmak delicesine özgürlüğü, İsyan etmek herkese, Belki de herkesi sevdiğimi bağırmak, İnsan olmaktan bıktım artık kuş olmak istiyorum, Delicesine uçmak, uçmak, uçmak, Belki gülümseyebilirim o an içtenlikle herkese, İnsan olmaktan bıktım kuş olmak istiyorum"
Bu bir barbi bebek gibi oturan ve giyinen, kırılgan, suskun çocuğun irdeleyerek, eleştirerek, kavrayarak bakan, çekingen, zeki gözleri vardı. 40 yaşındaki bir kişinin olgunluğunda konuşan ve içindeki çocuğun öldürüldüğünü ve kuş olup uçmak istediğini bana yazıyla ileten, uslu ve saygılı olmak öğretilmiş, gözlerinde hiç bir çocuksu parıltı göremediğim bu çocuğun, çocukluğunun öldürülmüş değil de hiç doğmamış yönleri nelerdi acaba? İçimden onu sarmak geldi. Duvarların arasından çıkmak isteyen,
gülümseme umudu taşıyan dizeler, bana bir esin verdi. Cansu'dan bir ödev yapmasını, 3-4 yaşlarında kız ya da erkek, anababasını yoran, yaramaz bir çocuk kurgulamasını istedim. Bu ödevi verirken Cansu'nun yaşanmamış duygularını ve bağımlı yönlerim açığa çıkarabilmeyi ummuştum. İki gün sonra Cansu bana telefonda bu ödevi yapamıyacağını söylerken, sesinden ikilem yaşadığım sezdim. Bu ödevi yapmazsa bana karşı gelmiş olacaktı, yaparsa yakınları onu sevmeyecekti. "Bu çocuk öyle tatlı yaramazlıklar yapsın ki anababası ona kızamasın" dedim. Cansu bu öneriyi benimsedi ve aşağıya kısaltarak verdiğim, şu ödevi hazırladı:
O, doğduğu gün neşe yaydı evine, çocukluğunda ise yaptığı yaramazlıklarla tatlı öfkeler, ya da öfkeli mutluluklar yarattı. Ona kızsalar bile, yaptığı yaramazlıklar karşısında yüzlerindeki tebessümü durduramazlardı. Uğur mutlu bir çocukluk yaşadı. Yaklaşık 3 yaşında iken resim yeteneğim değişik bir ortamda denemek istedi, masanın üzerindeki güzelim örtünün üzerine ketçap ile palyaço resimleri, mutlu yüzler çizmeye başladı. Annesi oradan geçerken masaya göz attığında, gözlerine inanamadı. Ne yapacağını bilemedi, ama onu yine sevdi! Bir gün uykusunun arasında gözleri açıldı, aklına bir yaramazlık geldi, gülmeye başladı. Gecenin o saatinde kalkıp koşarak ana-babasının arasına kendini hızla attı. İkisi de çok korkarak gözlerini açtılar. Ama ona pek kızamadılar! Başka bir gün, koltukların üstünde zıplarken aklına kuştüyü yastıktan, sapı dışarı çıkmış tüyleri çekmek geldi, teker teker çekerken dayanamayıp, yastığın köşesindeki dikişleri sökmeye başladı. Sonra yastığı havaya zıplatarak tüylerin kafasına yağmasını sağladı. Tüyler havada uçuşurken, Uğur kahkaha krizine tutulmuştu. Annesi onu çağırarak yapacağı yemeğe yardım için, iki kaşık salçayı bir kabın içinde suyla eritmesini istemişti Uğur, kaşığı ters tutup sapını parmağı ile bastırarak bir parça salçanın annesinin yüzüne fırlamasını sağladı. Sonuç, işitilen bir azar! Olsun, o eğleniyordu. Annesi gazete okurken, Uğur annesinin koltuğunu hafifçe sarsmaya başladı, annesi önce farkına varmadı. Sarsıntının şiddetini artırdıkça depremden çok korkan annesi, deprem oluyor sanıp çığlık attı. Yeni yıl gelmişti, Uğur artık 5 yaşında idi. Dolapta bulduğu yumurtalardan ikisini yemek masasının üzerindeki lambaya astı. Annesiyle babası yemeğe oturunca çok ince bir iplik bağladığı lambayı yavaşça sallayınca yumurtalar anne ve babasının kafasında kırıldılar. Uğur büyüdükçe daha akıllı şakalar yapmaya başlamıştı. Çok küçük yaşından beri babası Uğura bilgisayar kullanmayı öğretmişti. 7 yaşında iken neredeyse bir bilgisayar uzmanıydı o. Bir Nisan günü, bilgisayarını açarak bir virüs yarattı. Virüste "ÇALIŞMAYA SON ŞİMDİ OYUN VE DANS ZAMANI!" yazıyordu. Bunu babasının işyerindeki bilgisayar ağına soktu. Artık babası her bilgisayarını açtığında karşısında bu mesajı buluyor, bu virüsü kimin sisteme aktardığını bulamıyordu.


Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 18.08.08, 19:20
Çılgın
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
İletiler: 833
MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.
Standart Öykü Yazdırma Yoluyla Duyguların Dışa Vurumu

Günler böyle geçip giderken, ailesi Uğurun bu şakalarına alışmıştı. Uğurun mutlu bir ailesi, onu anlayan, onu seven hiç uyum sorunu yaşamadığı arkadaşları ve doyasıya yaşadığı bir çocukluğu ve gençliği oldu. Belki de hepimizin içinde bir Uğur vardır, kim bilir? İş onu bulabilmekte...
Öykülerinin izlediği süreç içinde Cansu'nun kendisini daha derinden tanıması, içgörü kazanması ve düzeltici bir deneyim yaşamasını hedefleyerek, yeni bir oyun kurgulamasını ve bu kurgudaki çocuğu biraz daha yaramazlaştırmasını istediğimde, hemen kabul etti. Hazırladığı ikinci ödev aşağıya kısaltarak alınmış ve parantez içinde görüşmemiz sırasında Cansu'dan elde ettiğim yorumlar verilmiştir: (Cansu bu yorumları yaparken öyküdeki kızla kendini ve öyküdeki ana-baba ile kendi ana-babasım sanki gerçek iki durum gibi karşılaştırıyordu)
Serra neşeli bir çocuktu. Tıpkı birçok çocuk gibi. Biraz şımarıktı. Tıpkı birçok çocuk gibi. Çok sempatik ve yaramazdı. Tıpkı birçok çocuk gibi. Bir gün Serra odasında bilyeleri eline aldı, babası ile annesi peşinde koştururken bilyeleri yere attı, onlar bilyelere takılıp düştüler. Serra'ya bir gece odasında kalma cezası verdiler. Başka bir gün annesi yemek yapıyordu. Tencereyi açtı. içinde bir yılan ona bakıyordu. Annesi gözlerine inanamıyarak çığlık çığlığa kaçmaya başladı. Yılan plastikti ve doğal olarak Serra tarafından konulmuştu. Annesi ona bir hafta kendileriyle konuşmama cezası verdi (annesinin büyük korkuları var, hiç kızını anlamaya çalışmıyor, yaramaz diye bir kalıba oturtmuş, hep o kalıptan bakıyor, at gözlükleri ile). Serra'nm ailesi zengindi, bahçelerinde kocaman bir yüzme havuzları vardı. Serra, babası havuzun kenarında ayakta elbiseli dururken kazaymış gibi çarpıp, babasını havuza düşürdü. Babası havuzdan sinir içinde çıkıp kızını odaya bıraktı ve konuşmadan çıktı gitti (benim babam da bana böyle yapar, arkadaş olsa konuşurdu, konuşsa bile annesi ile konuşuyor, babası ile hep annesi var
aralarında). Diğer bir gün, Serra beyaz bir oyuncak fareyi kurdu. Fare halının üzerinde yürürken korkmuş gibi çığlık atmaya başladı. Fareden çok korkan annesi bunu görünce bayıldı. Yaramazlıkları artık ciddi bir hal almaya başlamıştı. Anababası onu karşılarına alıp konuştular (artık ceza ile başa çıkamıyacaklarını anlıyorlar, başka bir yol deniyorlardı). Bu da işe yaramadı. Tıpkı birçok çocukta olduğu gibi! Yine bir gün, Serra anababasının su yataklarında bir delik açtı. Gülme sesleri duyan anababası onu eğleniyor sandılar, başlarına geleni sabah farkettiler (babası, biz bunu haketmek için ne yaptık, sana herşeyi veriyoruz dedi, yani benim babam da hep öyle der). Serra'nın yaramazlıklarını hepimiz çevremizde, halamızın oğlunda, dayımızın kızında, filmlerde, hatta sokaktan geçen her hangi bir çocukta görebiliriz. Kim bilir belki bazı zamanlar sıradan yaramazlıklar da iyidir!!!
