iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 00:47 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Tartışma Platformu » Sayın sözcüğündeki gizem..

Tartışma Platformu Gündemdeki önemli konular ve onlar hakkında yapılan yorumları buradan okuyabilir, siz de kendi yorumunuzu paylaşabilirsiniz... Tartışmaya katılabilirsiniz.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #71  
Alt 03.08.07, 00:26
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Hedef Atatürk

ATATÜRK LAİKLİĞİ,İMAM MATURİDİ YOLU-3


Matüridiyye Mezhebini Geliştirenler:
Matüridi'nin akaid ve kelam metodu bizzat bu ekole bağlı olan müelliflerin eserlerinden öğrenilmektedir. Matüridî pek çok eser telif etmiştir. Ancak bunlardan pek çoğu kaybolmuş, günümüze kadar ancak iki tanesi gelebilmiştir:
Bunlardan birisi "Tevilâtü'l-Kurân "diğeri adı "Te'vilatü Ehli's-Sünne"dir. Dünya kütüphanelerinde elli tane kadar nüshası olduğu sanılmaktadır. Hemen hemen İstanbul'un her kütüphanesinde bir nüshası mevcuttur. Dirayet usulünü takip eden çok kıymetli bir Kur'an tefsiridir. Müellif münasebet düştükçe akaid konularına çok yer ayırır ve bid'at mezheblerinin görüşlerini reddeder. Bu bakımdan Matüridiyye akaidine ait kıymetli bir kaynak sayılır. Bu eser, Ebu Bekir Muhammed b. Ahmed es-Semerkandî (v. 533/1158) tarafından şerh edilmiştir. Bir nüshası şehid Ali Paşa kütüphanesinde No: 283 mevcuttur. Matüridi'nin diğer eseri Kitabü't-Tevhid olup, dünyadaki tek nüshası Cambridge Üniversitesi kütüphanesinde 3651 numarada kayıtlıdır. Dr. Fetullah Huleyf tarafından tahkik edilerek 1970 de Beyrut'ta bastırılmıştır.
Matüridiyye mezhebini geliştiren ve zirvesine çıkaran alim Ebul-Mu'in Meymun b. Muhammed en-Nesefi'dir (417-508/1024-1115). Matûridiyye'nin yetiştirdiği en büyük kelamcıdır. Nesefi, İmam Matüridi'nin görüşlerine (Mukallidin imanı hakkındaki görüşü hariç) bağlı kalmıştır. Eş'ari kelamında Ebu Bekir el-Bakıllani (v. 403/1013) ve Gazzali (505/1111)'nin değeri ne ise Matüridi kelamında da, Nesefi'nin değeri aynıdır. Matüridi'nin kitablarının özellikle Kitâbü't Tevhîdinin iyi anlaşılması için Nesefi'nin Tabsiratül-Edille, isimli kitabı bir anahtar mesanesindedir.
Nesefi'nin diğer bir kitabının ismi "et-Temhid li-Kavaidi't-Tevhid"tir. Bu kitabın İstanbul Kütüphanelerinde bir kaç nüshası vardır. Mesela Beyazıd Küt. No: 3078,158. (vr.) Nesefî'nin Bahrul-Kelâm fi Akaidi Ehli'l İslâm isimli kitabı ise Konya'dan Ali Ramazan Hadimi tarafından 1327-1329/1911 de bastırılmıştır. Bu kitap yine aynı yılda Kahire'de de basılmıştır.
Matüridiyye kelâmına hizmet eden başka Nesefîler de yetişmiştir. Nesefi Semerkant ile Ceyhun nehri arasında bulunan bir şehirdir. Ortaçağda bu şehirde İslâmî ilimlerin her dalında eser telif etmiş pek çok alim yetişmiştir. Ebu Hafs Necmeddin Ömer en-Nesefi (v. 537/1142) Burhanuddin en-Nesefi (687/1289) Ebul-Berekat en-Nesefi, Matüridiyye mezhebine hizmet eden büyük âlimlerdendir. Bu sonuncusunun "Medariku't-Tenzil ve Hakaiku't Te'vil" isimli tefsiri. pek meşhurdur. Tefsirin muhtelif yerlerinde Matüridî kelâmına ait görüşler yer alır.
İmam Ebu Mansur Matüridî, bir müminin inancını akli delile dayanmadan körü körüne taklid eden kimsenin (mukallidin) imanının, kuvvetli bir temele dayanmadığı için, makbul olmadığını söylemiştir. Matüridînin bu konudaki görüşleri, Nesefi'nin Tabsiratül-Edille'sinde şöyle dile getirilir: "Delilsiz olduğu için mukallidin tasdiki faydalı olmaz. Çünkü sevap kulun çektiği meşakkat karşılığında verilir. Mukallidin, imanın aslını kazanmasında sıkıntısı yoktur. Bilakis, imana ulaşmada delil getirme ve şüphe ile kesin delilleri ayırdetmede düşünmenin kaidelerini gözetip nazar ve teemmüle alışarak karşılaşılan kuşkuları gidermek için sıkıntı çekilir... Kişi emek ve gayretini sadece peşin lezzetleri elde etmek için harcar, yalnız kendisini geçici dünya ile faydalanmaya terkeder, sonra hiç bir sıkıntıya göğüs germeksizin külfet ve meşakkate katlanmaksızın iman ederse, sevap elde edemez ve bu imanının faydasını görmez. Nitekim önceden istidlali olmadığından dolayı, azabı görürken inananın bu imanı kendisine fayda vermez" (Tabsıratü'l-Edille, Raşid Ef. Küt. No: 496, vr. 86; Fatih Küt. No: 2907, vr. 96-10). Matüridi'nin bu görüşüne başta Nesefi olmak üzere hiç bir Matüridiyye kelâmcısı katılmamıştır. Çünkü iman Allah'ı ve Resulünün Allah tarafından getirdiklerini tasdik etmektir. Kalbte şüphesiz kesin tasdik bulunup bunun zıddı tekzib gelmediği müddetçe iman makbuldur. Gücü yettiği halde Allah'ın varlığına deliller getirmeyi terkeden mümin, günahkâr olur.
Muhiddin BAĞÇECİ
Kaynak:
www.dindersi.net/
***************
Konu hakkında diğer yazılar....
http://66.102.9.104/search?q=cacheU2_mq_jg_IJ:cc.domaindlx.com/kirikkaya/alimler/maturudi.htm+Maturudi&hl=tr&ct=clnk&cd=8&gl=tr
--------------------
http://66.102.9.104/search?q=cache:Cb8SX5X-BdcJ:www.hazargrubu.org/3ekim98.htm+Maturudi&hl=tr&ct=clnk&cd=1&gl=tr
-----------------------------
http://66.102.9.104/search?q=cache:5_XkLRCuUDoJ:www.patikalar.net/masoylesi.htm+Maturudi&hl=tr&ct=clnk&cd=2&gl=tr
-----------------------
Neşe Düzel'in röportajı.
Gündüz Aktan...
http://64.233.183.104/search?q=cache:RKg7t7d1dR4J:www.haber7.com/haber.php%3Fhaber_id%3D254521+Maturudi+ve+Atat%C3% BCrk+G%C3%BCnd%C3%BCz+Aktan,&hl=tr&ct=clnk&cd=1&gl =tr


Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #72  
Alt 03.08.07, 00:27
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Hedef Atatürk

ABD,ATATÜRK ÖLÜNCE NE YAPTI?

ATATüRK'ümüz ve ABD'NiN DOST ELi!!!!
Tarih Şubat 1923'te (ülkemizin düşmandan temizlenmesinden dört ay sonra ve Cumhuriyetin ilanından dokuz ay önce)
Mustafa Kemal, Amerikan milletine hitaben, Lozan Konferansının kesintiye uğraması vesilesiyle, ABD Senatosuna aşağıdaki mektubu göndermiştir:

Büyük Amerikan Milletine,
Siz zulüm ve zorbalığı kendi vatanınızdan uzaklaştırdınız. Siz, uzun ve kanlı bir mücadeleden sonra kendi özgürlük ve bağımsızlığınızı kazanarak halk egemenliğine dayanan demokratik bir devlet ve güçlü bir uygarlık kurdunuz. Yer kürenin diğer tarafında diğer bir ulus var ki, o da aynı özgürlük, aynı bağımsızlık ve aynı demokrasi uğrunda mücadele ediyor, kan döküyor. Bu ülkünün arılık ve yüceliğine karşı düşüncelerinizi yanıltmak istiyorlar. Bu propagandayı yapanlar, ya bir takım cahil tutucular veya yeni kazandığımız özgürlüğü kaldırmak ve bizi ondan mahrum etmek isteyen gizli ve açık düşmanlarımıza alet oluyorlar. Yalanlara ve iftiralara inanmayınız. Özgürlük ve bağımsızlık uğrunda savaşan ve tıpkı sizler gibi dünyada ilerleme ve adaleti sağlamak için samimi bir surette mücadele eden Türk halkına kalbinizi açık bulundurunuz.
Gazi Mustafa Kemal

