iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 00:05 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Tartışma Platformu » Sayın sözcüğündeki gizem..

Tartışma Platformu Gündemdeki önemli konular ve onlar hakkında yapılan yorumları buradan okuyabilir, siz de kendi yorumunuzu paylaşabilirsiniz... Tartışmaya katılabilirsiniz.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #21  
Alt 01.08.07, 14:55
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Eski Arap Toplumunda Eşcinsellik Ve Islam

ESKİ ARAP TOPLUMUNDA EŞCİNSELLİK VE İSLAM
Kadın gibi giyinmiş ve makyajlı oğlanlar, afganistan'da ondokuzuncu yüzyıla kadar zengin erkeklerin haremlerinin bir parçasıydılar. sir richard burton şöyle yazıyor: "afganlar büyük ölçüde ticari gezginlerdir. her bir kervanda neredeyse tümüyle kadın giysileri giymiş oğlanlar ve gençler vardır. gözleri sürmeli, yanaklarına allık sürülmüş, uzun bukleli, kınalı parmakları, görkem içinde develerini süren bu oğlanlara gezgin karılar denir, kocaları yanlarında sabırla uzun yolculuğa katlanırlar."
http://64.233.183.104/search?q=cache:1r7-byJ18mQJ:www.homoloji.com/islam%2Bve%2Be%C5%9Fcinsellik.html+E%C5%9Fcinsel+A fganlar&hl=tr&ct=clnk&cd=2&gl=tr
ESKİ ARAP TOPLUMUNDA EŞCİNSELLİK VE İSLAM
Erkek merkezli, çok eşli ve kadınların aşağılandığı Arap toplumu, İslam dininden sonra da özünde aynı kaldı. Arap toplumu İslam’ı coşkuyla kabul ettikten sonra insanların davranışları ahlaki kesinlemelerle kuşatıldı; gerçekte pek fazla değişim olmasa da seks hakkında yazılanlar ve söylenenler değişti.
Muhammet M.S. 570’de Mekke’de doğdu ve 632’de yine orada öldü. Kuran’da Allah’ın insanı topraktan yarattığı yazılıdır, fakat bunun yanında yine Kur'an’da insanın döl damlalarından ve kan pıhtısından yaratıldığı da yazılıdır. İbranilerin Yahova’sının aksine, Allah cinsel bir varlıktır ve İslam sekse büyük değer verir. Üstelik ilk Hıristiyanların çileciliğinin tersine Muhammet bekarlığa karşıydı ve evliliğin tüm erkeklerin yükümlülüğü olduğunu ve Tanrı’nın en önemli emri olduğunu öğütlemişti. Tek eşle yaşayamayan erkekler için çok eşlilik makbuldü. Ancak bir erkek kaç karısı olursa olsun hepsine nezaketle muamele etmeliydi. (Nezaketin nasıl tanımlandığı ise bir başka sorundu.)
Muhammet kadınları etkileyen bazı eski Arap geleneklerinde bir takım cüzi iyileştirmeler yaptı. Kadınlar baba ocağından çeyiz götürme haklarını muhafaza ettiler. Anal ilişki ve oral genital temas için kadınların rızası şarttı. (Ancak kızlar oniki ya da onüç yaşındayken evlendiriliyordu.) Zina ile suçlanan kadının cezası ölümse de, suçlamayı kanıtlamak için dört tanık göstermek gerekiyordu. Kadınlar her zaman erkekler için zararlı olabilecek fazlasıyla erotik varlıklar olarak görülüyordu. Gerek erkekte gerek kadında çıplaklık müstehcendi, ancak bir kadının vücudunun herhangi bir bölümü kocası dışında birisi tarafından görülmemeliydi. Bu yüzden, kadınlar dışarıda tümüyle örtülü halde gezerlerdi. Erkek konuklar eve geldiğinde tüm kadınlar köşeye çekilip, bir perdenin ardında durmak zorundaydılar.
Muhammet’in ölümünden sonra, Arap İmparatorluğu genişledikçe İslam alimleri hadis'lerden hareketle ayrıntılı bir davranış sistemi geliştirdiler. Bu sistemde 600.000 civarında madde vardı ve bunlar doğal olarak sık sık birbirleriyle çelişiyorlardı. Hadis, İslam’da Talmud’un Yahudi toplumunda tuttuğu yeri tutar. Ancak sanılabileceği gibi eşcinselliğin İslam toplumunda sahip olduğu yeri anlamakta pek yardımcı olmaz. Yasaların söylediklerinin aksine toplum kendi bildiğini okumayı sürdürmüştür. Bu tutarsızlık tek tek kişilerin yazılarında da görülebilir. Örneğin 1111 yılında ölen gizemli teolog Gazali aşık olduğu oğlanlara şiirler yazmış, ancak aynı zamanda eşcinselliği şiddetle kınamıştır. Tarihçi ve sosyolog İbni Haldun, bir hayli homoerotik şiirler yazmış, ancak eşcinsel edimlere bulaşanların taşlanması gerektiğini söylemiştir.
Hadis evlilik dışı her tür heteroseksüel ilişkiyi günah olarak gördü (eşcinsellik zina ile eşit düzeyde bir günah olarak görülüyordu), ancak hadis hem çokeşliliği hem de cariye edinmeye izin verdiğinden bir erkek evlilik hayatı içinde çeşit bolluğunu yaşayabilirdi. Ancak etrafta bu bolluğa yetecek sayıda kadın var mıydı?
Arap dili çok zengin bir eşcinsel sözcük dağarcığına sahiptir, bunun içinde erkek fahişeleri anlatmak için kullanılan onlarca sözcük vardır. Cinslerin katı çizgilerle ayrılmaları kesin bir kural olduğundan, erkekler sosyal yaşamlarını diğer erkeklerle birlikte geçiriyorlardı. Eşcinsellik bu durumda olanaklı tek cinsel ifade yolu olmuştur.
Ka’i Ka’us ibn İskender’in 1082 yılında en büyük oğluna bıraktığı "Prensler İçin Ayna" adlı hayat kılavuzunda şunlar yazar: "kadın ya da genç erkek olsun, eğilimlerini bir cinsle sınırlama.... her ikisinden de zevk al." Oğluna bir diğer tavsiyesi ise; vaktini yazın erkeklerle kışın ise kadınlarla geçirmesiydi. Bu kılavuz ince düşünülmüş ve uygar bir metindir ve belki de başka hiçbir şey erkek biseksüelliğinin ne kadar sıradan ve makul görüldüğünü bize böylesine güçlü ve yalın bir dille anlatamaz. Pek çok yazar biseksüelliklerini asla saklamadılar: Onüçüncü yüzyıl Kahire’sinden bir şair Beha Ed-din Zoheir’in metresi dışarı çıkan şairin arkasından "yine ay ve yıldızlar kadar güzel, genç ve istekli bir oğlan bulmaya gitti" diye yakınıyordu.
Arap tıbbı Batı’da çok takdir edilmiş ve pek çok Avrupalı düşünür ve hekimi etkilemiştir. Ancak Hıristiyan tıbbı sonradan Müslüman olan bir Yahudi Samau’al ibn Yahya (ölümü 1180)'nın yaptığı gözlemi pek beğenmiş olamaz. Yahya seçkin erkeklerin hekimlerinin onlara kadınlarla ilişkinin damla hastalığı, basur ve erken yaşlılığa sebep olduğunu söylemeleri üzerine genç erkeklere yöneldiklerini yazıyordu. İslam edebiyatı olgun ve zengin bir erkekle onun buyruğundaki genç bir erkek arasındaki cinsel birlikteliklerin çok yaygın olduğunu ve asla gizlenmediğini ortaya serer.
Bir Dominiken keşişi olan William of Adam Müslümanların şehvete düşkünlüklerinden dehşete kapılmıştı. William of Adam şöyle yazıyor: "Müslüman dininde hiçbir cinsel edim yasaklanmadığı gibi, bunlara bir de izin veriliyor ve övülüyor." Dominiken keşişi Hıristiyan oğlanlarının Mısır'da köle olarak satıldıklarını ve fahişe olduklarından yakınıyordu. Mısır ve İspanya'da yaşayan Yahudiler de oğlancılığa yönelmişlerdi. William şöyle anlatıyor: "İnsan haysiyetini unutan bu Sarasenler, o kadar ileriye gidiyorlar ki, burada erkekler birbirleriyle, erkek ve kadınlar bizim toprağımızda nasıl beraber yaşıyorlarsa öyle yaşıyorlar. "Yine, ilişkide pasif rolü üstlenen olgun erkek hor görülüyor ve bunu açıklama ihtiyacı hissediliyordu" belki de çok fazla haşhaş tüketimi? Ya da Aristo'nun bir takipçisinin yazmış olabileceği bazı genetik nedenler.
