iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 06:35 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Siyaset Tarihi » Osmanlı-Türkiye ve Ermeniler » Ermeni Sorunu ve Türkiye

Osmanlı-Türkiye ve Ermeniler Ermeni terörü, Ermeni Soykırımı, Osmanlı Ermeni olayları, Dünya Savaşında Ermeniler, Türkiye ve Ermeniler, Ermeniler ve Ülkeleri, Türkiye Ermenistan ilşkileri, Ermeni tehciri sebepleri, Ermeni sorununun ortaya çıkışı, Soykırım iddiaları, Sevr ve Lozan'daki gelişmeler,Ermeni Diasporası, Ermeni Komiteleri, Ermeni mezalimi, Ermeni devrimci hareketi.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 20.10.08, 10:35
Standart Ermeni Sorunu ve Türkiye

20.10.08, 10:35



Yıllardır Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik asılsız, kanıtsız ve kasıtlı karalama kampanyalarıyla yaratılmak istenen "sözde Ermeni soy kırımı" gibi iddialar, Avrupalı büyük güçlerin, özellikle Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra sürekli gündemde ve güncel tutmak istedikleri bir konu olmuştur.
Türklerin XI'nci yüzyılda, Anadolu'ya gelişleri ile başlayan, Türk-Ermeni ilişkilerinin son 125 yıllık döneminin sorunlarla yüklü olduğu tarihi bir gerçektir. Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde gündeme gelen Ermeni sorununun doğmasında ve gelişmesinde, imparatorluğun iç şartlarından çok Avrupalı büyük güçlerin, dünyanın paylaşımına ilişkin politikalarının bir gereği olarak yapmış oldukları istismar, tahrik ve teşvikleri etkili olmuştur.
1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'nda Rus Çarlığı'na "Osmanlı topraklarındaki Ortodoks tebaanın koruyuculuğu" hakkının tanınmasıyla ortamı hazırlanan; 1851 Paris Antlaşması ile Kırım Harbi'nin galibi Osmanlı Devleti'nin hem Avrupalı müttefiklerine hem de harbin mağlubu Rusya'ya "Gayrimüslim tebaa için gerekli ıslahatı yapacağı" taahhüdünde bulunmasıyla temeli atılan; 1 878 Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nin "Doğu Anadolu'da yapacağı ıslahat ve alacağı asayiş tedbirlerinin icrasına ilgili devletlerin nezaret edeceğini" kabul etmesiyle birlikte fiilen uygulama alanına konulan "Ermeni planı", başlangıç itibarıyla Rusya, sonradan İngiltere ve Fransa tarafından desteklenmiştir. Hatta bu ülkeler izlemiş oldukları paylaşım politikasının doğal bir sonucu olarak, "Sözde Ermeni hamiliklerini" insancıl motiflerle süsleyerek kendi ülkelerinde duyarlı bir kamuoyu yaratmayı da ihmal etmemişlerdir. Bu destekten güç alan Ermeniler birbirini takip eden isyanlar başlatmışlar, Ermeni tedhiş ve terörünü artırmışlardır. Ermenilerin Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıcında katliama ve düşmanla fiili iş birliği şekline dönüşen bu hareketleri üzerine; Osmanlı Devleti 27 Mayıs 1915 tarihinde "Tehcir ve İskana Dair Geçici Kanun"u kabul ederek uygulamaya başlamıştır.

Kaynak
Öğr. Gör. Yüzbaşı Servet AVŞAR
Genelkurmay ATASE Başkanlığı, ATAREM Genel Sekreterliği



» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Siyaset Tarihi » Osmanlı-Türkiye ve Ermeniler »
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
4 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Mehmet Yücel kullancısına teşekkür ediyor :
CiwCiw (20.10.08), lolipop (20.10.08), RepStaR (20.10.08), Rosella (20.10.08)
Sponsorlar
  #2  
Alt 20.10.08, 10:36
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 458
Ettiği Teşekkür: 56
121 tane iletisine 203 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Ermeni Sorunu ve Türkiye

