Türkiye Çıkış Yolları Haritası
'Radikal Fikir Platformu' İstanbul Hilton Oteli'nde gerçekleştirildi. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜNRadikal'in bir araya getirdiği 66 aydın, Türkiye'nin sekiz temel sorununa çözüm önerileri sundu
15/07/2007 (3571 kişi okudu)
SUNUŞ
Çorbaya bir tutam tuz
Radikal Fikir Platformu, basit ama temel bir arzunun ifadesi olmak üzere kuruldu: Siyasi partilerimiz, bazı projeler geliştiriyor olsa bile, vatandaşlara ulaşmasına pek önem vermiyorlar. Hal böyle olunca, partilerimiz iktidara geldiklerinde bizi nasıl bir Türkiye'ye götüreceklerini bilemiyoruz. Kaldı ki, proje sahibi parti iktidara gelince projesini unutabiliyor, göz ardı edebiliyor.
Partilerin bize bir şey söylememesi, Türkiye'nin sorunlarından kurtulmak ve daha ileriye gitmek için projelere ihtiyacı olmadığı anlamına gelmez kuşkusuz.
Biz bir siyasi parti değil, gazeteyiz. Bir gazetenin, işi gücü bırakıp ülke sorunlarına çözüm önerileri derlemesini yadırgayanlar çıkacaktır, onlara kısmen de olsa hak vermekle birlikte, bunu yapmanın en basitinden yurttaşlık ödevi olduğunu da düşünüyoruz.
Radikal Fikir Platformu, bu ödev bilinciyle doğdu biraz da. Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi ve 'ARAMA' yönteminin sahibi, aynı isimli şirketin kurucusu Prof. Dr. Oğuz Babüroğlu ve ekibi bize bu ödevimizi yerine getirmede yardımcı oldu, onlarsız Radikal Fikir Plarformu aynı şey olmazdı. 'ARAMA'nın yöntemi sayesinde altı saati biraz aşan bir süre içinde 66 kişilik üst düzey bir topluluktan Türkiye'nin önde gelen sekiz sorun alanı ve tek tek bu sorun alanları hakkında da çözüm önerilerini alabildik. Yöntemin başarısı bir kez daha kanıtlandı.
Öte yandan, 66 katılımcımızın gönüllü katkısı olmasa zaten ortada ne 'fikir' olurdu ne de 'platform.' O yüzden, sıcak bir yaz gününde bir salona kapanıp altı saatini veren ve yandaki sütunlarda tam listesini bulabileceğiniz katılımcılarımıza çok büyük bir teşekkür borçluyuz.
Son olarak, Radikal Fikir Platformu'nun ortaya koyduğu ve bugünden itibaren okuyabileceğiniz fikirlerin hiçbir hakkının saklı olmadığını, dileyen siyasi parti veya hükümetin bunları kullanabileceğini hatırlatmak isteriz. Amacımız, ülkemizin daha iyi günlere ulaşmasını sağlamak için çorbaya bir tutam olsun tuz koymak. Bu yolda yürümeye devam edeceğiz, önümüzdeki aylarda da Radikal Fikir Platformu'ndan haberler alacaksınız.
* * * * *
Açılış konuşmasını İsmet Berkan yaptı
Amaç, ortak akıl yaratmak
Benzer bir Türkiye hayal eden insanlar, bazı temel politika konularında önümüzdeki dört yılda uygulanabilir ve hayata geçirilebilir nitelikte politika önerilerini Radikal aracılığıyla kamuoyuyla paylaşsın istedik
Katıldığınız için, bu yaz sıcağında ve iş gününde değerli zamanınızı bizimle paylaştığınız için çok teşekkürler.
Türkiye çok ilginç bir seçim döneminden geçiyor. Neredeyse gündemi olmayan, daha doğrusu ortak gündemi olmayan bir seçim yaşıyoruz.
İktidar partisine soracak olursanız seçimin gündemi, demokrasinin, halk egemenliğinin kendisi. Onlar, seçimi bir çeşit ölüm kalım mücadelesine, referanduma çevirmeye çalışıyor.
