iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 23:12 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Tartışma Platformu » Sayın sözcüğündeki gizem..

Tartışma Platformu Gündemdeki önemli konular ve onlar hakkında yapılan yorumları buradan okuyabilir, siz de kendi yorumunuzu paylaşabilirsiniz... Tartışmaya katılabilirsiniz.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #11  
Alt 01.08.07, 14:41
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Deh dedim Cumhuriyet bir adım gitmiyor.

DEH DEDİM,CUMHURİYET BİR ADIM GİTMİYOR

Bu seçim tarihe geçecek.
Geçecek ancak nasıl geçecek,ileride nasıl yorumlanacak,nasıl izah edilecek mesele de işte burada yatmaktadır.
Artık herkesin şapkasını önüne koyma zamanıdır.Herkes dememdeki kasıt kendisini aydın ilan edenler değil,milletin onlara aydın sıfatını verdikleridir.
"Yani birtakım insanların biz aydınlar"sözleri ile başlattıkları demeçlerden bahsetmiyorum.Aydın olmak çok özel bir durumdur.Uzatmadan özetle aydın olmanın ilk ve vazgeçilmez şartı olan cesaretli olarak doğruları herkesle paylaşabimek olarak tanımlayabilir sonra da diğer şartları sıralayabiliriz.
O halde ilk şart olan doğruyu ne pahasına olursa olsun söylemekle başlayalım....
Evet AKP bir seçimden güçlenerek çıkmıştır.Milletimiz AKP ve temsilcilerine inanmış ya da inandırılmıştır.
Nasıl değerlendiriseniz değerlendiriniz.Kimse kimseye cebri bir kuvvet uygulayarak bu oy oranını artırdı diyemez.Derse ki bunu isbatlamak durumundadır.
Belki münferit olaylar,bazı yerlerde baskıcı güdülemeler olmuştur,olabilir de.
Ancak bunu millete mal etmek doğru değildir.
Sonuç:2.Cumhuriyetçilerin bir başarısı hatta ZAFERİ dir.
Öyle ise doğru tahlil yapmakta fayda var.
Düşününüz;
Atatürk'ten bu yana ki İsmet İnönü dönemi de dahil oklmak üzere kim cumhuriyet temelerinin güçlendirilmesi,doğmaların dışlanarak doğru inanç sisteminin yer etmesini sağlayabilmiştir ki?
Hadi 2.cumhuriyetçilerin görevi budur diyelim.
Ya Atatürkçü olduğunu iddia edenlerin?
Hiç mi Atatürk ilkelerini benimseyen iktidar olamdı?
Diyelim ki olmadı.
Hadi öyle olsun.
Peki sormazmıyım,STK'ların,ADD'lerin,Türk tarih kurumunun,Üniversitelerin,hepsinden önemlisi de Atatürkçülerin hiç sorumluluğu yokmuyudu?
Tarikatleşen Türkiye'nin önündeki tehlikeyi hiç görecek,millete anlatacak aydın yokmuydu?
Diyelim ki var,diyelim ki oldu,anlattık.
Peki o halde Tarikatlerin,cemaatlerin üstün olan yanları neydi ki onlar milleti kandırabildi?
Millet mi kandı yoksa topyekün olarak 2.cumhuriyetçimiyiz vaya 2.cumhuriyetçilere göz yummamız karşılığında ne aldı ki aydınlarımız bunlar milletin beyninden kaçırıldı?
Ör:Bir ADD var önümüzde.
Nedir bu ADD'nin açılımı?
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
Hadi o halde açalım.
Atatürkçü olanlar ya da olduğunu iddia edenlere sorarım,bir nutuk neden bir ilmihal gibi bastırılamadı?Ya da Risaleler daha mı önemliydi?Yoksa onların vakti var iken diğerlerinin vakti mi yoktu?Veya onların paraları varken kaynakları belli olmasa da varken,diğerlerinin kaynakları mı yoktu?
Bir nutuk neden ücretsiz dağıtılmadı?
TBMM'ye giren ve kendisine Atatürkçü diyen ve Atatürk'ün mirasını yiyenlere soruyorum.....
Ey CHP yönetimi?
Ey Atatürk'ün mirasını yiyenler ve o mirasın üzerinde paylaşım kavgası verenler......

TBMM'de neden "Nutuk ilk okuldan başlayarak okutulmalıdır"diyerek teklif vermediniz?
Ama cami açmaya,özellikle de Alamanya'ya imam yollamak için kadro kapma yarışına gelince tam gaz gittiniz?
Emperyalizm haklıdır diyenlere ve onlardan destek alarak yola çıkanlara"Evet haklılar,Başbakan olmalıdır"dediniz ve destek oldunuz.
Ancak bir Atatürk'ün ilkelerini zorunlu olarak ilk mektepten başlatmak için tek bir teklif veremediniz.
Ancak dini eğitimin özgürlük olduğu savını öne sürenelere "Evet doğrudur,herkes inançlarını öğrenmelidir" diyebildiniz ve sac ayağı oluşturabildiniz?
Ancak yıllardır Atatürk'ün ilkelerini de öğrenmek istiyorum diyenlere tek bir yerde "Evet doğrudur,İnsanlar istediği bilgiyi çocuklarına okullarda doğru şekilde öğretmeli yoksa
başka yollardan yanlış öğrenebilirler"diyemediniz.
Atatürk'ü putlaştırırlarken onlara destek çıktınız.Neden putlaştırıyoruz,neden doğruları öğretmiyoruz demediniz?
Atatürk'ün yakın silah erkadaşlarından olan Rahmetli Kazım Karabekir'in de inançlara alet edilemsine bu nedenle de sanki Atatürk ile arasında düşmanlık varmış gibi algılatmalarına göz yumdunuz.
Bunlara engel olmak için hiçbir girişimde bulunmadınız.Üstüne üstlük te 1938'den bu yana aynı senaryolar defalarca uygulamaya kondu,sizler seyrettiniz.
Artık seyirci locasında oturma hakkınız dahi kalmadı.Bu gerçeği dahi göremeyecek kadar körlük ya da Atatürk'e ihanet içerisinde olduğunuzu artık millet biliyor.
İşte bu nedenledir ki CHP birdaha bu kadrolarla ve bu zihniyetle sadece ve sadece tarih sayfalarından hatırlanacak bir hal almıştır.
Üstüne üstlük te DSP seçime girmediği halde bu sonuçları aldınız.
Ya DSP'de seçime girseydi ne yapacaktınız ki?
İşte AKP'nin neden kazandığını ve bundan sonra da 2.cumhuriyetin neden kazanacağını akladınız mı?
Milletimizi suçlayanlara seleniyorum.Suçlu milletimiz değil,Milletimizi suçlamaya çalışanlar,pişkinler,yüzsüzler,arsızlardır.
Bir hikaye ile bitireyim Uzatmak istemiyorum.
Akıl hastanesinde bir adamıatmak üzerelrmiş.Adam demiş ki"Yahu ben yazarım.Roman yazarıyım.Neden beni atıyorsunuz ki buraya?Verin defter kalem ben yazacağım"
Vermişler eline 13-15 adet defter bir okadar kalem.
Birsüre sonra bir ziyaretçi gelmiş akıl hastaesini
denetleyecek.Akıllarıan bu romancı gelmiş o vakit.Bakın adam ne yapıyor demişler.Adam bayılmış kendinden geçmiş vaziyette yatıyor.Bakmışlar ki bayılmamış.Sadece düşünüyor.Boman bir yerde kalmış onu düşünüyor.Onlar da merak etmiş ve başlamış okumaya.....
Bakmışlar ki adam 6-7 defter yazmış.
Okumaya balşlamışlar, ne görsünler gerçekten akıcı,çok güzel roman yazıyor.
Okumayadevam etmilşler....
Roman kahramanları bir kız ile bir oğlan.
Kız ile oğlan bir dere kenarına geliyor.Kız Atına DEH diyor ve bir atlayışta dreyi geçiyor.
Sıra delikanlıya geliyor,DEH dedim at gitmedi,deh dedim at gitmedi,deh dedim at gitmedi,deh dedim at gitmedi,deh dedim at gitmedi,deh dedim at gitmedi,deh dedim at gitmedi,............
İşte Atatürk cumhuriyeti de aynen bu romandaki
gibi.......
Deh dedim cumhuriyet bir adım dahi gitmiyor,deh dedim cumhuriyet bir adım dahi gitmiyor,deh dedim cumhuriyet bir adım dahi gitmiyor,deh dedim cumhuriyet bir adım dahi gitmiyor,...............
Sanırım ki ben de yazımı bu şekilde bitirmeliyim.
Deh dedim cumhuriyet bir adım dahi gitmiyor,
Saygı ile....23 Temmuz 2007 14:00
Ahmet Dursun

