iconBütün zaman ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 03:36 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Tartışma Platformu » Sayın sözcüğündeki gizem..

Tartışma Platformu Gündemdeki önemli konular ve onlar hakkında yapılan yorumları buradan okuyabilir, siz de kendi yorumunuzu paylaşabilirsiniz... Tartışmaya katılabilirsiniz.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 21.05.07, 18:19
Standart Sayın sözcüğündeki gizem..

ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
İletiler: 774
Send PM
21.05.07, 18:19


Bu sayınlar ile alakalı birçok yazı gelmekte hepsi de Sayın Erdoğan'ı eleştirmektedir. APO denen katile sayın, Şehitlere kelle derseniz olacağı da budur. Haklılar tabii ki bundan yana bir diyeceğim yok ta çok evvel değil daha başbakanlığı dönemlerinde olsa gerek Süleyman bey de Birilerinin hakkında ne demişti,unuttunuz mu ?

Bir yereltı dünyasının ileri geleni hakkında.

Bu Sayın......adamın ANIT MEZARI'nı dikmek gerek demişti.
Kim olduğunu hatırlayamadınız mı ?
Öyle ise Rahmetli İnönü'nün o meşhur sözlerinden bir doğrulanıyor demektir. Hani "En unutkan şey Kamuoyu dur" demişti ya.

İşte görülüyor ki en unutkan gerçektende kimmiş belli oluyor. Zaten bu sayın lar da unutulacak.Şehitlerimizin unutturulmaya çalışıldığı gibi. Yeni bir inci daha dökülür birilerinin ağzından bu da unutulur gider. Hadi bakalım hafızalarımızı bir kontrol edelim.
Süleyman bey kim için demişti "Bu adamın anıt mezarı dikilmeli diye......?

Umarım ki çabuk unutmadık.....
Saygılar...
Ahmet Dursun

Bakınız çok güzel bir yazıdan bu konuda bir alıntı yapacağım. Kim tarafından yazıldığını bilmiyorum. Sadece posta kutuma gelen bir yazıdır. Sol ankara ibaresi var hepsi okadar...

Dilerse sayın yönetim bunu yayınlamayabilir.Anlayışla karşılarım... İşte elektronik postama gelen yazı...

Çoban Sülü kendine başka koyun bul...

SOL (Ankara) Süleyman Demirel'in cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik olarak "Nerede bu ODTÜ'lüler " sorusuna, dün ODTÜ Yurtsever Cepheli öğrencilerden yanıt geldi. Dün öğleden sonra otobüslerle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelen ODTÜ Yurtsever Cepheli öğrenciler, Güniz Sokak'ta bir basın açıklaması yaptı.

Basın açıklamasında "Evren, Özal, Demirel, Tayyip; Bu Ülkeye Yakışmıyorsunuz", "ODTÜ'lüler burada, Morrison nerede ?", "Denizlerin katili Morrison Süleyman", "Tarihin çöplüğü doldu taşıyor, Süleyman zamanın doldu taşıyor" ve "Morrison Süleyman, Morrison Tayyip", "ODTÜ'lülerden Demirel'e ders verilir..." pankartları taşındı.

Hatırlanacağı gibi 27 Mart günü Bilkent Üniversitesi'nde bir toplantıya katılan eski cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken ODTÜ'lü öğrencilerin sessiz kaldıklarını iddia etmiş ve "Nerede bu ODTÜ'lüler" diye sormuştu.
"Amerika'nın uşağı olmuş biri Cumhur'un başına geçmemelidir." Medyanın da yoğun ilgi gösterdiği basın açıklamasında, Demirel'in haklı olduğu tek noktanın cumhurbaşkanlığı seçimlerine konusunda ODTÜ'lülerin daha gür ses çıkarmaları gerekliliği olduğu vurgulandı. Demirel'in ODTÜ'nün devrimci geleneğine karşı verdiği "mücadelenin" hatırlatıldığı basın açıklamasında "… memleketin bağımsızlığını savunan, ABD emperyalizminin boyunduruğuna karşı çıkan üç onurlu ağabeyimizin, üç yurtsever devrimcinin, Deniz Gezmiş'in, Yusuf Aslan'ın ve Hüseyin İnan'ın idamları altında Demirel'in imzası bulunmaktadır… (Demirel'in) başta ODTÜ'lülere olmak üzere Türkiye gençliğine söz söylemeye hakkı yoktur" ifadelerine yer verildi.

Basın açıklamasının devam eden kısımlarında, Tayyip Erdoğan'ın da Demirel'in dümen suyundan gittiği ve bu yüzden Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmemesi gerektiği belirtildi. "Amerika'nın uşağı olmuş, bir denileni iki etmeyen biri Cumhur'un başına geçmemelidir..." denildi. Öğrencilerin eylemde taşıdıkları pankart ise oldukça ilgi çekti. Sam Amca'nın çoban, Kenan Evren, Turgut Özal, Süleyman Demirel ve Tayyip Erdoğan'ın koyun olarak resmedildiği pankartta, bu dört isim için "Bu ülkeye yakışmıyorsunuz" denildi.

"Koyun" can derdinde AKP Grup Başkan Vekili Salih Kapusuz, Demirel'in "ODTÜ'lüler nerede" sorusuna tepki gösterdi. Kapusuz yaptığı açıklamada, öğrencilerin "sokağa çıkmasından" duyduğu korkuyu ifade etti. "Demirel'in üniversiteli öğrencileri 'neredesiniz' diyerek sokağa çağırmasını esefle kınıyorum" diyen Kapusuz, sokaklarda ve üniversitelerde meydana gelebilecek "karışıklıklardan" Demirel'in sorumlu olduğunu söyledi.

Öğrenciler sözünü söyledi, gözler Demirel'de Türkiye siyaset tarihine adını ABD ile yakınlığı ve verdiği "kıvrak" yanıtlarla yazdırmış olan Demirel'in öğrencilere ne yanıt vereceği merak konusu. Demirel bilindiği gibi İncirlik Üssü'nün kurulmasını eleştirenler için " üs değil tesis", 1980 öncesi artan faşist saldırılar hakkında ise "Bana, milliyetçiler adam öldürüyor dedirtemezsiniz" sözleriyle tanınıyor.

ODTÜ'lüler yanıtlarını deftere yazdı.Dün sabah eylemden önce Yurtsever Cepheliler tarafından ODTÜ'de açılan defterlere öğrenciler Süleyman Demirel hakkında "duygu ve düşüncelerini" yazdılar. Basın açıklaması sonrasında ODTÜ'lü öğrencilerin defterlerdeki yazıları da okundu. Demirel'in basın açıklamasının yapıldığı sırada evinde bulunmaması nedeniyle, öğrencilerin "Morrison Süleyman'a" adlı defteri kendisine iletme istekleri gerçekleşemedi.

Defterin sonrasında Demirel'e postalanacağı açıklandı.
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
4 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için ahmetdursun kullancısına teşekkür ediyor :
ilpar (24.05.07), mumunal (29.05.07), parpali08 (28.05.07), turgay (21.05.07)
Sponsorlar
  #2  
Alt 21.05.07, 18:22
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 774
Ettiği Teşekkür: 2
62 tane iletisine 88 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Cevap: Sayın sözcüğündeki gizem..

Sizlere mailime gelen yazılardan iki alıntı yazı sunuyorum.
bakınız ve dikkatlice okuyunuz.
1.yazı:
ÖRTÜLÜ VE ÖZGÜR
Uzun beyaz elbisemle ve iki-üç santim uzunluğundaki siyah saçlarımla bir öğle sonrası sokakta yürüyordum ve kamyon şoforleri ıslık ve bağırmalarıyla beni rahatsız etmişlerdi. Kendimi yenilmiş hissettim. Kuaför salonundan daha şimdi çıkmıştım. Saçlarımı bir erkek gibi kestirmiştim. Kuaför kestiği her tutamdan sonra kendimi nasıl hissettiğimi soruyordu. Korkmamıştım, ama bir organımın kesiliyor olduğu hissine kapılmıştım.

