Nüve Forum

Nüve Forum > kütüphane > Kültür > Nüve Müze > İstanbul Boğaziçi Yalıları

Nüve Müze hakkinda İstanbul Boğaziçi Yalıları ile ilgili bilgiler


Fedime Sultan yalisi 1992 Muallim Naci Caddesi no: 104 (Ada 40/parsel 123). İnşası: XX. yüzyıl başı. Mimarı: Balyan Usta (planı ve dekorasyonu Balyan ustaların karakteristiğidir.) Üslubu: Açık bir üslubu yok,

Like Tree30Likes

Konu kapatılmıştır.

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #11  
Alt 18.11.08, 16:03
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Istanbul bogazici yalilari

Fedime Sultan yalisi

1992
Muallim Naci Caddesi no: 104 (Ada 40/parsel 123).

İnşası: XX. yüzyıl başı.
Mimarı: Balyan Usta (planı ve dekorasyonu Balyan ustaların karakteristiğidir.)
Üslubu: Açık bir üslubu yok, neo-barok denilebilir. Detaylar art-nouveau'dan mülhem.
Yüzölçümü:481 m2.

Bugün, Gaziosman Paşa Ortaokulu bulunan, ahşap üç katlı yalı Sultan V. Murat(1840-1904)ın kızlarından Fehime Sultan'a düğün hediyesi olarak, Sultan Abdülhamid(1876-1908) tarafından 1899-1901 yıllarında inşa ettirilmiştir. (Bu sırada inşa ettirilen yol üzerindeki köşkü, yakın zamanda yıktırılmıştır).
(Haluk Y. Şehsuvaroğlu, Cumhuriyet, 5 Eylül 1962)

Fehime Sultan'ın bu yalısı, Gaziosman Paşa(1832-1897) Plevne dönüşünde Mabeyn mareşali olarak tayin edildiğinde (1883), Sultan Abdülhamid II. tarafından kendisine hediye edilmiştir.
(Ahmed Ağın-Anıtlarımız. Sf.78)

Yalının planında da, her tarafı bol pencereli, koridorları dahi aydınlık (boşluk kısımları daha fazla) bir yapı olduğu görülür.

Bahçe/batı yönünden bir görünüş (1974)
Binanın zemin katı (köşkün zemin katı gibi) kagir yapılmıştır. Üst iki kat ahşaptır. Binanın ortası ile iki yan kısmı dışarı doğru taşmıştır. İçerde kalan kısımların ön kısmında, üç katta da balkonlar yer almıştır. Zemin ve ikinci kat balkonlarında sütunlar vardır. Katlar kırnişlerle birbirinden ayrılmıştır. İkinci kat ile üçüncü katı birbirinden ayıran kornişte ulama yatık S figürü görülmektedir. Orta kat pencere üstleri diğerlerine nazaran daha zengin tezyin edilmiştir. Ortada istiridye kabuğu olup, yanlarında da kıvrık dallar yeralmıştır. Orta kısım çatısı binadan daha yüksek yapılmıştır. Deniz ve kara cephesinde üçgen alınlıklar yeralmıştır. Planın esası ise iki yan sofalıdır. Sofalar binanın iki ucunda yer almışlardır. Merdivenler sofaların iç kısımlarında olduğundan orta kısma aydınlık yapılmıştır. Odalar sofaları birbirine bağlayan koridorlar üzerine açılmıştır.
(Ülkan Kuyucu. İ.Ü. Ed. Fak. Tez).

Bu Gaziosmanpaşa Yalısında, Rumelihisarında (yıkılmış bulunan) Kadri Raşit Paşa Yalısı tertibinin daha büyük ölçüde tatbik edildiğini görüyoruz. Planın uzun olmasından dolayı, iki sofa birbirlerinden çok uzağa düşmüştür. Merdivenler sofaların iç taraflarında olduklarından evin ortasında ayrıca bir aydınlık avlusunun yapılmasını icap ettirmişlerdir. Büyük odalar, dört köşe odasıyla deniz yüzünün ortasındaki büyük orta salondan ibarettir. Deniz tarafındaki odalar, iki sofa birbirine bağlayan bir koridor üzerine açılır. Planın hususiyeti iç aydınlık olmasıdır.
(Sedat Hakkı Eldem-Eski Türk Evi Plan Tipleri. İTÜ. sf.183)


Bahçe/batı cephesi.
XIX. yüzyılın deniz hamamlarının bulunduğu bu mevki, nasılsa önü doldurulmadığından, eski rıhtımıyla kalmıştır. Halen binanın ölçüsüne yakın arka ve yan bahçesi bulunmaktadır. Binanın bazı kısımlarıyla önemsiz duvar nakışları vardır. Damı kiremitli olup, altı adet yüksek bacası mevcuttur.
5.9.1974 günü tesbit ettiğimiz gezi notları:
Alt kat dış duvarı köfeki taşı. Kuzey yönünden, önce üç, sonra tavus kuyruğu tarzında yirmiiki mermer merdivenle binaya giriliyor.
Bu girişte bir camekan ile, altı yine mermer döşeli bir küçük sahanlık var. Merdivenin parmaklıkları dökme demirden. Her katta 10 oda + bir sofa/salon + 2 hela + 2 uzun koridor + kuzey ve güneyde olmak üzere 2 merdiven + deniz yönünde de 2 balkonu var. Pencereler, çiftli, geniş, makaralı. Sofa sağda; solda üst kısmı camekanlı odalar, karşıda camekanlı bölme. Sonra merdiven boşluğu, çift, tek, çift olarak çıkan ahşap merdiven. Binaya kalorifer konmuş. Büyük tekne tavanda yaldız kabartmalar ve iki yağlı boya tablo. Bunlar kasır resimleri. Kenarlarda kıvrık dallar. Giriş ve merdiven kapısı ceviz. Yer balık sırtı parke. Tavanda kabartma güller. Duvarlar bağdadî. Sağdaki (bahçe üzeri) oda, tekne kubbeli; tavan yine fazla nakışlı ve süslü, yaldız kabartmalar. Soba borusu yeri.. Binada elektrik, terkos, Hamidiye suyu, havagazı var. Sağda aynı tertip bir oda, aynı nakışlar; tavanda yine iki yağlı boya tablo. Soldaki uzun koridorun ışık pencereleri; küçük müdür odası ahşap balkona çıkıyor. Tavan tekne, fakat daha zarif süslü. Binanın bütün kepenkleri ahşap. Yer parke, koridorun tavanı nakışlı. Solda ikinci oda, daha büyükçe; aynı tertip bir tavan. Fakat pencere üzerleri yarım daire. Solda üçüncü oda, küçük. Tavanı nakışlı, basit, balkonlu, soba kurulmuş.

Deniz cephesi. (1974)
Karşıda, diğer koridora bağlanan bir geçit, servis yeri. Koridorda son oda kare planında. Arka merdiven tek, çift, tek, çift olarak yükseliyor. Basamaklar kavallı. Yağlı boya tablolar var. Merdiven boşluğu bölünüp sınıf yapılmış. Nakışlı ve yaldızlı tavan göbeği. Diğer koridora dönüş. Köşe odası. Tekne tavan dayanakları var. Süslü tavan. Yer parke. Koridora devam, küçük bir oda (Depo). Arka kapı (kapısı çıkarılmış), bir küçük oda, iki parçalı giyotin pencere. Yalının hamamı yıkılmış. Soba, yan yana dört oda ve son olarak koridorun köşesindeki odaya geliyoruz. Bu köşe odaları çift kapılı. Üst kata çıkış. Duvarın yarısı yağlıboya yapılmış, merdiven korkuluğu üstte birleşiyor. Yan duvarlarda pitoresk tablolar, tavan aynı tip. Dört köşesi yağlıboya tablo. Alt girişin üzerindeki hol halen kütüphane, merdivende bölme var. Sağ ve solda iki oda. Aşağı katın aynı. Tavan kubbe biçimi, dayanakları barok. Çok zengin görünüşlü bir tavan. Kaydedelim ki yalı çok aydınlık. Tavan üç parçalı. İki kenarda oval çerçeveli yağlıboya tablolar.. Küçüksu çeşmesi, Kızkulesi, dere kenarında bir kasır. Alt kat gibi üst katın da tavanları aynı. Duvarlar yağlı boya. (Aydınlık bölümü devam ediyor) Büyük oda tavanı aynı üslupta olmakla beraber daha değişik geometrik şekillerde.

Giriş holünde eklektik tavan dekorasyonu (1975)
Sağ koridor da aynı. Tavan geometrik şekilleri değişik, sağdan bir kapı ile çatıya çıkılıyor. Dar, ahşap eski bir merdiven. Çatı katında alçak odalar ve koridorlar. Beş basamaklı merdivenle kiremitlere çıkılıyor. Yapının iki koridorunda ve zeminde üç alaturka basit hela var. Bahçede kuyu yok. Okul müdürünün verdiği şifahî bilgiye göre: Beşiktaş'ta Et ve Balık Kurumu'nun bulunduğu Paşa Mahallesinde Gazi Osman Paşa'nın Yalısı varmış, yanmış. Oğlu eşinden ayrılınca Fehime Sultan'a hediye edilmiş. Cumhuriyetten sonra bina boş kalmış, bir ara Darüleytam, bir ara da tütün deposu olarak kullanılmış. Notlarından zaman zaman parçalar aldığımız, tarihçi, yazar Haluk Şehsuvaroğlu annesi ile bu binada nedime olarak bulunurken yaşamış.
Fehime Sultan/Gazi Osman Paşa Yalısı'nın Beşiktaş Tapu Sicil Muhafızlığındaki kaydı:
Sahibi: Maliye
Kullanılışı: Okul
İfrazlı.
Yüzölçümü, arsası: 4572 metrekare.
"Yalı (köşk gibi) alt katı kagir, üst katları ahşaptır. Orta kısımları dışarı taşkın, balkonlu. Katlar kornişlerle birbirinden ayrılmıştır. İkinci kat ile üçüncü katı birbirinden ayıran kornişte ulema yatuk S figürü görülmektedir. Orta kat pencere üstleri diğerlerinden daha zengin tezyin edilmiştir. Ortada istiridye kabuğu olup, yanlarında da kıvrık dallar yer almıştır. Orta katın çıkmasında her üç katın pencereleri yuvarlak olarak yapılmıştır. Deniz ve kara cephelerinde üçgen alınlık yeralmıştır. Binanın planı ise iki yan sofa (koridor)lıdır. Sofalar binanın iki ucunda yeralmışlardır. Odalar sofaları birbirine bağlayan koridorlar üzerine açılırlar"
(Ülkan Kuyucu- İ.Ü. Sanal Tarihi. Tez, 1965).


Mimari Biçimi

"Fehime Sultan"/Gazi Osman Paşa Yalısı'nın kagir zemin kat üzerinde ahşap iki kat ve bir de çatı katı ile yüksekliğine oluşmuş, hacimli kitlesi göz alıcı durumdadır. Cepheleri XIX. yüzyıl Fransız mimarisinin bir adaptasyonu olmuştur. Plandaki değişiklik ise uzunlama bir düzenleme çizimiyle başlar, boydan boya uzanan iki koridor üzerinde mahallerin yerleştirilmesi ve bundan doğan orta mekanlarda ışıklık bulunması, deniz yönüne balkonlar yerleştirilmesi, servis merdiveni ilavesi gibi geleneksel yalı planına sokulmuş bu elemanlarla devam eder. Bununla beraber çıkmalı odaların köşeleme pencereleri ile yandan ve üçüzlü pencereleri ile önden denize açılmasındaki şeffaflık geleneksel Boğaz tipi yapı esprisini yaşatmaktadır. Öyle görülüyor ki Batısal mimari etkileşme Boğaziçi'nin Rumeli yakasında XIX. yüzyıl sonuna kadar devam edegelmiştir."
(Behçet Ünsal)

Orijinal kaynak: Orhan Erdenen "Boğaziçi Sahilhaneleri"
kaynak
__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
  #12  
Alt 18.11.08, 16:04
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Istanbul bogazici yalilari

Haci Feyzi efendi yalisi
1974
Koruma no:136 Hacı Feyzi Efendi yalısı "selâmlık bölümü".
Vaniköy Caddesi. No:74. (Ada 926/parsel 9)
"Ziya Sait Erim ailesine aitti; yıkıldı. Yeni sahibi Atilla Uras (denize kazıklar çaktırarak ve önüne konsol yaptırarak) restore ettiriyor."
Nihat Hasekioğlu

15 Kasım 1990'da sadece temelleri vardı.
Haziran 1991'deki durumu: 3 kat (beton / tuğla) yeniden inşaat. 2. grup eski eser. Sahibi:Atilla Uras; mimari proje / uygulama: Y.Mimar Mehmet Özcan.
(Ruhsat :9.4.1990).

1992

Koruma no: 137 Mahmut Nedim Paşa Yalısı ***8220;selâmlık bölümü" Vaniköy Caddesi, No: 76. (Ada 926 / parsel 9).