Yazıhakkında gelen yorumları görmek isteyenlere..
http://ahmetdursun.gemisi.com/
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #12  
Alt 01.08.07, 14:42
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Mehmet Akif,Kelleler için.

MEHMET AKİF,KELLELER İÇİN NE DEMİŞ?

"Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor
Bir hilâl uğruna yâ Râb ne güneşler batıyor!"
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın!
Here ü meco ettiğin edvara da yetmez o kitab
Seni ancak ebediyetler eder istiab!"

Sonsuzluğa emanet edilmiş, uğurlanmış Mehmetçiğin artık neye ihtiyacı var? 0 şair yetinmez; o şanlı şehide Mehmetçiğe hâlâ bir makber tahayyülü içindedir, Kabe'yi getirip başına dikecek, gökleri kubbe yapacak, yıldızları şamdan.
''Bu taşındır diyerek Kabe'yi diksem başına
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına
Sonra gök kubbeyi alsam da rida namıyle
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle
Ebr-i nisanı açık türbene çatsam da tavan
Yedi kandilli Süreyyayı uzatsam oradan
Sen bu avizenin altında bürünmüş kanına
Uzanırken gece Mehtabı getirsem yanına
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem
Tüllenen mağribi akşamları sarsam yarana
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana''
En iyisi, Hakkın müjdelediği gibi, dûn-ü devletin hükmüne râm olmak: Onu, milletimizin has evlâdını, bizim Ülis'imiz, Mehmetçiği Peygamber'in yanına uğurlamak...
"Ey şehit oğlu şehit isteme benden makber!
Sana aguşunu açmış duruyor PEYGAMBER
?''
*************************
Şimdi de Sayın Erdoğan ne demiş bakalım diyeceğim ancak ben o satırları tekrar etmekten hicap (Örtü-Kapatmak)ederim.
Meydanlarda M.Akif'in şiirlerini örnek alacak karakter,bu kelimeleri söyleyebilir mi?
Kim,Kimi kandırıyor acaba?
M.Akif'in şiirlerini alırken onun şahsiyet ve karakterinden de acaba nasiplenmeyi hiç düşünmüyorlar mı?
Onun Vatan ve Mehmetçik sevgisinden hiç nasiplenmeyi düşünmüyorlar mı?
Tabii ki bu tümü için geçerlidir.Yani Şehitlerimiz üzerinden siyaset yapmaya kalkan her kim ise,her nekadar iseler tamamı içindir.
Zira sayın kelimesini dahi nerede ise kullanmayacağım,artık o hale geldik.Bu konudaki bir yazımı da altta paylaşıyorum.
Şimdi de sorarım,acaba bu cenah hala neden bahsettiğini biliyor mu?
Ya da bu güruha destek olanlar neyi desteklediğini bilerek mi destekliyorlar?
Tabii ki sadece AKP'mi zan veya sorumluluk altındadır derseniz ben şunu derim.
Aslında 1922'de başlayan Cumhuriyet'i yıkma girişimleri Atatürk'ün ölümünden sonra tam anlamda hız kazanmış ve bunun sebepleri ya da sebep olanları da ne yazık ki inançları başka deyişle,en kolay kullanım alanı bulunan,en yaygın araç olan inançları kullanarak bu günlere gelinmiştir.

ÇOCUKLARIMIZA MİRAS OLARAK DÜRÜSTLÜK İLKESİNİ BIRAKMADIĞIMIZ SÜRECE DE BU KADER OLMAKTAN ÇIKAMAYACAKTIR.YANİ KADER MİŞ GİBİ ALGILATTIRILACAK TIR.
İşte bu nedenle Çocuklarımız olan geleceğimiz saydıklarımıza Arsa,Ev,Banka da para bırakmak yerine öncelikle bırakacağımız şey Dürüstlük olmadıkça,Asla başarılı olamayacağız.
Saygı ile..
Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 01.08.07, 14:43
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Aramızdaki Fark.

ARAMIZDAKİ FARK,ACABA NE DİR?

Yansıtmak ve... Eylem.
Zengin ve fakir ülkeler arasındaki fark ülkelerin yaşı değildir.
Mesela,
Hindistan ve Mısır gibi ülkelerin ikibin yıldan fazla geçmişi vardır ve fakirdirler.
Öbür taraftan,
Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi 150 sene önce isimleri bilinmeyen ülkeler kalkınmış ve zengin ülkelerdir.

Doğal kaynakların var olup olmaması da zengin ülke fakir ülke arasındaki farkı yaratmaz !!
Japonya..
Ufacık bir adaya sıkışmış, %80 arazisi tarıma ve hayvancılığa uygun olmayan bir ülkedir ama aynı zamandadünyanın ikinci büyük ekonomisidir.
Ülke dev bir bir yüzer fabrika gibidir, bütün dünyadan ham madde ithal eder, sonra da bütün dünyaya bitmiş ürün ihraç eder.
Diğer bir örnek,
Kakao yetiştiremeyen ancak dünyanın en kaliteli çukulatasını üreten İsviçre dir. 4 ay da sürse de kısa yaz döneminde toprağıda ekerler, hayvancılık ta yaparlar. Bu yetersizlikte bile ürettikleri süt ürünleri en iyi kalitededir. Bu ufak ülke yansıttığı güvenli, düzenli ve çalışkan ülke imajı sayesinde dünyanın para kasası olmayı da başarmıştır.
Zengin ve fakir ülkelerin yöneticilerini birbirleriyle karşılaştırdığınızda aralarında önemli bir fark bulamazsınız.
Irk ve deri rengi de önemli değildir.
Kendi ülkelerinde tembel olarak tanınan işçiler aslında zengin Avrupa ülkelerinin arkasındaki ana üretici güçtür.
Peki....
O zaman aradaki fark nereden gelmektedir?
Fark ;
Uzun yıllardır kültür ve eğitim ile içlerine işlenen değişik bakış açısıdır.Zengin ve kalkınmış ülke insanlarının davranışlarını incelediğimizde,büyük bir çoğunluğun şu prensiplere kalben inandığını görüyoruz....
1. Temel ahlaki kurallar
2. Dürüstlük
3. Sorumluluk
4. Kanun ve kurallara saygı
5. Başkalarının hakkına saygı
6. Çalışkanlık
7. Tasarruf ve yatırıma inanç
8. İrade
9. Dakiklik
Geri kalmış ülkelerde nüfusun çok küçük bir azınlığı bu prensiplere inanmaktadır.
Biz,doğal kaynaklarımız olmadığı için veya doğa bize karşı zalim davrandığı için fakir değiliz.
Biz, doğru bakış açısına sahip olmadığımız için fakiriz. Zengin ve kalkınmış ülkeleri o noktaya getiren işlevsel prensiplere uymak ve bunları çocuklarımıza öğretmek azmimiz olmadığı için hala fakiriz.
**********************
ÇOCUKLARIMIZA MİRAS OLARAK DÜRÜSTLÜK İLKESİNİ BIRAKMADIĞIMIZ SÜRECE DE BU KADER OLMAKTAN ÇIKAMAYACAKTIR.YANİ KADER MİŞ GİBİ ALGILATTIRILACAK TIR.
İşte bu nedenle Çocuklarımız olan geleceğimiz saydıklarımıza Arsa,Ev,Banka da para bırakmak yerine öncelikle bırakacağımız şey Dürüstlük olmadıkça,Asla başarılı olamayacağız.
Saygı ile..
Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 01.08.07, 14:44
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Allah ile aldatanlar.