Kadın gibi giyinmiş ve makyajlı oğlanlar, Afganistan'da ondokuzuncu yüzyıla kadar zengin erkeklerin haremlerinin bir parçasıydılar. Sir Richard Burton şöyle yazıyor: "Afganlar büyük ölçüde ticari gezginlerdir. Her bir kervanda neredeyse tümüyle kadın giysileri giymiş oğlanlar ve gençler vardır. Gözleri sürmeli, yanaklarına allık sürülmüş, uzun bukleli, kınalı parmakları, görkem içinde develerini süren bu oğlanlara gezgin karılar denir, kocaları yanlarında sabırla uzun yolculuğa katlanırlar."
İslam'ın kadınlara verdiği önem, yine İskender'in, Prenslerin Aynasında özetlenmektedir. İskender, kız çocukları için şöyle yazar:
"Ona, okuma yazma öğretme, bu büyük bir felakettir. Büyür büyümez onu evlendirmek için elinden geleni yap; bir kız için en iyisi hiç varolmamış olmaktır, ancak bir kere doğduysa ya evlendirilmeli ya da toprağa gömülmelidir."
Haremlerin varlığı, kadınlar arasındaki ilişkileri, neredeyse erkek eşcinselliği kadar yaygın hale getirmişti. Lezbiyenlik İslam dünyasındaki erotik yazı ve resimlerde önemli bir yer tutar, ancak yine de hemen hemen tabu sayılan bir konu olmayı sürdürmüştür. Lezbiyenlerin aynı zamanda cadı oldukları fikri, Binbir Gece Masalları'nda yansıtılmıştır. Erkekler en büyük zevklerinde aslında tümüyle lüzumsuz olabileceklerini düşünmekten hoşlanmadıkları için haremlerdeki lezbiyen aşkın göstergeleri gözardı edilmiş olabilir. Bariz biçimde Batı yüzyıllar boyunca haremi şehveni lezbiyen tutkunun bir merkezi olarak gördü. Bir onaltıncı yüzyıl yazarı olan Pierre de Bourdeille, comte de Chasteau-Villain'e ait bir tabloyu tasvir ederken Batı'nın bu düşüncesini ortaya serer: "çok sayıda çıplak, balık etli kadın, hamamda birbirlerine dokunuyor, birbirlerini hissediyor, okşuyor ve sıvazlıyorlar. Ardından birbirlerine dolanıyor, birbirlerini seviyorlar ve tüm saklı güzelliklerini öylesine tahrik edici, zarif ve büyük ustalıkla gösteriyorlar ki. "Bu tür sahneler, elbette ki saçmalıktır. Gerçekte gizli aşıklar fazlasıyla ihtiyatlı davranmak zorundaydılar çünkü, haremler siyasi entrika kaynıyordu. Kadınlar birbirlerinin arkasından her biri kendi oğlunun gelecekte sultan olması için dolap çeviriyorlardı.
Ahmed İbn Yusuf Al Tayfashi (ölüm 1253) Nuzhat-al-Albab'da (Kalplerin Zevki) sefahat konusunda müstehcen bir gözlemler koleksiyonunu, şiirleri ve öyküleri biraraya getirdi. Al Tayfashi eşcinseller ve oğlancılar hakkındaki öykülerle özellikle ilgiliydi. Kitabının altıncı bölümünde eşcinsellerin ve erkek fahişelerin ayırıcı niteliklerini betimler. Onların kitaplar ve şarapla dolu, içinde kumruların ve şakıyan kuşların olduğu nefis evlerinden bahseder. Al Tayfashi eşcinselin birine gözlerini dikip uzun uzun bakmalarından tanınabileceklerini iddia eder. Bu uzun sabit bakışların ardından çoğu zaman göz kırpma gelir. Tipik eşcinselin ince kıllı bacakları vardır ve yürürken elleri ve bacakları salınır. Öykülerin çoğu daha sakalı çıkmamış oğlanların peşinden koşan olgun erkeklerle ilgilidir. Ancak Al Tayfashi kendileri gibi olgun erkekleri arayan erkeklerden de bahseder ve bu insanların soyulma ya da öldürülme tehlikesiyle karşı karşıya olmalarından ötürü ömürlerinin kısa olduğuna hükmeder. Bazı öyküler hemcins insanların birbirlerini baştan çıkarmalarında övgüyle sözeder. Bunlardan birçoğu oğlanlara ve şaraba düşkün bir şair olan Abu Nuwas hakkındadır. Abu Nuwas'la dalga geçilse de suçlanmamıştır. Diğer öyküler paedophile'yi aşağılık bir insan olarak tanıtır ve biseksüeller "hem incir hem de nar yemeyi seven", kötü şöhretli adamlar olarak anlatılabilecek insanlar diye betimlenir. Güzel bir oğlanın şehvet düşkünü erkeklerin hamlelerinden uzak tutulması gerektiği teması tüm kitap boyunca karşımıza çıkar.
Al Tayfashi'nin kitabındaki öyküler, sonuç olarak eşcinselliğin büyük ölçüde onaylandığının ya da eşcinselliğe kayıtsız kalındığının veya eşcinsellikten iğrenildiğinin "ispatı" olarak kullanılabilir.
Colin SPENCER
KAOS GL
Temmuz-Ağustos 1998
Kaynak:ESKİ ARAP TOPLUMUNDA EŞCİNSELLİK VE İSLAM
----------------------------
*******************
Eşcinsellik hakkında bazı bilgiler için bakınız...
http://www.homoloji.com/islam+ve+e%C5%9Fcinsellik.html
****************
Evet, çok iyi bir örnek. Şimdi git gide daha çok sayıda muhafazakar müslümanın kürtaja karşı tavır aldıkları görülüyor, oysa bu sorun müslüman dünyada hiç bir tartışma konusu olmamıştır. Ulema üyelerinin çoğunluğu kürtajın iyi bir şey olmadığını söyleseler de, bu hiçbir zaman merkezi önemde bir sorun olmamıştır ve benim bildiğim kadarıyla da ulemanın çoğu kürtajın bazı durumlarda doğru olabileceğini söylemiştir. Hiçbir zaman Katolik Kilisesi’nin bu konudaki tavrına benzer, dogmatik bir tavra girmemişlerdir. Oysa şimdi muhafazakar müslümanların Katolik Kilisesi’yle aynı tavra girdiği görülüyor. Eşcinsellik konusunda da aynı şey geçerli. Eşcinsellik Müslüman ülkelerde hiçbir zaman bir tartışma konusu olmamış; belki tabiata aykırı fiiller olarak görülmüş, ama modern eşcinsel kavramı, yani özel bir cinsel yönelimi olan biri anlamında asla görülmemiştir. Davranış üzerinden yargılanmış, ama eşcinsellik hiçbir zaman bireyin özüne ait bir mesele durumuna getirilmemiştir, öyle telakki edilmemiştir. Batı’da ise, 19. yüzyılın başından itibaren eşcinselliğin tıbbileşmesiyle birlikte eşcinsellik şahsiyetin bir özelliği haline gelmiştir: Eşcinsel olunup, baskı gerektiren hareketlerde bulunulmayabilir. Şimdi ise Kahire’deki davalarda, Fransa’da PACS üzerine tartışmada, muhafazakar müslümanların eşcinsellik konusunda Katolik bir bakışa yakınlaştığı görülüyor. Eşcinsellerin evlilikleri konusunda da yakın düşünüyorlar.
Dine hakaret konusunda da aynı durum geçerli: Bradford’daki Müslümanlar Salman Rüşdi’nin kitabını yaktıklarında, Batılı değerlere karşı çıkıştan değildi bu. Ne istiyorlardı? Hıristiyanlığa, özellikle de Anglikan Kilisesi’ne yönelik hakaretleri konu alan Britanya yasasından yararlanmak istiyorlardı. Dolayısıyla, paradoksal olarak, Şeytan Ayetleri’ni yaktıklarında, Batı’ya karşı çıkmak için değil, Batı’daki bir kilise geleneğine dayanarak kendilerine karşı “hakaretamiz” olduğunu düşündükleri bir şeye karşı çıkmak istiyorlardı. Katoliklerle muhafazakar müslümanları yan yana bulduğumuz böyle birçok örnek var: Başörtüsü bir Fransız piskoposunu yerinden sıçratmaz, ama Fransız Sosyalist Partisi’nin bir sorumlusunun saçlarını diken diken eder.
Yazının baştarafı ve kaynak:
http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Interview/Interview.asp?ID=10421
***********************
Vicdanı Hatırlatan Bir Muhalif: Robert Fisk
Batı gazeteciliğinin vicdanı Robert Fisk, Beyrut'daki evinden Radikal gazetesine konuştu. Mahmut Hamsici'nin Fisk söyleşisini naklediyoruz.
http://kayip-babil.blogspot.com/2006/08/vicdan-hatrlatan-bir-muhalif-robert.html
******************