Batılı büyük güçlerin izlemiş oldukları paylaşım politikasını çok net bir şekilde açıklayan Cemal Paşa, hatıratında: "Esasen Ermeni meselesi daima, Türkiye'nin pek mühim dış ve iç meselelerle meşgul olduğu sırada ileri sürülmüştür" demektedir.
Yapılan bu değerlendirme çok doğru bir değerlendirmedir. Sebebi de çok açıktır. Rusya, İngiltere ve Fransa'nın temsil ettiği büyük devletler, Ermeni sorununu; Albert Sorel'in "Türkler Avrupa'da görünür görünmez ortaya çıktı" diyerek XIV. yüzyılda başladığına işaret ettiği doğu sorununu kesin bir çözüme ulaştırmak için yaratmış, istismar etmiş ve bir araç olarak kullanmışlardır. Amaçları ise; Osmanlı Devleti'ne son vererek, topraklarını paylaşmak, Türkleri devletsiz bırakmak önce Avrupa'dan sonra da Anadolu'dan kesin olarak atmaktı.
Bu isteklerini gerçekleştirmede, Birinci Dünya Savaşı'ndan daha iyi bir zaman seçilemeyeceğine inanıyorlardı.
Londra'daki Kraliyet Harp Müzesi'nin "Türkiye'ye Karşı Savaş" bölümünün girişinde şunlar yazılıdır : "Birinci Dünya Savaşı'nda, Türkiye'nin karşımızda yer alması İngiltere'ye çok pahalıya mal oldu. Ancak bu savaşın sonunda Türkler de imparatorluklarını kaybettiler". Olayların başlatılması ve yönlendirilmesinde liderlik rolü üstlenen İngiltere'nin öğünerek sunduğu bu görüş, Osmanlı Devleti üzerine oynanan büyük oyunun amacının açık bir ifadesidir.
Ne yazık ki, Türklerle bin yıldır dostane bir şekilde yaşayan Ermeniler bu büyük oyunda piyon olarak kullanılmışlardır. Sorunun büyük devletler tarafından yönetilen ve yönlendirilen gelişimi sürecinde Cemal Paşa'nın hatıratında da açıklandığı şekliyle özel ilişkilerinde Türklerle Osmanlı Ermenileri arasındaki dostluk sınırsızdı. Anadolu köylerinde oturan bir Türk, ticaret işleri dolayısıyla uzak bir yere gitse, ailesinin hak ve namusunu Ermeni komşusuna emanet ederdi. Ermeniler de bu güveni aynı şekilde Türk komşularına gösterirlerdi. Ne Anadolu'da, ne Rumeli'de ne de İstanbul'da hiçbir Ermeni yoktu ki, Türkçe bilmesin. Bütün okullarda Ermeni harfleriyle Türkçe okutulur ve kiliselerde ayinler Türkçe yapılırdı. Devletin en üst makamlarına Ermeniler getirilmiş, özetle Ermeniler Osmanlı Devleti'nin en sadık tebaası sayılmıştı ve kendilerine "millet-i sadıka" veya "tebaa-yı sadıka" denilmekteydi. Ermeniler işte böyle bir konumdayken, dış kaynaklı vaatlere ve tahriklere kapılarak en masumları bile, "Kurtuluş günü yaklaştı, icap ederse çift hayvanlarını satıp silâhlanırız. Başarılı olduktan sonra, Müslümanların toprakları, mülkleri bize kalacaktır.." şeklindeki Ermeni komitelerinin vermiş olduğu talimatlarla eşkıyalık, tecavüz, tedhiş, terör, yağma peşinde koşan ve düşmanla iş birliği yapan "aşağılık insanlar", "hain ve asi toplum" durumuna getirilmişlerdir.
Bizim zorunlu göç ettirme anlamında kullandığımız (tehcir) Ermenilerin ise soykırım olarak adlandırdıkları (genocide), Ermenilerin yarattıkları sorunların doruk noktasına ulaştığı Birinci Dünya Savaşı yıllarında yaşanmıştır. Her iki taraftan büyük kayıplarla sonuçlanan acı ve elem verici bu olayı gerçek mahiyeti, sebepleri, boyutları ve sonuçlarıyla birlikte objektif bir bakışla değerlendirmek gerekir.
Ayrıca bu olayın sonrasında yaşanan ve Ermeni sorununu yüce devletimizi meşgul, aziz milletimizi müteessir eder bir nitelikte günümüze taşıyan gelişmelerin de incelenmesinin ve geleceğe yönelik olarak dersler çıkarılmasının gerektiğine inanıyoruz.
1918 yılında New-York'ta yayımlanan "Büyük Elçi Morgenthau'nun Öyküsü"
isimli kitapla batı kamuoyunda ve akademik çevrelerde, Ermeniler lehinde yaygın kanaatlerin oluştuğu ve zamanla bu kanaatlerin kesin inanışlara dönüştüğü yeni bir dönem başlamıştır.
Bizzat yazarı tarafından "Türk ve Alman aleyhtarı bu kitabı yazmaktan amacının, Amerikan halkını savaşın zaferle sonuçlanması gereğine inandırarak Wilson'un savaş politikasına daha çok destek sağlamak" olduğu belirtilmiştir. Buna rağmen bu kitap; ABD'de ve dünyada 83 yıldır kuşaktan kuşağa geçen yeni Ermeni yalan ve çarpıtmalarını da içeren 30 bini aşan kitap, dergi ve filmle desteklenen artarak devam eden ağır ve derin bir "Türk düşmanlığı"nın doğmasına neden olmuştur.
Ermeni kin ve nefretinin 1 921 -1 922 yıllarında, Osmanlı devlet adamlarını hedef alan suikastlere dönüşmesi de Ermeni sorununda yeni bir sürecin başlamasına neden olmuştur.
1 921 yılında İttihat ve Terakki Partisi ileri gelenlerinden Dahiliye Nazırı ve Sadrazam Talat Paşa ile Bahaeddin Sait Halim Paşa Roma'da, 1 922 yılında Cemal Paşa, yaverleri Süreyya ve Nusret beylerle birlikte Tiflis'te Ermeni katiller tarafından şehit edilmişlerdir. Medeni bir insanın anlaması mümkün olmayan bir kin ve nefretin sonucu Ermeni cinayetleri, 1 973-1 985 yılları arasında Türk diplomatlarına yönelik olarak sürdürülmüş ve 41 diplomatımız şehit edilmişlerdir. Son yıllarda, gerek Ermenistan Cumhuriyeti'nin gerekse Ermeni diasporasının iş birliği içinde, öncelikle batı ülkelerinin parlamentolarından "sözde Ermeni soy kırımı" konusunda kanunlar ve kararlar çıkarmak suretiyle olaya politik, ekonomik ve hukukî neticeler doğurabilecek siyasal bir nitelik kazandırmak istemeleri ve Türk toplumunun özellikle son yirmi sekiz yılının bu boş iddialarla meşgul edilmesi kabullenilebilecek bir şey değildir.
Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihi ve bu bağlamda imparatorluktaki azınlıkların durumu tarafsız bir gözle incelendiğinde, özellikle Rumlar ve Ermenilerin; dil ve din özgürlüğüne sahip oldukları, askerlik yapmadıkları, kendilerine ticaret yapma ve servet edinme özgürlüğünün tanındığını, imparatorluğun en üst düzeyde idari işlerine bakmayı geleneksel bir biçimde üstlendikleri, Divan-ı Hümayun ve elçilik tercümanlığı gibi üst düzey görevlerin her dönemde öncelikli adayları olduğu açıkça görülür.
Kaldı ki Osmanlı İmparatorluğu'nun azınlıklarla ve özellikle Ermenilerle ilgili olarak özel biçimde saptadığı olumsuz bir devlet politikasından söz etmek olanaksızdır. Bu bağlamda kuşkusuz, imparatorluk yönetiminden kaynaklanan bir "Ermeni sorunu" da söz konusu değildir.
Eğer varsa bu sorun, tıpkı doğu sorunu gibi Avrupalı büyük güçlerin yarattığı bir sorundur. Dolayısıyla batılıların sorunudur (Karal, C.V/1988:204).
O halde Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti'ne ait olmayan, fakat sürekli gündemde tutulmaya çalışılan bu kavram ve iddialar nedir ve nereden kaynaklanmaktadır ? Her iki ulus açısından önemi nedir ve neleri kazandırmıştır, neleri kaybettirmiştir?
Avrupalı büyük güçlerin bu kavramların doğmasına ve gelişmesine etkisi nedir ? Günümüzdeki boyutuyla nasıl bir durum arz etmektedir?
Bütün bu sorulara verilecek cevaplar konuya daha objektif bir açıdan yaklaşılmasını sağlayacaktır.
Bu amaçla öncelikle, Ermeni sorununun ortaya çıkışı ve Ermenilerin "sözde soy kırım iddialarının" incelenmesinin yararlı olacağı kanaatindeyiz.

» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Siyaset Tarihi » Osmanlı-Türkiye ve Ermeniler »
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
3 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Mehmet Yücel kullancısına teşekkür ediyor :
CiwCiw (20.10.08), RepStaR (20.10.08), Rosella (20.10.08)
  #3  
Alt 20.10.08, 10:43
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 458
Ettiği Teşekkür: 56
121 tane iletisine 203 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Ermeni Sorununun Ortaya Çıkışı