ALLAH İLE ALDATANLARA DARBE...

Allah ile aldatanlar sözüde nereden çıktı diyenleriniz olacaktır.Onu da açıklayacağım.
Lakin önce bir iki söz söylemeliyim.
Daha evvel de yazdıklarımı tekrar etmekten ben bıktım usandım ancak milleti kandırmaktan bunlar bıkmadı usanmadı.
Şu mitinglere kadar artık ben dahi diyordum ki,bu millet kandırılmayı nede çok özlemiş,ne de çok seviyormuş.
Meğerse yanılmışım.Hayatımda belkide yanıldığıma sevindiğim ender durumlardan birisini daha yaşamış oldum.Bu yanılgım benim için çok sevindirici olmuştur.
Bu yanılgıma sebep olanlar gerçek iman sahibi,gerçek vatan severlerdir.
Bu da Atatürk İlke ve devrimlerine sahip çıkmaktan geçer.
Çünki büyük Atatürk,Milletine çok güvenmişti.Milletin vatan sevgisini bir namus olarak gördüğüne çok inanmış idi.
İnançlarını asla sahte din adamlarına alet ettirmeyeceğine çok inanmış idi.
Şükürler olsun ki büyük Atatürk bunda hiç yanılmadı.
Şükürler olsun ki Allah ile aldatanlara artık bu millet pirim vermeyeceğini gösterdi.
Bundan dolayı çok ama çok mutluyum.
İşte Allah(cc)ile aldatanlara yine Kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim den ayetler ile açıklama getireyim.
Hatta hiç yoruma dahi gerek yok.Sadece ayeteri belirteyim.
Atatürk'ü ve dolayısı ile Atatütk'ün de neden Allah ile aldatılmayı engellemeye çalıştığını ve Laik olmanın ne demek olduğunu daha iyi anlayacağız.
İşte yoruma dahi gerek duyulmayacak kadar net olan ayetler...
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla:

Allah ile aldatmak:
Ey insanlar, Rabb'inizden korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç) bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın. (LOKMAN SURESİ / 33)

Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın . (FATIR SURESİ / 5)

(Münafıklar) Onlara seslenirler: "Biz sizlerle birlikte değil miydik?" Derler ki: "Evet, ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını) gözetip-beklediniz, (Allah'a ve İslam'a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldaltıcı da sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak, hatta masumca sizden görünerek) aldatmış oldu." ( HADİD SURESİ / 14)
Saygı ile....
Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 01.08.07, 14:46
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Ortadoğunun Binlerce Yildan Beri Başina Gelenleri 90 Saniyede Görün.

ORTADOĞUNUN BİNLERCE YILDAN BERİ BAŞINA GELENLERİ 90 SANİYEDE GÖRÜN.
Ve bu yazıya gelen bazı yorumlarıda sunuyorum.
http://www.mapsofwar.com/ind/imperial-history.html
Bu adresi paylaşan sayın Çekiç'e teşekkürler.
------------
Ayrıca sizlere komşu ülkeler bazında incelemenin yapıldığı bir video görüntüsünü de özellikle kaçıranlar için tekrar bakmalarını öneriyorum.
Hedef Neden TÜRKİYE?
http://trtube.com/izle.php?v=nbrjlocmci
Saygılar....
Ahmet Dursun
**********
Muhterem Ahmet bey
Nereden bulmussaniz, fevkalade arastirma yapmisiniz. Tebrik ederim. Ekliyecegim iki sey daha var. Avrupa Türklerden iki büyük darbe yedi. Ikisinide asla unutmadi ve unutmak istemiyor ve unutmayacakta.
1. 1453 te bir hristiyanlik imparatorlugunu tarihe gömdük. O zaman Roma ile Bizans'in arasi acilmasindan dolayi buna en cok sevinen Roma olmustu ama, sonradan hatalarini anladilar ve her firsatta Ayasofya'nin camiye cevrilmesinden bahsederler. Bende onlara 554 seneden beri tek bir gün harp yüzü görmemis, borbardimana ugramamis bir Avrupa sehrini göstermelerini soruyorum. Aceba Istanbul Sevres muahedesine göre bir Avrupa, mesela Ingiltere, Fransa, Italya, Rusya, Yunanistan gibi, devletini idaresinde bulunsaydi Hitler'in ne yapacagini görmek isterdim diye cevap veriyorum. Ikinci cihan harbi Avrupa'da 5.5 sene gibi zamana kisaltildiysa bu Türklerin sayesinde olmustur. Türkiye'niun istikrarli siyaseti olmasaydi Hitler coktan Musul, Baku petrollarina ugrasmis ve harbi 1943 te kendi hakimiyeti altinda sona erdirmisti. Bundan almanlar dahi bahsetmek istemezler.
Hristiyanlik Avrupa'ya Anadolu'dan yayildi, Roma'dan degil.
2. Avrupa tarih kitaplari istemiyerek dahi olsa, Sevres muahedesinden söz eder, ama Lausanne muahedesinden bahsetmez. Zaten hic kimse maglubiyetinden bahsetmez ve bahsetmek dahi istemez. 1870 ten beri gözlerini Anadolu'ya dikenlerin rüyasi bir anda kabusa döndü. Bati Dogunun karsisinda tarihi boyunca basini bu derece egmedi. 20nci asrin en uzun ömürü beynelminel hayatta kalan muahedesi. Avrupa'nin gözüne diken gibi batiyor.
Tekrar tesekkür ediyor ve tebrik ediyorum.
Hürmetlerimle
Dr. Azmi Güran
Prof.Eng.Emeritus (U of P)
a.gee
***********
SAYIN AHMET DURSUN BU GONDERDİGİNİZ NEDEN HEDEF TURKİYE VİDEOSUNU BANA VCD YADA FARKLI BİR FORMATTA GONDEREBİLİRSENİZ COK MUTLU OLACAGIM..
BANA BİR SEKİLDSE BU VİDEOYU SAGLIKLI BİR SEKİLDE ULASTIRIN LUTFEN
SEVGİ VE SELAMLARIMLA
Senol KUTLU
**********
Turklerin orta asyadan butun bu activitelerden once north EU ya eskimo usa indian south America indians link ine baglayacak calismayi da yapabilir misiniz pls.. yoksa some UK scientist is satrting from Sudan Afrika part and playing it into evolution..