Bu mektup, Amerikan Senatosu'nun 26 Şubat 1923 günkü oturumunda, Senatör Mr. Oven'in önerisi üzerine, okunarak zapta geçirilmiştir. Bundan dört hafta sonra, Mustafa Kemal, ünlü 'TIME' dergisine kapak olmuştu.
Bu 'Dostluk eli'ne, en anlamlı (!) cevap, tam onbeş buçuk yıl sonra geldi.
10 Kasım 1938'de, Türk Milleti, acıların en büyüğünü yaşıyordu, Atatürk ölmüştü. Durum, bütün ülkelere resmen bildirildi. Afganistan'dan Finlandiya'ya, Japonya'dan Letonya'ya kadar bütün ülkeler cenazeye en büyük seviyede heyetlerle katılacaklarını bildirdiler.
Atatürk'ün en çok savaştığı ülke İngiltere, özel bir 'zırhlı' ile gönderilen ve başında, onun Anafartalar'da denize döktüğü kıtaların komutanı Mareşal Lord Birdwood ve İngiltere'nin Akdeniz Filosu Başkomutanı Oramiral Dudley Pound olmak üzere, kalabalık bir heyet ve 12 subay 160 erlik bir tören kıtası ve 56 mevcutlu bir bando ile katılırken, dünkü 'düşman' Yunanistan, başında Başbakan Metaxas olmak üzere, 12 kişilik yüksek bir heyetle cenaze töreninde bulunacağını açıkladı.
ABD'den ise, uzun süre cevap gelmedi. Sonunda, Amerikan Dışişleri Bakanlığı Protokol Dairesi, 18 Kasım 1938'de, Ankara'daki Büyükelçiliği'ne gönderdiği yazıda, törende ABD'yi, sadece Büyükelçi'nin temsil edeceğini bildiriyordu. Yazıda, asıl enteresan (!) olan ifade, şöyle idi:
'...ABD Büyükelçiliği'nden alınan bir telgrafta Amerikan Hükümeti adına cenaze töreninde kullanılmak üzere, 300 dolarlık bir çelenk yaptırılması için büyükelçiliğe yetki verilmesi önerilmiş; ancak ABD Dışişleri Bakanlığı bu bedeli yüksek bulduğundan, büyükelçiliğe 200 dolar harcama yetkisi verilmiştir'.
Not: "ABD" Lozan AntLaşması'nı Tanımayan ilk ve tek ülkedir!!!...
Kaynak için bakınız.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3443644/
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #73  
Alt 03.08.07, 00:28
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Hedef Atatürk

RAHİP FRU,ROBERT FREW İNGİLİZ AJANI/SAİD MOLLA İLİŞKİSİ-1
Robert Frew, (Rahip Fru) İngiliz ajanı, rahip ve misyoner.
İskoçya'da doğdu ve din eğitimi aldı. Uzun süre Osmanlı topraklarında misyonerlik faaliyetlerinde bulundu. Board of Foreign Missions of the Presbyterian Church’de (BFMPC) ve Kalvinci geleneği dayanan “American Board of Commissioners for Foreign Mission”ın (ABCFM)içinde bulunduğu “International Congregations” başkanı olarak 1902–1924 yılları arasında Osmanlı topraklarında faaliyet gösterdi. Ağa Han ve Seyyid Emir Ali'nin girişimleriyle İngiltere'de British Red Crescent Society (Britanya Kızılay Derneği) adıyla kurulan derneğin İstanbul temsilciliğini yaptı.
Robert Frew, Milli Mücadele döneminde İngiliz İstihbaratı adına çalışan, Mr. Ryan, General Didds, Albay Rawlinson , General Milne, Amiral Calthorpe ve Amiral Webb gibi memurlar arasında en aktif görev alanlardandır. Batı Anadolu’da Albay Emiling adıyla faaliyetlerde bulunduğu bilinmektedir.
Mondros Mütarekesi'nden sonra İngiliz haber alma servisi ajanı olarak İstanbul'da bulundu. 20 Mayıs 1920'de İstanbul'da kurulan İngiliz Muhipleri Cemiyeti Başkanı Said Molla ile yakın ilşkiler kurdu ve örgüte gelen parasal destekleri kanalize etti. Anadolu'daki, ulusal direniş hareketinin bastırılmasına yönelik eylemleri kışkırtarak organize etti. Türkiye'den ayrıldıktan sonra İngiltere'de papazlık yaptı.
Dış Bağlantılar
Mustafa Kemal, Mister Frew'e Yazdığım Mektup
Yrd.Doç.Dr. Cengiz DÖNMEZ
***********
Mr. Fru'ya Yazdığım Mektup
Baylar, bu geniş düzene engel olmak ve yaratılan tehlikeli durumları ortadan kaldırmak için elimizden gelen her yola ve önleme başvurduk. Şimdiye değin anlattığım ve bundan sonra sırası geldikçe hatırlatmaya çalışacağım o hepinizin bildiği başkaldırmaları, karışıklıkları, resmi düşman kuvvetlerinin saldırılarını bastırmak ve ortadan kaldırmak için çok uğraştık, Ali Rıza Paşa Hükümeti, gözüne batan Kuvayi Milliye'yi bastırmaya ve bunun için bizimle didişmeye bakmaktan başka bir yardımda bulunmadığı gibi ondan sonra hükümet kuran yüksek arkadaşları da, onun yolunda gitmekten ve sonunda yıkımdan yıkıma, rezillikten rezilliğe sürüklenmekten başka bir iş görmediler.
Baylar, bütün bu gizli düzen kaynaklarının, Rahip Fru'nun kafasında toplandığını ve oradan din kardeşlerimiz olacak hainlerin kafalarına sokularak uygulama alanına çıkarıldığı kestirildiğinden, bir zaman için olsun Rahip Fru'nun durmasını ve bu işten uzaklaşmasını sağlamaya yarar düşüncesiyle, kendisine bir mektup yazdım. Mektubun iyi anlaşılabilmesi için, şu bilgiyi de ekleyeyim ki ben Bay Fru ile İstanbul'da bir iki kez görüşmüş ve tartışmıştım. Fru'ya Fransızca olarak gönderdiğim mektubun Türkçesi şudur:
Mister Fru'ya,
Sizinle, Mösyö Marten aracılığıyla, yaptığımız görüşmelerin anısını seve seve gönlümde saklıyorum. Yıllarca ülkemizde ve ulusumuz arasında yaşamış olan sizin, bizim için en doğru düşünce ve kanılarla dolu bulunacağınızı umardım. Oysa, ne yazık ki, İstanbul çevresinde karşılaştığınız kimi aymaz ve çıkarcı kişilerin, sizi yanlış yönlere sürüklediklerini pek çok üzülerek anlıyorum. En başta Sait Molla ile düzenlemeye ve uygulamaya başladığınız, güvenilir kaynaklardan öğrenilen planın, İngiliz ulusunun gerçekten kınayacağı bir nitelikte olduğunu bildirmekliğime izninizi rica ederim. Ulusumuza, Sait Molla'nın değil, fakat gerçek yurtseverlerimizin gözüyle bakıldığı zaman, böyle planların artık ülkemize ve ulusumuza uygulanabilecek bir yanı olmadığı yargısına kolaylıkla varılır. Nitekim daha bugünün olaylarından olan Adapazarı ve Karacabey olaylarının başarısızlığa uğraması, sözümüzü doğrulamaya yeter. Fakat, buna ne gerek vardı? İngiliz subayı Novil'in, Diyarbakır dolaylarında Müslüman Kürt halkı yoldan çıkarmaya pek çok çalıştıktan sonra Malatya'da, eski Elazığ Valisi Galip ve Malatya Mutasarrıfı Halil Beylerle, Sivas'a karşı yaratmaya çalıştığı olay, sonucu bakımından bütün uygarlık dünyasına karşı utanç verici değil miydi?
Size önemle ve içtenlikle bildiririm ki, İngiliz ulusu, ulusumuzun dostluğuna ve güvenine değer vermiyorsa, bundaki yanılgı pek derindir. Böyle değilse kullandığınız araçlar pek yanıltıcı olup, sonuç ve verim alınacak nitelikte değildir. Sait Molla aracılığıyla Adapazarı'na gönderilen iki bin liranın, yakında verimli sonuç sağlayacağı yolunda verilen sözün yalan olduğunu olaylar size anlatmış olacağından uzun sözü gerekli görmem. Hele sizinle ilişki kuran düzmecilerin, Osmanlı Padişahının da ortaklaşa yaptığınız işlerinizde ve çalışmalarınızda eli varmış gibi gösterilmesi pek tehlikelidir. Siz çok iyi düşünebilirsiniz ki Padişah, sorumsuz ve tarafsız olup ulusal irade ve egemenliğimizle ilgili gerçekleri değiştirmez ve bozmazlar. Ülkemizde bulunan İngiliz siyasal görevlilerinin, elbette İngiliz ulusunun eğilimine ve çıkarına aykırı olarak, yurdumuza ve ulusumuza karşı uygarlığa ve insanlığa yaraşmaz bir biçimdeki girişimlerini, elimizde bulunan belgelerle İngiliz ulusunun gözü önüne serersek, sonuç dünyaca iyi karşılanmaz sanırım. Fakat, bu konuda, tuhaf olması bakımından şunu da bildirmek zorundayım ki siz, bir din adamı olarak siyasa oyunlarına, özellikle öldürüşmeye varacak işlere karışmak hevesine kapılmamalıydınız. Sizinle yaptığım görüşmelerde, sizi bu türden bir siyasa adamı olarak değil, insanlığa hizmet eden, adaleti seven erdemli bir kişi olarak tanımıştım. Bunda ne denli aldandığımı son aldığım sağlam bilgilerin doğrulamakta olduğunu size bildirmekle şeref duyarım.
Mustafa Kemal
T.C. KÜLTÜR ve TURİZM BAKANLIĞI
********
İNGİLİZ MUHİPLER CEMİYETİ
İstanbul'da, muhtelif maksatlarla hafi ve aleni olmak üzere de, birtakım firka veya cemiyet unvanı altında teşekküller vardı.
İstanbul'da mühim addolunacak teşebbüslerden biri İngiliz Muhipler Cemiyeti idi. Bu isimden, İngilizlere muhip olanların teşkil ettiği bir cemiyet anlaşılmasın! Bence, bu cemiyeti teşkil edenler, kendi şahıslarını ve menfaat-i şahsiyelerini sevenler ve şahıslariyle menfaatlerinin masuniyeti çaresini Loyt Corc (Lloyd George) hükümeti marifetiyle İngiliz himayesini teminde arayanlardır. Bu bedbahtların, İngiltere Devletinin, kül halinde, bir Osmanlı Devleti muhafaza ve himaye etmek emelinde olup olamayacağını, bir defa mülahaza edip etmedikleri cay-i teemmüldür.
Bu cemiyete intisap edenlerin başında Osmanlı padişahı ve halife-i ruy-i zemin unvanını taşıyan Vahdettin, Damat Ferit Paşa, Dahiliye Nezaretini işgal eden Ali Kemal, Adil ve Mehmet Ali Beyler ve Sait Molla bulunuyordu. Cemiyette İngiliz milletine mensup bazı sergüzeştçular da vardı. Mesela: Rahip Fru (Frew) gibi. Ve muamelat ve icraattan anlaşıldığına göre, cemiyetin reisi Rahip Fru idi.
Bu cemiyetin iki cephe ve mahiyeti vardı. Biri aleni cephesi ve medeni teşebbüsatla, İngiliz himayesini talep ve temine matuf mahiyeti idi. Diğeri hafi ciheti idi. Asıl faaliyet bu cihette idi. Memleket dahilinde teşkilat yaparak isyan ve ihtilal çıkarmak, şuur-u milliyi felce uğratmak, ecnebi müdahalesini teshil etmek gibi hainane teşebbüsat, cemiyetin bu hafi kolu tarafindan idare edilmekte idi. Sait Molla'nın cemiyetin aleni teşebbüsatında olduğu gibi hafi cihetinde de ondan daha ziyade rolör olduğu görülecektir. Bu cemiyet hakkında söylediklerim, sırası geldikce vereceğim izahat ve icabında irad edeceğim vesaikle daha vazıh anlaşılacaktır.NUTUK.
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #74  
Alt 03.08.07, 00:29
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Hedef Atatürk