Hayır; bu, herhangi bir saç kesimi değildi. Saç kestirmekten çok daha fazla şey ifade ediyordu. Saçımı kestirerek, erkeksi bir şekilde görülmeye çalışmıştım. Dişiliğimi imha etmek istemiştim. Yine de, bu, bazı erkeklerin bana bir cinsel meta olarak davranmasını engellememişti. Yanılmıştım. Problem, benim dişiliğim değildi. Problem, cinselliğim, daha doğrusu, bazı erkeklerin genetiğimden yola çıkarak bana yakıştırdıkları bir cinsellikti. Bana karşı, benim gerçekten kim olduğuma göre davranmıyor; kendilerinin beni gördükleri üzere davranıyorlardı.

Peki, ben kim olduğumu bildikten sonra, onların beni nasıl gördüklerinin önemi var mıydı? Evet, vardı. Kadınları sadece cinsel meta olarak gören erkeklerin genellikle onlara karşı saldırgan bir tavır sergilediğine, meselâ tecavüze yeltendiklerine veya dövdüklerine inanıyordum. Cinsel taciz ve saldırı, sadece korkum da değildi; aynı zamanda başıma gelmiş şeylerdi bunlar. Bir keresinde tecavüze uğramıştım. Bana saldıran erkekler yüzünden yaşadıklarım, bende öfke ve hayal kırıklığına sebep olmuştu. Bana yönelik bu şiddeti nasıl durdurabilirdim? Erkeklerin beni bir kadın olarak değil de, bir cinsel meta olarak görmelerini nasıl engelleyebilirdim? Bu ikisini eşit görmelerini nasıl durdurabilirdim? Başıma gelenlerden sonra hayata nasıl devam edebilirdim?

Yaşadıklarım, beni kimliğimle ilgili sorularla başbaşa bırakmıştı. Sadece Çin kökenli Amerikalı kadınlardan bir başkası mıydım ben? Önceleri kimliğim konusunda bir karara varmam gerektiğini düşünürdüm. Şimdi ise, kimliğimin sürekli değiştiğini farkediyordum.

ÖRTÜNME TECRÜBEM

Bu noktada özellikle eğitici olan bir tecrübem, bir gazete projesinin bir parçası olarak Crenshaw Bulvarında üç Müslüman erkekle birlikle bir Müslüman kadın olarak 'giyinerek' dolaştığım zaman gerçekleşti. Beyaz, uzun kollu pamuklu bir gömlek, kot, spor ayakkabısı ve Müslüman bir bayandan ödünç aldığım çiçekli ipek bir başörtüsü giyinmiştim. Kendimi sadece Müslüman kadın görünümünde görmüyor, öyle de hissediyordum. Tabiî ki, gerçekte hep mesture olmanın neler hissettirdiğini bilemezdim, çünkü İslâmî bir eğitim almamıştım.

Yine de, insanlar beni Müslüman kadın olarak algıladılar ve bir cinsel obje olarak görüp bana karşı sarkıntılıkta bulunmaya yeltenmediler. Erkeklerin bakışlarını, daha önceden olduğu gibi, üzerimde hissetmedim. Tamamen örtünmüş vaziyetteydim; yalnızca yüzüm görünüyordu. İçeride kibar bir zenci Müslüman bana 'kardeş' diye hitap etti ve nereden geldiğimi sordu. Ona aslen Çinli olduğumu söyledim. Hangi milletten olduğumun onlar için pek önemli olmadığını farkettim. Aramızda bir tür yakınlık vardı, çünkü beni bir Müslüman olarak görmüştü. Ona gerçeği nasıl söyleyeceğimi bilemedim, çünkü gerçekte öyle olup olmadığımdan emin değildim.

Aynı kıyafetle Afrika mücevherleri ve mobilyaları satan bir mağazaya girdim. Orada bir başka beyefendi bana Müslüman olup olmadığımı sordu. Nasıl cevap vereceğimi bilemediğimden, sadece bakıp gülümsedim. Karşılık vermemeyi tercih ettim.

ÖRTÜLÜ OLMAM BAŞKALARININ BANA KARŞI TUTUMUNU DEĞİŞTİRDİ

Mağazanın dışında, birlikte olduğumuz Müslümanlardan birine, "Ben Müslüman mıyım?" diye sordum. Bana, aslında nefes alan ve teslim olan herşeyin öyle olduğunu izah etti. Müslüman olmuş olabileceğime, ama bunu bilmediğime hükmettim. Kendimi o şekilde isimlendirmemiştim henüz. İslâm hakkında, Müslüman olduğumu söyleyecek kadar bilgim yoktu. Günde beş vakit namaz kılıyor değildim, camiye gidiyor, oruç tutuyor değildim, sürekli başımı örtüyor değildim. Yine de, bütün bunlar, Müslüman olmadığım anlamına gelmezdi. Bunlar, içeride olanın dışarıya doğal yansımaları idiler.

Gördüm ki, kendi içimde nasıl olduğum, örtülü veya örtüsüz olmamla değişmiyor. Ama, örtülü olmam, başkalarının benim hakkımdaki algılamalarını değiştiriyor. Diğerleriyle olan ilişkilerinizde kendi imajınızın oluşmasını sağlıyor.

UYDURMA VE KASITLI BİR BAKIŞ AÇISI

Ben, erkeklerden saygı aradığım için, örtünmeyi bilinçli olarak seçtim. Önceleri, Kadın Araştırmaları bölümünde okuyan ve de düşünen bir kadın olarak, örtünmenin bir zulüm olduğunu savunan Batılı görüş açısını benimsemiştim. Yaşadığım bu tesettür tecrübesinden ve tesettür üzerinde daha da düşündükten sonra, bu görüşün uydurma, kasıtlı, ard niyetli bir bakış olduğu sonucuna vardım. Kadın kendisi ikna olarak ve anlayışla tesettüre yöneltildikten sonra, tesettür hiç de zulüm filan değildi.

O gün kendi tercihimle örtünmüştüm; ve, hayatımda kendimi en ziyade özgür hissettiğim tecrübe oydu. Şimdi, kadın olmanın alternatiflerini görüyorum. Giyim tarzımın, başkalarının bana karşı tavırlarını belirlediğini keşfettim. Realitenin bu olması beni üzüyor. Bu, kabul ettiğim bir realite; fethedilmektense, fethetmeyi tercih ettim. Gördüm ki, tesettür ile örttüğüm kadınlığım değil, cinselliğim idi. Cinselliğimin örtülmesi, diğerinin özgürlüğüne imkân tanıyordu.

(Bu yazı, Los Angeles'taki Kaliforniya Üniversitesi'nin (UCLA) Müslüman Öğrenciler Derneğinin haber dergisi Al-Talib'de Ekim 1994'te yayınlandı. O tarihte Kathy Chin, üniversitenin Psikobiyoloji ve Kadın Araştırmaları bölümünün son sınıf öğrencisiydi.)
Bu yazıya bir yorumda gelmiş.Dileyenler yorumuna alrraki adresten bakabilirler.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/3016442/
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
2 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için ahmetdursun kullancısına teşekkür ediyor :
ilpar (24.05.07), mumunal (29.05.07)
  #3  
Alt 21.05.07, 18:24
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 774
Ettiği Teşekkür: 2
62 tane iletisine 88 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Cevap: Sayın sözcüğündeki gizem..

Şimdi ikinci yazıyı da ileteyim kıyaslamayı siz yapınız.
2.yazı:
BU SON SANSIN TURKIYE, INAN BANA EN SON SANSIN!
'Huseyin her zaman oldugu gibi sabah ezaniyla uyandi. Karisi kendinden once kalkmis ve salonu sabah namazi icin hazirlamisti. Bazi sabahlar uykularina doyamayip namaza kalkamiyorlardi, ama cevrelerindekilere kildiklarini soylemek zorunda olduklari icin, o zaman da vicdan azabi
cekiyorlardi. Uykulu gozlerle Huseyin'in imamliginda namazlarini kildilar.


