iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 07:02 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Siyaset Tarihi » Osmanlı-Türkiye ve Ermeniler » Ermeni Sorunu ve Türkiye

Osmanlı-Türkiye ve Ermeniler Ermeni terörü, Ermeni Soykırımı, Osmanlı Ermeni olayları, Dünya Savaşında Ermeniler, Türkiye ve Ermeniler, Ermeniler ve Ülkeleri, Türkiye Ermenistan ilşkileri, Ermeni tehciri sebepleri, Ermeni sorununun ortaya çıkışı, Soykırım iddiaları, Sevr ve Lozan'daki gelişmeler,Ermeni Diasporası, Ermeni Komiteleri, Ermeni mezalimi, Ermeni devrimci hareketi.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11  
Alt 20.10.08, 11:28
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 458
Ettiği Teşekkür: 56
121 tane iletisine 203 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Tehcir Sonrası Gelişen Olaylar ve Osmanlı Devleti'nin Tutumu

Tehcir Sonrası Gelişen Olaylar ve Osmanlı Devleti'nin Tutumu
Ermenilerin savaş sırasında isyanlar, ihtilâller çıkarmalarına ve kendi saflarında Osmanlı ordusuna karşı savaşıp hıyanet etmelerine hiç ses çıkarmayan hatta onları maddî ve manevi destekleyen İtilâf Devletleri, Osmanlı Hükumeti'nin son çare olarak başvurduğu ve işlerin düzenli olarak yapılması için 27 Mayıs 1915'te çıkardığı sevk ve iskân kanunu üzerine, bazı Ermeni yazarların yaptığı gibi hemen tezvirâta başlamışlardır. Bir taraftan göç ettirilen başka unsurlar, özellikle müslümanlar hakkında hiç ses çıkarmadan, sevk ve iskân edilen Ermenilerin Türk Hükumeti tarafından soykırıma uğratıldıklarını öne sürerken, diğer taraftan da Devlete silâh çeken ve düşmanla işbirliği yapan Ermenileri mazur göstermek için Ermenilerin tehcir karşısında kendilerini müdafaa etmek amacıyla silâha sarıldıklarını iddia etmişlerdir. Bu tutum, kendisiyle savaş hâlinde bulundukları Osmanlı Devleti'ni mağlup etmek ve parçalamak isteyen İtilâf Devletleri açısından normal karşılanabilir, savaşın bir gereği olarak yorumlanabilir. Ermeniler açısından da bağımsız bir devlet kurmaya matuf olduğu için ideal olarak nitelendirilebilir. Ancak olay tarihi açıdan, hukuk açısından ve insani açıdan ele alındığı zaman, Osmanlı Devleti'nin o güne ve günümüze kadar en doğru, en insanî, en ehven tedbiri, dokuz-on aylık bir tereddütten sonra yani bıçak artık kemiğe dayandıktan sonra aldığı gerçeği hemen ortaya çıkmaktadır. Yerli ve yabancı bir çok kaynakta belirtildiği üzere Osmanlı Devleti'ndeki 1.234.671 Ermeni'nin bir kısmı kendiliklerinden İtilâf Devletleri'yle birlikte başka ülkelere veya savaş sonrasında bağımsızlık kazanmış olan eski Osmanlı vilâyetlerine göç etmişler, eyaletlerine veya Anadolu'nun daha emniyetli bölgelerine göç ettirilmişlerdir. Yani iddia edildiği gibi "300.000, 1.500.000 veya 2-3.000.000 Ermeni'nin kökü kazınmamış, soykırıma tâbi tutulmamıştır.
Sevk ve iskân kanunu üzerine hemen harekete geçen İtilâf Devletleri Osmanlı Hükümeti'ne Havas Ajansı vasıtasıyla müştereken aşağıdaki bildiriyi iletmişlerdir(Süslü, 1990:131).
"Fransa, İngiltere ve Rusya Devletleri, bu bildirinin yayını hususunda birleşmişlerdir: Hemen bir aydan beri Türk, Kürt halkı, Osmanlı idaresi memurlarıyla birlikte ve çok zaman bunların yardımıyla Ermenileri yok etmektedirler. Söz konusu katliamlar özellikle Nisan'ın 15'ine yakın günlerde, Erzurum, Tercan, Bitlis, Muş, Sasun, Zeytun ve bütün Kilikya bölgesinde yapılmıştı. Van yöresinde yüze yakın köyün halkı tamamen öldürdüğü gibi, aynı zamanda Osmanlı Hükümeti İstanbul'daki sâkin ve zararsız Ermenilere de musallat oldu. Türkiye'nin insanlık ve medeniyete karşı işlediği bu cinayetlerden dolayı gerek Osmanlı Hükümeti üyelerini ve gerek katliamlara katılmış ve katılacak olanları şahsen sorumlu tutacaklarını İtilâf Hükümetleri Babıâli'ye açıkça bildirirler". 24 Mayıs-6 Haziran 1 91 5
Bu bildiriye Osmanlı Devleti aşağıdaki cevabı vermiştir:
"Osmanlı Hükümeti, sözü geçen bildirinin kapsadığı ifade ve maddeleri kesinlikle reddeder, Osmanlı memleketlerinde Ermenilere karşı katliam yapıldığı yalandır. Olayların içyüzünü anlatmak için aşağıdaki açıklama sunulur.
Erzurum, Tercan, Eğin, Sasun, Bitlis, Muş ve Çukurova Ermenileri rahatlık ve güvenliği bozacak hiçbir harekette bulunmadıklarından, Osmanlı memurları tarafından bunlar hakkında birtakım tedbirler alınmasına ihtiyaç görülmemiştir. Bu gerçek, tarafsız devletler konsoloslarınca da bilinir. Üçlü İtilâf Hükümetleri'nin bu konudaki suçlamaları yalandan başka bir şey değildir. Doğuya ait işleri ve hususları bilenler pekâla bilirler ki, Ermeni halkını her fırsattan yararlanarak Osmanlı Hükümeti aleyhinde isyana kışkırtanlar, üçlü İtilâfın ve özellikle Rusya ile sözü geçen Hükumetler arasında düşmanlık belli olalıdan beri ortaya çıkmıştır. Yine böylece bu devletlerin Bulgaristan ve Romanya'da bulunan konsoloslarıyla diğer memurları, Osmanlı teb'asından olan genç Ermeni çetelerini Varna, Sulina, Köstence ve diğer yollarla Kafkasya'ya göndermişlerdir. Rusya Hükümeti, bu genç Osmanlı Ermenilerini gerek ordusuna almış ve gerek silâh ve bombalarla donatıp bildiri ve programları verdikten sonra kendilerini İmparatorluk Ermeni çevrelerine sokmaktan geri durmamıştır. Bunların görevi bu çevrelerde gizli bir ihtilâl teşkilâtı meydana getirmek ve özellikle Van, Şatak, Havasor, Gevaş ve Tımar Ermenilerini Hükumetimiz aleyhine silâhlı isyana yöneltmekten ibaretti. Bunlar aynı zamanda da Türklerle Kürtleri öldürmek için Ermenileri tahrik ediyorlardı..".