"(Sabık Viyana sefiri) Mahmut Nedim Paşa'nın bu yalısı halen Kızılay'ın mülkiyetinde olup satışa çıkarılmıştır. 78/1 kapı no.lu, cadde yönünde Ağalar odası duruyor. Yanına (harem kısmına) 1975'de yeni bina yapıldı. Sahipleri Sadi Koçaş***8217;lar restore ettirdiler; yalıda ailece oturuyorlar."
(Nihat Hasekioğlu)

"Garip külahlı kulesi ile esas yalı birbirine yabancı kalmaktadır; Boğaziçi'nin doğası ile anlaşmayan bir ithal yapısıdır."
Behçet Ünsal

Mahmut Nedim Paşa Yalısı
Orijinal kaynak: Orhan Erdenen "Boğaziçi Sahilhaneleri"
kaynak
__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
  #13  
Alt 18.11.08, 16:06
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Istanbul bogazici yalilari

Halil Ethem pasa yalisi

(Pafta 30 / Ada 194 / parsel 8)

Üslubu : Neo-klasik/Neobarok, duvarları (ahşap/bağdadi) idi.
İnşa tarihi : XIX.yüzyıl ikinci yarısı. (Harem/selamlık; çift merdivenli)
Yüz ölçümü: 405 m2.
(Yeni sahipleri tarafından, 1988-89-90 yıllarında, duvarları betona dönüştürüldü. Duvarların dış yüzleri yine ahşap kaplandı.)
Çubuklu/Osman Hamdi Bey Yalısı olarak da şöhret yapan bu yapının dışı (1988 yılı sonbaharında) tamamen ; içi 3/4 oranında yenileniyordu.
Yenileme ruhsat tabelası şöyledir:
1.Sınıf eski eser restorasyonu
Mal sahibi : Sami Konukoğlu
Proje : Mimar Vildan Ak
1972
Barok bir plan üzerine, neoklasik üslupta inşa edilen Çubuklu dönemecindeki bu yalı, Türk bilim/sanat hayatında yeri olan bir ailenin günümüze kadar gelebilmiş 150 yıla yaklaşan hatırasını da taşır.
Taş hizmet katı üzerine, iki ahşap/bağdadi katı olup; her katta güney ve kuzeyde olmak üzere iki merdiveni, iki büyük sofası, bir büyük sofa/salonu, altı odası, iki tuvalet/ banyosu bulunmaktadır.

Plan Görünümü
Her iki katın taksimatı aynı olup, orta sofa/salondan başlayarak tam simetrik bir plan göstermektedir. Orta sofanın iki dış yüzü kavisli çıkmalıdır. Sağ ve soldaki bölümlerin ikişer odası deniz, birer odası bahçe yönündedir. Orta büyük sofanın karşılıklı kapıları açıldığında, güney veya kuzey kapılarından giren bir kimse, diğer kapıyı görebilmektedir. Bu uzunluk 20 metreyi bulmaktadır. Orta salon/sofa 90 m2'dir. İki bölümlü ve iki sofalı plan tipinin uygulandığı gözleniyor. Orta sofa binayı harem ve selamlık olarak ikiye bölüyor. Arka bahçeye de harem bahçesi denilmekte idi. İran mimarisinden gelen "zülveçheyn" (hem denizi, hem bahçeyi gören) orta sofa, kısa dılılan (kenarları) oval olmak üzere dikdörtgen biçimindedir.
XIX. yüzyıla ait bulunan yalı, mimari karakteri hiç bozulmadan korunabilmiştir. Harem bahçesinde, Kanlıca körfezindeki yıkılan Bahaî* yalısından gelme çok güzel bir selsebil vardır. (Geniş bilgi için giriş bölümüne bakınız.)

Dolu kısımları boş kısımlarından az; bol güneşli, fakat Boğaziçi'nin en serin noktalarından biri üzerindedir. Mermer taşlıklı servis katında mutfak, kiler, v.s. bulunmakta; birinci kata birkaç taş basamakla çıkılmaktadır. Birinci katla ikinci kat arasındaki fark, sadece orta büyük sofa/salonun sonradan camekanla bölünmüş olmasıdır. Ahşap binalar gibi, yalı yüksek tavanlıdır. Eski hamamı camekanlık ve mutfak haline getirilmiştir. Bahçedeki kayıkhanesi de su borusu geçirilirken kapanmıştır. Çatı katı yoktur. Sahil yolu gcnişletilirken, bahçe parmaklığı geri alınmış, çınar ağacı dışarıda kalmıştır. Kaskatlı havuz 35 sene evvel yapılmıştır. Bacalar ilk yapıldıkları gibidir. Kiremitleri Osmanlı tipidir.

Dekorasyonu
Yalının tavanları aynen korunmuş; duvar panoları sonradan yapılmıştır. Tavan nakışlan sade fakat zariftir. Merdivenler tavuskuşu tarzında. Güney ve kuzey cephelerden birinci kata girişler bu merdivenlerin altlarından oluyor. Birinci katta, salon ve dört yatak odasının döşemeleri parkeye çevrilmiş, diğer yerler eski tahta kalas olarak kalmıştır.


Yalı poyraza açıktır, nadiren lodos almaktadır. Dağdan gelen suyu 1971 yılında kurumuştur, kuyusu vardır. Boğaziçi'ne ve bahçelerine güzellik katan ve bu tabiata incelikleriyle bağlı selsebiller, çeşmeler, fıskiyeler yalının özelliklerindendir. Yalnız bunlardan, kuzey girişindeki küçük mermer çeşme daha yakın zamanda yapılmıştır.

Yalının eski ağaçları: Salkım, 4 manolya, fıstıkçamı, Trabzon hurması, incir, ceviz, kızılcık ve karaağaçtı (karaağaç kurumuştur.)

Yalının Tarihçesi
1971 yılında koruma karan altına alınırken, Halil Ethem (Eldem) Yalısı olarak tescil edilmiştir. Sahilhane'nin ilk sahibi ILAbdülhamid'in sadrazamlarından ilim ve devlet adamı Ethem İbrahim Paşa'dır. Kendisi XIX.yüzyıl boyunca yaşamış, pek çeşitli memuriyetlerde bulunmuştur. Ethem İbrahim Paşa'nın iki oğlu, müzeciliğimizin ve sanat hayatımızın unutulmaz isimlerinden Osman Hamdi ve Halil Ethem beylerdir. Onların hatıraları da yalıya ayrı bir değer katmaktadır.

Mimari Biçimi
***8220;Bu yalının fasadları daha Avrupai stilde (eclectique) dir; fakat, planı yerel biçimde bulunmaktadır.

Fasad Elemanları:
Katsilmeleri ve köşe plastırları, pencere frontonları, pencere panjurları ve söve pervazları (chambralle), belirgin çatı kornişi (gizli dere ile) zırhlı cephe kaplaması vs. Yabancı enterior: duvar panosu, pencere parapeti, tavan silmeleri ve kornişleri, mobilya ekipmanı alafranga vs.

Geleneksel Öğeler:
Plan düzenlemesinde denize dikey sofa iki baştan bombeli (cumbasız), denize paralel iki ayrı sofa ve merdiveni ve hareketli plan tertibi, kanatsız sürme pencereler vs.


Servis katı bodrumda, esas antre merdivenin altından girişli. Zemin katı bir subasman üzerinde olup cephe elemanları için sakl teşkil ediyor. Batı ve yerli stilin birlikte egemenliğini yansıtan bu yalıyı bir İtalyan mimarının dizayn eylediği söyleniyor.

Üst Kat Planı 1970
Sahil yolu açımı için denizden uzaklaşan yalı büyük bir bahçe üzerindedir. Koru ve iç bahçesi çok ilginç konumunu korumaktadır:


Çeşme musluktaşı ve kurnası, selsebili, fıskıyeli havuzu, bahçe musluğu ve florası ile donanmış bir bahçe. Açık renk kitlesi ile, koyuyeşil çevre içine yerleşmiş, kontrast ve pitoresk bir manzara çizmektedir. Koru ve deniz birleşimi içinde doğayı insan katkısı ile kaynaştıran yapı kitlesi biraz uzunluk arzetmektedir; fakat, bu sükuneti ve çevre huzurunu bozacak derecede değildir. Özetle: Batı dekorlu bir Türk yapısı olan bir sahilhane bu.***8221;
Orijinal kaynak: Orhan Erdenen "Boğaziçi Sahilhaneleri"
kaynak

Behçet Ünsal
__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
  #14  
Alt 18.11.08, 16:08
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Istanbul bogazici yalilari

Hekim basi yalisi
Köreez caddesi No:53 (eski48) (Ada 66/parsel 8).
Üslubu : Ahşap/bağdadî
İnşası : İlk bina XVIII yüzyıl sonu; Bugünkü bina XIX. yüzyıl ilk yarısı
Ön cephesi çürümüş olduğundan 1978 yılı yazında Taç Vakfı'nın teknik
sorumluluğunda yenilenmiştir. Rıhtımı da yenidir.
Yerleşim alanı : Arsası 1.330 m2 Bina tabnı 375 m2 Kargir mutfak 25 m2

1992
Hekimbaşı Salih Efendi
Hekimbaşı lakabıyla şöhret bulan Salih Efendi, XIX. yüzyılboyunca üzerinde durulmaya layık fen ve idare adamlarımızdandır. İleri görüşleri ve bilimsel düşünen kafasıyla örnek olacak yetenekleri taşırdı. Sultan II.Mahmut zamanında açılan Tıbbiye Mektebi'nin ilk mezunlarındandır. Tophane'de 1816 da doğmuş, 18 Mart 1895 e kadar Sertabibi Sultani, Mektebi Tıbbiye Reisliği, Valide Kethüdalığı, muallimlik Maarif müsteşarlığı yapmıştır. 89 yaşında Anadoluhisarı'ndaki bu yalısında ölmüş, Eyüp Sultan Pertev Paşa türbesinin sol tarafında, Münşeat sahibi Feridun Bey'in kabri cıvarında (Osmanlı müellifleri cilt 3 / Salih Efendi kısmı) yolun sol tarafında defnedilmiştir. Mezar taşında yaptığı görevler kayıt edilmiştir.
Nebatat (botanik) bilginlerindendi. Yalısının bahçesiyle, kendisine ait tepelerin sırtlarındaki bağ ve arazide her çeşit çiçekleri, bitkileri ve nadide meyveleri yetiştirirdi. Karanfil ve güle çok meraklı idi. Aşıladığı bir gül "Hekimbaşı Gülü"diye meşhur olmuştur. Mevsiminde yalıyı, özellikle karanfillerle bir gelin odası gibi süslerdi.


Salih Efendi'nin aldığı rütbe ve nişanlar:

1848'de: Ülâ Rütbesi 2.sınıfı, 1880'de:Bâlâ Rütbesi, 1. Rütbeden Mecidî Nişanı, 2. Rütbeden Osmanlı Nişanı, (Fransa) Legion d'Honneur Nişanı'nın Commandeur rütbesi, (Portekiz) Coplao Nişanı'nın Commandeur rütbesi, (Prusya) L'Aureur de la Cour Nişanı'nın 2.rütbesi, (İspanya) Carlos Nişanı, (Papalık) Murassa "elmas ve zümrütlerle işlenmiş" bir kama, (Avusturya) François Josephe nişanı.
(Bilbr.Saffet Eren-C.6/sayi:21-22,1943. Türk Tıp Tarihi Arşivi/İ.Ü.)
'Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler' (1338/1922) kitabında ve 'Türkiye Maarif Tarihi' nde (Osman Ergin) ayrıntılı bilgiler bulunmaktadır. Üç katlı, sonra iki, sonrada tek kata inen yapısı ve belki de daha ziyade aşı boyasıyla, Boğaziçi ile ilgili takvim / poster / broşür ve rehberlere çokça giren yalı, yapı halâ canlılığını korumaktadır. Bu, belkide dünyada en çok nişan almış bir bilgin insanın "Hekim Başı"nın şöhretine de bağlanabilir.

Yalının selamlığı ve misafir odasındaki mobilyalar sahibesi tarafından olduğu gibi korunuyor.

Yalnın Tarihçesi

Hekimbaşı Salih Efendi'nin birinci ve ikinci eşinden çocuğu olmamış.
Üçüncü (Çerkez) eşi Payidar Hanım'dan çocukları ve torunları olacaktır. Yalıyı Salih Efendi, küçük bir yapı (iki oda, bir sofa) olarak satın almış; sonra inşaat suretiyle genişletmiş. Kuzey kısmı selâmlık, güney kısmı harem olmuş.Yalının sonraları tekrar küçüldüğünü göreceğiz. Genişletilmiş haliyle, güneyden itibaren iki blok Salih Efendi'nin

haremi Payidar Hanım'a ve sırasıyla kızı Sakibe Hanım'a ve daha sonra üç katlı orta kısım Mehlika Hanım'a intikal etmiştir.. Kuzey selâmlık kısmı büyük kızı Übeyde Hanım'a hisse suretiyle ait idi. Übeyde Hanım 1950 yılında ölmüştür.
Selâmlık kısmı güney bölümü gibi kazıklar üzerinde, fakat çok harap bulunduğundan, Mehlika Hanım'ın teyzesi Übeyde Hanım tarafından, elli beş sene kadar evvel yıktırılarak bahçe haline getirilmiştir


1978 Bu kısmın deniz üzerindeki odasından, kapak kaldırılarak denize girilmekte idi. Yine bu bölümde fırdola şark sedirleri bulunuyordu.

Burada ayrıca, Salih Efendi zamanında Tıp Kongresi toplanmıştır. Orta katta, ön misafir odasında, bu kongrenin otuzüç kişilik üyelerinin birlikte çekilmiş fotoğrafları bulunmaktadır. Eski perdeler ve diğer eşyalar Salih Efendi zamanından kalmadır.

