| Tartışma Platformu Gündemdeki önemli konular ve onlar hakkında yapılan yorumları buradan okuyabilir, siz de kendi yorumunuzu paylaşabilirsiniz... Tartışmaya katılabilirsiniz. |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
#1
|
|
09.07.07, 20:43
Geçmişin kemikleri Yıldırım Türker 20/02/2006 (3336 kişi okudu) Yine bu adla bir yazı yazmışım. Bu hâlâ pek işitmek, üstüne düşünmek zorunda kalmak istemediğimiz toplu mezarlık olayını bir hatırlayalım isterseniz. Artık kaçınılmaz olarak gündemimize gelmesine karşın olayın bu noktaya gelmesi serüveni hemen hemen hiç anılmıyor. 2004 Kasımı'nda yazmış olduğum yazı şöyleydi: Diyarbakır'ın Kulp ilçesine bağlı Alacaköy'de bulunan toplu mezardan haberiniz var mı? Radikal ve satışı sınırlı iki gazete dışında, haber değeri biçilemediği için basında yankı uyandırmamış olan bu olaydan büyük ihtimalle haberiniz yoktur. Kulağınıza çalındıysa da ortalığı karıştırmaya çalışan tevatür tacirlerinin bir marifeti olarak üstünde durmamış olabilirsiniz. Oysa AKP Diyarbakır Milletvekili, olayı Meclis gündemine taşıdı bile. Yani basının duyurmaya tenezzül buyurmadığı bu olay hakkında İnsan Hakları İnceleme Komisyonu'na başvuruldu bile. 11 cesede ait olduğu anlaşılan kemikler, 10 yılı aşkın bir süredir yerleşime kapalı olan bir bölgede, bir dere yatağında bulundu. Oracıkta topluca katledilmiş olduklarına dair bulgular var. Gömülmemişler bile. 2003 yılının eylül ayında da Muş-Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler, çalışmaları sırasında insan kemikleri buldukları iddiasıyla savcılığa başvurmuştu. Bildiğimiz kadarıyla bir araştırma yürütülmedi. 1993 yılında Alaca Köyü'nde gözaltına alınıp kaybolan 11 köylü neredeyse unutulacaktı. İHD Diyarbakır Şube Başkanı avukat Selahattin Demirtaş, "Kemiklerin kayıp köylülere ait olabileceği görüşümüzü iki teşhis güçlendirdi. Biri eşine, bir mağdur da orada bulunan kumaş parçalarının kardeşine ait olduğunu açıkladı. Ayrıca kemiklerin bulunduğu yerin 5-10 metre yükseğindeki tepede 20 kadar uzun namlulu silahlara ait mermi kovanı, aynı yere 700-800 metre geride ise bol miktarda konserve kutusu bulundu. Tepedeki kovanlar bize, bu kişilerin buradan taranarak öldürülmüş olabileceğini açıkça düşündürtüyor. Bulunan kutuların da operasyon amacıyla buraya yerleşen birliğe ait olması çok kuvvetli ihtimal" diyor. En başından 9 Ekim 1993 günü Muş-Kulp-Lice üçgeninde yapılan operasyonda Alaca Köyü'nde tutuklanan Mehmet Salih Akdeniz, Celil Aydoğdu, Behçet Tutus, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmetşah Atala, Turan Demir, Abdo Yamuk, Nusreddin Yerlikaya ve Ümit Taş'tan bir haber alınamamıştı. O dönem sıkça kapağı açılan muamma dosyasına yazılmışlardı. Kulp Savcılığı'na tahkikat için dilekçe ile başvuran kayıp yakınları, bir sonuç alamadılar. Savcılığın iki ay sonra karar verdiğini belirten kayıp yakınları, 'Bu dava terör dosyasına giriyor ve ben yetkili değilim' cevabıyla karşılaştıklarını söylediler. Kayıp yakınları bunun üzerine Diyarbakır DGM'ye başvurdu. Dört yıl sonra; 29 Nisan 1997'de Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, olayın PKK ile bağlantısı olmadığı için takipsizlik kararı verdi. İç hukuk yollarının çıkmaz olduğunu gören kayıp yakınları, İHD vasıtası ile merkezi Londra'da bulunan Kürt İnsan Hakları Projesi avukatlarına dava dosyasını devretti. Avukatlar davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) getirdiğinde kayıp yakınları gözaltına alındı. Ölümle tehdit edildikleri iddia edildi. AİHM, kararında, "1992 ve 1994 yılları arasında Güneydoğu bölgesinde buna benzer olayların yaygınlığı göz önünde tutulduğunda, Kulp ve Diyarbakır savcılarının olayın ciddiyeti karşısında geniş bir araştırma-soruşturma yapmamış olduklarından, kayıpların öldürülmüş oldukları kanaatine varılmıştır" deniyordu. AİHM, davayı kendilerine getiren dokuz kayıp yakınının da engellenmeye çalışıldığını, kötü uygulamalara maruz kaldıklarını ve ölümle tehdit edildiklerini