Kaynak
Öğr. Gör. Yüzbaşı Servet AVŞAR
Genelkurmay ATASE Başkanlığı, ATAREM Genel Sekreterliği


» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Siyaset Tarihi » Osmanlı-Türkiye ve Ermeniler »
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
5 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Mehmet Yücel kullancısına teşekkür ediyor :
CiwCiw (20.10.08), lolipop (20.10.08), RepStaR (20.10.08), Rosella (20.10.08), Unrealseptic (20.10.08)
Sponsorlar
  #12  
Alt 20.10.08, 11:29
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 458
Ettiği Teşekkür: 56
121 tane iletisine 203 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Tehcir Sonrası Gelişen Olaylar ve Osmanlı Devleti'nin Tutumu

Olayların incelenmesinden, İtilâf Devletleri'nin de hepsinin gerçek dışı oldukları ya da gerçeklerin saptırılmasına dayandırıldıkları açıkça görülür. Ermeni propagandasının esasında, Türkiye'nin bu sözde soykırımını tanıması, bu sebeple de Ermenilere tazminat ödemesi, sözde Ermeni topraklarını Ermenilere iade etmesi bulunmaktadır. Bu amaçla da Ermenilere zulüm eden Türk imajı kesintisiz olarak sürdürülerek, günümüze kadar getirilmektedir. Genç Ermeni kitlelerine uğrunda mücadele edebilecekleri bir hedef gösterilmektedir. Bu propagandanın malzemesini ise 1 91 5 Tehciri oluşturmaktadır. Tehcir esnasında göç kafilelerine saldıranlara karşı önlemlerin alınmasını ve bu konuda ihmali görülenlerin divan-ı harbe verilmesini emr eden genelge ile birlikte, oluşturulan dört araştırma komisyonunun çalışmaları sonucunda, divan-ı harplerde yapılan yargılamalarda 1397 kişinin idam dahil çeşitli cezalara çarptırılması Ermenilerce kullanılmaktadır. Buna gerekçe olarak ;"Madem ki, Ermenilere karşı bir haksızlık yapılmadı, niçin bu kadar insan divan-ı harplerde yargılandı ve çeşitli suçlardan cezalandırıldı?" sorusu sorulmaktadır .Bu soruya cevaben ise, " Demek ki, Ermenilere karşı bir katliam ve Ermeni mallarına bir yağma yapıldı ki, böyle bir sonuca ulaşıldı" açıklaması yapılmaktadır. İşte bu sebeple Ermeniler, bu günlerde haksız da olsa, sözde " mağduriyetlerini" giderme amacıyla kamuoyunu yanıltma yoluna giderek, haklı imişçesine, tazminat davası içine girmektedirler.
Halbuki, Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı sırasında, Ermeni Tehciri'ni " Türklerin Hıristiyanlara karşı düşmanlığı " şeklinde bir propaganda malzemesi olarak kullanmasını önlemek amacıyla, her türlü sertlikten özellikle kaçınmıştı (Uras, 1983:91,92). Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasından sonra, Ermeni Tehciriyle ilgili taahhüdün de yerine getirilmesi gerekiyordu. İtilâf Devletleri içinde, konuyla en çok ilgilenen İngiltere ise, bir süre beklemeyi uygun gördü (Gürün, 1 985:238). Osmanlı hükümetleri " Memleket bir taraftan mütareke hükümleri dolayısıyla her gün yeni bir dış baskı karşısında iken, birçok yalan yanlış etkilerle İttihat ve Terakki hükümeti zamanında olanları bahane ederek birçok kişinin yakalanması, tutuklanması ve cezalandırılması yolunda, (Osmanlı B. Ermeniler, 1994:176) çabalar sarfetmişler ve İttihat ve Terakki mensuplarının yargılanmaya başladıkları tarihe kadar bu konuda çok değişik bir siyaset sergilemişlerdir.
Hem İttihat ve Terakki mensuplarının hem de tehcir suçlularının yargılanmaları için, divan-ı harpler kurulmuştur. Divan-ı harplerde yapılan yargılamalarda Ermeni-İngiliz işbirliği ile pek çok kişi mahkum edilmeye çalışılmıştır.
Bu uygulamaların başlangıcı olarak Ahmet İzzet Paşa Hükümeti'nin kurulması gösterilebilir. Şöyle ki;
İzzet Paşa Hükümeti'nin Ermeni tehciriyle ilgili ilk işi;zorunlu göçe tabi tutulan Ermenilerin eski yerlerine geri dönüşlerinin ve mallarının iade edilmesi işleminin başladığını açıklamak oldu. (Osmanlı B. Ermeniler, 1994:177). Bu çerçevede Ermenilerin geri dönmelerine izin verildiğine dair vilâyet ve sancaklara gönderilen ilk yazının 18 Ekim tarihini taşıdığı görülmektedir. Konuya açıklık kazandıran ikinci bir yazı da 21 Ekim 1918 tarihinde, Dahiliye Nezareti Aşayir ve Muhacirin Müdiriyet-i Umumiyesi tarafından gönderilmiştir. Gönderilen bu yazıda, savaş sırasında başka yerlere sevk edilenlerin, kendi yerlerine dönmelerinin Meclis-i Vükelâ tarafından kararlaştırıldığı ve isteyenlere müsaade edileceği, özellikle doğu bölgelerindekiler için önceden haberleşilerek, seyahat, iaşe ve iskanları için gerekenlerin yapılmasından sonra, geri dönüşlerinin başlatılması gerektiği belirtilmektedir (Bilgi, 1999:47). Yine aynı müdürlükçe, vilâyet ve sancaklara gönderilen ve 23 Ekim 1 91 8 tarihli yazı ile, her vilâyet ve sancağın, ne kadar geri dönmek isteyen nüfus ve aile olduğunu, iskanlarının mümkün olup olmadığını ve geri dönüşler için güvenliğin bulunup bulunmadığının tespit edildikten sonra, güvenilir memurlar denetiminde işe başlanması istenmiş, uygulamada kusur ve ihmali görülenlerin cezalandırılacakları bildirilmiştir (Bilgi,1999:51).
Ermeni tehciri, Mondros Antlaşması'nın imzalanması ile birlikte daha yoğun olarak, Meclis-i Mebusan' ın gündemine geldi. Ermeni ve Rum mebusların 2 Kasım' da hazırlayıp sundukları takrir, 4 Kasım' da görüşülürken tartışmalar yaşandı. Çünkü ;hazırlanan takrirde bir milyon Ermeni'nin göç yoluyla telef edildiği, hükümetin suçlular hakkındaki bilgisi ve düşüncesi yanında, ne gibi tedbirler alacağı soruluyordu. Bu takrire Türk mebuslar, Türk unsurunun tahkir edildiği ve katledilen veya mağdur edilen Türkler' den hiç söz etmediği için itiraz ettiler.
Meclis-i Mebusan'da 28 Ekim'de verilen bir takrirle, Sait Halim Paşa ve Talat Paşa kabinelerinin işledikleri suçlardan dolayı Divan-ı Ali'ye (Yüce Divan) verilmeleri istenmişti. Takrir, 4 Kasım 'da " Beşinci Şube'ye" gönderildi.Beşinci Şube, suçlamaları hakkında takrir sahibi Divaniye mebusu Fuad Bey'i dinledi ve suçlanan kişilerin ayrı ayrı sorgulanmasını istedi.Bu sorgulamalar 9 Kasım'da, eski sadrazam Sait Halim Paşa ile başlayacak ve 1 4 Aralık'a kadar devam edecektir.
Fakat ne yazık ki, Ermeniler bütün bu tarihi gerçekleri bilmelerine rağmen Türklerin kendilerini 1 890'lardan itibaren katlettiklerini iddia etmektedirler. Hatta bu iddialarını daha da ileri götürerek, Türklerin kendilerini 1915'te planlı ve sistemli bir şekilde "soy kırıma" tabi tuttuklarını ve Talat Paşanın soy kırımı emreden gizli bir telgrafı sonucunda, bir buçuk milyondan fazla Ermeni'nin hayatını kaybettiğini yani büyük bir soy kırımın yapıldığını söylemektedirler.
İşte günümüzde asıl üzerinde durulması gereken bir konu da "Ermeni soy kırımı" iddialarıdır.

» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Siyaset Tarihi » Osmanlı-Türkiye ve Ermeniler »
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
4 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Mehmet Yücel kullancısına teşekkür ediyor :
CiwCiw (20.10.08), RepStaR (20.10.08), Rosella (20.10.08), Unrealseptic (20.10.08)
  #13  
Alt 20.10.08, 12:43
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 458
Ettiği Teşekkür: 56
121 tane iletisine 203 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Ermeni Soy Kırım İddiaları

Ermeni Soy Kırım İddiaları
Öncelikle "soy kırım" sözcüğüne sözlük anlamında ve uluslar arası hukuk kuralları açısından bir açıklık kazandırmanın yararlı olacağı kanaatindeyiz.
Soy kırım, "silâhsız, korumasız ve savunmasız bir toplumun ayrım yapılmaksızın bütün bireylerinin, Silâhlı ve örgütlü insanlarca planlı bir şekilde yok edilmesidir" (Aktar, 2000:122).
Osmanlı tebaası olan silâhsız Ermeni halkı Türkler tarafından bu şekilde bir kıyıma uğramış mıdır? Bu konu belgelenebilir mi? Sorusundan hareketle;
Fransız mahkemelerinde, Osmanlı İmparatorluğunun 1 91 5 yılında çıkardığı "Tehcir (göç ettirme) Kanunu" öne sürülerek Türk halkı yargılanmıştır. Fakat Bernard Lewis ve Stanford Shaw dahil tarafsız bilim adamları bu mahkemelerde Ermenilerin öne sürdükleri belgelerin uydurma, sahte ve asılsız olduğu gerçeğini kabul etmişlerdir.
Buna karşılık, "Birinci Dünya Savaşı içerisindeki yalnız Erzincan bölgesinde yaşayan Ermenilerdeki silâh sayısının 30 bin civarında olduğunu ve Ermeni aydınlar, Ermeni patrikhanesi, Ermeni asıllı Osmanlı milletvekilleri ve Ermeni devamlı yardımlaşma komiteleri önderliğindeki Ermeniler tarafından Türklere yapılan mezalimi belgelemek mümkündür. şeklinde bir yorumlama yapabiliriz.
Bu konuda Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATASE) Arşivindeki belgeler 1 982, 1 983, 1 985 ve 1 987 yıllarında "Askerî Tarih Belgeleri Dergisi" içerisinde 81 , 83, 85 ve 86 sayılı süreli yayınlar olarak "Ermeni Belgeleri Özel Sayıları" şeklinde yayımlanmıştır.
Bu yayınlar "Documents" ismiyle, İngilizce, Fransızca, Almanca ve Arapça'ya çevrilerek Dışişleri Bakanlığına, bütün dış temsilciliklerimize dağıtımı yapılmak üzere Genelkurmay Başkanlığınca gönderilmiştir.
1 982 tarih ve 81 sayılı dergide 89, 1 983 tarih ve 83 sayılı dergide 54, 1 985 tarih ve 85 sayılı dergide 1 2 ve 1 987 tarih ve 86 sayılı dergide 33 adet olmak üzere toplam 228 adet belge vardır. Türklere yönelik Osmanlı Tebaası olan Ermenilerden kaynaklanan mezalim ve soy kırıma ilişkin bu belgeler her dilde incelemeye açıktır.
Durum böyle iken, Birinci Dünya Savaşı içerisinde Osmanlı tebaası olan Ermenilerin Anadolu Türk halkına yönelik düşmanca tutum ve davranışlarıyla yakma, yıkma, cinayet ve soy kırım eylemleri batıda bilinçli olarak buna karşıt bir anlayışla değerlendirilmiştir. Gerçekler saptırılarak, sonuçta Ermenilerin, Türklerden kaynaklanan bir soykırıma tabi tutuldukları iddia edilmiştir.
Ermenilerin silâhlı ve örgütlü oldukları, belgeli olarak ispatlandığından, gelişen olaylara tek yanlı olarak "soy kırım" demek yerine Ermenilerden kaynaklanan ve onların başlattığı bir "iç savaş" veya daha açık bir söylemle "Ayaklanma ve buna karşı her bağımsız devlet gibi Osmanlı Devleti'nin de yasal hükmetme (imperium) yetkisini kullanarak aldığı önlemler" demek, çok daha doğru ve tarafsız bir yaklaşım olacaktır, kanaatindeyiz.
XIX. yüzyıl başlarında yarı sömürge durumundaki Osmanlı İmparatorluğu dağılmaya yüz tutunca, emperyalist Avrupa devletleri ve özellikle İngiltere, Rusya ve Fransa hem parçalanan imparatorluktan aslan payını almak hem de birbirlerine karşı daha fazla avantajlar sağlamak amacıyla kendi anlayışları doğrultusunda Osmanlı Devleti üzerinde bazı yapay sorunlar yaratmışlardır. Bu sorun Napolyon'un bozmuş olduğu Avrupa haritasının düzenlenmesi için ve Osmanlı Devleti'nin katılmadığı 1815'te yapılan Viyana Kongresi'nin kulislerinde, Ruslarca ortaya atılan ve giderek bir tarih terimi olan "şark meselesi" biçiminde formüle edilmiştir.

Kaynak
Öğr. Gör. Yüzbaşı Servet AVŞAR
Genelkurmay ATASE Başkanlığı, ATAREM Genel Sekreterliği



» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Siyaset Tarihi » Osmanlı-Türkiye ve Ermeniler »

Konu Şebnem tarafından (20.10.08 saat 14:06 ) değiştirilmiştir..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
7 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Mehmet Yücel kullancısına teşekkür ediyor :
CiwCiw (20.10.08), lolipop (20.10.08), oguzgolcik (20.10.08), RepStaR (20.10.08), Rosella (20.10.08), Unrealseptic (20.10.08), wakan (20.10.08)
  #14  
Alt 20.10.08, 12:47
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 458
Ettiği Teşekkür: 56
121 tane iletisine 203 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Ermeni Soy Kırım İddiaları

