iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 23:56 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Tartışma Platformu » Sayın sözcüğündeki gizem..

Tartışma Platformu Gündemdeki önemli konular ve onlar hakkında yapılan yorumları buradan okuyabilir, siz de kendi yorumunuzu paylaşabilirsiniz... Tartışmaya katılabilirsiniz.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #61  
Alt 03.08.07, 00:14
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Bilgi edinme hakkı.

''BİLGİ EDİNME HAKKINIZI KULLANIN''
Sevgili Arkadaşlar...!
Ahmet Gülşen arkadaşımızın ''BİLGİ EDİNME HAKKINIZI KULLANIN'' başlıklı forumu üzerine bu yazıyı yazmaya ve sizlerle Dr.Armen Victorian'ın Amerika'daki Bilgi Özgürlüğü Yasası'nın kapsamlıca kullanılması, insanların düşünme ve davranma şekillerini kontrol etme yolundaki gelişmelere ve insanların karşı koyma güçlerinin azaltılmasının nasıl mümkün olabildiği konularına ışık tutan ve kitap haline getirdiği çalışmalarını sizlerle paylaşmak istedim.
Bazılarının kaçınılmaz bir şekilde sansüre uğrayacağına ve hatta belki de hiç ortaya çıkarılmaması ihtimaline rağmen, yasa; herhangi bir vatandaşın belgelerin açıklanmasını talep edebilmesine imkan tanımaktadır.
Dolayısıyla, Ahmet GÜLŞEN kardeşimizi bu forumundan dolayı tebrik ediyor ve bu hakkın Dr.Armen Victorian tarafından kullanımı neticesinde elde edilen bilgileri sizlere sunarak neler olup bittiği konusunda bilgilendirmek istiyorum.
Okuyacağınız yazıda; ortaya konulan bilgilerin çoğu da bu hakkın kullanılması neticesinde elde edilen bilgilerin biraraya getirilmesi neticesinde olmuştur.
Aralık 1947'de CİA'nın kurulmasından yaklaşık beş ay sonra Milli Güvenlik Konseyi ilk toplantısınnı yapar ve Avrupa'daki psikolojik savaşla ilgili faaliyetleri başlatma emrini verir.
Neticede CİA resmen gizli bir hareket bölümü -Politika ve Koordinasyon Ofisi- kurmayı başarır ve hiç beklemeden, batılı demokrasi düşmanlarına karşı kullanmak üzere psikolojik savaş operasyonlarının ve tekniklerinin en verimli şekilde kullanılmasını araştıran proğram ve operasyonlara girişir.
194l'de Harbour'un Japonlar tarafından bombalanmasından iki ay önce Teknoloji Enstitüsü Dekanı tarafından, 25 paundluk bir atom bombasının yaklaşık 3,6 milyon paund değerindeki dinamitin etkisine eş bir patlamayı gerçekleştirebileceğini ve bunun Amerika'ya, bir sonraki savaşı kazanma avantajı sağlayacağını açıklaması üzerine Manhattan Projesi hayata geçirilir ve bombanın gerektiğinde Japonlara karşı kullanılmasına karar verilir.
''Ulusal Güvenlik'' kılıfı altındaki birimler, suikast timleri- beyin yıkama proğramları-sivil casusluk-uyuşturucu kaçakçılığı- kanundışı silah ticareti-iç savaş çıkarma ve yabancı hükümetleri devirme dahil pekçok korkunç faaliyetlere girişirler ve insan davranışları ve dengesini kimyasal yöntemlerle zayıflatmayı içeren araştırmaları yapmakla görevlendirilirler.
Bu görevlendirme neticesinde rahatlatıcı ve gevşetici narkoz maddeleri kullanarak bir ''gerçek serumu'' üretmeyi başarırlar, felce sebebiyet veren conch shell eklemsizinden elde edilen zehiri bulurlar. Amerikan Laboratuvarlarında çalışarak tabun ve sarin gibi zehirler ve sinir gazları geliştirirler ve ASKERİ İHTİYAÇLARIN AHLAKİ KAYGILARDAN BASKIN ÇIKTIĞI yönünde net bir karar alırlar ve RHIC olarak bilinen (Beyinlerarası Radyo-Hipnotik Kontrol) , insanların içine küçük alıcıların yerleştirildiği çalışmalara başlarlar, hafızayı silmek için hayvanlarda radarın (mikrodalganın) kullanıldığına dair çalışmalarına devam ederler ve deneylerinde insanları kobay olarak kullanırlar. Proje kapsamında olan bitenler sadece uyuşturucu maddelerin kullanılması ile sınırlı kalmayıp, duyumda azaltma oluşturulması, dini cemaatler, mikrodalga deneyleri, psikolojik şartlanma, psiko-cerrahi, beyin nakli ve daha başka pekçok araştırma alanı da bir çatı altında toplanır. (CİA tarafında ancak Bilgi Özgürlüğü Yasası'ndan sonra yayınlanan 215 bin sayfalık kayıtlar, bu proğramların sadece bir yönünü aydınlatmaktadır.)
Hipnotizmanın savaşta kullanılmasının önde gelen teorisyen ve savunucularından biri, bir parti esnasında orada bulunan misafirleri teorisine ikna etmek için iki arkadaşını gizlice hipnotize ederek, kurbanlarını İngiltere Başbakanı'nın oraya geldiğine inandırır ve bu iki insan hayali VIP misafiri ile bir saatten fazla konuşturulur.
İnsanlar üzerinde yapılan radyasyon deneyleri hakkında bir araştırma grubu oluşturulmasına karar verirler ve soğuk savaş esnasında gerçekleştirilen bir seri radyasyon deneylerine dikkat çekerler. Gerek radyasyonun insanların üzerindeki etkisini belirlemek için, gerekse de konvansiyonel operasyonlarda kullanım sahasını tespit edebilmek gayesi ile olsun, tam manasıyla insanları iyonize edilmiş radyasyona maruz bırakan deneyler yaparlar. Bu proğramı kimyasal-biyolojik ve radyolojik maddelerin insan davranışlarını kontrol etme hedefli gizli operasyonlarda kullanılmasına yönelik bir seri araştırma ve geliştirme projesi izler. CIA belgelerinden biri, bariz bir şekilde insan davranışlarını kontrol etme deneylerinde, radyasyon-elektrik şoku- psikolojinin çok sayıda dalı-toplumbilimi-antropoloji gibi ek yöntemlerin yanısıra, askeri araç gereçlerin kullanıldığını da göstermektedir.
CIA'nın insan davranışlarını kontrol proğramlarının başlıca ateşleyicisinin Sovyet, Çin ve Kuzey Kore'nin zihin kontrol teknikleriyle ilgili geliştirdikleri usüller olduğu bildirilmektedir. Bu bilgilerin ışığında, net kimlik oluşturulmasında gizli işaretleme olarak bilinen suni yollar önerilir ve yarı ömrüne kadar indirgenmiş radyoizotoplar, insan vücudundaki önceden belirlenmiş bölgelere ışınlanacak ya da enjekte edilecek çalışmalar başlatılarak ''uyuyanlar Laboratuvarı'' denilen sistemi kurup çalıştırmaya başlarlar. Mahkumlar üzerinde deneyler yapabileceği bir Laboratuvarı açarak kullanırlar. 100 mahkum denek üzerinde yeni bir deneyle radyoaktif iyodin troidi, T-4 ise kandaki kırmızı hücrelerini sayısın artırırlar. Uyutma ışını (sleeping ray) üzerinde durularak ''yeni bir ışınsal enerji türünün beynin uyuma merkezine ya da uyanıklığı sonlandırmayı düzenleyen bölgesine yönlendirilmesi'' söz konusu edilerek, bu yolla teknik ekipmanın bitişikteki bir odaya ya da yakın bir bölgeye kurularak, bundan habersiz birisinin aniden uykuya daldırılması mümkün hale getirilmesi başarılmış ve genellikle halüsinasyon etkisi yaratan uyuşturucu maddelerin kullanıldığı denemeler ele alınmıştır.
Devamında LSD uygulamalarına geçerler ve ''istemdışı deneme reaksiyokları'na özel bir önem verirler. LSD'nin deneklerin dışarıya bilgi vermesi konusunda oluşturduğu etki net bir şekilde ortaya çıkarılır. Daha sonra gelen gönüllü grup üyelerine LSD tesiri altındayken ne dereceye kadar yalan söyleyebileceklerini araştıran testler uygularlar. Aynı zamanda gönüllülere LSD'nin hafıza üzerindeki etkisini ölçmek için ''Hafıza Dağıtma Testleri'' LSD alımından sonra basit motor reaksiyonlarındaki bozulmayı değerlendiren Özel Motor Tepki Hafızası Testi ve düşman sorgu atmosferlerini ve tam tecrit ortamlarını da kapsayan değişik fiziki koşullarda, LSD verilmiş kişilerin nasıl tepki gösterdiklerini belirlemeye yönelik çevre ve fiziki şartlar etkisi testleri uygulamasını gerçekleştirmişlerdir. Bir de deneğin LSD etkisi ve alışılmamış oranda yüksek stres altındayken bilgi gizleme yeteneğini tespit etmeyi amaçlayan ''Yapay Stres Ortamlarında Madde Etkisi Testleri'' uygulamaları neticesinde LSD'nin denizaşırı ülkelerdeki operasyonlarda kullanılması amaçlanmıştır.
Bu çalışmaların hemen akabinde ''Arazi Testi'' çalışmaları başlatılmıştır. Planın ayrıntıları üzerinde kafa yormak ve önerilen test için gereken insanları ayarlama görevi, Avrupa'daki Haberalma Birliklerine havale edilmiştir. Dikkat edilecek nokta, sözkonusu deneklerin gönüllü olmaması ve başka ülkelere mensup kişiler olmalarıydı. Bir başka çalışma ile de insan kan ve organlarının radyoaktif maddeden arınması süreciyle ilgili oranı belirlemek için hastane çalışmaları başlatılmış, araştırmacılar; akciğer-safra kesesi-troid bezi ve beyin arasına yerleştirilen bir gayger sayacı aracılığıyla, verilmiş kimyasal maddenin ne kadarının sözkonusu organ ve dokulara yerleştiğini doğruya yakın oranlarda tahmin etmeye çalışmışlar ve hamile kadınlara radyoaktif madde karışımları verilerek, maddelerin cenin üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Bu araştırma neticesinde, radyoaktif bir maddenin tek-tek bireysel hedefler ya da bir kitlenin imhasında ölümcül bir silah olarak nasıl kullanılacağını ortaya koymuşlardır.
Yukarıda verilen bilgiler sadece yapılan çalışmaların bir kısmını göstermek için olup, sonuç olarak; gelindiği noktada duygu kalıpları, alçak ses taşıyıcı frekansların içine yerleştirilmiş, başka bir insanın zihninde aynı duyguların oluşturulması için lullanılabilecek aşamaya gelinmiştir.