Bu yazı http://ahmetdursun.gemisi.com/dan alınmıştır.
Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #22  
Alt 01.08.07, 14:57
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Kuran'ın Türkçe'ye Çevrilişi

Paşaların Kavgası / Kazım Karabekir, Syf. 157-158-159
Yeni yolun açılış merasimi ne zaman ve ne tarzda olacağını merakla bekliyordum. 18 Temmuz'da, İslam'lığın terakiye mani olduğunu haykıran Fethi Bey ve arkadaşları bu maniayı nasıl ve ne zaman kaldıracaklardı ? Hükümet programıyla mı ? Yoksa Gazi'nin herhangi bir hamlesiyle mi..? Bu bekleyişim uzun sürmedi. Hemen bu akşam ( 14 Ağustos ) heyet-i ilmiyye şerefine Türk Ocağında verilen çay ziyafetinde ilk tehlikeli hamle göründü.
Şöyle ki, Ziyafete Mustafa Kemal Paşa'da, bende davet edilmiştik. Vekillerden kimse yoktu. Hayli geç gelen Mustafa Kemal Paşa, heyet-i ilmiyyenin şimdiye kadar ki mesaisi ile ilgili görünmeyerek "Kuran'ı Türkçe'ye aynen tercüme ettirmek" arzusunu ortaya attı.
Bu arzusunu hatta mücbir olan sebebini, başka muhitlerde de söylemiş olacaklar ki, bugünlerde bana Şeriye Vekili Konya Mebusu Hoca Vehbi Efendi vesair sözüne inandığım bazı zatlar şu malumatı vermişlerdi :
"Gazi Kuran-ı Kerim'i bazı İslamlık aleyhtarı zübbelere tercüme ettirmek arzusundadır. Sonra da Kuran'ı Arapça okunmasını, namazda bile yasaklayarak bu tercümeyi okutacak..! Ve o zübbelerle işi alaya boğarak güya Kuran'ı da, İslam'lığı da kaldıracaktır.
Etrafındaki böyle bir muhit kendisini bu tehlikeli yola sürüklüyor. Bazı yeni kişilerden söz ettikleri gibi, bu akşam da bu fikre ayak uyduran bazı kimseler görünce, bu tehlikeli yolu önlemek için Mustafa Kemal Paşa'ya şöyle cevap verdim :
"Devlet Reisi sıfatıyla din işlerini kurcalamaklığınızın içerde ve dışardaki tesirleri çok zararımıza olur. İşi alakadar makamlara bırakmalı. Fakat rastgele şunun bunun içinden çıkabileceği basit bir iş olmadığı gibi, kötü politika zihniyetinin de işi karıştırabileceği gözönünde tutularak, içlerinde Arapçaya ve dini bilgilere de hakkıyla vakıf değerli şahsiyetlerin de yüksek ilim adamlarımızdan mürekkep bir heyet toplanmalı ve bunların kararına göre tefsir mi, tercüme mi yapmak muvafıktır, ona göre bunları harekete geçirmelidir.
"Din adamlarına ne luzum var, dinlerin tarihi malumdur, doğrudan doğruya tercüme edivermeli..!" gibi bazı hoşa gider gibi bir fikir ortaya atılınca buna karşı :
"Müstemlekeleri İslam halkıyla dolu olan büyük milletler kendi siyasi çıkarlarına göre Kuran'ı dillerine tercüme ettirmişlerdir. İslam dinine ve Arapça diline hakkıyla vakıf kimselerin bulunmayacağı herhangi bir heyet, tercümeyi mesela Fransızca'sından da yapabilir. ( Bir müddet sonra böyle bir tercüme de ortaya yayıldı. Bir müddet sonra da bazı camilerde bu Türkçe tercümeden mukabele okutuldu ise de, iş ancak ezanın Türkçe olması şeklinde kalabildi ). "Fakat bence, burada Maarif programımızı tespit için toplanmış bulunan bu yüksek heyetten, vicdani olan din bahsinden değil, müsbet ilim cephesinden istifade hayırlı olur. Kuran'ın yapılmış tefsirleri var, lazımsa yenisini de yaparlar. Devlet otoritesini bu yolda yıpratmaktansa, Milli kalkınmaya hasretmek daha hayırlı olur," dedim. Mustafa Kemal Paşa beyanatıma karşı hiddetle bütün içini ortaya döktü :
“Evet Karabekir, Arapoğlu’nun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kuran’ı Türkçe’ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler..”
İşin bir heyet-i ilmiye huzurunda berbat bir şekle döndüğünü gören Hamdullah Suphi ve Ruşen Eşref beyler :
"Paşam çay hazır, herkes sofrada sizi bekliyor" diyerek bahsi kapatabildiler. Bizler de hususi masadan kalkarak sofraya oturduk ve yedik içtik. Fakat heyet-i ilmiyenin bütün azası üzgün görünüyordu. Şüphe yok ki, yakın günlere kadar Kuran'ı ve Paygamber'i her yerde medh ve sena eden ve hatta hutbe okuyan bir insandan bu sözleri beklemek herkese eza veriyordu.
Syf. 162
Dün akşamki ağır beyanatın sözde kalmasını hepsi candan diliyordu. Herhangi dini ve ahlaki inkilap zihniyetini, ne ilme ne de ilim adamlarına dayanamayacağına göre, nereden geldiği belli olmayan bu tehlikeli fikrin fiiliyat sahasına çıkabilmesi herşeye elverişli bir muhitle, pek yaman hadiselere yol açacağı herkesi düşündürüyordu.
Gazi İslamiyeti Övüyor mu Yeriyor mu ?