Temelde Osmanlı Devleti'nin batılı güçlerce paylaşımını öngören bir politikanın uzantısı olarak ortaya çıkan ve özellikle Fransızlar tarafından sonraları olabildiğince kullanılarak günümüze kadar ulaşan "Ermeni sorunu" temelde bu emperyalist anlayıştan kaynaklanmıştır.
Fransız ihtilâlinin getirmiş olduğu özgürlük, eşitlik ve ulusçuluk gibi kavramların etkisi, Yunan ve Sırp isyanlarının sonuçlarının özlemi ve Avrupalı büyük güçlerin kışkırtmaları sonucu Ermeni aydınları ve Ermeni patrikhanesinin de katılımı ile birer "Ermeni devamlı yardımlaşma komitesi" olarak kurulup (A.T.B, 1 983: C.83 )kısa sürede ihtilâl ve cinayet yuvaları haline dönüşen derneklerin sayısı günden güne artmaya başlamıştır.
Bu örgütlerin organize ettiği ve bazı bölgelerde ellerindeki silâh sayısı 30. 000'lere ulaşan (A.T.B, 1 983: C.83) Ermenilerin Anadolu Türk halkına yönelttiği mezalime Genelkurmay ATASE Başkanlığınca yayımlanan 83 sayılı Askerî Tarih Belgeleri Dergisi'ndeki 1903, 1904, 1915, 1919, 1920, 1924, 1928 nu.lı belgelerle 85 sayılı dergide yayımlanan 1998, 1999, 2000, 2003, 2006, 2007, 2011, 2021, 2031 ve bu dergilerde yayınlanan benzeri daha birçok belge tanıklık etmektedir.
Ermenilerden kaynaklanan asıl büyük cinayetler, Hınçak, Taşnaksutyun ve Hınçak İhtilâl Partisi gibi Ermeni komitelerinin kurulmasıyla doruk noktasına ulaşacaktır. Burada özellikle vurgulanması gereken ve işin ilginç olan yanı, bu komitelere yön veren kişilerin Osmanlı Meclisindeki Ermeni asıllı milletvekilleri olmalarıdır. (A.T.B, 1983:C.83).
Osmanlı Teşkilât-ı Mahsusası (Devlet İstihbaratı) Ruslarla doğuda yapılacak bir savaşta Ermenilerin ciddi bir tehlike unsuru olacağını, Rusların, Ermenilere Osmanlı toprakları üzerinde bağımsızlık vaat ettiğini ve Osmanlı Devleti'nden alınacak toprakların Ermenilere bırakılacağına ilişkin söz verdiğini daha 1 91 5 yılından önce öğrenmiş ve 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı'nda olduğu gibi, Birinci Dünya Savaşı'nda da Ermenilerin Osmanlı Devleti'ni arkadan vuracağını belirlemiştir. (A.T.B, 1983:
C.83).
Bu koşullar içerisinde, Birinci Dünya Savaşı'na giren Osmanlı Devleti kendi güvenliğini sağlamak amacıyla her devletin yaptığı ve yapacağı gibi Doğu Anadolu'da devlete başkaldıran ve Doğu Anadolu'da ilerleyen Rus ordularına öncülük görevi yapan Ermenileri savaştan sonra evlerine dönmek üzere Suriye'de oturmaya zorunlu kılmıştır.
Tehcir (göç ettirme) ve buna bağlı olarak "Ermeni soy kırımı" adıyla anılıp günümüze kadar getirilen ve sürekli gündemde tutulmak istenen olayın aslı, Osmanlı Devleti'nin her bağımsız devletin "yasal hakkı" olan yasal savunma haklarını korumak istemesinden kaynaklanmaktadır
Fakat Ermeniler bu konuyu saptırarak 24 Nisan gününün Ermeni soy kırım günü olarak ilân edilmesi için yoğun çaba göstermektedirler. Özellikle bu konu dünyanın çeşitli ülkelerinde hiç gündemden düşürülmedi. Hatta Amerika Birleşik Devletlerinde, Ermeniler Senatoda 24 Nisan' ın Ermeni soy kırımı" günü ilân edilmesi için büyük çabalar gösterdiler. Aynı konu Fransa'da gündeme getirilerek kabul ettirilmiştir. Ayrıca İngiltere ve Almanya'da da gündeme getirilerek kabul edilmesi için yoğun propaganda faaliyeti gösterilmiştir. Fakat Almanya bu işin tarihçilerin işi olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. Öyle görünüyor ki bu sorun ısıtılıp yine gündeme getirilecektir.
Ancak burada şunu söylemek gerekir ki, Ermenilerin Türkler tarafından planlı bir soy kırıma uğratıldığı iddiasını hiçbir gerçekçi ve belgesel temele dayandırmaksızın açıklayanlar;
- Ermenilerin Anadolu'da silâhlanarak, çeşitli nitelikte bombalar imal ettiklerini ve bunları masum Anadolu halkı üzerinde kullanmak için depoladıklarını, (A.T.B, 1985: C.85).
- Anadolu'nun hemen her tarafında, Ermenilerin sayısız çeteler kurup, baskın gasp, adam öldürme gibi olayların yanı sıra bazen de asker elbisesi giyinerek 500-600 kişilik gruplar halinde Türk birliklerine saldırıp şehir ve kasabaları ateşe verdiklerini,
- Türk askerî Ermenilerin Türklere yaptığı zulüm, işkence ve adice tecavüzleri yabancıların bile dile getirdiklerini,
- İsyan eden Ermenilerin, iddia edilenlerin aksine, dönemin en gelişmiş silâhları olan top, tüfek ve bombaları kullandıklarını,
- Anadolu'da Ermenilerden kaynaklanan katliamlar sonucu yakılıp yıkılan Türk köylerinin, söndürülen ocakların vicdanları sızlatmaya yetecek kadar çok olduğunu,
- Ermenilerin doğuda Türk halkına yönelik olarak uygulamış oldukları saldırı hareketlerini ve cinayetlerini önleyebilmek için Rus-Kafkas Ordusu Başkomutanlığı ile Kafkas Cephesi Osmanlı Orduları Komutanlığı arasında yazışmalar yapıldığını,
- Ermeni zulmünün çok büyük boyutlara ulaşması sonucunda bizzat Enver Paşa'nın Rus -Kafkas Ordusu Başkomutanlığına başvurarak önlemler alınmasını istediğini, (A.T.B, 1985:C.85)
- Ermenilerin Erzincan, Bayburt ve Gümüşhane dolaylarındaki işlemiş oldukları cinayetleri, Erzurum dolaylarında ve özellikle Hınıs köyündeki hamile kadınların karınlarının yarılarak çocuklarının kucaklarına verilmesine kadar varan hunharlıkları,
(A.T.B, 1987: C.86)
- General Odiselitze komutasındaki Rus birliklerinin, Erzurum'u terk etmesinden sonra sadece Erzurum'un şehir merkezinde, Ermenilerce katledildikleri saptanan 2. 1 27 Türk'ün cesedini, (A.T.B, 1987:C.86) Gence'de yaralı Türk askerlerine uygulanan burun ,kulak ve edep yerlerine kadar keserek vahşice öldürme olayları gibi binlerce olayı da izah etmeleri gerekir.
Ermeni meselesini siyasî alana taşıyan önemli olayların geliştiği bu dönemde Osmanlı nüfus bilgilerinin yabancıların kontrolü altında olduğunu ve buradan hareketle, bugüne kadar aksi yönde belge ve kanaat olmadığına göre Osmanlı nüfus bilgilerine güvenilmesi gerektiğini, Ermenilerin Osmanlı Devleti genelindeki nüfus konusunda patrikhanenin abartılmış rakamları dışında, Türk ve yabancı kaynakların birbirlerine yakınlık gösterdiklerini acaba biliyorlar mı?

» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Siyaset Tarihi » Osmanlı-Türkiye ve Ermeniler »
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
5 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Mehmet Yücel kullancısına teşekkür ediyor :
CiwCiw (20.10.08), RepStaR (20.10.08), Rosella (20.10.08), Unrealseptic (20.10.08), wakan (20.10.08)
  #15  
Alt 20.10.08, 12:50
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 458
Ettiği Teşekkür: 56
121 tane iletisine 203 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Ermeni Soy Kırım İddiaları

Buna göre;
Ermeni patrikhanesinin rakamlarını esas alan
-Ermeni asıllı Marcel Leart'a göre---2.560.000.
-Ermeni tarihçi Basmacıyan'a göre---2.380.000.
-Lozan Konferansı'na katılan Ermeni heyetine göre---2.250.000.
-Ermeni tarihçi Kovork Aslan'a göre---1.800.000.
-Cuinet'e göre---1.045.000.
-İngiliz yıllığına göre---1 .056.000.
-Osmanlı istatistiklerine göre---1 .295.000.
-Fransız Sarı Kitabına göre---1 .555.000
-Encyclopedia Britannica'ya göre---1 .500.000.
-Ludovic de Constenson'a göre---1 .400.000.
-Patrik Ormanyan'a göre---1 .579.000.
-Revue de Paris'ye göre---1 .300.000.
-H.F.B. Lynch'e göre---1.345.000.
Rakamlardan da anlaşılacağı üzere gerek Osmanlı gerek Ermeni ve yabancı kaynaklar Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin nüfusunun 1 .300.000. olduğu konusunda birbirleriyle paralellik arz etmektedirler (Carthy, 1988:66).
Zaten Lozan Konferansı'na katılan Ermeni heyeti başkanı Bogos Nubar da o sırada Türkiye'de hala 280.000 Ermeni'nin bulunduğunu; 700.000 Ermeni'nin ise çeşitli ülkelere göç ettiğini ifade etmişlerdir. Sayın Bogos Nubar' ın bu yapmış olduğu hesabı doğru ise toplam Ermeni nüfusu görüldüğü üzere 1 .300.000 olduğuna göre toplam Ermeni kaybı 300.000 civarındadır. Tehcire tabi tutulmayan, savaş öncesi ve sırasında göç eden ve tehcirde menzillerine ulaşan Ermenilerin sayısı dikkate alındığında kayıp konusunda tekrar aynı sonuca ulaşılmaktadır.
Burada özellikle değindiğimiz fakat gerek Ermeni propagandasının ve gerekse Avrupalı bazı çevrelerin dikkate almayı ve üzerinde durmayı bile düşünmedikleri bir konuyu; Türk kayıplarını da hatırlatmanın yararlı olacağı kanısındayız.
Bu olaylar sonucunda verilen Türk kayıpları, Ermeni kayıplarından her halükarda çok daha yüksektir. Yine Bogos Nubar'a göre, bu dönemde Doğu Anadolu'daki Müslüman nüfus açığı 1 .400.000'dir.
Amerikalı tarih profesörü Justin MC CARTHY bu konuda "Ölü Ermeni sayısını ele alırken ölü Müslüman sayısını da göz önüne almalıyız. İstatistikler çoğunun Türk olduğunu, 2, 5 milyon Müslümanın da öldüğünü söylemektedir. Ermenilerin yaşadığı 6 vilâyette 1 milyondan fazla Müslüman öldürülmüştür. Aynı şey bütün Anadolu için geçerlidir" demektedir.
Bütün bu açıklamalarımızdan da görüleceği üzere iddia edildiği gibi ne 1 , 5 Milyon Ermeni'nin ölmesi ne de sistemli bir soy kırım söz konusudur. Bunu iddia etmek tarihi gerçekleri saptırmaktan ve ölü istismarı yapmaktan başka bir anlam taşımamaktadır.
Ve yine burada sormak istediğimiz bir soru da Ermenilerin bütün bu yapmış oldukları katliamlara rağmen hiçbir cezaya çarptırılmadıkları, aksine bütün suçun Osmanlı Devleti'ne çıkarılmasındaki esas neden niçin bilinmiyor?
Ermenilerce acımasızca katledilen ve çeşitli işkencelere, zulümlere tabi tutulan Anadolu halkının kan, elem ve acı gözyaşları içerisinde geçmişten yankılanan ve bir imparatorluk halkının dramını yansıtan feryatlarını ve haksızlıklara karşı isyanlarını soy kırımdan bahseden insanlar duyabiliyorlar mı?
Ne yazık ki bizim bu ifadelerimizin tamamen tersine bugün Ermeni propagandası Sevr Antlaşması'nın kendileri açısından hala geçerli olduğunu ve buna dayanarak, Sevr'de öngörülen "Ermeni topraklarının Ermenilere iade edilmesi, gerektiğini savunmaktadırlar. Geçtiğimiz günlerde de Rusya Federasyonu'ndan kendilerine Moskova Antlaşması'nın geçersiz sayılması konusunda yardımcı olmasını istemişlerdir.
Bu istek çok açık bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden toprak talebi anlamına gelmektedir. Ermenilerin bu istek ve iddialarını Sevr ve Lozan Antlaşmaları'yla ortaya çıkan gelişmeler başlığı altında incelemenin yararlı olacağı kanaatindeyiz.

» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Siyaset Tarihi » Osmanlı-Türkiye ve Ermeniler »
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
6 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Mehmet Yücel kullancısına teşekkür ediyor :
CiwCiw (20.10.08), lolipop (20.10.08), RepStaR (20.10.08), Rosella (20.10.08), Unrealseptic (20.10.08), wakan (20.10.08)
  #16  
Alt 20.10.08, 12:58
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 458
Ettiği Teşekkür: 56
121 tane iletisine 203 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Sevr ve Lozan Antlaşmaları ile Ortaya Çıkan Gelişmeler

