Gülay Göktürk

“Aşiret reisleriyle görüşmem”
Başbakan Erdoğan başlıktaki vahim ifadeyi Cuma gecesi bir kez daha tekrarladı Ahmet Hakan'ın programında. Demek ki bir dil sürçmesi filan değil; hükümet, Büyükanıt tarafından ABD'de dile getirilen bu devlet politikasını hükümet politikası olarak da benimsemiş durumda.
Neresinden tutsanız son derece yanlış bir politika bu...
Birincisi, ayıp!
Söz ettiğiniz kişi Sarı Çizmeli Mehmet Ağa değil; Irak Kürdistan Demokratik Partisi Başkanı; daha da önemlisi, Kuzey Irak yönetiminin lideri... Diplomasi üslubunda yeri olmayan, bir başbakana hiç yakışmayan, son derece rencide edici, aşağılayıcı bir ifade tarzı. Hem Güneydoğu'da yaşayan Kürt vatandaşlarımız açısından; hem de Kuzey Irak'ta yaşayan ve ilelebet de sınır komşumuz olarak orada yaşayacak olan Irak Kürtleri açısından...
İkincisi gerçeklerle hiç bağdaşmıyor. Bugün Büyükanıt'ın peşine takılıp "Aşiret reisleriyle görüşmem" diyen Erdoğan, unutmuş görünüyor ama bizim geleneksel devlet politikamız, görüşmek ne kelime, aşiret reisleriyle pazarlığa dayanır. Devlet, taa Osmanlı'dan beri ve Cumhuriyet tarihi boyunca Kürt politikasını aşiret reisleriyle görüşmeye ve pazarlığa dayandırmış; bölgedeki kontrolünü kimi aşiretleri yanına çekerek ve diğerlerine karşı kullanarak kurmaya çalışmıştır.
Peki şimdi bu tafra neyin nesi oluyor? Üçüncüsü ve en önemlisi, bu üslup hükümetin PKK terörüyle mücadelede en etkili siyasi aracı kendi eliyle berhava etmesi, kullanılmaz hale getirmesi demektir ki, bu akıl almaz bir siyasi hatadır. Yıllardan beri Kürt sorununun çözümünün esas olarak siyaset yoluyla gerçekleşebileceğini söylüyor, yazıyor çiziyoruz. İzlenecek doğru siyasetlerin terörü sona erdirmese bile, marjinalleştirebileceğini de... Siyaset yoluyla çözüm dediğimiz şeyin bir boyutu iç siyasetse, bir boyutu da dış siyasettir. Ve bugün Kuzey Irak'taki özerk Kürt yönetimine karşı izlenecek siyaset gerek terörün ateşinin düşürülmesi, gerekse uzun vadede Kürt sorununun çözüm yoluna girmesi açısından hayati önem taşıyor.
Ama bakıyoruz; bugün Genelkurmay Başkanı bir yandan Cumhurbaşkanı, bir yandan Irak yönetimiyle bütün diyalog imkanlarını reddederek aslında siyasi-diplomatik çözüm imkanlarını da ellerinin tersiyle itmiş durumdalar. Kendileri itmekle yetinmiyor, hükümetin de itmesini talep ediyor, bir başka deyişle hükümetin elindeki en önemli siyasi aracı kullanılmaz hale getirmiş oluyorlar. Ve ne yazıktır ki, hükümet bu aracı kullanmakta ısrar edeceğine, devletin çeşitli kurumlarıyla uyum içinde bir görüntü verme endişesiyle aynı üslubu benimsiyor.
Oysa hiçbir hükümetin, terör belasıyla mücadelenin böylesine kritik bir döneminde, böylesine önemli bir silahı elinden bırakma gibi bir lüksü olamaz.
Kuzey Irak yönetimiyle diyaloğa girmek, iyi ilişkiler geliştirmek hem kısa hem de uzun vadede hükümetin temel politikası olmalıdır.
Başbakan kadim komşularımızı "aşiret reisleriyle konuşmam" gibi üstten bakan ifadelerle karşısına alacağına, Kuzey Irak'taki -belki de bağımsız bir devlete doğru gidecek olan- özerk oluşumu bir realite olarak kabullense ve olumsuz bir durumu olumlu bir duruma çevirmek için gerekli siyasetleri bir an önce geliştirse iyi olur.
Açıkçası, Erdoğan'ın bu konuda Özal'dan öğreneceği çok şey var.









Normal