RAHİP FRU,ROBERT FREW İNGİLİZ AJANI/SAİD MOLLA İLİŞKİSİ-2
SAİT MOLLA NASIL ÇALIŞIYORDU
Ulusal savaşlar sırasında karşılaştığımız açık ve gizli güçlükler üzerinde köklü bir bilgi edinmeye ve gelecek kuşakların ders almasına ve uyanmasına yarayacak nitelikte olan, söz konusu belgeleri, olduğu gibi bilginize sunmayı uygun buluyorum. Bu belgeler, İngiliz Muhipler Cemiyetinin sözde başkanı olarak tanınan Sait Molla’nın, Bay Fru adındaki rahibe gönderdiği mektupların örnekleridir.
Efendiler, bu mektupların örneklerinin alındığını sezen Sait Molla, Türkçe İstanbul gazetesinin 8 Kasım 1919 günlü sayısında, bu mektuplardan söz açarak uzun ve sert bir dille bir yalanlama yayımlamış olsa da, gerçeği örtmenin yolu yoktur. Bu mektupların örnekleri, Sait Molla’nın evinden ve mektup karalamalarının yazılı bulunduğu bir defterden, olduğu gibi çıkarılmıştır. Bunlar bir yana, mektupların içindekiler, yurtta beliren durumlara, olaylara ve kimi kişilerin tutumuna tam bir uygunluk göstermektedir. Şimdi izin verirseniz, bu mektupları yazılış sırasıyla sunayım:
Birinci Mektup
Sayın dostum.
Verilen iki bin lirayı Adapazarı’nda Hikmet Bey’e gönderdim. Orada ki işlerimiz pek yolunda gidiyor. Birkaç gün sonra verimli sonucunu elde edeceğiz. Şimdi aldığım şu bilgiyi, şu pusulamla size tezelden iletmek istedim. Yarın sabah kendim gelip geniş bilgi vereceğim.
Ulusal Kuvvetlerden yana olanların Fransa’ya pek çok eğilim gösterdiklerini ve General Despere’nin (Franchet d’Esperey) Sıvas’a gönderdiği subayların, Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek İngiltere Hükümetine karşı birtakım kararlar aldıklarını Ankara’daki adamımız “N.B.D. 285/3”, özel bir postacı ile gönderdi, mektupla bildiriyor. “D.B.K. 91/3” her kadar demeğimiz üyesi ise de bu adamın Fransızlara çaşıtlık ettiği ve sizin bu örgüte başkanlık ettiğinizi söyleyip yaydığı kanısı bende uyanmıştır. Bu iş üzerinde de, yüksek kanılarınıza ve güveninize aykırı düşecek sözlerimle şimdiye dek o adam için göstermiş olduğunuz güvendeki yanılgıyı belirtmiş olacağım. Dün sabah Âdil Bey’le birlikte, Damat Ferit Paşa Hazretlerinin yanına gittim. Biraz daha sabretmeleri ve beklemeleri gereğini sizin adınıza kendilerine bildirdim. Damat Ferit Paşa Hazretleri verdiği karşılıkta, size teşekkür etmekle birlikte, ulusal örgütlerin Anadolu’da büsbütün kök saldığını ve karşı bir saldırışla hayın başkanları tepelettirilmedikçe, kendisinin Sadrazam olamayacağını ve böylece Padişahın da onayından geçen sözleşme hükümlerinin Konferansta savunulamayacağını söyledi. Ayrıca, Ulusal Kuvvetlerin dağıtılması için yüksek İngiltere Hükümeti katında tezelden girişimlerde bulunularak, ortak bir notanın milletvekilleri seçiminden önce İstanbul Hükümetine verilmesini ve çetelerimizin Adapazarı, Karacabey ve Şile’de Rumlara karşı girişecekleri saldırıları tutamak yapıp Ulusal Kuvvetlerin güvenliği bozduğu gerekçesiyle işi çabuklaştırmaya çalışmamızı; İngiliz basının, ulusal örgütlere karşı yayın yapmasının sağlanmasını ve özel olarak torpido ile gönderilen “E.B.K. 19/2” ye, dün görüştüğümüz işler üzerinde telsizle yönerge verilmesini rica ediyorum. Bu gece, saat on birde Âdil Bey “K.”de sizi görecek ve Ferit Paşa’nın bazı özel ricalarını daha bildirecektir. Daha sonra, Padişah Hazretleri ile Bay “T.R.” görüşebilecektir. Refik Bey’e artık güvenmeyiniz. Sadık Bey de bizimle çalışabilecektir. Saygılarımı sunarım. 11.10.1919
Sait
Ekleme: Karacabey’le Bozkır’dan daha bir haber alamadık.
İkinci Mektup
Ankara’daki “N. B. D. 285/3”den gelen 12. 10. 1919 günlü mektup ta, Sıvas Temsilciler Kurulunda kurmay albaylıktan emekli Vâsıf Bey’in Despere ile görüşmek üzere gönderileceği ve birkaç güne değin yola çıkacağı bildiriliyor. Hikmet Bey paraları almış. Biraz daha para istiyor. On gün sizin yanınıza geldiğim sırada izlendiğimi söylememiştim. Dönüşümde biri sarı bıyıklı, ötekisi kumral ve köse iki adamın sokak başında beni beklediklerini gördüm. Gece olduğu için epeyce korktum. Yalnız birbirlerine yavaşça: “Bu Sait Molla imiş. Artık gidelim.” dediklerini işittim. Bu sık sık buluşmalar benim için iyi olmayacak. Fuat Paşa Türbesi yakınındaki görüştüğümüz evi tutabilirseniz buluşabileceğiz. Nazım Paşa, derneğimizi haber almış. Bana çok gücendi. İzninizle “N.B.S. 495/1” düzenine kendilerini kattım. Ev işi bir yoluna konuluncaya değin sizinle o buluşacaktır. Karacabey’de “N. B.D. 289/3” e gönderilen bin iki yüz lira, yerine ulaşmıştır. Yola çıkacaklardır. Ferit Paşa, İstanbul Hükümetine verilecek notayı her dakika bekliyor. Bu durum, Padişah Hazretlerini pek üzüyor. Teselli ettirmeniz ve her zaman kendisine umut verici sözler söylettirmeniz, çıkarlarımız gereğidir. Bizim padişahlarımızın, her şeye karşı yumuşak gönüllü olduklarını unutmayınız. Seyit Abdülkadir Efendi, o iş için pek şaşırtıcı şeyler söyledi. Sözde arkadaşları: “Yurtseverliğe aykırı düşer.” diyorlarmış. Artık siz işi bir yoluna koymaya bakınız. Polis Müdürü Nurettin Bey’in değiştirileceği söyleniyor. Hepimizin koruyucusu olan bu kişi üzerine gerekenlerin dikkatlerini çektiriniz. Saygılarımı sunarım.18/19.10.1919
Ek: Ali Kemal Bey o adamla görüşmüş. Konuşmayı iyi yönetemediği için karşısındaki adam amacını anlamış ve kendisine, büyük bir aşağılama ile: “Biz, sizin İngilizler hesabına çalıştığınızı anladık.” demiş.
Üçüncü Mektup
Yapılan propagandaları, Göz Hekimi Esat Paşa kolu ve özellikle Çürüksulu Mahmut Paşa, resmi bilgilere dayanarak boyuna yalanlatıyor ve halkın coşkusunu yatıştırmaya çalışıyorlar. Bu adamlar başvurdukları zaman hiç karşılık verilmemesini; dün kararlaştırdığımız kişiye, Padişah aracılığıyla buyruk vermenizi rica eder, saygılarımı sunarım. 19.10.1919
Sait
Dördüncü Mektup
Sayın Üstat,
Muhipleri arasında Franmason örgütünü istemeyenler var. İttihatçıların yolu tutulacağından korkuyor. Bu örgütün yönetiminde görev alacak nitelikte yetiştirilmiş gençlerin katılmasıyla, bu izlenceyi uygulayabileceğiz. Benim dış kılığımın engel olması yüzünden eski dostunuz “K.B.V.4/35”, kararlaştırılan ilkelere göre işe başlayacaktır. Ankara ve Kayseri’den yine haber yok. Saygılarımı sunarım üstadım. 19.10.1919
Sait
Beşinci Mektup
Üstat,
