Nüve Forum


Genel Kültür -G- hakkinda Gönül ile ilgili bilgiler


GÖNÜL, -nlü a. 1. Duyguların kaynağı: Bir kimsenin gönlünü kırmak. Gönlünü kazanmak. ***8212;2. istek, arzu: Okumaya gönlü yok ki çalışsın. ***8212;3. Aşk: Gönül macerası. Gönül oyunları. ***8212;4. Vicdan: Ben ona

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 14.06.10, 22:42
Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 21.463
Blog Başlıkları: 13
CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!CiwCiw öyle bir şöhrete sahip ki kendinden önce namı yürüyor!
Standart Gönül

GÖNÜL, -nlü a. 1. Duyguların kaynağı: Bir kimsenin gönlünü kırmak. Gönlünü kazanmak. ***8212;2. istek, arzu: Okumaya gönlü yok ki çalışsın. ***8212;3. Aşk: Gönül macerası. Gönül oyunları. ***8212;4. Vicdan: Ben ona hiçbir kötülük yapmadım, gönlüm rahat. Gönül borcu. ***8212;5. Gönül açmak, neşelendirin şeylerle iç sıkıntısını gidermek, ferahlık vermek. || (Birine) gönül akıtmak, ona âşık olmak, onu sevmek: ilk görüşte bu yörük kızına gönül akıtmıştı. || Gönül almak, gönlünü almak, kırılan, incinen birini güzel bir davranış ya da okşayıcı sözlerle memnun etmek: Alındığını anlayınca gönlünü almaya çalıştı. || Gönül alçaklığı, kendini üstün görmeme durumu. || Gönül avcısı, geçici aşklar ardında koşan, çapkın kimse. || Gönül bağı, duygusal ilişki, sevgi bağı. || Gönül bağlamak, birini içten sevmek, bütün sevgisini ona vermek. |[ Gönül belası, aşk yüzünden çekilen sıkıntı, dert. || Gönül birliği, duygusal ortaklık. || Gönül borcu, bir kimsenin gördüğü iyiliğe karşı kendini borçlu sayması. || Gönül borçlusu, gördüğü iyiliğin karşılığını vermek duygusu içinde olan kimse. || Gönül bulandırmak, midesini bulandırmak; içine kuşku düşürmek: Bu işte gönlünü bulandıran bir yön vardı. || Gönül çekmek, sevdalanmak, âşık olmak; aşk acısına katlanmak. || Gönül çöküşü, yaşama gücünün tükenmesi. || Gönül darlığı, içsıkıntı-sı, bunaltı. || Gönül eğlencesi, kişiye hoşça vakit geçirten, onu eğlendiren şey, kimse. || Gönül eğlendirmek, bir kimse ya da şey ile geçici olarak oyalanıp hoşça vakit geçirmek: Her akşam toplanır, içip oynayarak gönül eğlendirirdi. || Gönül eri, gönül adamı, açık ve iyi yürekli, hoşgörülü, güvenilir kimse. || Gönül ferahlığı, dertsizlik, tasasızlık, içinin rahat olma durumu. || Gönül gezdirmek, dolaştırmak, seçim yapabilmek için birçok şey üzerinde durup düşünmek. || Gönül hoşluğuyla, gönül rızasıyla, hiçbir baskı ya da zorlama altında kalmaksızın, severek, isteyerek: Alın, kullanın, gönül hoşluğuyla veriyorum. || Gönül indirmek, önceden beğenip istemediği bir şeye sonradan razı olmak. || Gönül kırmak, gönül yıkmak, bir söz ya da davranışla bir kimseyi incitmek, üzüp gücendirmek: Kaba davranıp gönül kırmaktan kaçınmak. || (Bir kimseye) gönül koymak, bir kimseye gücenmek, onun söz ya da davranışından alınmak: Ziyaretine gitmediğim için bana gönül koymuş. || Gönül maskarası, aşk yüzünden onun bunun eğlencesi olan, gülünç duruma düşen kimse. || Gönül okşamak, bir kimseyi güzel bir söz ya da davranışla sevindirmek. || Gönül okşayıcı, ferahlık veren, hoşa giden: Gönül okşayıcı sözler söylemek. || Gönül rahatlığı, her türlü üzüntü ve tasadan sıyrılmış olma durumu, iç huzuru. || Gönül tokluğu, payına düşene razı olma, çokta gözü olmama durumu; göz tokluğu. || Gönül vermek, bir kimseye sevgi ile bağlanmak, onu içten sevmek: Yoksul bir kıza gönül vermiş. || Gönül yarası, aşk acısı. || (Birini) gönülden