iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 03:41 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Tartışma Platformu » içe kapanmanın dış boyutu

Tartışma Platformu Gündemdeki önemli konular ve onlar hakkında yapılan yorumları buradan okuyabilir, siz de kendi yorumunuzu paylaşabilirsiniz... Tartışmaya katılabilirsiniz.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 15.06.07, 20:08
Standart içe kapanmanın dış boyutu

15.06.07, 20:08



Türkiye'de içe kapanmanın dış boyutu

AB yolunda Türkiye'nin iç siyasi ve ekonomik konularda, belli bir düzeyde müzakereci niteliğini koruyacak atılımlar yapması gerekir. Kürt sorununda, aslında seçimler iyi bir fırsat. Lakin, Kürt kökenli milletvekillerinin bölgeden bağımsız aday olmaları konusunda bile fazla bir tahammül gösterilemiyor
15/06/2007
MEHMET HASGÜLER
Dış politikanın iç politikaya bağlı olduğu, uluslararası ilişkilerin ana kuralları arasında olduğu bilinen bir gerçektir. 28 Nisan tarihinin üzerinden neredeyse bir ay gibi bir süreç geçti. Lakin hiçbir şeyin 28 Nisan öncesi gibi olamayacağını, Türkiye için yapılan dıştaki tartışmalardan anlamak mümkündür. Bu durum 28 Şubat'la kıyaslanmayacak kadar faklılıklar taşımaktadır. Öncelikle Türkiye, Aralık 1999'dan itibaren AB konusunda atacağı adımlara çok dikkat eden bir konuma gelmiştir. 2005 yılı başında kazanılan müzakere sürecinden sonra, Türkiye'nin Avrupa başkentlerindeki imajı ile ilgili bir araştırmayla son durumu anlamak mümkün olacaktır. Böylesi bir araştırma, belki hiçbir zaman yapılmayacaktır. Ancak, bunun etkilerini her geçen gün Avrupa kaynaklı resmi ve sivil açıklamalarla okumak ve anlamak mümkündür. Elbette önümüzdeki 22 Temmuz tarihli Türkiye genel seçim tartışmalarının devam edeceği düşünüldüğünde, bu durum biraz daha vahim bir hal alacaktır.
Şüphesiz Türk dış politikasını sadece AB üzerinden yapmak doğru değildir. Ancak AB'nin yanı sıra, Türkiye'nin zaten geleneksel olarak belli bir çizgide tuttuğu ABD ile olan ilişkilerinin de bu 'sanal muhtıra' sonrası pek olumlu etkilendiğini söylemek doğru olmamaktadır. Diğer yandan, Türkiye'nin siyasi anlamda bir istikrarsızlığa doğru sürüklenmesi sadece o ülkedeki siyasi oluşumu ilgilendirmeyecektir. Bir diğer faktör de, önümüzdeki günlerde başlayacak olan yeni turizm sezonunun, Ankara'da devam eden cumhurbaşkanlığı ve genel seçim tartışmalarının henüz netlik kazanamamasının neden olduğu yüksek tansiyondan olumsuz etkileneceği gerçeğidir. Ulus'ta patlatılan canlı bombanın Türkiye'nin turizm kaybına yansımasının ne olacağı da başka bir tartışma konusudur. Artık dünya küreselleşti ve hiçbir şey eskisi gibi yerel kalmamaktadır.


