Nüve Forum

Nüve Forum > kütüphane > Toplum ve Yaşam > Genel Kültür > Genel Kültür -B- > Boğazlar sorunu-Osmanlılar döneminde-Cumhuriyet döneminde boğazlar

Genel Kültür -B- hakkinda Boğazlar sorunu-Osmanlılar döneminde-Cumhuriyet döneminde boğazlar ile ilgili bilgiler


Boğazlar sorunu denince, dünyada birçok boğaz olmasına karşılık akla hemen Çanakkale ve İstanbul boğazları gelir. Karadeniz ile Ege Denizi'ni ve Akdeniz'i birbirine bağlayan; ticaret ve askerlik yönünden önem taşıyan bu

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 01.12.08, 21:00
Şebnem - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Profesör
 
Üyelik tarihi: Sep 2006
İletiler: 6.616
Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!Şebnem öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Boğazlar sorunu-Osmanlılar döneminde-Cumhuriyet döneminde boğazlar

Boğazlar sorunu denince, dünyada birçok boğaz olmasına karşılık akla hemen Çanakkale ve İstanbul boğazları gelir. Karadeniz ile Ege Denizi'ni ve Akdeniz'i birbirine bağlayan; ticaret ve askerlik yönünden önem taşıyan bu boğazları ele geçirme ya da denetim altında tutma isteği tarih boyunca çeşitli devletler arasında savaş nedeni olmuştur. Asya'dan Avrupa'ya geçişin en kolay yollanndan biri olması ve Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerin öbür denizlere ancak bu yolla açılabilmesi Boğazlar'ın uluslararası önemini günümüze kadar yitirmeden korumasına yol açmıştır.
Osmanlılar Döneminde Boğazlar
Osmanlılar 1356'da Çanakkale Boğazı'nı geçerek ayak bastıkları Avrupa kıtasında, kısa sürede Trakya'yı ve ardından İstanbul'u ele geçirerek her iki boğaza da egemen oldular. 15. yüzyılın sonlarında kıyılarını ele geçirdikleri Karadeniz'i bir içdeniz durumuna getirdiler; gerektiğinde Boğazlar'ı kapatarak, bu denize gemilerin giriş çıkışını denetim altında tutmaya başladılar.
Osmanlılar 16. yüzyılda Fransa, İngiltere, Venedik ve Hollanda'ya tanıdıktan bazı haklarla (kapitülasyonlar) bu devletlerin gemilerine serbestçe geçiş ayncalığı verdi (bak. Kapitülasyon). Ama tanınan bu haklar Boğazlar'daki Osmanlı egemenliğini hiçbir biçimde sınırlamıyordu. Bu durum 18. yüzyılda Karadeniz'in kuzey kıyılarını ele geçiren Rusya ile 1774'te yapilan Küçük Kaynarca Antlaşmasına kadar sürdü. Bu antlaşma ile Rus ticaret gemileanne Boğazlar'dan serbestçe geçiş hakkı tanınınca, yabancı gemilerin Boğazlar'dan geçişi uluslararası bir sorun durumuna geldi. Çarlık Rusya'sının Karadeniz'den Akdeniz'e hiçbir sınırlamaya uğramadan geçme isteği giderek öteki büyük Avrupa ülkelerinin de işe karışmalanna yol açtı. Böylece İstanbul ve Çanakkale boğazlarından yabancı gemilerin geçişi konusu 19. yüzyıl içinde Avrupa devletleri arasında birçok kez siyasal anlaşmazlıklar çıkmasına neden oldu.
Napolyon'un Mısır'a saldırısı üzerine Fransa'ya karşı 1798'de Rusya ile imzalann işbirliği antlaşması uyarınca bu ülkenin gemilerine Boğazlar'dan geçiş hakkı tanındı. 1805'te yenilenen bu antlaşmaya eklenen bir gizli madde ile Osmanlılar yabancı ülkelerin savaş gemileanne Karadeniz'e çıkış izni vermemeyi kabul etti. 1807'de çıkan OsmanlıRus Savaşı'yla bu antlaşma yürürlükten kalktı. Ardından da 1809'da İngiltere ile imzalann yeni bir antlaşma uyarınca Boğazlar tüm yabancı savaş gemilerine kapatıldı. Rusya ancak Akkerman Antlaşması ile 1826'da Boğazlar'dan ticaret gemilerini geçirme hakkını yeniden elde edebildi. 1829'da imzalann Edirne Antlaşmasıyla bu hak geçerliliğini korurken, Boğazlar Osmanlılar'ın barış içinde bulunduğu tüm ülkelerin savaş gemileanne açıldı. Böylece Osmanlılar daha önce ikili antlaşmalarla verdikleri Boğazlar'dan geçiş hakkını tüm devletlere tanıyordu.
1833'teki Mısır sorununda (bak. Kavalali Mehmed Ali Paşa) Rusya'nın Osmanlılar'a yardımcı olmasına karşılık olarak Boğazlar' dan Rusya dışında hiçbir yabancı ülke savaş gemisinin geçirilmemesi kararlaştırıldı. Bu durum öbür Avrupa devletlerini fazlasıyla tedirgin etmişti. 1841'de İngiltere, Avusturya, Prusya, Rusya, Fransa ve Osmanlılar arasında imzalann Londra Antlaşması ile barış döneminde Boğazlar'ın tüm yabancı devletlerin savaş gemileanne kapalı tutulması karara bağlarıdı. Bu tarihe kadar tek yanlı sözleşmelerle yürütülen Boğazlar'a ilişkin düzenlemeler artık uluslararası toplarıtılarla karara bağlarımaya başlarııyordu. Bu antlaşma, 1871'deki Londra Konferansı'nda Osmanlılar'ın dost ülkelerin savaş gemileanne barış zamanında Boğazlar'ı açabileceği konusunda bir madde eklenmesiyle I. Dünya Savaşı sonuna kadar geçerliliğini korudu.