çıkarmak, bir kimseyi artık sevmez, anmaz olmak: Aramıyorsunuz, yoksa gönülden çıkardınız mı bizi? || (Bir kimseyi) gönülden çıkarmamak, sevilen birini unutmamak, onun sevgisini sürdürmek. || (Birini, bir şeyi) gönülden geçirmek, onu söze dönüştürmeden anmak, düşünmek, istemek. || Gönülden ırak olmak, sevilmemek, sevgiden yoksun olmak. || (Birine) gönlü akmak, bir kimseye karşı derin bir sevgi ve ilgi duymak. || Gönlü bol, olanaklarının sınırlılığına karşın cömertçe davranan, eli açık, gözü tok kimse için kullanılır. || Gönlü bulanmak, midesi bulanmak. || (Bir şeyi)gönlü çekmek, bir şeyi canı istemek, ona imrenmek: Gönlün ne çekiyorsa, söyle bulup getirelim. || Gönlü çelinmek, bir kimsenin güzel söz ve davranışlarına kapılmak ya da birine gönül kaptırmak. || Gönlü gani, gönlü gözü gani, cömert ve gözü tok kimseler için kullanılır. || Gönlü gözü açılmak, sıkıntılarından kurtulup ferahlamak. || (Birinin) gönlü ile oynamak, birini seviyormuş gibi davranarak onunla eğlenmek ya da onu avutmak. || (Birine) gönlü ilişmek, takılmak, bir kimseye karşı içinde sevgi ve ilgi uyanmak, gönlü akmak. || Gönlü kalmak, elde etmeyi isteyip de bunu gerçekleştiremediği bir şeye karşı isteğini sürdürmek, gözü kalmak; birine gücenmek, kırılmak. || Gönlü kanmak, bir işle ilgili olarak içi rahatlamak, o işe aklı yatmak. || Gönlü kara, kıskanç, başkalarının kötülüğünü isteyen kimse için söylenir. || Gönlü kararmak, yaşama isteği ve tutkusu kalmamak, hiçbir şeyden tat, zevk almaz olmak: Bir ağırlığın altındaymış gibi eziliyor, gönlü kararıyordu. || Bir şeyde gönlü olmak, o şeyi sevip istemek: Böyle bir arabada eskiden beri gönlüm var. || (Bir şeye) gönlü olmak, kabul etmek, razı olmak: Sonunda bizimle gelmeye gönlü oldu. || Gönlü razı olmamak, bir şeyi hiç istememek, kabul etmemek: Onun bu ağır işlerde çalışmasına gönlüm razı olmuyor. || Gönlü tok, gereksinimlerini karşılayacak ölçüde mal ve para ile yetinen, daha fazlasını istemeyen kimse için kullanılır. || Gönlü zengin, olanakları sınırlı da olsa malını, parasını cömertçe vermekten çekinmeyen kimse için kullanılır: Paramız az ama gönlümüz zengin. || Gönlünden kopmak, bir kimseye temiz duygularla bir iyilik yapmayı kararlaştırmak, içinde ona bir şey verme isteği uyanmak: Herkes gönlünden kopanı versin. || Gönlüne doğmak, bir şeyin olacağını gösteren en küçük bir belirti yokken bile olacağı içine doğmak, sezmek: Babasının geleceği gönlüne doğmuş gibi kalktı, onu karşılamaya gitti. || Gönlüne göre, dileğine uygun olarak: Tam gönlüne göre bir eş bulmuştu. || Gönlünü avlamak, gönlünü çelmek, gönlünü kapmak, bir kimseyi kendine âşık etmek. || Gönlünü etmek, yapmak, bir kimseyi bir işe razı etmek: Babasının gönlünü edince annesi sesini bile çıkarmadı. || (Birinin) gönlünü hoş etmek, isteğini yerine getirerek onu sevindirmek. || Gönlünü pazara çıkarmak, kendine göre olup olmadığını düşünmeden, bir seçmeye gitmeden rasgele birini sevmek. || Gönlünün dümeni bozuk, gönül işlerinde kararlılık göstermeyen, istekleri sürekli olarak değişen kimseler için kullanılır. ***8212;Tasav. insanın akıl üstü bilgisine (marifet) ulaşma gücü ya da bu tür bilgilerin insanda doğduğu; dünya nimetlerinden ve geçici isteklerin bağından kurtulan sufide Allah'ın tecelli ettiği ve Allah'la ilgili bilgilerin (marifetullah) geldiği yer. (Bk. ansikl. böl.)