Dış ilişkilerin boyutu
Elbette Türkiye'nin dış ilişkileri sadece AB ve ABD üzerinden devam etmemektedir. Bu ilişkilerin Rusya, Ortadoğu, Orta Asya ve Balkanlar boyutları da vardır. Böylesi bir istikrarsızlığın, başta siyasi olmak üzere Türkiye'nin ekonomik ilişkilerini de yaralayacağını söylemek, herhalde yanlış olmasa gerektir. Türkiye'nin içinde bulunduğu ciddi durumu anlamak açısından, 28 Nisan tarihinden günümüze önemli köşe yazarlarının sadece ikisinin köşelerini, birer kez dış politikaya ayırmış olduğunu görmek bile çok ürkütücüdür. Böylesine çok yönlü dış politika boyutları bulanan Türkiye'nin, bir aya yakın zamandır içine kapanması elbette hayırlara vesile olmayacaktır. Bu durumdan sonra, Türkiye'nin ABD'nin Irak politikası üzerine etkisinin artmış olduğunu söylemek pek makul bir yanıt değildir. Acaba, bir diğer komşu ülke olan İran için, ABD'nin yaklaşımına Türkiye'nin etkisi hangi düzeydedir? Bu konudaki ABD Savunma Bakanı Bob Gates'in, "İran'a dönük bir yakınlaşma stratejisinin uygulamaya konmadan önce, Türkiye'yi de sürece katma önerisi" fazla yankı bulamamıştır. Belki bunun da yine, Türkiye tarafından ciddi bir iradenin ortaya konamamasıyla yakın ilişkisi bulunmaktadır.
Acaba, ABD Kongresi'nin 'Ermeni soykırımını' tanıyan tasarıyı onaylaması halinde Türkiye, İncirlik Üssü'nü kapatacak mıdır? Dış politikada böylesine ciddi sorunların varlığı ortadayken, Türkiye içerde sıcak aylar yaşamaktadır. Suriye-Filistin ve İsrail konularında Türkiye fikri sorulacak bir konumdan farklı bir konuma mı varmıştır? Türkiye'nin 9 Nisan'da Talabani'ye verdiği nota konusunda dün basına yansıyan haberlere göre bir 'ciddiyetsizliğin' olması ve içerdeki tartışmalarla alakası hangi düzeydedir? Irak hükümeti, 17 Mayıs tarihinde Türkiye'ye kısa bir nota ile yanıt vermiş ve PKK terörizmi konusunda Türkiye ile işbirliği yapma niyetini ortaya koymuştur. Bu durum bile, Türkiye'nin içerdeki patinajının dışa karşı güçlü bir duruşu sergilemesinde zafiyet yaratmıştır. Elbette Irak'ın durumu, Türkiye'nin özelikle bölgesel güç konumuyla yakından alakalı bir durumdur.