Yapısı:
Yalının bugünkü taksimatı (üçüncü kattan aşağıya doğru) şöyledir. Üçüncü kat: 3 oda, yüklük, sofa / koridor, hela, merdiven sahanlığı ve ikinci kata inen merdiven. Dik, 19 adet kavallı basamak.
İkinci kat: l küçük, 2 büyük; arkada daha büyük 2 oda. Kuzey köşe odası misafir odası. Önü ahşap dört kare sütûnlu, demir dökme korkuluklu balkon.
Arka büyük odanın -bu odadan beton köprü ile cadde kapısına çıkılıyor- üç kapısı, dokuz penceresi var. Tavanı düz ahşap.Büyük bir taşlık, taşlıkta üç oda. Koridor üzerinde l küçük oda ve yemek odası; mutfak, hamam.(Hamam ve lâmbalar yine Salih Efendi zamanından kalma.) Hamam külhanlı ve üç kurnalı. Sonradan termosifon konmuş. Kubbe pencereleri "dağınık sivri yapraklı çiçek" tabir edilen şekilde. Kuzey taşlığında, ön odaya girerken sağda yüklük ve kemer bulunuyor. Birde, görünmeden yemek vermek için, bir de dönme dolap var ki, İstanbul'da ancak bir kaç örneği kaldı. Mutfak zemini, kiremidi renkte, sekiz köşeli büyük mozaiklerle döşeli. Yalının yegâne kârgir kısmı, bu mutfak bölümü. Zamanından kalma davlumbazı, asma kata çıkan asma merdiveninin inşa tekniği ve görüntüsüyle, kanımızca yalının en ilginç bölümü. Boğaziçi yalılarının uçup giden çeşitli özelliklerinden bir sahne burası. Bahçede, oluklardan gelen suyun toplandığı hazne var. Güney yönündeki kayıkhane şimdi kömürlük olarak kullanılıyor. Salih Efendi'nin iki kayığı şimdi yok fakat sandalcıların yelekleri hatıra olarak saklanıyor. Yalının arazisi tepeye kadar uzanıyordu. Halâ bir miktar arazisi kalmıştır. İçme suyu dağdaki kaynaktan geliyordu; şimdi kaybolmuştur.
Salih Efendi yalının bahçesinde: Yıldız, Kasımpatı, Sümbül, Şakaşık, lâle yetiştiriyordu. Bu çiçeklerin bir yağlı boya (na*türmort) tablosu, yalının ikinci katında kuzey/doğu, bahçe giriş salonunda durmaktadır.
Kurul Dosyasından:
1.Taç Vıkfi'nın yardımı (1977).
2.Rıhtım / temel rapor özeti:
a) Yalının tarihçesi üzerindeki çalışmalar,
yapının Boğaz sahilinde ahşap kazıklar
üzerine oturtulduğu sonucuna varmıştır.
b) Yalı birinci kat, zemin ve küçük bir saha
kaplayan ikinci kattan oluşmaktadır.
Yalının muhtelif zamanlarda çeşitli
aşamalarla inşa edilerek bugünkü haline
geldiği anlaşılmaktadır. Ayrıca yalının
kuzey bölümünün satılarak yıkıldığı ve
bu cephenin kaplamasının sonradan
yapıldığı bilinmektedir.
c) Yalının zemin katında, tek katlı hacim
kârgir duvarlı; diğer katlar ahşap
karkastır.

1975 d) Bir çok kısımlarda çatlaklar görülmüştür. Yapıdaki çatlak ve deformasyonların nedenleri temel zemininin Boğaz is*tikametindeki tedrici hareketidir. Ama kayanın büyük bir eğilimle daldığı Boğaz'ın bu kısmında üstteki dolma zemin gerek kendi ağırlığı ve gerekse deniz etkisi ile denize doğru hareket halinde bulunmaktadır. Deformasyonlar zaman zaman alınan inşai tedbirlerle giderilmektedir. Rıhtım 9 adet ayağın üzerine oturtulmuştur. Ayaklar çelik varillerin üst üstte konulması ile teşkil olunan bir kalıp içine beton dökülerek yapılmıştır. Bu ayaklar alttaki dolma zemin üzerine oturtulmuştur, l5-20 yıl kadar evvel inşa olunan bu rıhtım, üstüne oturduğu dolma zemin hareketi ile Boğaz is*tikametinde yatay ve düşey olarak hareket etmiştir. Bunun sonucu arkasındaki odaların döşemesi ve duvarları da aynı istikamette hareket ederek yapıda ayrılmalara ve çatlamalara sebep olmuştur. (9 Ağustos 1977.) Prof.Y.Mühendis Müfit Yılmaz / İnşaat Y.Mühendis Fazıl Kip

Y.Mimar Turan Giritlioğlu'nun notu:

"Hekimbaşı Yalısı'nın direkli balkonu Avrupai yaşam ve üslubu yansıtıyor. Gabarileri farklı üç kademe, organik bir yapı tarzıdır." (29 Ocak 1991)

Mimari Biçimi
"Röleve planına bakıldıkta halihazır durumunda ka*rakteristik bir kompozisyon görülmemektedir; merdiven biçimi ise günümüz apartıman merdivenlerini andırmakladır, ve de eklenen WC mahalleri ise tam bir aykırılık arzetmekle bulunuyor. Zaman zaman yapılan tadillerin sonucunda özgün yalı bu hale dönüşmüş olmalıdır. Ama mutfak ve hamam bölümü bugün de eski halinde durmakta, bitişik nizamda (gelenek dışı) bir örnek teşkil etmekledir, gerek yapı biçimi gerek döşemesi ile.
Yalının planı gibi, yol cephesi çok hareketlidir ve zaman zaman yapılaşmanın ifadesini taşımaktadır. Bunun gibi deniz cephesi de kitlesel ayrılıklar arzederek yükselmekledir. Ve soldaki üç katlı kitlede özellikle orta katın direkli elevasyon ve alt katın kemerli pencere düzeni cephe birliği ile uyuşum halinde olmadığı gibi Boğaz yapı geleneğine de aykırı görünmektedir.
Bu haliyle artık bu yalı Hekimbaşı'nın sadece yad edil*mesine vesile olmaktadır." Behçet Ünsal (Aralık sonu 1990)
Orijinal kaynak: Orhan Erdenen "Boğaziçi Sahilhaneleri"
(Prof. Dr. Behçet Ünsal "Mimari Biçim" notlarıyla)
kaynak
__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
  #15  
Alt 18.11.08, 16:10
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Istanbul bogazici yalilari

Huber malikanesi - Cumhurbaskanligi yazligi

Tarabya-Yeniköy Yolu No: 96 (Ada 446/parsel 35).
Üslubu: Art-nouveau (duvarları kârgir. içi ahşap-bağdadî).
İnşası : XIX. yüzyıl sonu.
Bahçesinin yüzölçümü: 34.046 m2. (çam ağaçları önemli)
Binası : 3 kat, 10 oda, 2 sofa, 3 hela.

Boğaz'a, XIX. yüzyılın son çeyreğinin belirli bir döneminin damgasını vuran: Avrupa kaşanesi tipindeki, büyük yapılardan kalan son birkaç örnekten bir tanesi, Tarabya'daki bu Huber Malikanesidir.
Osmanlı İmparatorluğuna, son yarım yüzyılında silah satan Krupp'un Türkiye temsilcisi olan Huber'e aittir. (1918 tarihli, Şehremaneti'nin Boğaziçi haritasında Mösyö Hofren'in Yalısı olarak kayıtlıdır.) M. Huber'den sonra binalar bir prensese satılıyor; prenses de bir Türk generaline, o da Fransız Marabetlerine satıyor. II. Dünya Savaşı sırasında geçici olarak Fransız Sörler Okulu olarak kullanılıyor. 1973 senesinde, ondört ortaklı, yönetim kurulu başkanının Tahir Cebi olduğu, "Boğaziçi İnşaat ve Turizm Şirketi" 11 milyon liraya malikaneyi ve müştemilatını satın almıştı. Anıtlar Kurulu inşaat izni vermemiştir. 1985 yılından itibaren Cumhurbaşkanlığı Köşkü olması için çalışmalar başlamıştır. Bodrumları, depoları var, kayıkhanesi yok. Buna mukabil sağ yönünde araba kapısı, arabalıkları ve seyis daireleri var.
Elektriği mevcut, havagazı yok. İçi ve bazı kısımları ahşap, duvarları bağdadî. Pencere korkulukları altında aşıkyolu (Grek) motifler; saçaklarda furuşlar, ortadaki bina ile müştemilat binasında ahşap sivri uçlu akroterler; dantel, ahşap kepenkler; güney binasında dam korkuluğunda koç başları, kadın başları, balkonlar, çıkma kuleler, destekler var. Kalorifer, şömine ve mutfak için bacaları mevcut, damı Marsilya kiremitli kaplı. Dış merdivenleri taş. Üç kapılı geniş bir duvar gerisinde yapılmış, sahilhanenin iç odaları düz sıva. İç merdivenleri ahşap; birinci kattan ikinci kata ortadan; ikinci kattan üçüncü kata kenardan çıkılıyor. Çatı katında sadece su deposu var.
Taşlıktaki (kırılmış) şömine basit. Avizeler alınmış, çalınmış, eşyalar çarçur edilmiş. Güney binası, güney kapısında bulunan mutfağın ortadaki (Baltalimanı Mediha Sultan Sahilhanesi /Kemik Veremi Hastanesindeki gibi) fırını, parlak borusu ve muslukları; duvarda madeni kepenkli, fayans ocaklar (Avrupa işi) dikkate değer. Bu cephedeki kagir duvarda, rölyef halinde, el ele tutuşmuş, dans eden çelenkli çocuklar panosu görülüyor.
Koru/batı yönünde, çatının baca sağ kenarında kabartma Grek başı ile altında Latince (SALVE) yazısı okunuyor. (Salve, Fransızca: salvo ile top atışı; Latince: kurtuluş anlamına geliyor. Bu kelime, Kanlıca ile Anadoluhisarı arasında "Marki" Ahmet Necip Bey Yalısı girişinde de görülecektir.) Yapının inşasında kastedilen anlamı, İtalyanca "selam" demektir. Bu kelimeden de sahilhaneyi, bir İtalyan mimarın yaptığı anlaşılıyor. Korunun cadde üzerinde bir de sebze bahçesi var. Suyu kalender Mahallesi arkasından borularla geliyordu, halen kesilmiştir. Koruda 1.5-2 metrelik yeşil ve kahverengi yılanlar; ağaçlarda da mevsiminde bol kuş bulunuyor. Yollara beton dökülmüş.
Birinci sette betondan abidevi küçük bir çeşme de -şimdi suyu kesilmiş- bir kadın uzanmış, avucundan çocuklara su veriyor. Diğer uçta Huber'in ölen köpeklerinin heykelleri bulunan mezarı. Geniş koruda, ceviz, bol aylantus, ıhlamur, çam, meşe, kestane, palmiye, çakal eriği v.s. Bahçenin, denize nazır, abidevi çam ve diğer görülmesini tavsiye edeceğimiz ağaçlarının bulunduğu geniş platformda zengin (halen metruk) camekanlı, ferforje ser ile; taş, yüksek bir kaide üzerinde küçük köşk, sade ve geleneksel üsluplu, kepenkleri kapalı duruyor.
Tekrar ana binadan başlarsak, üzerinde Salve yazan kapıdan küçük bir köprü ile arka bahçeye çıkılıyor. Buradaki setten bakılınca genel karakteri art-nouveau olmakla beraber, Çin, Arab, Acem, Osmanlı, İtalyan, Fransız, İngiliz tesirleri de görülüyor. Adeta ayrı ayrı milletlerden mimarlar nöbetleşe çalışarak yapıları tamamlamışlar gibi..
Boğaziçi tarihiyle ilgilenen bir zatın naklettiğine göre; Huber Malikanesinin yapılışı şöyle imiş: "Sultan Abdülaziz'in Fransa ziyaretini iade etmek maksadıyla, Fransa İmparatoru III. Napoleon'un eşi İmparatoriçe Eugenie, 1869 senesi Ekim ayında İstanbul'a geldiğinde, Sultan Aziz, İmparatoriçe'nin nedimesi için bu villayı yaptırmış ve ona hediye etmiş. Eugenie Fransa'ya döndüğü zaman nedimesi burada kalmış; bina sonra Fransız Sefarethanesine intikal etmiş."
Binaların yüzölçümü: (Denizden bakışa göre)
Soldaki merkez bina 619 m2, sağdaki bina 252 m2 ve bahçedeki arkadaki müştemilat binası 70 m2 olmak üzere toplam 941 m2 olmaktadır.
Cadde duvarı, Kalender yönünde görülen kagir, üzeri balkonlu çayhane, Cumhurbaşkanlığı yazlığı olarak restore edilirken inşa edilmiştir.
Hürriyet Gazetesi'nin (10 Kasım 1987 tarihli) "Yaşayan Yalılar" makalesinden:
"Yazlık ikametgah olarak Florya köşkü'nün yerini alacak olan yalı, Osmanlı döneminde silah komisyonculuğu yapan Alman işadamı Huber'e aitmiş."
Silah komisyoncusu Huber, Alman Büyükelçiliğiyle çok sıkı fıkı çalıştığı için de elçiliğe komşu olan bu yalıyı almış. Görkemli bir bina.
Çelik Gülersoy, anlatıyor:
"Herr Huber, çok çiçek sever bir zatmış. Doğa hayranıymış. Yeşilliğe meraklıymış. Yalının korusundaki bütün ağaçları, kendi eliyle sularmış. Ölünce burada hiç varisi kalmamış. Hukukçu ve iktisatçı olan, İttihat ve Terakki erkanından, Şirket-i Hayriye'nin başı Necmettin Molla, Almanya'ya gidip yalıyı oradaki mirasçılarından çok ucuza kapamış. Sonra da Hıdiv İsmail Paşa'nın torunlarından Prenses Kadriye'ye satmış. Ne var ki, Boğaz iklimi, sıcak iklime alışmış olan Prenses Kadriye'ye sert gelmiş. Bu yüzden de yalıda uzun müddet oturamamış. İşte o zaman Notre Dame de Sion'a hibe etmiş... Ondan sonra da 1973'te bir inşaat şirketi satın almış yalıyı."


