Nüve Forum

Nüve Forum > kütüphane > Kültür > Nüve Müze > İstanbul Boğaziçi Yalıları

Nüve Müze hakkinda İstanbul Boğaziçi Yalıları ile ilgili bilgiler


Abut efendi yalisi 1992 Kandilli - Göksu Caddesi No: 19-21 ( Ada 932 / parsel 8 ) Üslubu: Neo-klâsik İnşa Tarihi: XIX yüzyıl ortası. (1984-89 yılları arasında esaslı bir şekilde

Like Tree30Likes

Konu kapatılmıştır.

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 17.11.08, 20:53
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart İstanbul Boğaziçi Yalıları

Abut efendi yalisi

1992
Kandilli - Göksu Caddesi No: 19-21 ( Ada 932 / parsel 8 )
Üslubu: Neo-klâsik
İnşa Tarihi: XIX yüzyıl ortası. (1984-89 yılları arasında esaslı bir şekilde tamir görmüş ve mülkiyet değiştirmiştir.)
Mimarı: Karabet Amıra Balyan (1800-1866)
Yüzölçümü: Yalı:270 m2 Bahçesi: 1130 m2
Altunizade'lerden (Üsküdar'ın Kısıklı'sına giderken, Koşuyolu Caddesi başında cami, hamam, dükkanlar ve konak yaptırmış olan, Abdülmecid devri ticaret ve devlet adamlarından İsmail Fasa ailesinin lâkabı ) Necip Bey (Necip Bey, İsmail Fasa'nın oğlu ve Tuna Baltacıoğlu'nun da babasıdır.) kendisi için, Dolmabahçe Sarayının planından esinlenerek, mimar Karabet Amira Balyan'a bu yalıyı inşa ettirmiştir.
"Güney ve Batı Cepheleri" Fotograf: San Grafik, 1974
Necip Bey'den, Baron Vandoeuvre, ondan da Mehmet Abut Efendi ( Sultan II. Hamid devrinde. Ticaret Odası, Harbiye Nezareti Mubayaa Komisyonu ve Şirketi Hayriye reisliklerinde bulunmuştur) eşine hediye olarak satın almıştır.
Abut Efendi Yalısı "270 m2. lik" orta büyüklükte tek bir yapı içinde, fonksiyon ayrılığı ve aynı zamanda birliği gösteren, mükemmel bir plan orjinalliğine sahip, Boğaziçi'nin geçen yüzyıldan kalan ender yapılarındandır. Salonlar, sofalar, odalar, merdivenler, balkonlar, mutfak, dolaplar, kayıkhane, yüzme havuzu, hamam, kömürlük, odunluk, çeşmeler, yüklükler, merdivenler, nişler iyi kompoze edilmiştir. Ancak üst kat salonundaki dekorasyonda bir iddia ağırlığı gözleniyor. Yalının tümü 18 oda ve 2 sofa. Üst kat. yarım dikdörtgen bir sofa etrafında dönüyor. Bağdadilerde, hava ve rutubet için sağlam meşe ağacı kullanılmış.
Alt kat, bahçeye bakan doğu/güney köşk odası
Yalının dikkatimizi üstünde toplayan kısmı, ana giriş kapısının karşısındaki merdivene gelince; altta ve üstte -yine-palmiyeli camekanlar. Menteşeler gömme. Merdiven sol ve sağdan dönerek sahanlıkta birleşiyor; sonra tel olarak ikinci kata çıkıyor. Duvarlar mermerşahi taklidi. Merdiven altı yüklük. Merdivenin ve üstünde iki yanındaki altları beyzî balkonların korkulukları, ahşap geniş panolar halinde. Yarım kalp şeklindeki, üst sofa ve merdiven balkonlarının arkası küçük bir sahanlık. Bu merdivenin balkonları, ayakta kalmış yalılar içinde (maalesef sınıf tenzili ile yıktırılıp yerine kârgir bina yapılan) İstinye Recaizade yalısında vardı. Merdive boşluğunun üstü, ışık feneri ve motifi.
İsmail Paşa ve Abut Efendi Yalıları. İsmail Paşa yanarken arkadaki köşk de yanmış 1990'da yeniden inşa edilmiştir
Nihayet, yalının kasır dekorasyonu ve planında; ağır süslemeleri, tabloları, perdeleri, kornişleri, avizeleri ve sütunlarıyla zülveçheyn (iki cepheye de açık) salonu. Balyan mimar, sadece planda değil, perde ve kornişlerde de Beylerbe'yi ve Dolmabahçe sarayları tarzında, yekpare, kabartma armalı ve yaldızlı süslemeler kullanmış.
Zemin katında bir de, pek zarif musluk taşı ile - iki aynalı barok üsluba yakın süsleriyle - mermer kurnalı, devrinden kalma küçük bir hamamı var. Hamam ve mutfak adeta ayrı bir bölüm. Birinci kat koridoruna dönen bir servis merdiveni ile çıkılıyor. Yanındaki -şimdi ortadan kalkmış olan- yukarı katlara yemek gönderme dolabının ahşap kapağı görülüyor. 1985 yılıda Abut Efendi Yalısı, Abut Efendi'nin kızı Belkıs hanım tarafından satılarak, içi ve dışı esaslı şekilde restore edilmiştir. Bu onarımın ruhsatı şöyledir:
"Pafta: 173, ada:932, parsel:8
yeni sahipleri: İsmail / Meliha Özdoyuran."

Zengin oymacılık örneklerinden merdiven korkulukları,
üst kat sofa balkonuyla bütünleşmiş. 1975
Mimari Biçimi
"Söylenceye göre Dolmabahçe Sarayı (1853) süslemelerinin beğenisi ile bu stil yalılarda da görünmeye başlamış. Yalnız Kıbrıslılar yalısı ve İsmail Paşa yalısında da görüldüğü gibi, bu eğilim dış mimariyi pek etkilememiş, sadece iç dekorasyona dönük kalmıştır. Nitekim burada da, üst katın bir tavanında, tekne tonoz-kubbe profili ve freskleri, kolon başlığı ve korniçaları buna şahitlik etmekledir. Evvelce gördüğümüz gibi eklektizm Anadoluhisarı'ndaki Sedat Bey Yalısı'nı dıştan da sarmıştı.
Abut Efendi Yalısı Kesit - Ö: 1/50
Bu yüzyıl sonuna doğru Klassisizm ve Türkizm yalı mimarisi iç-dış elevasyonunun ayrı çizgilerinde birleşmiş görünüyorlar. Abut Efendi yalısında balkon motifinin bir köşe balkonu biçimine dönüşmesi bir başkalık oluşturuyor.
Planda beliren koridor bağlantıları da bu yalıda E şeklinde dolanması da bir yeni uygulama olarak görünüyor, sair plan elemanları geleneksel form ve düzende kalmış bulunmaktadır.
Behçet Ünsal

Abut Efendi Yalısı zemin kat planı. Ö: 1/50
1/3/5/6/7/8. Oda 2. Mutfak 9/10 Banyo
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI
TAŞINMAZ KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARI
İSTANBUL BÖLGE KURULU
KARAR
Karar Tarihi: 30.07.1990
"14.06.1990 günü mahallinde yapılan inceleme neticesinde: 109 ada 22 parselde 1.gurup korunması gerekli yapıda müsaade ve verilen taahhütnameye rağmen, yapıda karar eki rölövesine ve tadilat projesine aykırı olarak yapılan değişikliklerin uygun hale getirilmesine, yol cephesinde yer alan girişin altındaki müştemilatın kaldırılmasına, bu uygulamaların Boğaziçi İmar Müdürlüğünce denetlenerek Kurulumuza bilgi verilmesine karar verildi."

Başkan
Eyice Semavi
(Kurul üyeleri isim ve imzaları)

Orijinal kaynak:Orhan erdener / Bogazici sahilhaneleri
kaynak
__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
  #2  
Alt 17.11.08, 20:59
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Istanbul bogazici yalilari

Ahmet Fethi pasa Yalisi


1926
Kuzguncuk Çarşı Caddesi No:125 (Ada 512 / parsel 21)
Üslûbu : Geleneksel
İnşa tarihi : İlk binası XVIII. Yüzyıl sonu; XIX. Yüzyıl başlarında yenilenmiştir.
(S.Hakkı Eldem, Eski Türk Evleri Plan Tipleri/DGSA, s.186)
Yüzölçümü: Binası 650 m2, 20 oda, 2 mutfak, 7 hol/koridor/antre, 6 sofa, 1 taşlık,
1 hela, 3 banyo, 2 yüklük, 1 hamam, 3 ofis. Arsası 1800 m2
Özelliği : Dış ve iç planı, eski Türk yapı tarzı örneklerindendir.

1992

Tarihçesi
***8220;Boğaziçi***8217;nin XVIII. Yüzyıl sonu yapısı en güzel yalılarındandır.***8221;
(H.Y. Şehsuvaroğlu-İst. Ansk. X/5710)

Fethi Ahmet Paşa, bugünkü selamlık bölümünü Defterdan***8217;dan; yıkılan harem bölümünü Şeyhülislam***8217;dan satın almıştır.
***8220;Fethi Paşa***8217;ya İsmet Bey***8217;den intikal etmiştir. Fethi Paşa yalıya bugünkü şeklini vererek, köşkünü yaptırıyor. Fethi Paşa tarafından inşa ettirilen ve Üsküdar tarafında bulunan kısım 1927***8217;de müştemilatı ile beraber yanmıştır.***8221;
(H.Y. Şehsuvaroğlu, Akşam Gazetesi, 12 Şubat 1947)
Mihrimah Sultan***8217;ın torununun kocası Şeyhülislam***8217;ın yalısı imiş. Bu aileden intikal ediyor. XVIII. Yüzyıl sonunda yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Yukarıda kaydedilen İsmet Bey***8217;in kimliği belirlenemedi. Ancak, 1227 (1812) tarihli, halen mermer kitabesi yalı girişinde -yan yatmış olarak duran- İsmet Bey Çeşmesi çağı hakkında fikir vermektedir.

Selâmlık Bölümü, 1930'larda
***8220;İsmet Bey Çeşmesi***8217;nin orijinal durumu şöyle idi: Paşalimanı-Kuzguncuk yolu üzerinde, yalının karşısında yamaç duvarında bulunuyordu. Son derece harap vaziyette bulunuyordu. Kitabe mermeri dahi kaybolmuştur. Çeşmenin aynataşı dışındaki kısımları dökülmüş, altından horasan karışımı örtü meydana çıkmıştır. Aynataşı Osman Özdeş***8217;in uğraşıları ile temizlenmiş ve resmi çekilmiştir.***8221;
(Son durumlarını ve kitabelerini belirlemek için Osman Özdeş***8217;in hazırladığı kitaptan 25.12.1977 tarihinde alınmıştır.)
Çeşmenin bânisi Arif Hikmet Bey***8217;dir ve babası İsmet İbrahim hayratı olarak inşa ettirilmiştir.
Birbuçuk kıta***8217;lık olan kitabesinin ancak aşağıdaki tarih beyti belirlenebilmiştir.

Cumhuriyetin başında vaziyet planı
(Sedat Hakkı Eldem)
***8220;Maşallah
Duâ-i ayren enba-yı sebilin etmeğe işrâb
Bu nev çeşme garîk-i bahr-ı rahmet bey için aktı
Ola sîrâb-ı kevser vâlidim Hikmet dedim târîh
Gel iç âb-ı lâtîfi rûh-ı İsmet Bey için aktı
1227 (1812)***8221;

Fethi Ahmet veya Ahmet Fethi Paşa biyografisi: Babası Hafız Ahmet Ağa Rodos***8217;lu olduğu için ***8220;Rodosizade***8221;; Sultan Abdülmecid***8217;in kızkardeşiyle evlendiği için de ***8220;Damad***8221; olarak anılır. 1830***8217;da Ferik (tümgeneral), 1833***8217;te Viyana Büyükelçisi ve biraz sonra müşir (mareşal) oldu. Valilik ve Paris elçiliği yaptı. Ticaret Nâzırı, Meclisi Vâlâ Reisi, Harbiye Nâzırı ve Tophane Müşiri oldu ve 56 yaşında iken ölünce Divanyolu***8217;nda Sultan Mahmut Türbesi bahçesine gömüldü. Bütün bu çeşitli ve önemli görevleri içinde en çok Tophane Müşirliği üzerinde durulur. Yalıyı satın aldıktan sonra ilaveler yaptırıyor. Böylece 234 senelik olan yalının Fethi Paşa devri başlıyor.***8221;
(Fatma Kerimol***8217;dan. 30.06.1976)
Yalı sonra Fethi Paşa***8217;nın hanımına kalıyor. İlk çocuğu Besim Paşa ölmüş, diğer oğlu Mahmut Celâlettin Paşa Cemile Sultan***8217;ın kocası, Taif***8217;te Mithat Paşa ile beraber boğdurulmuştur. Daha sonra yalı Fethi Paşa***8217;nın torunlarına intikal ediyor. Şevket Mocan hisseleri topluyor.
***8220;Boyasından dolayı Pembe Yalı da denilen Fethi Paşa Yalısı***8217;nın 1929-30 yıllarında boyaları dökülmüş ve harap bir hale gelmişti. Bundan sonra yalı Mocan Yalısı olarak da anılmaktadır. Şevket Mocan ölünce ***8220;kuzey bölümü***8221; ikinci eşinden kızı Rüya Mocan***8217;a; ***8220;güney bölümü***8221; ilk eşinden kızı Ayşe Şemsa***8217;ya kalmıştır.***8221;
(1. Macide Ekimoğlu ***8211; Tez/1970)
(2. İstanbul Ansk.1971-X/5708)
(3. İ.A.Gövsa-Türk Meşhurları ***8220;İst.Hürriyet Gazetesi Yayını***8221;)

Harem Bölümü (sağda) yıkılmadan önce.
Kaynak: S.H.Eldem-Türk Bahçeleri/Kültür Bakanlığı, 1975


Ahmet Fethi Paşa Yalıları, Cumhuriyetin başında."Harem Bahçesi üç tarafından bina ile çevrilidir. Deniz cephesi ise duvar ile çevrilidir." (Sedat Hakkı Eldem-Türk Bahçeleri)
Şevket Mocan***8217;ın kızı Ayşe Şemsa, Rumelihisarı burnundaki 4 katlı, taş yalıyı yaptıran Zeki Paşa ile de akrabadır.

Yapının Plan Özellikleri
Artık pek ender olarak görülen ***8220;geleneksel yapı üslûbu***8217;nun bir örneği olarak, güney, kuzey ve batı yönlerinde, ya eli böğründeli veya ahşap direk destekli çıkmalı odalar vardır. İkinci kattaki sofalar, plan özelliğine göre, salon/sofa şeklinde olmayıp, diğer salon, oda ve servis bölmeleriyle bağlantıyı sağlamaktadır.