Kaynak için bakınız.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3751484/
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #62  
Alt 03.08.07, 00:15
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Zihin kontrolü

İNGİLİZ İSTİHBARATININ BEYİN KONTROLÜ DENEYLERİ-1

İngiliz İstihbarat Teşkilatı'nın Beyin Kontrolü Deneyleri ve Toplumu Yönlendirmek adına Frekans Silahlarını kullanarak masum vatandaşlarına nasıl saldırdığı ve yaptığı işkenceler. George Farquhar'dan.
Günümüzde, Batı Dünyası’nda özellikle İngiltere’de ve A.B.D.’de gizli terörizm sıkça kullanılmaktadır. Bu terörizm, meselâ halka açık bir mekânda bir bomba patlatılarak yüzlerce masum insanı ya da - doğru veya yanlış bir şekilde- suçlanan aşırı uçlardaki politikacıları öldüren veya yalanlayan tipte bir hâdise değildir.
Bu hâdise temelde, çok sayıda masum insanın uzak bir bölgeden ferdî veya kitlesel olarak sistematik bir şekilde, fizikî ve ruhî saldırıya maruz kaldığı bir hâdisedir.
Bu silâhların sahib olduğu esas güç, kurbanların saldırıya maruz kalırken, bunların dış kaynaklar tarafından yapıldığının farkında bile olmamaları ve bu sebeble de kendilerini koruyacak hiçbir imkâna sahib olmamalarıdır.
Bu saldırılar, böyle bir saldırıdan hiç şüphelenmeyen kurbanlarda:
• Hafif veya şiddetli baş agrisi, sinirlilik ve huzursuzluk, atalet ve bitkinlik, stres
• Mide bulantısı uykusuzluk
• Göz hasarı, felç, saldırganlık ve öfke
• Paranoya ve panik atak, isteri, şizofreni, halisünasyonlar
• Hafıza kaybı, düzensiz düşünceler, karakteristik olamayan duygulanmalar
• Tedirgin davranışlar, akıl karışıklığı, ümitsizlik
• Beyin ve sinir sistemi hasarı, kalp çarpıntısı, hızla ilerleyen kanser
• İntihara varan şiddetli depresyon
Gibi sayısız değişik emarelere sebeb olabilir.
GERÇEKTE HERHANGİ BİR DUYGUSAL, ZİHNÎ VEYA DUYARLI ALGILAMA SUNÎ OLARAK OLUŞTURULABİLİR VE KİŞİ NEREDE OLURSA OLSUN UZAK BİR YERDEN OLUMSUZ YÖNDE MANİPÜLE EDİLEBİLİR (YÖNLENDİRİLEBİLİR).
Bu teröristler kimlerdir? Bunların toplumun masum ferdlerini gizli bir şekilde öldüren ve sakatlayan silahları nelerdir? Bu silâhların kullanımı niçin halkın bilgisi dışındadır?
Cevab basittir. Bu teröristler, gerçekte İngiltere’de çalişan istihbarat ajanlaridir. Evet bu doğrudur. Bunlar büyük ihtimalle toplumumuzu terörist saldırılardan korumak için varolan aynı istihbarat ajanlarıdır.
İlk açığa çıktığında tuhaf ve inanılmaz olduğu kadar, şu bir gerçektir ki, bu silahlar mevcuttur ve toplumumuza karşı kullanılmaktadır. Bu gerçek kendilerine “psikotronik” saldırılar yapıldığını iddia eden çok sayıda kişinin iddialarıyla beraber tetkikler sonucu elde edilen delillerle desteklenmektedir.
İngiltere’de, MIT (Askerî İstihbarat), M.D (Savunma Bakanligi), G.C.H.Q (Genel Haberleşme Karargahi), ve Menwith Hill, Nurth Yorkshire’de üslenen A.B.D. Ulusal Güvenlik A.B.D Ulusal Güvenlik Teşkilatı, Ingiliz halkinin üzerindeki bu gaddarca saldirilarin esas suçlularidir.
Bunların kullandığı silâhlar, “ticaret”te öldürücü olmayan silâhlar veya sessiz silâhlar olarak vasıflandırılmaktadır. Bu silâhlar yeni değildir. 50 yıldan daha uzun süredir bunlar operasyonlarda ve toplumun masum bireyleri üzerinde ve “mücadele”de kullanılmaktadır.
Rusya Ordusu, 50’li yıllar boyunca yüksek standartlı teknoloji kullanarak günümüzde “Psy-Ops Mücadelesi” olarak adlandırılan hâdisede ilk liderdi. Bu sessiz silâhlar Rusya Ordusu tarafından kendi ülkelerini savunmak için geliştirildi. Fakat bunlar durumdan şüphelenmeyen Rus halkı üzerinde deneyler yapılarak mükemmelleştirildi.
Bu aşiri olumsuz ve otoriter anlayiş dünyada “sessiz silâh” teknolojisinin liderleri olan ve bunu inanilmaz seviyede geliştiren Ingiliz ve Amerikan askerî ve polis istihbarat ajanlarinin hiyerarşik yapisi içinde bugün hâlâ mevcuttur.
“UZAKTAN BEYİN KONTROLÜ” İLE DAVRANIŞ DEĞİŞTİRME DENEYLERİ VE MEVCUT STATÜKOYU DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞAN İNSANLARA KARŞI SUİKASTLER YAPILMASI İÇİN, GÜNÜMÜZDE BİRÇOK MASUM VE HABERSİZ İNSAN, KİTLESEL VEYA FERDÎ OLARAK BU ZİHNİYETİN NETİCELERİNDEN ZARAR GÖRMEKTEDİRLER.
DÜZEN TARAFINDAN İSTENMEYEN VE BU SEBEBLE DE GÖZDEN ÇIKARILAN İNSAN GRUPLARI OLABİLECEĞİ GİBİ, HERHANGİ BİR KİŞİ DE “İSTİHBARAT AJANLARI” TARAFINDAN “UZAKTAN BEYİN KONTROLÜ” DENEYLERİ İÇİN HEDEF OLABİLİRLER. Bu hedefler içinde etnik azınlıklar da vardır.
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.