1.Ermeni Sorununun Ortaya Çıkışı
XIX. yüzyılın ikinci yarısında bir "Ermeni sorunu"ndan söz edilir olmuştur. Aslında "Ermeni sorunu" için bir başlangıç noktası belirtmek gerekirse, bunu "1856 Islahat Fermanı" ya da 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı ve bu savaşı izleyen Ayastefanos Antlaşması ve Berlin Konferansı'nda bulmak mümkündür. Ancak bunu biraz daha gerilerden yani 1820'lerden başlatmanın, Ermeni sorununun daha açık olarak anlaşılması açısından yararlı olacağı kanısındayız.
Osmanlı İmparatorluğu'nun bünyesinde, yüzyıllarca mutlu bir şekilde varlıklarını sürdüren ve" Millet-i Sadıka" (Sadık Millet) unvanını alan Ermenilerin, XIX. yüzyılın sonlarına doğru isyan hareketlerine girişmeleri, XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren beliren yeni gelişmelerin bir sonucudur.
Ermenilerin isyan hareketlerinde, XIX. yüzyılın en güçlü akımı olan "Milliyetçilik Akımı" 'nın etkisi büyük olmakla birlikte, Ermeniler arasında bağımsız devlet kurma fikrini işleyen asıl etken, " Ermeni Kilisesi" 'dir (Gürün, 1985:30). Ermeni Kiliseleri dini eğitim amaçlarından çok uzaklaşarak, adeta Ermeni Milliyetçiliğini temsil eden merkezler durumuna gelmişlerdir (Gürün, 1985:31).
XIX. yüzyılın başlarında başlayan Yunan İsyanı'nın, 1829 yılında bağımsızlıkla neticelenmesi, Rumların İmparatorluk bünyesindeki siyasî, ticarî ve kültürel bir çok alandaki etkinliklerini kaybetmelerine neden olacaktır. Rumların yerini büyük bir ölçüde Ermeniler doldurmuştur (Şahin, 1988:133). 1839 Tanzimat Fermanı ile, yapılacak düzenlemelerin, Müslim-Gayr-i Müslim ayrımı gözetilmeksizin bütün vatandaşları kapsayacağı açıklanıyordu. Batılı devletlerin Osmanlı İmparatorluğu bünyesindeki Hıristiyan tebaaya sahip çıkması ve kendi amaçlarına hizmet edecek cemaatler oluşturması ile, bu Hıristiyan Cemaatler, yakınlık duydukları ve ilişki kurdukları devletler aracılığı ile, Tanzimat Fermanı'nın ilkelerini bozmaya çalıştılar. Bunun üzerine Batılı devletler de, Osmanlı İmparatorluğu'nun bünyesindeki Gayr-i müslimlerin haklarının Tanzimat Fermanı'nda açıklanan maddelere rağmen, yeterince iyileştirilmediği yolunda şikayetlerde bulundular. Bunun sonucunda, 1 856 yılında, Islahat Fermanı'nın ilânı ve Gayr-i müslimlere yeni hakların verilmesi gündeme gelecektir. Islahat Fermanı Gayr-i müslim unsurlar kadar, Batılı devletlerde de bir memnuniyet uyandıracaktır. Islahat Fermanı'ndan sonradır ki, dönemin dört büyük devleti, Rusya, İngiltere, Fransa ve Avusturya, dinî azınlıkları korumak bahanesi ile sık sık Osmanlı Devleti'nin iç işlerine müdahalelerde bulunacaklardır (Gürün, 1985:64;Uras, 1983:198). Tanzimat ve Islahat Fermanları'nın Gayr-i müslim unsurlar için getirmiş olduğu bu yeni haklardan Ermenilerin çok iyi bir şekilde yararlandıklarını görüyoruz. Ermeniler Patrikhane bünyesinde oluşturulan ve dünyevi işlerle ilgilenen bir konsey tarafından, Ermeni Toplumu'nun iç düzenini sağlayacak bir nizamname hazırlanması için yeni bir komisyon kurdular (Gürün, T.T.E.S/1983:19). Bu komisyonun hazırladığı tasarı, konsey tarafından 24 Mayıs 1 860 tarihinde kabul edilerek, Bab-ı Dlî'ye sunuldu. Bab-ı Dlî ise, bu tasarı üzerinde bir takım değişikliklerden sonra, 1 7 Mart 1 863 tarihinde Sultan Abdulaziz'in onayıyla uygulama alanına koymuştur (Gürün, T.T.E.S/1983:19;Uras, 1983:156,171). Bu nizamnamenin yayınlanmasından sonradır ki, Ermeniler arasında bağımsızlık fikirleri ve Türk düşmanlığı çok çeşitli kaynak ve vasıtalarla yayılacaktır. Yine aynı kaynaklarca İhtilâl ve isyan fikirleri çok yoğun bir şekilde işlenecektir (Hocaoğlu, 1976:122). Ermenilerle Osmanlı Devleti arasında önemli bir anlaşmazlık söz konusu bile değil iken, Osmanlı Devleti bünyesindeki durumları, nizamnamenin uygulamaya konulmasıyla birlikte, arazisiz bir özerklikten farksız bir konuma gelecektir. Ermenilerin 1 7 Mart 1 863 tarihinde Sultan Abdulaziz'in onayı ile uygulama alanına konan bu nizamname ile Ermeni Meselesi'nin doğmasına da zemin hazırlanmıştır.
Bu nizamnameyi, 1876 yılında, Meşrutiyet'in ilânı izleyecektir. Meşrutiyet'in ilânı Gayr-i müslim unsurlar tarafından büyük bir sevinçle karşılanacaktır. Ermenilerin çok büyük ümitlere bağlanmasındaki en önemli etken ise, 1 877-1 878 Osmanlı-Rus Savaşı'dır. Ermeni Milli Meclisi, Osmanlı-Rus Savaşı başladıktan kısa bir süre sonra toplanarak, Ermenilerin askere yazılarak savaşa katılmaları kararını almış, fakat savaşta Osmanlı ordularının gerilemesi ile birlikte, 1 8 Aralık 1 877 tarihinde yeniden toplanarak, almış olduğu bu kararını iptal etmiştir. Ermeniler, Osmanlı Devleti'nin bu savaşı kaybedeceğini ve doğudaki vilâyetlerin bir kısmının Rusya'nın eline geçeceğini anlayınca, Rusların hakimiyeti altına girmek isteyecekler ve Ruslar sayesinde amaçlarına daha kolay bir şekilde ulaşabilecekleri düşüncesine kapılacaklardır. İşte bu düşünce iledir ki, Rusya ile daha sıcak bir yakınlaşma içerisine gireceklerdir. Gizlice toplanan Ermeni Meclisi, Rus Çarı'na iletilmek üzere, Rus işgali altındaki doğu vilâyetlerinde, Ermeniler lehinde yeni düzenlemelerin yapılmasını içeren bir muhtıra hazırlayacaktır (Küçük, 1986:2). Yine Ermeni Meclisi, 3 Mart 1878 tarihli Ayestefanos Andlaşması öncesinde, Ruslarla birlikte hareket ederek, Andlaşma metninde Ermenilerle ilgili bir maddenin de yer almasını sağladılar (Yıldırım, 1990:23). Ermeniler, Ayastefanos Andlaşması'nın 1 6 ncı maddesini oluşturacak ve Ermenilerle ilgili bazı kayıtların yer almasını sağlamakla, amaçlamış oldukları "bağımsızlık" veya "muhtariyete" kavuşmuş olmuyorlardı. Fakat, ilk kez, Ermenistan' ı uluslar arası bir andlaşmanın içerisine dahil etmiş oluyorlardı (Uras, 1983:200,208;Küçük, 1986:3) ve bu andlaşma ile Ermeniler artık Rusya'nın himayesi altına da girmiş bulunuyorlardı. Bu durum ise, İngiltere tarafından büyük bir ilgi ile izlenmekte ve Anadolu'daki çıkarlarınaters düştüğü için endişe ile karşılanmaktadır. İngiltere, Rusya'yı uzlaşma veya kazandıklarını kaybetme tercihleri ile baş başa bırakırken, bazı tavizler de elde ederek, Osmanlı Devleti'nin savunmasını üstlenecektir. Avrupalı devletlerin çıkarlarına dokunan, 3 Mart 1 878 tarihli Ayastefanos Andlaşması'nı değiştirmek üzere 1 3 Haziran 1878 tarihinde düzenlenen Berlin Konferansı çalışmalarına başladı (Yıldırım, 1990:23). Konferans 1 3 Temmuz 1 878 tarihli Berlin Andlaşması ile sona ermiş, 61 nci ve dolaylı olarak 62 nci maddelerle Osmanlı Devleti, Ermenilerle meskun vilâyetlerde gerekli görülen düzenlemeleri yapmak, güvenliklerini sağlamak ve yapılan ıslahatı ilgili devletlere bildirmekle sorumlu tutulmuştur (Öke, 1986:98).
Berlin Andlaşması ile Ermeniler üzerindeki Rus kontrolü kalkarken, Ermeni Meselesi, milletlerarası siyasî bir görünüme kavuşacaktır. Berlin Konferansı'nda Ermeniler üzerindeki Rus kontrolünün kalkması, İngiltere'nin etkisinin artmasına neden olacaktır. Böylece Ermeni meselesi Ermenilerin değil Osmanlı Devleti üzerinde çıkar çatışması bulunan iki büyük devletin, İngiltere ile Rusya'nın bir meselesi olacaktır (Uras, 1983:250,251;Karal, C.VIII/1988:131).
İngiltere Ermeni Meselesi'ni benimsemekle, Doğu Anadolu'nun Ruslar tarafından Balkanlaştırılmasını önlemiş ve Orta -Doğu üzerindeki etkisini artırmış oluyordu. Ancak İngiltere, Rusya'nın Ermeni Meselesi'nden tamamıyla dışlanmasını da istememektedir. Rusya'nın Uzak-Doğu'ya yönelerek bölgedeki İngiliz etkisini sarsmaması için, Ermeni Islahatı bahane edilerek, Doğu Anadolu üzerinde tutulması, İngiliz dış politikasının bir gereği olarak gerçekleşecektir (Öke, 1 986:99).
Ayastefanos Andlaşması ile eline geçirdiği büyük fırsatı Berlin Konferansı ile kaybeden Rusya, Doğu Anadolu'yu doğrudan ilhak etmeyi amaçlayan bir politika izlemeye başlamış ve bu politikasında yine Ermenileri kullanmayı denemiştir.
İngiltere ve Rusya'nın Ermeniler üzerindeki bu inanılmaz derecedeki mücadelesi, Türk düşmanlığı ile ün yapmış ünlü Fransız yazar Rene' Pinon'un şu sözlerinde açıkça görülmektedir: "Rus ve İngiliz nüfuzu Ermenilerin sırtından çarpışmıştır. Ermenistan İngiltere'nin elinde Rus yayılmacılığına karşı ileri bir kontrol olmuştur".