Gunes de yavas yavas kendini gostermeye baslamisti. Ayse gidip kizi Kubra ve oglu Furkan'i uyandirdi. Yavrucaklarin sabahin bu saatinde kalkmalari onu uzuyordu, ama Islam Devrim Konseyi ilkokullarin sabah alti bucukta egitime baslamasi kararini aldigindan beri, baska sanslari kalmamisti.
Henuz yedi yasinda olan Furkan her sabahki gibi, aglamakli aglamakli kalktiginda on bir yasinda olan Kubra kahvaltiyi hazirlamakta annesine yardim etmeye baslamisti bile. Aile sessizce kahvaltilarini ederken TRT 1'de yayinyanan 'Islam'in Sabahi' programini seyrettiler. Zaten fazla bir sanslari yoktu, cunku Turk-Islam devrimi gerceklestigi gunden beri tum radyo ve televizyonlar devletlestirilmisti ve Anadolu ve Trakya Islam Federasyonu sabah saatlerinde dini programlar disinda yayinlara izin vermiyordu. Gerci gun icinde de durum cok farkli
degildi, ama hic olmazsa arada bir, korsan filmcilerden aldiklari Islam devrimi oncesi Turk filmleri veya yeni Amerikan filmleri seyrederek eglenebiliyorlardi.

Ayse kizi Kubra'nin carsafini giydirirken bir an cocuklugunu hatirladi. Annesi her sabah okul onlugunu giydirdikten sonra upuzun saclarini guzelce tarar ve kizini opup koklayarak okula ugurlardi. Oysa Kubra'nin okulda carsaf giyme zorunlugu oldugu icin, ne sacini
uzatmasinin bir anlami vardi, ne de guzel onlukler giymesinin...
Kizini hazirladiktan sonra Ayse kendi carsafini da giydi ve ailece evden ciktilar. Once Furkan devlet kresine, sonra Kubra okula birakildi ve kari koca da calistiklari devlet dairelerine gittiler.
Huseyin sakallarinin biraz fazla uzadigini ve kisaltmasi gerektigini fark etti is yerine varinca. Tamam, sakal birakmak zorunluydu; ama fazla uzadigi zaman da amirleri hemen uyariyorlardi.

Ogle namazi saatinde her zamanki gibi okullar ve devlet daireleri tatile girdi. Ayse calismakta oldugu bakanlikta, Huseyin ogretmenlik yaptigi okulda, Kubra da okulunun mescidine giderek ogle namazlarini kildilar.
Furkan ise henuz namaz yasinda olmamasina ragmen, kres egitmeninin denetiminde abdest almasini ve namaz kilmasini ogrendigi kisa bir derse tabi tutuldu.

Aksam ezani saatinde devlet daireleri ve okullarda mesai saatleri bittigi icin tum aile yeniden evde toplandilar. Herkes kendine gore yorgundu.
Ozellikle Ayse'nin cani cok sIkkindi. Birkac hafta icinde Ramazan baslayacakti ve midesindeki rahatsizlik nedeniyle oruc tutmakta zorlandigi icin, Ramazanlar'i artik sevmiyordu Ayse. Oysa devlet dairesinde calistigi ve ozellikle de Ramazan aylarinda tum devlet isleri namazlara ve iftar saatlerine gore ayarlandigi icin, gunluk hayat Ayse icin iyice guclesiyordu. Islam devriminden once oldugu gibi, cani isteyenin orucunu Allah rizasi icin tuttugu, istemeyeninse keyfi istedigi gibi tutmadigi gunleri dusundu. Oysa simdi oruc tutmamak neredeyse dine karsi cikmak gibi bir seydi ve bu da olacak sey degildi.

Ayse yattigi yerde bunlari dusunurken, Huseyin ise coktan uyumaya baslamisti ve ruyasinda babasini goruyordu. Babasi genelde oldugu gibi evde aksam rakisini iciyor ve cakirkeyif oldukca da Anadolu turkuleri soyluyordu. O anda birden ruyasinda dairesindeki amirini gordu. Amiri her zamanki asIk suratiyla gunde en az uc kere verdigi vaazlarindan birini veriyor ve ickinin, hatta m uzigin ne kadar gunah oldugunu soyluyordu?'

Yukarida siradan bir Turk ailesinin Islam devrimi yapildiktan sonra yasayacagi siradan bir gunun ozetini okudunuz.
Bu size bir sey ifade etti mi? 'Komik' mi dediniz, 'sacma' mi dediniz, 'hadi canim sen de' veya 'yok devenin basi' mi dediniz? Siz ne dediniz bilmiyorum, ama oturdugunuz yerde surdurdugunuz bu gaflet uykusuna devam ederseniz, uc-bes yil icinde bir sabah boyle bir Turkiye'ye
uyanacaksiniz. Begenin veya begenmeyin! Bu tur laflari 'laiklik paranoyasi' olarak gorenlere ise Iran Islam devriminin ardindan ulkesinden kacmak zorunda olan bir aydinin su sozlerini hatirlatmak isterim: 'Sah Pehlevi'nin Amerikanci ve emperyalist rejiminden o denli
bezmistik ki Islami seriat bile gelse, bundan beter olamaz diyorduk.
Iran Komunist Partisi (TUDEH) bile Pehlevi'ye karsi, prensipte bile olsa, Ayetullah Humeyni'yi destekler hale gelmisti. Oysa Humeyni gelip de Islam devrimi gerceklestirildikten sonra, Islami seriat baskisi altinda yasamanin ne demek oldugunu ancak o zaman gorebildik. Sansli
olanlarimiz ulkeden kacti, o kadar sansli olmayanlarimiz ise su anda ulkemizin topraklarinin altinda yatiyorlar! '

AKP hukumetinin basindan beri bir yalan ruzgâri olan ve Turk ordusunu zapt u rapt altina almaktan baska hicbir seyi hedeflemeyen AB (Avrupa Birligi) politikasi da artik AB (Arap Birligi) politikasina donustugune gore, bu adamlarin artik nesini istiyorsunuz? Kafasi
turbanli cumhurbaskani eslerini mi, 'Islam hakki icin caizdir' deyip ulkeyi her acidan soyup sogana cevirmelerini mi, yoksa uluslararasi havaalani apronunda deve kesen (ve yakalaninca once gorevden alinip, sonra terfian Londra'ya tayin edilen) burokratlarini mi?

BU SON SANSINIZ TURKIYE! Bu secimde de 'Hicbirine oy vermeye degmez'
diye sandiga gitmeyip, uykuya dalarsaniz, uyandiginizda adim adim yaklasan seriatin artik dortnala kostugunu goreceksiniz.

SIYASI FIKRINIZ NE OLURSA OLSUN, YAKLASAN SECIMDE MUTLAKA VE MUTLAKA OY VERIN VE TURKIYE'YI ORTACAG KARANLIGINA DONDURMEYE NEVESLENEN AKP KADROLARININ HEVESLERINI KURSAGINA TIKIN!

Bu mesaji iletebildiginiz kadar kisiye iletir ve uyarabildiginiz kadar insani uyarirsaniz, erkek cocuklarinin 14 yasindan itibaren namaz kilmak ve kiz cocuklarinin 12 yasindan
tibaren kara carsaf giymek zorunda oldugu bir Turkiye'den belki kurtulabiliriz.

BU SON SANSIN TURKIYE, INAN BANA EN SON SANSIN!
Saygılar....
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
2 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için ahmetdursun kullancısına teşekkür ediyor :
ilpar (24.05.07), mumunal (29.05.07)
  #4  
Alt 21.05.07, 18:27
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 774
Ettiği Teşekkür: 2
62 tane iletisine 88 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Cevap: Sayın sözcüğündeki gizem..