Konu ahmetdursun tarafından (03.08.07 saat 00:18 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Numaralandırma hatasından
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #63  
Alt 03.08.07, 00:16
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Zihin kontrolü

İNGİLİZ İSTİHBARATININ BEYİN KONTROLÜ DENEYLERİ-2
Fakat “hedefler” sadece bunlarla sınırlı olmayıp, psikolojik olarak dengesiz kişiler, mahkumlar, suçlular, yabancılar, cinsel sapmaları olanlar, uyuşturucu bağımlıları ve ölümcül hastaları da içermektedir.
SUİKAST TEŞEBBÜSLERİNDE BU SESSİZ SİLÂHLARIN ASIL KULLANILMA SAHASI, DÜZENİN STATÜKOSUNU BOZMAYA ÇALIŞAN VEYA ÇALIŞABİLECEK HERHANGİ BİR KİŞİYE-KİŞİLERE KARŞIDIR. BU, “HASSAS” SAHALARDAKİ -VE MEDYADA NORMAL OLARAK AÇIKLANAMAYAN- BİLGİLERE ULAŞAN VE BUNLARI AÇIKLAYAN KİŞİLERİ DE KAPSAR.
Askerî ve polis istihbarat personeli ve karanlık devlet görevlerinde çalışan fakat bu organizasyonların gerçek gündemini gören ve onların hareketlerini sorgulamaya başlayan kişiler de suikast “hedefleri” arasında yer alır.
Buna misâl olarak, “intihar eden” veya “esrarengiz şartlarda” ölen 30 veya daha çok sayıdaki, Marcuni’de çalışan bilimadamları gösterilebilir. Birçok araştırmacı, bu öldürülen bilimadamlarının, gerçekte, topluma karşı davranış kontrolünde kullanılan, “Uzaktan Mikrodalga Beyin Kontrolü Teknolojisi”ni mükemmelleştirmeyi hedefleyen, “karanlık” hükümet projesinde çalışan kişiler olduklarına inanmaktadır.
Bu bilimadamlarının, insanlığa yapabileceği kuvvetli etkiden korkarak, kendi projelerinin gerçek gündemindeki hiyerarşilerini sorgulamaya başladiklarina inanilmaktadir. Bu bilimadamları, ironik bir şekilde, kendi geliştirdikleri “Uzaktan Beyin Kontrolü”silâhlarıyla sistematik biçimde suikasta uğradılar.
Bir başka misâl, 80’li yıllarda nükleer silâhlara karşi protesto eylemlerinde bulunan Greenham Genel Kadinlari’na yapılan ve çok iyi bilinen gaddarlıktır. Bunların, barış protestoları esnasında, mikrodalga ışımayla, yanıkları, şiddetli baş agrilarini, göz hasarlarını, geçici felçleri ve kanseri de içeren çeşitli saldırı emarelerine maruz kaldıkları belgelenmiştir. Bunların bir çoğu saldırılar sebebiyle ölmüştür.
Halkın büyük çoğunluğu “davranış kontrolü” gayesiyle, kendilerine karşi bu silâhlarin kullanildigindan haberdar olmadigi için, bu, “Uzaktan Beyin Kontrolü Silâhları” çok güçlüdür. İsihbarat Ajanları bu gerçeği iyi bilmektedirler ve bu sebeble de, bu bilgiyi toplumun gözünden uzak tutmak için ellerinden gelen herşeyi yapmaktadirlar.
İstihbarat Ajanları bu gerçeği açıklamak isteyen kişilerin de itibarını yok etmek için çaba sarfetmektedirler.
Yıllardır askerî ve polis istihbaratı, “Uzaktan Beyin Kontrolü” silâhlarının varlığını inkar etmek için halka yalan söylediler.
A.B.D. Ordusu’nun “Körfez Savaşi” sırasında toplu halde Irak taburlarına karşı, “Uzaktan Mikrodalga Beyin Kontrolü Silâhları”nı kullandığı, medya (Discovery Kanalı) tarafından topluma açıklandı.
Daha da önemlisi son günlerde Channel 4 televizyonunda yayınlanan (Büyük Birader’in...... Sevgisi İçin) isimli belgeselde, İngiltere istihbarat ajanlarının toplumun bir bölümünü bu silâhlarla hedef aldığı gerçeği gösterildi.
İstihbarat ajanları bu öldürücü olmayan silâhların varlığını artık inkâr edememelerine rağmen, hâlâ bu silâhların, sürekli olarak ve artarak toplum üzerinde, “Uzaktan Beyin Kontrolü Deneyi”nin Davranış Manipülasyon ve Suikast” için kullanıldığını inkâr etmeye devam edeceklerdir.
Yalnızca toplumun büyük çoğunluğu sonunda bu gerçeği gördüğü zaman, bu askerî ve polis istihbarat hiyerarşisinin otoriteci ve vahşi zihniyetinin, toplumumuzu gizli olarak idaresi altına almasını önleyebilecek miyiz?.. “Uzaktan Beyin Kontrolü Silâhları”nın varlığı ile ilgili gerçek aydınlığa çıktığı zaman, bunların bizim masum toplumumuza karşı kullanılmasını ilgilendiren gerçek de ortaya çıkacaktır. Bu yalnızca bir zaman meselesidir.
Sevgiye ve barışa doğru, içtenlikle,
Geoge Farquhar.
“Tüm gerçek üç safhadan gider:Birincisi onunla alay edilir.Sonra ona karşi şiddetle direnilir.Sonunda o kendisini aşikâr olarak belli eder.” Schcpenhauer.
Dipnot: Birçok bilim adamı, Prenses Diana suikastının sadece, İngiliz ve Fransız istihbarat işbirliği ile yürütüldüğünü değil, fakat “başariya” ulaşmak için ve “başari” süresince, “Uzaktan Beyin Kontrolü Silâhları”nın sinsice yaygın olarak kullanıldığı konusunda iknâ olmuştur.
Waco: “Büyük Yalan Devam Ediyor” video belgeselinde, 130 erkek, kadın ve çocuğun sistematik olarak F.B.I. / B.A.T.F. ortak operasyonuyla katledildikleri zaman, Waco Teksaitak, “Davidien Tarikatı katliamı”nda kullanılan üç ayaklık “Uzaktan Beyin Kontrolü Silahları”nı göstermektedir. Bu gerçeklerin delili “Özgürlük Projesi/Project Freedom” websitesinde sunulmaktadır.
Kaynak için:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3751459/
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.