Kaynak
Öğr. Gör. Yüzbaşı Servet AVŞAR
Genelkurmay ATASE Başkanlığı, ATAREM Genel Sekreterliği


» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Siyaset Tarihi » Osmanlı-Türkiye ve Ermeniler »
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
3 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Mehmet Yücel kullancısına teşekkür ediyor :
lolipop (20.10.08), RepStaR (20.10.08), Unrealseptic (20.10.08)
  #4  
Alt 20.10.08, 10:46
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 458
Ettiği Teşekkür: 56
121 tane iletisine 203 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Ermeni Sorununun Ortaya Çıkışı

Gerçekten de, Doğu Anadolu'daki Rus işgali Rusya'ya Osmanlı Ermenileri üzerindeki etkisini artırma olanağı sağlamış ve Rus ordusundaki Ermeni subaylar, Osmanlı Ermenilerini devlet aleyhine kışkırtmaya çalışmış ve Ermenilere Balkanlar'daki Hıristiyanlar gibi Osmanlılar'dan ayrılarak, kendi muhtar devletlerini kurabilecekleri fikrini işlemişlerdir.
Rusların bu düşüncesini çok iyi bilen İngiltere, Ayastefanos Andlaşması'na karşı çıkmıştır. Çünkü; Doğu Anadolu'da Rusya himayesinde kurulacak bir Ermenistan İngiltere'nin Basra Körfezi ve Hindistan Yolu'nun güvenliğini tehlikeye düşürecektir. Bunun üzerine İngiltere, Osmanlı Devleti'nden Kıbrıs'ı kopararak, bunun karşılığında da Ayastefanos Andlaşması'nın değiştirilmesini sağlamış ve Berlin Konferansı'nda Rusya'nın;Kars, Ardahan ve Batum dışındaki işgal ettiği topraklardan hemen çekilmesini ve Ermeni Islahatı'nın bunun sonucunda yapılmasını kararlaştırmış, üstelik bu yapılacak ıslahatın da beş büyük devletin kontrolünde yapılmasını istenmiştir. Bu tarihten itibaren de, İngiltere " Ermeni Islahatı" 'nı kendi meselesi olarak görecektir.
1 880 yılında İngiltere'de, Gladstone Hükümeti'nin iktidara gelmesi bu mücadeleyi daha da etkin bir duruma getirecektir. İngiltere artık, Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü korumak politikasını terk etmiş ve Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalayıp kendisine dost küçük devletler kurmayı ve bunları Rusya'ya karşı tampon olarak kullanmayı amaçlayan yeni bir Osmanlı politikasını benimsemiştir. İngiltere'ye göre, bu tampon devletçiklerden birisi de Ermenistan olacaktır.
İngiltere'nin izlemiş olduğu bu yeni politikanın ilk sonuçları, İngiliz basınında Doğu Anadolu'dan Ermenistan olarak bahsedilmesi, Doğu Anadolu'nun en uç köşelerinde bile İngiliz Konsolosluklarının açılması, bölgede bulunan Protestan misyonerlerin sayısının hızla artması ve Londra'da bir İngiliz-Ermeni Komitesinin kurulmasıyla görülmüştür.
Rusya ve İngiltere'nin Ermenileri kendi çıkarları doğrultusunda kullandıkları çok sayıda Ermeni ve yabancı kaynak tarafından da belgelenmiştir.
Ermeni Patriği Haren Aşıkyan "Ermeni Tarihi" isimli eserinde, " Türkiye'nin çeşitli yerlerine dağılmış çok sayıda misyoner İngiltere lehine propaganda yapmakta, Ermenilerin İngiltere sayesinde muhtariyete kavuşacaklarını ileri sürmektedirler. Kurdukları okullar, bu gizli tasarılarının yuvasıdır" demektedir. Ermeni din adamı Hrant Vartabed'e göre de, " Osmanlı ülkesinde Protestan topluluklar kurulması ve bunların İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından himaye edilmesi, uygarlık iddiasındaki Batılı güçlerin en kutsal duygu olan din duygusunu bile kullanmaktan kaçınmadıklarını göstermektedir" demektedir. Vartabed ayrıca, Eçmiyazin Katolikos'u V.Kaork'u da Çarlık Rusyası'na alet olmak ve Anadolu Ermenileri'ne ihanet etmekle suçlamaktadır (Schemsi, 1999:20).
Bu konuda bir başka açıklama ise, İstanbul'da bulunan Fransız Büyükelçisi Paul Cambon'a aittir. Cambon 1894'de Paris'e göndermiş olduğu gizli bir raporda: " Gladstone, gayr-ı memnun Ermenileri örgütlemiş, disiplin altına almış, onlara destek vaadinde bulunmuştur. Bundan sonra propaganda komitesi ilhamını aldığı Londra'ya yerleşmiştir" demektedir. Bu konudaki bir benzer açıklama ise, Jean Paul Garnier'den gelmektedir. Bu açıklamada, " Millet-i Sadıka diye adlandırılan Ermeniler, Ruslar ve Protestan misyonerlerce tahrik edilmiş ve Berlin Konferansı'na sanki zulüm görmüş bir halkmış gibi başvurmuşlardır" denmektedir.
Edgar Granville ise, "Rus tahrikinden önce Osmanlı ülkesinde hiçbir Ermeni hareketi olmadığını; Çar himayesinde bir Ermenistan gibi hayaller yüzünden masum insanların acı çektiklerini" kaydetmiş ve asıl suçluların çarlar olduğunu, Ermeni hareketlerinin Doğu Anadolu'nun Rusya'ya ilhakını amaçladığını vurgulamışlardır.
Ermeni yazar Kaprielian "Ermeni Krizi ve Yeniden Doğuş" isimli eserinde, " İhtilâl vaad ve telkinlerini Ruslara borçlu olduklarını" öğünerek açıklamaktadır.
Yine bu konuda Taşnak yayın organı Hairenik 28 Haziran 1918 tarihli sayısında: " Türkiye'deki Ermeniler arasında ihtilâlci ruhun uyanması Rus kışkırtmaları sonucudur" itirafında bulunmaktadır.
Bütün bu açıklamalardan sonra, Ermeni Meselesi'nin arkasındaki gerçek nedenin Emperyalizmin Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalama ve paylaşma politikalarının olduğunu söylemek daha doğru olacaktır.
Rusya, savaş sonrası Doğu Anadolu'nun ilhakını, Ermeni Meselesi'ni yaratarak, bir oldu bittiye getirmeye çalışırken, Ermenisiz bir Ermenistan oluşturmak istiyordu. Berlin Konferansı ise bunun hiçbir zaman gerçekleşemeyeceğini gösterdi. Rusya Ermeni Islahatıyla ilgili çabaların, Osmanlı Ermenileri ile Rus Ermenileri arasında bir işbirliğinin doğmasından ve kendi çabasıyla ortaya çıkan Ermeni Meselesi'nin, kendisi aleyhine dönmesinden de çekinmiş ve Rusya'yı Ermeni Meselesi'nde geri adım atmaya mecbur etmiştir (Öke, 1986:100).

» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Siyaset Tarihi » Osmanlı-Türkiye ve Ermeniler »
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
5 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Mehmet Yücel kullancısına teşekkür ediyor :
CiwCiw (20.10.08), lolipop (20.10.08), RepStaR (20.10.08), Rosella (20.10.08), Unrealseptic (20.10.08)
  #5  
Alt 20.10.08, 10:48
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 458
Ettiği Teşekkür: 56
121 tane iletisine 203 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Ermeni Sorununun Ortaya Çıkışı