Şimdi de Kur'an'dan bazı ayetleri sunacağım.
Tamamen tarfsız olmaya çalıştığım için okuyucuların hemen ulaşabilmesine imkan sağlamak istiyorum.
DA BAŞ KELİMESİNİN GEÇTİĞİ BAZI AYETLER :
Sana 'kadınların aybaşı halini' sorarlar. De ki: "O, bir rahatsızlık (eza)dır. Aybaşı halinde kadınlardan ayrılın ve temizlenmelerine kadar onlara (cinsel anlamda) yaklaşmayın. Temizlendiklerinde, Allah'ın size emrettiği yerden onlara gidin. Şüphesiz Allah, tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever." (BAKARA SURESİ / 222)

Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç 'ay hali ve temizlenme süresi' beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa Allah'ın rahimlerinde yarattığını saklamaları onlara helal olmaz. Kocaları, bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almada (başkalarından) daha çok hak sahibidirler. Onların lehine de, aleyhlerindeki maruf hakka denk bir hak vardır. Yalnız erkekler için onlar üzerinde bir derece var. Allah Aziz'dir. Hakim'dir. (BAKARA SURESİ / 228)

Boşanma iki defadır. (Sonra) Ya iyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak (gerekir). Onlara (kadınlara) verdiğiniz bir şeyi geri almanız size helal değildir; ancak ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkmuş olmaları (durumu başka). Eğer ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, bu durumda (kadının) fidye vermesinde ikisi için de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; onlara tecavüz etmeyin. Kim Allah'ın sınırlarına tecavüz ederse, onlar zalimlerin ta kendileridir. (BAKARA SURESİ / 229)

Yine onu (kadını üçüncü defa) boşarsa, (kadın) onun dışında bir başka kocayla nikahlanmadıkça ona helal olmaz. Eğer (bu koca da) onu boşarsa, onlar (ilk koca ile karısı) Allah'ın sınırlarını ayakta tutacaklarını sanıyorlarsa, tekrar birbirlerine dönmelerinde ikisi için günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; bilen bir topluluk için bunları (böyle) açıklar. (BAKARA SURESİ / 230)
Hani İsrailoğullarından, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin" diye misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve (hâlâ) yüz çeviriyorsunuz. (BAKARA SURESİ / 83)
Tevrat indirilmeden evvel, İsrail'in kendine haram kıldıklarından başka, İsrailoğullarına bütün yiyecekler helal idi. De ki: "Şu halde eğer doğruysanız, Tevrat'ı getirin de onu okuyun". (AL-İ İMRAN SURESİ / 93)
Eğer yetim (kız)lar konusunda adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, bu durumda, (onlarla değil) size helal olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Şayet adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir (eş) ya da sağ ellerinizin malik olduğu (cariye) ile (yetinin). Bu sapmamanıza daha yakındır. (NİSA SURESİ / 3)

Bir eşi bırakıp yerine bir başka eşi almak isterseniz, onlardan birine (öncekine) yüklerle (mal ve para) vermişseniz bile ondan hiç bir şey almayın. Ona iftira ederek ve apaçık bir günaha girerek verdiğinizi alacak mısınız? (NİSA SURESİ / 20)

Ey iman edenler, mallarınızı, sizden karşılıklı anlaşmadan (doğan) bir ticaretten başka haksız 'nedenler ve yollarla' (batılca) yemeyin. Ve kendi nefislerinizi öldürmeyin. Şüphesiz, Allah, sizi çok esirgeyendir. (NİSA SURESİ / 29)

(Kadın ile kocanın) Aralarının açılmasından korkarsanız, bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem, kadının da ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar, (arayı) düzeltmek isterlerse, Allah da aralarında başarı sağlar. Şüphesiz, Allah, bilendir, haberdar olandır. (NİSA SURESİ / 35)
Ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiç bir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. (NİSA SURESİ / 157)

Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir. Onu ('OL' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız; "üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter. (NİSA SURESİ / 171)
(Musa "Rabbim, gerçekten kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum. Öyleyse bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır." dedi. (MAİDE SURESİ / 25)

Bu nedenle, İsrailoğullarına şunu yazdık: Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan bir çoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır. (MAİDE SURESİ / 32)
Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.) Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (MAİDE SURESİ / 3)
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
2 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için ahmetdursun kullancısına teşekkür ediyor :
ilpar (24.05.07), mumunal (29.05.07)
  #5  
Alt 21.05.07, 18:29
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 774
Ettiği Teşekkür: 2
62 tane iletisine 88 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Cevap: Sayın sözcüğündeki gizem..

Şimdi de ,
KUR'AN'DA ÖRTÜ KELİMESİNİN GEÇTİĞİ AYETLER 'e bakalım:
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

Dediler ki: "Bizim kalplerimiz örtülüdür." Hayır; Allah, inkârlarından dolayı onları lanetlemiştir. Bundan dolayı pek azı iman eder. (BAKARA SURESİ / 88)

Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar. (BAKARA SURESİ / 187)

Ey Kitap Ehli, neden hakkı batıl ile örtüyor ve bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz? (AL-İ İMRAN SURESİ / 71)

Onların kendi sözlerini bozmaları, Allah'ın ayetlerine karşı inkâra sapmaları, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve: "Kalplerimiz örtülüdür" demeleri nedeniyle (onları lanetledik.) Hayır; Allah, inkârları dolayısıyla ona (kalplerine) damga vurmuştur. Onların azı dışında, inanmazlar. (NİSA SURESİ / 155)

Onlardan seni dinleyenler vardır; oysa biz, onu kavrayıp anlamalarına (bir engel olarak) kalpleri üzerine kat kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık kıldık. Onlar, hangi 'apaçık-belgeyi' görseler, yine ona inanmazlar. Öyle ki, o inkâr etmekte olanlar, sana geldiklerinde, seninle tartışmaya girerek: "Bu, öncekilerin uydurma masallarından başka bir şey değildir" derler. (EN'** SURESİ / 25)

Gece, üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız görmüş ve demişti ki: "Bu benim rabbimdir." Fakat (yıldız) kayboluverince: "Ben kaybolup-gidenleri sevmem" demişti. (EN'** SURESİ / 76)

Şeytan, kendilerinden 'örtülüp gizlenen çirkin yerlerini' açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir." (A'RAF SURESİ / 20)

Onlar için cehennemden yataklar ve üstlerine örtüler vardır. Biz zulme sapanları işte böyle cezalandırırız. (A'RAF SURESİ / 41)

O, sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması için ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, o da bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi Rableri olan Allah'a dua ettiler: "Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız." (A'RAF SURESİ / 189)

Onlara Nuh'un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: "Ey kavmim, benim makamım ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa ben, şüphesiz Allah'a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin. (YUNUS SURESİ / 71)

Haberiniz olsun; gerçekten onlar, ondan gizlenmek için göğüslerini büker (Hak'tan kaçınıp yan çizer)ler. (Yine) Haberiniz olsun; onlar, örtülerine büründükleri zaman, O, gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (HUD SURESİ / 5)

Mü'min kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz." (NUR SURESİ / 31)

Biz önlerinde bir sed, arkalarında bir sed çektik. Böylelikle onları örtüverdik, artık görmezler. (YASİN SURESİ / 9)

Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp-örtüyor. Güneşe ve aya boyun eğdirdi. Her biri adı konulmuş bir ecele (süreye) kadar akıp gitmektedir. Haberin olsun; üstün ve güçlü olan, bağışlayan O'dur. (ZÜMER SURESİ / 5)

Dediler ki: "Bizi kendisine çağırdığın şeye karşı kalblerimiz bir örtü içindedir, kulaklarımızda bir ağırlık, bizimle senin aranda bir perde vardır. Artık sen, (yapabileceğini) yap, biz de gerçekten yapıyoruz." (FUSSİLET SURESİ / 5)

İman edip salih amellerde bulunan ve Muhammed'e indirilen (Kur'an)a -ki o Rablerinden bir haktır- İman edenlerin (Allah), kötülüklerini örtüp-bağışlamış, durumlarını düzeltip-ıslah etmiştir. (MUHAMMED SURESİ / 2)

(Bütün bunlar,) Mü'min erkekleri ve mü'min kadınları, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere, altından ırmaklar akan cennetlere sokması ve kötülüklerini örtüp-bağışlaması içindir. İşte bu, Allah katında 'büyük kurtuluş ve mutluluk'tur. (FETİH SURESİ / 5)

"Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir." (KAF SURESİ / 22)

Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler. (KALEM SURESİ / 42)

"Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler.' (NUH SURESİ / 7)

Ey örtüsüne bürünen, (MÜZZEMMİL SURESİ / 1)

Ey bürünüp örtünen, (MÜDDESSİR SURESİ / 1)

Yıldızlar 'örtülüp (ışıkları) silindiği' zaman, (MÜRSELAT SURESİ / 8)

Geceyi bir örtü yaptık. (NEBE' SURESİ / 10)

Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır. (ŞEMS SURESİ / 10)
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
ahmetdursun kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
mumunal (29.05.07)
  #6  
Alt 21.05.07, 18:31
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 774
Ettiği Teşekkür: 2
62 tane iletisine 88 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Cevap: Sayın sözcüğündeki gizem..