Cansu'nun anababası, kızlarının daha canlı neşeli olduğunu ama kafa tutmalar, uzun telefon görüşmeleri gibi bazı istenmeyen davranışlarının ortaya çıktığını söylüyorlardı. Annesinin bir gün bir yere telefon etmesi gerekiyormuş, hemen telefonu kapat demiş, Cansu istifini bozmayınca telefonu elinden almış, bir süre aralarında mücadele ve bağırma olmuş, sonra anne telefon görüşmelerini yasaklıyorum dediğinde Cansu bakkaldan bir arkadaşına telefon edip, kendisine telefon etmeleri için arkadaşına, diğer arkadaşlarının listesini vermiş. Anne, "Güya biz kızımıza telefon yasakladık, tüm gece arkadaşlarından telefon geldi" diye yakınıyordu. Cansu'ya "Serra'nın yaramazlıkları bana da pek sıradan gelmedi, gelecek hafta hazırladığın ödevde, çevresini de dikkate alarak yaramazlık yapabilir mi?" diye sorduğumda neşeli bir gülüşü oldu. "Geçen gece rüyamda, mahalledeki tüm arkadaşlarla gece yarısı gizlice sokağa çıkıp aniden evlerin camlarına taş atmaya başladık. Anababalar korkuyla camlara fırladılar, bizlere çok kızmışlardı. Sonra bizleri kovaladılar. Korku ile uyandım" dedi. Ben de gülerek "Cansu dikkat et rüyanda örgütlü suçlar işlemeye başladın" dedim.
Cansu 'mm üçüncü ödevi de kısaltılarak ve kendi yorumlan parantez içinde verilmiştir:
Serra yaramazlıklarına devam etti Onun için vazgeçmek çok zordu. Annesi ona sürekli telefonla konuşmama cezası, tuvalete kilitleme cezası, kendisiyle konuşmama cezası.... verip duruyordu. Bu cezalar onu kesinlikle caydırmadı. Annesi ona telefonla konuşma yasağı koyunca, bütün gece telefonun başında oturuyor, o da onu konuşturmuyordu. Tuvalete kilitlendiğinde boya kalemlerini gizlice içeri sokup, duvarları boyuyordu. Bağırıyor, annesini tırmıklıyor, sinir krizleri geçiriyor ve dünyayı annesinin başına dar getiriyordu. Annesiyle bir savaşım içindeydi ve bu savaşın galibi, babası sayesinde hep Semra'ydı. Babası annesinin Serra'ya verdiği cezaları ağır buluyor ve engelliyordu! Serra bu günlerde babasını gerçekten seviyordu! Canı babasıydı onun, bir tanesiydi! Geç bulduğu babası onu koruyordu (sanki kendimiz/niş gibi, onun da babası ile aralarında hep annesi var). Bu durum çok yıpratıcıydı Biri buna dur demeliydi. En sonunda annesi, babası, terapisti ve Serra ortak bir karara vardılar. Serra yaramazlık yapacaktı ama ailesini rahatsız etmiyecekti! Annesi ona ceza vermeyek, bağırmayacaktı! (zavallı çocuk, o da benim gibi annesi bağırınca şaşırıyor) Babası da bu olaylarda kızını koruyucu rol üstlenmiyecekti! Böylelikle kimse kendinden fedakarlık etmeyecekti. Bu muhteşemdi! En sonunda gökten üç elma düştü, biri Serra'nın , biri annesinin, biri de babasının başına!