Kasidecioğlu Ziya Molla dün Adam Blok’a (Adam Block) haber göndermiş, eski dostu olmasına güvenerek, benim başında bulunduğum Muhipler Cemiyetinin İngilizlerce korunmasının İngiliz karakteriyle bağdaşmadığını ve bunun kamuoyu üzerinde kötü etkiler yaptığını bildirmiş; böylece Cemiyeti namuslu kişilerin temsil etmesi gerekeceğini dolayısıyla anlatmış ve benim için çok kötü sözler eklemiş. Bu kişinin bana karşı kişisel düşmanlığı olduğunu anımsatmak isterim. Ziya Molla’nın damadının kız kardeşi eskiden benim karımdı. Kendisini boşadığım için bana böyle düşmanlık ediyorlar. Bunun Adam Blok Hazretlerine duyurulmasını ve Ziya Molla’nın şimdi İngilizlerden yana olmayıp ulusal eylemin destekleyenlerin propagandacısı olduğunu ve Mustafa Kemal paşa ile ilişki kurmuş bulunduğunu ve beni suçlamasıyla da ne mal olduğunu ortaya koyduğunu yüksek görüşlerinize sunmak isterim. 21.10.1919
Sait
Ek: Bir sakınca yoksa, Adam Blok Hazretlerine size olan hizmetlerimi duyurunuz.
Altıncı Mektup
Sayın Üstat,
Ankara’dan “N.B.D. 295/3” den özel postacı ile gelen 20 Ekim 1919 günlü mektupta bildirildiğine göre “K.D.S. 93/1”, yönergemiz gereğince orada bırakılarak kendisi Kayseri’ye gitmiştir. Yönergenin onaylanmış bir örneğini de Galip Bey’e gönderdiğini bildiriyor. Önceki ödeneği harcamış olduğu için yeniden ödenek istiyor. Gizli örgütümüzün genişlediğini ve haydut başkanlardan yakasını kurtaran Muhiplerimizin şimdilik köylerde kalarak el altından işe başladıklarını muştuIuyor ve son yaptığınız ustaca düzenlemelerin verimli olacağını bildiriyor. “M.K.B.”, pürüzsüz Türkçesi yüzünden önemli işler çeviriyormuş. Hele hocalığına diyecek yok diyor. Yönergenin “X. V.V.” planı tam olarak hazırlanmış. Aramıza yeni yabancılar girmemiş ise amaç, sezilmeksizin edimli olarak gerçekleşecektir. Yeni ödeneğin gönderilmesini beklemek üzere özel postacı “4 R.” burada alıkonulmuştur. 23/24.10.1919
Sait
Ek: Ahmet Rıza Bey’in İtalyan güdümü üzerindeki demecini mektubun sonuna ekledim. Kendisinin Fransa’ya geçmesi, bizce tehlike olur. Bu işi sağlama bağlayınız.
Yedinci Mektup
Üstadım,
Ali Kemal Bey dün o adamla görüşmüş. Basın işinde biraz ağır davranmak gerektiğini söylemiş. Bir kez, bir yana yöneltilmiş olan düşünürleri ve yazarları öncekine karşıt bir amaca yöneltmek, bizde pek kolay olmaz. Bütün devlet görevlileri ulusal eylemleri şimdilik iyi görüyor, demiş. Ali Kemal Bey, yönergenize eksiksiz uyacak. Zeynelâbidin Partisiyle de işbirliği yapmaya çalışıyor.
Kısacası, işler bulandırılacak, Bugünlerde Fransa ve Amerika çevrelerinde benim adım çok geçiyormuş. Bunun nedenini şimdiye dek, anlayamadım. Ulusal eylemlerden yana olanların, bu hükümetin siyasal görevlileri üzerinde yaptıkları etki sonucu olarak tehlikeye giren yaşamının korunması size kalmıştır. Ben bu güvenle kendi kendimi yüreklendiriyorum. Hikmet ile kendim görüştüm. Bu kez onu biraz kaypak buldum. Ama sağlam güvence verdi. “Ben erkeğim. Sözümden dönmem.” dedi. Sıvas olayını nasıl buldunuz? Biraz düzensiz ama yavaş yavaş düzelecek. Kadıköylü de işi üzerine alıyor. Fakat o yere batası İttihatçı basın, arasıra bizim işlere engel oluyor. Bunların yazılarına dikkat gerek. Paşamız gene de sinirli, “Ne vakit olacak” diyor. Ev işinin bugüne dek yoluna konulmamış olması buluşup görüşmemizi güçleştiriyor. “N.B.S. 495/1” Konya’ya önem verilmesini öğütlüyor. Size sözlü olarak açıkladığı iş üzerinde dikkatini çekmemi rica ediyor. Ali Kemal Bey’in uğradığı son yıkım üzerine üzüntülerinizi bildirdiğinizi söyledim. Bu adamı elde bulundurmak gerek. Bu fırsatı kaçırmayalım. Bir armağan sunmak için en elverişli zamandır. 19 Ekim günlü mektubumu almadığınıza üzüldüm. Aracıyı biraz sıkıştırınız. Tehlikeden sakınmak, benim için pek önemlidir. Yeni bir parola gönderiniz. Hikmet ve Kadıköylü’ye numaralarını vereceğim. Saygılarımı sunarım üstadım. 24.10.1919
Sait
Ek: Birkaç kez söylemek istediğim halde unutuyorum. Mustafa Kemal Paşa’ya ve onu tutanlara biraz yumuşak davranmalı, kendisi tam bir güvenle buraya gelebilsin. Bu işe pek çok önem veriniz. Kendi gazetelerimizle onu destekleyemeyiz.
Sekizinci Mektup
Sayın Üstat,
Seçimleri askıda bırakmak ve geciktirmek için gerek Mustafa Sabri ve gerek Hamdi ve Vasfi efendilerle uzun uzadıya, verdiğiniz yönerge sınırları içinde görüştüm. İşi kabul ettiler. Mahallelerde propagandalar başladı. Gerekenleri elde edecekler. Bol para dağıtarak halkın kafasını karıştıracaklardır. Padişahın bu konuda aydınlatılması gerekmektedir. Ustaca düşünce ve önlemlerinizle amaca ulaşacağımıza güvence veririm, sayın üstadım. 26.10.1919
Sait
Dokuzuncu Mektup
“9. R.” özel postacı geldi. Keskin örgütü bitmiştir. Arkadaşlara propaganda için yönerge verdim. Başarılarımızın ilk verimlerini yakında alacağımıza güveniyorum, sayın üstadım. 21128.10.1919
Sait
Onuncu Mektup
Sayın Üstat,
Sarayda, yeni hükümet kurulmasının tasarlandığı ve hazırlık yapıldığı söylentisi yayılmıştır. Bu işin çabuklaştırılması çok gereklidir. Anadolu örgütümüzün kimi planları Ulusal Kuvvetlerce anlaşılmış, özellikle Ankara ve Kayseri’de bize karşı çalışmalar başlamıştır. Kürt Cemiyeti, söz verdiği halde bir iş yapamadı. Çetelerimizden bir bölüğü yok ediliyor. Ne pahasına olursa olsun, tasarlanan hükümetin iş başına getirilmesi pek çok gereklidir. Ali Rıza Paşa’nın, planlarımıza karşı önleyici önlemler alacağını da sanıyorum. Bozkır’a gidecek adamlarımız, tanınmış kişiler olduklarından, çokça korkuyorlar. Konya’da “K.B. 81/1”e, sizin adamınız aracılığı ile olayın kızıştırılması için bildirim yapılarak, propaganda kurullarının bu konu üzerinde çalışmaya çağrılması gereğini ve zorunluğunu bildirir, saygılarımı sunarım. 29/30.10.1919
Sait
Benim bir mektubumdan Hikmet’e söz açmışlar. Bu mektubun içinde yazılı olanları nereden öğrenmişler? Hikmet ile kendim görüştüm; bunun doğru olduğunu, şaşkınlık içinde Hikmet’ten dinledim. Çaşıt, benim çevremde midir, yoksa sizde midir?
On Birinci Mektup
Sayın Üstadım,
Kürt Teali Cemiyetindeki yakın dostlarımızla görüştüm. Yeni geldikleri için birkaç gün sonra, verilen yönergeye uygun olarak gerekli düzenlemeleri yapacaklarını; yalnız Kürdistan’a gönderilecek çeşitli arkadaşlar için büyük bir ödenek verilmesi gerektiğini söylediler. “D. B. R. 3/141” den gelen mektubu da gösterdiler. Urfa, Antep, Maraş’ta Fransızlara karşı gereğinden daha çok kışkırtma yaptıkları ve halkı, kolordu komutanının güttüğü yumuşak siyasaya aykırı bir davranışa sürükledikleri yazılıdır. Hükümet başkanlığına Zeki Paşa’nın getirilmemesi için ileri sürülen düşünceler doğru değildir. Bu adam Kürtlere sözünü geçirebilecek durumdadır. Eski Ermeni kırımı unutulmuştur. Sizin aklınıza gelenler, bugün için her halde zamansızdır. Bunu, gerektiğinde başka türlü yorumlamak kolaydır. Yüksek yardımlarınızı her dakika bekliyoruz. Karşıdaki olayı ötekilerine bulaştırmaya çalışıyoruz.
Saygılarımı sunarım
Sait...
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #75  
Alt 03.08.07, 00:30
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Hedef Atatürk