Tabii ki konuyu hemen kesmemek ve diğer görüşlere de yer vermek gerekiyor.
Bloğumdan alıntılamak istiyorum.
Bakınız alıntılarımı paylaşayım....
'KUR'AN DA BAŞÖRTÜSÜ DEĞİL, HIMAR GEÇİYOR:
Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Şahin Filiz, islam dininde başörtüsünün yeri olmadığını ve Kuran'da da başörtüsünün farz olduğuna dair herhangi bir ayetin bulunmadığını ileri sürdü. Doç. Dr. Filiz, başörtüsünün Yahudilikte birgelenek olduğuna dikkat çekerek, Yahudi geleneğinin İslamı etkilediğiniiddia etti.

Doç. Dr. Filiz, başörtüsünün İslam dininin bir emri olmadığını savunarak, bu konuda şu görüşleri ileri sürdü:

"Dini temeller bakımından başörtüsü, kesinlikle dinin bir emri, ya da farz ibadeti değildir. İnançla da ilgili uygulanan bir ibadet olmadığı halde, sanki dini bir emirmiş ve farzmış gibi yansıtılıyor.

Başörtüsü takılmadığı takdirde de, dini yönden büyük cezaları varmış gibi hareket ediliyor.

Burada, siyasi ve sosyal anlamda çözüme ilişkin kamusal bir dinsellik yaratılmıştır.

Normalde başörütüsü ile ilgili olduğu belirtilen ayetlerde
Nur Suresi 30,31, 33. Ahzab Suresinin 59'uncu ayetlerinde, sadece bir tanesinin başötüsü ile ilgili olduğu iddia ediliyor. O da Arapların, İslamöncesinde başlarına taktıkları örtünün çeki düzeni ile ilgili bir ayettir.
Daha önce Arap kadınlarının göğüsleri ve pek çok bölgeleri açıktı.

Hatta Kabe'yi bile çıplak tavaf ederlerdi. Çıplak tavaf etmenin bir fazilet olduğunu düşünürlerdi. Örtünme ayetleri, gerek kadının, gerekse erkeğin her ikisine birden geçerlidir. Temel, kaba avret yerlerinin açık olmasından dolayı toplum içinde hoş karşılanmayan kaba avret yerlerinin (ön ve arkalarını) ve kadınların göğüslerinin örtülmesine yönelik emirlerdir.

Ama son dönemlerde başörtüsü siyasallaştığı için, kamusal bir dinsellik yaratıldığından dolayı, insanın temel örtünmesine ilişkin ayetleri, tamamen başörtüsü simgesinde toplamışlar ve bunun bir farz ve emir olduğu söylenmiştir. 'Başörtüsüne özgürlük ve kadına özgürlük', tamamen siyasi vesosyolojik bir hadisedir. Başörtüsünün farz olduğunu kimse iddia edemez."

'KURAN'DA BAŞÖRTÜSÜ DEĞİL, HIMAR GEÇİYOR'

Kuran da başörtüsü ifadesinin yer almadığını savunan Doç. Dr. Filiz,"Kuran-ı Kerim'de sadce 'Hımar' kelimesi giçiyor. 'Hımar' kelimesi, normal bir örtüyü ifade etmektedir. Başörtüsünü değil. Giysi sıkıntısının çekildiği, hatta çıplak ibadet edildiği dönemde, Kuran'ı Kerim'in söylediği şuydu: 'Nasıl Hz. Adem ile Havva'nın cennet açıldığında ön ve arkaları
açılınca, doğal olarak, kendi yaratılışları icabı örtündülerse, siz de öyle örtünün' demektedir. Yoksa başınızı, saçınızı örtün, örtmediğiniz takdirdeyaptığınız haramdır anlamına gelmez." dedi.

'KADININ İNSAN OLDUĞUNU HAZMEDEMEDİK'

Doç. Dr. Filiz, "Başörtüsü söyleminin arkasında yatan unsur; İslamın, insana ve kadına vermiş olduğu hak ve şeref payesini, henüz islam toplumu içine sindirebilmiş değildir.

Kadını, insan diye görmeyen kültürden gelen müslümanlar, henüz daha islamın,kadını insan olarak görmesi emrini hazmetmiş değiller. Hala daha akademik seviyede bile cariyeler ve hür kadınlar şeklinde ayrımlar vardır.

Hatta,deniyor ki, "Hür kadınlar örtünür de, cariyeler örtünmez.' Peki kim bu cariyeler, denince. Buna cevap yok. Burada başörtüsünün, belirli sınıfa ait hür kadınların, bir simgesi olarak gösterilmesi ve başını açanların ise kadın bile sayılmadığı söylemleriyle karşılaşıyoruz." dedi.

Hz. Muhammed'in de başörtüsü ile ilgili net bir hadisinin bulunmadığını belirten Filiz, başörtüsü ile ilgili olan rivayetlerin birbiri arasında çelişki içerdiğini söyledi.

'YAHUDİ GELENEĞİ İSLAMI ETKİLEDİ'

Başörtüsünün Yahudi geleneği olduğunu da anlatan Doç. Dr. Filiz, Tevrat ve Talmud'da başörtüsü ile ilgili ayetlerin bulunduğunu belirterek şunlarısöyledi:

"Yahudi geleneğini inceledim. Yahudilerde, 'Başörtüsüz kadınlar iffetsizdir,namussuzdur. İffet ve namusun korunmasının ölçüsü baş örtüsüdür.

Baş çirkindir, örtülmesi gerekir. Başörtüsüz hiçbir kadın dışarı çıkmamalıdır' denilmektedir. Yahudi geleneği direkt olarak islamı etkilemiştir. Yoksa islamda başörtüsü kesinlikle söz konusu değildir.
İslamda, oruç tutmadığınızda, tutmadığınız oruçu ya sonradan tutarak telafi edersiniz, ya da parasını ödersiniz.

Başörtüsü, örtemeyenler ile ilgili kesin bir ceza yoktur. 76 tane temel farzdan bahsedilmektedir. Bu 76 farzda kesinlikle başörtüsü geçmemektedir.Kesin bir dini emir diyeceksiniz ve yapmayan hakkında da bunun bir cezası yok diyeceksiniz. Allah ile kul arasında diyeceksiniz. Allah ile kul arasında ise, kamusal alana dinsellik taşınmak isteniyor. Dinsel kanıtlarda dil oyunu yapılıyor."

ALINTIDIR.

***********

Büyük kısmı AKEPE kadrolarını oluşturan sözde müslümanların, aşağıda sıralanan oyuncakları da ellerinden alınıyor

17 Haziran 2006 İşte ayıklanacak bazı hadisler
Okan KONURALP / ANKARA


Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun Hazreti Muhammed’e atfedilen ancak doğruluğu olmadığı için temizleneceğini söylediği, özellikle de kadına yönelik şiddeti meşru gösteren hadislerin bir bölümü belli oldu.
Diyanet’in kadını aşağılayan hadislerin temizlenmesi çalışmasına kadın ilahiyatçılardan da büyük destek geldi. Kadınlara yönelik şiddeti, ayrımcılığı, küçümsemeyi onaylayan hadisler olarak gösterilen ve ayıklanması istenen sözlerin bazıları şöyle:
-İsrailoğulları olmasaydı et kokmazdı; Havva olmasaydı kadınlar erkeklere ihanet etmezdi.