Sevr ve Lozan Antlaşmaları ile Ortaya Çıkan Gelişmeler
Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'nda yenilgiye uğraması ve 30 Ekim 1 91 8'de Mondros Mütarekesi'ni imzalaması, Ermenileri yeniden harekete geçirmiştir.
Büyük hayaller peşinde koşan Taşnaklar denetimindeki Kafkas Ermeni Cumhuriyeti kuruluşunun birinci yıl dönümü olan 28 Mayıs 1 91 9'da Osmanlı Devleti ile arasında 4 Haziran 1918 tarihinde imzalanmış olan Batum Anlaşması'na rağmen "Türkiye Ermenistan'ını ilhak ettiğini"açıklamıştır. Bu açıklama, İtilâf devletleri dahil, hiç kimse tarafından ciddiye alınmamıştır.
Paris Barış Konferansı'nda Ermenistan' ın sınırları konusu ABD Başkanı Wilson'un hakemliğine bırakılmıştır. Wilson General Harbord başkanlığındaki bir Amerikan heyetini incelemelerde bulunmak üzere 1 91 9 sonbaharında Türkiye'ye yollamıştır. 1 91 9 Eylül ve Ekim aylarında Türkiye'de incelemeler yapan heyet ulaştığı sonuçları bir rapor halinde ABD Kongresi'ne sunmuştur. Gerçekleri yansıtan bu raporda, "Türkler ile Ermenilerin barış içinde yüzyıllarca yan yana yaşadıkları, tehcir sırasında Türklerin de Ermeniler kadar acı çektikleri, Türk köylerinin yakıldığı, savaşa giden Türk köylülerinden en çok %20'sinin geri dönebildiği, Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıcında Ermenilerin "Türkiye Ermenistan'ı" denilen bölgelerde hiçbir zaman çoğunlukta olmadıkları, tehcir edilen Ermenilerin geri dönmeleri halinde tek bir yerleşim merkezinde dahi çoğunluğu oluşturamayacakları ve olaylara ilişkin acıklı ve korkunç iddiaların doğru olmadığının tespit edildiği" belirlenmiştir. ABD Kongresi, bu rapor üzerine 1 920 Nisanında Ermenistan'a mandater olunmasını reddetmiştir.
1 0 Ağustos 1 920'de Ermenileri bir kez daha umutlandıran Sevr Antlaşması imzalanmıştır. Anlaşma, Osmanlı Devleti'nin Ermenistan' ı özgür ve bağımsız bir devlet olarak tanımasını hükme bağlıyor, sınırın tespitini ise Wilson'un hakemliğine bırakıyordu.
Bilindiği üzere 1 0 Ağustos 1 920'de Türkiye'de biri İstanbul'da Osmanlı Hükümeti, diğeri Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti olmak üzere iki hükümet bulunmaktadır. Sevr'i imzalayan Osmanlı Hükümetidir. Mustafa Kemal ATATURK'ün Ankara Hükümeti "Ermeni sorununu" kendi başına halledecektir.
Mondros Mütarekesi sonrasında Fransızlar Adana vilâyetini, İngilizler de Urfa, Maraş ve Antep'i işgal etmişlerdi. Daha sonra İngilizler kendi işgal bölgelerini Fransızlara bırakmışlar ve Fransızların beraberlerinde getirerek Fransız üniforması giydirdikleri Ermeniler Türklere saldırmaya başlamışlardır. Bu zulüm, Türklerin tepkisiyle karşılaşmış ve Fransız-Ermeni işgaline karşı Türk direnişi örgütlenmiştir. Bunun üzerine yine Türklerin Ermenileri katlettikleri propagandası başlamış, ancak bu kez Ermenilere başta Fransız Komutanlığı olmak üzere kimse inanmamıştır.
ABD Kongresi'nin Ermenistan için mandaterliği reddetmesinden sonra, Kafkas Ermeni Cumhuriyeti'ne bağlı düzenli birlikler ve çeteler 1 920 Haziranında Türkiye'ye karşı saldırıya geçmişlerdir. Aynı yılın Eylül ayında bu kez Ankara Hükümeti karşı taarruz emretmiş ve Türk kuvvetleri Ermeni kuvvetlerini ağır yenilgilere uğratarak Kars dahil bütün işgal altındaki Türk topraklarını kurtarmışlar ve sınırı da aşarak Gümrü'ye girmişlerdir. Bu yenilgi karşısında Ermeni hükümetinin barış istemesi üzerine 3 Aralık 1 920'de Gümrü Anlaşması imzalanmıştır. Ermeniler bu anlaşma ile Sevr'in geçersiz olduğunu kabul etmişlerdir ve Türkiye'ye yönelik toprak taleplerinden resmen vazgeçmişlerdir.
Türkiye 16 Mart 1921 'de Sovyetler Birliği ile imzaladığı Moskova Antlaşması'nın tamamlanması amacıyla bu kez 1 3 Ekim 1 921 'de Sovyet Ermenistan ile Kars Antlaşmasını imzalamıştır. Her iki antlaşmada da Sevr'in tanınmadığına ilişkin Hükümler yer almaktadır. Böylece, Taşnak Hükümetinden sonra Sovyet Ermeni hükümeti de her türlü talepten vazgeçmiş olmakta ve Sevr'in geçersizliği bir kez daha belgelenmektedir.
Doğu Cephesi'nin bu şekilde tasfiye edilmesinden sonra, Güney Cephesi de 20 Ekim 1 921 'de Fransa ile imzalanan Ankara İtilâfnamesi ile tasfiye edilmiş ve Fransız kuvvetleri beraberlerinde getirdikleri Ermeni lejyonunu ve mahalli komitecileri de yanlarına alarak çekilmişlerdir. Mahalli Ermeni halkının büyük kısmını da adeta zorla beraber götürüp, Lübnan'a yerleştirmişlerdir.
24 Temmuz 1923'te imzalanan ve Sevr'in yerini alan Lozan Anlaşmasında ise Ermeniler hakkında hiçbir hüküm bulunmamaktadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi delegasyonuna Lozan barış görüşmelerine giderken kesin talimat verilmişti. Diğer bazı konular gibi Ermenistan konusu da tartışmaya bile alınmayacaktı. Türkiye, bugüne göre çok zayıf olduğu bir dönemde, İtalya ve Fransa gibi iki güçlü Avrupa devleti ve İngiltere gibi dev bir imparatorluğa karşı Ermeni sorununu Lozan'da gündeme bile aldırmamıştı.

Kaynak
Öğr. Gör. Yüzbaşı Servet AVŞAR
Genelkurmay ATASE Başkanlığı, ATAREM Genel Sekreterliği




» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Siyaset Tarihi » Osmanlı-Türkiye ve Ermeniler »
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
4 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Mehmet Yücel kullancısına teşekkür ediyor :
CiwCiw (20.10.08), lolipop (20.10.08), RepStaR (20.10.08), Rosella (20.10.08)
  #17  
Alt 20.10.08, 13:05
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 458
Ettiği Teşekkür: 56
121 tane iletisine 203 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Ermenistan Cumhuriyeti ve Ermeni Diasporası Tarafından Günümüzde Yürütülen Faaliyeti