RAHİP FRU,ROBERT FREW İNGİLİZ AJANI/SAİD MOLLA İLİŞKİSİ-3
On İkinci Mektup
Sayın Üstadım,
Ahmet Rıza’mn Tan (Temps) gazetesi haber yazarına verdiği demeç kuşkusuz gözünüzden kaçmamıştır. Emir Faysal’a Fransızlarla anlaşma yapmasını öğütlemesindeki anlamın kapsadığı siyasal incelik, ustaca görüşlerinizden uzak kalmamalıdır. Ulusal örgüt başkanları, son günlerde dikkati çekecek bir biçimde Fransa’ya eğilim belirtisi gösterdikleri gibi, bir yandan Irak’ta kargaşalık çıkartırken öte yandan Suriye’deki egemenliğinizi de baltalamak istiyorlar. Bu örgütün sürüp gitmesinde gösterilecek ilgisizlik ve savsaklama, İslam dünyasının İngiltere’ye karşı olağanüstü ayaklanmasıyla sonuçlanacaktır. En dikkate değer olan bu noktayı görmek ve yüksek siyasa adamlarınıza göstermek pek çok önemli ve gereklidir. Şu düşüncemle bilimsel değerinize dil uzattığım sanısına varmayınız. Çünkü, Türkiye üzerinde sizden başka bir kuvvetin erkini ve egemenliğini sürdürmesi, siyasal amacımıza aykırıdır. Fransa, İtalya ve özellikle Amerika’nın, gerek devlet adamlarıyla gerek basınıyla bu kuvvete karşı gösterdikleri türlü eğilimler, siyasal ve askeri üstünIüğünüzü çekemediklerinin açık belirtileridir. Ahmet Rıza gibi Klemanso (Clemenceau) ve Pişon’un (Pichon) ve çeşitli yüksek siyasa adamlarının en yakın ve eski dostu olmak mutluluğuna erişen kişilerin, Fransa’da önemli bir rol oynayacaklarından ve kamuoyunu tam anlamıyla kendilerinden yana çekeceklerinden kuşku etmeyin. Bu adamın İsviçre’ye geçmesi ile ilgili haberlere bakılırsa oradan bir yolunu bulup Fransa’ya geçmek amacında olduğu kanısına varılabilir. Balıkesir dolaylarındaki kuvvetlerimiz bozularak kaçmış ve “A. R.” bölgesinde gizlenmişlerdir. Yeni kuvvetler hazırlanıyor. Beş bin Iiradan aşağı olmamak üzere ödenek istiyor. Karaman’dan “D.B.S.4O/5’ten gelen mektupta şimdilik beklemek zorunda oldukları ve Kayseri’de “K.B.R.87/’4’ten gelen mektupta da yakında eyleme geçecekleri bildiriliyor. Ziya Efendi de, “H.K.” ve “C.H.” de örgütler tamamlandığından oraya yalnız ödenekle gitmek zorunda olduğunu sözlü olarak bildiriyor. Dilerseniz durum üzerinde sözlü olarak size geniş bilgi verecektir. Çok sıkı izlenildiğimizi, işlerimizden Sıvas’ın günü gününe haber aldığını söyleyebilirim. Mehmet Ali’ye güvenmeyiniz. Ağzı sıkı değildir. Herhalde boşboğazlık ediyor. Dış örgütte ve işlerde benden başkasını kullanmasanız daha iyi olur. Ali Kemal Bey’in listeye geçirilmesi zorunludur. Bunca gizlerimizi bilen bu adamı gücendirirsek planlarımız, olduğu gibi yabancı ellere geçer. Bu adamı sık sık kollayınız. Saygılarımı sunarım üstadım. 5.11.1919
S.
Kemal yakalanmış, ilişkisi bakımından, ”K. B. R. 15/1”in, örgütle ne ölçüde ilişkisi olduğu meydana çıkmış demektir. Bu adamı korumak çok gereklidir.
Efendiler, bu geniş düzene engel olmak ve yaratılan durumların ortadan kaldırmak için elimizden gele her yola ve önleme başvurduk. Şimdiye değin anlattığım ve bundan sonra sırası geldikçe anımsatmaya çalışacağım o hepinizin bildiği başkaldırmaları, karışıklıkları, resmi düşman kuvvetlerinin saldırılarını bastırmak ve ortadan kaldırmak için çok uğraştık. Ali Rıza Paşa Hükümeti, gözüne batan Ulusal Kuvvetleri bastırmaya ve bunun için bizimle didişmeye bakmaktan başka bir yardımda bulunmadığı gibi ondan sonra hükümet kuran yüksek arkadaşları da, onun yolunda gitmekten ve sonunda yıkımdan yıkıma, maskaralıktan maskaralığa sürüklenmekten başka bir iş görmediler.
Efendiler, bütün bu gizli düzen kaynaklarının, Rahip Fru’nun kafasında topladığını ve oradan din kardeşlerimiz olacak hayınların kafalarına sokularak eyleme dönüştürüldüğünü kestirdiğimden, bir zaman için olsun Rahip Fru’nun durmasını ve bu işten uzaklaşmasını sağlamaya yarar düşüncesiyle, kendisine bir mektup yazdım. Mektubun iyi anlaşılabilmesi için, şu bilgiyi de ekleyeyim ki ben ay Fru ile İstanbul’da bir iki kez görüşmüş ve tartışmıştım. Fru’ya Fransızca olarak gönderdiğim mektubun Türkçesi şudur:
Bay Fru’ya,
Sizinle, Bay Marten aracılığıyla, yaptığımız görüşmelerin anısını seve seve gönlümde saklıyorum. Yıllarca yurdumuzda ve ulusumuz arasında yaşamış olan sizlerin, bizim için en doğru düşünce ve kanılarla dolu bulunacağınızı umardım. Oysa, ne yazık ki, İstanbul çevresinde karşılaştığınız kimi aymaz ve çıkarcı kişilerin, sizi yanlış yönlere sürüklediklerini pek çok üzülerek anlıyorum. En başta Sait Molla ile düzenlemeye ve uygulamaya başladığınız, güvenilir kaynaklardan öğrenilen planın, İngiliz ulusunun gerçekten kıyanacağı bir nitelikte olduğunu bildirmekliğime izninizi rica ederim. Ulusumuza, Sait Molla’nın değil, fakat gerçek yurtseverlerimizin gözüyle bakıldığı zaman, böyle planların artık yurdumuza ve ulusumuza uygulanabilecek bir yanı olmadığı yargısına kolaylıkla varılır. Nitekim daha bugünün olaylarından olan Adapazarı ve Karacabey olaylarının başarısızlığa uğraması, sözümüzü doğrulamaya yeter. Fakat, buna ne gerek vardı? İngiliz subayı Novil’in Diyarbakır dolaylarında Müslüman Kürt halkı yoldan çıkarmaya pek çok çalıştıktan sonra Malatya’da, eski Elazığ Valisi Galip ve Malatya Mutasarrıfı Halil Beylerle, Sıvas’a karşı yaratmaya çalıştığı olay, sonucu bakımından bütün uygarlık dünyasına karşı utanç verici değil miydi?
Size çok açık yürekle ye içtenlikle bildiririm ki, İngiliz ulusu, ulusumuzun dostluğuna ve güvenine değer vermiyorsa, bundaki yanılgı pek derindir. Böyle değilse kullandığımız araçlar pek yanıltıcı olup, sonuç ve verim alınacak nitelikte değildir. Sait Molla aracılığıyla Adapazarı’na gönderilen iki bin Iiranın, yakında verimli sonuç sağlayacağı yolunda verilen sözün yalan olduğunu olaylar size anlatmış olacağından uzun sözü gerekli görmem. Hele sizinle ilişki kuran düzmecilerin, Osmanlı Padişahının da ortaklaşa yaptığınız işlerinizde ve çalışmalarınızda eli varmış gibi gösterilmesi pek tehlikelidir. Siz çok iyi düşünebilirsiniz ki Padişah, sorumsuz ve tarafsız olup ulusal buyrum ve egemenliğimizle ilgili gerçekleri değiştirmez ve bozmazlar. Yurdumuzda bulunan İngiliz siyasal görevlilerinin, kuşkusuz İngiliz ulusunun eğimine ve çıkarına aykırı olarak, yurdumuza ve ulusumuza karşı uygarlığa ve insanIığa yaraşmaz bir biçimdeki girişimlerini, elimizde bulunan belgelerle İngiliz uIusunun gözü önüne serersek, sonuç dünyaca iyi karşılanmaz sanırım. Fakat, bu konuda, tuhaf olması bakımından şunu da bildirmek zorundayım ki siz, bir din adamı olarak siyasa oyunlarına, özellikle adam öldürmeye varacak işlere karışmak hevesine kapılmamaIıydınız. Sizinle yaptığım görüşmelerde, sizi bu denli bir siyasa adamı olarak değil, insanlığa hizmet eden, adaleti seven erdemli bir kişi olarak tanımıştım. Bunda ne denli aldandığımı son aldığım sağlam bilgilerin doğrulamakta oIduğunu size bildirmekle şeref duyarım.
Mustafa Kemal
*******************
Mailimdeki bir yazıyı da aktarmak istiyorum.
Baska bir ayette EL ve AYAK kesme vardir. Aynen mi uygulayacaksiniz ? Yoksa insanların Hırsızlıga yapmamalari icin gerekeni yapin diye mi anlayacaksiniz.
Baskasida diyebilir ki MAL SAHIBIDIR. Evine hirsiz girmesi korkusunu yasamistir.Fiilen ELLERINI KESIN.
Eger ISLAM a sekilci bakarsaniz. ( Unutmayin Cehalet donemi Mekkeliler de Hz. Ibrahim e sekilci inaniyordu.) EKMEK CALANIN ELININ KESILMESI LAZIM. HIRSIZLIK YAPAN ELININ KESILMESI LAZIM. TURKIYE DE ac milyonlarca cocuk var. Sakatlara sakat ordusu. AMA gunumuzde AKP iktidari hirsizligi ELI ile yapmiyor.
Milyonlarca dolarlik rusvet yolsuzluk. Ama bir sey yok. Islam ulkelerinde Kralliklar Milyonlarca Muslumanin riskini caliyor. Islam ulkeleri DUNYA nin en zengin dogal kaynaklarina sahip. Ama hepsi de caliyor. MOLLALAR, KRALLAR , SEYHLER , TAYYIPLER dahil.