Sahilhanenin Sarıyer Tapu Sicil Muhafızlığındaki kaydı:
Tarabya-Yeniköy Caddesi
Yüzölçümü: 34046 m2.
Cinsi: Bahçeli ahşap ev.
Terkini: Sultan Beyazıt vakfından iken 28.9.1962'de
Ada/parsel durumu: Eski 446/35, yeni 1065/35
Sahipleri: (1950 ila 1973'te)
Fransız tebasından Kleman Terezyak 1/2
Kleman kızı: Fransız tebasından Odan Mari Eme 1/2
Viktor Odan kızı: Roza Penbeyan Viçen kızı 1/2
Leon Abdullah 1/2
Satın alınma (1.6.1973'te) Boğaziçi İnşaat ve Turizm Şirketi.
Orijinal kaynak: Orhan Erdenen "Boğaziçi Sahilhaneleri"
kaynak
__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
  #16  
Alt 18.11.08, 16:12
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Istanbul bogazici yalilari

Italyan sefareti
Kefeliköy Caddesi No: 18, (Ada 1030/parsel 10).
Üslubu: Neo-barok hakim olarak art-nouveau-kagir/ahşap/ horasan/bağdadî karışımı- 53 oda, sofa, çatısında su deposu.
(1974 yılı yazında, İTÜ. Mimarlık Tarihi Kürsüsünde Prof. Doğan Kuban bu büyükelçilik binası, resmi altına "neo-barok hakim olarak" notunu koymuştu.)
Mimarı: Raimondo d'Arenco.
(100 Soruda Türkiye Sanatı Tarihi, İstanbul-Gerçek Yayınevi, 1973/Sf.244-245)'de "bu yüzyılın başında, Abdülhamit***8217;in mimarı olarak çalışan İtalyan Raimondo d'Arenco'nun getirdiği ve daha başka kanallarla da Türkiye'ye girmiş bulunan art-nouveau üslubunun, R.d'Arenco'nun İstanbul'da inşa ettirdiği başlıca eserlerden biri Tarabya'daki İtalyan Sefaretidir, "demektedir.)
Son inşası: 1906

Tarabya'nın Büyükelçiler sahilinde, beş katlı, geniş saçaklı ve büyük hacimli bir yapı olmasına rağmen, solundaki -Boğaziçi inceliğini tahrip eden- Tarabya Oteli'nin kitlesi yanında adeta sinmiş gibidir. Kuzey rüzgarlarının devamlı olarak çarptığı burunun dönemecinde, ayrı şekilde, cumba ve balkon ve saçaklarının eklektik üslubuyla, gözlerin, bu suların yanında özlediği sükunetten uzak, İtalyan Büyükelçiliği Yazlığı.
Binanın büyük, ahşap ana kapısından başka, sağ ve solunda iki demir bahçe kapısı var. Sağdaki kapı, müstahdemlere ait olup, ana binaya ahşap üzeri kapalı köprü ile bağlı; önü küçükçe bir taşlık. Sol kapı, birkaç ağacı bulunan, arabalık kısmının bulunduğu metruk bir bahçeye açılıyor. Ana binada da her iki bahçeye yan kapılar var. Giriş, 18/2 no.lu büyük kapıdan, sağ ve solunda küçük odalar, karşı tarafta beş basamak merdivenler üzerinde camekan bulunan taş bir hol. Tekne tavan, küfe örgüsü şeklinde, ortasında (1906 yılında inşa tarihini belirten) latince "Restituit A.D. MCMVI" ibaresi okunmaktadır. Camekanın mermer merdivenleri üzerinde -kenarları kare planlı ve yarım olmak üzere- dorik nizamında sütunlar, daha girişte gösterişli bir etki yapıyor. Sütunlu ve camekanlı holden geniş, dikdörtgen mermer hole girilince karşıda, yuvarlak bir niş içinde İtalyan armasını temsil eden, oturan kadın heykeli görülüyor. Solda ve sağda çeşitli odalar ve servis kapıları; Yeniköy'deki Sait Halim Paşa Yalısı'nda olduğu gibi, yüksek bekleme kanepeleri.
İç duvarlar bağdadî. Solda iki ahşap sütun. Heykel yanından bir aralığa ve servis dairesine geçiliyor, bahçeye çıkılıyor. Eski yapıların geleneklerinden biri olarak burada ahşap bir servis merdiveni de var. Tavan ahşap, süslemeleri aşık yolu tarzında yaldızlı, soleyli. Kabartmalar var. Ferforje güzel bir lamba. Barok üsluplu (kaideli, yalaklı, ayna taşlı) çeşme tarzında mermer el yıkama yeri. Holde, abidevi merdiven altında iki küçük oda bulunuyor. Yapının gösterişli kısımlarından biri sağdaki, büyük bir mekanı kaplayan, yuvarlak babalarıyla ve büyük furuşlarıyla önce çift, sonra tek, sonra tekrar çift olarak yükselen merdiven. Birinci sahına kadar döşemesi ve korkulukları mermer. Merdiven duvarında -binanın kuzey yönü- dikdörtgen üçlü, makaralı, giyotin pencerelerinde ahşap kepenkler var. Merdiven de birinci sahından itibaren ahşap olarak devam ediyor. Şimdiye kadar gördüğümüz kısımlarda çok arma ve şövalye başları var. Trabzan korkulukları oluklu merdane şeklinde. Merdivenin ahşap kısmının altında melek kabartması var. Holden ikinci kata çıkılınca: önce küçük bir merdiven sahanlığı, bölme ve geniş bir sofa. Binanın suyu terkos, elektriği var, havagazı yok.
Holde kristal büyük aynalar. Korkuluk boşluğunda, dört tane yanda, bir tane karşıda iyonik sütun başlıklı, ahşap büyük kapılar var. Orta sofanın bahçe tarafı yemek odası. Döşeme sırt sırta dönük açılar şeklinde tahta parke. Ortada -gereğince açılarak büyütülen- kalın ayaklı yuvarlak ceviz bir masa; yine ceviz büfeler birer sanat eseri: üzerlerinde balık, gül, ejderbaşı, vaşak, domuz, üzüm, incir kabartmaları var. Bu odada karşılıklı iki mermer, dökme ateşlikli şömine var. Aynalar kristal, iki metreden yüksek. Deniz üzeri odasında üç pencereli, biri giriş; diğer ikisi yan odalara geçen kapılı genişçe odadaki büyük, kabartma kenarlı, tepelikli, gardırop da dikkate değer. Gardırop yanındaki konsol gibi aynalı. Binanın eşyaları Temmuz 1974'te Tophane'deki ve Ankara'daki büyükelçilik binalarına nakledildiği için, halâ gördüğümüz birkaç parça eşya kalmış. Bu odanın dikdörtgen tavanı yol yol ayrılmış. Dikdörtgenin kısa kenarlarında da dikine birer çizgi çekilmiş. Bu kenarlarda küçük küçük teknecikler; orta çizgiler üzerinde geniş bir çelenk var. Binanın kapı tokmakları yuvarlak başlı "L" harfi biçiminde. Sağda bir hol, personel katına çıkan döner merdivenle buluşuyor; kapı ana mutfağa gidiyor. Müstahdem kısmında kömürle yanan soba kurulmuş. Yemek asansörü karşımıza çıkıyor. Bir mutfak daha, tekrar merdiven holüne çıkış. Tavan bordürü -zeminde olduğu gibi- aşıkyolu (Grek) motifi. Büyük salon girişi; üç solda, üç sağda oda kapısı. Uçları birbirini kesen ay biçimi çiçek kabartmaları. Tavan yer yer yine çiçek kabartmalı ahşap. Karşıda üç pencere; buradan köprü ile arka bahçeye çıkılıyor. İki büyük kristal ayna. Sağ köşe odası düz parke. Buradan önündeki kagir balkona çıkılıyor. Binada çok balkon var, hiç biri de diğerine benzemiyor. Besbelli mimarına, sefir cenapları Boğaziçi'ni hem denizden, hem korularından mümkün olduğu kadar görmek ve yaşamak istediğini söylemiş.. Yer mozaik parke. Üzerimizde geniş ahşap saçak. O zamanlar bütün yalılarda olduğu gibi, yazın oturulduğundan güneşin sıcak okları önlenmiş. Köşe odasında güllü mermer şömine. Odalardan odalara geçiliyor. Sofada çocuk başı kabartmalar. Bağdadî duvarlarında, yapılan kontrollarda rutubet olmadığı anlaşılmıştır.
Geziye devam ediyoruz: merdiven boşluğu, soldaki oda şömineli; tavan kabartmaları ahşap geometrik. Yanda vestiyer gibi bir oda. El yıkama musluğu (ayaklı, aynataşlı) -Küçüksu Kıbrıslılar Yalısı'nda olduğu gibi- barok üsluptu mermer; tuvalet alafrangaya dönüştürülmüş.
Üçüncü kat: ana merdiven yine kalın ahşap parmaklıklarla (sahanlıkta) sol ve sağa dönerek nihayetleniyor. Yine sütunlu bir giriş, aynı biçimde (kalyon tipi) avize. İkinci kat gibi geniş sofa, fakat sofanın dört yanı fırdola, korkuluklu, yuvarlak ahşap sütunlar üzerinde balkon. Ortasındaki boşluktan geometrik kareler halinde, yine sütunlar üzerinde ahşap tavan görülüyor. Giriş, birinci ve son iki kat ayrı plan üzerine yapılmış. Sol tarafta, balkonlu kata çıkılmak için insan başlı, ağır merdiven babası. Bu bölümde solda bir oda, tuvalet, sonra üç mermer şömineli oda, karşıda iki oda. Bu odalar balkonlu. Sağda solda üçer oda. Sütun başlıkları korentiyen. Sol köşe (güney yanı) küçük bir sofa, küçük balkona çıkılan bir oda; balkonda, dikme üzerindeki güneşlik çatı altında küçük, orta büyüklükte bir oda. Burada da odalardan odalara geçiliyor. Üçlü giyotin pencereler.
Tekrar bir küçük sofa ve oda. Sofadan köşe balkonuna iki kapıdan çıkılıyor. Bir banyo daha. Dikkat edilirse yapıda çok banyo var. Fakat banyolar yakın zamanın. Bahçe tarafında şömineli bir oda. Yangın merdiveni bulunan odaya giriş. Burada lüks bir apartmanın dairesi gibi: küçük bir hol, banyo, alafranga tuvalet. Üst (mahfil diyebileceğimiz) balkonlu kata çıkış. Burada da ayrı ayrı bölümler de yapı şekli farklılıkları var. Solda bir oda, sofa, balkona çıkış. Bir, çatılı, küçük köşe balkonu. Solda ve sağda iki oda. Tekrar bir basamak, döşeme düz tahta. Sağ ve solda tekrar odalar. Tavan değişik bir üslupta kabartma.. Depo odaları, aralık; yine yatak odaları, tuvalet. Kuzey köşe labirentli.
Eski bazı köşklerde görülen alaturka bir kısım: sade beş ahşap basamakla küçük bir sofaya iniliyor; bu sofadan tekrar beş ahşap basamakla çatının kuzey ucuna çıkılıyor. İki servis odası. Tekrar sağ bahçe kapısından, basit servis merdivenlerine iniş. Banyo dairesinden taş balkona çıkılıyor, yine koridora geçiş. Ahşap sütunlarda yağ kandili şişeleri. İşte 53 oda ve sofanın durumu ...
Şimdi bahçeye inebiliriz. Caddenin üzerindeki sol metruk bahçede üç iri kestane ağacı. Arka bahçe merdivenli üç set halinde yükseliyor ve gittikçe çalılık, yürünmesi zor bir hale giriyor. Eski çiçek camekanı metruk bir hale gelmiş. Solda binanın üçüncü katına çıkan, demir yangın merdiveni görülüyor. Beton korkuluklu merdivenlerle, bahçe setlerine çıkılıyor. Sık ağaçlıklı, çalılıklı üçüncü kat bahçe meşe, erik, defne, şeftali, elma, at kestanesi, maltaeriği, gül, incir ağaçları ve eski Tarabya Oteline doğru sade taş bir giriş üzerinde ahşap bahçıvan evi var.
Baharda çok bülbül bulunuyormuş. Dağdan gelme suyu, istimlaklerde dışarıda kaldığından kesilmiş; beton bir çeşme var. Setli bahçe cadde duvarı genişliğinde tepeye tırmanırken, üçüncü setten sol tarafa Tarabya koyuna doğru uzanıyor. Birden (fazla ürkek olan) "Troglodytidae" familyasından henüz erginleşmemiş bir Çiftkuşu uçuverdi. Bu büyükelçilik binasının bahçe cephesi daha sükunetli. Marsilya kiremitli damında, dört tuğla baca ile iki çatı katı aydınlığı ve çinko su olukları var. Geri dönerek binayı adımlıyoruz. 25 adım eni, 35 adım boyu, demek ki 619 metrekarelik bir alanı kaplıyor.
Rıhtıma çıkarak son defa binaya dikkatlice baktığımızda üst yarım daire maşlahlı balkon üzerinde, iki ayağında çiçek demetleriyle siyah kartal, altında ise arma görülüyor. Çatının üst ucunda, yıldız etrafından, saç bukleleri ikinci kat pencerelerine kadar uzanıyor. Sahilhanenin kayıkhanesi yok; fakat rıhtımda yanaşma basamakları hala duruyor.

Sahilhanenin Sarıyer Tapu Sicil Muhafızlığındaki kaydı:
Tarabya-Kefeliköy Caddesi/Ahi Çelebi Sokak.
Yüzölçümü: 3439.90 m2. (arsası).
Cinsi: Bahçeli kagir sefarethane
Kadastro tesbiti: 17.11.1955, İtalyan Sefareti adına.
Ada 398/parsel 10 eskisi olup, 1030/10 olarak yenilenmiştir.