where some of us understands that there could be creation at all levels, than there is evolution in hybrid interdecipline and vertical both and all directions... ... but the ones stuck in one and having the media and money and power in their hand , these groups are distorting the perceptions ... is hurting ..
besides ergenekon mytho and roman are the same.. .. where the migrations started .. is where we find indo eu lanhuages and altaik -uygur languages ..west mongolia and north of india heavenly pretty turklands ergenekon area..
please see if you can make a map ....pls
Nmuradoglu
*************
Bu konuda çok ilginç bir kitap var. A Peaced to End All Peace. by Fromkin.
Seyma Celik ARSEL





Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 01.08.07, 14:48
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Gizlenen Amerikan Rezaleti-1

Amerikan askerleri tecavüz, adam öldürme, Atatürk'e ve Tük bayrağına hakaret dâhil olmak üzere Türkiye'de sayısız suç işlemelerine rağmen ceza almadılar:
Türkiye'deki Amerikan rezaleti!
Marhall Yardımı ve NATO görevleri nedeniyle Türkiye'de bulunan Amerikalılar, 1950–1970 yılları arasında Türk bayrağına ve Atatürk'e hakaret başta olmak üzere ırza geçmek, kaçakçılık, adam öldürmek, esrar satmak gibi sayısız suç işlemiş, ancak bu suçların hiç birisinden ceza almamışlar. Kırmızı Çizgi Dergisi'nin Temmuz sayısında İlhami Yangın imzasıyla yayınlanan araştırmaya göre, Türkiye NATO'ya üye olduktan sonra ülkemizdeki Amerikalı asker ve uzman sayısı 30 bine ulaştı. İkili anlaşmalar gereğince, Amerikalılar görev başındayken Türk polisi onlara müdahale edemiyordu. Bu ise Amerikalıların cesaretini arttırdı, güpegündüz adam vurdular, sokakta insanlara saldırdılar, bayrağımıza ve Atatürk'e hakaret ettiler. Ayrıca Amerikan asker ve uzmanlarının işledikleri suçların basın organlarında yayınlanmasına da yasak getirilmişti.

Amerika kıtasının asıl sakinlerinin medeni insanlar olduğu vurgulanan haberde, Avrupalıların bu kıtaya akın etmesi ile yeni bir dönem başladığı belirtilerek şöyle deniliyor:

Kristof Kolomb 1492 yılında Amerika'ya ayak bastığında, Türk savaş gemilerini atlatarak Hindistan'a ulaştığını zannedecek düzeyde coğrafya bilgisine sahipti. 1498'deki üçüncü seferinde bile Venezuella sahillerini halen Doğu Hindistan kıyıları, Paria Körfezi'ne dökülen dört nehri de Nil, Fırat, Dicle ve Ganj nehirleri sanıyordu. 1500'de Brezilya'ya ayak basmış olan Cabral'da Hindistan'a geldiğini sanmaktaydı. Amerika'nın Hindistan olmayıp aslında yeni bir kıta olduğunu 1507'de kıtaya ayak basan Americo Vespuci anlamıştır.

Türklerin deniz ve karadaki önemli ticaret yollarının büyük bölümüne sahip olmaları Avrupalıları tamamen yeni kıtaya sevketti. Amerika'nın zenginlikleri Avrupalıların dilinden düşmüyordu.

Avrupa'da ne kadar Katil, hırsız, ırz düşmanı, maceraperest, kilisenin aforozundan kurtulmak isteyen dinsiz varsa kısa yoldan zengin olmak için Amerikaya akın ettiler. Öyleki 1500–1550 yıllarında Avrupa altın stokunda 57 misli artma görülmüştür.

İspanya, Portekiz, İngiltere, Galler, İrlanda, Fransa, Hollanda gibi Avrupa ülkeleri Amerika'da koloniler oluşturdular.

Haiti Adası beyazlar tarafından keşfedildiğinde nüfusu 500 bin civarındaydı, 22 yıl sonra ise yapılan katliamlar neticesinde 13 bine inmişti. Sadece Peru'da katledilen Kızılderililerin sayısını araştırmacılar bir milyon olarak vermektedir. Tarihçilere göre eğer imha edilmeselerdi Kızılderililerin sayısı bugün 500 milyon civarında olacaktı. Oysa bugün Amerika topraklarında yaşayan Kızılderililerin sayısı ancak binlerle ifade edilmektedir.
İspanya'nın desteği ile Peru'yu işgal etmeye giden Pizzaro ve Almagro, İnka kralı tarafından dostlukla kabul edilmişti. Bu jestine karşılık olarak kralı ateşte kızartmadan önce cennete gitmesi için vaftiz etiler.

Avrupalıların ateşli silahlarının üstünlüğü karşısında kıta sakinleri hiçbir karşılık veremiyorlardı. Amerika'da büyük bir katliam gerçekleştirip bütün topraklara el koyan Avrupalılar bu kez de silahsız savunmasız zencileri zorla köle olarak Amerika'ya götürmeye başladılar.
Barbaros "İstila edelim!"
Karadeniz'den sonra Akdeniz de bir Türk gölü haline gelince donanmalarımız Atlas, Hint ve Pasifik Okyanusu'na yelken açmış, Barbaros'un yeni keşfedilen Amerika'yı istila teklifi devşirme sadrazamlardan Damat İbrahim Paşa tarafından reddedilmişti.

Murat Reis 17. asrın ilk yarısında Manş'ı geçip kuzey Kutup dairesine girmiş, bunu Ali Biçin Reis'in İzlanda seferi izlemiş, ardından Buz Denizi aşılarak New Fouland Adası ve Kanada'nın St. Lawrance Labrador kıyılarına demir atılmıştır. Böylece Amerika kıtasına ulaşılmış hatta daha da güneye inilerek Virginia sahilleri topa tutulmuştu. Amerikalılarla Türklerin ilk münasebetleri işte böyle gümbürtülü bir şekilde başladı.

1869 yılında Sultan Abdülaziz zamanında Amerika'dan Türkülerimize konu olan 600 bin Martini tüfek ile 114 bin Spingfield tüfeği alındı. Bu silahlar Amerikan iç savaşından (1861–1865) arta kalan silahlardı. Savaş bittiği için Amerikalılar ellerinde kalan işe yaramaz silahlarını satmak için Türklerle anlaşmıştı.

Amerika ile ikinci münasebetimiz Birinci Cihan Harbi sonrasında oldu. Amerikalı General James G. Harbourd emrinde 15 asker, 31 sivil 46 kişilik yüksek mütehassıs heyeti ile emrinde Amerika'nın Akdeniz'de üstlenmiş savaş sahnesindeki kuvvetli donanması, o günün değeri 750 bin dolar tahsisatı olduğu halde Türk topraklarına ayak bastı. Amerikalı General'in görevi Türk topraklarında bir Ermeni devleti oluşturmaktı.

General Harbourd ve yanındaki heyet Doğu Anadolu'yu gezdi, bölge halkıyla görüştü. 20–22 Eylül 1919'da Sivas'da bulunan Mustafa Kemal Paşa'yla da bir görüşme yaptı. Bu görüşme Türk tarihindeki en önemli görüşmelerden birisidir. Mustafa Kemal Paşa, Amerikalı meslektaşını Ermeni propagandasına kanmaması için uyardı. Bölgenin tamamen Türklerden müteşekkil olduğunu anlattı.
Görüşme sonrası ikna olan General bir rapor yazarak Anadolu'nun Ermeni propagandasına feda edilmesinin tarihi bir hata olacağını belirtti. Bölgenin tarih boyunca da Türk yerleşimi olduğunu söyleyen General Harbourd, Ermeni devleti kurulması fikrinden vazgeçilmesini istedi.
"Well Come Missouri"
Amerika ile üçüncü önemli münasebetimiz yine bir savaş sonunda oldu. İkinci Dünya Savaşı'nın galiplerinden Sovyetler Birliği'nin diktatörü Stalin, Kars/Ardahan ve Boğazlarda üs kurma hakkı talep edince, Türkiye 1948'de Marshall yardımı almaya ve 1951 yılında NATO'ya girmeye mecbur kaldı.