Daha çok öykülerine ağırlık vererek anlatmaya çalıştığım Cansu'yu ilk birkaç haftanın dışında 6 ay, ayda bir gördüm. Konuşmalarının içeriği daha çok yalnızlık, terkedilme, ayrılık üzerine çocukluğundaki olaylarla ilgili oluyordu. Görüşme sırasını izleyerek, anlattıklarından esintiler şeklinde günleri birbirinden üç nokta koyarak ayırdığım, kısa notlar vermeye çalışacağım:
Benim büyük korkularımdan biri, bir şeyin dışında kalmaktır. Bir grubun dışında kalmak istemiyorum. Sevileyim istiyorum. Sıra arkadaşım Buket, sınıfta olmazsa kendimi yalnız hissediyorum. Buket'i kaybetmek istemiyorum, benim olan şeyleri de... Annemle babamın çalkantılı dönemlerinde, ilkokulda hep yalnızdım. Bir tek anneannem benden ayrılmazdı, hep yanımda olurdu. Dayım ayrılırdı, annem ayrılırdı, babam ayrılırdı, hele babam, doğru dürüst yüzünü gördüğüm yoktu. Anneannem bana kirpiğini kopar, yakandan içeri at, dua et dayın gelir derdi Dayım hep gidince kötü olur, ağlamaklı olurdum... Annemi hep mıncıklar ve çok konuşurdum. Onu çok az gördüğümden uyumasın isterdim, çünkü hep anneannemle olurdum... Bazen annemden çok korkardım, sakin sakin matematik çalıştırırken, birden çığlık atardı... Ben anneannemi sevdim, o da beni sevdi Buraya kadar normal Sevgi zarar verdiği yerde hastalıklıdır. Ya sevgiyi, ya hastalığı bitireceksin. Buket doğum günümde bir mektup yazmış bana, içinde seni seviyorum, her zaman sevmek istiyorum yazıyor. Okur okumaz korkuyla elimden attım mektubu. Çünkü Buket beni kimseyle paylaşmak istemiyor... Annemle dayım ilişkilerinde entellektüel şeyler yapıyorlar, bir abla-kardeş gibi değiller. Biz, dayımın kızı ile tepmiyoruz, ipe sapa gelmez şeyler yapıyoruz. Birinin onlara her şeyin kültür olmadığını anlatması gerekir...

Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 18.08.08, 19:21
Çılgın
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
İletiler: 833
MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.
Standart Öykü Yazdırma Yoluyla Duyguların Dışa Vurumu

Cansu'ya yukarıda özetlediğim üç ödevin dışında, başka bir ödev vermedim. Öyküler yazmaya başladığım söyledi. Bazı görüşmelerimize yeni yazdığı öyküleri getiriyordu. Bir öyküsü okullararası bir yarışta mansiyon almış. Öykülerini çok düzgün bir el yazısı ile yazıyor. Bunları çoğaltıp, her öyküsünü küçük bir para karşılığı satmaya başladı. Satış işine ben de üç öyküsününü kopyalayıp yakın çevreme satarak, yardım ettim. Cansu 1996'nın yazında aileye önerdiğim bir çocuk kampına katıldı. Kamp dönüşü görüşmemizde, kampta önceleri çok heyecanlandığını, uyum yapmaktan korktuğunu, ama korktuklarının hiç birinin gerçekleşmediğini ve iyi eğlendiğini anlattı. Çekingen ve yakışıklı bir çocuğun kendinden hoşlandığını diğer arkadaşlarından duyunca, bu çocuğa arkadaşlık teklif etmiş. "Alper çok yakışıklı bir çocuk, bir türlü gözleriyle iletişime geçemiyor. Ben de ona yakın olmak istedim. Müzikle uğraşan biriyle arkadaş olmak istemişimdir. Hep bir erkek arkadaşım olsun istedim, isteğim oldu, çabalarım sonuç verdi" diyerek kamp günlerini özetlemeye çalıştı. Eve döndükten sonra, kamptan bir grupla haftanın belli günleri buluşuyorlarmış. Bu buluşmalar artınca ailesinin itirazı olmuş. "Bu buluştuğun grubun içinde arkadaşlık teklif ettiğin çocuk da var mı?" sorumu evetledi.