Feryal İrez'in notu:
"Mimarı bilinen tek yazlık sefaret binası İtalyan Sefaret yazlığı olup, Abdülhamid II.'nin mimarı olarak çalışan d'Arenco tarafından yapılmıştır.
Girişte tavandaki "Restitütiut A.D. MCMVI" yazısı, binanın yeniden yapım tarihini 1906 olarak göstermektedir. Giriş holünde sağdaki sütunun üzerinde Stuccodan kanatlı bir arslan figürü bulunmaktadır. S.Mareo'nun sembolü olan bu arslan figürü elinde sulhu temsil eden açık bir kitap tutmaktadır. Sol sütun üzerinde ise, Roma'nın kuruluşunu temsil eden stuccodan Kapitolinus kurdu+Romus+Romulus figürleri vardır. Holde, girişin tam karşısında mermer+stucco karışımı bir nişin içinde çeşme yerleştirilmiştir. Niş içinde stucco'dan başı miğferli oturan bir kadın figürü görülmektedir, alt kaidesinde çıplak çocuk figürleri ve ortada ağzından su akan arslanbaşı bulunmaktadır.
Holün tavanı ise içice geçen, etrafı meander motifiyle süslü, kasetlere bölünmüştür. Birinci kata çıkan merdivenlerde, miğferli kadın başının etrafını bitki motifleri sarmıştır. Gövdesinde Savoya Krallığının arması ve başı taçlı, kanatlarını iki yana açmış bir kartal figürü bulunmaktadır. 1. katta balo salonu ve yemek odası, teras ve bahçeye geçilen köprü; 2. katta hizmetkarlara mahsus ahşap bölmeli, alçak tavanlı kısmı.
Art-nouveau sanatın öncülerinden olan Raimondo d'Arenco bu yapıda klasik ve barok sanatın etkisi altında kalmıştır. Geniş saçaklı çatıları ve çatı katındaki geniş kemerli balkon, yapının tek art-nouveau özellik gösteren bölümüdür."

(Feryal İrez, t.Ü. Ed. Fak. Sanat Tarihi; "Boğaziçi'nde Sefaretler", Tez/1977)

Döneminde "Terapia" Tarabya'dan görünüş

Sedat Hakkı Eldem'in notu:

"İtalyan Sefaret Binası, II. Abdülhamid tarafından, Victor Emanuel ile evlenen Karadağ Beyi'nin kızına çeyiz olarak hediye edilmiştir."
Orijinal kaynak: Orhan Erdenen "Boğaziçi Sahilhaneleri"
kaynak


__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
  #17  
Alt 18.11.08, 16:14
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Istanbul bogazici yalilari

Kadri Pasa yalisi
Kanlıca-Hisar Yolu no: 46. (Ada 109/parsel 15).

Üslubu: Bozulmuş ahşap / bağdadî.
İnşa tarihi: XVIII. yüzyılın son çeyreği,
Müzdan Kunttav ve Cabir Vada'ya göre;
XIX.yüzyıl ortası, Feridun Dirimtekin'e göre

Yüzölçümü:
Arsası: 864 m2. Binası: 230 m2.
Oda, sofa (v.s.) sayısı:
Birinci kat: 3 oda. 1 sofa, 1 tuvalet (alaturka), 1 mutfak, (yeni, sofadan bozma), 1 sandık odası.
İkinci kat: 5 oda, 1 sofa, 1 mutfak (yeni), 1 tuvalet (alaturka).

Halen sahibi: Müzdan Kunttav Kadri Paşa'nın kızının kızı (torunu).

Kanlıcalı Cabir Vada'nın notlarından:
"Sadrazam, sonra Edirne valisi iken 1886'da orada ölen ve gömülen Kadri Paşa'ya bu yalı kayınbabası, İzmir Valisi Hekim İsmail Paşa'dan intikal etmiştir. İsmail Paşa'nın da yalıyı başkasından satın almış olmasından, inşası zamanı 22 seneyi aşkındır. Kadri Paşanın vefatından sonra, yalı oğullan İsmail, Şevket ve kızları Makbule, Mediha, Afife, Seniye Cenani'lere kalmış ve bu son iki hanımdan gayrisi vefat ettiklerinden, diğerlerinin hisseleri çocuklarına kalmıştır. Eski yalının üçte ikisi yıktırılmış ve arsaları ile bahçeleri Nezire ve Nezihe hanımlara satılmıştır."
Eski Eserleri Koruma Encümeni'ndeki dosyası:
İnşası: XIX. yüzyıl ortası, Sultan Mecid devri.
Mimari: Belli değil.
Banisi: Başvekil Arfî Paşa.
Tanınmış ismi: Kadri Paşa Yalısı
Maliki: Veraset yoluyla, bayan Ayşe Müzdan Kunttav.
Kitabeleri: Sadece Sultan Mecit tuğrası var, yazı v.s. yok.
Tahribatı: Zamanla harap olan yalı, 1962'de sahibi tarafından tamir ettirilmiştir. Mirasın bölüşülmesi esnasında, yalının doğu kısmına sahip olanlar 1930-40 yıllarında, harap vaziyette olan harem kısmını yıktırmışlardır. Bugün mevcut olan yalı iki katlıdır. Zemin katında uzun ve taş döşeli bir salon ve buna açılan dört oda vardır. Yukarı katta bir salon ve buna açılan beş oda ve son tamirde eklenmiş ufak bir mutfak vardır. Bu katın yüklüğü gizli merdiven gibidir.
Özellikleri: Yalı Sultan Mecid devrinin mimari özelliklerini taşımaktadır. O devre ait nişler ve tavan tezyinatı bunu göstermeklerdir.
13 Haziran 1972 Feridun Dirimtekin"

Plan Özelliği:
Odalar, yan yana olarak, deniz cephesinde. Odalar ve servisler pahlı (köşeleri kesik), dikdörtgen bir sofa/salon etrafında çevrelenmiş ve bahçe doğu yönünde ikinci katta bir aydınlık cumbası karakteristiğini oluşturuyor. ''Benzerlik, Rumelihisarı koruma no'su 135 olan Oduncubaşı Yalısı sofa/ salonu". Tavan yüksekliği 4m. Boş kısımları daha fazla olan bu yalının (alt katında 16; üst katında 12, tuvalet, mutfak ve 2 merdiven üzeri pencereleriyle) 30 penceresi var. Güney/ batı köşe odasının, geniş modern 2 güney penceresi 1962 yılı onarımında açılmıştır. Çatı katında cihannüma görünümünde ışık feneri bulunmaktadır.
Dekorasyonu:

Kadri Paşa Yalısı doğu cephesi 1962 onarımından önce

Deniz odaları ahşap göbekleri, artık Batı etkilerinin bu yapıda da görülmeye başladığının belgelerinden biri olarak, kabartma ahşap. Ortadaki oda lahana biçimi; diğer ikisi elips, yaprak örmesi. Sofa/salon odalarının kapıları "Sarıyer Kaptan Bey, Çengelköy Sadullah Paşa ve Pavli Pavlaki yalılarında olduğu gibi" çerçeveyi taşan kornişler halinde; üst kısımlar konsollu ve kabaralı. Kabaralar üst köşelerde, "yine ahşaptan" kabartma krizantemler halinde. Ön/deniz odalarında hücreler; "Beykoz Hamlacıbaşı, Kanlıca Rasim Paşa yalılarının benzeri". Yalı, Şirketi Hayriye zamanı, Mihrabat (Kanlıca) körfezine doğru 150 metre uzanmakta idi.
Yalının İlk Şekli
Yalının kubbeli hamamı yanda "güneyde" idi; 1967'de yeni kârgir yalıyı yaptırmak için yıktırıldı. Kayıkhanesi ise kuzeyde bulunuyordu; üzerinde hamlacı odaları vardı. Bu bölüm de yıktırılmıştır.
1930 yılında gemi çarptığı için rıhtımları yenilenmiş; 27 0cak 1981'de bir Yunan şilebinin kuzey bölümüne girmesi nedeniyle, bu kısım 1983'de yeniden inşa edilmiştir.
Duvardan çıkan Sultan Abdülmecid tuğrası
ve bazı tarihi parçalar
Yalının, özellikle güney/batı köşe odasında otururken, kapalı bir mekân değil de, sandalda imiş gibi görüş açıklığı ve rahatlığı veriyor. Saffet Paşa yalısına doğru bulunan yalıların aksine, yalı bol güneş alıyor. Kuvvetli estiği zaman, lodos ve poyrazı tutmaktadır. Yalının önü 5 m. derin olmasına rağmen, hızlı geçen gemiler yalıyı sarsmaktadır. Yalıda rutubet yoktur. Yakın zamana kadar kaydettiğimiz diğer bazı yalılarda olduğu gibi fok vardı; yuvası güneydeki deniz hamamı idi. Deniz hamamına sofadan kapak kaldırılarak girilirdi. Rıhtımdan kepçe ile izmarit ve istavrit yakalanıyor.
Bahçede 1,5 metre boyunda karayılan, büyük kaplumbağa; kuşlardan Baştankara, Narbülbülü, Saka, İspinoz ve Serçe var. Yalının küçük sayılabilecek bahçesinde, tahminlerin üstünde meyve ağacı ve diğer ağaçlar bulunmaktadır. Üç fıstık çamı, erik, vişne, elma, şeftali, kayısı, incir, ceviz, nar, akasya, erguvan, leylak, kalikantıs, zakkum, malta eriği, defne, ıhlamur. Fıstık camlan ile erguvanlar yüz senelikten fazladır.
Yalının ikinci kat sofa/salonunda, camekân içinde, iyi korunmuş olarak, Sultan Abdülaziz'den kalma, doldurulmuş kuş koleksiyonları ornitologlar içinde önemli olacaktır. Mermer Abdülmecid tuğrası, 1968'de, büyük sofa tamir edilirken kaplamadan çıkmıştır. Bağdadî duvardan dövme çiviler çıkması, bir zamanlar duvarların nakışlı olduğunu göstermektedir.
Günaydın 28 Ocak 1981
Milliyet 28 Ocak 1981 resimleri
Orijinal kaynak: Orhan Erdenen "Boğaziçi Sahilhaneleri"
kaynak
__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
  #18  
Alt 18.11.08, 16:15
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Istanbul bogazici yalilari

Kibrisli Yalisi
Kandilli / Göksu Caddesi No: 23 (Ada 932/parsel 3, 4, 5)
Üslubu : Neoklasik
(Dış duvarları çıralı çam kaplama/iç duvarları bağdadî)
İnşa tarihi : XVIII. yüzyılın son çeyreği. Ancak selâmlık salonu,
yazlık divanhane XIX. yüzyıl ilavesidir. Ortasındaki fıskiye
XVIII. yüzyıl yarısına ait olup, dışarıdan getirilmiştir. Koruma
no'su 113 olan güney bölümü 1975'de yeniden "dış görünüş
bakımından" aslına uygun olarak yapılmıştır.
Yüzölçümü: 1.sınıf bölümü 1.290 m2
2.sınıf bölümü 595 m2
Toplam 1.885 m2


Tarihçesi
Yalının ilk sahibi I. Abdülhamid (1725 -1789) devri sadrazamlarından İzzet Mehmet Paşa'dır. İzzet Paşa ikinci sadaretine "Kara Vezir" diye anılan Silahtar Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra gelmiştir. Kıbrıslı Mehmet Paşa Yalısı'ndan "Kara Vezir Yalısı" diye de bahsedilir. İzzet Mehmet Paşa Üsküdar burnunda camii bulunan Fatih dönemi vezirlerinden Rum Mehmet Paşa'nın torununun oğludur. Şehreminliği de yapmıştır. 1781 yılında, ikinci sadareti sırasında azlolunan ve 1783'te Belgrad valisi iken vefat eden İzzet Paşa'nın yalısı, o tarihlerde ikinci Mirahur ( sarayın ahır/at beyi) olan oğlu Sait Mehmet Bey'e intikal etmiştir.
Bir müddet bu yalıda oturan eski sadrazam ailesi, 1794 senesi yazında bu Kandilli sahilhanesini III. Selim'in sadrazamlarından olan (I. Abdülhamid'in yukarıda kayıtlı sadrazamı ile aynı isimdeki) İzzet Mehmet Paşa ( sadareti: 1794 -1798) kiraladı.

"Belki İzzet Mehmet Paşa, ölen sadrazamın yalısını ailesinden satın almış; yahut Padişah bir fermanla eski sadrazamın yalısını yeni Veziriazamına ihsan etmiştir. Paşa'nın sadaretten azlinden sonra, Kandilli sahilhanesinde "eski" İzzet Mehmet Paşa'nın oğlu oturmağa başladı.
Bir çok İstanbul memuriyetlerinde bulunan İzzet Paşazade Sait Bey'in yaz mevsimlerini eski ve bu büyük yalıda geçirdiği Bostancıbaşı Defteri'nden de anlaşılmaktadır.
"1811'de Sait Bey'in ölümünden sonra, oğlu Kapıcıbaşılarından Mehmet Ataullah Bey, büyükbabasının Kandilli'deki bu yalısında ikamet etmeğe başladı." (Haluk Şehsuvaıoğlu - Hayat Mecmuası 1963 sayı:2)
Bostancıbaşı Defterinde: "XIX. yüzyıl başında (Kıbrıslı Yalısı diye sonradan şöhret bulacak) yalıyı şöyle kaydetmektedir.
"....13 - Göksu sağır deresi,
14 - İzzet Paşa torunu Atâ Bey'in yalısı."
A- O tarihte yalı arazisi Küçüksu plajına kadar gelmiş olup, İstanbul / Alman Arkeoloji Enstitüsü'nden Dr. Klaus Tuchelt'in yalı hakkında 1962'de yayınlanan Almanca broşüründe, yalının bu kuzey bahçesinde inşası düşünülen aileye ait binaların plân tasarısı da gösterilmiştir.
B- Bostancıbaşı Defteri'nde 14. sırada kayıtlı "Ata Bey" ismi Ataullah Bey'in kısaltılmış söylenişidir.
1837 - 38 yıllarına kadar yaşadığı tahmin edilen Ataullah Bey'in ölümünden sonra, yalının İzzet Paşa ailesinde uzun müddet kalmadığı anlaşılmaktadır. Yetişmiş ve önemli mevkilere gelmiş erkek evladı bulunmayan ailenin kadınları, bu büyük, sadrazam yalısını ellerinden çıkarmışlardır.
Yalının İzzet Paşa ailesinden sonra, bildiğimiz son sahibi "1840'ta Dârı Şurayı Askeri azası olan" Kıbrıslı Mehmet (Emin) Paşa'dır.
Muhtelif devlet hizmetlerinde, valiliklerde, sefirliklerde bulunan, iki defa Kaptan Paşalık, üç defa sadrazamlık yapan Kıbrıslı Mehmet Paşa 1871'de Kandilli yalısında ölmüştür.