Konu ahmetdursun tarafından (03.08.07 saat 00:17 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Numaralandırma hatasından
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #64  
Alt 03.08.07, 00:19
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Ermeni terörü

ERMENİ TERÖRÜNÜN KRONOLOJiK ANALİZİ-1
1973-1985 Yılları Arasında
27 Ocak 1973 Amerika Birleşik Devletleri (Santa Barbara, California). 78 yaşındaki Yanıkyan (yaşlı bir Ermeni göçmen) Santa Barbara'da Bitmore Otel'de Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir'i öldürmüştü. Bu suikastler Ermeni terörizminin ilk bağlantılarıydı.
4 Nisan 1973 Fransa (Paris). Biri Türk Havayolları bürosu diğeri ise Türk Büyükelçiliği büroları dışında iki bomba patlamıştı. Kimsenin yaralanmamasına karşın maddi zarar büyük
olmuştu. Hiçbir grup sorumluluğu üstlenmemekle beraber, polis yetkilileri faillerin bir Ermeni grup olduğunu da işaret ettiler.
26 Ekim 1973 ABD (New York). Türk Enformasyon Bürosu, kendilerini Yanıkyan Komandoları olarak adlandıran bir grup tarafından başkonsolos adına postalanmış bir mektup ve bomba ihtiva eden paket aldı.
20 Ocak 1975 Lübnan (Beyrut). 1978 basın toplantısı esnasında Gizli Ermeni Kurtuluş Ordusu (ASALA) sözcüsü, Dünya Kiliseleri Konseyi'nin Beyrut ofisinin bombalanacağını iddia etmiştir.
7 Şubat 1975 Lübnan (Beyrut). Türkiye'nin Turizm ve Enformasyon Bürosu bombalı saldırının hedefiydi. Bombayı etkisiz hale getirmeye çalışırken Lübnanlı bir polis yaralandı. Saldırıyı ASALA'nın Geurgen Grubu üstlendi.
20 Şubat 1975 Lübnan (Beyrut) Türk Hava Yolları, Beyrut bürosunun önünde büyük bir bomba patladı. Saldırıyı ASALA'nın "Tutuklu Geurgen Yanıkyan Grubu" üstlendi.
22 Ekim 1975 Avusturya (Viyana). Üç silahlı saldırgan Viyana'daki Türk Büyükelçiliği'ni bastı ve Büyükelçi Daniş Tunagü'i öldürdü. Kaçan silahlı kişiler israil, ingiliz ve Macar yapısı otomatik silahlarla donanmışlardı. Operasyonun sorumluluğunu, kendilerini Ermeni Kurtuluş Ordusu olarak
adlandıran bir grup üstlendi. 24 Ekim 1975 Fransa (Paris). Türkiye'nin Fransa Büyükelçisi
ismail Erez elçilik yakınında otomobilinde öldürüldü. Saldırıda aynı zamanda büyükelçinin sürücüsü Talip Yener de hayatını kaybetti. Sorumluluğu, Ermeni Soykırımı intikamı
Komandoları üstlendi. Daha sonra Ajans France Press'in Beyrut'taki bürosuna gelen bir telefonda suikastlerin "Ermenistan'ın Kurtuluşu için Gizli Ermeni Kurtuluş Ordusu'nun
(ASALA)'"nın işi olduğu söylendi.
28 Ekim 1975 Lübnan (Beyrut). Beyrut'taki Türk Büyükelçiliği roketli saldırıya maruz kaldı. ASALA tarafından üstlenildi.16 Şubat 1976 Lübnan (Beyrut). Beyrut'taki Türk Büyükelçiliği
birinci katibi Oktar Cirit, Hamra Caddesi'ndeki bir kafede otururken bir terörist tarafından öldürüldü. Silahlı kişi yakalanamadı. Saldırının sorumluluğunu ASALA üstlendi.
17 Mayıs 1976 Federal Almanya (Frankfurt, Essen ve Cologne) Bu üç Alman şehrindeki Türk Konsoloslukları büyük hasarla sonuçlanan bombalı saldırının hedefleriydi.
28 Mayıs 1976 isviçre (Zürih). Bombalı iki saldırı sonucu Türkiye Garanti Bankası'nın isviçre'deki şubesi ve Türk Çalışma Ataşeliği büroları hasara uğradı. Türkiye'nin Turizm
Büro¬suna yerleştirilen üçüncü bomba patlamadan etkisiz hale getirildi. Sorumluluğu belirli bir grup üstlenmemekle beraber, polis yetkilileri saldırının, kendilerini "Ermeni Soykırımı
Adalet Komandoları" (JCAG) olarak adlandıran bir Ermeni terör örgütü tarafından gerçekleştirildiğine inanmaktaydı.
2 Mart 1977 Lübnan (Beyrut). Tahrip gücü yüksek patlayıcı madde ile Türk Büyükelçiliği askeri ataşesi Nahit Karakay ve idari Ataşe ilhan Ûzbabacan'a ait otoları kullanılamaz hale
getirdi. Sorumluluğunu ASALA üstlendi.
14 Mayıs 1977 Fransa (Paris) Türkiye'nin Paris'teki Turizm Bürosu'nda bina görevlisinin yaralanmasına sebep olan bir bomba patladı. "Yeni Ermeni Direniş Grubu" ve "Gençlik
Hareketi Grubu" adlı iki ayrı Ermeni grubu saldırının sorumluluğunu üstlendi.
29 Mayıs 1977 Türkiye (istanbul) Yeşilköy Havalimanı'nda patlayan tahrip gücü yüksek bir bomba, beş kişinin ölümü ve içlerinden birinin Amerikan vatandaşı olduğu kırk iki kişinin
yaralanmasına yol açan facia meydana geldi. Aynı gün istanbul, Sirkeci tren istasyonunda bir kişinin ölümü ve on kişinin yaralanmasına neden olan benzer nitelikte bir bomba daha
patladı. Terminal binası önemli ölçüde zarara uğradı. Yunanistan'ın başkenti Atina'daki ajans France Press'e telefon e-den isimsiz kişiler kendilerini, "28 Mayıs Ermeni Örgütü"