16 Ağustos'ta İsmet Paşa ile görüştüm. 18 Temmuz'da teşkilat-ı esasiyye münasebetiyle Fethi Bey ve arkadaşlarıyla yaptığımız "İslam'lık terakkiye manidir" münakaşasını ve Gazi'nin yazkın zamanlara kadar her yerde İslam Dini'ni, Kuran'ı ve Hilafeti meth ve sena ettiği ve hatta pek fazla olarak Balıkesir'de minbere çıkıp aynı esaslarda Hutbe dahi okuduğu halde, dün gece heyet-i ilmiye karşısında Peygamberimiz ve Kuran'ımız hakkında hatır ve hayale gelmeyecek biçimde konuştuğunu anlattım ve bu tehlikeli havanın Lozan'dan yeni geldiği, hakkındaki kanaatın umumi olduğunu da söyledim.
İsmet Paşa, Macarlar, Bulgarlar aynı saflarda İtilaf devletlerine karşı harp ettikleri ve mağlup oldukları halde, istiklallaerini muhafaza etmiş olmaları Hristiyan olduklarından, bize istiklal verilmemesi de İslam olduğumuzdan ileri geldiğini, bugün kendi kuvvetimizle yıllarca uğraşarak kurtuldukça da İslam kaldıkça müstemlekeci devletlerin ve bu arada bilhassa İngilizlerin daima aleyhimizde olacaklarını ve istiklalimizin daima tahlikede kalacağını bana anlattı. Ben de ona bu fikre iştirak etmediğimi şu mütalaalarıma dayanarak söyledim :
"Böyle bir fikrin doğuracağı hareket, milletin başına yeniden daha korkunç ve daha meş'um bir istibdat idaresi getirecektir. Daha kazanamadığımız milli neşe kaçacak, birçok emekle kurulan milli birliğimiz de bozulacaktır. Biz içerde birbirimizi boğarken, bize bu kurtuluş yolunu gösteren politikacılar "Türkler Hristiyan oldular" diye bütün İslam alemini bizden nefret ettireceklerdir. Bu suretle bizi cezalandırmak için İslam alemi ruhlarında isyan duyacaklardır.
Kubbeli Köşk'te Din Tartışması
Syf. 165
19 Ağustos Pazar akşamı, Mustafa Kemal ve İsmet Paşalar-Latife Hanım ile birlikte bana akşam yemeğine geldiler. Keçiören'e giderken sağ tarafta kubbeli köşk denen mevkide, bol suyu ve büyücek havuzu olan br köşkte kira ile oturuyordum. İsmet Paşa, Lozan'da iken Mustafa Kemal Paşa, Latife Hanım'la birlikte, bir kere daha bana akşam yemeğine gelmişlerdi.
Münakaşayı İsmet Paşa ile ben yaptım. Mustafa Kemal Paşa sükunetle bizi dinledi. Mustafa Kemal Paşa, Lozan'dan da aldığı hızla, ne İktisat Kongresi'nin ve ne de heyet-i ilmiye'nin hazırladığı programlara ilgi göstermeyerek müthiş bir inkilap hamlesi teklif etti.
"Hocaları toptan kaldırmadıkça hiç bir iş yapamayız" "Bugünkü kudret ve prestijimizle bugün bu inkılabı yapmazsak, başka hiçbir zaman yapamayız." İlk Fethi Bey Grubundan sonra da Mustafa Kemal Paşa'dan işittiğim bu yeni inkilap zihniyetini İsmet Paşa bir çırpıda tamamlıyordu. Aradaki zaman fasılaları kendiliğinden ortadan kalkarak, bu üç şahsiyetin üç maddelik programları kulaklarımda tekrarlandı.
1- İslamlık terakkiye manidir
2-Arapoğlu'nun yavelerini Türklere öğretmeli
3- Hocaları toptan kaldırmalı !
Peki ama ne olmak istiyorsunuz ? dedim. Hristiyan mı, dinsiz mi ? Hiçbirine imkan olmamakla beraber her iki yol da, hem tehlikeli hem de geridir. Münevver Hristiyanlık alemi ilim zihniyetine daha uygun yeni bir esasları araştırırken bizim, onların köhne müessesesini benimsemekliğimiz müthiş tehlikesiyle beraber, medeniyet aleminin nefret ettiği geri bir yol olduğundan maksatsız bir hareket olur. Bir milet de, duygu birliği, itikat birliği ve menfaat birliği olmazsa, idare edenlerle edilenler arasında bir uçurum açılır ve bu uçurum günün birinde millete mezar da olabilir. Ben her fırsatta söylediğim gibi, dinle uğraşmanın bizi daha ziyade terakkiden alıkoyacağı ve daha ziyade geri götürebileceği kanaatindeyim. Dini olduğu gibi bırakmalı ve hükümet ne buna tesir yapmalı ve ne de tesiri altında kalmalıdır. Biz milli istiklalimiz gibi, milli hürriyetimizi de, en mukaddes gaye tanımalıyız ve bunun zevkini bütün millete tattırmalıyız.
Bunun için medeni hedeflerimizde sürat, fakat içtimai gayelerimizde tekamül yolunu tutmalıyız. Ben taasuptan uzak ve terakki sever bir insan olduğumu eserlerimle de gösterdim. Zaten yakından biliyorsunuz. Din hakkındaki düşüncemi doğuda iken çocuklar için yazdığım "Öğütlerim" başlıklı eserimde de üç yıl önce neşretmiş bulunuyorum. Müsaadenizle okuyayım. Din ve Mezhep öğüdünü okudum. Sükunetle dinlediler. Hiç cevap vermediler. Bahis de kapandı.
Mustafa Kemal Paşa'nın büyük bir dikkat ve sükunetle beni dinleyişinden ve ara sıra İsmet Paşa'yı süzmesinden ve ayrılırken de bana karşı gösterdiği samimiyetten çıkardığım mana, beni haklı bulduğu idi. Fakat mütalaalarıma hak vermekle tekrar "mefküre hatırasına" döneceğini hiç de aklıma getirmemiştim.
Kaynak:geocities.com
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 01.08.07, 14:58
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Türk Tarihi Üzerindeki Karanlıklar Kalkıyor