Stalin'in üs isteğinden hemen sonrasında Türk-Amerikan diplomatik ilişkileri hızlanmaya başlamıştı. Türkiye'yi, Sovyetlere kaptırmak istemeyen Amerika, Stalin'in üs talebinin hemen ardından aradığı fırsatı bulmakta gecikmedi. Washington'da vefat eden Türkiye'nin Amerika Büyükelçisi Münir Ertegün'ün cenazesinin Türkiye'ye gönderilmesi gerekiyordu. Amerika bunun için donanmasının en gözde zırhlısını Missouri'yi görevlendirdi. Japonya'nın teslim antlaşması da döneminin en büyük zırlısı olan bu gemide imzalanmıştı.

1 Nisan 1946 günü Missouri zırhlısı Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e girdi. Washington'da ölen Türkiye Büyükelçisi Münir Ertegün'ün cenazesini Türkiye'ye getiriyordu. Zırhlının süvari kaptanı Rascol H. Hillenkolt'un yanında Truman'ın özel temsilcisi Alexander Weddel vardı.

İstanbul'da ise konukları iyi ağırlamak için hummalı bir çalışma sürmekteydi. PTT Missouri için seri bir hatıra pulu bastırmış, Tekel ise piyasaya Missouri adında bir sigara çıkartmıştı. Gazeteler bütün sayfalarını Missouri'nin ziyaretine ayırmıştı.

Gemi Dolmabahçeye yanaşacağı için Karaköyden Beşiktaş'a kadar bütün evler aynı renge boyandı. Taksim alanında ampullerden kocaman bir Missouri maketi yapılmış, geceleri ışıl ışıl yanmaktaydı. Ayrıca camilerin minarelerine İngilizce "Well Come Missouri" yazan mahyalar asıldı.

Tramvaylar, otobüsler, taksiler gelen emirle yıkanıp temizlendi. Gazetelerde taksiciler, dolmuşçular röportajlar veriyor, dost Amerikan askerlerine bedava hizmet edeceklerini, hiç birinden para almayacaklarını söylüyorlardı.

Türkiye'deki bütün genelevler taranarak en güzel kadınlar İstanbul genelevine taşındı. Ayrıca İstanbul genelevi en seçkin doktorların başkanlığında inceden inceye gözden geçirildi. Bütün kadınların temiz ve güzel elbiseler giyinmesi sağlandı. Missouri zırhlısı gidene kadar Türk erkeklerinin içeriye alınmaması emri verildi.
Esnaflar zabıtalar tarafından tek tek tembih edilerek para vermek istemeyen Amerikan askerlerinin zorlanmaması istendi.

Ayrıca Emniyet Müdürlüğü Amerikan askerlerine yardımcı olmaları ve ihtiyaçlarını karşılamaları konusunda bütün polis ve bekçilere kurs verdi. Amerikan askerlerine kolaylık gösterilecek, kesinlikle kötü davranılmayacaktı.

İstanbul'un hem valisi hem de belediye başkanı olan Lütfü Kırdar Taksim Belediye Salonu'nda Amerikan Başkanı'nın özel temsilcisi ve gemi komutanları onuruna büyük bir ziyafet düzenlemek için çalışmalar yapıyordu. Ankara'dan gelen bir emirle konukların Dolmabahçe Sarayı'nda ağırlanması daha daha uygun görülerek hazırlıklar saraya kaydırıldı.

5 Nisan 1946 Cuma sabahı Missouri Zırhlısı Dolmabahçe önünde demirledi. On binlerce İstanbullu ünlü zırhlıyı ve Amerikan askerlerini görebilmek için Dolmabahçe önüne gelmişti.

Elçi'nin cenazesi kimsenin umurunda olmamıştı. Bu nedenle, ne zaman nasıl çıkartılıp nereye götürüldüğünü kimse göremedi. Ortalık bayram yeri gibiydi. Bu arada Amerikan başkanının özel temsilcisi ve komutanlar zırhlıdan çıkarak onurlarına düzenlenen yemeğe gitti.

Truman'ın özel temsilcisi Weddel, Dolmabahçe Sarayı'ndaki yemekten sonra Milli Şef İsmet İnönü ile görüşmek üzere Ankara'ya hareket etti.

Bu arada binlerce Amerikan askeri İstanbul sokaklarına dökülmüştü. En kısa zamanda hepsi körkütük sarhoş olmuş, İstanbul tarihinde hiç yaşanmamış garip bir durum çıkmıştı ortaya. Önde sarhoş Amerikan askerleri, onların arkasında onların her istediklerini yerine getirmek için didinen görevliler. Barların, gece kulüplerinin önlerinde, yollarda "yes! Yes!" diye bağıran muhabbet tellalları.
Amerikan askerleri güpegündüz yollarda, tramvaylarda, kızlara sarkıntılık emeye başladılar. Karşı koyan, kadın, kız, nişanlı, kardeş Amerikan askerlerinden dayak yemezse de, polisten azar işitiyordu.

Çok zaman geçmedi ki karakollar dolmaya başladı. Arcak karakolları dolduranlar sarkıntılık eden Amerikan askerleri değil, şikâyetçi olan İstanbullulardı. Polisler her ne olursa olsun Amerikan askerlerinin karakola getirlmemesi için emir almışlardı.
Missouri Zırhlısı 9 Nisan 1946 günü İstanbul'dan ayrıldı. Ancak yapılan anlaşma uyarınca daha fazla sayıda Amerikan askeri, uzmanı ve personeli Türkiye'ye gelecekti. Bu sayı Türkiye'nin NATO'ya üye olmasıyla birlikte 30 bin kişiyi aşacaktı.

Devamı.2.bölümde
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 01.08.07, 14:50
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Cevap: Gizlenen Amerikan Rezaleti-2

Türkiye Teksas'a döndü
Amerikalılar gelmeden kısa bir süre önce gazetelerde Amerika'yı öven Türklere Amerikalıları sevdirmeyi amaçlayan yayınlar yapılmaya başladı. Gün geçmiyordu ki, "Amerikalılar Türkiye'de petrol buldular", "zengin olduk", "zengin maden yataklarımızı gün ışığına çıkacak" , "petrol yataklarımız Suudi Arabistan'dan fazla" haberleri çıkmasın.
Ve Amerikalılar geldiler
7.09.1050. Ankara Yenişehir'de oturan Mr. Morris adındaki Amerikalı uzman kapısınının önünde bıraktığı motorsikletinin çamurluğuna dokunan 11 yaşındaki Turhan adındaki çocuğu evinin penceresinden av tüfeği ile vurdu. Yaralı çocuk hastaneye kaldırıldı. Mr. Morris görevi başında olduğunu söylediğinden polisler dokunamadı. Amerikalı ceza almadı.
3.01 1953. Amerikan Kongresi üyelerinden Mr. Sonston, Kongrede yaptığı konuşmada Türkiye'deki Amerikalıların sekreter adı altında metres tuttuklarını söyledi.