olarak tanıtarak saldırının sorumluluğunu üstlendiler. 6 Haziran 1977 isviçre (Zürih) Tahrip gücü yüksek bir bomba Hüseyin Bülbül adlı Türk vatandaşına ait olan bir dükkanı kullanılamaz hale getirdi.9 Haziran 1977 italya (Vatikan) Türkiye'nin Vatikan Büyükelçisi Taha Carım iki terörist tarafından evinin önünde öldürüldü. AP'nin Beyrut bürosuna gelen telefonda saldırıyı
"Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları"nın (JCAG) üstlendiği bildiriliyordu.
4 Ekim 1977 ABD (Los Angeles California) UCLA'da Türk Tarihi üzerine çalışmalar yapan Yahudi kökenli Amerikalı Profesör Stanford Shaw'ın evinin önünde bir bomba patladı. Kimsenin
yaralanmamasına karşın bomba büyük hasara yol açmıştı. UPI'ye bilinmeyen kişilerce edilen telefonda bombalamanın sorumluluğunu 28'ler Ermeni Grubu üstleniyordu.
2 Ocak 1978 Belçika (Brüksel) Türk banka hizmetlerinin yürütüldüğü bir ofis binası bombalı saldırı sonucu tahrip oldu. Saldırının sorumluluğunu kendilerini "Yeni Ermeni Direnişi" olarak adlandıran Ermeni terör örgütü üstlendi. 2 Haziran 1978 ispanya (Madrit) Üç terörist Türk Büyükelçisi Zeki Kuneralp'in arabasına elçilikten ayrıldıktan bir süre sonra otomatik silahlarla saldırdı. Saldırıda büyükelçinin eşi Necla Kuneralp ve emekli Büyükelçi Beşir Balcıoğlu öldü.
ispanyol şoför Antonio Torres yaralandı ve hastanede ameliyat esnasında hayatını kaybetti. 3 Haziran'da kimliği belirsiz bir kişi telefon ederek saldırıdan ASALA'nın sorumlu olduğunu iddia etti. Daha sonra JCAG da sorumluluğu üstlendi. 6 Aralık 1978 isviçre (Cenevre) Cenevre'deki Türk Konsolosluğu önünde büyük ölçüde hasara yol açan bir bomba patladı.
Sorumluluğunu "Yeni Ermeni Direniş Grubu" üstlendi.17 Aralık 1978 isviçre (Cenevre) Cenevre'deki Türk Hava Yolları bürosunda büyük ölçüde hasara yol açan bir bomba
patladı. Saldırının sorumluluğunu ASALA üstlendi. 8 Temmuz 1979 Fransa (Paris) Fransa'nın başkentindeki çeşitli Türk bürolarına dört ayrı bombalı saldırı düzenlendi. 1) Türk
Hava Yolları'na konan bomba etkisiz hale getirildi. 2) Çalışma Ataşesinin bürolarına. 3) Üçüncü Türk Turist Bürosuna. 4) Dördüncü patlayıcı da Türkiye'nin OECD Daimi Temsilciliği
bürosuna yerleştirilmişti. Tüm bu bombalar patlamadan önce polis tarafından etkisiz hale getirildi. Ajans France Press'e gelen isimsiz bir telefonda saldırının JCAG terör örgütü
tarafından üstlenildiği bildiriyordu.
22 Ağustos 1979 isviçre (Cenevre) Cenevre'deki Türk Konsolosu Niyazi Adalı'nın kullandığı arabaya bomba atıldı. Kendisi yaralanmamıştı gerçi ama diğer arabalar zarar gördü ve yoldan
geçen iki isviçreli hafif yaralandılar. Saldırının sorumluluğunu ASALA üstlendi.
27 Ağustos 1979 Federal Almanya (Frankfurt) Frankfurt'taki Türk Hava Yolları bürosu patlayan bir bomba sonucu tahrip oldu. Tramvayda seyahat etmekte olan bir yolcu yaralandı.
Saldırının sorumluluğunu ASALA üstlendi.
4 Ekim 1979 Danimarka (Kopenhag) Türk Hava Yollan yanındaki bir çöp bidonuna bırakılan bombanın patlamasıyla iki Danimarkalı yaralanmış ve bomba büyük zarara, yol açmıştır.
Saldırıyı ASALA üstlenmiştir.
12 Ekim 1979 Hollanda (Lahey) Türk Büyükelçisi Özdemir Benler'in 27 yaşındaki oğlu Ahmet Benler, şehir merkezindeki bir kavşakta trafik lambası nedeni ile durduğunda arabasında
vuruldu. Benler, Delft Teknik Üniversitesi doktora öğrencisi on kişinin gözleri önünde öldürüldü. Silahlı kişi kaçtı. Hem JCAG hem de ASALA adlı terör örgütleri saldırıyı üstlendi.
30 Ekim 1979 italya (Milano) Bombalı saldırı sonucu Türk Hava Yollan büroları önemli ölçüde hasara uğradı. Saldırının sorumluluğu ASALA tarafından üstlenildi.
8 Ekim 1979 italya (Roma) Türk Büyükelçiliği Turizm Ataşeliği büroları patlayan bir bomba neticesi ağır hasara uğradı. Saldırının sorumluluğunu ASALA üstlendi.
18 Kasım 1979 Fransa (Paris) Patlayan bombalar Paris'in merkezindeki üç havayolu bürosunda hasar yarattı. 1) Türk Hava Yolları bürosu 2) KLM Hollanda Hava Yolları 3) Lufthansa,
Alman Hava Yolları bürosu. Patlamada iki Fransız polis memuru yaralandı. Her üç olayın sorumluluğunu da ASALA üstlendi.
Devamı ve tamamı için:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3752428/ 1.Bölüm
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3752445/ 2.Bölüm
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3752453/ 3.Bölüm
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #65  
Alt 03.08.07, 00:20
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Ermeni terörü