Dünyanın yeniden şekillendirilmeye çalışıldığı şu yıllarda, milletlerin layık oldukları yerde olabilmeleri için, öncelikle layık oldukları yeri bilmeleri gerekir. Bunu yaparken de başvuracakları en önemli kaynak tarihtir. Ama doğru tarih. Başkalarının bize yakıştırdığı ve bizim de hazırcılıkla sahiplendiğimiz değil, ilmi verilerin ve tarihi buluntuların bizi getirdiği en son noktada yer alan gerçek tarih. Başkalarının sizin için yazdığı tarihi kabul ederseniz, başkalarının size verdiği rolü de kabullenmiş olursunuz. Kendi yerimizi belirlemek ise hiç de o kadar zor değildir. İki yüz yıllık ve utançlarla dolu bir tarihe sahip olanlar dünyaya nizam vermeye kalkışabiliyorlarsa, bilinen beş bin yıllık tarihimizle, dünyaya nizam vermek bizim asli görevimiz olmalıdır. Türk Tarihinin karanlık dönemi, yapılan kazılarla ortaya çıkan yeni buluntular ve yazılı kaynaklarla her gün biraz daha aydınlanmaktadır. Ele geçirilen buluntular (tarihi eserler) ve şifreleri çözülüp okunan yazılı kaynaklar, bu gün bilinen ve bize de ezberletilen tarih tezlerini alt üst etmeye devam ediyor. Bu gerçeklerle yüz yüze gelmeyi sağlayan çalışmaların çok önemli bir kısmını da maalesef yine yabancı bilim adamları yapıyor. Bu konularda bizde de önemli çalışmalar yapan çok değerli bilim adamlarımız var. Sayın Kazım Mirşan hocamız gibi. Ancak, toplumumuza aşağılık kompleksi o kadar yerleşmiş ki, bir Türk bilim adamının yaptığı tespitler, ortaya çıkardığı tarihi gerçekler, bir yabancı bilim adamının tespitleri kadar ciddiye alınıp kabul görmüyor. Ama tabii ki bu durum sonucu değiştirmeyecektir.
Orta Asya’nın karanlık tarihi
Tarih Boyunca Türk Dinleri

Uygur Medeniyetinden Örnekler
Göktürk Sikkeleri
Turfan Karızları (Yer Altı Su Kanalları)
Türkler Anadolu’ya Ne Zaman Geldi?
Amerika’da Türk İzleri
Kızılderililer Türk Mü?
Kızılderili ve Türk Dillerinde Kullanılan Ortak Kelimeler
Yazının tamamını okumak için bakınız.
http://www.turkcedunya.com/turk_tarihi_uzerindeki_karanliklar_kalkiyor

Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #24  
Alt 01.08.07, 14:59
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Atina'dan Türkçe Yayına Darbe



Yunanistan'ın yeni basın yasası, Batı Trakya'da Türkçe yayın yapan radyo istasyonlarını zor durumda bıraktı. Yasa, yeni radyo istasyonlarının açılabilmesini de zorlaştırdı.

İskeçe ve Gümülcine'de Türkçe yayın yapan toplam 6 radyo istasyonunun, en azından bir bölümünün 19 Temmuz'da resmi gazetede yayınlanan 3592 sayılı yasanın uygulanması halinde gelecekte kapanması ya da kapatılması tehlikesi ortaya çıktı.

Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ve Güneydoğu Avrupa Medya Örgütü (SEEMO) Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas ve Parlamento Başkanı Anna Benaki'ye gönderdikleri mektuplarla yasadan endişelerini dile getirdiler. IPI, Yunanistan'a azınlık haklarıyla ilgili yükümlülüklerini hatırlattı. Batı Trakya Türk azınlığının Yunan parlamentosundaki tek temsilcisi, iktidar partisi Yeni Demokrasi milletvekili İlhan Ahmet, parlamentoda isim okunarak yapılan oylamaya katılmadı. Ahmet, Hürriyet'e "Yunan hükümeti yetkilileri bana yasa maddelerinin uygulanması için ayrıca bakanlar kurulu kararları çıkarılacağını, yayın ruhsatı bulunan radyoların ise yasaya dahil olmayacağını söylediler" dedi.

Sözkonusu yasanın Yunanistan'da yayın yapan 20 bin radyo istasyonuna çeki düzen vermek için çıkarıldığını belirten İlhan, ayrıca "Yunan hükümeti yetkililerinden aldığım bilgi, radyoların başka dillerde de yayın yapabilecekleri şeklinde" dedi.

Yasa ne diyor

Yenİ basın yasasının yerel radyolarla ilgili 3. maddesinin 13. paragrafında "konuşmaların olduğu programlarda öncelikli (ya da ağırlıklı) dilin Yunanca olması öngörüldü. Yerel radyolar için 24 saat yayın zorunluluğu getiren yasal düzenleme istasyonların en az 60-100 bin Euro kuruluş sermayelerinin olması ve 'en az 5 kişi çalıştırma' mecburiyeti getirdi.

Radyo sahibi Türkler ne diyor

Halit Halilibrahim (Radyo City): Anadili Türkçe olan belirli bir kitleye hitap ediyoruz. Başka bir dil kullanmak zorunda bırakılırsak yayın yapmanızın hiçbir anlamı kalmaz.

Cengiz Bodur (Joy FM): Kendi kısıtlı olanaklarıyla yayın yapan azınlık radyolarının yeni yasaya uymaları mümkün değil. Kapanmak zorunda kalırız.


Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #25  
Alt 01.08.07, 15:00
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart DW:Irak'ın bölünmesi tartışması