belirterek, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. ve 34. maddelerinin Türkiye hükümeti tarafından ihlal edildiğini belirtiyor, Türkiye'yi 2 milyon mark ödemeye mahkûm ediyordu. Tarih, 31 Mayıs 2001'di. Tanıklar var. Söz konusu operasyonda tutuklanan ancak sonradan serbest bırakılanlar olayı ayrıntılarıyla anlatıyor. İsteyen, bu ayrıntılara İHD raporlarından ulaşabilir. Operasyon, general Yavuz Ertürk himayesinde yapıldı. Dava dosyasında, operasyonun Bolu Jandarma Tugayı'ndan geldikleri anlaşılan 2 bin 500 asker tarafından yapıldığı belirtiliyor. Operasyona general Ertürk'ün bizzat komutanlık ettiği kaydediliyor. Tanıkların ifadelerinden de anlaşıldığı gibi olay günü askerlerin köylüleri operasyon bitene kadar elleri bağlı olarak tuttukları, sonra da helikopterlere bindirerek götürdükleri anlaşılıyor. 'Yetkililer', kaybolan 11 köylünün PKK'ya katıldıklarını ileri sürerek kendini savunmuştu. Oysa AKP Milletvekili Torun'un da dediği gibi, "Toplu mezarın gerçekten köylülere ait olduğu anlaşılırsa, örgüte katıldıklarına ilişkin iddiaların asılsız olduğu ortaya çıkacak." Dosyanın birkaç gün içinde DNA testi için İstanbul Adli Tıp'a gönderileceği söyleniyor. Tam 11 yıl sonra çobanların bulduğu kemiklere bakarken yakın tarihimiz hakkında neler hissediyoruz? Yakın geçmişte yaşanmış; konuşulması, tartışılması hâlâ cesaret isteyen, örtbas edilmiş gerçeklerin toplu mezarlar olarak başımıza patlaması karşısında ne yapabiliriz? İster Türk, ister Türkiyeli deyin, toplum olarak nasıl bu hale geldiğimizi anlayabilmek için geçmişimizin kemikleriyle yüzleşmek zorundayız. Binlerce faili meçhul ve kayıp üstüne müreffeh ve aydınlık Türkiye'yi kurmak mümkün mü? Ne kadar kulaklarımızı tıkayıp, gözlerimizi kapatsak kâbusumuz olup derinimizde sızlayacaklar. Ya şimdi AKP Diyarbakır Milletvekili Cavit Torun, Şemdinli bombalamasıyla ilgili tutuklanan astsubay başçavuş Ali Kaya'nın Diyarbakır'daki faili meçhullerde bağlantılı olabileceğini söylüyor. Diyarbakır Söz Gazetesi'nin haberine göre Cavit Torun, Ali Kaya ve Van'da tedbiren tutuklanan diğer astsubay Özcan İldeniz'in Diyarbakır'a Boyu Komando Tugayı'ndan geldiğini belirtti. Torun diyor ki; "O iyi çocuk olan Mutkili Ali burada bunu yapıyor, Kulp'ta bunu yapıyor, Şemdinli'de şunu yapıyor. Pekiyi bu kadar senedir bu adamın hukuksuzluğuna neden birileri dur demiyor?" İHD'den Yusuf Alataş yakınıyor: "Bağımsız olması mümkün olmayan bir askeri yargıyla, askerin dokunulmazlığının sürmesiyle, bu işlerin tam olarak aydınlanması zor." Ya şimdi o kemiklerin kendi sevdiğine-yakınına ait çıkması için kederli bir umutla bekleyen insanların, geride kalanların acısını anlayacağız ya da beceriksiz katiller olarak Polat ve şürekâsını seyredip iç geçireceğiz. Yanı başımızda patlayan toplu mezarlar; adını, dilini, kaydını bildiğimiz insanların bir dere kıyısında topluca kurşuna dizildiğini; arkalarından bir dua okunmasından geçtim, mezarlarını kazmak bile külfet geldiğinden öylece kurda kuşa terk edildiklerini anlatıyor. Onları kimin kurşuna dizdiğini, bu konunun araştırılmasının bile nasıl yakınlarına zulümle cezalan-dırıldığını, 11 hayatın, daha binlercesiyle birlikte nasıl örtbas edildiğini öğrenmek istemiyor musunuz? Geride kalanların neredeyse 13 yıldır yaşadığı acıyı yüreğimizde, aklımızda, hayatımızın yordamında bir tartmak bize bir şeyler kazandırmayacak mı, sizce? Acının konaklarında anlayabiliriz birbirimizi. Kulp'ta sürüye sayılan Kürt'le burada diriye sayılan Türk'ün aslında çok da farklı yerlerinden kanamadığını hissettiğimizde önemli bir adım atmış olacağız. Görmezden geldikçe, yeni çukurlar kazılıyor usul usul. İyi çocuklar cirit atıyor kanayan bağrımızda. Görmezden geldikçe acıların kolay hazmedildiği bu coğrafyada torunlarımıza neyin soykırım neyin katliam, neyin kıyam olduğu üstüne birbirlerini kıyasıya vatan haini diye yaftalayabilecekleri bir tarih paketi bırakıyoruz demektir. Bu kadar çaresiz olduğumuza inanmıyorum. |
| Sponsorlar |
| |