Başta İngiltere olmak üzere, Batılı büyük devletler Berlin Andlaşması'ndan sonra, 61 nci maddenin uygulanması için ilk girişimi 11 Haziran 1 880 tarihinde yaptılar. Bunun üzerine Osmanlı Devleti almayı düşündüğü önlemleri açıkladı. Bab-ı Ali'nin almayı düşündüğü önlemler, yabancı devletlerin Doğu vilâyetlerini muhtar bir idareye sürükleyecek isteklerine ters düşmekteydi. Bu nedenle tepkilerini göstermekte gecikmediler (Karal, C.VIII/1988:133,134). Osmanlı Devleti büyük devletlerin ve Avrupa kamuoyunun şikayetlerini önlemek için, doğu vilâyetlerine bir tahkik heyeti gönderdi. Heyetin hazırlamış olduğu rapora dayanarak, 3 Ekim 1 880 tarihinde büyük devletlere yapılacak ıslahatla ilgili olarak bir muhtıra verildi. Büyük devletler, milletlerarası bir çok meselenin gündeme geldiği ve Avrupa kamuoyunu harekete geçirecek nitelikte Ermeni olaylarının olmadığı bu tarihlerde, muhtırada yer alan vaatleri yeterli gördüler (Karal, C.VIII/1988:134,135). Osmanlı Devleti, büyük devletlerin ıslahat isteklerini görünürde uygulamaya koymaya çalışmakla beraber, fazla bir ilgi de göstermeyerek, aleyhimize sonuçlar getirebileceği endişesiyle, zamana bıraktı. Şüphesiz Avrupa siyasetinin gündemine başka meselelerin girmesi böyle bir politikanın izlenmesinde etkili oldu (Öke, 1986:100;Küçük, 1986:94,97).
Ermeni Islahat tasarılarıyla ilgili tartışmalar devam ederken, Ermeniler, Avrupa kamuoyunun dikkatini çekmek için, daha etkili yollar aramaya başladılar. Bu amaçla, 1 880'den itibaren Doğu Anadolu'da bazı Ermeni komiteleri kurularak isyan hazırlıkları başlatılmıştır. Bu komitelerden Van'da "Kara Haç" ve " Armenakan" Erzurum'da "Vatan Koruyucuları" isimli komiteler oluşturulmuştur. Bu komiteler, yerel boyutta kalmış ve Osmanlı yönetiminden bir şikayeti olmayan, refah ve barış içinde yaşamaya devam eden Ermeni halkının büyük çoğunluğunun bu faaliyete katılmaması sebebiyle etkili olamamış, zamanla varlıkları sona ermiştir.
Osmanlı Ermenileri'ni içeride kurulan komiteler yoluyla devlete karşı harekete geçirmek mümkün olamayınca, bu kez daha farklı bir yol denenmesine karar verilmiş ve Rus Ermenileri'ne Osmanlı toprakları dışında yeni cemiyet ve komiteler kurdurulmuştur. Bu cemiyetlerin en önemlileri1 887 yılında Cenevre'de kurulan ve1 890 yılında Tiflis'de (Kafkasya'da) kurulan Taşnak Komitesi'dir (Uras, 1983:422,457). Bu komitelere hedef olarak Anadolu toprakları, amaç olarak " Osmanlı Ermenileri'ni kurtarmak" gösterilmiştir.
Bu hedef ve amaç doğrultusunda, yabancı ülkelerde veya Türkiye'de kurulan bütün Ermeni teşkilâtlarının amacı isyan çıkarmaktı. Maksat isyan olunca, sebep bulmak veya yaratmak da zor olmayacaktır.
Ermeni propagandasının bugünkü öncülerinden, Louise Nalbandian, Hınçak Komitesi için: "(Ermeni) Halkın(ın) duygularını harekete geçirmek için tahrik ve teröre ihtiyaç vardı. .Halk, düşmanlarına karşı kışkırtılacak ve aynı düşmanın misilleme faaliyetinden yararlanılacaktı. Terör halkı korumak ve Hınçak Programına güven duymasını sağlamak için bir yöntem olarak kullanılacaktı. Parti (Komite), Osmanlı Hükümetini terörize etmeyi amaçlamıştı. Bu suretle rejimin prestiji sarsılacak ve tam anlamıyla dağılması için çaba harcanacaktı. Terörist taktiklerin tek odak noktası hükümet olmayacaktı. Hınçaklar, o sırada hükümet hesabına çalışan en tehlikeli Ermeni ve Türkleri öldürmek istiyor ve bütün casus ve muhbirleri yok etmeye çalışıyorlardı. Parti '( Komite), bütün bu terörist faaliyetlerde bulunabilmek üzere kendisine özgü bir kuruluş oluşturacaktı" demektedir (Nalbandian, 1963:110,111). K. S. Papazian ise, Taşnak Komitesi hakkında: " Komitenin programı isyan yoluyla Türkiye Ermenistanı'na siyasî ve ekonomik özgürlük sağlamaktı.". demektedir. Komitenin, 1 892 yılında yapılan genel kurulunda kararlaştırılan programının 8 inci metodu Hükümet yöneticilerini ve hainleri terörize etmek, 11 inci metodu ise, hükümet kuruluşlarını tahrip etmek ve yağmalamaktı (Nalbandian, 1963:15).
Taşnak kurucularından ve ideologlarından Dr. Jean Loris- Melikoff, " Komitenin çıkarlarının Ermeni Toplumunun çıkarlarından önde geldiğini ve amaçlarının gerçekleşmesi uğruna zengin Ermeniler'den terör yoluyla para toplandığını" kabul etmektedir (Nalbandian, 1963:15).
Bütün bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, esas amaç, Anadolu'da isyanlar çıkarmak, yöntem ise terördür .Ermeni Komiteleri bu programlarını uygulamaya koymak için hiç zaman kaybetmemişler ve çeşitli ayaklanma girişimlerinde bulunmuşlardır.
Ayaklanma girişimi önce Hınçaklar'dan gelmiş, daha sonra Taşnaklar da bu yolu izlemişlerdir. Bütün ayaklanma girişimlerinin ortak özelliği bunların dışardan gelen komitecilerce planlanmış ve gerçekleştirilmiş olmasıdır.
1 880-1 890 yılları arasındaki dönem, Ermeni komitelerinin organize olma ve yerleşme dönemidir Fakat, 1 890'dan itibaren, Ermeni olaylarının giderek büyümesi ve yaygınlaşmasında, dış güçlerin rolü ön plana çıkmaktadır (Bilgi, 1999:9). 1890 yılına kadar değişik bölgelerde, bir çok Ermeni Hareketleri görülmüşse de, İlk isyan, 20 Haziran 1 890 tarihinde çıkan Erzurum İsyanı'dır. Bu isyanı yine aynı yıl içinde meydana gelen; Kumkapı Gösterisi, 1 892-1 893'de, Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon Olayları, 1894'de, Samsun İsyanı, 1895'de Bab-ı Ali gösterisi ve Zeytun İsyanı, 1 896'da Van İsyanı ve Osmanlı Bankası'nın işgali, 1 903'de 2 nci Samsun isyanı, 1905'de Padişah Abdulhamid'e suikast girişimi, 1909'da Adana İsyanı izlemiştir.(Uras, 1983:458,459).
Bütün bu olaylar ve isyanlar, Ermeni Komitelerince "Ermenilerin Türklerce katledilmesi" olarak tanıtılmış ve Batılı ülkelerin Hıristiyan kamuoyuna bu şekilde yansıtılarak, hedeflerine daha kolay ulaşmak istenmiştir.Zaten bu devletlerin izlemiş oldukları politikada, saptırılarak anlatılan, yalanlarla süslü bu mesajların kabul edilmesini gerektirmekte idi.Çünkü: Batılı bu ülkelere göre, "bu durum Hıristiyanlarla Müslümanlar arasındaki bir çatışmaydı.Vahşi Müslümanlar, Masum Hıristiyanları katletmekteydi". Öyle ise, yapılacak şey, Müslümanlara karşı Hıristiyan Ermenileri desteklemek ve himaye etmekti. Erzurum İsyanı'nı katliam olarak değerlendiren Ermeniler ve Avrupa devletleri, kısa bir süre sonra, Mutkili Musa Bey isminde bir şahsın Ermenilere eziyet ettiği yolunda asılsız olduğu anlaşılan şikayetleri de propaganda aracı olarak kullandılar (Uras, 1983:460,461). Ermeniler 1 3 Temmuz 1 890 tarihinde, Hınçaklar' ın idaresinde bu iki olaya "misilleme hareketi"'ne giriştiler. İlk defa "adalet istemek amacıyla" silâhsız bir gösteri yapmışlardır". Kumkapı Nümayişi " adı verilen olayla Ermeniler, Avrupa devletlerinin dikkatlerini toplamayı ve onların müdahalelerini amaçlamışlardı. Bu durum gerçekleşmedi, fakat Ermeni unsurunun isyana teşviki propagandası ile, bundan sonraki isyanlara katılımları sağlandı.(Uras,1983:461,464).

» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Siyaset Tarihi » Osmanlı-Türkiye ve Ermeniler »
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
4 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Mehmet Yücel kullancısına teşekkür ediyor :
CiwCiw (20.10.08), RepStaR (20.10.08), Rosella (20.10.08), Unrealseptic (20.10.08)
  #6  
Alt 20.10.08, 10:52
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 458
Ettiği Teşekkür: 56
121 tane iletisine 203 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Ermeni Sorununun Ortaya Çıkışı

Ermeniler, 1 892-1 893 yıllarında Hınçak Komitesi'nin öncülüğünde; Kayseri, Yozgat, Çorum ve çevrelerinde de bir takım gösterilerle isyana teşebbüs ettiler (Uras, 1983:464,471). 1894 yılında çıkardıkları I. Sasun ( Siirt) İsyanı ile, ayaklanmaların çapını genişlettikleri görülüyor. Bastırılan isyan, Avrupa'ya katliam olarak yansıtılacaktır (Uras, 1983:471,478). İsyanın çıktığı tarihlerde İngiltere, Rusya ve Fransa'nın Ermeni Islahatı ile ilgili olarak Osmanlı Devleti'ne verdikleri muhtıranın (Küçük, 1986:115,160). tartışmaları sürerken, 18 Eylül 1895 tarihinde, Ermeniler Hınçak Komitesi'nin teşviki ile, İstanbul'da Bab-ı Ali üzerine yürüyerek gösteri yaptılar
(Uras, 1983:478,478). Dağıtılan gösterinin ardından, 1 895 ve 1 896 yıllarında Anadolu'da Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde bir dizi isyan girişimleri görüldü (Hocaoğlu, 1976:230,296). Bu isyanların içinde, 1895'te başlatılan Zeytun İsyanı, 28 Ocak 1 896 tarihinde, yabancı devletlerin arabuluculuğu ile son buldu (Uras, 1983:491,498). Bu isyanı çıkaran Hınçak Komitesi üyeleri, İngilizler'in koruyuculuğunda Anadolu'yu terk ettiler. Bu tarihten sonra Hınçak Komitesinin aktif faaliyetleri azalırken yerini yavaş yavaş Taşnak Komitesi almaya başladı (Gürün,1985:160,161).
Taşnak Komitesi, Anadolu'da isyanlar çıkarırken, İstanbul ve İzmir gibi merkezlerde de harekete geçilmesine karar verdi. Ülkeyi kana boyayarak ulaşmak istedikleri amaç için, bu defa hedefi büyük tutarak, 21 Temmuz 1905 tarihinde padişaha karşı başarısız bir suikast girişiminde bulundular (Hocaoğlu, 1976:396,440).
1 890 Erzurum Olayı ile başlayan Ermeni isyanları, 1 895-1 896 yıllarında en yoğun dönemini yaşadı. 1 908 yılına kadar süren dönem içindeki isyan girişimlerinin son denemesi, 1 905 Yıldız Suikastı girişimi olmuştur.
Sultan II. Abdülhamid, Ermeni İsyanları'nın çok yoğun olduğu bu dönemde, büyük devletlerin 1895 yılında yeniden sundukları Islahat Projesini de kabul etti.Fakat uygulanmasını zamana bıraktı (Öke, 1986:101). Çıkardıkları isyanlarla da sonuca ulaşamayan Ermeniler, artık hayallerini yitirmeye başladılar (Şahin, 1988:202,203). Başka bir anlatımla, " Balkanlaştırma Metodu" veyahut " Bulgar Yolu", Ermeni hareketlerini, Osmanlı bütünü içinde bir Hıristiyan hareketinden fazla bir şey olmamaya mahkum etti (Ter Minassian, 1992:36). Bu durum, Sultan II. Abdulhamid'in yönetimine karşı gelişen Jön Türk muhalefeti ile Ermeniler arasında bir ittifakın doğmasına sebep oldu (Şahin, 1988:202). Jön Türkler Osmanlı Devleti'nin, Sultan II. Abdülhamid yönetiminden kurtulmakla ve hürriyetin ilânı ile güçleneceğine inanırken, Ermeniler de bağımsızlık veya muhtariyet ümitlerini aynı yola bağladılar (Mazıcı,1987:62,64).
Jön Türk Hareketi'nden doğan İttihat ve Terakki Cemiyeti, Ermenilerin dışında diğer azınlıklarla da işbirliği içerisindeydi (Ahmad, 1986:112,174). İttihat ve Terakki Cemiyeti "Osmanlı İmparatorluğu'nu Türk ve Türk olmayan, Müslüman ve Müslüman olmayan çeşitli unsurlarıyla birlikte kurtarmak" amacına dayanan, temelleri geniş tutulmuş bir siyasî hareketti (Bilgi, 1992:12). Bu sebepledir ki, II.Meşrutiyet ile birlikte, Ermeni Meselesi de değişik bir boyut kazanacaktır.
23 Temmuz 1908 tarihinde Meşrutiyet'in ilânından sonra, Ermenilerin komitecilik faaliyetlerini, kısa bir süre için askıya aldıklarını komite liderlerinin Meşrutiyet yanlısı konuşmalar yaptıklarını, bildiriler hazırladıklarını görmekteyiz. İlk zamanlardaki heyecanın geçmesiyle birlikte, ortamın uygunluğundan istifade ile, bağımsızlık için isyan etme yollarını aramaya başladılar. Bunun için de 1 4 nisan 1 909 tarihinde Adana'da ayaklanma hareketinde bulunacaklardır. Bütün bu olanlara rağmen, 1 6 Eylül 1 909 tarihinde İttihat ve Terakki Partisi yönetimi ile Taşnaklar arasında ikili bir andlaşma yapılacaktır. Bu andlaşma ile, Ermenilerin bağımsızlıkları için savaştıkları konusunda oluşan yanlış fikirlerin ortadan kalkması ve vilâyetlerdeki hakların artması için birlikte çalışılması vurgulanmakta idi.
Taşnak Komitesi ile İttihat ve Terakki Partisi yöneticilerinin anlaşması sonucunda, meclislerde en az değişim Ermeni temsilcilerinin sayısında olmuştur. Ermenilerin 1 908 meclisinde 1 4, 1 91 2 meclisinde 1 3 ve 1 91 4 meclisinde 1 4 temsilcisi bulunacaktır.
Gerek meclisteki ve gerekse idari kadroları dolduran çok sayıdaki Ermeni'nin buldukları ilk fırsatta Ermenistan' ın kurulması için dış güçlerin yardımına başvurması ve hızlı bir şekilde silâhlanması, İttihat ve Terakki Partisi yönetimi ile başlayan dostluğun bitmesine neden olmuştur.
II. Meşrutiyet'in oluşumuna destek veren Ermeni terör örgütünün yöneticileri, sessiz kalmayı tercih ettikleri bu dönemde, gizlice silâhlanmayı devam ettirirken mecliste bulunan Ermeni milletvekillerini de baskı altında tutmaktaydılar (Kürşat, 1 989: 1 5). Böylece kısa zamanda Ermenilerle ilgili yeni düzenlemeler yapılması yönündeki girişimlere kapılar açılabilmiştir.
Ermeni liderleri 1 91 2 yılı başlarında Avrupa hükümetlerini" Ermenilerin muhtariyeti" yönünde elde etmek için harekete geçtiler (Bilgi, 1992:13). Kısa bir süre sonra, "Ermeni Islahatı" yoğun olarak tekrar gündeme geldi. İttihat ve Terakki liderlerinin Ermenilerin durumunun düzeltileceği yönündeki açıklamalarına Ermeniler, "madem ki büyük devletler işe başlamışlardır. Artık bundan vazgeçmek bizce mümkün değildir" şeklinde cevap verdiler (Cemal Paşa, 1959:357).
Aslında Ermeniler, uluslararası ilişkilerin yarattığı uygun ortamdan ve Osmanlı Devleti'nin sıkıntılı durumundan yararlanmayı düşünmekte idiler.
Ermenilerin bu düşünceleri doğrultusunda, asıl istedikleri-niteliği ne olursa olsun-Osmanlı Devleti'nin bölüşümünden kendilerine bir pay alabilmektir.
Bu durum karşısında ise, Batılı devletler adeta bir ıslahat projesi yarışına giriştiler". Her ülkede kendi çıkarları doğrultusunda ıslahat projesinden başkaca birtakım projeler hazırlıyor", birbirlerine ya da Osmanlı Devleti'ne sürekli olarak muhtıra ve notalar veriyorlardı (Mazıcı, 1987:56). Osmanlı Devleti İngiltere'den Şubat 1913'te istediği, Ermeni Islahatı'na yardımcı olacak danışmanlarının denetiminin kaldırılarak, Osmanlı Hükümeti'nin onayıyla hareket edecek müfettişler tayin edildiğini açıklayan bir projeyi elçiliklere bildirdi (Uras, 1983:411). Osmanlı Devleti elçiliklere bildirdiği bu proje için, hukuki dayanağı da hazırlamış ve ülkenin çeşitli müfettişlik bölgelerine ayrılmasını öngören bu değişikliği, 3 Temmuz 1 91 3 tarihinde ilân ederek, uygulama alanına koymuştur.

» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Siyaset Tarihi » Osmanlı-Türkiye ve Ermeniler »
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
4 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Mehmet Yücel kullancısına teşekkür ediyor :
CiwCiw (20.10.08), RepStaR (20.10.08), Rosella (20.10.08), Unrealseptic (20.10.08)
  #7  
Alt 20.10.08, 10:53
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 458
Ettiği Teşekkür: 56
121 tane iletisine 203 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Ermeni Sorununun Ortaya Çıkışı

Osmanlı Devleti, Doğu Anadolu'da Rusların çıkarları doğrultusunda bir Ermenistan oluşturmak projesini, Almanlar' ın da etkisi ile reddedecektir. Fakat bir süre sonra, aynı proje üzerinde yapılacak birkaç değişiklik ile 8 Şubat 1 91 4 tarihinde kabullenecektir .Osmanlı Devleti bu andlaşma ile birlikte;Doğu Anadolu'daki iki bölgenin başına iki yabancı genel müfettiş tayinini, dolayısı ile de buralarda Ermeni hakimiyetini kabul ediyordu.
Ermeni Islahatı'nın önem kazandığı bu dönemde, zaten I.Dünya Savaşı da çıkmıştı. Ermeni Sorunu ile ilgili olarak, İttihat ve Terakki Partisi yöneticilerinin amacı;savaştan yararlanarak Rusya'nın baskısıyla kabul edilen Doğu Anadolu Islahatına ait andlaşmanın şartlarından biran önce kurtulmaktı .Savaşın başlamasıyla birlikte, "Islahat Andlaşması" uygulama alanından kaldırıldı .Böylece Türk- Ermeni ilişkilerinde yeni bir süreç başladı.
Osmanlı Devleti'nin seferberlik ilânından sonra, Ermeni komiteleri faaliyetlerini daha da artırdılar ve Ermeni gönüllü birliklerini kurdular. Kafkas Cephesinde savaşın başlamasıyla birlikte, Rusların çağrılarına uyan bu gönüllüler, Türklere karşı savaştılar.(Ali İhsan Sabis, 1990:C.II,183,184) Osmanlı Devleti bu durum karşısında tedirgin olmakla birlikte, bir süre sonra durabileceği ümidiyle sessiz kalacaktır. Fakat bu sessizlik uzun sürmeyecektir.
Komitelerin I.Dünya Savaşı'nda faaliyete geçmesinden endişelenen Osmanlı Devleti, savaş öncesinde, 1 91 4 Ağustosunda Erzurum'da Taşnak yöneticileriyle bir toplantı yapmıştır. Taşnaklar bu toplantıda Osmanlılar'ın savaşa girmesi durumunda, sadık vatandaşlar olarak Osmanlı Orduları tarafında verilecek görevlerini yerine getirecekleri sözünü vermişlerdir. Fakat bu sözlerini tutmamışlardır. Bu toplantıdan önce, Haziran ayında yine Erzurum 'da düzenlenen Taşnak Kongresi'nde Osmanlı Devleti'ne karşı mücadelenin sürdürülmesi kararı alınmıştır.(Ermeni K A ve H. İ, 1917:144) Rusya Ermenileri de, Rus Ordularıyla birlikte, Osmanlı Devleti'ne saldırma hazırlıkları içine girmişlerdir .Bu arada Rusya'nın amacı da Ermenileri kullanarak Doğu Anadolu'yu ilhak etmektir (Tchalkouchian, 1919:12).
Rusya'nın Osmanlılar'a savaş ilân etmesi üzerine Taşnak Komitesi yayın organı Horizon "Ermeniler en ufak bir tereddüt göstermeden İtilâf Devletleri'nin yanında yer almışlar, bütün güçlerini Rusya'nın emrine vermişler, ayrıca gönüllü alayları kurmuşlardır" açıklamasını içeren bir bildiriyi yayınlamıştır (Uras, 1983:594).
Taşnak Komitesi, kendi örgütüne de: "Ruslar sınırı geçtiklerinde ve Osmanlı Orduları geri çekilmeye başladıklarında her yerde isyanlar çıkarılmalı, Osmanlı Orduları bu suretle iki ateş arasına alınmalıdır. Osmanlı Ordularının ilerlemesi halinde Ermeni askerler silâhlarıyla birlikte kıtalarını terk edecek ve çeteler kurarak, Ruslar'la birleşeceklerdir" emrini verecekt(Hocaoğlu,1976:571).
Hınçak Komitesi de, örgütüne gönderdiği talimatta, " Komitenin bütün gücüyle mücadeleye katılarak, İtilâf Devletleri'nin ve özellikle Rusya'nın müttefiki sıfatıyla, Ermenistan, Kilikya, Kafkasya ve Azerbaycan'da zaferi temin için her türlü vasıta ile, İtilâf Devletlerine yardım edeceğini"bildirmiştir (Ermeni K. A.ve H.İ, 1917:151,153).
Ermeniler, bu emirlere uyarak silâhlarıyla firar ederek, ya Rus kuvvetlerine katılmışlar ya da çeteler kurmuşlar, yıllardır Ermeni ve misyoner okul ve kiliselerinde saklanan silâhlar ortaya çıkarılmış, askerlik şubeleri basılarak yeni silâhlar sağlanmıştır. Silâhlanan bu çeteler komitelerin"Kurtulmak istiyorsan, önce komşunu öldür"emri ile, savunmasız Türk şehir, köy ve kasabalarına saldırarak büyük bir katliam yapmışlardır. Osmanlı kuvvetlerini arkadan vurmuşlar, Osmanlı birliklerinin harekatını engellemişler, ikmal yollarını kesmişler, yaralı konvoylarını pusuya düşürmüşler, köprü ve yolları imha etmişler, şehirlerde ayaklanarak Rus işgalini kolaylaştırmışlardır.
Ermeni katliamı yalnızca Türkleri hedef almamış, Trabzon dolaylarındaki Rumlar' ı ve Hakkari civarındaki, Musevileri de içine almıştır (Dokuz S.C.E.S, 1 989:22) Ermeni Komiteleri'nin amacı bu topraklar üzerinde yaşayan Ermeniler dışındaki bütün unsurları yok etmek ya da göçe zorlamak, bu şekilde çoğunluğu sağlamaktır.
Taşnak temsilcisinin 1 91 5 Şubatında Tiflis'te toplanan Ermeni Milli Kongresinde yaptığı konuşmada, " Rusya'nın, Osmanlı Ermenilerini silâhlandırmak, hazırlamak ve isyanlar çıkarmalarını sağlamak için savaştan önce 242.900 ruble verdiğini" söylemesi (Uras, 1983:604), Rus-Ermeni ittifakı ve Ermeni komitelerinin savaş öncesinde nasıl bir hazırlık içinde olduklarını bütün açıklığı ile göstermektedir.
Ermeniler, bu ayaklanmaları ve faaliyetleri, Osmanlılar' ın tehcir kararı üzerine girişilen bir meşru müdafaa olarak açıklamak eğilimindedirler.Fakat, henüz alınmış bir tehcir kararı yoktur.Yapılan bu isyanlar tehcirin değil, tehcir isyanların sonucu olarak gelişmiştir.
Osmanlı Devleti yaşanılan bu olayların karşısında, önce Ermeni Patriği, mebuslarını ve ileri gelenlerini çağırarak, Ermenilerin müslüman halkı katletmeye devam etmeleri durumunda, gereken önlemlerin alınacağını açıklamıştır. Bu bir sonuç vermeyince de 24 Nisan 1915 tarihinde, bütün Ermeni Komitelerini kapatmış ve yöneticilerinden 235 kişiyi devlet aleyhinde yıkıcı faaliyette bulunmaktan tutuklamıştır.
Osmanlı Devleti seferberlikten sonra dokuz ay kadar bekledikten sonra, 24 Nisan 1 91 5 tarihinde vilâyetlere bir genelge göndererek, Ermeni Komitelerinin merkez ve şubelerinin kapatılmasını, evrakına el konulmasını ve elebaşılarının tutuklanmasını emretti (Süslü,1990:106,108). Emrin gönderilmesinden yaklaşık bir ay sonra, Ermeni teşkilâtlanmaları ve silâhlanmalarının en küçük yerleşim birimlerine kadar götürülmesi ve Van örneğinde olduğu gibi, kanlı faaliyetlerini artırması üzerine, bir taraftan ordunun ve diğer bir taraftan da sivil halkın emniyet altına alınması için (Süslü, 1990:109) Başkomutan Vekili Enver Paşa, Dahiliye Nezareti'nden, Ermenilerin Doğu Anadolu vilâyetlerinden alınarak, savaş bölgesinden uzak yerlere yerleştirilmesi isteğinde bulunacaktır. Yer değiştirme işlemi yapılırken de, Ermenilerin gittikleri yerde İslam nüfusunun yüzde onunu geçmemeleri ve kurulacak köylerin de her birinin elli evden fazla olmaması konusunda uyarıda bulunmuştur.
Dahiliye Nezareti, 27 Mayıs 1 91 5 günü geçici bir kanun çıkararak, hıyanetleri görülen Ermenilerin başka yerlere iskanına karar verdi. Meclis-i Vükelâ tarafından da imzalanan kanun, 1 Haziran 1 91 5 tarihinde Takvim-i Vekayi'de yayınlanarak uygulamaya kondu. Geçici kanun, Meclis-i Mebusan'ın açılmasından sonra da, 15 Eylül 1 91 5 tarihinde milletvekillerinin onayından geçti (Öke, 1986:147,148). Dışarıdaki Ermenilerin her yıl " katliam" yıldönümü diye andıkları 24 Nisan işte bu 235 kişinin tutuklandığı tarihtir.
Osmanlı Devleti'nin bu büyük iç ve dış tehlikeler nedeniyle benzer tehlikelerle karşılaşan tüm ülkelerin almaktan çekinmeyeceği bir önleme başvurarak, savaş bölgeleri yakınlarındaki Ermenileri daha güneydeki Osmanlı topraklarına, Suriye'ye tehcir etmiştir.'