Großansicht des Bildes mit der Bildunterschrift: Senatör Joe Biden Irak’ın “Kürdistan, Şiistan ve Sünnistan” olarak üçe bölünmesini önerdi.
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı tarafından hazırlanan bir raporda Amerika Birleşik Devletleri'nde üçe bölünmesi tartışılan Irak’ın siyasi geleceği ve muhtemel gelişmelerin Türkiye’ye etkileri araştırıldı.
New York Times gazetesi, Amerikan yönetiminde “Irak’ı üç parçaya ayırma” senaryosunun giderek ağırlık kazandığını yazdı.
Gazeteye göre, Demokratların başkan adaylarından olan ve gelecek dönemin Dışişleri Bakanı olarak da adı geçen Joe Biden’ın “Irak’ın üçe bölünmesi” konusunda hazırladığı rapor, yalnızca muhaliflerin görüşünü yansıtmıyor. New York Times, Biden raporunu değerlendiren Bush yönetiminden bir yetkilinin, “Doğrusunu söylemek gerekirse, sonunda varacağımız nokta bu,” dediğini yazdı.
Biden'in önerisi
Joe Biden, Irak’ın “Kürdistan, Şiistan ve Sünnistan” olarak üç yarı-bağımsız bölgeye ayrılmasını ve bunların zayıf bir merkezi hükümet etrafında toplanmasını öngörüyor. Biden’ın bu planına yalnızca Amerikan yönetimi değil, bazı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyelerinin de sıcak baktığı kaydediliyor.
Amerika’da bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından TEPAV, Irak’ın geleceği ve Türkiye’ye etkileri üzerine kapsamlı bir rapor yayımladı. 144 sayfalık raporun en ilginç yönü, Türkiye’ye Irak’ın bölünmesi konusunda şimdiden alternatif senaryolar üzerinde çalışma çağrı yapması. Prof. Mustafa Aydın, Nihat Ali Özcan ve Neslihan Kaptanoğlu tarafından hazırlanan raporda, Irak’ın bölünmesinin kaçınılmaz olmadığı, ancak Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde “olası bir Kürt devleti” konusunda şimdidien “stratejik kararlar” alması gerektiği vurgulandı.
Parçalanma ihtimali
TEPAV Direktörü Mustafa Aydın, neden böyle bir rapor hazırladıklarını şöyle anlatıyor:
“Türkiye’deki genel havaya baktığınızda sanki Irak hiç parçalanmayacakmış gibi, böyle bir ihtimal yokmuş gibi bir hava var. Diğer ihtimaller hiç tartışılmıyor ve göz ardı ediliyor. Biz bundan rahatsızlık duyduğumuz için, böyle bir ihtimalin de olduğuna dikkat çekmek istedik. Bu tabii illa Irak parçalanacak demek demek değildir, ama olacak olması muhtemel güne şimdiden hazırlık yapılmalıdır. Eğer Irak parçalanacak ise Kuzey’de olusacak devletin Türkiye’ye mümkün olduğuca bağımlılığını sağlayacak bir ilişki geliştirilmesi gerektiğini söylüyoruz”
TEPAV raporunda Irak’ın siyasi birliği ve toprak bütünlüğünün Türkiye’nin arzu ettiği durum olduğu ancak yaşanmakta olan gelişmelerin çok farklı sonuçlar doğurabileceği kaydediliyor.
“Alternatif senaryolara baktığımızda en iyi senaryonun şu andaki federatif yapının devam etmesi olduğu gözüküyor. Bizim öngörülerimiz bu federatif yapının bir süre sonra daha gevşek bir yapıya, daha doğru bir ifadeyle bir konfederasyona doğru dönüşeceği yönünde.”
İki ana senaryo
TEPAV raporunda Irak’ın parçalanması durumunda, Kuzey Irak’taki bölgesel yönetimin geleceği konusunda iki ana senaryonun gündeme geleceği kaydediliyor. TEPAV Direktörü Profesör Mustafa Aydın, bu konuda şunları söylüyor:
“Bunun dışındaki olası alternatif tabii ki Irak’ın parçalanması senaryosu. Bu da herkes tarafından konuşuluyor. Böyle bir durumda Türkiye’nin yine nasıl bir parçalanmayı tercih edeceğini sorması gerekiyor. Olası alernatiflerebaktığınızda tabii küçük ama homojen bir Kürt devletini tercih edebilirsiniz. Böyle bir devlette Kerkük sınırlar dışında kalacaktır. Ve ekonomik olarak da çok güçlü olmayacaktır,petrolü olmadığı için. Ama diğer taraftan nüfus açısından etnik olarak homojen olacaktır ve etnik konularda sıkıntı yaşamayacaktır. Olası bir Kürt devletinin daha büyük bir Kürt devleti olmasını kabul edebilirsiniz. Kerkük ve civarının bu devlete verilmesini sağlayabilirsiniz. Böyle bir durumda toprak olarak daha büyük, ekonomik olarak daha rahat bir devlet olacaktır. Ama buna karşılık da sınırları içinde 1,5 ya da 2 milyon civarında Türkmen ve Arap bulunacaktır. Dolayısıyla homojen bir Kürt devleti olmayacaktır. Şimdi bu ikisi arasında bir tercih yapmak gerekiyor. Ve ona göre de çalışmak gerekiyor. İkisinin de farklı avantajları ve dezavantajları var. Bizim raporun en önemli yönü bu avantajları ve dezavantajları ortaya koyup bunlar arasında bir tercihin bugünden yapılması ve üzerinde düşünülmesi gerektiğini söylememiz.”
Ayhan Şimşek / DW
YABANCI MEDYA TÜRKİYE
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #26  
Alt 01.08.07, 15:02
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Zafer Üskül baklayı ağzından çıkardı

Sizlere mailimdeki bir yazışmayı ve yorumunu sunuyorum.
<DIV><FONT color=#ff0000>AKP Mersin Milletvekili olan Zafer Üskül “sivil ve renksiz bir anayasa” önerisinde bulundu. Bu önerisini dillendirirken de baklayı ağzından çıkardı. Üskül Hoca’nın “sivil anayasa” ile hedefi belli oldu. “Atatürk ilke ve İnkılâplarına gerek yok”…
Öncelikle şunu belirtelim; Türkiye Cumhuriyeti emperyalizme karşı ulusal bağımsızlık savaşı vererek kurulmuş bir devlettir. Devletin yapısı ulus devlettir.
Atatürk ilkeleri de ulus devletin direkleridir. Türkiye Cumhuriyeti bu sağlam direkler ile ayaktadır.
Anayasadan bu ilkeleri çıkarmak demek ulus devlet yapısını yok etmek demektir. En azından zayıflatmak ve tehlikeye açık hale getirmek demektir.
Aferin Zafer Üskül Hocaya… Yeni yerine çok kolay intibak etti.
“Sivil ve renksiz anayasa” ile amaçlanan aslında başka renkleri olan bir anayasa mıdır?
Örneğin Saros renkleri “sivil ve renksiz” anayasada yer alacak mıdır? Yanıtlanması gereken soru budur.
Üskül Hoca, “söz konusu niteliklerin herkesin ortak değeri olduğunu ve yazılı olmasına gerek olmadığını” söylemektedir.
Gerçekten öylemi?
Atatürk devrim ve ilkeleri herkesin ortak değeri midir? Olması gereken öyle olmasıdır, ancak gerçek öyle değildir.
Atatürk ilke ve devrimlerinin karşıtlığı yıllardır halka işlenmektedir. Özde değil sözde herkes Atatürkçüdür. Oysa olması gereken herkesin özde Atatürkçü olunmasıdır.
Küresel emperyalizm en çok Atatürkçü düşünceden çekinir. Çünkü emperyalizme karşı ilk ulusal bağımsızlık savaşını Atatürk vermiştir.
Kurmuş olduğu devletin emperyalizme karşı egemenliğini ve bağımsızlığını koruması için de Atatürk devrim ve ilkelerinin rehber edinmesini istemektedir.
“Gençliğe Hitabe” bu amaçla söylenmiştir.
Yıllardır bu temeller ile oynanmakta, ilke ve devrimlerin içi boşaltılmaktadır. Bu nedenle Gösterilen hedefe ulaşmada istenilen başarı elde edilememiştir.
AKP seçimlere “sivil ve renksiz bir anayasa” söylemi ile girmiş ve %46,6 oranında bir oy almıştır. Seçim sonuçları ile ilgili olarak dış basında yer alan yorumlara baktığımızda birilerinin ne kadar mutlu ve memnun olduğunu görüyoruz.
Şimdi o kesimler yeni beklentiler içindedir.
Bu nedenle iktidarın amaçladığı “sivil ve renksiz anayasa” ile beklentilerine yanıt bulmak istemektedirler.
Örneğin üniter devlet yapısının değişmesini amaçlamaktadırlar. Bunun için önce anayasanın değişmesi, daha sonra da kimi yasaların yeni anayasaya göre düzenlenmesi amaçlanmaktadır. Örneğin: İl özel İdareleri yasası, Yerel Yönetimler Yasası gibi…
12 Eylül ürünü olan anayasanın değiştirilmesini toplumun geniş bir kesimi istemektedir. Ama bu değişim AKP Mersin Milletvekili Zafer Üskül’ün dediği gibi de olmamalıdır.
Daha demokratik, anlaşılır, temel hak ve hürriyetlere daha geniş yer veren, Üniter devlet ve ulus devlet yapısının korunduğu bir anayasa olmalıdır.
Ancak Zafer Üskül’ün açıklamalarına bakacak olursak amaçlanan bu değildir. Amaçlanan küresel güçlerin hoşuna gidecek, onların planlarının kolay gerçekleşmesini sağlayacak “sivil ve renksiz bir anayasa”dır…
Türkiye Anayasasının rengi her zaman Atatürk olmalıdır. Sorun ondan uzaklaştırılmamızdan kaynaklanmaktadır.
Saroz’un, TESEV’in, Açık Toplum Enstitüsü’nün, Bilgi Üniversitesi’nin ve diğer Saros ağı içindeki üniversitelerin iktidar ile el ele verip hazırlayacağı “sivil ve renksiz anayasa” özlenen anayasa olmaz.
Bu tür bir anayasa küresel güçlerin ekmeğine yağ sürmek olur!
Hey gidi Zafer üskül Hoca hey! Demek ki sende dün dündür , bugün bugündür demeye başladın. Dünün Atatürkçüsü idin, şimdi kime ve neye hizmet ediyorsun?
GÖRÜŞ
HİLMİ TAŞKIN ADD ŞUBE BAŞKANI
----------
Sayın Hilmi Taşkın,