-Kadınlar kaburga kemiğinden yaratılmıştır, onları düzeltmeye uğraşmayın. Onlardan eğrilikleriyle yararlanın.
-Eğer kadın, eşi istekli olduğu halde ona cevap vermezse, cehennemdeki yerini hazırlasın.

-Kocanın vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve karısı onu yalayarak temizlese yine de kocasının hakkını ödemiş olmaz.
-Ey kadınlar! Eğer kocalarınızın size olan haklarını bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz.
-Kadınların dinleri ve akılları ek******.
-Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.
-Cehennem halkının çoğunun kadınlardan olduğunu gördüm.
-Bir kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse cennete girer.
-Kadınların hayırlısı, erkeklerin yaramazlıklarına, kötü huylarına sabredendir, bu sabır onların cennete girmesine sebeptir.
-Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta.
-Dövme yapan ve yaptırana, yüzdeki tüyleri aldıran ve estetik için dişlerini seyrelttiren kadınlara Allah lanet etsin.

*****
EN BÜYÜK TEPKİ HZ. AYŞE’DENDİ
Prof. Dr. Beyza Bilgin (Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi eski Dekanı): Kadına yönelik şiddetin meşrulaştırılmasında gelenek, eğitim, kültürün yanısıra din de ister istemez rol alıyor. Özellikle Hz. Muhammed’e atfedilen uydurma hadisler, kadına yönelik şiddetin ve ayrımcılığın sürdürülmesinde gerekçe olarak gösteriliyor. Bu noktada, Diyanet’in bir referans kitap hazırlığı içinde olması, uydurma hadislerden kurtulunması adına çok önemli. Hz. Muhammed’e atfedilen sözlere yönelik en büyük itiraz Hz. Ayşe’den gelmiş. Ebu Hureyye, peygamberin, ’Namaz kılarken önünüzden eşek, kara köpek ve kadın geçerse namazınız bozulur’ diye konuştuğunu rivayet eder. Hz.Ayşe, bu rivayete büyük tepki gösteriyor ve Hureyye’yi ayıplıyor, peygamberin böyle bir sözünün olmadığını savunuyor. Ancak bu ve buna benzer yüzlerce söz, peygamberin hadisi olarak kabul ediliyor.

******
KADINLARIN SADECE NORMAL ŞEKİLDE ÖRTÜNMELERİNİ EMREDEN KURAN EMİRLERİ :
AHZAP SURESİ: 33/59. AYET:
‘Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine alsınlar. Tanınıp incitilmemeleri için bu daha uygun bir yoldur. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.’

NUR SURESİ: 24/30. AYET:
‘Mümin erkeklere söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Irzlarını/bellerini korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Kuşkusuz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
NUR SURESİ: 24/31.AYET:
‘Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını yere indirsinler.
Irzlarını/eteklerini korusunlar. Süslerini /zinetlerini, görünen kısımlar müstesna açmasınlar. Örtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar.
Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları, yahut babaları, yahut kocalarının babaları, yahut oğulları, yahut kocalarının oğulları, yahut kardeşleri, yahut kardeşlerinin oğulları, yahut kendi kadınları, yahut ellerinin altında bulunanlar, yahut kadına ihtiyaç duymaz olmuş erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar, yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar.
Süslerinden, gizlemiş olduklarının bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hepiniz, topluca Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz.’
NUR SURESİ: 24/60.AYET:
‘Artık nikah arzuları kalmamış. Haiz ve evlattan kesilen kadınların, süslerini göstermek için ortalıkta dolaşmamaları şartıyla örtülerini bırakmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama sakınmak için titiz davranmaları, onlar için daha hayırlıdır. Allah, her şeyi işitir, her şeyi bilir.’

HERHALDE ARTIK UYANIRSINIZ

******
ERKEK KADINI NİYE ÖRTTÜ

Prof. Dr. Övgün Ahmet ERCAN
Türkiye'de örtünme dendiğinde akla İran gelir. Ben iki yıldır İran İlkut'unun (devletinin) Petrol danışmanlığını yaptığımdan sıkça gidip geliyorum. Kara çarşaf giyimli kadınlarda yüz bütünüyle açıktır.Şifon takan kadınlarda ise saçın yarısı açıktır.Kadın yüzü boyalıdır. Kapanma mollaların yönetimi ellerine geçirmeleri, İslam Cumhuriyeti kurmalarından sonra başlamıştır.
Bu güne dek, uçağa kapalı olarak binen İranlı bir kadının bile Türkiye'ye indiğinde örtüsünü taktığını görmedim. İranlı kadınlar örtünme baskısından tiksiniyor.Türkiye'de ise, inancı siyasi çıkarlarına aracı yapan Erbakan'ın çaktığı kıvılcımla erkekler kadınları kapatmağa başladı.
AKP nin yönetime gelmesiyle özellikle genç kızlar arasında sıkma baş, yaşlılarda kara örtü oldukça yaygınlaştı. İranlı kadınlar kaygıyla soruyorlar "Türk kadınlarına ne oluyor? Bizi güç kullanarak "mollalar" kapatıyor. Siz özgür, ayrıca laiksiniz. Sizin kadınlarınız niye kapanıyor?" Kapanan kadın değil, kapatan erkek!... Arabistan'da, Afganistan'da, İslam Cumhuriyetlerinde sürekli erkeğin dayatması ile kadın kapanıyor.
Yine erkeğin çengeline takıldı kadın, kadınlarımız. Sümer Bilimci Muazzez İlmiye Çığ'ın anlatımıyla erkeğin kadın üzerin baskısı Sümerlerde yazının bulunmasıyla, o dönemin tapınak rahiplerinin erkekler çıkarına yasalar koymasıyla başladı.
Önceleri kadın, Tanrının özelliklerini taşıyan toprak gibi yaratıcı, koruyucu, kutsal görülürken, sonraları dinler aracılığı ile, bu özellik erkeğe aktarılarak, kadın yalnızca erkeğin yaratıcı dölünü taşıyan bir araca dönüştürüldü. Kutsal kitaplarda kadının erkeğe hizmet için yaratıldığı anlatılarak kadın tutsak edildi. Tarıma saban gibi toprak işleyen işgeçler girince bunları kullanan erkek ürünü, toprak edinçini eline geçirdi.
Kadın beslenen konuma getirildi. Yasalar da erkekler öne çıkarıldı, yönetimde, seçme ile seçilmede kadın yok sayıldı. Kadın alış verişten uzak tutuldu, akça (para) erkek eline geçti, toprakta. Erkek bununla yetinmedi: işi sağlama bağlamak için, kutsal kitaplarınTanrı'ca indirildiği, bunun bir Tanrı buyruğu olduğunu söyleyerek kadının karşı durmasını engelledi. Örtünme, kadını "ikincilliğini" savunan tek Tanrılı beş büyük inançdaki tümü erkek olan "Tanrı Elçilerince" uygulamaya sokuldu. Bunlar; Yahudilik, Budizm, Konfüçyüsçülük, Hıristiyanlık ile Müslümanlıkdı. Tümü de birbirini izler biçimde kadını erkeğin yardımcısı olarak tanımladı. Artık Tanrı adına, kadın için erkek konuşuyor, erkek karar veriyordu...
Tanrı ise "baba" takma adıyla erkekleştirildi.Doğal olarak kadın "ikinciliğe" düştü. Oysa erkeği de, dişiyi de yaradan Tanrı gibi "kadındı". Süre içinde erkek kadını öyle bir oyuncak konumuna sokmuştur ki; Heredot'a göre, Babil'de her kadın evlenmeden önce tapınakta bir erkekle yatması gerekmektedir. Böylece, tapınaklar sözde kendini Tanrıya adayan erçilliğin (fahişeliğin) yapıldığı genel eve dönüşmüştür erkekler için. Bu gelenek sonra Asur'lara geçmiş, bu gün ki Türkiye 'de tapınaktan çıkıp geneleve dönüşmüştür.
Muazzez İlmiye Çığ 'a göre Sümer'de kadınların evlenmesinde subaylık (bekaret) aranıyordu.Sümer kadını evlendiğinde önceden bekaretini kaybetmiş ise, kocasından boşanırken ortak edinçlerin yalnızca yarısını alabiliyordu.
Bu gelenek bugün Katoliklerce sürdürülmektedir. Kendi eğinini (vücudunu) Tanrı adına Tapınaklarda erkeklere adayan kadınların diğerlerinden ayrılmaları için dışarıya çıktıklarında başlarını örtmeleri gerekirdi.
MÖ 1600 yıllarında bir Asur kağanının koyduğu yasa ile iş bu kez örtünme kapsamına, bütün evli ile dul kadınlar alınmış, kızlar ile sokak erçillerine (fahişelerine) başını açma yasağı getirilmiştir. Sevişmeye tapınma ile kutsallık anlamı yüklenmiştir. Bu gelenek Babil'liler, sonra Asur'lular yoluyla Filistin'liler, oradan da İsrail'e geçmiştir.Sonrada tümü Orta Doğu'da doğan bir Tanrılı dinlere geçmiştir.
"Peçe" İslamiyetten önce Ortodoks Doğu Roma'da (Constantinopolis'te) kullanılmıştır. Bugün bile Ege Adalarında kapkara peçelerin içinde dolaşan "Rum Ortodoks" kadınları vardır. Sonra bu gelenek Hıristiyanlıkdan İslamiyete bulaşmıştır. Hıristiyan rahiplerinin tepeden tırnağa kapalı olması da eski Sümer, Asur erçil (fahişe) geleneğinin izleridir. İşte böyle. Ne İran'ın, ne de Arabistan'ın bir Atatürk'ü yoktu. Atatürk eski Sümer ile Asur geleneklerinden İslamiyet'e yansıyan kapanma geleneğini kaldırdı. Kadını, erkeğe hizmet eden bir varlıktan çıkarıp, erkeğin koşullarını üleşen uygar bir konuma getirdi. Erkeğin dayatmaları ile kadınlarımız yine tutsaklaştırılıyor.Yasa koyucular, din bilginleri susuyor.Siyasiler,gericiler at koşturuyor..Cumhuriyetle kazanılmış olan eşitliği yitiriliyor.. Bu bir oyun değil bir gerçek. Baskıyla kapanmağa karşı, aydın kadınlarımızın sessiz kalmalarını anlayamıyorum.
Bu sessizlik sürerse yarın sizde kapanacaksınız, ayni İran'daki gibi. Dönüşü olmayan bir yoldayız. Gericilik; demokrasinin hoş görüşünü kullanarak özgürlüğü kapanına alıyor.
Dikkatli ve uyanık olmak zorundayız ve demokratik platformda bu zihniyete karşı savaş vermeliyiz.