Kuran da sadece bir ayette Bas Ortusu konusu var. Gerisi hep kafirler , zulum yapanlar ile isbirligi yapmayin. AC GOZLULUK yapmayin. ZULUM yapmayin. Kul HAKKI yemeyin. ISGALE GELENLER ILE ISBIRLIGI YAPMAYIN.

Binlerce ayet kul hakki yemeyin. Isgalciler ile zalimler ile isbirligi yapmayin diyor.

Adam tum bunlari yapsin. Zapsu ile Findikcinin anasi, Calgir ile PANCAR cini belini kirsin.
Bunlari yapanlar bir kac cocugun elini kesti mi ? AVRATLARI BOL ALIP KARA CARSAFA soktu mu ? Tamamdir. Isterse KABE nin KARSISINA DEV KULE DIKER , ISTERSE ABD DOSTTUR der
(Saidi Nursi ),

Oda yetmedi mi ? Isterse Fatihin kentini Muslumanlardan temizleyecegiz diyenlerin pesinde yurur ( MOLLA SAIT Saidi Nursi nin ustadi RAHIP FRU yamagi)

Yeter ki BASORTUSU olsun, yeter ki cocuklarin ELLERINI KESSIN.

Hz. Muhammed (SAV) in kirdigi putlar ne idi ? Hz. Ibrahim e karsi sekilci, statik, gostermelik inanclar idi. O zamanda bu toplum her turlu hainlik ve alcaklik icinde idi. Bizans , Israil toplumları somuruyordu.
Aynen bugun ku SEKILCILER gibiler. Kuran-i KERIM i MOSSAD , RAHIP FRU lar gibi anlatmayin.
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #76  
Alt 03.08.07, 00:31
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Hedef Atatürk

MASONLARIN OYUNUNU BOZAN ATATÜRK
Mailimdeki bir yazıyı paylaşıyorum.
Atatürk, Tanzimattan itibaren ülkenin kamu, medya, askeri, eğitim gibi teşkilatlarının masonlar tarafından ablukaya alındığını görmüştü. Bu teşkilatlarda vatanı yok etmek için çalışan kuklalar garip bir milliyetçilik sevdasına kapılmışlardı, aynı bizim bugünküler gibi:
- "Egemenlik paylaşılabilir"
(Damat Ferit, Vahdettin, Manisalı mutasarrıf Hüsnüyadis v.b.),
- "Koca Osmanlı'yı sadece Türklere yedirmezler"
(o zamanlarda ne MEHMETcik ne CÜNEYT yazarlar varmış),
- "Ne anlayışsız, ne kafasız bir milletiz ki, İngilizlerin gelmesini anlamayıp, nerelere çekiyoruz"
(biliyorum bu lafın şimdilerde AB için söylendiğini de bu lafı söyleyen Ali Kemal, sizin duyduğunuzu söyleyen onun 2000 model torunu)
- "Vahdettin esasında vatan haini değildir"
(sadece belgeselini yapamamışlardı) ,
- "Ben Osmanlıyım"
(Türk'üm diyemeyen Osmanlı hanedan mensupları),
- "Canım stratejik konumda dediğiniz işletmeleri yabancılara sattık da ne oldu"
(1.Dünya Savaşında İstanbul'un aydınlatma ve yakacağını, savaş gemilerinin yakıtını sağlayan Zonguldak kömür işletmesi bir Fransız firmasına satılmış olduğu için kömür temin edilemiyordu) ,
"Kerkük ve Musul'un stratejik önemi yoktur"
(bugün de birileri aynısını Kıbrıs için söylüyor galiba).
Bunları 03 Ağustos Perşembeden itibaren detaylı olarak işleyeceğiz, şimdi dönelim onların kuklacılarına.
İşbirlikçilerin Kuklacıları
Mason locaları, 1700'lerde Osmanlı topraklarında örgütlenmeye başlarlar.
1900 lere gelindiğinde Osmanlı topraklarının her tarafında faaliyetler yürütmektedirler.
Büyük ve ileri görüşlü bir asker olan Cevat Rıfat (Atilhan soyadını alacaktır)
Filistin cephesinde vatani vazifesini yaparken, orduyu geriden hançerleyen vatan haini yahudilerle uğraşır. Bu hainler, Osmanlı'nın sinesini açtığı siyonistlerdir.
Cevat Rıfat, 1909'dan sonra Filistin'e yerleşen yahudi köylerinin yekûn olarak ordu aleyhine casusluk yaptığını amansız takiplerle ortaya çıkarır. Elebaşlarından iki yüz yahudiyi bizzat idam ettirerek bu cephede mukadder olan mağlubiyeti önler.
Komutanı olan Binbaşı Arif Bey'i mason olduğu ve vatana ihanet ettiği düşüncesiyle kurşun yağmuruna tutar. Masonların ve Türkiye yahudi cemaatinin düşmanlığını bu vesileyle kazanmış olur.
Milli Mücadele döneminde Zonguldak'ta 12 bin kişilik bir ordu kurarak Karadeniz ve Marmara'da üstün zaferler kazanmıştır.
Albay Hüsamettin Ertürk ve Gazi Mustafa Kemal'e masonların İttihat ve Terakki'deki, ordudaki ve diğer kurumlardaki teşkilatlanmaları ve işbirlikçileri hakkında çok özel ve detaylı bilgiler ulaştırmıştır.
Cevat Rıfat, Türk siyasi hayatında halk tabakalarına inerek İslam ve Türk düşmanı olan masonluğu tanıtan ilk Türk siyasilerindendir.
Bu gerçek, sadece Türkiye'de değil, dünyanın birçok yerinde kitaplarının tercüme edilmesiyle kendini gösterir.
Cevat Rıfat Atilhan, son olarak 1964 yılında Mogadişu'da toplanan İslam Devletleri kongresine katılarak kongrenin İcra Komitesi başkanlığına seçilir.
"Farmasonluğun maskesini çatır çatır yırttım"
diyerek Türklük vazifesini yaptığını gurur ile söyleyen Cevat Rıfat Atilhan, 4 Şubat 1967'de hayata veda eder.
(Kahramanca çıkıp gerçekleri kalabalıklara haykıran bu vatan evladının önünde saygıyla eğiliyoruz.)
Bunların ülkeyi nasıl parçaladıklarını gören ve bizzat yaşayan Gazi Mustafa Kemal 10 Ekim 1935 te Mason Localarının faaliyetlerini yasaklayan kanunu çıkartır.
Böylece zaten masonların kara listesinde olan Gazi Mustafa Kemal, bu listede en üst sıraya çıkmış olur.
Masonların itirafları, "Atatürk'ün Ölümündeki Sır Perdesi" başlıklı makale,
Cevat Rıfat Atilhan tarafından yabancı kaynaklardan alınarak çevrilmiş, gazeteci Ogün Deli tarafından yazılmış olan "AGONİ" isimli derlemeyi okuyalım :
1 Ağustos 1948, Yunan Komunist Halk Cumhuriyeti (SLD) nin resmi gazetesinin,
"Layki Foni" (Halkın Sesi) 685 inci sayısında , Bulgar Yahudilerinden 33. dereceden Farmason (büyük mason) Avram Beneraoysan'ın yazısı ve itirafı :
" Mefkuremize imha edici darbe vuranların akıbeti, feci şartlar altında ölümdür. Mustafa Kemal Atatürk, yasanın çıktığı 10 Ekim 1935 günü mason localarının önde gelenlerinden Mim Kemal Öke'ye hitaben 'Mason cemiyetinin faaliyetlerini inkılaplarıma muarız gördüğüm için kapatılmasını elzem gördüm. Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüş biliniz ve bir daha diriltmeye teşebbüs etmeyiniz.' demiştir. "
Not : Mim Kemal Öke bir farmasondu ve 50 yıl sonra dahi bir torunu bir Türk Üniversitesinde sözde tarih anlatarak , bilgi kirliliği yaratmış ve Atatürk'ten intikam almaya devam etmiştir. Halen yakaladığı herhangi bir TV kanalında programlar yapıp sözde bilim adamı (!) kimliğiyle Müslüman (!) takılmakta ve bilim (!) icra etmektedir.
Farmason Avram Beneraoysan devam ediyor :
"Atatürk zannetti ki ; bütün muhalif ve muarrızlarını tasfiye ve bertaraf ettiği gibi, masonları da tasfiyeye tabi tutmaya muvaffak olacaktır.
Fakat ASLA !
Türkiye'deki mason cemiyetinin Kemal Atatürk tarafından kapatılarak faaliyetinin durdurulduğunu, Moskova'da tarihi bir yerde yoldaşlar arasında yapılan bir toplantıda işittiğim zaman, beynimden vurulmuş gibi sersemledim. Heyecandan şaşırmış bir halde, oradakilere haykırdım :
O sarı lider, suret-i katiyetle ortadan kaldırılacaktır ! "
Paylaşım:Ş.GÜNEŞ
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #77  
Alt 03.08.07, 00:33
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart İnanç dünyası