1 - Kıbrıslı Mehmet Paşa'nın ilk haremi Melek Hanım:" Thirty Years in the Harem" ismiyle, 1872 yılında New York'ta hatıralarını yayınlamıştır. Rahmetli müze müdürlerinden, makalelerinden yararlandığımız Haluk Y. Şehsuvaroğlu bu hatıraları Türkçe'ye çevirmiştir.
2 - 1975 yılında yalının mirasçıları arasında bulunan sn. Emin Dirvana Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa'nın oğlu olmadığından -Moralı Müşir Tosun Paşa'nın oğlu- Mustafa Sadettin Paşa "Kıbrıslı" lâkabını kullanmıştır. Sadrazam Mehmet Paşa ile, XIX. yüzyılın ikinci çeyreğine doğru yalı "Kıbrıslı Yalısı" olarak anılmaya başlanmış; damadı Mustafa Sadrettin Paşa'nın da "Kıbrıslı" lâkabını kullanmasıyla yerleşip kalmıştır" demiştir.

Bina harem ve selamlık kısımlarından oluşmaktadır. Yalının deniz cephesi 64 metredir. İçerde, biri merkezde, ikisi kenarlarda olmak üzere, deniz ve kara cephelerini alan üç büyük sofa bulunmaktadır. Sofalar 24 m. uzunluğundadır. Selamlık sofası 7 m. yüksekliğinde ve kubbelidir. Binanın selamlık kısmına bu sofadan giriliyor.
Binanın alt katında Hisar tarafındaki büyük salonu 17.5 m. uzunluğundadır. Burada alçak pencereler ve bir kapı ile ayrılmış limonluk kısmı vardır. Son tamirlerde bu alçak pencereler kapatılmıştır. Limonluk XVIII. yüzyıldan kalmış, üzeri salkım ve asma yapraklı motiflerle süslü fıskiyeli bir havuz bulunmaktadır.
Yalı, sofalarından başka, alt katta onbeş, üst katta altı olmak üzere yirmibir odadır. Yalıda muhtelif tarihlerde tamirler yapılmıştır. Bu tamirler esnasında yalının üç büyük hamamı yıkılmıştır.

Plan Durumu:
Sofalar aynı büyüklükte değildir. Yan bahçe tarafındaki en büyüğüdür ve orta sofa tipindedir. Deniz ve bahçe üstünde, direklerle ayrılmış iki büyük eyvanı bulunuyor. Ortadaki sofa iki yüzlü iç sofa tipindedir ve iki tarafına direklerin arasına yan sofalar ilâve edilmiştir. Yalnız bu kısmın üstünde üst kat mevcut olduğu için merdiven de bu taraftadır. Son sofa da birincisinin aynı fakat daha küçüğüdür. Her sofanın dört köşesine odalar konulmuş olup. ikinci derecedeki yerler oralara yerleştirilmiştir.
Birinci bölümün ayrıca, büyük havuzlu limonlukla nihayetlenen yazlık bir divanhanesi vardır.
Her üç bölüm, eyri"mail" rıhtım yönünü izleyerek, kendi önündeki kısma nazaran biraz daha geriye alınmış ve bu sebepten, rıhtım üzerindeki hareketli cephe elde edilmiştir. Bu hareket muntazam bir ritme göre yapılmış ve sofa eyvanları her zaman odalardan daha içerde kalmıştır. Cephedeki çıkmaların "rizalitlerin" hareketi ile odalara azamî derecede hava ve manzara sağlanmıştır.
Netice olarak üç sofa da az çok aynı kıymet ve büyüklükte olduğu zaman plân, birbirinden ekli, üç ev planından meydana gelen bir vaziyete girer; bu suretle üç sofalı tip, nihaî "son" ve tam şeklini almış olur. Bu nihaî şekil XIX. yüzyıl içinde elde edilmiştir.
Binanın en büyük odası, kuzey ucundaki XIX. yüzyıl ilâvesi salon olup, yüzölçümü 18 x 8 = 144 m2. dir. Yalının dış plânında, boşluk kısımları dolu kısımlarından biraz daha fazla. Yalının ortalama (vasatı) eni 27 m. Arsası, Kıbrıslı Mustafa Paşa zamanında 40.000 m2 idi. 25.000 m2. lik arazisi plaj sahasında kaldı, şimdi-sonradan yapılan sağ bölümle beraber-bahçesi 12.000 m2. Yalının arkasındaki yamaçlar ve gazinonun bulunduğu yer de yalıya aittir.

Giriş Kat planı

Giriş taşlığı Osmanlı / Türk tarzı değil; İtalyan karakteri ağır basan kozmopolit.
"Kıbrıslılar Yalısı / XIX. yüzyıl Ampir görünümünü 1900 onarımında almıştır. 1973'de yanan kısmı tamamlanmıştır."
(Mm. Lütfi Yaaaoğhı Taç Der. 1977/Nisan)
Yalıda, Fransa İmparatoriçesi (III. Napoleon'un eşi) Eugenie şerefine, sadrazam Kıbrıslı Mehmet Paşa tarafından bir ziyafet verilmiştir.
Kıbrıslı Yalısı Müştemilatı:
Kıbrıslı yalısı bahçesinin (doğu/kuzey ucu) cadde yönünde, geçen yüzyıllardan kalma, önünde duvar olduğu için fazlaca görülemeyen, iki katlı ahşap yapı için, değerli mimar/restoratör y.mimar Turhan Giritlioğlu (M.S.Ü.) bize şu notu verdi.
"Yapı, Kıbrıslı Yalısının müştemilatı olup yalı gibi XVIII. yüzyılın son çeyreğine aittir. Harap durumda olduğundan yıktırılarak, 1975 yılında S.H. Eldem ile birlikte restorasyonunu gerçekleştirdik. İnşaat (2. gurup eski eser uygulamasıyla) içi beton/tuğla, dışı ahşap kaplama olarak yeniden inşa edildi. Halen sahibi Alev Komili dir."
(8 Şubat 1991)

Mimari Biçimi
"Yalı, yayvan planı, deniz üstü çıkmalı (leb-i derya) oluşu, dekorcunda Avrupai eğilime karşın planda ve cephelerde yerel stili koruması..v.s. nedenleriyle dikkate lâyıktır. Yatay mimari kitlesi, deniz üstünde, fondaki yeşil sırtların doğasına ahenkli bir saki çizmektedir. Bu kitleyle Selamlık salonu deniz cephesine uyarlı bir biçimde eklenmesine (XIX.yüzyıl) karşın güney bölümdeki yenileme (XX.yüzyıl) tarzı uyumsuz düşmekte ve cepheyi parçalamaktadır.
İki katlı cephe orta motifi, yapılan tadilât ile, orijinal şeklini kaybetmiş ise de yine de esas armoni içinde uygun bir durumdadır. Kıyı çizgisi eğimini takip ederek gerilemeli düzen içinde plan üç bölümden oluşmaktadır: Selamlık, Mabeyn, Harem.

Her birinde odalar bir orta sofa üzerinde planlanmıştır. Sofalar denizle bahçeyi birleştirmektedir, planda dört eyvanlı çizimde görünmekte iseler de kolonlar ve tavanlar ile bölünmüş durumdadırlar. Plandaki bu yerliliğe karşın işte bu kolonlar ve tavanlar yabancı stili sergilemekte. Özellikle Selamlık giriş taşlığından sonra gelen tavanı, tekne tonoz profili ve dekorları ile, Avrupaî bulunmaktadır.
Türk yaşamının gelenekleri, planları ve cepheleri işlerken Avrupaî stili ancak iç elevasyonda uygulama zorunluluğunda kalınmıştır; bu eğilime mobilyaları da katmak gerekir. Hal böyle olunca, seremoni için Türk Divanhane ve odaları zamanla yetersiz kalmış olmalı ki, XIX. yüzyılda Selamlık planında dördüncü bölüm olarak bir büyük salon ve sera eklenmiştir."
Orijinal kaynak: Orhan Erdenen "Boğaziçi Sahilhaneleri"
kaynak
__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
  #19  
Alt 18.11.08, 16:16
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Istanbul bogazici yalilari

Kiz Kulesi
Kızkulesi Hakkında
Kızkulesi, Asya ile Avrupa'nın kesiştiği bir noktada, Asya sahillerinden bir ok atımı uzaklıkta bir taş tümseğe oturtulmuş bir kuledir. İki kıta arasındaki konumu sebebiyle dünyada eşi benzeri olmayan yapılar konumundadır.
Geçmişi 2500 yıl öncesine dayanan bu küçük kule, İstanbul'un tarihine eş bir tarih yaşamış ve bu kentin yaşadıklarına görgü şahitliği yapmıştır. Antik çağda başlayan geçmişi ile Yunan'dan Bizans İmparatorluğu'na Bizans'dan Osmanlı İmparatorluğu'na, tüm tarihi dönemlerde var olarak günümüze kadar gelmiştir.


İlk olarak Yunan döneminde bir mezara ev sahipliği yapan bu ada Bizans Dönemi'nde inşa edilen ek bina ile gümrük istasyonu olarak kullanılmıştır.
Osmanlı Dönemi'nde ise gösteri platformundan savunma kalesine, sürgün istasyonundan karantina adasına kadar bir çok işlev yüklenmiştir.
Asli görevi olan ve yüzyıllardan beri varlığı ile insanlara, geceleri ise geçen gemilere göz kırpan feneri ile yol gösterme işlevini hiç kaybetmemiştir. Geçmişten geleceğe en çok da düşlere yol göstermektedir Kızkulesi ...
Yüzyıllar boyu hep hikayeleri ile anılan bu kule 2500 yıl sonra Hamoğlu Holding'in yaptığı restorasyondan sonra ilk kez kapılarını insanlara açmıştır. Yalnızlığın, aşkın, ulaşılmazlığın ve daha birçok şeyin sembolü olan kule için onlarca şiir yazılmış, yüzlerce resim yapılmış ve binlerce fotoğraf çekilmiştir. 2500 yaşında ve her dem genç kalacak olan Kızkulesi'nin insanı büyüleyen gizem dolu atmosferi ile tanışmak ve gerçek hikayelerini dinlemek için gelin siz de o küçük pencerelerinden bakın ...

Kızkulesi'nin Tarihçesi
Kızkulesi'nin mimari yapılanma süreci M.Ö. 341 yılına kadar uzanır. O dönemlerde boğazın çıkıntısı olan bu burun, (daha önce yarımada olduğu ile ilgili söylenceler vardır) "vus" adı ile anılır. Bu tarihte Komutan Chares'in eşi için, mermer sütunlar üzerine yapılan bir anıt mezar kimliğinden sonra, M.Ö. 410'da Sarayburnu'nun bulunduğu yerden, kulenin bulunduğu adaya zincir gerilerek, boğazın giriş ve çıkışlarını kontrol eden bir gümrük istasyonu haline getirilir.


M.S. 1110'lara geldiğimizde ise ilk belirgin yapı (kule), İmparator Manuel Comnenos tarafından inşa ettirilir. Savunma kulesi olarak inşa ettirilen bu yapı "Küçük Kale" anlamına gelen Arcla adını alır.
Bu yapı ile ilgili net bilgiler olmamakla birlikte bugünkü boyutlarına yakın olduğu düşünülmektedir.
İstanbul'un fethi sırasında savunma amaçlı olarak kullanılan kule, 1453 yılından sonra çok farklı amaçlarla kullanılmıştır. Osmanlı döneminde savunma kalesi olmaktan çok bir gösteri platformu olarak kullanılmış ve Mehterler burada adaya yerleştirilen topların atışları ile birlikte nevbet (bir çeşit İstiklal Marşı) okumuşlardır.


1509 depreminde zarar gören yapı, daha sonraki yıllarda tekrar inşa ettirilir.
Bunun dışında ilave edilen fenerle de gemilere yol gösterme işlevi yüklenir. O dönemde inşa edilen yapı, kule ve kale olarak iki ayrı bölümden oluşmuş ve içine sarnıç yapılmıştır

1719 yılında fenerden çıkan alevle yanan kızkulesi, 1725 yılında şehrin Başmimarı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından tekrar onarılır. Kule kısmı biraz değiştirilerek üst tarafa camlı bir köşk ve onun üzerine de kurşunla kaplı bir kubbe oturtturulur ve bina kagir olarak tekrar yapılır.
Yıldırım düşmesinden gemi çarpmasına kadar pek çok felakete maruz kalan yapı, 18. yüzyılda sürgün için bir ön istasyon işlevi görür.
1830 senesinde kolera salgınının şehre yayılmaması için karantina hastanesine dönüşür.


Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş devrine girmesi ile tekrar savunma kalesi olarak kullanılmaya başlanır ve toplarla donatılır. 1832 yıllarında tekrar bir tadilattan geçerek, kubbenin üzerinden yükselen bir bayrak direğine sahip olur.
Ve ünlü hattat Rakim'in yazısı ile kapısının üzerindeki mermere Sultan II. Mahmut'un tuğrasını taşıyan kitabe yerleştirilir.
1857'de tekrar fener ilave edilir ve 1920 yılında fenerin lambası otomatik ışık yapma sistemine kavuşur.
1944 senesinde restorasyon yapılır.
1959 senesinde Askeriye'ye devredilir ve radar istasyonu olarak kullanılır.
1982 senesinde Türkiye Denizcilik İşletmeleri'ne devredilir, bu dönemde bir ara geçici olarak siyanür deposu olarak kullanılır.
1992' den itibaren buranın özel sektöre devri konuşulur, İstanbul Belediyesi, Üsküdar Belediyesi, Mimarlar Odası, Şairler, Turing, Ulusoy Şirketler Grubu gibi pek çok kurum çeşitli medyatik projeler üretirler ...