Halen, kuzey/doğu köşesindeki yatak odası. Fotograf: Şevket Mocan zamanında yemek odası iken çekilmiştir. Tavan muşambası 1977 yazında sarkmış durumdaydı.
Cephesi son onarım sırasında bir hayli bozulmuş olmasına rağmen eski güzellik ve ihtişamını korumaktadır. Harem binası yandıktan sonra ***8220;halen de Boğaz***8217;da birçok yalılarda görüldüğü gibi***8221; eski selamlık olan bugünkü bina, iki bölüm halinde harem ve selamlık gibi düzenlenmiştir.
12 m. genişliği, 8 m. derinliği olan 96 m2***8217;lik büyük sofa, desteksiz ***8220;sütunsuz***8221; olarak yapılmıştır. Pencere yükseklikleri 4 m.dir. Duvarlar dıştan ahşap kaplama olarak , bağdadî. Güney bahçe üst sofa parkeleri ***8220;yıldız tarzı***8221; ve meşin kaplı ***8220;AŞ***8221; armalı iskemleleri Bağlarbaşı***8217;nda yıkılan Ayşe Sultan yalısından getirilmiştir. 20 odasının tavanlarının beşi sade, diğerleri Avrupa tarzında ve her oda ayrı desende ve üslûptadır. Şimdi bu yalı, tarihin ve sanatımızın güzel bir yadigarı halinde ayaktadır.



Taşlık, Kuzey bölümü-sağ ve solunda mermer selsebiller ve kanapeler var.
(Masa Fethi Paşa zamanından kalmadır, şimdi üst sofaya çıkarılmıştır.)

Eski yemek salonu/yeni yemek odası kapıları(yalının kuzey/doğu yönü)

Cumhuriyet***8217;ten sonra, köşk ve hamamı yol için Belediye tarafından istimlak edilerek; güneydeki mutfak da sahipleri tarafından yıktırılmıştır. Bugün sadece selamlık binası ile harem bahçesi ve o zamandan kalma, güzel/mermer fıskiyeli/heykelli havuzu kalmıştır. Kuzey/doğuda set üzerinde dikdörtgen havuzlu, bir çeşme de var, fakat suyu kesilmiştir. Yalı -1943/46 yılları arası ***8211; varislerinin gösterdiği ihtimamla yenilenmiş ve yıkılmaktan kurtarılmıştır. Yalnız tamir edilmekle kalmamış, içi eski zevke ve usule uygun bir şekilde döşenmiştir.

Taşlığa inen kuzey merdiveni
(Yalıda iki mülkiyet var. Biri güney bölümünde üst kattan oda da alıyor. Bu iki mülkiyeti adeta belirlemek ve göstermek istercesine, 1985 yılından sonra, bu iki mülkiyet, pembe ve beyaz olarak ayrı ayrı renklere boyanmıştı. Neyse bu garabet iyi bir anlayışla ortadan kaldırılarak yalı cephesi tekrar eski şöhretine uygun olarak tümüyle pembe renge boyanmış bulunmaktadır.) Fethi Paşa dönemine tekrar bakalım: Yapı tarzı olarak önemli olan, büyük orta sofa kalaslar üzerinde idi. Fethi Paşa, bu sofanın giriş kısmını demir putrellerle takviye ettirmiştir. Kuzey yönündeki kayıkhanesini kemerli kayık barınağı haline getirmiştir.

Sokağın mermer çeşmesi de yalının giriş kapısı yanına nakledilmiştir. Aynı vaziyet A.Hisarı Zarif Mustafa Paşa Yalısı***8217;nda da görülmektedir. Pencerelerden çıkan soba boruları yerine 4 baca yapılmış; pencere kafesleri kaldırılarak yerlerine pancurlar konulmuş; güney/batı odası pencereleri ***8220;dört iken***8221; üçe indirilmiştir. Isıtma ilk zamanlarda yok, sonra çini sobalar kuruluyor. 1975 yılından itibaren güney bölümüne kalorifer tesisatı yapılmıştır. Fakat kışın soğuk olmaktadır.

Kuzey cephesi, çıkma ve ahşap sütunlar
Cadde yönündeki mermer kitabe ile havuzun heykelleri İtalya***8217;dan getirilmiştir. Renkli çakıl taşları Fethi Paşa devrinden kalmadır. Güney çakılları yenilenmiştir. Kiremitleri ***8211;yenilenmiş olarak- Osmanlı tarzıdır. Bu eski kiremitler yalıların inşa sükuneti ve yumuşaklığı bakımından etkili olmaktadır. Bu nedenle ve de eski orijinal durumunu korumaya çalışan bazı yeni yalı sahipleri, eskiyen Osmanlı kiremitleri yerine, çeşitli yerlerden aynı tarz kiremit getirterek kullanmaya çalışmışlardır.

Fethi Paşa (Kuzguncuk) Yalısı hakkında (Milliyet Gazetesi/Türk İslam sanatı eki ***8220;fas.5***8217;deki) not şöyledir:

***8220;İlk kez XVIII. Yüzyılda yapılmış XIX. Yüzyılın başlarında yenilenmiştir. Son onarım sırasında cephesi bir hayli bozulmuş olmasına rağmen eski güzelliğini ve görkemini korumaktadır.***8221;

Yazılı notlarımız üzerine, yalıda Ayşe Şemsa***8217;nın 27.09.1990 günü bize verdiği cevaplar:
  • Yalının şöhret bulunan ismi ***8220;Fethi Paşa Yalısı***8221;dır.
  • Yalı arkasına düşen koru Fethi Ahmet Paşa***8217;ya; ona bitişik olan koru damadı müşir Sait Paşa***8217;ya aittir.
  • Mahmut Celalettin Paşa Fethi Paşa***8217;nın oğlu idi; Sultan Hamid***8217;in kızı Cemile Sultan***8217;la evlenince Kandilli Sarayı***8217;nda oturmaya başlamışlardı.
  • Fethi Ahmet Paşa / Mocan Yalısının son malikleri: Fethi Ahmet Paşa***8217;nın torunu Ayşe Mediha Hanım***8217;ın oğlu Şevket Mocan Bey ve kızları Ayşe Şemsa ile Rüya Hanım oturuyorlar.
***8220;Fethi Paşa Yalısı***8217;nın cephesi son onarım sırasında bir hayli bozulmuş olmasına rağmen eski güzellik ve ihtişamını korumaktadır. İlk yapılışı XVIII. Yüzyıl, yenilenmesi XIX. Yüzyıl başlarında olmuştur.***8221;
(S.Hakkı Eldem, Sanat Dünyamız, 1974/1)
A.Fethi Paşa zamanında, Harem bahçesi için İtalya'dan getirtilen mermer statüler

Mimari Biçimi
***8220;Yalımızı bina eden (banisi) başkası; ama, tanınmıyor. Boğaz***8217;ı renklendiren ilk baştaki bu yalı dömiklasik Türk tarzını koruyor. Bu yapı Selamlık binasıdır; Harem de aynı çatı altında iken, Paşa ayrı bir Harem dairesi yaptırmış. (1830-35) Bu küçük yalı bir kapalı geçit ile büyük yalıya ve bir yol üstü köprüsüyle koruya bağlanmıştır.
Torunları Harem yalısını Tobako Şirketine tütün deposu için kiralamışlar. (!) Sonunda bir gece yanıp kül olmuştur (1924); esas yalı bu afetten kurtulmuş ise de, yol genişletilmesi için (1936-38) harem bahçesi köşkü ve esas yalı hamamını Belediyeciler ve kuzey bahçesindeki kayıkhanesi ile mutfak binası da daha önceden, sahipleri tarafından yıktırılmıştır. Esas yalının planı Türk evi için karnıyarık dedikleri tiptendir; zemin katına güney/kuzey eksenli uzunlama orta sofasının iki başındaki bahçe kapılarından girilir. Bu taşlık iki bölümlüdür; küçük bölümde tek kollu bir merdiven üst kata çıkar ***8211;yanıbaşında hamam geçiliyordu- ve bir çifte kapı ile de büyük taşlığa geçilir, serinlik veren selsebil ögeleri Türk tarzı ise de uç merdivenini yerleştirme ve iki mesned kolonunun volüt başlıklı biçimi Batı tarzı özentisindedir.

Yalının girişinde (karşı yamaçtan getirilerek) konulan İsmet Bey Çeşmesi tarih kitabesi
Bahçeye çıkılınca, üst kat oda ve çıkmaları omuzlayan ahşap direkler de yabancı biçimlendirmesi nedeni ile Paşa tarafından yapıla gelen eklemelerden sayılabilir. Bu ortası boşluklu iki kollu merdiven üst katla mekânı parçalamış ve oturma sofasının bir giriş holüne dönüşmesine neden olmuştur. Büyük sofa ve devamı olan diğer sofa, deniz yönünde esas odaları ve kara yönünde tâli mekânları birleştirmiş durumdadır. Orta yerinden oturma ve yatak odalarına yer verilmiş, baş tarafta ise, iyice deniz üstüne çıkmalı, Huzur odası ve Yeni oda bir degazman üzerinde toplanmış bulunuyor. Odalarda pencere önü sekileri yoktur; Avrupa***8217;dan getirilen alafranga mobilyalar döşenmiştir odalara, bu eşyalar arasında oryantal yemek takımı da karıştırılmıştır. Tavanların dekorasyon ve profilleri ile kapı biçimleri de batı taklididir.
Bu Avrupaî ekler Paşa***8217;nın kişiliğiyle bağlantılıdır. Damad Fethi Ahmet (Ahmet Fethi) Paşa elçi olarak Avrupa illerinde gördüğü yaşam tarzını Boğaz***8217;a getiren ilericilerden birisi olmuştur.
Harem bahçesi havuz başını donatan statülerini Roma***8217;dan getirtmesi, yeni Harem binası planında görülen son Barok ögeleri, elliptik sofası ile Sadullah Paşa Yalısı yıllarının Avrupaî akımını gütmesi bundan olmalıdır. Fathi Paşa***8217;nın uygarlık tarihimizdeki yeri de pek önemlidir; heykeli sanat olarak alışıklık kazandırmaya götüren Yeniçeri mankenleri ile müzeciliği başlatan (1846-47) odur.
İşte bu Batılı görüş yalı mimarimizde detay yeniliklerini oluşturuyor idi; planın esas karakterini koruması ve cephelerinin de geleneksel espriyi sürdürmesi ile bir mücadele idi bu. Nitekim deniz üstü cephesi pek değişikliğe uğramamıştır, basık ve yarım daire kemer ve pancurları ile çıkmaların konsol biçimini alan eliböğründeleri bunu gösteriyor. Kuzey cephesinde görülen istinat ayakları, camekan şekilli dikey açıklıklı merdiven penceresi de yapı tarzına yabancı ise de esas görünümü zorlamamaktadır. Merdiven pencerelerinden görülen renkli çakıl taşlı zemin mozaiki, eski dönemin bir anısı olarak duruyor.

Zemin kat planı

İkinci kat planı

Fethi Paşa***8217;dan önceki sahibi İsmet Bey***8217;in bir çeşmesi var; kitabesi yalının bahçesinde duruyor idi ki üzerindeki tarih 1812 (1227)dir, ondan yıllarca önce de yalının ilk temellerini atmış olabilir?
Daha öncesinde Mihrimah Sultan torunu kocasına ait Şeyhülislâm Yalısı adı geçmekte ise de Fethi Paşa Yalısı ile bağlantısı halen belirsizdir.***8221; Behçet Ünsal
Orijinal
Kaynak : Orhan Erdenen "Boğaziçi Sahilhaneleri"
kaynak
__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
  #3  
Alt 17.11.08, 21:06
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Istanbul bogazici yalilari

Ahmet Afif Pasa Yalisi


1993
İstinye-Yeniköy Yolu no: 261 (eski 35). (Ada 230 / parsel 7)
İnşası: XX. yüzyıl başı (yaklaşık olarak 1910)
(Yalının ilk sahibi Ferendiz hanım olunca, binanın yapılışı 120 yıla çıkmakta: fakat art-nouveau üslubu İstanbul'a 1900'lerde geldiğine ve mimar Vallaury 1900-1910 yılları arasında yalıyı inşa ettiğine göre 85 yıla; fakat Barok karakterleriyle de XVIII. yüzyıl ortasına inmektedir.)
Mimarı: Vallaury
Üslubu: Eklektik (ahşap bağdadî).
Not: 1986'dan sonra Kemal Uzan Yalısı oldu ve harap içi ve dışı yenilendi.

Yalının ilk sahibi Koca Reşit Paşa'nın kızı Ferendiz Hanım;
(H.V. Şehsuvaroğlu-İstinye Yalıları. Cumhuriyet Gazetesi. 6.7.1957)
İkinci sahibi (devrinde iaşe işlerine bakan) Refia Sultan***8217;ın eşi (Beyrutlu) Levazım Dairesi reisi Ahmet Afif Paşa'dır. "XIX. yüzyılda (Turhan Paşa'nın), Ferik Ahmet Paşa'nın, (Kabuli Paşa'nın), (Faik Bey'in) yalıları bu sahile dizilmişti."
(İbid, Şehsuvaroğlu)
"Levazım Reisi ve Birinci Ferik Ahmed Afif Paşa (1852-1920) tarafından dönemin ünlü mimarı Alexandre Vallaury'ye yaptırılmıştır. Tapuya, Sarıyer, 57 pafta, 230 ada, 21 parsel (eski 7 parsel) ile kayıtlıdır. Setli bahçeden sonra, yalı ve (günümüzde ifraz edilerek ayrı parsel haline dönüşmüş olan) kayıkhanenin yer aldığı rıhtım platformuna inilmektedir. Yalı, bir zemin, iki normal ve bir çatı katı olmak üzere toplam dört katlıdır. Esas girişler sağ ve sol cephelerde düzenlenen üç kollu merdivenler ile sağlanmıştır. Kara tarafında sadece bahçe ile zemin katın bağlantısını sağlayan servis girişleri mevcuttur.