***8212;ANSİKL. Ed. Divan şiirinde âşığın gönlünde üzüntü ve sevinçlerinin, sevgi, hasret, umut, kıskançlık duygularının yer aldığı anlatılır. Arapça "kalp", farsça "dil" sözcükleri bu anlamda kullanılır. Bu edebiyatta anlatıldığına göre âşığın gönlü haraptır, ancak sevgilinin ilgisiyle şenlenir. Mızrağa, eşkıyaya benzetilen "gamze" (yan bakış) tarafından yaralanıp yağmalanır. Padişaha benzetilen sevgilinin karşısında âşık da içinde onun yer aldığı gönlünü "Bağdat, Mısır, vilayet, iklim" diye anar. Yine bu yüzden gönül "saray, taht, divan, tahtgâh" sayılır. Gönül daima hastadır (sayrı, bimar); bu hastalığa ancak sevgili ilaç olabilir. Sevgiliden ayrı düştüğü için ağlayıp sızladığından gönül aynı zamanda delidir (şûride, şeyda, mecnun, vâlih). Deliyi bağlayan zincir ise sevgilinin saçlarıdır. Âşığın gönlü saçların ağına, tuzağına yakalanır. Gönül âşığın büyü yapan sevgiliye düşkünlüğü dolayısıyla da divanedir. Ona kayıtsız şartsız bağlılığı nedeniyle esirdir Sevgilinin yüzü "mus-hafa", boyu "elif", dudağı "mim", saçı "lam" ve "cim" harflerine benzetildiğin-den her an bunlarla uğraşan âşığın gönlü harfleri öğrenerek yazıyı sökmeye çalışan çocuğa (tıfl) benzetilir. Gönlün çoğu zaman da kuşa benzetilişi, avcı sayılan (sayyat) sevgilinin tuzağına yakalanandandır. Şairin gönlü sevgilisi için durmadan güzel sözler düşündüğünden gönül aynı zamanda "bülbül" ve "papağan"dır Zayıflıktan kemikleri çıkmış âşığın gönlü kafesteki esir kuş olarak da yorumlanmıştır. Sevgilinin oka benzeyen yan bakışı karşısında gönlü "nişangâh"tır. Sevgilinin si-temiyle kırılacağından "sırça, kâse, kadeh, sâgar, câm" gibi nesnelere benzetilir: "Yine zevrak-ı derûnum kırılıp kenâre düştü / Dayanır mı şişedir bu rehi seng-sâre düştü" (Gönül kayığım yine kırılıp kıyıya vurdu. Dayanır mı şişedir, taşlık yola düştü) [Şeyh Galip].
***8212;Tasav. Sutilere göre, Kâbe nasıl bütün müslümanların maddesel beytullahı ise, gönül de sufinin manevi beytullahıdır. Bu nedenle gönül, her türlü kötü duygulardan, dünya tutkularından mal mülk edinme isteğinden uzak tutulmalı ve arındırılmalıdır. Böylelikle gönül, tanrısal tecelliye ve başka insanlara kapalı olan tanrısal bilgilere açık olabilir.
Hemen bütün sufi düşünürler, varlıkların ve olayların doğru yönlerini kavrama ve gerçeklere ulaşmada gönle, akıl ve duyuların üstünde yer verirler Haris-i Muhasibi, Ebu Talip Mekkl, Ebu Hamit Gazali, ibn Arabi, Ferüdittin Attar, Molla Cami, Mevlana gibi sufi düşünürler, akıl ve duyularla ulaşılan bilgilere kuşkuyla bakmalarına karşılık, tanrısal sırların, varlıkların ve olayların mutlak gerçeklerinin ancak tanrısal bir bağış olarak arınmış gönüllerde bulunabileceğini belirtirler Gazali, el-Munkız adlı yapıtında, peygamberliğin gerçek yönünün kavranabilmesi ve onlara vahiy yoluyla gelen bilgilerin benzerlerine ulaşılabilmesi için, peygamberlerin yaptığı gibi gönlü arındırmaya, temizlemeye başvurulması gerektiğini belirtir. Bu durumda, gönlün sezgi gücü artacak ve başka insanlara kapalı olan gerçekler, bu hazırlığı yapanların gönüllerinde bir ışık gibi parlayacaktır. Gönül, bir yandan doğaya, bir yandan da tanrısal âleme açıktır. Onu doğa dünyasına açanlar, tanrısal âlemle ilişkisini kesmiş, kapatanlar ise tanrısal gerçeklere açık tutmuş olurlar.

kaynak:2-cilt:8
__________________
NEVART AKADEMİ
www.nevart.net
Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Disleksi Eğitimi
Okuma Güçlüğü
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
gönül

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 23:47 .