Karşımdaki koltukta mini etek giymiş, saçları arkaya toplanmış, hafif makyajlı ve kendine güvenli bir şekilde otururken Cansu'nun birden büyümüş olduğunu hissettim. "Cansu danışmanı bitirmeyi planlayalım mı?" diye sordum. "Geçen gün aklıma ya size bir şey olursa ben ne yaparım diye bir düşünce geldi, sonra sizin ölüme de bir çare bulacağınızı düşündüm" dedi. "Senin mutlu ve verimli bir yaşamın olacağına inanıyorum. Sanırım biz ayrıldıktan sonra da, senin yaptığın birçok şey de ben yaşayacağım. İçimdeki sevgiyi çoğaltan terapistlerimi, yıllarca görmediğim oluyor ama onlar bende yaşıyor, belki ölümün getirdiği ayrılığa bulacağımız çare bu olur Cansu" derken gözlerim biraz buğulandı.

Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 18.08.08, 19:27
Çılgın
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
İletiler: 833
MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.MelisAycan artık çok görkemli biri.
Standart Öykü Yazdırma Yoluyla Duyguların Dışa Vurumu

SONUÇ
Geleceği onlardan ödünç aldığımızı söylediğimiz çocuklanmızdan birinin kendi yarattığı öykülerden kesitler vermeye çalışarak sesini duyurmayı amaçladığım bu sunuya bütüncül baktığımda beni en çok etkileyen yönlerin; çocuğun babası ile dondurma yiyip, gülerken anneannesine ihanet ettiği duygusuna kapılması ve yaramaz bir çocuk kurgulamasını istediğimde bir öyküde bile yaramazlığı düşünemeyecek kadar ketlenmesi olduğunu görüyorum. Terapötik ilişkimizde çocuğun bağımlılıktan bağımsızlığa geçiş sancıları çektiği sıralar, anneanneye karşı yansız olma çabamı danışmanım Prof. Dr. Gülören ÜNLÜOGLU'nun yardımlarına borçluyum. Tüm aile bireylerine empati yapmaya çalıştım. Bunda başarılı olduğumu sanıyorum. Analitik terapim sırasında, duygularımı, düşüncelerimden ayrıştırmayı öğrenmiş olmama karşın, zaman zaman Cansu ile olan ilişkimde sempati sınırına dayandığım anlar olduğunu itiraf etmeliyim, ama bu sınırı aşmamak için çaba gösterdim. Cansunun annesine "Gülten Hanım melek galiba" ve bana "siz ölüme de çare bulursunuz" demesi ile örneklendirebileceğim; bağlanma, özellikleri aşın değerlendirme vb aktarımın yüceleştirilmiş biçimlerinin yaşandığı süreçlerde, aktarım ilişkisi ile derinden uğraşmam gerekmedi. Öztürk (1985); olumlu kaldıkça aktarım ilişkisinin hastanın işbirliği yapmasında gerçek bir itici güç oluşturduğundan bahsetmekte ve terapistin eline geçen bu olağanüstü gücün yardımıyla girdiği işin ne denli zor olduğunu alçak gönüllülükle kavramasını önermektedir. Uzun süreli terapötik bir ilişkide bağımlılık bağımsızlık çatışmasını çocukluğunda sağlıklı biçimde çözememiş olan bir çocuğun negatif aktarımlar yaşaması doğaldır (Shapiro 1996, Pektekin 1966). Ancak ben negatif aktarım ile çok az karşılaştım. Kendim de karşıt-aktarım yaşamadım diyebilirim. Kişiliğin gelişmesinde iki temel özellik etken olmaktadır. Birincisi; kişilerarası ilişkilerimizi geliştirme yeteneğimiz. İkincisi; yaşamdaki rollerimizi öğrenmek. Bunlar birbirinden kopuk değil birbirini tamamlayan özelliklerdir. Özetlemeye çalıştığım bu ilişkide, Cansu'nun hem hemşirelikte kişilerarası ilişkilerimi geliştirmemde, hem de kendimi birey olarak tanımamda bana verdiklerinin benim ona verdiklerimden çok olduğunu düşünüyorum.

Gülten Özaltın KaynakPDF
Eklenmiş Dosya
Dosya tipi: pdf 554.pdf (619,8 KB (Kilobyte), 60x kez indirilmiştir)
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
duyguların, dışa, öykü, vurumu, yazdırma, yoluyla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 23:17 .