Elinize, yüreğinize sağlık. Bu arada internete size bir saldırı haberi düştü. Doğru mu? Doğruysa geçmiş olsun.

Saldırganlar konusunda ne yapabiliriz?

Dayanışmayla.
Uluç Gürkan

HERKES İÇİN FIRSAT
HERKESTEN SORUMLULUK
HERKESİN TOPLUMU

www.ulucgurkan.net
ulucgurkan@ulucgurkan.net
0090 312 4198777 - 0090 532 2180758





Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #27  
Alt 01.08.07, 15:03
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Yeni Anayasa Taslaği:

AKP, Kemalizm'le ilgili açıklamaları nedeniyle tartışma başlatan Zafer Üskül'ün tekliflerini gölgede bırakacak Anayasa değişikliği önerilerini hazırladı.
Profesör Dr. Ergun Özbudun liderliğinde çalışan ekip taslağını tamamladı. Şimdi partiden ve kamuoyundan alınacak önerilerin ardından yeni Anayasa Meclis'e getirilecek.
--------------------------------
CUMHURBAŞKANININ YETKİLERİNE TIRPAN
Cumhurbaşkanının bürokrat atamalarındaki yetkisi kaldırılacak ve Köşk'e sadece vali ve büyükelçi atamasına ilişkin kararnamaler gönderilecek.
Cumhurbaşkanının yüksek yargı organlarına üye atamasına yönelik yetkisi de sınırlandırılacak.
Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemlere karşı yargı yolunun açılması da gündeme gelebilecek.
----------------
İHRAÇ EDİLEN ASKERLERE YARGI YOLU
AKP iktidarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri arasında polemiğe neden olan ve Başbakan Erdoğan'ın şerh düşmesine yol açan YAŞ kararları yargı denetimine açılacak.
Böylece ordudan ihraç edilen askerler dava açabilecek.
---------------
HAKİM ATAMASINDA BAKANA YETKİ YOK
Adalet bakanının Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyeliğinden çıkarılması
öngörülüyor. Yine tartışmalı konular arasında yer alan Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu
kararları da yargı denetimine açılacak.
---------------
YÖK KALKIYOR
Yüksek Öğrenim Kurumu kaldırılacak. Üniversite rektörlerinin yer aldığı Üniversitelerarası Kurul güçlendirilerek yetkileri artırılacak. Rektörlerin atanmasında cumhurbaşkanı devre dışı kalacak, rektörlerin üniversitelerde yapılacak seçimle göreve gelmesi düzenlenecek.
-----------
ÖZGÜRLÜKLERE AB STANDARDI
Temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan düzenlemeler geliyor. Düşünce ve
ifade hakkı ile inanç özgürlüğü alanı genişletiliyor.
Bu haklara Avrupa Birliği standardı getirilecek;bu haklar ancak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında bir sınırlandırmaya tâbi tutulacak.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin ilke ve standartları anayasada da ifadesini bulacak.
-----------
YÜKSEK MAHKEMEYE DOKUNULACAK
Anayasa Mahkemesi'nin yapısı tartışılıyor.
Mahkemenin üye sayısının artırılması ve üyelerin bir kısmının Meclis tarafından
seçilmesi planlanıyor. Cumhurbaşkanının üye atama yetkisi kaldırılabilir.
--------------
MGK'NIN STATÜSÜ DEĞİŞECEK
MGK'nın anayasal bir organ olmaktan çıkarılması da planlanıyor. Buna göre, anayasada
tarif edilen bir kurum olmaktan çıkacak,yasalarla düzenlenen bir kuruluş haline dönecek.
----------------
ZORUNLU DİN DERSİ KALKABİLİR
Taslak çalışmalarında, özellikle Alevi kökenli vatandaşların eleştirisine neden olan, 1982
Anayasası'yla düzenlenen zorunlu din dersinin yeni anayasada yer almaması da tartışıldı.
Anayasa'daki "Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan
zorunlu dersler arasında yer alır" hükmünün anti demokratik bir öz taşıdığı ve sivil bir
anayasada yer almaması ağırlık kazandı.
-------------
ÇOCUK HAKLARINA ÖZEL BÖLÜM
Birleşmiş Milletler sözleşmelerindeki güvencelerle, çocuk hakları ayrı bir bölüm halinde Anayasa’da yer bulacak.
Anayasa’nın mevcut hükümlerinde“çocukların korunması” konusunda sadece devletin gerekli tedbirleri alacağıyla ilgili genel bir cümle bulunuyor.
--------------
KADINLARA POZİTİF AYRIMCILIK
Kanun önünde eşitlik” ve “hiçbir zümreye ve sınıfa imtiyaz tanınmayacağı”na yönelik
ilke korunacak. Ancak sosyal ve siyasi alanda kadınlara ve korunmaya muhtaç kişilere
pozitif ayrımcılık yapılmasını sağlamak amacıyla Anayasal bir ilke getirilecek
Böylece, ihtiyaç duyulan alanlarda pozitif ayrımcılıkla ilgili düzenlemeler yapılabilecek.
Kaynak:fotoanaliz.hurriyet.com.tr


Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #28  
Alt 01.08.07, 15:04
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart 3 Peygamberde Yahudidir.:

Mailimdeki yazışmamdan bir alıntı...
Değerli Okurlarımız,

Siz, evet sizler, İslam dinine inanlara soruyorum:

Gerçek Tanrıya'mı inanıyorsunuz?

Yoksa kendisini başta ticari ve sosyal daha sonra da siyasi sebeplerden dolayı peygamber ilan eden Muhammed'in Allah!'ına mı inanıyorsunuz?

Hemen belirtmekte fayda görüyorum. Sizlerinde iyi bildiğinize inandığım bir gerçeği paylaşmak adına, her 3 (kendi ifadelerine göre) peygamber olduklarını iddia edenler, aynı evet aynı aileden gelmektedir. Yani, Baba David, Anne Sarah ve daha sonra Abraham, Jakob ve Mariam, liste uzar da uzar, gider de gider.