ERMENİSTAN'IN İLK BAŞBAKANI KAÇAZNUNİ'DEN İTİRAFLAR

Türklere biz savaş açtık
Burhaneddin AYDIN 11/09/2006
ERZİNCAN (İHA)- Uluslararası faaliyet gösteren Ermeni lobilerinin sözde soykırım iddiaları, Ermenistan'ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni tarafından yalanlandı. Kaçaznuni'nin 1923 yılında Bükreş'te yapılan Ermeni meselesi ile ilgili Taşnak Partisi toplantısında sunduğu rapor gerçekleri bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Kaçaznuni'nin Osmanlı döneminde yaşananları anlattığı kendi imzasını taşıyan rapor, Türk Hava Kurumu (THK) tarafından Rusça'dan Türkçe'ye tercüme edilerek kitap haline getirildi. Kitapta yer alan bilgiler Türkler'in Ermeni soykırımı yaptığı iddialarını kesin bir dille yalanlarken, kitap Türkiye genelindeki bütün kütüphanelere ulaştırıldı. Kaçaznuni'nin yakın tarihe ışık tutan belge niteliğinde sözlerinin yer aldığı kitap, Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu'na karşı nasıl bir ihanet içinde olduklarını da gözler önüne serdi. Yıllarca sözde soykırıma uğradıklarını iddia eden ve dünya kamuoyunu baskı altına almaya çalışan Ermenilerin bütün tezlerini çürüten ilk başbakanları, 128 sayfalık raporunda şu çarpıcı ifadelere veriyor:
Operasyona katıldık
1914 sonbaharında, Türkiye henüz savaşan taraflardan birine katılmadığı dönemde, Güney Kafkasya'da büyük gürültü içinde ve enerjik biçimde Ermeni gönüllü birlikleri oluşturulmaya başlandı. Sadece birkaç hafta içerisinde Ermeni devrimci Taşnaksutyun Partisi hem bu birliklerin kurulmasına hem de Türkiye'ye karşı gerçekleştirdikleri askerî operasyonlara aktif biçimde katıldı.
Barışı sabote ettik
Türklere karşı ayaklandık. Barışı sabote etmek için savaştık bile. Artık hepimiz Türklerin düşmanı olan İtilaf devletlerinin kampındaydık. Türkiye'den "denizden denize Ermenistan" talep etmekteydik. İtilaf devletlerinin ordularını Türkiye'ye göndermeleri ve hâkimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika'ya resmî çağrılar yaptık. Nihayet şu da var ki, var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük. Artık, Türklere ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki?
Gerçekleri göremedik
Askerî operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya'ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. Sevr Antlaşması gözümüzü kör etmişti. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vaat ettiği büyük Ermenistan hayali vardı. Ama biz hiç bir zaman devlet olamadık. Türkiye Ermenistan'ı diye bir devletin hayalden öte olmadığı gerçeğini göremedik.
Aklımız dumanlanmıştı
Biz Ermeniler kayıtsız şartsız Rusya'ya yönelmiş durumdaydık. Herhangi bir gerekçe yokken zafer havasına kapılmıştık. Sadakatimiz, çalışmalarımız ve yardımlarımız karşılığında Çar hükümetinin Ermenistan'ın bağımsızlığını bize armağan edeceğinden emindik. Aklımız dumanlanmıştı. Biz kendi isteklerimizi başkalarına mal ederek, sorumsuz kişilerin sözlerine büyük önem vererek, kendimize yaptığımız hipnozun etkisiyle, gerçekleri anlayamadık ve hayallere kapıldık.
Türkler doğru yaptı
1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu bir tehcire tâbi tutuldu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır. Bu yöntem en kesin ve uygun olanıydı. Kızgınlık ve korku içinde bulunan biz Ermeniler, 'suçlu' arıyorduk ve bu suçluyu Rus Hükümeti ve onun kalleşçe politikaları olarak belirledik. Siyasal açıdan olgunlaşmamış ve dengesiz insanlara özgü bir şaşkınlık içinde, bir uçtan diğerine savrulmaktaydık. Rus Hükümeti'ne karşı dünkü inancımız ne denli körü körüne ve temelsizse, bugünkü suçlamalarımız da o denli körü körüne ve temelsizdi. Siyasal bir parti ( Taşnaksutyun) olarak biz, meselemizin Rusları ilgilendirmediğini ve onların gerektiğinde cesetlerimizi çiğneyerek geçip gidebileceklerini unutmuştuk.
Barış teklifini reddettik
1914-1918 yıllarında emperyalistlere karşı savaşlarında bozguna uğrayan Türkler, direnerek iki yıl içerisinde tekrar kendilerine geldiler. Yeni genç ve milliyetperver duygularla hareket eden bir nesil ortaya çıkarak, Anadolu'da kendi ordusunu yeniden organize etmeye başlamıştı. Türkiye'de millî bilinç ve kendisini savunma içgüdüsü uyanmıştı. Onlar küçük Asya'da istiklâllerini hiç olmazsa bir şekilde temin edebilmek için Sevr Antlaşması'na askerî güçle karşı koymak zorundaydılar. Bizim bu dönemde barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Çok geçmeden sınırlarımıza askerî operasyonlar başladığında, Türkler bizimle bir araya gelmeyi ve görüşmelere başlamayı teklif ettiler. Biz ise onların bu teklifini geri çevirdik. Bu büyük bir hataydı. Bu, görüşmelerin kesinlikle başarıyla sonuçlanacağı anlamına gelmezdi ama bu görüşmelerde barışçı bir sonuca ulaşma ihtimâli vardı.
Herkes bizi kandırdı
"Kaderden şikayet etmek ve felaketlerimizin sebeplerini kendi dışımızda aramak acıklı bir durumdur. Bu bizim (hastalıklı) millî psikolojimizin karakteristik bir özelliğidir ve Taşnaksutyun Partisi de bundan kaçamamıştır. Sanki uzak görüşlü olmamız bir kahramanlıktı, çünkü isteyen herkes, Fransızlar, İngilizler, Amerikalılar, Gürcüler, Bolşevikler tek kelimeyle bütün dünya bizi kolayca aldattı, atlattı ve ihanet etti. Oysa bizler safça bu savaşın Ermeniler için yapıldığına inandırılmıştık."
Barışı sabote ettik
Osmanlı'dan, Akdeniz'e uzanan bir Ermenistan talep ettik. Derhal gönüllü birlikleri oluşturduk, Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. İsyanımızın temelinde İtilaf Devletlerinin bize vadettiği Ermenistan hayali vardı, gerçeği göremedik.
HALAÇOĞLU: Bu itiraflar gerçeğin ta kendisidir

Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU, Ermenistan'ın ilk başbakanı Kaçaznuni'nin itiraflarının gerçeğin ta kendisi olduğunu söyledi. Halaçoğlu, "1923'te başbakanlık görevine gelen Kaçaznuni, aynı yıl Bükreş'te Ermeni meselesinin ele alındığı Taşnak Parti Konferansı'nda, şimdi Türk Hava Kurumu tarafından kitap hâline getirilen 128 sayfalık raporu tebliğ olarak sunmuştur. Bu konferansa katılan SSCB ve Avrupalı delegasyonun huzurunda Kaçaznuni, bütün gerçekleri açıklamıştı. Kaçaznuni, buradaki konuşmasında, 'İtilaf devletleri bizi hep Anadolu'da bir Ermenistan hayaliyle kandırdı. Bu boş hayale kapılarak Taşnak çeteleri kurup, 7 cephede savaşan Osmanlı ordularına silah ve mühimmat götüren birliklere saldırdık. Sonuçta İtilaf devletleri verdiği sözü tutmadı. Biz de Osmanlı'ya ihanetimizin bedelini tehcir ile ödedik. Böyle yapmasaydık belki de bu tehcir olayı başımıza gelmezdi' diyerek bugünkü sözde soykırım iddialarını ortaya atanlara tokat gibi bir cevap vermiştir. Türk Hava Kurumu'nun bunu kitap hâline getirmesi sözde soykırım iddialarını savunan devletlere de ibret olacak bir harekettir. Bunda emeği geçenleri takdir ediyorum ve kendilerini destekliyorum" diye konuştu.
Kaynak için bakınız.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3752654/
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #66  
Alt 03.08.07, 00:21
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Yazar Dilipak

ABDURRAHMAN DİLİPAK:İÇİNDEKİ ZEHİRİ BOŞALTTI
VAKİT GAZETESİ YAZARI, VATAN GAZETESİ KÖŞE YAZARI TUĞÇE BARAN'A KIZINCA BAKIN NELER SÖYLEMİŞ, İNANILIR GİBİ DEĞİL...
Hepinizi kıtır kıtır keseceğiz!
01 Ağustos 2007 Çarşamba 11:38
Bu sözler Abdurrahman Dilipak'tan... Sözünü ettiği ap**l sarışın da Vatan'dan Tuğçe Baran...

Vatan yazarı Tuğçe Baran, Vakit yazarı Abdurrahman Dilipak'ı çıldırttı. "Ah şu ap**l sarışın şey!" diye başlayan Dilipak, nükteli bir dille döktürdü.

"Dayanamayacağım! Bu kızın saflığı beni çıldırtıyor. Sonunda itiraf edeceğim, başka çarem yok.. Biz baltalarımızı toprağa gömmedik. Pardon, kör testereleri paslandırmak için toprağa gömdük ve bir gün onları çıkartıp hepinizi kıtır kıtır keseceğiz.. İtiraf ediyorum, sizin için takrir-i sükûn yasaları çıkaracağız, "gık"ınız çıkmasın diye.."

Dilipak'ın Tuğçe Baran için özel planları da var(!)... Onları da şöyle aktarıyor;

"Siz Tuğçe hanım, evet siz, kadın kısmı evinde oturur. Eve dönüş başlayacak yakında. Kadın evinde erkek dışarıda olacak.. Haddinizi bilin.. Oturun oturduğunuz yerde.

Tuğçe kız, her zaman böyle açık konuşmam. Bizim ağımıza düşen kurtulmaz kızım. Sen de katıl bize, hayatını yaşa.. Sen aslında zeki birine benziyorsun. İnan tam sana göre bir çarşafımız var, sana ne de yakışır ama! Denemek ister misin?
Kaynak için bakınız.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3753533/
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #67  
Alt 03.08.07, 00:22
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Hedef Atatürk

NEDEN ATATÜRK HEDEF ALINIYOR?