20.11.1957. Samsun'da Şehir Gazinosu'nda Amerikalılar Atatürk'ün resmini yırttılar.

1957 yılında Ankara, İzmir ve İstanbul'da yalnız erkek çocukların çalıştırıldığı fuhuş evleri çoğaldığı tespit edildi.

30.09.1955. Samsun'da içki içen on kadar Amerikan askeri ara sokaklarda nara atarak gezerken kızlara sarkıntılık yaptılar. Kendilerini önlemeye çalışan ve efendi olmaya davet eden mahalle bekçisini dövdüler. Olaya vatandaşlar da müdahil oldu. Amerikalı askerler kendilerini önlemeye gelen jandarmalara da saldırıp bir jandarma eri ve bir bekçiyi ağır yaraladılar. Çünkü karşılarındaki erler ve bekçiler aldıkları emir nedeniyle Amerikalı askerlere zor kullanama konusunda uyarılmışlardı. Sonunda halk galeyana gelerek Amerikalı askerlerin hepsini dövdü.

28.06.1955. Bir Amerikalı Hilton Oteli asansöründe görevli kıza tecavüz etmeye kalkıştı. Kızın bağırması üzerine yetişenler kızı kurtardı.
18.03.1959. Bill adındaki bir Amerikalı 15 yaşındaki bir kıza tecavüz etti.

23.04.1959. Tuslog'da çalışan Amerikalılar gece kulubünde Türklere çatarak kavga çıkarttılar. Dışarı çıkartılan Amerikalılar burada da nara atarak etrafa küfredince toplanan halk tarafından yuhalandılar. Amerikalılar polis kordonu altında evlerine götürüldüler.

13.08. 1959. Amerikalı çavuşların yönettiği büyük bir kaçakçılık çetesi yakalandı. İki Amerikalı general ve iki albaydan oluşan bir heyet Türkiye'ye geldi. Bu heyetten sonra bir başka heyet daha Türkiye'ye gelerek olayın basına yansımaması için uyarıda bulundular. Heyet hükümetten bu işi kapatmasını istedi. Mahkemeye yayın yasağı kondu. İki Amerikalı mahkeme esnasında tanıkların önünde Atatürk'e küfretti. Bütün bu olanlara ve tanıklara rağmen Amerikalılar delil yetersizliği gerekçe gösterilerek bütün suçlardan beraat ettiler.

14.09. 1959. Amerikalı bir çavuşun evini randevu evine çevirdiği tespit edildi 3 Amerikalı fuhuş yaparken yakalandı.

7.11.1959. tarihi itibarıyle Türkiye içerisinde serbestçe çalışan dört Amerikan mahkemesi vardı. Amerikalılar Türkiye'de 300'den fazla suç işlemişlerdi.

15.04.1961. Amerikalı astsubay Calvin Hubert, yol dışındaki bir çimenlikte uyumakta olan bir erimizi cipiyle kasten çiğneyerek öldürdü. Gelen polislere görevli olduğunu söyleyerek serbest bırakıldı.

18.04.1961. Amerikalı bir subay biri on iki yaşında olan iki Türk çocuğunu özel arabası ile çiğneyerek öldürdü. Ceza almadı.

15.06.1961. Evinde fuhuş yaptıran bir Amerikalı karakola gelmeyi reddetmişse de polis kendisini karakola götürüldü. Amerikalı'nın küçük yaştaki kızları çalıştırdığı tespit edildi.

16.07.1961. Amerikalılar plajda halka ellerinde saldırmalarla hücum ettiler. Gelen polislere ise görevleri başında olduklarını söylediler. Ceza almadılar.

18.03.1962. Bir Amerikalı çavuş Gebze yolu üzerinde bir Türkü çiğneyerek öldürdü.

7.10.1962. Amerikalı kadın Binbaşı Miltret Butler bir Türk'ü çiğneyerek öldürdü.

21.10.1962. Adana İncirlik Üssü Sendika Başkanı Canan Bıçakçı bir açıklama yaparak üste çalışan Türk görevlilere Amerikalıların kötü davrandığını, sürekli hakaret bulunduklarını ve küfür ettiklerini söyledi.

22.10.1962. Amerikalı Çavuş John Menemen yolu üzerinde bir Türk'ü çiğneyerek ölümüne sebebiyet verdi.

11.08.1963. İzmir'de büyük seks partisi. Radar üssünde görev yapan Amerikalılar seks partisi düzenlediler. Camlar açık olduğu için halk ortalıkta dolaşan çırılçıplar kızlar görünce polise haber verdi. Amerikalılar gelen polislere görev başında olduklarını söyleyince polis müdahale edemedi. 15 kadar küçük kıza tecavüz edildiği halde, Amerikalılara dokunulamadı.

6.05.1964. Tuslog'da görevli bir Amerikalı yüzbaşı ve çavuş Türk bayrağına hakaret etti.

11.05.1964. Bayrağımızı yırtan bir Amerikalı Wilburd Martin "Bütün Türkler …. Çocuğudur" diyerek hakaret etti.

13.06.1964. Bir Amerikalı asker Türk kadınına cebren tecavüz etti.

24.06.1964. Adana'da John adındaki bir Amerikalı çavuş mahalle bekçisini vurdu. Bekçi Resul ağır yaralı.

28.11.1964. Bir Amerikalı çavuş zorla bir kızın evine girmek istedi. Mahalle halkı kızın bağırması üzerine olaya engel oldu. Kız sinir krizleri geçirdi.

6.12.1964. Ankara Amerikalı çavuş Veysel adındaki Türk'ü arabasıyla ezdi.

20.04.1966. Ankara'da çavuş Glen bütün mahallenin gözü önünde bir bayanın kapısına dayandı ve kırmak istedi vatandaşlar olaya engel oldu.

16.05.1966. Büyükadada otuz Amerikan askeri içki içtikten sonra etrafa saldırdı, vatandaşları dövdü, sarhoş Amerikan askerlerine polis müdahale edemedi.

6.08.1966 Çavuş Keith Esentepe'de Mediha isimli bir kadını ezerek ölümüne sebebiyet verdi.

Aynı tarihte Diyarbakır'a 20 kilometre uzaktaki Pirinçlik hava alanında korumakla görevli Türk birliğinin başındaki subaya Amerikalı subay silah çekti. Birliğin başındaki Türk teğmenin adı Yılmaz Baysan'dı. Amerikalılar teğmeni silah zoruyla hapsettiler. Türk birliğindeki diğer askerler silahlarını alarak komutanlarını kurtardılar.

16.61961. Amerikalı S.W Topkapı Sarayı Bağdat Köşkü'nden sedef kakmalı takımları çalarken yakalandı. İfadesinde Türkiye'yi çok sevdiğini amacının hırsızlık değil Türkiye'den anı götürmek olduğunu söyledi.

(Komünist propagandasına malzeme olmasını engellemek amacıyla Amerikalıların Türkiye'de işledikleri suçlara büyük ölçüde sansür uygulanmış, sadece Amerikalıların isimleri değil mağdurların isimleri bile gizli tutulmuştur.)
İnönü: "Sökebilirsen sök!"
Amerikalı uzmanlar, askeri ve sivil devlet kademelerine dolmuşlardı. İsmet İnönü bu konuda şunları söylüyor:

"Daha bağımsız, şahsiyetli dış politika izlenmesini istiyorsunuz. Herkes aynı şeyden bahsediyor. Nasıl yapacağım ben bunu? Karar vereceğim ve işi teknisyenlere havale edeceğim. Onlar etraflı çalışmalarını yapacaklar, tekliflerini hazırlayacaklar. Yapabilirler mi bunu?