******“
HZ. AYŞE ANLATIYOR:
"Ve ben dokuz yasindayken benimle gerdege girdi. Medine'yegocmustuk. Haris Ibn Hazrec ogullarina konuk olduk. O sirada sitmayayakalandim. Saclarim dokuldu. Saclarim yeniden geldi; bolukler olustu. Annem Ummu Ruman bana geldi.

Arkadaslarim ile birlikte salincakta sallaniyorduk. Annem beni

cagirdi. Yanina gittim. Benden ne istedigini bilmiyordum. Elimi tutup alip goturdu. Evin kapisina gelince durdu. Soluk soluga kalmistim. Sonunda solugum biraz yatisti. Annem, sonra biraz su alip yuzume basima degdirdi.

Sonra beni eve soktu. Bir de baktim ki bir takim Medineli kadinlar.

Evdeler. Bana soyle demeye basladilar:

-Hayirli, bereketli olsun.

Annem beni bu kadinlara teslim etti. Bunlar benim sacimi basimi yikadilar, beni guzel bir bicimde hazirladilar.

Peygamberle birden karsilasmaktan baska hicbir sey beni korkutmamisti.

Kadinlar, beni ona teslim ettiler. Ve ben o siralar 9 yasindaydim."

(Aishe 9 yasindayken 52 yasindaki Muhammed peygamber ile gerdege giriyor)

SAHIH-I BUHARI' DEN

******
ÜMIT ZILELI YOBAZİN AHLAKİ!..
''Evleneceklerin tasarruf ehliyetine sahip olmalari gerekir. Bu da yedi yasina ulasip iyiyle kötüyü ayirt etme gücünü elde etmekle gerçeklesir. Alt yas siniri kizlarda 9 , erkeklerde 12'dir...''
Bu satirlari okudugumda karsi konulamaz bir tiksintiyle midemin bulandigini, utanç duygusuyla yüzümün alev alev yandigini hissettim...

Bes yasinda bir kiz babasi olarak, bunu yazan ve dagitan insanlar adina insanligimdan utandim...Daha ilkokul çaginda bir kiz çocuguna ''evlenebilir'' fetvasi veren zihniyetin egemenliginde bu güzelim ülkenin hangi karanliklara, Hangi ilkelliklere, hangi sapikliklara savrulabilecegini düsünüp dehsetle titredim...

Insanlara güzelligi, dogrulugu, esitligi ve kardesligi anlatmasi gereken dinin yobaz ellerde nasil bir sapkinliga, ne tür bir fasizme, ne denli koyu bir ayrimciliga yol açacagini görüp bu ülkenin insanlari adina korktum... Din bu olamaz...
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
2 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için ahmetdursun kullancısına teşekkür ediyor :
ilpar (28.05.07), mumunal (29.05.07)
  #7  
Alt 21.05.07, 18:32
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 774
Ettiği Teşekkür: 2
62 tane iletisine 88 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Cevap: Sayın sözcüğündeki gizem..

DELİLLERİYLE AİLE ILMİHALİ KİTABINDAN
Bursa Uludag Üniversitesi Ilahiyat Fakültesi Ögretim Üyesi Prof.Dr.Hamdi Döndüren imzasini tasiyan 635 sayfalik kitapta, dokuz yasinda evlendirilecek kiz çocuklari disinda da tüylerinizi diken diken edecek her türlü ''bilgi'' mevcut!.. Islam toplumunda medeni kanunla çelisen durumlarda seriat hükümlerinin uygulanmasi gerektigi anlatilan kitapta neler mi var? Satirbaslariyla bakalim:
- Kadindan ve ''gâvurdan'' sahit olmaz: sahitlerin iki erkek veya bir erkek iki kadin olmasi gerekir. Sahitler Müslüman olmalidir...
- Akraba evliligi caiz: Akraba evliligi öne sürüldügü gibi önemli zararlar meydana getirecek nitelikte olsaydi bunu Islam yasaklardi...
- Dogum kontrolü yasak: Gaye neslin sürdürülmesi olduguna göreevli çiftler gebeligi önleyen yöntemlere basvurmamalidirlar...
- Kadini iz birakmadan döv: Kadinin yatakta yalniz birakilmasi dabir yarar saglamazsa o, bir çesit disiplin ve egitim amaciyla, bedeninde iz birakmayacak sekilde dövülebilir...
- Degnek cezasi ve kölelik: Bekârlarin zinasinda yüz, kadina zina iftirasi atana seksen, içki içene seksen degnek cezasi örnektir.Suçu isleyen köleyse cezalar yari yariya iner...