Neden Atatürk hedef alınıyor?
Suat İlhan, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini incelerken şu tarihi tespiti yapmıştı:
Atatürk devriminden yani 1920'den önce, bugün Batı dediğimiz medeniyetin elindeki topraklar, 25.5 milyon mil kare idi.
1993'te bu rakam 12.7 milyon mil kareye, yani yarısına düşmüştür.
İslam dünyası ise 1920'de 1.8 milyon mil kare üzerinde egemenlik sahibiydi.
1993'te İslam dünyasının sahip olduğu topraklar 11 milyon mil kareye yükselmiştir.?
İşte, 1923'den beri süren mücadeleyi, kimin kazandığı bu rakamlarla ortadadır.
Avrupalılar, Amerikalılar, Atatürk adını duyunca, bu yüzden ifrit kesiliyor. Çünkü İslâm dünyasını ayağa kaldıran güç, Atatürk modelidir!
Bugün ABD ve AB, hedef tahtasına İslâm'ı düşman olarak yerleştirdi ve Afganistan ve Irak işgallerine girişti. İslâm Dünyası'nı,yani enerji coğrafyasını ele geçirmeleri, Türkiye'yi ele geçirmelerine bağlıdır. Türkiye'yi ancak işbirlikçi bir ılımlı İslâm modeli ile elde edebilirlerdi. Türkiye elde edilince İslâm dünyasının içine Truva atı olarak sokulacaktır. Bunun için Atatürk'ü yıkmaya çalışıyorlar!
Çünkü Atatürk, Türkiye'nin sigortası, Türkiye ise İslâm dünyasının en büyük güvencesidir! Azo
------------------

Sizi yürekten kutlarım.Tesbit bir harika.
Lakin hedefte sadece Atatürk yok.İslam ve Atatürk birlikte var.Özünde ise TÜRKİYE var.
Bakınız bir izlence yolluyorum.
Neden hedef Türkiye?
http://www.trtube.com/izle.php?v=nbrjlocmci
Saygı ile...
Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #68  
Alt 03.08.07, 00:23
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Hedef Atatürk

EN MUHTEŞEM TÜRK'E HOŞÇAKAL!
Secimlerle Ilglli Bir Hollandalı'dan ilginç bir yaklaşım.
Dünyanın değişik bölgelerinde görev almış, şu anda Ortadoğu'da görevli Hollandalı bir gazeteciden farklı bir kıstasla değerlendirme.
Paylaşmak istedim.Sevgiler
,BYE BYE TO THE GREATEST TURK EVER... (EN MUHTEŞEM TÜRK'E HOŞÇAKAL)
So it is official now - Over 46 percent of Turks voted for the Islamists. Call it a farewell to Mustafa Kemal Ataturk - the greatest Turk ever. The end of Secularism. The beginning of the end. Death to the president, long live the sultan! Turkey might have been an example for millions of oppressed progressive Muslims in Islamic countries - but no longer. One of the few truly secular Muslim countries (together with Bosnia and Albania) chooses - voluntarily - for mixing politics with God. Give me one example of a successful country where politics and religion aren't separated? Afghanistan, Iran, Somalia, Pakistan, The Sudan, Lebanon? Good luck Turkey. And isn't democracy a great system?!Especially if it works like this:Progressive secular Turkish families (Mostly city people) all have one or two children. Logically - because if you are progressive, not terribly religious and you care about a future for yourself and your children, it is rather obvious that you don't want 20 children. Now here comes the countryside: Schooling is wanky, future not that rosy, conservative village mentality, religion very important and the result of this all is: Large families.First - religious people in the Turkish countryside want sons, not daughters. So in order to get at least three sons, there is a very fair chance that you have to get at least six children, or more of course. Second - religiously conservative people everywhere in the world are fond of large families. Pope adoring catholics, loony protestants, Prophet loving Muslims - it is all the same. I was raised in Holland's Bible Belt, so I know how this stuff works. Luckily my parents were (and still are) progressive. But I can assure you: Our first 600 neighbours to the right and our first 400 neighbours to the left weren't. So this is what happens when the countryside takes revenge by using democracy:Just take a look at two imaginary Turkish families:Family Kemal: A secular man and a secular woman marry and get two secular children, who both marry secular partners and each secular couple gets two secular children etc, etc, etc. Family God: One religious man and a religious woman marry and get eight religious children. Each of them finds a religious partner, marries and gets eight religious children etc, etc, etc.Let's look at the differences after five generations: Family Kemal:First generation : 1 couple (2 persons) has 2 childrenSecond generation : 2 couples (4 persons) have 4 childrenThird generation : 4 couples (8 persons) have 8 childrenFourth generation : 8 couples (16 persons) have 16 children Fifth generation : 16 couples (32 persons) have 32 childrenFamily God:First generation : 1 couple (2 persons) have 8 childrenSecond generation : 8 couples (16 persons) have 64 childrenThird generation : 64 couples (132 persons) have 512 childrenFourth generation : 512 couples (1024 persons) make 4096 childrenFifth generation : 4096 couples (8092 persons) make 32.768 childrenWhat an enormous difference! Of course, the above figures aren't entirely correct, because it is practically impossible for every couple to get all the time eight children. And I exaggerate by counting eight children all the time. A large family in Turkey consists, realistically, of five children - not eight. This would make the above figures less dramatic. But still - you get the point. Turkish fertility rate stands at 1.89 children per woman (for example: Holland's total fertility rate is 1.66 child per women, but the USA has 2.09 children per woman - which is much higher than Muslim Turkey). Anyhow - my point is this: If in a democracy (where every person has the right to vote) every segment of society produces about the same number of children, everything will stay in balance. But when there is a discrepancy - whereby the city folks have no or only one child, while the countryside really bangs like there's no tomorrow - well, Houston (Or Antalya), we've got a problem! Ataturk came to power in 1923. That is 84 years, or roughly put, four generations ago. Before that, almost all Turkish families (progressive or conservative) were large. Since Ataturk's revolution, progressive and secular families went down to an average of one or two, even none - while large chunks of the religious and conservative countryside didn't. So it isn't a coincidence that after four generations Mustafa Kemal Ataturk is being defeated by a mix of democracy and high birth rates among religious conservatives. Don't expect anything better during next elections. It only gets worse. By the way, Turkey isn't the only country with this 'problem'. Conservative Christians in the US are as well gaining power this way. At one point there is a fair chance that because of low birthrates among progressive people and high birthrates among conservatives any republican candidate will automatically win any presidential election. Thank you very little. But at the end of the day - we, progressive people - should not wank. It is our own 'fault', our own choice not to have that many children. I might not like it that religiously conservative people go for large families, but they don't break any law since in most societies (except for China) it is perfectly legal to have as many children as you want. And just because progressive people tend to see children as "extra baggage" instead of a blessing, we can't blame others for choosing a 'dull, conservative and predictable' family life. And smart they are, these religious people. Because in a democracy all their kids will vote, and their kids will, and their kids will. Well, you know now where this will lead to. Remember the figures from above? I wouldn't be surprised when in the year 2075 the UN Secretary General will be some pope, reverent or ayatollah. Luckily I will be dead by then.The lessons learned from the Turkish election debacle are the following: Move to China or 'Make love, not condoms!' Harald Doornbos
Paylaşım:Prof. Dr. Süleyman Çelik
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #69  
Alt 03.08.07, 00:23
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Hedef Atatürk