Efsaneler
Kızkulesi'nin ulaşılmazlığı nedeniyle, insanlar onun içinde yaşanılanlar hakkında çok fazla bilgiye sahip olamamışlar ve içi ile ilgili hikayeler anlatmak ve düşler kurmak ile yetinmişlerdir.
Kızkulesi ile ilgili anlatılan ilk hikaye; Ovidius'un kaydettiği bir aşk hikayesidir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikaye, Hero'nun kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero Afrodit'in rahibelerindendir ve aşka yasaklıdır. Yıllar sonra Afrodit'in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros'un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına ve yasak sevişmelerine tanıklık eder. Leandros'un yüzerek kuleye geldiği fırtınalı bir günde Hero'nun yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür.Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi'nden boğazın sularına bırakır.
Kavuşamayan aşıklara atfen anlatılan bu hikayeden başka bir de; Kleopatra'nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılan hikayesi vardır. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya'nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır.
En son anlatılan hikaye ise Osmanlı Dönemi ile ilgilidir. Battal Gazi'nin askerleri ile Kızkulesi'ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru'nun kızını kaçırdığı ile ilgili hikayedir. Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar'dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen "Atı alan Üsküdar'ı geçti" lafı bu hikayeden gelir.


Bu hikayeden günümüze gelen bir diğer şey de küçük kulemizin ismi ile ilgilidir.
Diğer efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya Kız-Kulesi ismini vermişlerdir. Antikçağ'da Arkla (küçük kale) ve Damialis (dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da Tour Leandros ismi ile ün yapmıştır.Şimdi ise "Kızkulesi" ismi ile bütünleşmiş ve bu ismi ile anılmaktadır.

Kent Plancısı Gözüyle Kız Kulesi
Ö.Faruk CEBECİ, Kent Plancısı
Güzelliğin, ulaşılamamışlığın gizeminde saklıydı.
Kız kulesi masallardaki kaf dağı gibidir. Hakında söylenceler olan bir yapı / bir simgedir.
Eski fotoğraflarda, gravürlerde gördüğümüz kızkulesi ile resterasyon sonucu oluşan kızkulesi arasındaki fark kent toplumunun (kentlinin) imgeleminde oluşan görüntü arasında çelişkilere neden olmaktadır.
Bireyin çevresini algılamasında ve imgeleminde yaşatmasında nirengi noktaları vardır. Aynı biçimde bireyin kenti algılamasında da kentsel nirengi noktaları vardır. Bu genel anlamda dışarıdan başlayarak kentin silüeti, silüete etki eden önemli yapılar, kentin girişi, meydanlar, sokaklar, çıkmaz sokaklar (ve çıkmaz sokakların gizemini ve sıcaklığını bilmeyen imar yasası) tüm bunlar kentsel imgeyi belleğe çivileyen ve bunun çevresinde dokunan noktalardır - ki bu noktalar genelde tarihsel yapılardır.
Salacaktan görünen İstanbul silüeti ve onun önünde yeralan Kızkulesi bir bütün içinde görünmektedir.
Ancak tüm kentsel imgeler ulaşılamayan noktalardır diye bir genelleme yapılamaz örneğin Ayasofya içine elbette girilen, koridorlarında dolaşılan bir yapıdır ve imgesi de bununla birlikte oluşmuştur zaten. Kız kulesinin imgesi ise tam tersine uzaktan izlenmesi teması ile bütünleşmiştir ***8211; ki bu bütünsel kavram oraya hiçkimsenin ulaşamıyor olması ile birliktedir.
Mecnun***8217;un, Ferhat***8217;ın, Romeo***8217;nun bu denli bir tutkuya kapılmalarının ruhsal çözümlemesini, ulaşılamayan sevgilinin, bireyin içsel dünyasında büyüyen imgesinde aramak gerekiyor.
Peki eğer sevgililerine, Leyla***8217;ya, Şirin***8217;e, Juliet***8217;e ulaşsalardı bu büyük aşklar yaşanır mıydı / yazılır mıydı ? Belki evet, bence hayır.
Elbette düşlenen sevgiliye ulaşmanın, birlikteliğin güzelliği, doyumu kuşkusuz doğrudur.
Ancak öyle imgeler, düşler, varlıklar vardır ki onlara ulaşmak (bir tabu gibi) düş dünyamızda onları yaşatmak da bireyi zenginleştiren unsurlardır . Bazı kentsel imgeler de böyledir. Bir kentin görünen silüeti içine girildiğinde de algılanamaz ve dışardan verdiği güzel görüntü duyumsanamaz.
İşte kız kulesi tam da böyle bir imgedir.
Onun güzelliği ulaşılamamışlığının gizeminde saklıdır.

Kızkulesi'ne olanlar
Kızkulesi'nde yapılan rezilliklere kim, nasıl izin verdi? Bu işte bizlerin suçu yok mu?
Korhan GÜMÜŞ
Gazetenin biri geçenlerde yazdı: Müjde! Kızkulesi bitti. Halkımız bir an önce ona kavuşmayı bekliyor! Bunun üzerine uzun zamandır birlikte çalıştığımız İstanbul Kültür Varlıklarını Korumak İçin Tavşanlar Grubu (İKVKİTG) olarak her zaman olduğu gibi kendi aramızda çok gizli bir toplantı yaptık ve çok gizli kararlar aldık. Bu toplantı gizli olduğu için sizin bundan haberiniz olmayacaktı. Ancak toplantı bittiğinde bir arkadaşımız, "Zaten her şey milletin gözünün önünde oluyor, bu toplantının gizli olmasının ne anlamı var" diye sordu. "Yıllardır hep kendimizi gizlemek için İstanbul'a olan bitenlerden şikayetçi olduk. Ama gerçekten bir şeyleri değiştirmek isteseydik hem böyle yapmaz, hem böyle de adlandırılmazdık". Bu konuşma toplantıda soğuk bir rüzgar estirdi. Herkes başını önüne eğdi. Bunun üzerine arkadaşımız "gerçekleri söylemenin zamanı geldi mi?" diye sordu. Bunun üzerine konuştuklarımızı size iletmeye karar verdik.
Kamuoyuna açıklama:
İstanbul bitecek, Kızkuleleri bitmeyecek.
Yıllardır hafızalarımızda beyaz rengi ile yerleşmiş olan Kızkulesi birden bire sararmış bir hayalet gibi çıktı karşımıza. Sıvaları kazındı, kale kısmına asma kat yapılıp, dizi dizi pencereler açıldı. Kulesine çelik kelepçe takıldı. Daha fazla müşteriye hizmet vermek için ada platformu genişletildi. Giriş bölümü İstanbul'da "restore" edilen ahşap yapılara benzetildi.
Şu İstanbul'da nelere şahit olmadık ki...
Kızkulesi'nin yanlış restorasyon uygulamasına kurban edildiği söyleniyormuş. Bizim gibi bazı "çok bilmiş de az bilmişler", hatta bu açıklamayı kaleme alanlar, yalnızca Kızkulesi'ne değil, bütün İstanbul'a olup bitenleri, kamoyuna anlatmak için çaba gösteriyorlarmış.
Hadi canım, siz de.
Kızkulesi'ni biz bu hale getirdik. Sizin haberiniz bile yok.
Kızkulesi'ni yapanın bizden başkaları -mimar veya müteahhit- olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.
O uzaktan küçücük gözüken Kızkulesi aslında öyle büyük ki, bütün İstanbul sığabilir içine.
Bu şehirde dünyanın en kötü, en çağdışı, en berbat mimari koruma uygulamalarına seyirci kaldık. Hatta içimizde utanmadan yapılanları alkışlayanlarımız bile oldu.
Bizden duyacağınız bir kapı gıcırtısı, o kadar. Siz bizim gıcırtılarımızı duyup Kızkulesi'ne yapılanlara karşı çıkıyoruz zannediyorsunuz. Yanılıyorsunuz. Söylenmekten, şikayet etmekten başka hiçbir şey yapmıyoruz.
Biz aslında hiçbir şey yapmak istemiyoruz.
Bir şeyler yapmak şöyle dursun, sorumluluklarımızdan sıyrılmak için büyük bir gayret sarf ediyoruz.
Bizim bu işte hiç mi sorumluluğumuz yok?
Bizim çevredeki yaygın yaklaşıma göre bu şehirde bütün olup bitenler gibi, Kızkulesi'ne olanlardan beğenisi gelişmemiş, araştırmaya önem vermeyen, bilimsel kriterleri dikkate almayan, çıkar peşinde koşan kişiler sorumlu. Bizim bu işte sorumluluğumuz yok. İşi bilenlerin, doğruyu söyleyenlerin sesi ne yazık ki çok güçsüz.
Yöneticilerin aklı başında kararlar almasını, proje müelliflerinin, müteahhitlerin çok daha dikkatli olmasını bekleyebilirsiniz. Ama onlardan bunları beklemek için önce kendi yapmanız gereken şeyler de var.
Kamuoyunu neyin nasıl yapılacağı konusunda asıl bilgilendirmesi gerekenleri -yani eksper denen grupların- seyretmek yerine sonuçları değiştirmeye çalışmalarını, için gerekli adımları atmalarını beklemeniz gerekir. Çünkü yönetimlerin, çıkar çevrelerinin, işi bilmeyenlerin ne yaptığından çok, bizim gibilerin ne yaptığı önemli.
Üzerinde anlaşılan ve bütün bileşenlerinin korumak için seferber olduğu sistem - bu ülkede korunan tek şey- şöyle çalışıyor: "Bir iş yalnızca bizi ilgilendirir. Bilimsel bir konu olduğu için halk zaten anlamaz. Ayrıca bu halka da hiç ama hiç güvenilmez!.."
Evimize bir eşya alırken bile konuşup karar veriyoruz, ama en önemli projelerde açıklık ve mutabakat aramıyoruz. Bu yüzden ancak iş işten geçtikten sonra tartışıyoruz. Avrupa'nın falanca şehrindeki bir proje hakkında bilgi alabiliyorsunuz da, burnunuzun dibindeki Kızkulesi'ne ne yapılacağı konusunda -göbeğinizi çatlatsanız dahi- bilgi alamıyorsunuz. Başka ülkelerde imar ve kültür varlıklarının korunmasına dair mevzuat, her şeyden önce karar organlarının bilgiyi paylaşma sorumluluğunu getiriyor. Bu yüzden kentsel koruma konusundaki çağdaş uygulamalarda projelendirme aşaması sağlam mutabakatlara dayanıyor.
Proje denen şey yöneticilerin duvarlarını süslemeyi değil, bir iş yapılmadan önce neyin yapılacağını önceden görmek, bilmek, tartışmak ve kararlaştırmak için gerekli. Hukuk toplumlarında şeffaflık laf olsun diye değil, kararların şekilciliğe hapis olmaması için önemli.
Plan, proje gibi kavramlar hukuk toplumunun kavramları. Bir şeyin korunması için toplumsal bir konsensüs oluşturmaya yararlar. Örneğin kentsel kültürel mirasın korunması için bir yasa yapılmışsa, bu yöneticilerin halka inşaatlarını nasıl yapmaları gerektiğini söylemeleri için değil, karar alma mekanizmalarının nasıl işlediğini göstermek içindir. Bu süreç kamu projelerinden kişilere tanınan imar haklarına kadar uzanır.
Kızkulesi örneğinde "proje"den önce, bir kentsel simge için -bütün dünyada olduğu gibi- uygulanacak koruma ilkeleri tanımlansaydı, belirlenseydi, aşağıdaki sorulara şimdi, iş işten geçtikten sonra cevap aramak zorunda kalır mıydık? Kamuoyunda bu ilkeler paylaşılaydı, kamu yönetimleri bu kadar "gevşek" davranabilir miydi? Projeyi yönlendiren ve işlevini belirleyen ilkelerin önceden bilinmesi gerekli değil mi? Yasal çerçevenin aslında sorumlulukları kamu yönetiminde toplayan şekilci bir denetimi değil de bilgi paylaşımını sağlayan mekanizmaları tarif etmesi gerekmiyor mu? Ne yapılacağını bilmek yalnızca projenin doğru olup olmadığını tespit etmek anlamında değil, kamu otoritesinin görevini yerine getirmesini sağlamak için önemli değil mi?
Haklı olarak "Kimler kurul üyesi olmalı, kimler yerel yönetimlerden hangi projeleri kapmalı, projeleri kurullardan nasıl geçirilmeli gibi konularda uğraşanların yorgan kapma mücadelesi bizi ilgilendirmiyor" diyebilirsiniz. Ama İstanbul'da olup bitenleri sonuçlarının hepimizi fazlasıyla ilgilendirdiğini düşünürseniz, İstanbul'un yaşanabilir bir şehir olması için imar planlarının, kentsel kamusal projeler ile ilgili kararların şeffaflaştırılmasını talep etmeliyiz. Çünkü aşağıdaki sonuçları kurgulama aşamasındayken bilme hakkımız var.
Bilmeyi talep ediyoruz
Tavşanlar Grubu'nun artık hiçbir gizliliği kalmayan gündemi:
1. Kızkulesi'nin çevresindeki platformun genişletilmesi nasıl oldu? Buna kim, nasıl izin verdi? Eğer kimse izin vermedi ise, neden durdurulamadı? Kazık çakılırken görülmedi mi? Platformun kenarlara dikilen beton babalar da neyin nesi? Yoksa platformun kenarı da parapetle mi çevrelenecek?
2. Kızkulesi'nin tıpkı bir deniz feneri gibi beyaz olan rengi neden sarardı? Sıvalar neden söküldü? Kızkulesi'nin yakın tarihteki (geçen yüzyıl başındaki) son görüntüsü esas alındıysa, yapının cephesini surların beden duvarlarının görünümüne benzetmek bir mimari fantezi değil miydi? Bu önemli değişiklik projede yer alıyor muydu? Bu değişikliklere kim izin verdi? Vermediyse neden kimsenin haberi olmadı?
3. Kızkulesi'nin çelik strüktürle dıştan takviyesi için yapılan değişiklikler nedeniyle mi oldu? Bu takviyenin yapının görünümünü etkilemeyecek biçimde (örneğin Hidiv Kasrı seyir kulesinin yapımında olduğu gibi) içten yapılması mümkün değil miydi? Çelik takviyelerin yapılması zorunlu muydu? Çelik takviyeler geçici mi, kalıcı mıydı?
4. Kızkulesi'nin girişinde yer alan ahşap bölümün karakterini kaybetmesi çok gerekli miydi? Beyaz olan rengi neden değişti? Yapının bu bölümünü bu kadar "cilalı" bir "touch"a sahip olması projede öngörülüyor muydu? Girişteki servis fonksiyonlarının öne çıkmasının nedeni, bu yapının yeni fonksiyonunu belirlemek için miydi?
5. Dendalar (kale duvarı dişleri) nasıl pencereye dönüştürüldü? Dendanların pencereye dönüştürülmesi projede yer alıyor muydu? Kale bölümünün içine yapılan asma kat için kim izin verdi? Yer döneşemeleri cilalı granit döşemek, mekânın içini bir otel restoranı gibi donatmak çok gerekli miydi?
6. Kulenin seyir balkonunun da cilalı granit döşenmesinin gerekçesi neydi? Pencere ve kapı kolları için örneklerden hareketle özel bir üretim yapılamaz mıydı? Yoksa... Burası zaten bir otelin restoranıydı da, birileri gelip burayı orjinallik olsun diye mi Kızkulesi'ne benzetti? Kızkulesi'ni kim restorana benzetti? Kim bir restoranı Kızkulesi'ne benzetti?
Arkadaşımızın söylediğine göre eğer grubumuzun adı tavşanlar grubu olmasaydı, bugün bu soruları boşu boşuna sormazdık.
Çünkü ne yapılacağını bilirdik...