Ahmet Afif Paşa Yalısı Deniz Cephesi. Ö:1/50
Plan düzeni ve cephe sistemi simetrik anlayışla kurulmuştur. Deniz cephesinde yer alan köşe odaların 45 derecelik küçük çıkmalar halinde denize doğru uzanmaları, mimari planlamada ilginç bir özellik olarak karşımıza çıkar. Vallaury, yan cephe dengesini sağlayabilmek için kara tarafına iki kule daha ilave etmiştir. Çatı görünümü bu kulelere ilave edilen aynı tarzda düzenlenmiş bacalar ile (çatı formunu yok edercesine) gayet zengin bir hal almıştır. Deniz cephesinin olağanüstü hareketli görünümüne karşılık, diğer üç cephe olabildiğine sade tutulmaya çalışılmıştır. Seçmeci tarzın bir ürünü olan Afif Paşa Yalısı'nda doğu ve batı mimarilerinin unsurlarından olan soğan kubbe ve dalgalanan saçaklar birarada kullanılmıştır."
(Oğuz Ceylan, İstanbul Ansiklopedisi. 1993/I, sf.87-88)
Yalının mimarı (sahibi bulunan sayın Cemal Muhayyeş'in verdiği bilgiye göre) Osmanlı Bankası***8217;nın mimarıdır. Bilindiği gibi; Osmanlı Bankası'nın mimarı Vallaury olup, Sultan II. Abdülhamit'in saltanatının son yıllarında, XX. yüzyıl başında İstanbul'da binalarını inşa etmiştir.
Yolun karşı sırtındaki koruluğu 17.500 metrekare; yalının arsası ise 3700 metrekaredir. 1950'den sonraki yol genişletilmesi sebebiyle karşı sırttaki -içinde köşkü ve (şimdi harap) ahırları bulunan- korusu ile irtibatını kaybetmiş; yalının arkasındaki demirden köprülü kaskatlı havuzun suyu kesilmiştir. Cihannüma kuleleriyle tanınan, Boğaziçi'nin büyük yapılarındandır. Servis (kârgir) katı ile beş katlı olup; yirmiiki oda ve sofası vardır. Yavaş, yavaş iç kısımlarından harap olmaya başlamıştır. Eski eser hüviyetinde görmeyerek, sahipleri Danıştay'da açmış oldukları davayı kaybetmişlerdir. Yalı yalnız yazlık olarak kullanılıyordu. Cumhuriyetten sonra hanedan yurt dışına çıkarılınca, yalıyı vekilleri satılığa çıkarmış. Muhayyeş'lerden (Rumelihisarı Zeki Paşa Yalısı sahibi Sayın Meliha Baştımar ile akrabadırlar.) dört kardeş satın almıştı. Pera Palas sahibi de olan Misbah Muhayyeş ölünce oğlu Cemil Muhayyeş'e kalmıştır. Şimdi sadece malik olarak Cemil Muhayyeş bulunmakta ve bahçede inşa ettirdiği iki katlı yeni kagir evde oturmaktadır.
Ahmet Afif Paşa Yalısı Sol Yan Cephesi. Ö:1/50
Alt katında küçük bir hamamı vardı, şimdi yoktur. Bahçedeki kârgir kısım mutbak ve arabacılara aitti. Soldaki (deniz üzerindeki) şirin ahşap müştemilatın altı kayıkhane, üstü kayıkçıların yeri idi. (1976) Harem ve Selâmlık olarak kuzey ve güneyde iki; ayrıca iki servis kapısı var. Birinci kat: 1 hol, 1 (alafrangaya çevrilmiş) hela, 2 aralık, giriş antreleri, 1 salon; 4 deniz, 3 kara tarafında oda. İkinci kata çıkan merdiven ahşap. Doksan derece sağa dönerek ikinci kata çıkış. Merdiven üzerinde ahşap sütunlu, kafes yaşmaklı ve kemerli bir sofa var. Tavanın ortasında -Osmanlı nişanları biçiminde- sekiz köşeli, yaldızlı zarif kabartma bir yıldız etrafında, nokta; köşelerde daha kuvvetli tesbihler. Bu, kare merdiven üstü tavanın etrafı altın yaldızlı kabartm kıvrık dal. Rahat merdiven başında dökme eski gaz lambaları görülüyor.
Batı tarafında yemek odası, musluk ve taşı. Sonradan şömine tarzında mermer konsol ve ayna konulmuş. Yerler parke; duvarlar düz. Tavan kabartma, işlemeli, duvarlar düz. İki servis merdiveni var. Girişinde eski helalar; biri ofis olmuş, Avrupa işi fayanslar, mermer ve kurnalarıyla banyo odası yalının yapılışıyla beraber. Servis merdiveni çatıya kadar çıkıyor. İkinci kat: yedi oda. Bunlar yatak odaları. Genel görünüm harapça. Kalorifer ve salamandra sobaları var. Köşe odaları cumbalı. Sadece tavanlarında süslemeler var. Bu katta ince uzun bir balkon, ortada salon, kafesler. Yemek odasında şömine taklidi konsollar; üzerlerinde büyük kristal aynalar hala mevcut. Servis katına gelince: Taş, diğer katlar ahşap/bağdadî. Fayanslarında kuş resimleri olan soba da dikkatimizi çekiyor. Bu servis katının tavanı basık. Yerler de taş. Kalorifer kazanı eskimiş. Yalının bütün kapıları sade, ahşap. Üçüncü kat: Bu katta da çok oda ve sofa var. Yandan kulelere çıkılıyor. Dolaplı bir oda, yine balkonlu bir oda. Balkon küçük ve ahşap. Balkon üzerinde ve saçak altındaki dua levhasında (Eski Türkçe; - 3 - 7) tarihinin bazı harfleri kopmuş. 85 senelik gibi okunabilir. Bu bir onarım kitabesi de olabilir.


XX.yüzyıl başında çekilmiş bir fotografta Afif Paşa Yalısı görülüyor.
(Kaynak: Engin Çizgen "Fotografçı Ali Sami, 1866-1936" Haşet 1989)

1908 tarihli Boğaziçi haritası sahil şeridinde yalı, Ahmet Afif Paşa sahilhanesi olarak şöyle gösterilmiştir.
1/5000 ölçekli bu plana bakılırsa, yalı üstten bir makinenin parçası intibaını vermektedir. Ölçeğine göre: Cumbalardan, cumbalara karşılıklı 40 m; kare planlı orta bölümü karşıdan karşıya 28 m; sahilhanenin yüzölçümü de 1120 m2 olmaktadır.

Sayın Cemil Muhayyeş, yalıyı (halen) kullanma imkanını bulamamış. (1976)

Yalının Sarıyer Tapu Sicil Muhafızlığındaki kaydı: Ada 230 / parsel 7
Köybaşı Caddesi
Kayıkhane, bahçe ve bir masura mai lezizi havi sahilhane.
Yüzölçümü (arazisi): 3654.28 metrekare.
Tevhit tashih suretiyle 25.11.1971 tarihinde, Cemil Kemal Muhayyeş, Osman Reis Şeyh Mehmet Ataullah, Kilisli Hüseyin Ef. ve Darüşşafaka ve sırf mülk.
Maileziz: Mihrişah Valide Sultan Vakfından (Terkin edildi: 23.10.1967)
Boğaziçi İmar Müdürlüğündeki dosyasından: (230 ada / 21 parsel)
Sahibi: 1983/Basın TAŞ.
Arsa m2: 2242.28 m2.
İnşaat toplam alanı: 1253 m2.
Uygulama projesi: Sedat Hakkı Eldem

Haluk Y. Şehsuvaroğlu'ndan:
"Çatalca Mutasarrıfı Cevad Bey'in Yalısı altında, Levazım Reisi Ahmet Afif Paşa Yalısı gelirdi. Bu yalı, Büyük Reşit Paşa'nın kızı Ferendiz Hanım'ındı. Ondan sonra Ferendiz Hanım'ın kızı, Celal Paşa'nın refikası Fatine Hanım..
Ferit Celal Paşa Ali Ekrem Bey'in kayınpederi idi. Celal Paşa ile Fatine Hanım ayrıldılar ve Fatine Hanım uzun seneler bu yalıda yalnız yaşadı."
(Ü.Kuyucu-a.g.Tez1965)

Mimari Biçimi
"Geleneksel Boğaz yalıları tipinden ayrı bir yapıttır. Harem ve Selâmlığı aynı çatı altında bulunan yazlık bir yalı idi. Planın esas aksı koni/deniz istikametine açılmıştır: Büyük bir giriş holü, düz merdivenli orta hol, büyük salon ard arda yer almakta. Enine aks başlarında kütüphane ve yemek salonu çıkıntı yapmakta.


Ahmet Afif Paşa Yalısı detay, 1987

Birinci kattaki, zemin kat orta holden gelen, tek kollu merdiven boşluğu ve galerisinin bir bağlantı motifi alarak planı karakterize etmektedir; ve bu katın iki yanlarından bahçeye inen iki dış merdiven de.
Bu katta banyolu yatak odaları yer almıştır. Esas merdiven ve asansörü devam ederek ikinci kata çıkmaktadır. Deniz cephesinde geniş bir balkonu bulunan bu katta da köşelerde 45° yönlendirilmiş şahniş iki yönden Boğazı seyretmekte.

Yatak odaları birinci kattaki gibi düzenlenmiştir. Çatı katı planı bir T şeklindedir. Alt katındaki köşe motifleri burada cihannüma oluşturmaktadır. Şimdiye kadar anlatılanlar orijinal biçiminin 1985 restorasyonu ile ortaya çıkan biçimidir.

Yan ve arka cephelerinin nisbeten sade görüntüsüne karşın deniz cephesi çok işlenmiş durumdadır. Genel görünümü ile arabesk ve derlemeci karma bir yapıttır. Abartılı şahniş ve cihannüma kubbeleri ile çatı üstü İslami-Hind mimarisine kaçmaktadır. Mimar Vallaury'nin Osmanlı Bankası merkez binasının batı neo-klasik stilindeki olumlu performansını burada göremiyoruz. Bu yabancısı olduğu ahşap Osmanlı yapısı aranjmanı yapmak isterken oryantal karmaşasına düşmüş olması ile yorumlanabilir".
(Behçet Ünsal)
Orijinal Kaynak : Orhan Erdenen "Boğaziçi Sahilhaneleri"
kaynak
__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
  #4  
Alt 17.11.08, 21:41
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Istanbul bogazici yalilari

Ahmet Necip bey Yalisi




Körfez Caddesi No: 51. (Pafta 12 / Ada 66 / Parsel 24).

Üslubu : Neo-Mauresque (eklektik Kuzey Afrika üslubuna benzetilerek İslâmi bir dekorasyon görüntüsü arzusu).
Yapı Tarzı : Ahşap / bağdadî
İnşa tarihi : XIX.yüzyıl sonu
Mimarı : İtalyan
Yüzölçümü: Arsası: 2.400 m2 Binası: 700 m2

7 Mart 1983 günü çıkan yangında, sadece deniz ve cadde yönündeki yarım duvarları kalmıştı.
Yeniden inşa ruhsatı şöyledir: "Marki Necip Bey Yalısı I. gurup restorasyon inşaatı. Mal sahibi: Ev-San A.Ş.
Mimari Proje mimari: Affan Kırımlı
İşte, yapı tarzı, garip iç taksimatı, yangınları, bahçesinin yol sınırına yapılan yeni kompartımanları, yamaçtaki köşküyle, "Marki" ismi halâ yadırganan Ahmet Necip Bey'in Rumelihisarı sahilleri karşısındaki insanları biraz şaşırtan sahilhanesi...

Yalının Tarihçesi

Cumhuriyet'in başında Fransa'da ölen ve bir Fransız Markisi olan yalının yaptırıcısı, Melike Aliye Hanım'la evlenebilmek için İslâmlığı kabul ederek, Ahmet Necip ismini alıyor -Melike Aliye Hanım'ın birinci eşi Necip Bey, ikinci eşi Av.Sabri Barlas'tır. 1966'da M.Aliye Hanım ve sonra S.Barlas ölmüştür.- ve biraz sonra da (II.Abdülmecid devrinde) yalı ile arkasındaki yamaçta bir köşk yaptırıyor. Kuzey yönündeki yalının rutubeti dikkate alınarak, bu sakıncayı göstermeyecek biçimde yaptırılan küçük köşk yıkılmıştır.

Yalı kaloriferli idi, sonra bu kaloriferler sökülüp satılmıştır. Yalı mimar Kâmile Karaali ve erkek kardeşine intikal edince, izaleişuu davası açılıyor. 1973 yılında -maliyenin koyduğu vergi değeri üzerinden- 2.5 milyon liraya, Kâmile Hanım satın alıyor.
Yalının arsası 2.3 dönüm. Sonra Bema Makarna Fabrikası sahibi Kemâl Özdoyuran'ın yalıyı satın alışı, 1977'de Erdoğan Demirören'e satışı; yangın, son sahibi Ev-Sun A.Ş. ve yeniden inşa.

Plan Esasları:

Büyük hacimli, üst üste tesadüfen konulmuş gibi, ayrı ayrı bloklar halinde; altında, görüntüsünü daha da ağırlaştıran büyük bir kayıkhane ve dam hatları... Sağ/güney yanı kesilmiş gibi görünüyor. Etrafındaki ve arkasındaki gür yeşillikle, tepedeki köşkü olmasaydı gümrük binası zannedilebilirdi.
Yalının girişi, Boğaz yolunun bilgisizce yükseltilmesi sonucu, acayip bir hal almış. Üç demir kapısı var, sağda garaj, ortada asıl giriş, solda servis kapıları.

Yangından önceki notlarımız:
Duvarlar koyu gri, estetiksiz. 51 no'lu ana giriş kapısından adımımızı içeri atınca, hemen yerde (Tarabya'ya gelirken -şimdi Cumhurbaşkanlığı yazlık ikametgâhı olan- Huber Malikânesi'nde olduğu gibi) SALVE yazısı.. (İtalyanca selam; Latince kurtuluş anlamlarında) insan tutunmasa, dik merdivenden aşağıya yuvarlanacakmış gibi bir duygu içine giriyor.

Soldaki servis odaları Kâmile Hanım'ın babasının sonradan yaptırdığı ekler. Alt sofa o kadar yüksek ki, burası hangardan mı bozma diye akla geliyor. Artık deniz odalarındayız. Sofada ve yan odada art nouveau dekorasyon egemen olmuş. Tavanlarda (ithal) metal bloklar kullanılmış. Yan yana olan deniz odalarının önü boydan boya balkon, Boğaz'a hakim. Yalıda, mührü Süleyman denilen (altı köşeli) yıldız motifleri var. Kayıkhane, yahut o zamanki yat sığınağına, kuzey/güney ve batı cephelerinden girişler yapılmış. Zemin katı kesme taştan ve yalının 2/3'lük kısmını kaplıyor. Ancak kayıkhanenin tavanı yüksek tutularak, boşluğunun yaptığı havalandırma ile rutubetin en aza indirilmesi sağlanmış.
Büyük kayıkhanede o zamanlar küçük bir yat durur, jeneratörüyle yalıyı da aydınlatırmış. I. Dünya Harbi esnasında devlet yata ve jeneratöre el koymuş. Şimdi tabii elektrik tesisatı bulunuyor.

Necip Bey tepedeki köşke bir köprü ile bağlantı sağlamış ve bir de tünel kazdırmaya başlamış. Fakat Necip Bey ölünce tünel yarıda kalmış; yol
genişletilirken de (bilinçsizliğin başka bir örneği olarak) bu köprü Belediyece yıktırılmış.

Irak Kralı Faysal -yapı şekli ona yakın gelmiş olacak- Boğaz'da gezerken yalıya uğrayarak kahve içmiş ve satın almak niyetini belirtmiştir.

Sarıyer'in eskilerinden Nihat Hamamcıoğlu "bu yalıyla Trabzon'da Atatürk'e hediye edilen köşk arasında (yapı, kalorifer ve mobilya bakımından) benzerlikler var" demektedir.

Marki Necip Bey Yalısı'nın (1985-1990) restorasyonunda, altındaki geniş kayıkhanesi vitrayla kapatılmış ve önüne rıhtım yapılmıştır.