Askeri müdahale tartışmaları
Türkiye'deki askeri müdahale tartışmaları, Türkiye'nin imajını zedelemiştir. Bu anlamda AB'ye hazır olmadığı ve küresel ölçekte ortaya çıkan sorunlarda rol oynayamayacağı gibi bir izlenim vermiştir. Türkiye, Ekim 2005'te çok partili hayat içerisindeki köklü değişim ve reform hareketlerinden birisini yaşamaya başlamıştır. AB ile başlayan müzakere sürecinde Türkiye, 2015 yılına kadar müzakerelere devam edecek bir kimliği kazanmış ve bu doğrultuda hem iç, hem de dış politika sorunları bu sürece yeni unsurlar olarak katılabilecek bir ivme kazanmıştır. Türkiye'nin Avrupa Birliği içerisindeki konumu, gelecek bakımından başta birliğin kendi hukuki kararlarıyla güvence altına alınmıştır. Elbette Sarkozy gibi Fransa'nın başına geçmiş liderlerin tutumları birliği etkileyecek ve bazı kararların alınmasında engel oluşturabilecektir. Lakin Fransa'nın konumu da ileride birlik içerisinde tartışmaya açık bir hale gelecektir. Bununla birlikte, Türkiye'nin birincil sorunu birlik içerisinde ulusal düzeydeki değişiklikler değildir. Türkiye'nin kendisinin, sürece doğrudan müdahil olup olmamasıyla daha da önem kazanacaktır. Yoksa Türkiye 1959'dan beridir kovaladığı AB'yi, ilk kez bu kadar yakın bir hedefle örtüştürmüştür.
Birliğin Türkiye konusundaki tartışmaları elbette devam edecektir. Bazı ülkeler ulusal düzeydeki hassasiyetlerini birliğe yansıtmak isteyeceklerdir. Ama AB'nin küresel düzeyde rol oynamasının kilitlerinden birisi de Türkiye'dir. Bu anlamda küresel olarak Çin ve Hindistan'ın yükselişine karşı, AB'nin yakınında duran genç nüfusuyla ve üretken girişimcileriyle Türkiye'nin kilit durumda bir konumu vardır. Türkiye'nin belki farklı seçenekleri vardır ancak AB'nin tek seçeneği Türkiye'dir. Diğer taraftan, önümüzdeki on yılda dünyadaki dengelerin değişim eğilimlerine bakıldığında, AB aslında Türkiye'ye bir anlamda mecburdur. Aksi durumda ekonomik, siyasi, kültürel ve dinsel bilançosu şüphesiz çok ağır olacaktır. İslam dünyasının uluslararası sisteme entegrasyonunda AB, Türkiye özelinde önemli bir sınav verecektir. Bölgesel anlamda bütünleşmelere bakıldığında, dünyanın değişik bölgelerinde mevcut farklı bütünleşmeler vardır. Bu bağlamda Türkiye'nin de birlik içerisinde yer alması işin doğasına uygundur. Burada Türkiye'nin en temel sorunu, müzakere sürecinde dişe diş bir müzakere süreci takip etmemesidir. Bunun oluşmasında da elbette ki siyasi iktidarın sorumluluğu çok büyüktür.
KKTC ve AB
Kıbrıs, Ermeni, Kürt sorunları bağlamında AB'nin Türkiye'den talepleri, aslında hem siyasi hem de ideolojik bakımdan yapının ruhuna pek uygun değildir. Aslında üç sorunla ilgili olarak Türkiye'nin, bundan sonra ulusal çıkarlarına ciddi zarar verecek bir görüntüsü kalmamıştır. Özellikle, Kıbrıs sorunu tamamen AB'nin bir iç meselesi olmuş ve üyesi yaptığı Kıbrıslı Rum liderliğinin çözümsüzlük yanlısı politikaları süreci tıkamıştır. Kıbrıs'ta 24 Nisan Annan Planı Referandumu'nun en önemli sonucu, Türkiye'nin çözüm istediği ve ciddi bir iradeyi ortaya koymuş olduğudur. Artık, İslam Konferansı Örgütü içerisinde dahi KKTC pasaportlarını tanıma noktasına gelen ülkeler ortaya çıkmaktadır. İKÖ üyesi Kuveyt'in KKTC ile kurduğu ticari ilişkiler, gelecek bakımından oldukça umut verici görünmektedir. Bir süre sonra, Ermeni sorununun AB açısından folklorik bir gösteriden başka bir nitelik taşımasını beklemek de büyük bir hayal olacaktır. Bu bağlamda ekonomide Avrupa'nın devlerini oluşturan şirketlerin, birlik tarafından tamamen folklorik olarak nitelenen bir sorunla uğraşmaları da şüphesiz ciddi sıkıntılar yaratacaktır. Bu noktadan itibaren Türkiye'nin iç siyasi ve ekonomik konularda, belli bir düzeyde müzakereci niteliğini koruyacak atılımlar yapması gerekmektedir. Kürt sorunu konusunda ise, aslında seçimler iyi bir fırsat olacaktır. Lakin, Kürt kökenli milletvekillerinin bölgeden bağımsız aday olmaları konusunda bile fazla bir tahammül gösterilememektedir. İlginçtir ki o ana kadar uzlaşamayan iktidar ve muhalefet bir anda bağımsız adayların durumuyla ilgili önlem alabilmiştir. Oysa bu uzlaşmayı cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gösterebilselerdi Türkiye, bu olumsuz görüntüleri yaşamayacağı gibi siyasi istikrarsızlık ve gerginlik sorunuyla da karşılaşmayacaktı.

Yard. Doç. Dr. Mehmet Hasgüler: ÇOMÜ Öğretim Üyesi &ODTÜ DOSAP Araştırmacısı
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye :
hercai (15.06.07)
Sponsorlar