GÖRGÜ TANIKLARINDAN İNSAN ATATÜR'ÜN BİLİNMEYEN YÖNLERİ

Bu yazı biraz uzun olduğu için ilgisini çekenlere adresini veriyorum.Bunun yerine diğer yazı ile devam edelim. http://ahmetdursun374.blogcu.com/3648935/
-------------------------------
ATATÜRK LAİKLİĞİ,İMAM MATURİDİ YOLU-1
MATÜRİDİYYE
İslâm akaidinde imam Ebu Mansur Muhammed b. Muhammed b. Mahmud el-Matüridiyye nisbet edilen mezhep. İmam Ebu Mansur el-Mâturidinin akaiddeki mezhebine mensub olanların meydana getirdiği topluluğa Matüridiyye denilir.
Alemü'l-Hudâ, İmamü'l-Huda ve el-Mütekellim lakablarıyla da anılan Matüridi takriben 238/852'de Maveraünnehir'de bulunan Semerkand'ın Matürid köyünde doğmuştur. 333/944'te Semerkand'da vefat etmiştir. O, İslama çok değerli hizmetler vermiş öncü İslâm âlimlerinin başında gelir. Maveraünnehir'de Ehli Sünnet'e nisbet edilen Kelâm ekolünün kurucusu ve mümessilidir. Ehli Sünnet kelâmının Irak'taki mümessili ise Ebul Hasen el-Eş'arî'dir (v. 324/936). Maturîdinin yaşadığı çağda, ilim ve edebiyata hizmet etmiş olan Samanoğulları devleti (844-999) hüküm sürmekteydi. Bize kadar gelen Te'vilâtu'l-Kur'an ve Kitâbü't-Tevhîd gibi eserlerinden anlıyoruz ki, Matüridi, Kelâm, Tefsir, Mezhebler Tarihi, Fıkıh ve Fıkıh usulünde derin bilgi sahibiydi. Mâturidinin hocaları, ilimleri İmam A'zam Ebu Hanife'ye uzanan Ebu'n-Nasr el-İyazi, Ebu Bekr Ahmed el-Cürcânî ve Muhammed b. Mukatil er-Râzî'dir. Bunların hocası ise İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'den okumuş olan Ebu Süleyman b. Musa el-Cürcânî'dir. İmameyn lakabıyla tanınan İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed, İmam A'zam'ın en seçkin talebeleriydi. Matüridi, hocalarından İmam A'zam'ın akaide dair el-Fıkhü'l-Ekber, er-Risale, el-Vasiyye, el-Fıkhü'l-Ebsat, el-Âlim ve'l-Müteallim isimli risalelerini de okuyup rivayet etmiştir. Matürîdî, imam ismini almaya lâyık Hâkim es-Semerkandî (340/951), Ebul-Hasen er-Rustuğfeni (v. 345/956), Ebu'l-Leys el-Buhârî, Ebu Muhammed Abdülkerim b. Musa el-Pezdevî (v. 390/999) gibi büyük afimler de yetiştirmiştir. İmamları Mâtürîdiyye büyük bir sevgi ve saygı ile bağlı olan bu âlimler, Maveraünnehir'de Matüridiyye mezhebini delilleri ile kuvvetlendirerek açıklıyorlar ve yaymaya çalışıyorlardı.
Eş'ariyye Kelâm mektebinin doğup geliştiği yer olan Irak, pek çok bid'at mezhebinin çıktığı bir bölgeydi. İmam Eş'arî, Revâfız, Karamita ve özellikle Mu'tezile ile çok şiddetli ve gürültülü cedel ve münakaşalarda bulunmuştu. Matüridî'nin yetiştiği Maveraünnehir ise Irak'tan uzak olduğu için az da olsa bid'at akımlarından uzak kalmıştı. Fakat sonunda bu akımlardan bir kısmı Maveraünnehir'e sızmış, Mu'tezile'nin sesi buralara kadar aksetmişti. Nisbi de olsa, bid'at mezheblerinin mensubları buralarda da bulunuyordu. İmam Matüridî, Maveraünnehir'e kadar gelen Mu'tezile'den başka, Dehriye, Seneviyye ve Karâmita'ya karşı mantıklı ve istikrarlı mücadeleler vermişti. Onun Kitâbü't Tevhid'i bunlar gibi sapık fikir ve bid'at cereyanlarını içine alan ve bunları gereği gibi çürütmeye çalışan en değerli ve en eski vesika mahiyetini taşımaktadır.
Metodu:
Gerek Eş'arî gerekse Matüridî, Mu'tezile ve diğer bid'at mezheblerine galebe çalabilmek için, hasımlarının metodlarının akl-ı selime uygun taraflarını almışlar ve Ehli Sünnet Kelâmı'nın kurucusu olmuşlardır. Fakat, Ehl-i Sünnet'in Kelâm metodunu daha ziyade doğru ve ilmi bir şekilde başlatan, akla ve nakle de lâyık oldukları değeri vererek bu iki asla bağlı kalan ve bu şekilde İslâm akaidini açıklamaya çalışan, imam Matüridî olmuştur. Çünkü, dinde akla uymayan bir şey yoktur. Allah'ın varlığı, hayat, ilim, kudret, irade gibi sıfatları ve Hz. Muhammed (s.a.s)'in peygamberliği akılla isbat edilir. Yine naklin bildirdiği ahiret ve ahvali gibi gayb haberlerinin imkânı akıl ile gösterilir ve Resulün haber verdiği şekilde bunlara iman edilir. Kelâm metodunda iman edilecek esas ve konuların hepsi haber-i sadık (sahih bir şekilde bize kadar gelen haber-i Resul ile) tesbit edilir. Bunları isbat etmeye yarayacak delillere gelince... Bunlardan duyulur âleme ait olanlar için duyular ve bunun ötesinde kalanlar için akıl kullanılır. Bu şekilde bilgilerimizin üç temel kaynağı ve bunların değerleri hakkında gerekli açıklamayı yapan, İmam Matüridî olmuştur. O, bilgilerimizin sebepleri ve değeri hakkında söz edilen ilk İslâm âlim ve mütekellimi olduğu için bu konularda kendisinden sonra gelen kelâmcılara çığır açmıştır. Ondan sonra gelen kelâmcılar da yazdıkları eserlerin mukaddimelerinde bilgilerimizin kaynağı ve değeri hakkındaki görüşlerini yazmışlardır.
Matüridî, Kitabü't-Tevhidinde, insanı ilme ulaştıran yolların iz'an (sağlam duyu organları ve bunlarla yapılan deney ve gözlem), haberler ve aklî istidlal olduğunu ve bilgiye ulaşabilmek için bu yolların hiç birisinden müstağni olunamayacağını söylüyor. Ona göre bunlardan her birinin sahasına giren bilgiler grubu vardır. Her bilgi alanına ancak kendisine götüren yolla gidilir. Duyularla elde edilen bilgiyi inkâr eden, inatçı ve kendisini beğenmiştir (Kitabü't-Tevhid Beyrut, 1970 s. 7-8).
Matüridî iki çeşit haber olduğunu söyler: 1- Mütevatir haber. Bunun doğru olduğunu tesbit etmek için konuyu araştırıp tetkik etmek lâzımdır. 2- Peygamberlerin haberleri. Yanlarında doğruluklarını gösteren ayetler (mûcizeler) bulunduğu için, onların verdikleri haberlerden daha doğru bir haber yoktur. Çünkü doğruluklarının açıklık ve seçikliği bakımından kalbin ısınıp yatışacağı sözler peygamberlerin haberleridir.
Matüridî akıl hakkında şöyle der:
Aklın istidlâline gelince; bunun ilmin sebebi olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü duyular vasıtası ile elde edilen bilgileri düşünüp tertipleyerek hüküm veren odur. Duyulardan uzak olan ve bunların dışında kalan şeyleri anlayan, haber