» Nüve Forum » kütüphane » Coğrafya ve Tarih » Konularına göre tarih » Siyaset Tarihi » Osmanlı-Türkiye ve Ermeniler »
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
4 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için Mehmet Yücel kullancısına teşekkür ediyor :
CiwCiw (20.10.08), RepStaR (20.10.08), Rosella (20.10.08), Unrealseptic (20.10.08)
  #8  
Alt 20.10.08, 10:57
Mehmet Yücel - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Atılgan
Üyelik tarihi: Jan 2008
Nereden: Dünyalı
İletiler: 458
Ettiği Teşekkür: 56
121 tane iletisine 203 kere teşekkür edilmiş
Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.Mehmet Yücel bir mücehver gibi özel.
  Send PM
Standart Ermeni Tehciri, Sebepleri ve Uygulaması

2-Ermeni Tehciri, Sebepleri ve Uygulaması
Osmanlı Devleti, Ermenilere karşı en son çare olarak "Tehcir Kanunu"olarak bilinen, sevk ve iskan kanununu çıkarmıştır. 14 Mayıs 1331(27 Mayıs 1915) tarihli bu geçici kanunla, " Vakt-ı Seferde icraat-ı hükümete karşı gelenler için cihet-i askeriyece ittihaz olunacak tedabir hakkında kanun-u muvakkat" ismini almakta ve burada Osmanlı Devleti'ne karşı casusluk ve hıyanetleri görülenlerin ayrı ayrı veya birlikte savaş alanlarından uzak yerlere gönderilmesi istenmektedir (Süslü, 1990:110). Bu kanun, Ermeniler tarafından iddia edildiği gibi, Osmanlı Devleti'nin kendilerine işkence yapmak isteğinden değil, silâhsız sivil halkı ve Osmanlı Ordusunu, Ermeni çetelerine karşı korumak amacı için hazırlanmış bir kanun idi. Avrupalılar Tehcir Olayını, kendi usullerince yapılan bir katliam olduğunu sanırlar. Çünkü, Jenosid, batı kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Halbuki tehlikeli durumlarda ve gerektiğinde Osmanlı uygulaması katliamı değil, sürgün etmeyi tercih etmiştir.Aslında sürgün, Osmanlılar tarafından, bir "İskan ve Kolonizasyon Metodu" (Süslü, 1990:99) olarak kullanılmıştır. 1 91 5 yılında Doğu Anadolu'da, Osmanlı Devleti'ne düşmanca davranan ve Rus Ordusuna katılan Ermenilere karşı uygulanan politika da özellikle bu yaklaşımdan kaynaklanmıştır. Zaten olayın anlatımı için de genellikle "tenkil" nakletme ifadesi kullanılmış, Batı dillerindeki sürgün anlamında kullanılan "deportation, exil, banissement, proscription" gibi terimlerin karşılığında bir ifade kullanılmamıştır. Zaten kanunun ismi de " sevk ve iskan kanunu" 'dur (Süslü, 1990:99). Tarihi boyunca azınlıklar ile ilişkilerini çağdaş devletlerden üstün bir seviyede tutan Osmanlı Devleti'nin, XX. yüzyılda devlet yönetimince katliama başvuracağını düşünmek yanlış olur. Aslına bakılırsa, Ermenilere yapıldığı iddia edilen soykırım konusu, Ermeni Propaganda kampanyasının değişmeyen konusudur. Çünkü; Osmanlı Devleti, Ermenilerin yerlerinin değiştirilmesi için gerekli tedbirleri almıştı. Dahiliye Nezareti Mayıs 1 91 5 tarihinde yayınlamış olduğu on beş maddelik bir genelge ile, Ermenilerin yerlerinin değiştirilmesinin koşullarını belirlemişti. Değişik tarihlerde çeşitli vilâyetlere gönderilen yazılarda, Ermenilerin sevkı sırasında kendilerine gelebilecek saldırılara karşı korunmaları, firarlarının önlenmesi, iaşe ve iskan masraflarının karşılanması, mallarının muhafaza edilmesi gibi birçok konuda uyarılarda bulunulmaktadır. Dahiliye Nezareti, ortaya çıkan birtakım şikayetler üzerine, 28 Ağustos'ta, yerleri değiştirilen Ermenilerin olası ihtiyaçlarının giderilmesini, göç kafilelerine saldıranlara karşı önlemlerin alınmasını ve bu konuda ihmali görülenlerin divan-ı harbe verilmesini emreden kapsamlı bir genelge daha yayımlayarak, bu konudaki duyarlılığını göstermiştir (Öke, 1986:149). Osmanlı Devleti'nin, bu konuda başvurduğu bütün önlemlere rağmen, savaş öncesi ve sonrasında Ermeni katliamlarını yaşayan Müslüman halkın bazı taşkınlıklarda bulunmasına engel olunamamıştı. Ayrıca askerî ve sivil makamların aldığı önlemlerle suiistimallerin önüne geçilmek istenmiştir. Suçluların cezalandırılması yönünde, Dahiliye Nezareti'nde, dört ayrı araştırma komisyonu kurulmuştur. Kurulan bu komisyonlar, Anadolu'ya gönderilerek suçluların divan-ı harplere gönderilmesi ve yargılanması sağlanmıştır. Divan-ı harplerde yapılan yargılamalarda, değişik bölgelerde, toplam1 397 kişi idam dahil çeşitli cezalara çarptırılmışlardır (Gürün, 1985:221).
Yer değiştirme sırasında Ermenilerin kayıplara uğradıklarını, ancak bunun bir katliam olmadığını ve birçok sebepten kaynaklandığını görüyoruz. Yerlerinden ayrılmaya razı olmayan Ermenilerin askerlerle çatışmaya girmeleri, devlete karşı isyan etmeleri, savaşın getirmiş olduğu kıtlık, hastalık, iklim şartları, çapulcuların saldırıları ve zaman zaman Müslüman halkla giriştikleri çatışmalar, kayıpların başlıca sebepleri arasındadır. Türk kaynakları bu konuda iki yüz ile üçyüzbin arasında değişen sayılar verirken, 1920 yılında Fransızlar'ın yaptığı bir araştırmada bu sayılar beşyüzbine kadar çıkmaktadır. Ancak burada açıklık getirilmesi gereken bir başka konu da, bu sırada ölen Müslüman nüfusun açıklanan bu sayıların çok daha üstünde bir seviyede olduğudur. Esasında Ermenilerin verdiği kayıpları da fazlaca abartmamak gerekmektedir. Çünkü;Bir dünya savaşı, bir başkaldırı ve bir isyan bunun sonucunda da bir tehcir uygulaması söz konusudur. Savaş şartlarından kaynaklanan genel bir asayişsizlik, şahsi kin ve intikam duyguları, Ermenilerin bir takım saldırılara uğraması ve bunun sonucunda kayıplara uğramasına neden olm