Muhalefet partilerine soracak olursanız seçimin gündemi, ülkeyi bir felakete sürüklediğini düşündükleri iktidardan kurtulmak. Onlar da, sanki bu seçim Türkiye'nin son seçimi, bir ölüm kalım seçimi olacakmış izlenimi veriyor ve seçimi bir referanduma çevirmeye çalışıyor.
Bu gündemlere inanırsınız, inanmazsınız. Partilerin bu konulardaki söylemlerini benimsersiniz, benimsemezsiniz, ama herhalde bir hakkı teslim edersiniz: Türkiye daha çok seçim yaşayacak, Türkiye'de iktidarlar hep seçimlerle el değiştirecek. Bu seçim bizim ne ilk ne de son seçimimiz olacak. Hatta şöyle söyleyeyim, sadece birkaç ay sonra bir kez daha sandık başına gideceğiz ve ekim ayı sonunda cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören anayasa değişikliklerini kabul edip etmemeyi oylayacağız.
Partilerimiz kendi diledikleri, seçtikleri yöntemlerle oy isteyebilir, bazılarımızı sadece 12 gün sonra yapılacak seçimin ilk veya son seçim olduğuna inandırabilir ama bir gerçek değişmez: Biz seçimlerde, izleyen dört veya beş yılda ülkeyi yönetecek iktidarı belirliyoruz. Ve bu müstakbel iktidarın da bazı sorunlarımıza çözümler getirmesini, bizi bugün sahip olduğumuz Türkiye'den daha iyi bir Türkiye'ye götürmesini istiyoruz.
Türkiye'nin eğitimden güvenliğe, ekonominin dönüştürülmesinden dış politikaya, yoksullukla mücadeleden sağlığa çözüm bekleyen bir dizi ciddi sorunu var. Gönül isterdi ki, bu seçim döneminde bütün sorun alanlarında olmasa da en önemli beş on başlıkta ciddi ve verimli tartışmalar yapılsın, projeler ortaya konsun, seçmen olarak bizler de bu projeleri nihai değerlendirmemize dahil edebilelim. Ama maalesef, liderlerimiz neredeyse bir aydır seçim meydanlarında bu temel konulara bırakın derinlemesine eğilmeyi, temas dahi etmiyor.
Bu toplantıyı yapma, bir ortak akıl arama, bir fikir platformu oluşturup Türkiye'nin sorunlarına çare arama fikri, seçim kararı alındıktan kısa bir süre sonra oluştu. Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi, partilerimizin bizden oy isterken kendilerini bize fikirleriyle ve projeleriyle değil de hamasetleri ve temel kimlik özellikleriyle beğendirmeye çalışacakları, seçimi bir ölüm kalım savaşına çevirecekleri tahmin ediliyordu.
O zaman kendi içimizde biraz tartıştıktan sonra dedik ki, üç aşağı beş yukarı benzer şeyler düşünen, üç aşağı beş yukarı benzer bir Türkiye hayal eden insanlar, ne siyasi ne mali bir çıkar beklentisiyle, hatta kendi değerli vakitlerini bu uğurda harcayarak neden bazı fikirler, projeler geliştiremesin, neden bazı temel politika konularında, mesela 10 başlıkta, önümüzdeki dört yılda uygulanabilir ve hayata geçirilebilir nitelikte politika önerilerini Radikal aracılığıyla kamuoyuyla paylaşmasın?
Biraz sonra sevgili Oğuz Babüroğlu'nun da değerli zamanını vererek yöneteceği arama toplantımızın sonunda elde etmek istediğimiz sonuç işte bu.
Oğuz'un alanına tecavüz etmek, onun uzmanlığına girmek istemem ve o herhalde birazdan nasıl bir yöntem izleyeceğimizi bize anlatacak ama benim başlamazdan önce sizlerden bir ricam var. Üzerinde fikir üreteceğimiz, projeler geliştireceğimiz politika başlıklarını seçerken, çok geniş, çok kapsamlı şeylerden kaçınmaya çalışalım. Sizi yönlendirmeye çalışıyor değilim, sadece örnek vererek ne demek istediğimi anlatmaya çalışacağım.