Boğaziçi'nde "Lale Devri" örneği, birbiri peşi sıra onarımlar yapılırken, iki şey de dikkatimizden kaçmıyor:

1- Eski sahilhanelerin kendilerine özgü özellikleri süratle yitiriliyor;
2- Yapılanların / onarımların ekserisinde üslupsuzlukla, yüzeysellik görülüyor.
20 Kasım 1983 tarihli "Boğaziçi İmar Kanunu" nun dondurularak, af yasası çıkarıldıktan sonra, bu yalıda da, cadde yönündeki, gereksiz, üslupsuz, üst üste bindirilmiş kârgir yapılar yapılmıştır.



Mimar Lütfi Yazıcıoğlu'nun notu:
"Seçmeci üsluptaki bu yalı, İngiliz markisi tarafından yahudi asıllı bir mimara sevdiği Türk kızı anısına yaptırılmış; daha sonra İtalyan sefareti yazlığı olmuş sonra da özel mülkiyete geçmiştir." (Taç Dergisi, Nisan 1977)

Mimari Biçimi
"Yalının esas binası Fransız mimari katalog örneklerini anımsatıyor. Sivri çatılı kalkanlı üç katlı bu modelin Boğaziçi'ne uyup uymadığı gözetilmeden bir de deniz üstüne kondurulan salonun balkonlu cephe ve kapılarına arabesk bir tarz uygulamakla bir gariplik ortaya çıkmıştır. Boğaziçi sahilhane stili artık bu yıllarda bozulmaya başlamıştı zaten.

Burada, 1980'li yıllarda, mevcut yapının bir de sol yanına, üç dört katlı bir apartıman / yalı kondurulmuş bulunuyor.

Böylece, ilk yapısı ile başlayan ve ondan hemen bir yüzyıl sonraki bu bina ve emsalleri ile, Boğaz peyzajının yozlaşması sürüp gitmektedir.

Yangından sonra tazelenen beyaz ve pembe renk boyalı kitlesi ile yalının sırttaki koyu yeşil fon üzerine izdüşümü yine de pitoresk bir manzara çizmektedir."
Behçet Ünsal
Orijinal
Kaynak : Orhan Erdenen "Boğaziçi Sahilhaneleri"
kaynak
__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
  #5  
Alt 18.11.08, 14:46
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Istanbul bogazici yalilari

Amucazade yalisi
Körfez caddesi no: 47. (Ada 66/parsel 12)
Üslubu : Geçirdiği tamir ve değişikliklerle asli durumu ve
üslubunu kaybetmiş durumda.
Yapı Şekli : Ahşap
İnşa Tarihi : XVII.yüzyıl sonu (Sultan II.Mustafa devri) (1699)
Yüz ölçümü : Divanhane 115m2.

1992
Çok harap ve bir çok olumsuz dış değişimlere uğramış Amucazade yalılarının kalan Divanhane'si, XVII. yüzyılda Osmanlı yaşam zenginliği ve zevkinin günümüze kadar gelen göstergelerindendir. Geçirdiği evreler, eski resimlerinden ve çeşitli çizimlerden de açık olarak görülmektedir.
Yalının Tarihçesi
Yalı ve köşk, Nazım Divanı'nda bulunan bir tarih beytine göre 1699 senesinde inşa edilmiştir. Hüseyin Paşa, Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmed Paşa'nın amcasının oğlu olduğu için "Amucazade" lakabıyla anılmıştır.

Yapı Özelliği
Bugün tek bir odası kalmış olan yalı köşkünün eskiden arkasında bir sofa ve iki odası daha bulunuyor ve bu haliyle bina Köprülü Yalısı'nın selâmlık dairesini oluşturuyordu. Harem, köşkün 60-70 metre ötesinde ve Hisar tarafında idi. Kargopulo'nun (19.yüzyılın ikinci yarısında çektiği) fotoğrafında iki bina da görülmektedir. Haremlik, fotoğraftan çıkarılacak planına göre: iki katlı, büyük sofalı ve ortalama yirmi kadar odalı idi. Bu binada da, Hisar'a bakan köşede, on kadar penceresi olan büyük bir kabul odasının bulunduğu anlaşılıyor. Yalının 93 Harbi sıralarında yerleştirilen göçmenler yüzünden harap olduğu ve yıktırıldığından söz ediliyor. Yalı köşkünden yâni selamlık'tan kalan oda "T" şeklindedir. Burada, Boğaziçi'ndeki benzer köşklerde olduğu gibi, her şeyden evvel manzaraya üç yönden açılan bir mekân vücuda getirmek arzusu hakim olmuştur. Divanhane, üç tarafı manzaralı olduğundan, arka duvarı hariç, diğer duvarları kamilen pencere yapılmıştır. Bu durumda pencerelerin normal yükseklikte yapılması, yâni üst kısımlarında cam duvar (alçı baş penceresi) olması halinde mekânın dayanılmaz bir ışık fazlalığı içinde kalması tehlikesi doğmaktadır. Bu sebepten dolayı üst pencereler kaldırılmıştır. Elde edilen neticenin büyüleyici güzelliği, ancak odanın içinde bulunmakla değerlendirilebilir.
Rekonstruksiyon tasarısı (Sedat Hakkı Eldem, Köşkler ve Kasırlar)

Özellikle suyun üstündeki ışınların loş tavan ve duvarlara hareketli ve canlı yansımaları (akisleri), bu arada tezhipli satıhlardaki altın kaplamaların yer yer pırıltıları, doyulmasına imkân olmayan bir güzellik yaratır. Bu köşk odasının üç tarafını çeviren pencereler mukarnaslı (stalactite'li) bir silme üzerine oturan bir raf ile örtülmüştür. Raf beş metre kadar olan yüksekliğin ortasındadır. Rafın üstünde kalan kısım tamamen sağırdır ve geniş halatlı paşalarla çevrilmiş sular vasıtasıyla kemerli kitabeler bölünmüştür.
Divanhane'nin üç çıkması şahından şebekeli klasik Bursa kemerleriyle ayrılmıştır. Ortada bulunan çıkmanın kemeri ise birbirini izleyen kum saatleriyle bölünmüş ve böylece diğerlerinden az hissedilir bir şekilde ayırd edilmiştir.
19.yüzyılda İstanbul'a gelmiş bulunan İtalyan ressam Catannacci'nin resmi (Divanhane)
Reşat Ekrem Koçu

Tavanları birbirinden burmalı paşalarla ayrılmış üç çerçeve ile çevrilmiş, ortada kalan kısımları orta şahında kubbe, kanatlarda aynalı teknelerle örtülmüştür. Kubbe ve teknelerin göbekleri hurda perçin tarzında geometrik taksimat ve mukarnaslı sarkma topuzlarla süslenmiştir. Orta kubbe ile çerçeveler arasında kalan üçgenler ince şişlerle birer gül resmiyle süslü karelerle bölünmüştür. Odanın içi tamamiyle ahşap kaplama ve nakışlıdır. Yalnız kapı ve dolap cephesi tel ve fildişi kakma ve boyasıdır. Ortada, kubbe altında, kademeli mermer fıskiye, yanda tekne kubbeler, bütün duvarlar, tavanlar nakışlı altın yaldızlı. Her santimi ayrı incelenecek, devrinin motifleriyle süslüdür. Klasik ölçüler içinde, modern espiriye de uygun olarak bir kesik "T" planı.
Amucazade Hüseyin Paşa, birçok memuriyetlerde ve Kara Mustafa Paşa ile U.Viyana kuşatmasında bulunmuş, 1687 senesinde sadrazamlığa getirilmiştir.
Yalının 300 yıllık hayatı içinde tarihe geçmiş birçok günleri vardır. 1699 Karlofça Muahedesi'nden sonra, Avusturya'dan sefir olarak İstanbul'a Virmond gönderilmişti. Nemçe sefirine verilen ziyafet en parlaklarından biri olmuştu. Sefirler (o zamanki deyimiyle süfera), arkalarında sayısız kayık olduğu halde, üçyüz kürekçinin çektiği kadırga ile yalıya gelmişlerdi. Çeşitli, spor, hokkabazlık gösterileri arasında çok kalabalık bir saz heyeti de icrayı sanat etmişti.

İstanbul Ansiklopedisi'nin kaydına göre:
Fazıl Divanı'ndaki "Bahr üzre zıbacâyı Hüseyin Paşa" mısraı
1113 Hicrî (1701) inşa tarihini göstermektedir.an Erdenen, AfmıMJMyo: Pierre Loti, daha 1910 yılında İstanbul'a geldiğinde:
"Boğaziçi Yalıları'nı özellikle Amucazade Yalısı'nı kurtarın" diye feryad etmiş, fakat aldıran olmamıştı. Ancak 1950 'li yıllarda bir kaç dirayetli mimar harabeyi kaldırmışlarsa da bu yeterli olmamıştır.
Prof.Dr.Süheyl Ünver'in notu:
"Anadoluhisarı'ndaki Köprülü Yalısı Selamlık Köşkü Boğaz'ın en eski sivil yapısıdır (1699) ve son klasik üslupta en zengin iç dekor taşıyan, ancak tek odası kalmış olan yapı, son derece haraptır. Ne var ki, yeniden tamiri için, bu yolda yapılan teşebbüsler, binanın "meşruta" (satılmamak şartıyla birine verilmiş mülk) olması yüzünden sonuç vermemiştir."

Milli Eğitim Bakanlığı'nın gözetiminde, Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü'nce onarım için görevlendirilen Mimar Cahide Tamer'in yaptığı ayrıntılı incelemelerin sonucundaki değerlendirmeleri de şöyledir:
  1. Binanın dayandığı duvarlar, belki denizin harçlarını yemesinden, boşaltılmasından, belki de -daha zayıf bir ihtimalle- başlangıçta kuru olarak işlenmiş olmalarından, sadece hariçten ince bir harç tabakasının derzlediği kuru duvar halinde idiler. Böylece, binayı değil, kendisini bile taşımaktan acizdiler ve pek yakın zamanda göçmeleri kaçınılmazdı.
  2. Denize doğru uzanan kısmı takviye maksadıyla konmuş servi direkler, alt kısımları çok incelmiş, çürümüş, bazıları da oturmak suretiyle boşalmış olduklarından kendilerinden beklenen işi göremez hale gelmişlerdi.
  3. Diğer taraftan bu çıkma kısım, beden duvarının oturtulmuş olduğu döşeme kirişlerinin hemen hepsinin kırılması yüzünden sözü geçen direklere yaslanmak isteyerek denize doğru tehlikeli bir surette sarkmış bulunuyordu.
  4. Beden duvarlarının altındaki tabanlar ise, bazı yerlerde de zemindeki toprak dolgu etkisiyle çürümüş ve bunun neticesi olarak tabana dayanan direkler de oturarak, döşemede, duvarlarda çöküntü ve yükselmeler meydana gelmiştir. Konsol çalışan ve binanın bütün köşe yükünü taşımakta olan tabanlardan biri ise önemli şekilde çatlamıştır. Diğer taraftan beden duvarlarının arkasını teşkil eden direklerden bilhassa kubbeyi tutan ikisi çürümüş ve bu yüzden meydana gelen çöküntü etkisiyle müzeyyen (süslü) dolap kapaklan, lambriler kırılmış ve döşeme de meyletmişti.
  5. Döşeme kaplamasının bir kısmı her ne kadar eski geniş kalaslarını muhafaza etmekte ise de, büyük satıh sonradan ince, adi tahtalarla kaplanmış. Bunlar fazla çürük olup, söküldükten sonra tekrar döşemelerine imkân yoktu.
  6. Dış kaplama, yer yer orijinal örnekler ihtiva etmekle beraber esas itibariyle muhtelif devirlerde pek itinasızca, kısmen yalı baskısı olarak, kısmen de lambalı? tahtalarla yapılmıştı. Bunlar da çok çürümüş olduklarından parçalanmadan sökülmelerine olanak yoktu.
  7. Salonun merkezindeki mermer havuz, eski resimlerinde görülen kapak kubbeyi tamamen kaybettiği gibi, altındaki duvarın çökmesi yüzünden ufkiyeti (yatay durumu) de bozulmuş, derzlerinden açılmıştı.
  8. Zamanında ufak bir kiremit aktarılmasının ihmali yüzünden, senelerce içeri akan yağmur suları yalnız o nefis tavan tezyinatını harap etmekle kalmamış; aynı zamanda, çatı bağlamalarını, mertek ve kiremit altı tahtalarını da çürütmüştü.
  9. Mevcut pencere çerçevelerinin hemen hepsi harap, camları kırılmış ve noksandı.
  10. Bütün bunlardan başka binanın ufkiyetini (yatay durumu) kaybettiren şakuli (dikeyliği) çöküntülerden ayrı olarak bir de ufki açma görülüyordu.
    Yukarıda özetlenen çok tehlikeli durum karşısında, maddi olanaksızlıklar göz önüne alınarak en acil tedbirler olarak aşağıdaki çalışmalar yapılmıştır:
    a) Binayı, deniz etkisine dayanıklı, yük taşıyabilecek güçte sağlam bir duvara oturtmaya karar verdik. Bunun için de, bu kısmı askıya alarak, deniz cephesinde boydan boya uzanan moloz haline gelmiş alt duvarı sağlam temele kadar söküp yeniden ördük. Zamanla yıkılmış ve yerine tahta perde çekilmiş kısmı da temelden itibaren yeniden inşa ettik.

    b) Yaptığımız araştırmalarda, esas inşaatta eliböğründe tabir edilen eğri ağaçlar kullanıldığını belirlediğimizden, direkleri söktük; duvarların yapılışında bıraktığımız kademeye, beden duvarlarından gelen yükleri alacak noktalarda eliböğründeleri oturttuk ve bunları deniz etkisine karşı izole ettik.

    c) Pek fena durumdaki tabanlardan ikisi değiştirildi. Bunlardan biri konsol olarak çalışmakta idi. Fazla çürümüş olan bir diğeri maalesef maddi sorunlar yüzünden ele alınamadı."

    1974 sonbaharında Amucazade yalısında aldığımız notlar: Divanhane'nin -cadde girişine göre- sağ gerisindeki, iki katlı ahşap binanın aslı, Divanhane ile birlikte yapılmış; ancak, yüz yıl kadar önce esaslı tamir ve değişiklik görmüş. Güneyde basit bir kapı girişine karşılık, kuzeyden (mermer basamaklar üzerinde, mermer kaideli dört ahşap sütunu bulunan) etkili bir kapıdan giriliyor. Bu bölümün küçük, metruk bahçesi ortasında, Divanhane'nin ortasındaki ile aynı üslupta pek zarif bir mermer havuz var; fakat göbek fıskiyesi kırılmış.
Mimari Biçimi
"Bu Meşruta Yalı, aşıboyalı rengi nedeniyle, Kırmızı Yalı diye de anılır, Köprülü Yalısı da denilir. Bugüne yalnız selamlık bölümünün kabul salonu (Divanhane) kalmıştır.