Nasil, begendiniz mi?! Adinin basinda Prof. sifati tasiyan ve Uludag Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran 'in, ''Mensubumuz olmasindan utanç duyuyoruz'' dedigi bu zat, kaçinci asirda yasadigindan habersiz olmali ki; içkiye bile seksen degnek ceza biçerken, suçu isleyenin ''köle'' olmasi durumunda cezanin yari yariya inecegi fetvasini da verebiliyor!!!
Zavalli ülkem...
Peki, bu kitap nerede dagitiliyor?
Tuzla Belediyesi'nin nikâh salonunda, seker niyetine!!! Kapaginda Tuzla Belediyesi'nin nal gibi logosunun bulundugu kitap, yeni evlenen çiftlere hediye ediliyor!.. Diger bir anlatimla, Türkiye Cumhuriyeti'nin mega kenti İstanbul'un en büyük ilçelerinden biri, devlet kesesinden buz gibi seriat propagandasi yapiyor!..
Haber Radikal gazetesinde yayimlanip büyük tepki çekince TuzlaBelediyesi ne yapti dersiniz? Tabii ki her zaman yapilani; Belediyebasin danismani Sadettin Acar , yaptigi açiklamada aynen söyle dedi:
“ Kitabin içerigini bilmiyoruz. Seriat kurallari öneren unsurlar yer aliyorsa hemen toplatiriz. Bu unsurlari bilip de bu kitabi dagitmamiz mümkün degil...”
Tugla gibi kitabi her önüne gelene bedava dagitan belediye, içeriginden habersiz!. Tuzla Belediye Baskani Mehmet Demirci bu açiklamanin ne kadar komik kaçacagini görmüs olmali ki, iki gün sonra gerçek düsüncesini su sözcüklerle anlatti:
- Çok faydali bir eser... Bu kitap, güncel evlilik problemlerine Islami kurallar isiginda açiklik getiriyor...
Bu zihniyetin ne oldugunu iyice anlamak açisindan altin degerinde bir açiklama... Bakin ve görün ey halkim; Türkiye nasil bir karanliga dogru kosar adim sürükleniyor, anlayin artik...

******

TÜRBANLILARA TEBLİĞ

29 Ekim 1923 Cumhuriyet ilân edildi. Gazi Mustafa Kemal Paşa gizli oyla oybirliği ile Cumhurbaşkanı seçildi.

***************************************

-3 Mart 1924 Hilafet kaldırıldı.

-3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edilerek, eğitimde birlik sağlandı.

-3 Mart 1924 Şeriye ve Evkaf Vekaletleri kaldırıldı.

-8 Nisan 1924 "Mehakim-i Şer'i yenin İlgasına ve Mehakim Teşkilatına Ait Ahkamı Muaddil Kanun" ile dinsel mahkemeler kaldırılarak mahkemeler birleştirildi. Kanun, Mayıs başında yürürlüğe girdi.

-27 Ağustos 1925 Mustafa Kemal Paşa şapka ile İnebolu Türkocağına geldi. (Kastamonu seyahati boyunca, kıyafet inkılabı ile ilgili konuşmaları.)

-1 Eylül 1925 Ankara'da Birinci Türk Tıp Kongresi toplandı.
-2 Eylül 1925 Tekke ve Zaviyeler kapatıldı

-25 Kasım 1925 Şapka Kanunu çıktı.

-30 Kasım 1925 Tekke ve Zaviyeler ile türbelerin kapatılmasına ve türbedarlar ile bazı ünvanların men ve ilgasına dair kanun yürürlüğe girdi.
-26 Aralık 1925 Milletlerarası saat ve takvimin kabulü hakkında Kanun kabul edildi.

-17 Şubat 1926 Medeni Kanunu'nun Kabulü (Kadının medeni haklara kavuşması, çok evliliğin yasaklanması, hukuk düzeninin çağdaşlaştırılması)
1 Mart 1926 Yeni "Türk Ceza Kanunu" kabul edildi.
-3 Şubat 1928 Hutbe İstanbul'da Türkçe okunmaya başlandı.
-10 Nisan 1928 Anayasa'nın dinle ilgili maddeleri kaldırıldı.

-1 Kasım 1928 Türk Harfleri'nin kabulü.
-12 Ağustos 1930 Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu. (Lideri Fethi OKYAR Gericilerin Fırka'ya sızması sonucu, Fırka 17 Kasım'da kendi kendini feshetti.)

-7 Şubat 1933 İstanbul'da camilerde ezan ve kametin Türkçe olarak okunmaya başlanması
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
2 kullanıcı bu yararlı bilgilendirme için ahmetdursun kullancısına teşekkür ediyor :
ilpar (28.05.07), mumunal (29.05.07)
  #8  
Alt 28.05.07, 12:33
ilpar - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Yaratıcı
Üyelik tarihi: Dec 2006
İletiler: 1.115
Ettiği Teşekkür: 509
329 tane iletisine 708 kere teşekkür edilmiş
ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.ilpar ... O'nu tanımayan yok ki.
  Send PM
Standart Cevap: Sayın sözcüğündeki gizem..

Ahmet'ciğim,epeyce zamanımı aldı ama değdi ,sevgili dostum,yazıların için teşekkürler.Özellikle Peygamberin evliliği ile ilgili de bende de aynı duygular var.Sevgi ile kal..
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 01.08.07, 14:38
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 774
Ettiği Teşekkür: 2
62 tane iletisine 88 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Lazlar.şimdi de sırada lazlar var

LAZLAR HAKKINDA:Ayrıca Laz lar hakkında bir arkadaşımın yazısını da iletiyorum.

Çelebice ( entellekütel'ce de diyorlar buna,ama benim tercihim
çelebiliktir) bilgi birikimlerini yansıtan arkadaşların doyurucu
yazılarını okuduğum grubumuzda son zamanlarda istemeden ya da yanlış
anlaşılmaktan kaynaklanan kırılmaların olabileceğini hissettiren
yazılar okuyunca, acaba Lazistancılar'a koz mu veriyoruz diye
düşünmeden alamadım kendimi,Oysa ki aynı cevherin damarlarıyız
bizler.Bu bakımdan bugün elimizde olan bilgilerimizin Tanrı dağı
kadar güçlü olduğunu söyleyerek Laz konusuna bundan böyle yanlış
anlaşılmalara neden olmaması bakımından biraz açıklık kazandırmak
istedim.

Annesi İngiliz , babası Rus olan Rus vatandaşı Profesör Dr. Niko
Marr Osmanlının balkan yenilgisinden sonra Karadeniz'e casusluk
faaliyetleri amacıyla Karadeniz'e gelir ve burada sürdürdüğü
çalışmaların sonucu Kril alfabesinin çeşidi olan bir alfabe
icadeder.Bu alfabe daha sonra yine Ruslar eliyle Kürtçe'ye uyarlanır.
Niko Marr Rus işgali altındaki Kars'a gelip Ani kentinde çalışmalar
yapar ve Ermenileri isyana (1915) teşvik ederek Ermeni tarihi
kitabını da yazar. Bu ihanet çalışmaları halen günümüzde
sürdürülmektedir.

Laz dediğimiz kardeşlerimiz KOL-ETİ ( Etrak Türkleri ) kültürünün
devamıdır.Hitit belgelerinde KOL-ETİ denen Karadeniz Kuman
Türklerinin Sümer devleti içinde P-kollu ya da kallu adıyla anılan
ruhani muhafız birliği olduğu bilinmekte ve daha önce de bunlar
Karadeniz'den önce Mezopotamya'da yaşamaktaydılar.Altaylı Sümer
Türkleriyle Mezopotamya'ya göçen Kuman Türkleri,Sümer tabletlerinde
deniz Tanrısı ENKİ'nin sadık muhafızları olarak geçmektedir.
Karadeniz Kumanları lan KOL-ETİler kendilerine ENKİ'nin kıvrak zekalı
sıfatı olan LAZ adını verdiler.
Sümer çivi yazılarında Tanrı ENKİ'nin 94 adet sıfatı olduğu bugün
bilinmektedir.Bu sıfatlardan biri de LAZUTA dır.Kıvrak zeka ve
zekice karater ile özdeşleştirilen ENKİ'nin bir sıfatı dolayısıyla
kendilerine LAZUT / LAZ demişlerdir.Kökende aynı olduğumuz, ancak
Laz diye