Sakın çok şaşırdım bunlar hep Yahudi isimleri demeyin, yoksa bu konuda sizlere bilgi verilmedi mi hiç? Verilmedi ise üzülmeyin, çünkü "gerçekler" karışık, karanlık ve kötü niyetlidir de ondan, saklanırlar hep.


Akıl var mantık var. Tabii bunlar biz insanlara mahsus beyin teknikleridir. Sonradan geliştirilmiş olmasına rağmen insan yaşantısı boyunca bu teknikleri kullanır.

Sizler soruyorum. Hepimiz zamanında bazı kitapları devirdik. Bu bilgiler ışığında lütfen bana değil ama kendinize cevap veriniz:

Aşırı cinsel istekler, hangi ruh hali içinde olan insanlarda bulunur. Bu soruyu bilhassa Tıp alanında okumuş veya en azından TIP konularında gerçek bilgisi olanlara soruyorum. Hani derler ya deli gibi kuvvetli. İşte size bir ufak öneri.

Dikkat ederseniz tüm-kendilerini peygamber ilan ve iddia edenler- hep damlara pardon mağaralara gidip, yalnız kaldıklarında bu bilgileri aldıklarını dile getirmişlerdir.

İncelerseniz daha iyi anlarsınız. Ülkemizde bazı hastalıklara şifa getirdiği söylenen mağaralar ve kuytu köşeler vardır. Bu gibi yerler daha çok akıl hastalıklarına ve epilepsi hastalıklarına iyi geldiği iddia edilir. İlginç bir not olarak ele almak istiyorum. Deli Petro, 1. ve 4. Sezar, Stalin ve bizde de başta olan bir kişide görülen epilepsi hastalıkları o kişilere diğer insanlardan daha fazla beyin gücü vermektedir. Yanlış anlaşılmasın bu güç normal değil ama aşırı bazı sinirsel güçler ki bunlar da hepimizin bildiği gibi at'a binemeden düşmeler, Roma'yı yakmalar, kütüphaneleri yok etmeler, Moskova'da kendi ırkdaşlarını duvara çivilemeler, dedik ya gider de gider. Mao'nun, özel arabası ile Pekin sokaklarında gündüz gezip gözüne kestirdiği sübyanları gece halledip sonra da ırmakta boğdurduğu bilgileri nedense ortalığa yayılmaz. Çünkü Mao'da hastadır ama iyi bir Mason Locası üyesidir, diğerlerinin de olduğu gibi. Bu bilgiler kayıtlı ve ispatlı bilgilerdir.

Mao, Stalin, George Washington, Lincoln, Churchill ve Muhammed. İnanın hepsi birer peygamberdir. Ama kim için hangi menfaatler karşısında? Esen Kalınız,
Tarhan Taykut

----------
Sayın Taykut,
Desenize Başbakanımızın da hükümet olduğu ilk aylarda"Artınız,çoğalınız"demesi boşuna değilmiş.
Bu konuda bir ara yazmış idimLakin destek olunmamış idi.
Şimdi sanırım ki durum daha da aydınlandı.
Saygı ile...
Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #29  
Alt 01.08.07, 22:02
lolipop - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Editör
Üyelik tarihi: Apr 2006
Nereden: Ankara
İletiler: 4.466
Ettiği Teşekkür: 6.001
872 tane iletisine 1.512 kere teşekkür edilmiş
lolipop isimli üye tecrübe puanını kapatmıştır.
  Send PM
Standart Cevap: Sayın sözcüğündeki gizem..

Alıntı:
Dünya'da namus eğer ki zar ile kıstas edilecek ise,Allah(cc)nün en namuslu yarattığı varlık sanırım ki Soğan olamalı idi.
Zira her katında bir zar vardır.


çok beğendim elinize sağlık...


__________________
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #30  
Alt 02.08.07, 23:45
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Rize Bölgesinde Etnik Gruplar Oluşturma Projeleri üzerine-1

RİZE BÖLGESİNDE ETNİK GRUPLAR OLUŞTURMA PROJELERİ ÜZERİNE-1

Rize, tarih ve kültür yönünden üzerinde en az araştırma ve yayın yapılmış bölgelerimizden biridir.Altmışlı yıllara kadar ekonomik yönden yurdumuzun en fakir yörelerden birisi olan Rize, çay tarımının yaygınlaşmasından sonra çok kısa bir sürede ekonomik olarak ülkemizin en iyi illeri arasında yerini aldı.Bölge ekonomik olarak bu değişim sürecini yaşarken kültürel alanda kayda değer hiçbir gelişme olmadı.
Geçmişte ekonomik şartlara ve coğrafi yapıya bağlanan kültürel çalışmalardaki verimsizlik, ekonomik alandaki düzelmeye rağmen pek değişmemiştir.Bu dönemde ve özellikle altmışlı yıllarda, bir çok yabancı araştırmacı bölgede çeşitli konularda araştırma ve çalışmalar yapmaya başlamış, bu çalışmaların sonucu elde edilen bilgilerle, bölge üzerinde milli birlik ve beraberliği sarsmaya yönelik bir takım projeler oluşturulmuştu.Bu projelerde, bölge insanının sahip olduğu ve kültürel zenginlik ögesi olan bazı özellikler öne çıkartılarak, etnik parçalanmaya yol açılması amaçlanmaktaydı.
Altmışlı yıllarda bölgede faaliyet gösteren yabancı araştırmacıların çalışmalarıyla şekillendirilen projelerle, ülkemizin diğer bölgelerinin yanı sıra Rize'nin de içinde bulunduğu Doğu Karadeniz bölgesinde Laz, Hemşenli, Gürcü, Poşa ve Pontoslu Rum (ya da Müslüman Yunanlılar) gibi etnik parçalar tanımlanmaya veya oluşturulmaya çalışılmaktaydı.
Doğu Karadeniz Bölgesi ile ilgili bu projeler hazırlanırken,aynı zamanda etnik grupların arka planını oluşturacak olan , bölgenin Bizans ve Hıristiyan geçmişinin ortaya konması çalışmaları da yapılmıştır.Bu proje kapsamında elde edilen bulgular, günümüzde gündeme getirilen bazı iddialara da dayanak olmaktadır.Bu proje kapsamında bölgede yabancı araştırmacılar tarafında yapılan arkeoloji ve tarih çalışmalarının amacı, bazı yabancı yazarların bu çalışmalar hakkında yazdığı kitap ve makalelerde " bölge halkının hafızasından silinmiş olan Hıristiyan geçmişe ait kanıtları ortaya çıkarmak " şeklinde ifade edilmektedir.
Bu çalışmalarla yeni bir bilinç yaratılmış, Karadeniz bölgesinde yaşayan insanların çoğu artık yerleşim birimlerinin içinde, yakınında veya yolunun üzerindeki herhangi bir taş yığınının geçmişte bir kiliseye ait olduğunu, köyün eski isminin Türkçe olmadığını ve bu Hıristiyan geçmişin kendi geçmişi olabileceğini düşünmektedir. Çünkü bundan farklı bir şey düşünebilmesi için elinde herhangi bir bilgi de yoktur.
Çok sistemli bir şekilde ve iç içe geçmiş projeler çerçevesinde, bölgenin Bizans / Hıristiyan geçmişini ortaya çıkartmak için İngiltere de Birmingham Ü