Kaynakça: www.kizkulesi.com
www.arkitera.com
www.magazin.com
www.geocities.com
Radikal Gazetesi (02.04.2000)
kaynak
__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
  #20  
Alt 18.11.08, 16:21
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Istanbul bogazici yalilari

Kont Ostrorog yalisi
Koruma No: 116/117Kandilli Göksu Caddesi, No:15 (Ada 932/parsel 10/11)
İnşa tarihi : XIX. yüzyıl başı.
(Sedat Hakkı Eldem ve Behçet Ünsal da aynı görüştedir.)
Üslûbu : Neo-klâsik espride olmakla beraber açık bir üslûp göstermiyor.
Yüzölçümü : 38 x 18 m.= 684 m2.
Tarihçesi
Kandilli Göksu caddesinde, iridal ve yaprak kabartmalı mer*mer kapıdan girilen yalının tarihçesi hakkında farklı görüşler vardır:
A- Kandilli'de komşusu Abut Efendi yalısı (eski) sahibi Belkıs hanıma göre; yalı önce Rıza Paşa'nınmış. Ondan Kont Ostrorog satın almış.
(Macide Ekimoğlu. tez,1970 İ.Ü. Ed. Fa./Sanat Tarihi Bölümü)

B- "Kont eski eserlerimizi seven bir sanatkârdır. Ahmet Aşkî Yalısı'yla diğer bir yalıyı birleştirip güzel bir Türk ikametgâhı ihya etmiş, bu nefis yalının içini zevkle döşemiştir."
(Haluk Y. Şahsuvaroğlu, makale. Cumhuriyet-5 Eylül 1962)
C- Jean Ostrorog'un 1975 yılı Eylül ayında verdiği bilgi: "Yalı 125-150 senelik kadar. Aşker Ali Paşa'nın vapur iskelesinden sonra büyük bir yalısı vardı. Babam (Ostrorog) yalıyı 71 sene evvel De Savmares isimli bir İngiliz'den satın aldı. Bu Savmares Anglo-Norman adalarından Cerze'li idi, İngiliz sefaretinde çalışıyordu."
D- "Bina 1904 yılında Bakizade Ziya Paşa'dan, Hariciye Ne*zareti Hukuk Müşaviri Ostrorog tarafından satın alınmıştır."
(Eski Eserleri Koruma Encümeni'ndeki kayıt.)
E- Jean Ostrorog'un ölümünden sonra, 26 Ocak 1978 günü onüç senelik eşi İşka yukarıdaki değişik beyanları yanıtlayamamış, ancak şu tahminde bulunmuştur:
a) Yalı 190 senelik kadar. Bahçedeki selsebil ve sütun çeşme de öyle.
b) Jean Ostrorog yalıyı satın aldıktan sonra, kuzeyindeki bir eski yalıyı da satın alarak yıktırmış ve Abut Efendi yalısı ile aramızdaki bahçeyi meydana getirmiştir,
c) O zamanlar ya*lının kuzey yönüne selamlık, güney yönüne harem denilirdi,
F- Bir de Kandilli'yi çok ciddi şekilde incelemeye ve yaz*maya karar vermiş bir kalemden okuyalım: "Sicill-i Osmani (C.3) de kaydı görülen Hariciye Nazırı Server Paşa'nın (1821-1860) yalısı ve köşkü: Yalı: Bostancıbaşı Defterlerini incelersek, Küçüksu'dan baş*layarak dördüncü yerdeki yalı sahiplerinin şunlar olduğunu görürüz: 1781'de Halil Paşa ailesi, 1860'da Hariciye Nazırı Server Paşa ve eşi Ayşe hanım, 1900'de Belkıs hanım. 1930'da yalının arsasını komşu Kont Ostrorog satın alarak kendi bahçesine eklemiştir.
Köşk: Hariciye Nazın (1812'de) Server Paşa'nın köşkü için de şu not var:" Köşk, Ziya Şengülen'in ölümüyle Azize Çelikbaş, Güzel Halit ve Server Somuncu'ya geçmiştir. 1972'de yanmıştır."
(Celalettin Ezine)
Server Bey (Paşa) 6'ncı Daire-i Belediye (İlk Belediye/ Beyoğlu) Reisliği ve İstanbul Şehreminliği (Belediye Baş*kanlığı) da yapmış aydın bir kişidir. Kandilli arkasındaki köşkü (1972'de) İsmail Paşa Yalısı yanarken birlikte yanmış, beton/karkas olarak 1988-1990 yıllarında yeniden inşa edilmiştir.
Jean Ostrorog'un 1975 yılı Eylül ayında -ölmeden önce- yapmış olduğu açıklamalar: "Babam Léon Ostrorog (tanınmış bir hukukçu olarak) 1904'te Türkiye (Osmanlı İmparatorluğu) Adalet Bakanlığı müşaviri (conseiller) idi. Fransız aile Lehistan'dan geliyor. İsim Polonez'dir. Osmanlı Hükümetinin daveti üzerine, İstanbul'a geldi. Kardeşim onbeş sene evvel öldü. Babamızın kitap ve resimlerini üniversiteye hibe ettim. Kont Ostrorog köşesi yapıldı. Yalının güney parçasının harem olduğunu zannediyoruz, bu bölüm daha yenidir. Selâmlık daha eski. Eski selâmlık Aşker Ali Paşa'nın torunu bir hanımdan satın alındı. İhtiyar kadın ölünce, yan kısmı da annem ve babam satın aldılar. Annem 1931'de, babam 1932' de öldüler. Kardeşim de 1960'da ölünce yalı bana kaldı."
Jean Ostrorog'da 19 Aralık 1975'de ölmüş, yalı ikinci eşi İşka Ostrorog'a kalmıştır.
Rölövede görülen "küçük yalı" deyimi Selâmlık'a; "Büyük yalı" deyimi ise Harem bölümüne aittir. Harem ve selâmlığa ait bulunan hamamları yıkılmıştır.
Plan ve özellikleri:
Yalı denizden kakıldığında, yanyana birleştirilmiş iki yalı gibi gözükmektedir. İç yapısı da ortadaki sofa ve teşkilâtla bu etkiyi doğrulamaktadır. Güney, orta ve kuzey bölümler, değişik espriler içinde fakat bütünlük halindedir ve yalı hem dıştan, hem içten etkili ve hareketlidir.
Altında kayıkhane/pisin girişi; bahçede 200 senelikten fazla olan mermer sütun fıskiye ve barok -yine mermer- selsebil bulunmaktadır.
Yalıya bahçeden, şimdiki servis ve mutfak bölümünden gir*miştik. Birinci kattan ikinci kata çıkan "Tavuskuşu" mer*divenin altından tekrar bahçeye çıkarsak: kapı üzerinde beyzi (oval) (H.1300/M.1884) tarihli bir levha görürüz. Bu levha yalıya bir dost tarafından hediye edilmiş. Bu arapça ki*tabenin anlamı :"Valli Hayrun Hafızadır.
Bahçe taşlığında, karşıda eski iki kemer. Birinde su var. Sel*seldi dışarıdan getirilmiş. Fıskiyenin ise burada mevcut olduğunu Jean Ostrorog anlatmıştır. Kemerin biri Bizans tonozu, içi ise ayazma.
Ayrıca orta büyüklükte mermer bir sütun başlığı bu tonozun önünde duruyor. Bina deniz kenarında, yan taraflarında bahçesi ve asırlık muhteşem fıstık çamı ile, günümüze kadar iyi korunmuş ah*şaptır. Alt katta -bütün devir yalılarında olduğu gibi- mermer döşeli bir avlu ve buna açılan 4 oda ve 2 çift merdivenle yukarı çıkılan kısımda da aynı şekilde odalar bulunmaktadır. Yukarı kat odalarında, zamanına ait nişler ve tezyinat mev*cuttur. Binanın bugün asıl şeklini muhafaza etmesi; bize ya*pıldığı devrin bütün özelliklerini koruduğunu göstermektedir.
"XIX. yüzyıl başlarında, yapılmış olan bu yalı içindeki kıy*metli eşya ve koleksiyonlarla Boğaziçi'nin eski yaşantısını sürdürebilen ender yalılardandır."
(Milliyet/Türk İslâm Sanatı eki.-Fasikül:5)
II. Devir ev tiplerinin en karakteristiklerinden biridir. Di*ğerleri gibi, girişi hem deniz, hem bahçe yönündedir. Mer*diveni üç kolludur ve sofanın bütün bahçe cephesini kaplar. Büyük odalar evin dört köşesine yerleştirilmiştir. Aralarında daha küçük odalar ve tuvaletler yer alır.
"Sofa pencereleri oda pencerelerine göre daha büyük ve farklıdır. Evin iç mimarisi geç ampir üslubundadır; de*korasyonu olduğu gibi korunmuştur. Duvarlarında "Selimi" denilen ince alçı kabartmaların hemen tümü olduğu gibi ko*runmuştur."
(Denizin Sesi-TDİ. Mayıs/Haziran 1987)

"Yapı çeşitli zamanlarda onarım geçirmiş. Haremin ka*yıkhane üzerindeki üst kat iki odasını kaybetmiştir. Özgün bir yapıttır."
(Mimar Lütfi Yazıcıoğlu, Taç Dergisi -Nisan 1987)
Mimari Biçimi
"Osmanlı paşalarının bu klâsik yalısını J. Ostrorog satın ahr.(1904); ama, yalı onun adı ile anılagelir. Bina iki bölümden oluşuyor. Selâmlık (küçükyalı) ve Harem (büyükyalı), birbirine bitiştirilmiş iki ayrı karakter arzediyor, tanı bir üniteyi ne planda, ne fasadda göremiyoruz. Geleneksel konumuyla Boğaz'm denizini yalının içine çeken (leb-i derya) planı ve cephesi yerli biçimde, ampir ornemanları ve enteriyor döşenişi yalının içi ise Avrupalı tarz*dadır.
Bu ikilemi bundan önceki yalılarda gözlemiştik; bu sanki XIX. yüzyıl yapı tarzında esen bir moda rüzgârıdır. Buna birde yalıya konuk olmuş ünlü iki üç Fransız (Kont da aslen Fransız'dır.) katılınca alafranga yaşantısı ve dekorasyonunun etkileşimi ile yalı bu yönünden bahse konu olmuştur. Yalı, Boğaz'daki Avrupa diye manşete çıkmıştır. Biz burada mimari analizi ile yapının özelliklerine değiniyoruz.
Büyükyalı aksiyal Türk evi planındadır. Denizden bahçeye uzanan orta sofa ile iki yanında ona açılan sıralanmış oda*lar, sofanın bahçe yönünde esas merdiveni, merdiven tavuskuyruğu biçimiyle üç kol çiziyor (barok, eğilimli) böylece altta bahçe girişli, deniz yönü girişi biraz içeride gölgelikli... Üst kat da aynı plandadır. Bir servis merdiveni çatı aralığı odasına çıkmaktadır.
Kesit Küçükyalı asimetrik serbest planlı ve daha yeni (1905) yapılıdır; merdiven holü, ona iki kolonla açılmış salonu, bod*rumdaki havuzu (piscine) yalı planlamasına giren yenilikçi elemanlardır.
İç duvarları ince alçı işleri (Selimi) ve ahşap lambiri, tavanlarda göbekleri ve kenar taksimatı bitkisel yabancı motif, koltukaltı profilleri ile dekoredir.

Deniz Cephesi Fasadlarda eski yalı daha saydam, köşe ve sıra pencerelidir; odalarınki dikey ve düz olarak sofanın pencereleri basık kemer ile biçimlenmiştir. Yeni yalıda pencere kemerleri ile eski yalının fasadıyla birlik gözetilmiş; ama teras çıkıntısı ve kütle kompozisyonu modern (kübik) ifadesiyle aykırı düşmüştür. Bu fark eski kayıkhane girişi ile yeni pisin girişi bi*çiminde de belirgindir."
Behçet Ünsal

kaynak
__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
Konu kapatılmıştır.

Tags
boğaziçi, yalıları, ıstanbul

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 16:02 .