Tavan Rölevesi
Şimdiye kadar bu yalının daha çok süslemeleri üzerinde durulmuştur. Oysa planın eyvanlı şekli ile ve bunun cephelere intikali ile çok daha dikkate değer bir mimarisi vardır.
Divanhane'de havuzlu orta mekana açılan üç eyvan, üçlü yonca yaprağı çizimli bir plan gözlenmektedir. Her biri döşemeden bir kademe ile yükselen eyvan girintileri üç taraftan sedirler ve pencerelerle kuşatılmıştır. Türk mimarisinde görülen Orta Asya kaynaklı eyvanlı plan kompozisyonu Anadolu 'dan girip Bursa 'dan geçerek Boğaziçi'nde de görülen bu düzenleme böylece tarih içinden ve çok eski bir geçmişten geliyor, bu nedenle de önem arz ediyor. Salona bir taşlıktan geçilerek, geniş kapıdan girilmekte idi.


Fıskiyenin 1970 yılındaki durumu
Girişin sağ ve solunda yerli dolapları ve solda baş odaya geçit veren ikinci bir kapısı vardı. Bu planın esas tüm şekli ile harem ve müştemilat yapılan restitüsyon durum planında belirtilmiş bulunuyor.
Fasadlar ise geleneği aşan bir yeni görüntü arz etmektedir. Bir kere dikey sıra pencereler yatay şerit pencere şekline dönüşmüştür ve pencere tepeleri dolu bırakılmıştır. Böylece hem denize çepe çevre açılmış salon, hem yakıcı öğle güneşine kapalı tutulmuş olmakladır. Bu aynı zamanda doluluk-boşluk uygulaması ile cephelerde bir kontrast sanat uygulaması da olmaktadır, sonra da cephe kaplamasında yalı baskısının yerini alan lambalı ve dikeypasah arkatürler ile fasadı tek düzeliğe dikey çizgileri ile zıddına bir güzellik (kontrast) oluşturuyor.
Dış mimarinin bu sadeliğe karşın iç mimaride, birazda fazla yüklü, çiçekli zengin ve rengin süsleme sanatına yer verilmiştir. Bu da Türk mimarisinin esas espiri ve ilkesine uygun düşmüştür. Burada G.Fossati (1809-1883) nin, İstanbul'da iken, yaptığı bir tasarımında yabancılaştırma ve çizim hataları ile yalı salonunun karakteri değişik bir biçime sokulmuştur. XVII. yüzyıl sonunun bu fasadındaki pencere tipini ancak XX.yüzyıl modern batı mimarlarının yapıtlarında bulabilirsiniz. Klasik Türk sahil mimarisinin bize kalan bu yadigârı Türk sivil mimarisinin emsalsiz bir örneğidir. Çevresine ve fonksiyonuna göre malzeme ve form uygulayan bir mimari; asıl sanat işte budur.
Bu sahil evi Wrigbl'in (Amerikalı mimar) yapıtı Şelale evini (1936) hatırlatıyor; malzeme ve biçim farklı ama su üstüne çıkış espirisi aynı. Ne yazık Amucazade Hüseyin Paşa yalısının mimarını bilemiyoruz."
Behçet Ünsal
Orijinal Kaynak : Orhan Erdenen "Boğaziçi Sahilhaneleri"
kaynak
__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
  #6  
Alt 18.11.08, 14:48
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Istanbul bogazici yalilari

Burhanettin efendi yalisi


1972

Yeniköy, Köybaşı Caddesi No: 141 (Ada 295 / parsel l).
Üslubu: Neo-barok eğilimli (ahşap/bağdadî).
İnşası : Bugünkü binası olarak (1994'e göre) 82 yıllık.
1985 yılından sonra Erbilgin Yalısı olmuştur. 22 Mart 1987'de onarım iç ve dışında devam ediyordu.
(23 Mayıs 1987-Restorasyon levhası: İnşaat Mühendisi Murat Yenigün).

Müştemilat Binası
Yeniköy yalılar dizisinde, büyük hacimli, boyası bozulduğundan kirli gri renk almış, girinti ve çıkıntılarının fazlalığı sebebiyle, üslubu nedir? sorusunu yaratan Osmanlı İmparatorluğu'nun son devirlerinden bir yapı.
İstanbul Belediyesi Eski Eserler Bürosu'ndaki bir kayıt şöyledir: "Tıngır Yalısı kalıntıları üzerine yeniden inşaa edilmekle beraber mimari kıymeti bulunduğuna. 3585/30.VII.1967"

Tarihçesi
(Yazıcı) Münip Paşa'dan, (Abdülhamit'in oğlu, Şehzade) Burhanettin Efendi, ondan da Mısırlı Ahmet İhsan Bey 1923***8217;te satın almış; Ahmet İhsan Bey'in (Kral Hüseyin, Kral Fuat ve Kral Faruk'a Mısır Sarayında Chambellan (mabeyncilik) yapmış olan Ahmet İhsan Bey 1946***8217;da Mısır'da ölerek orada gömülmüştür.) ve Türk eşinin ölümü üzerine, mirasçı olarak dört kızı (Nebiha, Melek, Nimet, Semiha)'ya kalmıştır. Mirasçılar halen Mısır'da yaşamakta, ancak yaz aylarında yalıya gelmekte idiler.


1993
4 Ağustos 1974 günü mirasçılardan Melek hanımla yalıda görüştük ve notlarımızı aldık: Caddede üç metre yüksekliğinde beton duvar var. Yanlarında ikişer sütunçe olan mermer girişin kapısı ile yalının bahçesine ayak basıyoruz. Seyrek birkaç ağaç (Çınar, manolya, erik ve yaşlı birkaç palmiye v.s.) Bahçe bakımlı değil. Solda müştemilat binası (tekrar bahsedeceğiz), karşıda demir parmaklıklarla (60 metre kadar boyunda, 5 metre eninde bulunan) rıhtıma çıkılıyor. Bahçede sağda üç geniş mermer basamaklı, camekanlı yalının bahçe kapısı. Binanın resmine de dikkatle bakıldığında görüleceği gibi, "H" planlı, iki katlı yapı üzerine; üç katlı "+" planlı bir bina oturtulmuş.

Yan bahçe / kuzey cephesi kapısı 1973

Bahçe yönünde ahşap dikmeli bir balkon

Girişi: her zaman yüze gülen, mermer bir taşlık. BM markalı, camekanlı kapılar; solda (deniz tarafında) tekne tavanlı bir oturma odası. Girişte tavan eşik yapıyor. Konsollarla desteklenmiş. Yakın zamanda tavan çöktüğü için duralit kaplanmış. Duvarlar desenli (Fransız malı) muşamba kaplı. Solda üst kata çıkan, ahşap sağlam bir merdiven ve kapısı. Karşıda sofaya çıkış camekanı. Duvarlar beyaz badana.
Ve şimdi, sadece eski manzumelerde kalan, zarif, iki çifteli bir piyale*. Sahilhanenin masal dünyasına, hayal dünyamız kürek çekmeğe başlıyor.

Yalının güneyindeki kayıkhanenin deniz ve rıhtım kapıları ve üzerindeki limonluk, 1973
Ahmet İhsan Bey tamir ve tadil ederken, sofanın solundaki iki odayı birleştirerek bir büyük yemek salonu yapmak istemiş; tavanı tutmak için büyük bir demir potrel konulmuş; sıvalar, döşeme, nakışlar yarım. Üst üste yığılmış inşaat malzemesi. Bazı yalılarda ve köşklerde olduğu gibi, mermer çeşme ve konsollar konulmak istenmiş, onlar da parçalar halinde yerde duruyor.
Sofadan ikinci kata çıkan merdiven, sağdan ve soldan olmak üzere önce ikili, sonra tek. Basamakları yine yeni devirde ahşap olarak yenilenmiş. Ahşap sütunları Korentiyen başlıklı, fakat harap. Merdivenin tekli olanının altı aynı yaldızlı kartonpiyer nakışlı. Merdiven tavanı Paris sarayları bahçeleri şeklinde, kartonpiyer kabartmalı; arma ve çiçekli. Göbekten ağır, muhteşem bir avize sarkıyor.
Apartman halinde kirada olan ikinci ve üçüncü katlara gelince: İkinci kat; beş oda, bir büyük salon. Üçüncü kat: altı oda, bir büyük hol, modern duş.

Mutfak da modern hale getirilmiş. Üçüncü kat balkonu üzerinde ve çatı alınlığında eskitürkçe "Ya Hafız 1328" yazısı görülüyor. (Ya Hafız bilindiği gibi "Ya Allah" demektir.) Duvarlar bağdadî. Nakışların bir kısmı ilk yapılışından yetmişüç yıllık. Binanın ön cephesinde dikkate değer hususlar: cumba furuşları ahşap dallı; cumba pencereleri yarım kemer halinde.
944'te Ahmet İhsan Bey yalıyı, mimar Burhanettin Bey'e restore ettiriyor ve nakışları ilave ettirdiği gibi, birçok kapıları da değiştiriyor. Eşyaları Fransa ve İstanbul antikacılarından almış. Şimdi bunlardan biri Fransız işi kristal, pirinç avize birinci kat oturma odasında hala durmaktadır. Ancak 1946***8217;da Ali İhsan Bey ölünce, yalıyı onarmak için kızları 1948'de eşyaları mezatla satmış bulunmaktadırlar. Yalıya maliyece sekiz milyon lira değer biçilmiştir. Fakat daha az bedelle sigorta ettirilmiştir.

Mısırlılar Yalısı giriş holü ile sofayı ayıran kapı ve yan aynaları (Rokoko tezyinat, dolama dallı tavan kornişi) 1973

Yalının sofası güneyinden üst kata çıkan merdivenin sütunlu başlangıcı 1973

Yalının arsası 2808 m2. -Yalının kendisi 600 m2 kadar. Köprüye bağlı olan korusu -Sait Halim Paşa Yalısı***8217;nda olduğu gibi- 1957 yılı yol istimlaki sebebiyle, köprüsü yıktırıldığından, caddenin karşısında yüksekçe bir duvar içinde metruk halde kalmış bulunmaktadır. Ahşap kepenkli odalar ve sofalar geniş tutulmuş. Kanaatimizce yalının mimari bakımdan dikkate değer kısmı, Münip Paşa zamanından kalma, restorasyon yapılmamış, halen müştemilat olarak kullanılan selamlık kısmı.

Yalının Sarıyer Tapu Sicil Muhafızlığındaki kaydı:
Ada 295 / parsel 1
Köybaşı Caddesi
Yüzölçümü: (arazisi) 2880 metrekare
Bahçeli ahşap ev
İştira ve tevhit suretiyle Mediha: Ahmet İhsan kızına
(11.8.1951)

1993
1940'dan itibarenki maliklere gelince: Mısırlı Ahmet İhsan, Nafa Mahmut Atahurşit, Mısır tebalı Raşit Hüsnü: Ahmet İhsan oğlu. Ahmet İhsan kızları Nebiha, Melek, Nimet, Semiha. Haremeynden mazbut cennetmekân Sultan Bayazıt hanı veli, mülhak küllisi Hüseyin, mülhak İsmail Çelebi, mülhak Fatih: bimen Gazi Mestan Paşa ve haremeyne mülhak damatzade Mehmet Murat ve Gümrükçü Osman Paşa ve müstesna Doka Sofyanos ve Aya Kostanti vakıflarından.

* Piyale: İnce uzun, pek zarif, iki ve daha fazla çift kürekli sandallar olup; o zamanın özel deniz vasıtaları idi.
Orijinal Kaynak : Orhan Erdenen "Boğaziçi Sahilhaneleri"
kaynak
__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
  #7  
Alt 18.11.08, 14:50
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Istanbul bogazici yalilari

Dolmabahcesarayi 1
Dolmabahçe Sarayı'nın bulunduğu alan, bundan dört yüzyıl öncesine kadar Boğaziçi'nin büyük bir koyuydu. Osmanlı Kaptan Paşalarının gemilerini demirledikleri, geleneksel denizcilik törenlerinin yapıldığı bu koy zamanla bataklık haline gelmiş ve 17'nci yüzyıldan itibaren başlayarak doldurulmuş, padişahların dinlenme ve eğlenceleri için düzenlenen bir "hasbahçe"ye dönüştürülmüştü. Bu bahçede, çeşitli dönemlerde yapılan köşkler ve kasırlar topluluğu, uzun süre Beşiktaş Sahilsarayı adıyla anıldı.

Sultan Abdülmecit tahta çıktığında (1839-1860), imparatorluğun tüm görkemini vurgulayacak ve batılılaşmanın etkisindeki yeni düzeni simgeleyecek bir saray yaptırmak düşüncesiyle, geçmiş değer ve düzenin biçimlendirdiği ahşap Beşiktaş Sahilsarayı'nı yıktırdı. Aynı yerde batılı bir anlayışla yeni bir saray yapılması işini dönemin ünlü mimarları Garabet Amira Balyan ve oğlu Nikogos Balyan'a verdi (1848). Avrupa saraylarının anıtsal boyutlarına özenen Dolmabahçe Sarayı, değişik üslupların öğeleriyle donandığından belirli bir üsluba bağlanamaz. Büyük bir orta yapıyla iki kanattan oluşan planında, geçmişte mimari açıdan işlevsel değeri olan öğelerin farklı bir anlayışla ele alınarak süsleme amacıyla kullanıldığı gözlemlenir.

1856'da açılan Dolmabahçe Sarayı yapılar topluluğu, Kabataş'tan Beşiktaş'a uzanan 64.120 m2'lık bir alan içinde yayılmıştır. Bu alanda ana yapı, cami, tiyatro, Istablı âmire, Serasker dairesi, Hazinei hassa ve Mefruşat daireleri bulunur. Bu grubun hemen arkasında Kuşluk, Camlı köşk, Gedikli cariyeler ve Kızlarağası daireleri, Hareket köşkleri, Hereke dokumahanesi, Baltacılar, Ağavât, Bendegân ve Musahıbân daireleriyle, tüm bu yapılarda oturan ve hizmet gören kişileri doyuracak nitelikteki Matbahı âmire yer alır. Saat Kulesi Abdülhamit II döneminde (1876-1909) yapılmıştır.
Tüm bölümleriyle görkemli bir görünüşü olan sarayda, halife Abdülmecit***8217;in buradan ayrılmak zorunda bırakıldığı 1922'ye değin altı padişah oturmuştur. Abdülhamit II döneminde kullanılmaması, bakımsız kalması, deprem ve yangınlardan zarar görmesi
ve Cumhuriyet dönemindeki yanlış mimari uygulamalar sonucu, sarayın tiyatro, hamlahane, Serasker dairesi, Istablı âmire ve Matbahı âmire gibi kimi bölümleri tümüyle ortadan kalkmış, kimileriyse farklı biçimlerde değerlendirilmiştir.
Dolmabahçe Sarayı'nın ana yapısı Mabeyni hümayun (selamlık), Muayede salonu, Haremi hümayun ve veliaht dairelerinden oluşur. Burada, biçimde, ayrıntılarda ve süslemelerde gözlenen belirgin Batı etkilerine karşılık, kuruluş ve mekân ilişkileri açısından geleneksel Türk evi plan tipinin çok büyük boyutlarda uygulandığı görülür. Bodrumla birlikte üç katlı olan yapının 285 odası ve 46 salonu vardır. Beden duvarları taştan, iç duvarlar tuğladan, döşemeleri ahşaptandır.
Bugün büyük bir müzesaray ve kültür merkezi olarak hizmet veren sarayın bütün birimleri ziyarete açılmıştır. Girişteki eski Mefruşat dairesinde bir Kültür-Bilim-Tanıtım merkezi yer alır. Milli sarayların öteki birimlerinde sürdürülen bilimsel çalışmalarla tanıtım etkinlikleri, buradan yönlendirilmektedir. Merkezin, saraylarla ilgili konularda sürekli olarak gösteriler sunan bir "Gösteri salonu", sergi alanları, toplantı salonları ve kafeteryası vardır. Ayrıca sarayın değerli eşyalarının zaman içinde değiştirilerek sergilendiği iki "Değerli eşyalar sergi salonu", çeşitli konularda sergilerin açıldığı "Hareket köşkleri" ve genellikle Milli saraylar tablo koleksiyonunun bölüm bölüm ve uzun süreli sergiler halinde sunulduğu "Sanat galerisi" bulunmaktadır. Yeni düzenlemelerle saray, müze içinde müze birimleriyle ulusal ve uluslararası sanat ve kültür etkinliklerine uygun mekânlara kavuşturulmuştur.