Örneğin eğitim bizim çok önemli bir sorun alanımız. Ama eğitim başlı başına çok geniş bir konu. O yüzden 'Eğitim Politikaları' demek yerine sorunu parçalara ayırıp çözüm arayabiliriz ve mesela 'Okul Öncesi Eğitim' diyebiliriz veya 'Yetişkinlerin Meslek Eğitimi' diyebiliriz veya 'Mesleki Eğitimden Üniversiteye Geçiş' diyebiliriz veya 'Din Eğitimi' diyebiliriz.
Aynı şekilde, 'Ekonomi' demek yerine, mesela 'İstihdam Dostu Büyüme Politikaları' diyebiliriz veya 'Sürdürülebilir Borç Dinamiği' diyebiliriz vesaire...
Zamanınızı ve zamanımızı çok almak istemiyorum, bir kez daha katıldığınız, bu iş gününde zamanınızı ayırdığınız için gerçekten çok ama çok teşekkür ediyorum. Verimli bir toplantı olmasını diliyorum.
Eğitim Grubu'nun üyeleri: Haluk Arığ, Hanzade Doğan Boyner, Üstün Ergüder, Ayla Göksel Göçer, Eser Karakaş, Latif Mutlu, Türkan Saylan, Burhan Şenatalar, Gürel Tüzün. * * * * *
KATILIMCILARIN LİSTESİ
BEKİR AĞIRDIR
HAMDİ AKIN
HALUK ARIĞ
ZÜHTÜ ARSLAN
MUSTAFA AYSAN
İDRİS BAL
ÖZGÜR BAŞYİĞİT
İSMET BERKAN
FATMAGÜL BERKTAY
İBRAHİM BETİL
HANZADE DOĞAN BOYNER
ÜMİT BOYNER
CAN BUHARALI
AHMET BULDAM
NAZAR BÜYÜM
AYDIN CINGI
ERGİN CİNMEN
AZİZ ÇELİK
FARUK ECZACIBAŞI
YUSUF ENGİN
TARHAN ERDEM
SELÇUK EREZ
ÜSTÜN ERGÜDER
MARKAR ERSAYAN
TUNÇ EVCİMEN
AYLA GÖKSEL GÖÇER
AYDAN GÜLERCE
UĞUR GÜRSES
NAZİK IŞIK
YUSUF IŞIK
HALUK İNANICI
MEHMET KABASAKAL
İBRAHİM KABOĞLU
MİKDAT KADIOĞLU
ERSİN KALAYCIOĞLU
ESER KARAKAŞ
ATTİLA KARAOSMANOĞLU
BÜLENT KORMAN
TAVİT KÖLETAVİTOĞLU
MELTEM KURTSAN
NASUH MAHRUKİ
NURAY MERT
TÜRKEL MİNİBAŞ
LATİF MUTLU
GÜLSEREN ONANÇ
ALTAN ÖYMEN
FUNDA ÖZKAN
KEMAL PARLAK
SAMİR SALHA
OĞUZ KAAN SALICI
ŞERİF SAYIN
TÜRKAN SAYLAN
ORHAN SİLİER
AYŞE SÖZEN
HALUK ŞAHİN
BURHAN ŞENATALAR
TOSUN TERZİOĞLU
BİNNAZ TOPRAK
FİKRET TOKSÖZ
NEJAT TUĞCU
EROL TUNCER
İLTER TURAN
GÜREL TÜZÜN
FİKRET ÜNLÜ
BAŞAR YALTI
AYŞE YÜKSEL
* * * * *
Davet mektubu
Ülkemizin geleceği için...
Türkiye geleceğini arıyor.
22 Temmuz'da yapılacak genel seçimlerde belirleyeceğimiz temsilcilerimiz aracılığıyla aslında geleceğimizi seçeceğiz, önümüzdeki dört yıl boyunca kimin, hangi programla Türkiye'yi yöneteceğine karar vereceğiz.
Hep birinci çoğul şahısla 'biz' diye konuşuyorum ama 'biz'i siyasette kim temsil ediyor? Kime 'İşte bu benim istediğim program' diyerek gönül rahatlığıyla oy verebiliriz?