3 PEYGAMBERDE YAHUDİDİR.
Mailimdeki yazışmamdan bir alıntı...
Değerli Okurlarımız,

Siz, evet sizler, İslam dinine inanlara soruyorum:

Gerçek Tanrıya'mı inanıyorsunuz?

Yoksa kendisini başta ticari ve sosyal daha sonra da siyasi sebeplerden dolayı peygamber ilan eden Muhammed'in Allah!'ına mı inanıyorsunuz?

Hemen belirtmekte fayda görüyorum. Sizlerinde iyi bildiğinize inandığım bir gerçeği paylaşmak adına, her 3 (kendi ifadelerine göre) peygamber olduklarını iddia edenler, aynı evet aynı aileden gelmektedir. Yani, Baba David, Anne Sarah ve daha sonra Abraham, Jakob ve Mariam, liste uzar da uzar, gider de gider.

Sakın çok şaşırdım bunlar hep Yahudi isimleri demeyin, yoksa bu konuda sizlere bilgi verilmedi mi hiç? Verilmedi ise üzülmeyin, çünkü "gerçekler" karışık, karanlık ve kötü niyetlidir de ondan, saklanırlar hep.


Akıl var mantık var. Tabii bunlar biz insanlara mahsus beyin teknikleridir. Sonradan geliştirilmiş olmasına rağmen insan yaşantısı boyunca bu teknikleri kullanır.

Sizler soruyorum. Hepimiz zamanında bazı kitapları devirdik. Bu bilgiler ışığında lütfen bana değil ama kendinize cevap veriniz:

Aşırı cinsel istekler, hangi ruh hali içinde olan insanlarda bulunur. Bu soruyu bilhassa Tıp alanında okumuş veya en azından TIP konularında gerçek bilgisi olanlara soruyorum. Hani derler ya deli gibi kuvvetli. İşte size bir ufak öneri.

Dikkat ederseniz tüm-kendilerini peygamber ilan ve iddia edenler- hep damlara pardon mağaralara gidip, yalnız kaldıklarında bu bilgileri aldıklarını dile getirmişlerdir.

İncelerseniz daha iyi anlarsınız. Ülkemizde bazı hastalıklara şifa getirdiği söylenen mağaralar ve kuytu köşeler vardır. Bu gibi yerler daha çok akıl hastalıklarına ve epilepsi hastalıklarına iyi geldiği iddia edilir. İlginç bir not olarak ele almak istiyorum. Deli Petro, 1. ve 4. Sezar, Stalin ve bizde de başta olan bir kişide görülen epilepsi hastalıkları o kişilere diğer insanlardan daha fazla beyin gücü vermektedir. Yanlış anlaşılmasın bu güç normal değil ama aşırı bazı sinirsel güçler ki bunlar da hepimizin bildiği gibi at'a binemeden düşmeler, Roma'yı yakmalar, kütüphaneleri yok etmeler, Moskova'da kendi ırkdaşlarını duvara çivilemeler, dedik ya gider de gider. Mao'nun, özel arabası ile Pekin sokaklarında gündüz gezip gözüne kestirdiği sübyanları gece halledip sonra da ırmakta boğdurduğu bilgileri nedense ortalığa yayılmaz. Çünkü Mao'da hastadır ama iyi bir Mason Locası üyesidir, diğerlerinin de olduğu gibi. Bu bilgiler kayıtlı ve ispatlı bilgilerdir.

Mao, Stalin, George Washington, Lincoln, Churchill ve Muhammed. İnanın hepsi birer peygamberdir. Ama kim için hangi menfaatler karşısında? Esen Kalınız,
Tarhan Taykut

----------
Sayın Taykut,
Desenize Başbakanımızın da hükümet olduğu ilk aylarda"Artınız,çoğalınız"demesi boşuna değilmiş.
Bu konuda bir ara yazmış idimLakin destek olunmamış idi.
Şimdi sanırım ki durum daha da aydınlandı.
Saygı ile...
Ahmet Dursun
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #78  
Alt 03.08.07, 00:34
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart İnanç dünyası