Cumhuriyet Döneminde Boğazlar
I. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan Osmanlılar'ın 1920'de imzaladıkları Sevr (Sevres) Antlaşması Boğazlar'ın yönetimini uluslararası bir komisyona bırakıyordu. Bu durum 24 Temmuz 1923'te imzalann Lozan Barış Antlaşması'na kadar sürdü. Lozan Barış Antlaşması'yla Boğazlar Türkler'e geri verildi. Geçiş serbest olacak; ilgili işlemleri Milletler Cemiyeti'ne bağlı ve başkanı Türk olan bir komisyon yürütecekti. Ayrıca Boğazlar'ın iki yakası da askerden arındırılacaktı.
Lozan'la doğan yeni durum Sevr'e göre daha olumluydu, ama Türkiye'nin gene de Boğazlar'dan geçiş üzerinde denetim hakkı yoktu. Türk hükümeti Lozan Barış Antlaşmasında yer alan Boğazlar sözleşmesinin Türkiye'nin egemenlik haklarını sınırladığını öne sürerek değişiklik önerisinde bulundu. 1936'da Montrö'de (Montreux) topların uluslararası konferansta Uluslararası Boğazlar Komisyon'u kaldırılarak yetkileri Türk hükümetine verildi. Yabancı ticaret gemilerinin boğazlardan geçişi serbest olacaktı. Savaş gemilerinin geçişine ise sınırlamalar getirildi. Lozan Barış Antlaşması ile askerden arındırılmış olan Boğazlar, bundan böyle Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki herhangi bir bölge gibi askeri bakımdan Türk ordusunun görev ve sorumluluk alanı içine girdi.
Boğazlar Sorunu bundan sonra ve özellikle II. Dünya Savaşı'nı izleyen günlerde uluslararası düzeyde zaman zaman gündeme geldiyse de Türkiye'yi etkileyecek bir gelişme olmadı.
BOHEMYA. Eskiden ayrı bir devlet ve güçlü bir krallık olan Bohemya bugün Doğu Avrupa'da Çekoslovakya Sosyalist Cumhuriyeti' nin bir parçasıdır. Çekoslovakya, aralannda ülkeye adlarını veren Çekler ve Slovaklar'ın da bulunduğu değişik halkları barındırır. Bohemya Çekler'in 1.500 yıllık yurdudur ve bugün Çekoslovakya'nın en verimli ve gelişkin bölgesidir. Başkent Prag da bu bölgededir.
Bohemya, eşkenar dörtgen biçimindedir; ormanlarla kaplı yüksek tepeler ve dağlarla dört yanından kuşatılmıştır. Bu dağlarda değerli madenler vardır. Ortaçağda Avrupa'daki en zengin gümüş yatakları Bohemya'daydı. Bohemya bugün gelişmiş birçok sanayiye sahiptir.
Bohemya'nın ortasında çeşitli tahılların yetiştiği, meyve bahçelerinin bulunduğu verimli topraklar vardır. Yol kenarlarında bile elma ve kiraz ağaçları sıralanır. Kırsal kesimde çok sayıda çiftlik bulunur.
Çekler'in Slav kökenli atalan İS ilk yüzyıllarda Bohemya ve hemen doğusundaki Moravya'ya yerleştiler. Bohemyalılar'ın en büyük düşmanı Başlangıçta Almanlar, sonradan Avusturyalılar oldu. Almanlarla uzun süre savaştıktan sonra, Bohemya Prensi Otakar 1198'de kral oldu. Bohemya ile Moravya'yı kapsayan krallık gelişip güçlendi. Otakar'in Avusturyalılarla savaşırken ölmesi üzerine krallık toprak yitirdi. Taht çekişmeleri baş gösterdi. Kutsal RomaGermen İmparatoru olan IV. Kari, I. Karel adıyla Bohemya kralı da oldu. Prag Üniversitesi'nin kurucusu olan IV. Kari döneminden sonra Bohemya tarihinde bazı sorunlar çıktı. Halk Başlangıçta Roma Katolik Kilisesi'ne bağlıydı. 15. yüzyılda din reformcusu Jan Hus Protestan Kilisesi'ni kurunca, Bohemya ile Moravya'da birçok kişi ona katıldı. 1415'te Hus'un resmi kiliseyle bağdaşmayan inançlar aşılayan bir kişi olduğu savıyla, kazığa bağlanarak yakılmasından sonra Bohemya'da kanlı din savaşları başladı.
1526'da Bohemya ile Moravya, Avusturya İmparatorluğu'nun bir parçası oldu ve yaklaşık 400 yıl Avusturya'nın yönetiminde kaldı (bak. Avusturya İmparatorluğu). Ne var ki, ulusal duygular hiçbir zaman yok olmadı. 19. yüzyılda Alman yöneticilere ve Bohemya'ya yerleşmiş olan Almanlar'a karşı ayaklanmalar baş gösterdi. I. Dünya Savaşı sonunda bağımsızlıklarına kavuşan Bohemya ve Moravya, başka bazı halklarla birlikte 18 Ekim 1918'de yeni Çekoslovakya Devleti'ni kurdular. Bohemya tarihinin bu bölümünü ÇEKOSLOVAKYA maddesinde okuyabilirsiniz.


Kaynak:1-cilt:3
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
boğazlar, döneminde, döneminde-cumhuriyet, sorunu-osmanlılar

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 20:32 .