Günümüzdeki kullanım özellikleri bir yana bırakılacak olursa, Dolmabahçe Sarayı 19. yüzyıl Osmanlı mimarlık ortamının ilginç yapılarından belki de en önde gelenidir. O dönem Avrupa mimarlık ortamının yaygın estetik yaklaşımlarının Osmanlı başkentindeki bu anıtsal örneği, Osmanlı saray
mimarlığı geleneğindeki bir çok özelliği de bünyesinde barındırmaktadır. Bununla birlikte Osmanlı klasik saray mimarlığının zirve noktasını oluşturan Topkapı Sarayı ile karşılaştırıldığında, kurgu ve mekan ilişkileri açısından kimi farklılıklar taşıdığı da gözlenmektedir.
Herşeyden önce Dolmabahçe Sarayı, Topkapı Sarayı gibi tarihsel süreç içinde çeşitli padişahlar tarafından eklenen yapılarla büyüyüp gelişen bir sisteme değil, aksine bütün yan yapı ve işleviyle önceden tasarlanıp tek hamlede yapılan bir yapılar bütünü olma özelliğine sahiptir.


Daha başlangıçtaki bu özelliğiyle Batı anlayışında bir saray olan bu yapı, 19. yüzyılda Osmanlı yönetimindeki Batı özellikli değişimlere koşut olarak ortaya çıkan kurumsal yapılanmanın mimari alandaki yansımalarını da taşımaktadır. Harem Dairesi'ndeki hiyerarşik düzen sürdürülmüş,
hanedan üyelerinin yaşadıkları mekanların planlaması ve geleneksel yaşamlarının dışına taşılması söz konusu edilmemiştir. Selamlık Bölümü'nde elçiler için ayrılan mekanlar Topkapı Sarayı'ndakinden son derece farklıdır. Elçiler Dolmabahçe Sarayı'nda kendilerine ayrılan mekanlarda padişah ile görüşmelerine çıkmadan önce kendi sekreterleri ya da danışmanlarıyla özel olarak görüşme olanağına sahiptirler. Topkapı Sarayı'nda olduğu gibi açık bir alanda özellikle kış aylarında çamurlu yollardan geçerek padişahın huzuruna çıkmak yerine, artık burada kapalı mekanlarda görevlerini yerine getirebilmektedirler.
Dolmabahçe Sarayı'nda Selamlık küçülmüş ve devletin yürütme organı Tanzimat ile birlikte hükümete yani Bab-ı Ali'ye bırakılmış, meşruti monarşinin adem-i merkeziyetçi görünüşüne ulaşılmıştır.
Dolmabahçe Sarayı'nda mekan kurgusu açısından bu değişiklik ya da farklılıklar gündeme gelirken, süslemede dönemin yaygın özelliklerinin göz ardı edilmediği ve giderek özellikle ön plana çıkarıldığı görülmektedir. Cephe, tavan, pencere, alınlık, kemer, sütun ve sütun başlıkları gibi mimari öğelerinde kullanılan süsleme öğelerindeki Helenistik tarz, kurgusal açıdan gelenekselin çağa uydurulmaya çalışıldığı böylesi bir yapıda Batı etkisinin baskın olarak tercih edildiğinin göstergesini oluşturmaktadır.
Toplumu ve toplumun bağlı olduğu yasaları düzenleyen devlet, yani bir diğer adıyla padişah ve onun evi saray, koyduğu yeni düzenin (Tanzimat) korunmasındaki biricik güvencedir ve bu güvenceyi mimarlığında da vurgulamaktadır. Bu yeni düzenin yeni yönetim merkezi Topkapı Sarayı değil, Dolmabahçe Sarayı'dır. Padişah Mutlakiyet'in ve eski düzenin simgesi olan Topkapı'dan çıkmış Dolmabahçe Sarayı'na, Boğaziçi'ne kısacası Avrupa'ya geçmiştir. Topkapı Sarayı'nda olduğu gibi halk ile arasındaki katı savunma duvarlarını Dolmabahçe'de kaldırmış ve denize açılmıştır. Bu yeni sarayda İstanbul'un mimarlık geleneğine yeni giren balkon, sütun, üçgen alınlık, anıtsal merdivenler gibi Helenistik özellikler taşıyan öğeleri kullanarak Batılı bir kral gibi tebasının güvencesi olma imajını pekiştirmek istemektedir.
Sonuç olarak, Osmanlı yönetiminin 19. yüzyılda Boğaziçi kıyılarında yaptırdığı Dolmabahçe Sarayı, 18. yüzyılda Batı'da işlevini tamamlamış bir mimarlık türünün son temsilcisi konumundadır. Ve bu konumuyla bu yapı kompleksi, Batı toplum ve mimarlık tarihinin yinelenmeyecek bir döneminin anı ve anıt yapısı olarak uygarlık tarihindeki yerini almıştır. Bundan sonra bu yapıyla ilgili olarak yapılacak olan, arta kalan bütün yan yapılarıyla korumak ve gelecek kuşaklara doğru olarak aktarmaya çalışmak olmalıdır.
Dolmabahçe Sarayının ana bölümleri aşağıda sıralanmıştır ve bu bölümlerle ilgili ayrıntılı bilgiler bir sonraki çalışmamızda aktarılacaktır:


Orijinal Kaynak : Orhan Erdenen "Boğaziçi Sahilhaneleri"
kaynak
__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
  #8  
Alt 18.11.08, 14:58
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Istanbul bogazici yalilari

Dolmabahce sarayi 2

Dolmabahçe Sarayı bugün bir ana yapı ile Veliaht Dairesi, Mefruşat ve Muhafızlar Dairesi, Hareket Köşkleri, Camlı Köşk ve diğer küçük pavyonlardan oluşmaktadır. 8 büyük salonu ve 200 odası bulunmaktadır. Dolmabahçe Sarayı***8217;nın kara tarafında iki ana ve yedi yan, deniz tarafında ise beş kapısı vardır. Kara tarafındaki iki anıtsal kapıdan biri Hazine Kapısı diğeri Merasim (Saltanat) Kapısı'dır.
Saray bahçeleri dört bölümde düzenlenmiştir. Ana yapı resmi daire (Mabeyn-i Hümayun), Müzayede Salonu ve Hususi Daire adlarıyla anılan 3 bölümden meydana gelmiştir. Sarayın ana cephesi denize bakmaktadır. Resmi Daire iki katlıdır. Üst katında bulunan Süfera (Elçiler) Salonu, Dolmabahçe Sarayı***8217;nın en görkemli mekanlarından biridir. Hünkar Hamamı, Resmi Daire***8217;den Müzayede Salonu***8217;na kadar olan alanda yer alır.

Muayede Salonu, Resmi ve Hususi Dairelerin ortasında, anıtsal bir kütle olarak yükselir. Kareye yakın bir zeminin üzerinde, içeriden kubbe ile, dışarıdan ise çatıyla örtülü bir binadır. Zengin bezemelerle süslüdür.
Hususi Daire, Hünkar Dairesi ve haremden oluşmaktadır. Harem, büyük ortak mekanlar ve kapalı özel dairelerden ibaret sade bir bölümdür. Hünkar Daiesinde iki büyük salon vardır. Bunlar, törenlerin yapıldığı "Mavi Salon" ve büyük aynalarla, denize bakan geniş retası ile donanmış "Pembe Salon" lardır.

A. Kültür-Bilim-Tanıtım Merkezi
Mefruşat Dairesi "Kültür-Bilim-Tanıtım Merkezi" olarak, konferans, sergi, bilimsel araştırmaların yanısıra, basın ve yayın organları ile sağlıklı ve sürekli ilişkileri sürdürmek üzere, çok amaçlı bir hizmet anlayışı içinde düşünülmüş ve yeniden düzenlenmiştir. Sarayın girişinde, mimari özelliği de dikkate alınarak ele alınan Mefruşat Dairesi'nde oluşturulan Kültür-Bilim-Tanıtım Merkezi'nin alt katı, Konferans Salonu, Sergi Salonu, satış merkezi ve Fotoğraf Laboratuvarı, üst katı ise Basın ve Yayın Merkezi, Kitaplık, Bilimsel Araştırma ve Saray Arşivi olarak kullanıma açılmıştır.
Mefruşat Dairesi'nin önündeki avlu, ilk kez Saray'ı gezenlerin yaz ve kış oturup dinlenebilecekleri bir alan olarak düzenlenmiştir. Avlunun çevresindeki bir bölüm, gerekli onarım ve düzenlemelerle "Gösteri Salonu" olarak değerlendirilmiştir. Bu bölümde, Türkçe ve İngilizce olarak hazırlanan, saray ve kasırlarımızı tanıtıcı bir program audio-visual dia gösterileri halinde sürekli ziyaretçilere sunulmaktadır. Büyük bir ilgi ve beğeniyle izlenen bu renkli gösterilerin, zaman içerisinde daha da geliştirilerek zenginleştirilmesine ve aynı gösterilerin başta Beylerbeyi Sarayı ve Maslak Kasırları olmak üzere, diğer köşk ve kasırlara da yaygınlaştırılmasına çalışılmaktadır. Bu arada avlunun bir bölümünde de ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere, sarayın tarihi hüviyetini yansıtır bir biçimde modern bir kafeterya kurulmuştur.
Kültür-Bilim-Tanıtım Merkezi'nin alt katında yer alan Sergi Salonu'nda sunulan "Dünden Bugüne Osmanlı Sarayları" Sergisi, bugün ayakta kalmış, değişmiş veya yıkılmış bulunan saraylarımız konusunda belge niteliğindeki resimleri biraraya getirmekte ve böylece "Saraylar"ın bir boyutuna ışık tutmaktadır. Bugüne kadar gezenlerin büyük ilgisini çeken bu resimler ayrıca basılmış ve böylece kalıcılıkları da sağlanmıştır.
Satış Merkezi'nde ise, Kültür-Bilim-Tanıtım Merkezi tarafından üretilen çeşitli kartpostal, dia, videokaset, poster, rehber, kitap, broşür ve benzeri tanıtım malzemeleri satışa sunulmuş bulunmaktadır.
Kültür-Bilim-Tanıtım Merkezi'nin kurulması, yurtiçi ve yurtdışı iletişim ağının oluşturulmasıyla, bilimsel ve kültürel ağırlıklı üretimin sürekliliği sağlanmış ve böylece Milli Saraylarımız tarihimizde ilk kez kültürel birikimin zenginliğine uygun boyutta dışa açılmıştır.
Ayrıca, Saray'ın yıpranmasını önlemek, kapı önünde büyük oranda artan ziyaretçi yoğunluğunu daha sağlıklı düzenlemek, Dolmabahçe Sarayı dışındaki kültür zenginliklerimizi de vurgulamak için, Mefruşat Dairesi'nin yanısıra Saat Kulesi ve çevresindeki alan da yeniden ele alınmış, bir dizi, uygulamayla Saray'ın bütünleştirilmesi yolunda önemli bir adım atılmıştır.

B. Harem
Önemli bir girişim de, Dolmabahçe Sarayı "Harem" bölümünün 28 Kasım 1985 tarihinde yeniden düzenlenerek geziye açılmasıdır. Dolmabahçe Sarayı'nın yaklaşık üçte ikisini kaplayan Harem Dairesi'nin açılması, yurt içi ve yurtdışında da büyük ilgi görmüş, bu durum sarayın bütünleştirilmesi yolunda önemli bir adım olarak nitelenmiştir. Harem Dairesi'nin açılması ayrıca bugüne kadar yeterince bilinmeyen birçok ilginç ayrıntının tanınmasına neden olmuştur.

C. Cariyeler Dairesi ve Diğer Birimler
"Cariyeler Dairesi", "Gedikli Cariyeler Dairesi", "İç Hazine", "Harem Bahçesi" ve Atölyelerin kısa sürede onarılarak açılması da plânlanmıştır. Bu bölüme yeni imkânlar getirecek, "Valide Kapı"nın açılışıyla, "müze içinde müze" anlayışı buraya da yansıyacaktır.

D. Değerli Eşyalar Sergi Salonları
Harem Dairesi ile birlikte 28 Kasım 1985'de açılan ,"müze içinde müze" niteliğini taşıyan yerlerden birisi de "Değerli Eşyalar Sergisi Salonu"dur. Gördüğü büyük ilgi nedeniyle, kısa zamanda ikincisinin oluşturulduğu bu sergilerde, değişik bir düzenlemeye gidilmiş, çarpıcı bir görünüm elde edilmiştir. Bilindiği gibi sultanların ve yakın çevrelerinin günlük yaşamlarında ve törenlerde kullandıkları değerli eşyalar, bugüne kadar özenle saklanmaktaydı. İlk kez özel oluşturulan bir mekânda, tarihi ve anı değeri yüksek bu zengin malzemenin sınırlı bir bölümü. zaman zaman değiştirilerek, tüm yerli ve yabancı ziyaretçiler ile araştırmacıların istifadesine sunulmaktadır.

Bu sergiyle birlikte, Dolmabahçe Sarayı dünyadaki benzerlerine uygun olarak değişik boyutlu bir bölüme daha kavuşmuş bulunmakta ve ayrıca müze-saray olarak çok farklı zenginliklere ulaşmaktadır. Burada sergilenen malzemede yer yer karşımıza çıkan Sultan Tuğraları ve kullanılan ilginç taşlar, Osmanlı saray yaşamının bir uzantısı olarak yeni değerlendirmeleri beklemektedir.
Günümüze ulaşabilmiş saraylarımız içinde bütünlüğünü yitirmemiş olanları azdır. Yönetim ve yaşama mekânlarını içeren saraylarımız içinde konu edilen Dolmabahçe Sarayı özel bir yer almaktadır. Bu saray bile bugün önemli parçalarını yitirmiştir. Bu nedenle, günümüze kalabilmiş her bölümünün çok iyi değerlendirilmesi gerekmektedir.
Böyle bir yaklaşım ve yeni düzenlemelerle Dolmabahçe Sarayı, "müze içinde müze" birimlerine ve milli-milletlerarası sanat ve kültür etkinliklerine uygun mekânlara kavuşturulmaktadır.