Hepsinin etrafında uzman denilen yabancılar dolu. İğfal etmeye çalışıyorlar. Muvafak olamazlarsa işi sürüncemede bıraktırmaya çalışıyorlar. O da olmazsa karşı tedbir alıyorlar. Bir görev veriyorum. Neticesi bana gelmeden Washington'a gidiyor. Sonuç memurumdan önce sefirden öğreniyorum. Böyle mi teslim ettik biz bu devleti? Bana şimdiye kadar bunlar tarafından hazırlanmış derdimize deva tek rapor göstermediler. Hepsi yasak savma kabilinden şeyler. Ne yapıyorsak kendi elemanlarımızla yapıyoruz. Peki, bu binlerce adam "avara kasnak" gibi dolaşmıyorlar ya? Elbette kendileri için önemli marifetleri var.

İstiklal Harbi'nden sonra sulh anlaşmasında esas mücadele bu uzmanlar konusunda oldu. Yoksa hudutlar fiili bir durum idi. Tazminat işini iki devlet aramızda hal ederdik. Bütün mücadele idaremize tasallut yüzünden çıktı. Bir tek uzman vermek için büyük tavizlerde bulunmaya hazırdılar.

Dayattık. Biz onların ne için ısrar ettiğini biliyorduk. Onlar bizim niçin inatla reddettiğimizi biliyorlardı. Böyledir bu işler. Peygamber edası ile size dünyaları vaad ederler, imzayı attınız mı ertesi günü gelmişlerdir. Ondan sonra sökebilirsen sök… Gitmezler. Ancak bu meselenin üstüne vakit geçirmeden eğilmek lazım. Yoksa ne bağımsız dış politika, ne bağımsız iç politika güdemezsiniz. Havanda su döğersiniz. Fakat zannetmeyinki kolay bir iştir. Savuşturulan iki üç badire bunun yanında hiç kalır. Teşebbüs ettiğinizde başımıza neler geleceğini kestiremem.
Kaynak: İlhami Yangın – Kırmızı Çizgi Dergisi – Temmuz Sayısı


Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 01.08.07, 14:51
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart ABD'nin öldürülen eski ateşesi ne oldu?

ÖLDÜRÜLEN ESKİ ATEŞESİ NE OLDU?

O Komutana Ne Oldu?
Haberler Temmuz 3rd, 2007

Oldurulen ABD’nin askeri atasesi Thomas Money cinateyli ilgili olarak, kadin meselesi, ask meselesi iddialarinin disinda hicbir veri yok. Ama bakin ne kadar ilginc baglantilar var?
Ibrahim Karagul’un kose yazisi

O komutana ne oldu?
Bugun istihbarat dunyasinda kucuk bir gezinti yapsak, bazi sorulari gundeme getirsek, gunluk haberler olarak onumuze gelen “bilgi”lerin ne kadar gercek ya da arkasinda neler olduguna dair merakimizi paylassak ne olur? Bence iyi olur. Cunku, birbirinden bagimsiz gibi gorunen munferit “olay”larin cogunlukla buyuk ve sarsici gelismelere isaret ettigini ve bunun genelde yasandigini cok gorduk.
Gectigimiz hafta Londra’da patlayici yuklu araclarin ele gecirilmesi ve Glasgow Havaalani’na saldiriyla Tony Blair’in gorevini birakip ABD’nin Ortadogu temsilcisi olarak atanmasi, Gordon Brown’un Israil asiri sagi ve neoconlarla yakin isbirligi ile “terorle savas” kampanyasinin yeniden hiz kazanmasi arasindaki iliskinin ayrintilarini muhtemelen onumuzdeki gunlerde gorecegiz. Devam edelim:

Ayni donemde yine Londra’da gizemli bir intihar/cinayet vak’asi yasandi. Arap milliyetciliginin oncu ismi Cemal Abdunnasir’in damadi Esref Mervan, kaldigi binanin besinci katindan atlayip “intihar” etti! 63 yasindaki Mervan’in olumunden once hatiralarini yazdigi biliniyor. Israil istihbaratina calistigi iddia edilen Mervan’in hatiralarindan hangi bilgileri desifre edecegini henuz bilmiyoruz. Intiharinin/oldurulmesinin bu kitapla ilgili oldugu tezi oldukca guclu.

Misir Devlet Baskani Husnu Mubarek’in surpriz bir aciklamayla Mervan’a sahip cikmasi; “O vatani icin simdi aciklanmasi uygun olmayan isler yapti, o bir vatanseverdi” cumleleri de Mervan’in oldurulmus olma ihtimalini guclendiriyor. Tabii Misir adina isler yapmissa Israil istihbaratina calistigi iddiasi sorgulanabilir oluyor. Yazdigi kitapta desifre edecegi konular uzerinde bir tahmin yaptigimizda ise, oldurenlerin, onu besinci kattan asagi atanlarin kimler oldugunu az cok tahmin edebiliyoruz.
Tam bu olayi tartisirken bu sefer Misir’da benzer bir olay gundeme geldi. 2002 yilinda Israil icin casusluk yapmaktan 15 yil hapis cezasina mahkum olan Serif Fevzi Muhammed el Filali, hucresinde olu bulundu. Olum sebebi “kalp krizi” olarak aciklandi. Istihbarat savaslarindan cok *** gorulen bir olum sebebi bu! Iki olay da hem Misir hem de Israil baglantili. Yine iki olay da Ortadogu’nun karanlik dunyasinda gizli iliskiler, ortulu operasyonlarin derinliklerinde yer alan kisilere ait hikayeler.

Bu iliskilerin maalesef cok azi bilinebiliyor. Kimin hangi safta, kimler adina savastigi yillar sonra ortaya cikiyor. O da cikarsa tabii. Mesela; Hamas’in Gazze’de El Fetih denetimine son vermesinden sonra ortaya cikarilan istihbarat dosyalari, kirli iliskilerden sasirtici ve uzucu ornekler sunuyor bize. Arafat’in zehirlenmesi, Seyh Yasin’in ve diger Filistinli liderlerin sehid edilmesi, cinayetler, iskenceler, kara para iliskileri, kendi halklarina karsi Israil’le isbirligi yapan isimler gibi.. El Fetih’in guvenlik sorumlusu Muhammed Dahlan, Filistin topraklarinda Israil adina yaptiklari yetmemis gibi, Pakistan’a kadar gidip, nukleer tesisleri inceleyip, edindigi bilgileri Israil’e aktarmis.

Son gunlerde hemen yakinimizda benzer bir olay daha yasandi. ABD’nin Guney Kibris’ta askeri atasesi olan Thomas Money, bir kac gun once hicbir iz birakamadan ortadan kayboldu. Dorduncu gunde cesedi bulundu. Kadin meselesi, ask meselesi iddialarinin disinda cinayetle ilgili simdilik hicbir veri yok. Bir yil once ikinci kez Guney Kibris’a gonderilen, daha once Irak ve Ortadogu’nun bazi ulkelerinden gorev yapan ABD’li yarbayin Iran tarafindan kacirilmis olabilecegi spekulasyonlari pek inandirici degil. Londra’da “intihar” eden Mervan ve Misir’da hucrede “kalp krizi” geciren Filali arasindaki baglantinin bir unsuru olduguna dair de kanit yok. Henuz bilmiyoruz ama olumunun izini surdugumuz gelismelerle baglantili olabilecegine bir ihtimal olarak not ediyoruz.