Ermenistan Cumhuriyeti ve Ermeni Diasporası Tarafından Günümüzde Yürütülen Faaliyetler
SSCB'nin dağılmasından sonra, 23 Eylül 1991' de bağımsızlığını ilân eden bu günkü Ermenistan' ın önemli devlet belgelerine bakıldığında Türkiye Cumhuriyetinin toprak bütünlüğüne yönelik tarihi gizli emellerin aleniyet kazandığı görülmektedir.
Ermenistan Cumhuriyetinin 01 Aralık 1 989'da ilân ettiği "Bağımsızlık Bildirgesi"nin 1 2 nci maddesinde "Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiyesi ve Batı Ermenistan'da 1 91 5 Ermeni soy kırımının uluslar arası alanda kabul edilmesi için sürdürülecek çabaları destekleyecektir" ifadesine yer verilmiştir.
Ermenistan Anayasası'nın başlangıç kısmında "Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi'nde tespit edilen milli hedeflerin esas alındığı" belirtilmektedir. Diğer bir ifadeyle, soy kırım iddiaları ve Doğu Anadolu bölgemizi de içine alan "Büyük Ermenistan" emeli Ermeni Anayasası'nın bir parçası haline getirilmiştir.
Bağımsızlık Bildirgesi'nin hemen ardından Ermenistan Parlamentosu 06 Aralık 1 989'da Türkiye ile Rusya arasındaki 1 6 Mart 1 921 tarihli Moskova Dostluk Anlaşması'nı fesih kararı almıştır. Bu olay Ermenistan' ın bugünkü Türkiye-Ermenistan sınırının tespit edildiği 1 3 Ekim 1 921 tarihli Kars Anlaşması'nı tanımadığını da teyit etmektedir.
Koçaryan'ın 1998'de cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra; Ermeni diasporası ve Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye'ye yönelik "sözde Ermeni soy kırımı"nın uluslar arası forumlarda onaylanmasını ve "24 Nisan" tarihinin "sözde Soy kırımı anma günü" ilân edilmesini bir devlet politikası haline getirmiştir. Ermeniler, dünya kamuoyunda zulme ve haksızlığı uğramış bir toplum imajı yaratarak, başta ABD olmak üzere belli başlı devletleri ve uluslar arası kuruluşları, Ermeni davası lehine çevirmeye çalışmaktadırlar.
Bunun sonucunda, Ermeni diasporasının Türkiye aleyhindeki girişimlerinde belirgin bir artış meydana gelmiş ve Ermenistan büyük elçileri bu çabaları açıkça yönlendirmeye ve desteklemeye başlamışlardır.
Ermeni devleti ve diaspora, "soy kırım" iddialarının kabulü ve tesciline bağlı olarak Türkiye'ye yönelik faaliyetlerini "Dört T" politikasıyla uygulamaya koymuştur. Ermenistan bu politika ile şu hedeflerin gerçekleştirilmesine çalışmaktadır (Özkan, 2001:218).
-TANITMA : Ermeni milliyetçiliğinin yeniden canlandırılması.
-TANINMA : Sözde soy kırımın Türkiye'ye kabul ettirilmesi ve dünya çapında tanınmasının sağlanması.
-TAZMİNAT: Osmanlı Devleti'nin varisi olarak Türkiye Cumhuriyeti'nden tazminat alınması.
-TOPRAK: Büyük Ermenistan'a ait olduğu iddia edilen Türkiye'nin doğu ve kuzey doğusundaki bazı toprakların Ermenistan'a iade edilmesi.
Halen sözde Ermeni soy kırımı iddialarına uluslar arası kabul sağlama girişimleri ile bu planın ikinci safhasının uygulanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Ermenistan Cumhurbaşkanı Koçaryan, 27 Eylül 1 998 günü Los Angeles'ta düzenlenen bir toplantıda yaptığı konuşmada, "Ermenistan Hükümetinin sözde soy kırımın tanınması yönünde çaba harcadığını ve diasporanın bu amacın gerçekleştirilmesi için siyasî yardım sağlamasını beklediklerini "ifade etmiştir.
Koçaryan Eylül 1 998'de, Kaliforniya'da ileri gelen Ermeni örgütlerinin temsilcilerine yaptığı konuşmada da "Türkiye'den soy kırım dolayısıyla tazminat ve gasp edilen toprakların iadesi yönünde yapılacak talepler, soy kırımın Türkiye tarafından resmen kabul edilmesi sonrasında ele alınacak hususlardır. Bu aşamada kesinlikle gündeme getirilmemelidir. Anadolu kökenli Ermenilerin, vatanları ile bağları canlı tutulmalıdır" görüşlerine yer vermiştir.
Koçaryan, 20-21 Kasım 1998 tarihlerinde Gürcistan'a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında Gürcistan devlet başkanı ile düzenlediği basın toplantısında "Batı Ermenistan'ın işgal altında bulunduğunu" belirtmiştir.
Koçaryan yönetiminin, söz konusu iddiaları, üçüncü ülkelerin ulusal veya yerel parlamentolarında kabul edilen karar ve yasalar aracılığıyla ülkemiz üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanmak istediği ve böylece bu iddialarını Türkiye'ye kabul ettirmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır.
Ermenistan' ın "sözde soy kırımı kabul ettirme politikasını yürütmesinde Ermenistan dışında yaşayan Ermenilerin oluşturduğu ve diaspora olarak adlandırılan etkin Ermeni cemaatleri en önemli rolü oynamaktadır. ABD'de 1- 1 , 5 milyon Ermeni asıllı Amerikan vatandaşı yaşamaktadır.
Fransa ve özellikle ABD'de etkin ve güçlü olan Ermeni lobisi, Türkiye'ye karşı oluşan ittifaklar içinde yer almakta ve özellikle güçlü Rum lobisi ile iş birliği yapmaktadır.
Uluslar arası politik platformlara taşıma işini ise Ermenistan Devleti üstlenmektedir. Ermenistan bunun karşılığında diasporadan para ve yardım almaktadır.

Kaynak
Öğr. Gör. Yüzbaşı Servet AVŞAR
Genelkurmay ATASE Başkanlığı, ATAREM Genel Sekreterliği


» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Siyaset Tarihi » Osmanlı-Türkiye ve Ermeniler »
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
5 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Mehmet Yücel kullancısına teşekkür ediyor :
CiwCiw (20.10.08), lolipop (20.10.08), RepStaR (20.10.08), Rosella (20.10.08), wakan (20.10.08)
  #18  
Alt 20.10.08, 13:08
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 458
Ettiği Teşekkür: 56
121 tane iletisine 203 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Ermenistan Cumhuriyeti ve Ermeni Diasporası Tarafından Günümüzde Yürütülen Faaliyeti