E. Sarayın Kuşluğu
Aynı amaçla, Dolmabahçe Sarayı'nın "Kuşluk Bahçesi" yeniden ele alınmış, içindeki "Kuşluk" canlandırılmaya çalışılmış, "Kuşluk Köşkü" ve "Kuş Hastanesi" de bu amaçla onarılmıştır. Osmanlı saray kuşluklarından bugüne ulaşabilmiş en büyük örnek olan Dolmabahçe Sarayı Kuşluk'u, Saray'ın Sanat Galerisi'yle birlikte gezilebilen ayrı ve ilginç bir bölümüdür. Bu özgün birim bir dinlenme mekânı olarak saray bütünü içinde yer almaktadır. Zaman içinde arşiv belgelerinin de vereceği ipuçlarıyla Kuşluk eski işlevine kavuşacaktır. Bu süre içinde kuşlarla ilgili bir kitaplık oluşturulmakta, poster, kartpostal gibi tanıtım malzemesi üretilmekte, ilginç bir sürekli sergi düzenlenmekte, çocuklar bu yolla eğitilirken, büyükler de bu tarihi ve doğal zenginlik içinde dinlenme olanağı bulmaktadırlar.

F. Sanat Galerisi
Kuşluk Bahçesi'nin ve Kuşluk Binası'nın bir diğer önemi de, girişinde "Dolmabahçe Sarayı Sanat Galerisi"nin açılmış bulunmasıdır. Ziyaretçiler, örneği az bu Galeri'de açılan sergilerle, saraylıların zengin ve tarihi tablo kolleksiyonlarından seçkin örnekleri görme fırsatını bulmaktadırlar. Örneğin, bu Galeri'de `14. Uluslararası İstanbul Festivali' kapsamında açılmış bulunan "Osmanlı Sarayında Yabancı Ressamlar II" Sergisi daha önce açılan, "Saraylarımızdan Tablolar", "Öncü Türk Ressamlarından Bir Kesit", "Osmanlı Sarayında Yabancı Ressamlar I" sergileri büyük ilgi görmüştür. Bunları ise "Sarayda Manzara Resimleri" izleyecektir. Bu bölüm, İstanbul yaşamında özel bir yeri olan Camlı Köşk'le birlikte, her geçen gün daha da yoğun biçimde yeniden değerlendirilerek, özellikle kültür ve sanat çevrelerinin sürekli kullanımına sunulmaktadır.
Sonuç olarak, bu yeni düzenlemelerle, Türkiye'de ilk kez böyle bir bölüm yaşama katılmakta ve böylece bu konuda da bir araştırma ortamı yaratılmış bulunmaktadır.

G. Veliaht Dairesi
Dolmabahçe Sarayı "Veliaht Dairesi" ve çevresi de yeni düzenlemelere konu olan yerlerden birisidir. Mimar Sinan Üniversitesi'ne bağlı Resim ve Heykel Müzesi olarak kullanılan Veliaht Dairesi, TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı tarafından tümüyle onarılmaktadır. Ayrıca Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi'nin deniz yönündeki bahçesi yeniden düzenlenmiş, düne kadar girilmez durumdaki arka bahçe ise, çok amaçlı olarak tasarlanmış bulunmaktadır. Bahçenin çevresinde yer alan "Hareket Köşkleri" özelliklerine uygun biçimde büyük bir özenle onarılmıştır. Bunlardan birinde `Resimlerde Saray, Köşk ve Kasırlar' adlı, sarayın zengin kolleksiyonlarından oluşan sürekli bir sergiye yer verilmekte, alt katı ise milli ve milletlerarası sergilere ayrılmış bulunmaktadır. Diğer köşkte ise, bu yıl, saray, köşk ve kasırlarda özgün örnekleri bulunan, tarihi özelliği olan "Isıtma ve Aydınlatma Araçları" sergilenmekte ve bu bölüm bir müze olarak değerlendirilmektedir. Böylece Veliaht Dairesi'nin arka bahçesine girenler, bahçede değişik dallarda sanat çalışmaları yapanlara ayrılmış yerleri, iki Hareket Köşkü'nde sürekli ve değişen sergileri, toplantıları, Eski Sera'da nadide bitkileri, eldeki belge ve kalıntılardan yola çıkılarak yeniden düzenlenen Yeni Sera'da dinlenme yerlerini ortada yeniden onarılmış Sünnet Odası'nı, havuzun çevresinde açık hava sergilerini, müzik çalışmalarını izleyebileceklerdir.
Orijinal Kaynak : Orhan Erdenen "Boğaziçi Sahilhaneleri"
kaynak
__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
  #9  
Alt 18.11.08, 14:59
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Istanbul bogazici yalilari

Edip efendi yalisi

Koruma no:119 eski harem bölümü, koruma no:120 eski selamlık bölümü. 1973

Kandilli Caddesi, No:25 - 29. ( Ada 931/Parsel 1/2 ).
Üslubu: Neo-Klasik/ampir karışımı. Pencere pervazlarında barok süslemeler var. XIX, yüzyıl yapı tarzını koruyordu.
İnşa tarihi: XIX. yüzyıl başı. (Aslı 1753)
Harem ve selamlık bölümlerinden oluşuyor, (çok harap durumda olduğu için, yeni malikleri tarafından 1984-87 yıllarında Harem bölümü yeniden inşa edilmiştir.)
Yüzölçümü: Selâmlık Binası 550 m2. Arsası 1000 m2.
Harem Binası 650 m2. Arsası 963 m2.
Toplam Binası -1200 m2. Arsası 1963 m2. Oda, salon, sofa adedi: 23 oda, 3 salon, 2 taşlık, 2 büyük sofa, 3 hela.
Tavan yükseklikleri: 4.5 m / asma kati: 2m.

1992
Kandilli Akıntıburnunda, eski Kandilli Sarayı yerine, kayalar üzerine oturtulmuş olup harem ve selâmlığı aynı sakaf (çatı) altındadır. XIX. yüzyıl ortasından itibaren Edip Efendi'nin ismine bağlanan, geniş yayvan yalının inşa tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber tarihçesi şöyledir:

Tarihçesi
Kaynak olması gereken; İslâm Ansiklopedisi ile Gümrük Rehberi Mecmuası'nın kayıtları başlangıç için ayrılıyor, sonra birleşiyor. İslâm Ansiklopedisi (fas. 53, 1967) tapu kayıtlarını esas aldığını belirterek şöyle yazıyor: "Tapu kayıtlarından ilk sahibinin Muammer Paşa olduğu, ondan Kani Paşa'ya geçtiği, Kani Paşa'dan da (Edip Efendi'nin torunu Asaf Bey'in verdiği bilgiye göre) 1887 tarihinde Edip Efendi tarafından satın alındığı anlaşılmaktadır."1888 yılında ölen Edip Efendi ***8220;Sicilli Osmai'ye göre" nizamsever muhasiplerdendir. Çeşitli defterdarIıklarda ve nazırlıklarda bulunmuştur. İyi yaşamasını bilen, çelebi ve zevk sahibi Edip Efendi Akıntıburnu***8217;ndaki yalıyı, o dönemin rahat, sade ve güzel eşyasıyla döşemiş, fakat burada ancak bir sene kadar yaşayabilmiştir.
Edip Efendi yalıyı aldıktan sonra mimarî karakteri bozulmaksızın esaslı bir tamirden geçirmiştir."
(Haluk Y.Şehsuvaroğlu-Hayat Mecmuası,1963)

Güney/Batıdan görünüş. Fotograf: Yılmaz Dinç 1974
Ahmet Esat, Gümrük Rehberi Mecmuası'nın (Mart/1948 tarihli sayısındaki) makalesinde Yalının H.1166 (M. 1753) de vefat eden Divitdâr Mehmet Emin Paşa tarafından yaptırıldığını, yine aynı mecmua nüshasında Edip Efendi'nin torunu Asaf Muammer, dedesinin bu yalıyı 1844 yılında Kani Paşa veresesinden 1500 altına satın aldığını yazmaktadır. ***8220;Edip Efendi ile aynı devirde Maliye Nazırlığı ve Rüsumat Emanetinde bulunan ve maliye mesleğinden yetişmiş olan; Kani Paşa ile Edip Efendi'nin dostlukları vardı."
(M. Celalettin Aksoy Kandilli'de Tarih TTOK/1982)

Harem Bölümü
1937 yılında (Edip Efendi veresesinden) Av. Ahmet Arif İyicigil satın alıyor, yalının bu bölümünü; "1/2 hisse olarak eşi, ½ hisse olarak annesi" üzerine tapuya kaydettiriyor.
Ahmet Arif Bey 1951 yılında öldükten sonra, annesi Nefise İyicigil de vefat ediyor ve hisseler dağılmaya başlıyor.

Yalının Kuzey/Batıdan görünüşü 1976.
1972***8217;de hissedarları: Meliha Eryuvası, Saide Berzenç, Mualla İyicigil, Muarra İyicigil, Av. Ragıp İyicigil, Lâmia Ünderen ve Didem-Didar-Belkıs Eryuvası idi. Bu tarihte yalının bu bölümüne 5 milyon TL. kıymet takdiri yapılmıştı. Bu gün haliyle, (harap sayılabilecek durumda) değeri 7,5 milyar olarak gösterilmektedir.

Selamlık Bölümü
Edip Efendi'den sonra yalının mülkiyeti torunu Asaf Bey'e, sonra ***8220;Asaf Bey'in oğlu Muammer Bey'e, Muammer Bey'in 1964 yılında ölümü üzerine iki kızı Şahika Frederiçi ve İptihaç Mertkal'a kalmıştı...
1990 yılı baharında yalı önünde aldığımız not şöyledir: Kuzey Bölümü (Harem) Um Denizcilik/Uğur Mengenecioğlu tarafından satın alındıktan sonra onarım yapılmıştır. Bu onarımın durumunu ayrıca kaydedeceğiz.
Güney (selâmlık) bölümünün mülkiyeti ise halen Mesut Göksu'dadır. Ada 931 parsel 1 (selamlık bölümü idi.)
"Dilekçe: 1.9.1983
Maliki bulunduğum Kandilli mh. 173 pafta 931/1 deki yalının tamirat onarım ve tadilatı için ...... Mesut Göksu"

Yapısı

Taş Oda 1987

Alt kat taşlık 1987
Tülay Bilginer röportajlarında ilk sahibi için daha değişik söylüyor: "Tapu kayıtları incelendiğinde ilk sahibinin Muammer Bey olduğu ortaya çıkıyor. Ondan da Kani Paşa almış. 1887 yılında da adını taşıyan Edip Efendi'nin mülkiyetine geçmiş."
(Hürriyet Gazetesi. Kasım 1987)
Yalı kârgir/kayıkhaneli bir bodrum katı üzerinde; iki ahşap/ bağdadi katlı idi (kuzey bölümü değişti). Birinci katta deniz cephesinde asma kat vardır. Deniz cephesi 39 m. dir. İki bölüm de -deniz yönünden- alt ve üst katlardan uzun koridorlarla bağlanmıştır. Aynı zamanda, harem köşesinden Selamlık köşesine kadar, oda ve salonlara, kapılarla birbiri içinden geçilmektedir. Bütün kapılar açıldığı vakit, yalı bir baştan diğer başına kadar görülebilir. "Harem ve Selamlık iki mülkiyet haline getirilince, ara kapı kapatılmıştır.
Yalının karakteristik taraflarından biri de; harem ve selâmlık kısımlarında birbiri karşısında bulunan büyük taşlıklar ve üst katlardaki sofalardır. Sofalar, kenarları kesik dikdörtgen "pahlı" plandadır. Rumelihisarı, Koruma no'su 135/sınıfi:1 olan Oduncubaşı/Aral yalısında da aynı planı görüyoruz.

Taşlıklar, eski Boğaziçi yapı düzeninde geniş, ferah, serin olma örneğini göstermektedir. İki tarafındaki pencereleriyle loş bir ışık elde ediliyor. Taşlıklarda, ahşap sütunlu, kavallı merdivenlerle önce sahanlığa, oradan da üst kata çıkılıyor. Binanın asıl cümle kapısı, selâmlık tarafındadır. Buradan selâmlık taşlığına girilmekte ve mabeyn'e açılan bir kapıdan harem'e girilmektedir.

Oda/Sofa Durumları
Selâmlık Bölümü: Bodrum katında 5 bölme; asma katta 3 oda, üst katta 2 oda, 2 salon, 1 büyük sofa, 2 hela vardır. Bu bölüm boş vaziyette ve çok harap durumdaydı. Fakat, tamir görmediği için orijinal vaziyetini (1984'e kadar) daha iyi koruyordu.
1984 yılında başlayan restorasyonda bu bölüm tamamen yenilenmiş, 1960/84 yılları arasında çekilen fotoğraflarda da belli olduğu gibi dış cephe aynen korunmuş, fakat, girişten itibaren sofa, eski dönemden kalma pide/yemek ocağı, taşlık ve bazı kısımlar tamamen değiştirilmiştir.

Edip Efendi Yalısı Selamlık Bölümü,
güney köşe odası 1963


Giriş sofası. Merdiven camekanı,
tekne tavan ve yan oda kapısı 1963
Restorasyon ruhsatı aynen şöyledir: "Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları İstanbul Bölge Kuruluşunun 269/9.3.1984 no. ve tarihli kararı ile: 1/B gurubu korunması gerekli eski eser restorasyonu.
Mim. Proje: Yüksek Mühendis Haluk Sezgin
Pafta: 173, ada 931 / parsel 2 Proje no: 84/3872
Uygulama: Dizayn İnşaat Mimarlık A.Ş.
Tekrar alt taşlığa dönelim: Merdiven yanında, Haremin alt katına geçiş yapan kapılar bulunuyor. İki tarafında, yuvarlak ahşap sütunlu, kavallı ahşap merdiven önce ''14 basamaklı" tek, sonra "11'er basamaklı" çift olarak üst kata çıkıyor. Sofaya çıkılınca; dört kesik kenarında ***8211;Beylerbeyi***8217;nde yanan Hasip Paşa Yalısı'nın daha basit şekliyle- dört küçük kompartıman var. Bu kompartımanlarda, servis odaları, yüklük, mutfak, "alaturka" helalar ve minik sofalar var. Birbirine geçilen ve sofalardan da girilen üç deniz odasının ahşap göbekleri önemli.
Harem bölümünde 1937-1950 arasında değiştirilmiş bulunan pencerelerin orijinal şekli burada görülüyor. Pencere üçlü giyotin tarzında. Tarabya/Villa Zarifis sahilhanesinin aynı.

