Tehcir Sonrası Gelişen Olaylar ve Osmanlı Devleti'nin Tutumu
Ermenilerin savaş sırasında isyanlar, ihtilâller çıkarmalarına ve kendi saflarında Osmanlı ordusuna karşı savaşıp hıyanet etmelerine hiç ses çıkarmayan hatta onları maddî ve manevi destekleyen İtilâf Devletleri, Osmanlı Hükumeti'nin son çare olarak başvurduğu ve işlerin düzenli olarak yapılması için 27 Mayıs 1915'te çıkardığı sevk ve iskân kanunu üzerine, bazı Ermeni yazarların yaptığı gibi hemen tezvirâta başlamışlardır. Bir taraftan göç ettirilen başka unsurlar, özellikle müslümanlar hakkında hiç ses çıkarmadan, sevk ve iskân edilen Ermenilerin Türk Hükumeti tarafından soykırıma uğratıldıklarını öne sürerken, diğer taraftan da Devlete silâh çeken ve düşmanla işbirliği yapan Ermenileri mazur göstermek için Ermenilerin tehcir karşısında kendilerini müdafaa etmek amacıyla silâha sarıldıklarını iddia etmişlerdir. Bu tutum, kendisiyle savaş hâlinde bulundukları Osmanlı Devleti'ni mağlup etmek ve parçalamak isteyen İtilâf Devletleri açısından normal karşılanabilir, savaşın bir gereği olarak yorumlanabilir. Ermeniler açısından da bağımsız bir devlet kurmaya matuf olduğu için ideal olarak nitelendirilebilir. Ancak olay tarihi açıdan, hukuk açısından ve insani açıdan ele alındığı zaman, Osmanlı Devleti'nin o güne ve günümüze kadar en doğru, en insanî, en ehven tedbiri, dokuz-on aylık bir tereddütten sonra yani bıçak artık kemiğe dayandıktan sonra aldığı gerçeği hemen ortaya çıkmaktadır. Yerli ve yabancı bir çok kaynakta belirtildiği üzere Osmanlı Devleti'ndeki 1.234.671 Ermeni'nin bir kısmı kendiliklerinden İtilâf Devletleri'yle birlikte başka ülkelere veya savaş sonrasında bağımsızlık kazanmış olan eski Osmanlı vilâyetlerine göç etmişler, eyaletlerine veya Anadolu'nun daha emniyetli bölgelerine göç ettirilmişlerdir. Yani iddia edildiği gibi "300.000, 1.500.000 veya 2-3.000.000 Ermeni'nin kökü kazınmamış, soykırıma tâbi tutulmamıştır.
Sevk ve iskân kanunu üzerine hemen harekete geçen İtilâf Devletleri Osmanlı Hükümeti'ne Havas Ajansı vasıtasıyla müştereken aşağıdaki bildiriyi iletmişlerdir(Süslü, 1990:131).
"Fransa, İngiltere ve Rusya Devletleri, bu bildirinin yayını hususunda birleşmişlerdir: Hemen bir aydan beri Türk, Kürt halkı, Osmanlı idaresi memurlarıyla birlikte ve çok zaman bunların yardımıyla Ermenileri yok etmektedirler. Söz konusu katliamlar özellikle Nisan'ın 15'ine yakın günlerde, Erzurum, Tercan, Bitlis, Muş, Sasun, Zeytun ve bütün Kilikya bölgesinde yapılmıştı. Van yöresinde yüze yakın köyün halkı tamamen öldürdüğü gibi, aynı zamanda Osmanlı Hükümeti İstanbul'daki sâkin ve zararsız Ermenilere de musallat oldu. Türkiye'nin insanlık ve medeniyete karşı işlediği bu cinayetlerden dolayı gerek Osmanlı Hükümeti üyelerini ve gerek katliamlara katılmış ve katılacak olanları şahsen sorumlu tutacaklarını İtilâf Hükümetleri Babıâli'ye açıkça bildirirler". 24 Mayıs-6 Haziran 1 91 5
Bu bildiriye Osmanlı Devleti aşağıdaki cevabı vermiştir:
"Osmanlı Hükümeti, sözü geçen bildirinin kapsadığı ifade ve maddeleri kesinlikle reddeder, Osmanlı memleketlerinde Ermenilere karşı katliam yapıldığı yalandır. Olayların içyüzünü anlatmak için aşağıdaki açıklama sunulur.
Erzurum, Tercan, Eğin, Sasun, Bitlis, Muş ve Çukurova Ermenileri rahatlık ve güvenliği bozacak hiçbir harekette bulunmadıklarından, Osmanlı memurları tarafından bunlar hakkında birtakım tedbirler alınmasına ihtiyaç görülmemiştir. Bu gerçek, tarafsız devletler konsoloslarınca da bilinir. Üçlü İtilâf Hükümetleri'nin bu konudaki suçlamaları yalandan başka bir şey değildir. Doğuya ait işleri ve hususları bilenler pekâla bilirler ki, Ermeni halkını her fırsattan yararlanarak Osmanlı Hükümeti aleyhinde isyana kışkırtanlar, üçlü İtilâfın ve özellikle Rusya ile sözü geçen Hükumetler arasında düşmanlık belli olalıdan beri ortaya çıkmıştır. Yine böylece bu devletlerin Bulgaristan ve Romanya'da bulunan konsoloslarıyla diğer memurları, Osmanlı teb'asından olan genç Ermeni çetelerini Varna, Sulina, Köstence ve diğer yollarla Kafkasya'ya göndermişlerdir. Rusya Hükümeti, bu genç Osmanlı Ermenilerini gerek ordusuna almış ve gerek silâh ve bombalarla donatıp bildiri ve programları verdikten sonra kendilerini İmparatorluk Ermeni çevrelerine sokmaktan geri durmamıştır. Bunların görevi bu çevrelerde gizli bir ihtilâl teşkilâtı meydana getirmek ve özellikle Van, Şatak, Havasor, Gevaş ve Tımar Ermenilerini Hükumetimiz aleyhine silâhlı isyana yöneltmekten ibaretti. Bunlar aynı zamanda da Türklerle Kürtleri öldürmek için Ermenileri tahrik ediyorlardı..".
Kaynak
Öğr. Gör. Yüzbaşı Servet AVŞAR
Genelkurmay ATASE Başkanlığı, ATAREM Genel Sekreterliği
» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Siyaset Tarihi » Osmanlı-Türkiye ve Ermeniler »