Ne de olsa son yillar, Turkiye’yi de merkez haline getiren istihbarat operasyonlari, adam kacirma eylemleri, kaybolan insanlarin sayisi ciddi oranda tirmandi. Hatirlayalim: Iran Savunma eski Bakan Yardimcisi Ali Riza Asgeri, 7 Subat 2007′de geldigi Istanbul’da kayboldu. Hizbullah’dan Lubnan savasina, Iran’in nukleer sirlarindan Irak’taki ic savasa kadar onemli bilgilere sahip oldugu soylenen Asgeri, CIA ve Mossad tarafindan Istanbul’dan paketlenip goturuldu. Turkiye ile Iran arasinda ciddi bir soruna donusen Asgeri’ye ne oldugun dair hâlâ hicbir bilgi yok. Kendisi Bati’ya sigindi dendi sadece. Daha once Erbil’de Iranli diplomatlarin da ABD tarafindan kacirilmasi ve Asgeri olayi casusluk operasyonlarini yeniden gundemimize getirdi.

Bu kadar degildi. 16 Mart 2007 Cuma gunu Iran’dan Istanbul’a 5 Iranli getirildi ve CIA’ya teslim edildi. Ardindan yine Turkiye’de benzer bir olay daha yasandi. Varsova’dan kalkan, Atina’ya ugrayan, Ankara’ya inen, oradan da Trabzon’a giden bir ucak, Iran’in Tebriz kentine havalandiktan kisa sure sonra dustu. Dusuruldu desek daha dogru. Ucak’ta bulunanlardan biri de Pakistan Devlet Baskani Pervez Muserref’in emir subayi ve eski pilotuydu.

Askeri ve CIA’nin kaldirdigi diger Iranlilar hakkinda hicbir bilgi edinilemedi, olay unutuldu. Sahi, Asgeri simdi nerde? Iran, ABD, Israil ve Turkiye’den neden hic ses cikmiyor? Ayni sekilde gizemli bir sekilde dusen/dusurulen ucak da unutuldu.

Bir yazida kac ornek verdim! Hepsi gizemli, kuskulu, karanlik iliskiler aginin bize yansiyan bolumleri ve hepsi derin ve yaygin arastirmalar istiyor. Aralarinda ne tur baglantilar olabilir? Zamanla gorecegiz….
**************
T.C. DEVLET BAKANLIĞI (Sn. Ali BABACAN) 23 EYLÜL 2003 ABD – TÜRKİYE FİNANSMAN ANLAŞMASINA İLİŞKİN ORTAK AÇIKLAMA
Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’ye 8,5 milyar ABD Doları’na kadar kredi sağlayacak Finansman Anlaşmasını, bugün (22 Eylül 2003) imzalamışlardır. Bu anlaşmanın amacı, Türkiye’nin devam eden ekonomik reform sürecinin desteklenmesidir. Kredi, Türkiye’nin iç ve dış borç geri ödemelerinde kullanılacaktır. Kredi, 4 yılı geri ödemesiz ve 10 yıl vadelidir. Kredi, yaklaşık 18 aylık bir süre içerisinde, 4 eşit dilimde kullanılacaktır. Finansman Anlaşması çerçevesinde her bir kredi çekişi, Türkiye’nin, ABD’nin ilgili yasasında belirlenen koşulları karşılamasına bağlıdır. Söz konusu iki koşul: (1) Türkiye’nin güçlü ekonomik politikalar yürütüyor olması ve (2) Türkiye’nin, Irakkonusunda ABD Hükümeti ile işbirliği içerisinde olmasıdır. Türkiye’nin Irak konusundaki işbirliği değerlendirilirken, Türk birliklerinin Irak’taki barışın korunması ve istikrar harekatına katkıda bulunması gerekli bir koşul değildir. Türk Hazinesi, kendi nakit akışı, iç ve dış borç geri ödemelerini dikkate alarak her bir kredi çekişini ne zaman yapacağına karar verecektir. ABD Hükümeti, kredi çekiş talebini aldıktan sonra, 8 iş günü içerisindeTürkiye’nin koşulları karşılayıp karşılamadığını bildirecektir. Son iki kredi dilimi, eğer Türkiye isterse, hibeye dönüştürülebilecektir. Türkiye’nin, krediyi vadesinden önce ödeme hakkı vardır. Finansman Anlaşması, yasal ve teknik prosedürlerin tamamlanmasınımüteakiben yürürlüğe girecektir.

Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 01.08.07, 14:52
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Lawrance'nin Intikami

Ettiler Buluyorlar…
Ingiltere’nin Kurtulus savasi sirasinda Araplari bize karsi nasil kisktirttigi tarihi gercek. “Arabistan’li Lawrance”in o yillardaki faaliyetleri bugun gibi hafizalarda. Turkiye, disiyle, tirnagiyla kurtulus savasi verirken, Araplari Lawrance’lestiren Ingilizler, Ortadogu’yu ellerinde tutmayi buyuk olcude basardi. Ancak, Ingilizler ve bati dunyasi bugun, o yillarda ektiklerini biciyor. Arabistan’li Lawrance yillar sonra, “El kaide” adiyla Ingiltere’ye donunce Ada’da panik basladi.

Ve simdi bakin nasil haberler yapiyorlar:

Ingiltere'nin ciddi ulusal gazetelerinden The Independent'te yazan Joan Smith, Ingiltere'nin saldirganlarin hedefi olmasini yalniz izlenen dis politika olmadigini one surdu. Yazar, "Tam da bu nedenle, insanlarin eglenmek icin toplandiklari, kadinlarin icki icip dans etme ozgurlugunun bulundugu, escinsel ciftlerin ozgurce dolastigi mekanlari hedef seciyorlar" yorumunu yapti.

"ANLASMA SANSIMIZ YOK"

"Tony Blair on yil once iktidara geldiginde, Kuzey Irlanda'daki Cumhuriyetciler ve birlik yanlilari arasinda bir siyasi anlasmayi saglayabilecegini dusunuyordu. Sonunda muzakereler baris anlasmasi ile sona erdi ve silahlar sustu. Asiri Islamcilarla boyle bir anlasma yapma sansimiz yok" diyen Smith soyle devam etti:

"Zira istedikleri sadece Ingiliz askerlerinin Irak'tan cekilmesi degil. Cinsler arasi ayrimcilik, Islam hukukunun hakim kilinmasi ve sekuler kulturun sona ermesini istiyorlar. Ne var ki bunlar, guvenlik adina muzakere edebilecegimiz seyler degil."

Joan Smith'in Independent'taki bu satirlarina yanit, ayni sayfayi paylastigi, Ingiltere Musluman Girisimi sozcusu Ismail Patel'den geldi.

Patel, "Bize sizinle ayni fikirde olmama ozgurlugunu verin" diyerek su degerlendirmeyi yapti:

"Hukumet ve Muslumanlar birlikte calismali. Teroristler ile basedebilmek icin, Basbakan Gordon Brown, Tony Blair yillarinin siyasi yaklasimindan uzaklasmali. Bu donemde hukumet, sadece kendi siyasi tutumu ile uyumlu Muslumanlari dinliyordu. Brown ayrica, icinde bulunduklari ulkeye yabancilasmis ve terorist olma riski tasiyan insanlari, Ingiltere toplumu ile nasil tekrar baristirabilecegini dusunmeli. Bu saldirilari, 'yasam bicimimize yonelik' diye nitelendirmemeli ve arkasindaki durtulere bakmali."
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!