Harem Bölümü:
Alt katta 1 dehliz üzerinde 6 oda, zemin katında odunluk/ kömürlük ve kayıkhane; üst katta 8 oda, 1 salon, 1 sofa. Kayıkhanesi kullanılan durumda değildir. Bu bölümde, tavanları yaldız nakışlı ve süslü salonlara daha fazla yer verilmiş. Tavan nakışlan arasına, 1887 yılında yapılan tamir sırasında bazı tablolar da resmolunmuş. Selâmlık bölümünden 100 m2. biraz daha büyük olan Harem bölümünün - kayıkhaneden, yan merdivenli aralıktaki çeşme yanından (Kapı no:21/1) ve yan taş merdivenlerin bitimine yakın, olmak üzere - üç girişi var. Harem'in -halen girişi olan- üçüncü kapısı, bahçe kapısından girersek görünüm şöyle: Ortası havuzlu küçük bir bahçe.
"Bu havuz 1940 yılından sonra "L" biçiminden "O" biçimine dönüştürülmüştür. Solda, çıkmalı, yeni ilâve bir çay odası; altı çeşme haznesidir. "Bu ek odanın yalının bütünlüğüne uymadığı hemen fark ediliyor.

Alt kat deniz tarafı, seki 1987

Alt kat sofa 1987

Yalının güney/batı cephesi. Dipte 1765 yılında yapılmış "kitabeli" Mehmet Paşa ruhu için yapılmış çeşme 1974 Yalının içi, eski köşk ve sahilsaraylarının iç dekorasyonuna uygundur. Nakışlı, beşik tarzı kanatları altında bu iç âlemi, dış görünüşünün aksine zengindir. Ayrıca sofalara açılan merdiven camekânları gösterişlidir. Pencerelerde de bir değişiklik yapılarak, giyotin tarzı yerine; içeriye doğru açılır, çift kanatlı hale getirilmişti. Geometrik/ceviz döşeme çok güzel parkeleri Edip Efendi zamanından kalma, iyi vaziyettedir,
Yalının biri Haremde, diğeri Selâmlık tarafında olmak üzere, kayalara oyulmuş iki sarnıcı vardır. Selâmlık sarnıcının önünde, 1179 (1765) yılında Mehmet Paşa ruhuna yapılmış bir çeşme ve kitabesi mevcuttur ki, bu çeşmenin tarihinden, bazı tarihçiler yalının inşa yılını çıkarma görüşündedirler.
"İki yangınla, özellikle Kandilli'nin iskele ile Vaniköy arasındaki yalılar ortadan kalkarken; bu sahada tek kurtulan bina Edip Efendi Yalısı olmuştur."
(Macide Ekimoğlu. Tez. 1970)

"Yalı 1850'de Kont Ostrorog yalısı ile aynı zamanda; aynı semtteki İsmail Paşa ile Abut Efendi yalıları da üç yıl sonra inşa edilmiştir."
(Mimar Lütfi Yazıcıoğlu. Taç Dergisi - Nisan 1977 )

(Kandilli) Edip Efendi Yalısı Selamlık Kısmı Restorasyonu:
Üsküdar ilçesi: Pafta 173, ada 931, parsel 1
İstanbul III. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararı No: 05.09.1991/3598
İstanbul Belediyesi Boğaziçi İmar Müdürlüğü Ruhsat No: 924022-26.01.1993
T.U.S. Restorasyon projesi: Haluk Sezgin (Y.Mim.)
Statik Proje: Balkar Mühendislik

1992
Mimari Biçimi
Yalının adını aldığı eski defterdar Edip Efendi buranın satın alma suretiyle sahibi olmuştur.(1887); buna göre yapısı daha eski olmalıdır, ama tam tarihi belli değildir.
Bu yalı da XIX. yüzyıl diğer yalıları gibi aynı karakterde bir espri taşımakta; temelde Boğaziçi yapı tarzını sürdürmekte, içte ise Avrupa bir dekora bürünmektedir: Özellikle bu etkileşim giriş sofasında -yabancı haslık ve ayaklı kolonlar ve onun üstündeki geniş firizlerde görülen madalyonlar içindeki peyzaj resimlerinde-ki, muşamba ve sıva üstü yağlıboya resimler devrin benzeri yalılarında da görülür ve oda tavanı dekorlarında belli olmaktadır.
Edip Efendi Yalısı deniz cephesi-Revizyon 1. Y.Mimar R.Necdet Arevi. 1983
Planı ise Türk usulü orta sofa (artı koridor) üzerinde düzenlenen oda biçimleri ile belirgindir. Dikdörtgen sofa köşelerinin 45° köşe kesimleri (pah)yeni bir biçim ortaya çıkarmakladır. Sofa merdivenleri burada ortadan çıkışlı olarak yine üç kolludur.
45° kenarlı biçim cephe köşe çıkmalarına da uygulanmıştır. Cephe cumbalar ahşap kolonlara bindirmedir; deniz cephesi sol kenar cumba ise iki kolon üzerine çıkmaktadır, altından taşlığa giriş vardır ve böylece bir kapı ön mahalli (Vorraum) teşkil edilmiştir.

Edip Efendi Yalısı güney cephesi, selamlık bölümü-Revizyon 1. Y.Mimar R.Necdet Arevi 1983.
Esas kat pencereleri yüksek ve üç bölümlü, üst başı hafif sehimlidir; alt kat pencereleri düz haslı ve iki bölümlü daha alçak, sürme pencerelidir. Bu kat, yüksek kârgir subasman katı üzerinde bir asma kat görünümü arz ediyor.

Kandilli/Akıntı Burnu'nun vaziyet planı
Yalılar yaz, kış kullanılmaya başlandıkça baca ihtiyacı doğmuştur; ama, buradaki gibi yerden bitme -soba borusu gibi-baca çıkıntıları kadar Boğaziçi estetiğine ters düşen görülmemiştir.
Bu yalı, bölgedeki en uzun cepheli (39 m.) yapılardan biridir ve deniz üstü rıhtımı, eski dönemler misali amme yolu (tarik-i aam) sayılmıştır.
Behçet Ünsal



Orijinal Kaynak : Orhan Erdenen "Boğaziçi Sahilhaneleri"
kaynak
__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
  #10  
Alt 18.11.08, 15:01
Jeli - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Oct 2006
İletiler: 6.516
Blog Başlıkları: 65
Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Jeli öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Cevap: Istanbul bogazici yalilari

Ethem Pertev bey yalisi


(Ada 109/parsel 10)
Yüzyılımızın başında (1860) inşa edilmiş olmasına arabesk ve artnouveau üslubuna rağmen, Boğaziçi posterlerinde baş*köşeyi işgal edenlerdendir.
Bir adı da "Süslü Yalı"dır. Saraylı -ihtida etmiş- Fatma hanım tarafından inşa ettirilmiştir. Ondan sonrasını eski Kanlıcalı Macit Durmaz'dan dinleyelim:
"Kanlıca körfezindeki Süslü (ahşap) Yalıyı eczacı Ethem Pertev, ondan 74 no'lu Şirket-i Hayriye vapuru kaptanı Hayri Kaptan almış. Şimdi (1.2.1974) varisleri Adnan İrfan beylere ait. Halen öğretmen Adnan Bey oturuyor."

"Saraylı Hanım Yalısı da deniliyor. Kazıklar üstünde iken altı doldurulmuş, arabesk balkon ilave edilmiştir (1910)."
Behçet Ünsal (İDMMA Dergisi, 1978 /3)
"Binanın yapılış tarihi yüzyılımızın başlarına aittir. Bu sebeple gerek plan düzeni gerekse cephe özellikleri döneminin karakterini taşır. Yüzyılımız başlarında eklektik üsluplar ile birlikte İngiltere menşeli Koloniyal ve Viktoryen stiller ev mimarimizi hatırı sayılır derecede etkilemiştir. Ethem Pertev Yalısı da yukarıda bahsedilen stillerden önemli ölçüde nasibini almıştır. Özellikle alt kattaki balkon süslemeleri ve saçak payandaları bu üslupların özelliklerini taşırlar. Adı geçen balkonun binaya sonradan ilave edilmiş olması da ihtimal dahilindedir.
Yalı iki bölümden ibarettir. Kanlıca yönündeki harem kısmı kayıkhaneler üzerine iki katlı olarak inşa edilmiştir. Harem kısmı binasına, içinde merdiveni bulunan bir sofadan girilir. Deniz tarafında odalar; diğer tarafta da servis kısımları bulunmaktadır. Üst katta ise aynı sofa mevcut olup deniz üzerinde iki tane olmak üzere dört odası vardır. Bu kattan, ayrıca, küçük bir merdivenle çatı arasına çıkılır. Yalının selamlık kısmı ise bahçenin diğer ucundadır. Tek katlı olan bu bina harem kısmı ile aynı mimari üsluba sahiptir. Boğaziçi'nin harem ve selamlıkları ender yalılarından olan bina geleneksel konut mimarisinin geç üsluba iyi bir uyarlamasıdır."
(Prof.Haluk Sezgin, Kalebodur Takvimi /1987)
Yalıyı "dönme" olduğu söylenen (neden dönme olduğu belli değil) bir Saraylı Hanım yaptırmış. Herhalde bir Sultan'ın gözdesi olmuş, yaşlanınca böyle bir mülkle ödüllendirilerek saraydan ayrılmıştı. Cabir Vada, burada uzun yıllar, kimseyle görüşüp konuşmadan yaşadığını anlatıyor. Galiba Ethem Pertev Bey onun kiracısı olarak ilkin 1905'te bu yalıda yaz geçirmeye başlamış ve 1908'de kiracılıktan çıkıp yalının sahibi olmuş.
Cabir Vada onunla ilgili hoş ya da hazin hikâyeler anlatıyor. Bunlardan birine göre kiracılığının ilk günlerinde Ethem Pertev Bey bir toplu iğneyi büküp olta iğnesine benzetiyor. Ucuna dikiş kutusundan çıkma iplik bağlıyor, yem yerine de bir zeytin tanesi takıp bu olağanüstü oltayı denize sarkıtıyor. Cabir Vada'ya göre "Boğaziçi'ndeki balıkların en adisi ve o nisbette de en arsızı olan çırçır" gelip bu iğneyi yutuyor. Oltasının avcılık yeteneği konusunda herhalde gerçekçi bir görüşü olan Ethem Pertev Bey, bu başarı üstüne, yalının uğurlu olduğuna inanıyor. Bu inanç, yalıyı ille de satın almak istemesinin nedenlerinden biri.
Ama ardından da hazin hikâye geliyor. Boğaz'dan geçen Romen gemileri büyük dalga yapar, yalıları zangırdatırlarmış. Ethem Bey'in küçük oğlu Fehmi, bu dalgaların aşağıdaki kayıkhaneyi ne hale getirdiğini merak etmiş. Bir gün yalıda konuklar var, öğle yemeği yenmiş, sıra dondurmaya gelmiş, dondurmalardan biri sahipsiz kalınca Fehmi'nin ortalıkta görünmediği farkediliyor. Konuklardan Cibali Eczanesi sahibi Necati çocuğun bu gemi dalgalarından söz ettiğini hatırlayıp kayıkhaneye koşunca, dipte cesedi buluyor. Bu olayın tarihi 1913'tür.

Ethem Pertev Bey'in doğumu 1871'dir. Türkiye eczacıhk tarihinin öbür önemli kişilerinden daha yaşlıdır; ibrahim Ethem 1880'de, Eczacıbaşı firmasını kuran Süleyman Ferit Bey 1888'de doğmuştu. Ethem Pertev Bey'in ailesi Bulgaristan'daki Tırnova kentinden İstanbul'a gelmişti. Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye'nin yeni açılan eczacılık bölümünün ilk mezunlarından (1895) olan Ethem Bey Aksaray'da kendi adını taşıyan eczaneyi açtı. Gene aynı yıl, Türkiye'nin ilk hazır ilâcı olarak bilinen "Sirop Pertev"i (Pertev kuvvet şurubu) üretmeye başladı. 1897'de dükkânına bir ortak aldı. Bu ortak, gene Tırnova'dan gelen Mekteb-i Tıbbiye hocalarından Doktor Hacı Nafiz Paşa'nın oğlu Hasan Bey'di. Ortaklık bir zaman sonra bozuldu ve Hasan Nafiz Bey Kadıköy'de kendi eczanesini açtı.
Ethem Pertev, Cumhuriyet'in ilânını izleyen yıllarda, Çemberlitaş'ta Matbaa-i Osmaniye binasının bir kısmını laboratuar haline getirdi, üretiminin çeşitlerini ve hacmini artırdı. Bu preparatlar içinde en çok tanınanı, birkaç kuşak insanın günlük hayatının en aşina nesneleri arasına giren Krem Pertev'dir. Bir zamanlar "Frigidaire" markasının genel olarak "buzdolabı" anlamında kullanılması gibi, her türlü kreme de "Krem Pertev" denirdi. Bunun yanısıra Pertev Diş Macunu, Diş Tozu, Briyantin Pertev ve Südorono Pertev de vardı. Yani Ethem Bey ilâçtan çok kozmetiğe ve "güzellik müstahzaratı" na yönelmişti. Ortadoğu ülkelerine hatır sayılır ihracat da yapıyordu. Bu arada birçok genç eczacının yetişmesine yardımcı oldu.
Cabir Vada, oğlunun acıklı ölümünden sonra Ethem Bey'in pek toparlanamadığını, birkaç yıl sonra havası daha yumuşaktır diye Erenköy'e "nakl-i hane" eylediğini ve orada öldüğünü yazıyor. Ölümü 1927'dir. Vada Ethem Bey'in "cismen malûl" olduğunu belirtmekle birlikte bunun ne olduğunu açıklamamış.
Ölümünden sonra kızı Mefharet Ertem (Sarper) ve oğlu Ertem Pertev eczaneyi yürüttüler. Aksaray'daki dükkânı 1954'te Menderes imarına girince Taksim'e, Pertev Apartmanı'na taşıdılar. 1960'ta bu eczane Eli Ventura'ya satıldı, adı da "Emel" oldu.
Kanhca'daki yalı ise 1932'de satıldı. Bir kaynağa göre Şirket-i Hayriye kaptanlarından Hayri Bey'e, bir kaynağa göre Mürşide Hanım adında birine (eğer onlar karı-koca v.b. değilse).
Bu yalıda henüz oturmaktayken, Ethem Pertev Bey Adliye Nezareti memurlarından Ziya Bey'in komşu arsasını satın almış ve arada küçük bir bahçe bırakarak güney sınır ucuna da selâmlık dairesi yaptırmıştı. Bu tek katlı küçük bina da hâlâ duruyor.
Orijinal kaynak: Orhan Erdenen "Boğaziçi Sahilhaneleri"
Murat Belge "Boğaziçinde Yalılar, İnsanlar"
kaynak
__________________
Mankind differs from the animals only by a little, and most people throw that away.

Nuve Muzemizi gezdinizmi?
sanal resim galerim
Konu kapatılmıştır.

Tags
boğaziçi, yalıları, ıstanbul

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 10:40 .