Sonuç: Amerikalı tarih profesörü Justin Mc Carthy "Ölüm ve Sürgün" (Death and Exile) isimli eserinin "Doğuda Kesin Sonuç Belirleyici Savaş" başlığını taşıyan altıncı bölümünde, Birinci Dünya Harbinde "Ermeni sorunu" çerçevesinde meydana gelen gelişmeleri, tarafsız bir gözle şöyle değerlendiriyor.
"Osmanlı doğusunun Müslümanlarıyla Ermenileri arasındaki, bir yüzyıldan beri süregidip gelişen çekişme, Birinci Dünya Savaşı sırasında bir doruk noktasına ulaştı. Doğuda, aynı zamanda olarak, iki savaşın çarpışmaları bir arada yürütülüyordu: Bir yandan Osmanlı ve Rus orduları savaşmakta, bir yandan da Doğu Anadolu'nun ve Güney Kafkasya'nın Ermenileriyle Müslümanları, bir toplumlar arası savaşta, birbirine girmiş bulunmaktaydılar. Olaya sivil halkın ve orduların verdiği kayıp yönünden bakılırsa, doğuda 1 91 4 ile 1 920 yılları arasında yapılmış olanlar, insanlık tarihi boyunca en yüksek kayba yol açmış savaşlar arasındadır. Osmanlının güçsüzlüğünün, Rus emperyalizminin, Avrupalıların işe burun sokmasının ve Ermeni ayrılıkçı ulusçuluğunun sonucu, çok yaygın kapsamda yakılıp yıkılma idi. Savaş sonrasında, Van, Bitlis, Bayazıt ve Erzincan gibi kentler geniş ölçüde yıkıntıya dönmüştü. Binlerce köy yakılıp yıkılmıştı. Her iki taraftan, milyonlarca insan ölmüştü. Bağımsız bir ulus kimliğini kazanmak için ayaklanan Ermeniler, kendi kendilerinin efendisi olmadıkları bir Sovyet Cumhuriyeti içinde bırakılmışlardı. İşin sonunda savaştan yengi kazanmış olarak çıkan Türklerin elinde, yıkıntı halinde bir ülke kalmıştı".
Tarafsız bir tarihçiye yakışan bu değerlendirmenin diğer Batılı Tarihçilere örnek olmasını temenni ediyoruz.
Ermeni sorunu ile ilgili tespitlerimizi özet olarak açıklamamız gerekirse;
Ermeni sorununu Osmanlı Devleti'ne yönelik Rus politikası yaratmış, Rusya, İngiltere ve Fransa'nın fiili destekleri büyütmüş ve tırmandırmıştır.
Sorunu yaratan ve büyütenlerin hedefi, şark meselesini kesin çözüme ulaştırmak, yani Osmanlı Devleti'ni ortadan kaldırmaktır.
Osmanlı Ermenileri bu maksada matuf olarak kullanılmak üzere kışkırtılmıştır. Ermenilerin bağımsızlık idealleri ve çektikleri acılar büyük devletlerin umurlarında bile olmamıştır.
Rusya'nın bir taraftan Osmanlı Ermenilerinin önce otonomi sonra bağımsızlık kazanabilmeleri için azami derecede gayret sarf eder görünürken diğer taraftan idaresi altındaki Kafkas Ermenilerini katı ve ağır bir istibdat rejimi altında ezmesi samimiyetsizliğinin en açık delilidir.
Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Harbi öncesinde bir taraftan Ermeni isyanlarını kuvvet kullanarak bastırma çabası içindeyken diğer taraftan Ermeni tebaa lehine ıslahat faaliyetlerini devem ettirmeye çalışmasını takdirle karşılamak gerekir.
Ermenilerin Birici Dünya Harbi'nin başlangıcında Osmanlı Devletine ihanet ettikleri, Doğu Anadolu'da ilerleyen Rus ordusu ile iş birliği yaptıkları, Türk ordusunun geri bölgelerinde karışıklık yaratmak ve ikmal hatlarını kesmek için azami gayreti gösterdikleri ve Türklere karşı yoğun bir katliam kampanyası yürüttükleri hiçbir şüpheye mahal bırakmayan hakikatlerdir.
Birinci Dünya Harbi Osmanlı Devleti için zamanın en güçlü devletlerine karşı girişilen bir ölüm-kalım mücadelesidir. Cemal Paşa bu hususu "Biz bu umumi harbe bundan sonra haysiyetli milletler gibi istiklal içinde yaşamak niyetiyle girmiştik" sözleriyle ifade etmiştir. Türk'ün devletini yaşatmak için canını dişine takarak savaştığı bir ortamda, devletine ihanet halindeki Ermeni'nin, Osmanlı ülkesinin o sırada savaş alanı olmayan diğer bir bölgesine göçe tabi tutulmasının, devletin meşru müdafaa hakkı çerçevesinde son derece makul bir yasal tedbir olduğu, kabul edilmelidir. Tehcir Kanunu haklı sebeplere dayanmaktadır.
Yabancılar ve özellikle de Ermeni taraftarlarınca, askerî olmaktan çok siyasî bir karar olarak eleştirilen bu karar, incelendiğinde görülür ki, gerçekten de siyasî bir karardır. Devletin bu kararı almasında, kendi sınırları içerisinde, düzeni sağlamak isteği ön plana çıkmaktadır. Zaten böyle bir ortamda başka bir çözüm yolu da yoktu. Fakat bu kararın uygulaması o kadar kolay olmadı. Tehcir Kararı'nın uygulanması sırasında, Ermenilerin isyan hali sürdü ve tehcire razı olmayan Ermenilerin büyük bir kısmı da isyancılar arasına katıldılar. İşte tehcir kararı ve ortaya çıkan isyanlara karşı alınan önlemler, günümüze kadar ulaşan Ermeni iddialarında "katliam" olarak yer aldı. Tehcir kararının, isyanların sıklaştığı bir dönemde uygulanması, isyan eden Ermenilere karşı alınan tedbirlerin tehcir uygulaması kapsamında gösterilmesini ve istismarını kolaylaştırmaktadır.
Tehcir tam bir güvenlik ve öngörülen düzen içerisinde yapılamamıştır. Meydana gelen çok sayıdaki üzücü olayda göçe tabi Ermeniler önemli derecede can ve mal kaybına uğramışlardır.
Ancak, Ermeni zayiatını artıran faktörler arasında, çetin iklim ve tabiat şartlarının, yetersiz ulaştırma vasıtalarının, gıda maddeleri ve ilâç tedarikindeki güçlüklerin, salgın hastalıkların büyük önem taşıdığını unutmamak gerekir. Bu ağır şartlar Birinci Dünya Harbi boyunca Türk sivil halkın yanı sıra Türk ordusunun da yüz binlerle ifade edilen zayiata uğramasına neden olmuştur. Örnek olarak Sarıkamış'ta kaybettiğimiz 90.000 askerimizi ve tifüs hastalığından vefat eden Kafkas Cephesi Komutanı Hafız Hakkı Paşayı hatırlatabiliriz.
Ermeni iddialarının Türkiye'yi hedef alan kısmı incelenirse;
a. Tarihi incelemeden geçirildikten sonra, bu iddiaların gerçek dışı oldukları ya da
gerçeklerin saptırılmasına dayandırıldıkları açıkça ortaya çıkmaktadır.
b. Ermeni propagandası bu zayıflığını bildiğinden yeni belgeler ortaya koyma
yoluna gitmektedir. Bunu yaparken de tahrifattan ve sahtecilikten de kaçınmamaktadır.
Bu iddiaların üzerine yoğunlaşan Ermeni isteklerini ise Türkiye'nin sözde soy kırımı tanıması ve bu nedenle Ermenilere tazminat ödemesi ve sözde Ermeni topraklarını Ermenilere iade etmesi şeklinde özetleyebiliriz.
Bir soy kırım olmadığına göre, Türkiye'nin mevcut olmayan bir şeyi kabul etmesi ve bu sebeple de tazminat ödemesi nasıl kabul edilebilir? Üstelik geçmiş olaylara mutlaka bir sorumlu aranacak ise bu sorumlular öncelikle Ermenileri kendi çıkarları uğruna kandırarak, Doğu Anadolu'ya saldırtan ve binlerce insanın ölümüne neden olan Avrupalı devletler ve Ermeni komiteleridir.
Toprak taleplerine gelince ne bu topraklar Ermeni toprağıdır ne de Sevr geçerlidir. Türkiye'nin hiç kimseye toprak borcu yoktur. Ermeniler Doğu Anadolu'da Türklerle birlikte ve azınlık olarak yaşamışlardır. Ancak belirli bir tarih diliminde belirli bir yerde yaşamış olmak, hiç kimseye o topraklara sahip çıkma hakkını vermez. Kaldı ki, Ermenileri bu topraklardan kovan da olmamıştır. Devlete karşı ayaklandıkları ve düşmanla iş birliği yaptıkları için ülke topraklarının bir yerinden diğer bir yerine sevk edilmişlerdir. Ayrıca hepsi de bu işleme tabi tutulmamışlardır. Sevk edilenlerden geri dönenler de olmuştur. Bunların talihsizliği, Fransızlar, İngilizler ya da Yunanlılar gibi işgalci güçlerin arkasına takılmaları ve ülkeden ayrılmak mecburiyetinde kalmaları olmuştur. Bunun sorumlusu da her halde Türkiye değildir.

» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Siyaset Tarihi » Osmanlı-Türkiye ve Ermeniler »
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
4 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Mehmet Yücel kullancısına teşekkür ediyor :
CiwCiw (20.10.08), lolipop (20.10.08), oguzgolcik (20.10.08), Rosella (20.10.08)
  #19  
Alt 20.10.08, 13:26