ÜLKEMİZDE MÜSLÜMAN ORANI % 1,9 DUR.-1

Dine inanmak mı?
Aklın gösterdiği yola inanmak mı?
Yoksa bilim ile din,akıl ile din tercihini doğru yapmak mı?
Başka ifade ile akıl,bilim,din,birbirleriyle çelişiyor mu?
Hangi inanca mensup olursanız olunuz,inançlar adı üzerinde inanan ister.
Yorumlayan ya da yenilik katan istemez.Adından da anlaşılacağı üzere inanan ister.
Peki ama inanırken hiç mi aklımıza sormayacağız?Hiç mi aklımıza danışmayacağız.
Oysa ki ben Ahmet Dursun olarak,şahsi araştırmalarımda Kur'an da tamı tamına 82 adet akıl ile ilgili ayet tesbit ettim.
Bakınız...
http://ahmetdursun374.blogcu.com/2720045/
Peki islam inancına bağlı olan biri Kur'an-ı Kerime göre yaşayacağını iddia ediyor ise nasıl olur da Kur'an dışı bir yaşamı benimser?
Neden mi bu iddia üzerindeyim?
Bunu ilerleyen satırlarda bulacaksınız....
İnançlar hayatımızın ne kadarında yer etmeli?Bu soru belki de yaşamımızın tamamını ilgilendirecek bir düzeyde öneme sahiptir.Yaşı gereği henüz aklını kullanabilecek düzeyde olan
yeni yetişen gençlerimizin nerdeyse tamamı kulaktan dolma bilgilerle hayatlarını yaşamaktadırlar.
Bu yaşamların toplumdaki başı boşluklarını,davranış bozukluklarını görmezden gelme lüksümüz ne yazık ki yoktur.Aksi halde ilerideki oluşacak nüfusun büyük bölümü şimdiden hazırlanmış beyni yıkanmış kesimi oluşturacaktır.
1922'de başlayan Cumhuriyet düşmanlığı sayesinde insanların içlerindeki birbirlerine olan sevgi bağları da ne yazık ki kopartılmış ve herşeyin bilimle değil,inançlarla çözüleceği saçmalığı beyinlere yer edilmiştir.
1950'lere gelene kadar bir milli şeflik almış başını gitmiş,bu başı boşluğun doldurulması görevini de ne yazık ki inanç tüccarları doldurmaya başlamış ve bunu da adeta devlet
politiksaı şeklini almış ve gizli falliyetler,dış destekli olarak ta büyümeye başlamıştır.
Oysa ki büyük Atatürk,ülke insanının zeki,çalışkan olduğunu özellikle vurgulamış olmasına rağmen,bunun böyle olmadığını ne yazık ki işbirlikçilerle birlikte yeni hazırlanan yöntemler ve yeni inançlarla birlikte bu topluma kabul ettirilme çabaları sürmüş ve buna karşı çıkmanın yani
kendilerine karşı çıkanların Allaha da karşı çıktıkları söylemi insanımıza kabul ettirilmiştir.
Şeriat adı altında yeni yaratılan bu söylem ne yazık ki Anadolu'dan tutun da müslüman nüfusun yaşadığı tüm bölgelerde kabul görmeye başlamıştır.
Şeriat yasalarını uyguladığını iddia eden birçok yönetim ne idüğü belirsiz kaynaklar oluşturmuş ve dünya islam nüfusunun akıl düşmanı,bilim düşmanı olarak yetişmesinde büyük rol
oynamış ve de başarılı olmuştur.
Bakınız dünya demografik yapısına,inanç dağılımına,göreceksiniz ki gelişmemiş ve en geriye gitmiş yapı ne yazık ki müslüman coğrafyasının üzerinde oturduğu yapı olmaktadır.
Müslüman nüfusun ve islam inançlarının bozulmasının en etkili yollarından birkaçı da ne yazık ki adına tasavvuf denen ancak gerçekte tasavvuf ile uzaktan yakından igisi olmayan bir
şekil değiştirme yöntemi olan Tarikatleşme süreci de bu baltalardan biri halini almıştır.
Yüzyıllardır tasavvufun yetiştirdiği ya da yetiştirmeye çalıştığı değerli ailmlerin kelleleri vurulmuş,doğru söyleyenlerin yaşam haklarının elinden alındığı şekle büründürülmüş bir anlayış,bu çabaların yani doğru algılama çabalarının beyhude olmasına sebep olmuştur.
Tarikatlar devlet, vakıflar ve çıkar odaklarıyla beraberliğe çekilen bir tasavvuf hayatını anlatır, işte yozlaşma orada başlar. Yani tarikatlarda tasavvufun tam aksine,bilimde derinlik bir değer olmaktan çıkmıştır.İslam’ın Kur’an ve sünnet kaynaklı verileriyle taban tabana zıt, bir yığın kabulü içinde taşıyor olmasına da bunlar vesile teşkil etmiştir.
Ciddilik iddiasında bulunan tarikat kitaplarında Adem’in cennette dolaşırken başına koyduğu taç hangi tarikatın tacıdır diye büyük kavgalar yapılmıştır.
Bunları İslam’ın kabul etmesi mümkün mü?
İlahi kaynağı Kur’an’dan öğrenmek derdinde isek bileceğiz ki;tarikatların kendi şeflerine veya şeyhlerine verdikleri sıfatları Kur’an mahbedi olduğu peygamberi Muhammed’e vermez.
Şeyhler bu nitelikleri alınca Muhammed'e hangi nitelik kalıyor ki?Kala kala İlahlaştırılmak kalıyor.
Demek ki tüm inançlarda olduğu gibi özellikle de islam da bozulma ve yozlaşma buradan başlıyor.
Bakınız İbni Teyniye gibi bir alim tarafından önder diye vasıflandırılan Cüneydi Bağdadi,yakın dostu Amr Bin Osman El Mekki için,Bağdat kadılığını kabul etti diye onla bütün münasebetlerini kesmiş ve gördüğü yerde de “bu adama bakın, bu adam dünyaya tapma tutkusunu 40 yıl içinde taşıdı, sonra ortaya çıkardı” demişti.
İşte tasavvufun tasavvuf ile savaşı ne yazık ki sahte olanı tarafından kazanılmıştır.Hem de uzun yıllar evvel.
Peki toplumlar,özellikle de islam inacı sahipleri neden bu aşamaya geldiler?Neden kandırılmaktan zevk alır,haz alır hale geldiler?
İşte bunu sırrı da hemen üstteki anlatımda açıklanmasına rağmen hala eksik yönleri mevcuttur.
Ahmet Dursun olarak bu konuya açıklama getirmeye çalışıyorum elbet ki.Ancak bazı zorlukları ve anlam kargaşasını da gözardı etmemekte fayda var.
Bu hallere neden geldik?
Çünki aklınızı kullanmayı yasaklamaktadırlar.
İnançları enine boyuna tartışmanın günah olduğunu anlattırlar.İslamın 5 şartını bilmek sizler için yeterli derler.Bu konuda detayları şeyhler,şıhlar,vs..gibi gönül dostları zaten araştırmıştır.Siz bu konuda araştırma yapmanıza gerek te yoktur.
Hatta onlar düşünmüş fikirlerini(Mezhep)açıklamışlardır bile.Ayrıca başka fikirler de nereden çıktı ki?Siz onlardan daha mı iyi bileceksiniz?Bir dirhem bal(BİLGİ anlamında)için bir çeki odun çiğnenir mi?Aklınıza yazık değil mi?
Sorun onlara herşeyi size anlatsın.
Hatta bu şahıslar ilmi bilgilerini doğal yollarla genlerinde taşırlar.Bu nedenle de bu genler vasıtası ile şeyhlik,dervişlik babadan oğula,eğer ki oğul yok ise kızlarına dahi geçer.
Doğal olarak evliya olarak ölürler ve bu evliyaların da mezarları üzerinden allah ile irtibat kurulur.
Hatta öyle ki direkt Allahtan istemek yerine onların yüzü gözü,suyu hürmetlerine ,onlar aracı olmak üzere allahtan dilek dilenir.Aksini tartışmak hatta düşünmek dahi haşa dır.Günah tır.Hatta şirk'e dahi gidilir.Bu davranış biçimi aslında tüm toplumlarda tüm inanç sistemlerinde istisnasız mevcuttur.
Üstelik te büyüklerine saygı,hürmet kuralları da bunu gerektirmez mi?Zaten Evrensel kurallar ve Hümanist düşünce de bunu söylemiyor mudur?Yani itaat,saygı,yaratandan ötürü sevmek.
İnsan olduğu için değil,yaratandan ötürü sevmek.Yani insan demek ne demek önemli değildir.Önemli olan yaratandan ötürü sevmektir.Ancak doğa'nın da aynı yaratan dan olduğu ne hikmet ise akıllara gelmez.Ekmeği yerde bulursan al üç kere öp başına koy ayak altından
kurtar.Neden çünki aslında emeğe duyulan bir saygıdır.Ancak bunu böyle demezler.
Nimet derler.Zira nimet derseniz değişik bir duygu içine girersiniz.Çünki anlamdığınız ya da anlamakta fazlaca uğraşmaya değer bulmadığınız bir anlam içinizde oluşur.Bu da size huzur verecektir.
Ancak insan olduğu için değil de yaratandan ötürü sevdiğine dahi aynı saygıyı göstermez.Çocuğuna nasihat verirken der ki,seni dövdüyse sen de onu döv,sana sövdüyse altta kalma sen daha çok söv....
Diğer taraftan da çelişki içine düşeceğini hiç aklına getirmez.Yani hangi inaçtan olursa olsun inanç sahipleri evrensel denilen kurallara bağlı olduğunu ifade ederek,insan severdir,doğa severdir,hayvan severdir...
Ne de olsa dinleri de bunu emretmez mi?Oysa ki hangi inançtan olursa olsun bu evrensel kuraldır
diyebilmektedirler.Peki neden bunu evrensel kural olarak kabul ederler?Bunun altında yatan ne olabilir ki?Yani Alt beyinleri(bilinçaltı değil)onlara neden bunu emrediyor hiç düşünmezler.
Oysa ki alt beyinlerinin onlara ne dediğini anlamak için hipnoz olmaları gerekmektedir.
Bu konuda başka bir yazım olmuş idi.Merak edenler bakabilir.5000 yıllık kadın/erkek çatışması başlığında buna deyinmiş idim.
Meraklısı baksın derim....
http://ahmetdursun374.blogcu.com/991821/
Bu yazıyı okuduktan sonra bu satırlara devem edilmesini tavsiye ederim.
Zira şimdiki yazacaklarıma şiddetle karşı çıkanlar olacak ise özellikle bu yazımı mutlaka okumalıdırlar diyorum.Alt beyinlerinin onlara oynadığı oyunlardan habersiz olmalarına karşın gerçeklerle yüzleşmek te işlerine ne yazık ki gelmemektedir.Araştırmacıların söylediklerine göre Kuran, Incil ve Tevrattan,