Genelde zen hakkında pek fikri olmayan kişiler zen'in diğer pek çok doğu öğretisi gibi mistik ve doğa üstü güçlerle bir iletişim yöntemi olduğunu düşünüyor. Zen'in kendilerine esrarengiz ve açıklanamayacak gizemli yaşam formülleri sunmasını umut ediyor ve yaşadıkları sayısız problemleri aşmalarını sağlayacak içsel bir güç vermesini bekliyor. Hatta düşünce gücüyle eşyaları hareket ettirmeyi isteyenler bile vardır. Ama zen hiç kimseye hiç birşey vermeyi vaat etmiyor. Dahası bizde olan pek çok şeyi elimizden alıyor. Zen'e göre doğadaki tüm varlıklar (insan da dahil) eksiksiz, tam ve yeterli varlıklardır. Çünkü evrenin, dolaysıyla içerdiği her şeyin özü aynıdır.
Yani evrendeki pek çok varlık doğa üstü güçlere sahip, sadece ben yetersizim, ona ihtiyacım var diye düşünmek bu durumda biraz tuhaf ve komik oluyor. İnsanları bu duruma getiren şey ise egolarından, benliklerinden başkası değil. Yani bizim gerçekte mutlu olmaya, yaşamdan zevk almaya, sevgi vermeye ve almaya, huzur dolu koca bir gülümsemeye sahip olmaya yetecek bütün enerji doğamızda ezelden beridir var çünkü bu enerjinin kaynağı o ortak öz. Zen'e göre her bir varlık okyanusdaki bir dalga gibidir, her dalga farklı görünebilir ama hepsinin özü aynı okyanustur. Bu insanın içindeki sevgiyi tetikleyen bir düşüncedir. Ama maalesef insanların bu özün üzerine düşüncelerle kurdukları dev yapıtları ve şaheserleri olan egoları, onları evrenin bu basitliğinden uzaklaştırıyor.
İşte zen'in yapmaya çalıştığı şey bizim kurduğumuz ve bir gün ansızın öyle veya böyle yıkılacak olan bu koca yapıyı yok etmek ve kişinin o evrensel özünü görmesini sağlamaktan başka bir şey değil.
Doğu'da tarihsel olarak bunu ilk fark eden kişinin bir hint prensi olan Siddharta Guatama olduğuna inanılıyor. Siddharta Guatama bundan yaklaşık 2500 yıl önce çevresindeki pek çok çilekeş ve doğa üstü güçler vaat eden öğretilere rağmen o bunlara kulak asmayıp çok uzun yıllar boyunca denediği uygulamalarla sonunda o evrensel özü kavrayabilmiş ve bunun yolunu herkese öğretmeye başlamış. O gün bu gündür de bu iç görüyü sağlayabilen kişilere aydınlanmış kişi anlamında Buda denmektedir. Yani Buda gerçekte belli bir kişinin adı olmayıp bu aydınlanmayı sağlayan kişilere denir, günümüzde de pek çok buda yaşamaktadır.
Zamanla Siddharta Guatama'nın öğretisi çeşitli toplumlarda çeşitli şekiller almış hatta zamanla bazı toplumlarda bir çeşit dine bile dönüşmüştür. Zen ise Siddharta Guatama'nın uygulamasının Hintli bir Buda olan Bohidharma tarafından Çin'de öğretilmeye başlanması ve zamanla Çin ve Japonya'da yaygınlaşmasıyla diğer Budacı öğretilerden ayrılmıştır. Bu nedenle Zen okulunun kurucusu olarak Bodhidharma gösterilir.
Zamanla Siddharta Guatama'nın öğretisi çeşitli toplumlarda çeşitli şekiller almış hatta zamanla bazı toplumlarda bir çeşit dine bile dönüşmüştür. Zen ise Siddharta Guatama'nın uygulamasının Hintli bir Buda olan Bohidharma tarafından Çin'de öğretilmeye başlanması ve zamanla Çin ve Japonya'da yaygınlaşmasıyla diğer Budacı öğretilerden ayrılmıştır. Bu nedenle Zen okulunun kurucusu olarak Bodhidharma gösterilir.













Normal