Maalesef 'biz', yani;
- demokrasinin kurum ve kurallarıyla yerleştiği,
- hukukun üstünlüğünün bir temenni değil gündelik hayatın basit bir gerçeği olduğu,
- insan haklarına saygı ve ifade özgürlüğünün gerçekleştiği,
- hayatın her alanında Avrupa Birliği vatandaşlarının sahip olduğu tüm standartların yaygınlaştığı, hatta yerleştiği,
- hayat tarzı, kültürel, etnik veya dini farklılıkların kavga konusu değil zenginlik ve övünç konusu olduğu, sözde değil özde hoşgörünün içselleştiği,
- 'Kürt sorunu'nu 'ayrılıkçı terör sorunu'ndan ayırabilen ve her iki soruna da samimiyetle çözüm arayan,
- laikliğin demokrasinin altyapısı olduğu temel kabulünü paylaşan,
- laiklik ve dinin siyasete alet edilmesiyle ilgili tartışmaları siyasi alanda ve hep demokratik hukuk devleti çerçevesinde çözmeye çalışan,
- 'sosyal devlet' ilkesinin, aynen 'laiklik', 'hukuk devleti' ve 'demokrasi' gibi, Anayasamızın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek temel unsurlarından biri olduğunun farkında olan,
- 'sosyal devlet'i çağdaş piyasa ekonomisi şartlarına da uyarak hayata geçirmeye çalışan,
- eğitim sistemini, fırsat eşitliğini gözeterek çağdaş normlara uydurmuş, eğitimli işgücünü sanayi ve hizmet sektörlerinin emrine sunmayı başarmış,
- yetişkinlerin meslek eğitimine ağırlık vererek mesleksiz kitleleri iş sahibi yapmanın altyapısını hazırlamış,
- vergi gelirlerinin yarıdan fazlasını KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerden değil, gelir vergisi tabanını genişleterek elde edilen gelirler üzerinden almayı başarmış, 'kayıt dışı'lığı en alt düzeylere indirmiş,
- sektör bazında ciddi strateji ve politika öncelikleri belirlemiş, istihdam dostu büyümeye yönelmiş,
- 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesini, öncelikle sınır komşularıyla gerçek sağlam dostluk politikalarıyla hayata geçirmeye kararlı,
- 'Muasır medeniyetlerin seviyesine ulaşma' hedefini AB'nin eşit ve onurlu bir üyesi olmak hedefiyle bağdaştırmış bir Türkiye arayanlar, siyasette bu netlikte temsil edilmiyoruz.
Amacımız bir siyasi parti kurmak olmadığına göre, belki 'biz' özlediğimiz Türkiye için önümüzdeki dört yılda uygulanabilir nitelikte bir dizi siyaset önerisini ortaya çıkarabilir ve bu önerileri yararlanmak isteyen herkese sunabiliriz.
Geleceğin Türkiye'si için 'sivil çözüm'ler aramak, bunları Radikal gazetesinde art arda yayımlanıp isteyen herkesin kullanımına sunulabilecek birer politika belgesi şeklinde oluşturmak üzere 3 Temmuz 2007 Salı günü İstanbul Hilton Oteli'nde yapılacak toplantımıza katılıp bu projemizde bize varlığınız ve emeğinizle destek vermeniz bizim için ve ülkemizin geleceği için çok önemli.
Katılım haberinizi bekliyoruz.
Saygılarımla
İsmet Berkan
Genel Yayın Yönetmeni
Yönetim danışmanı Oğuz Babüroğlu:
Katılımlı demokrasiden yola çıktık
'Radikal Fikir Platformu' bir katılımlı demokrasi projesi. Katılımlı demokrasi, diyalog, kurallar ve yöntemle her katılımcıdan gelen farklı sesleri paylaşma, birleştirme, bütünleştirme ve ayrıştırma işi. 'Arama Katılımlı Yönetim Danışmanlığı' katılımlı demokrasi yöntem ve teknolojilerini geliştirip Türkiye ve uluslararası kapsamda, son 17 sene içerisinde yaklaşık 450 farklı ortamda, katılımlı yöntemleri 200'den fazla kurum için uygulamış bir katalizör danışmanlık kuruluşudur. ARAMA strateji ve politika geliştirme, işbirliği ve yenilik yaratma, değişim ve dönüşüm süreçlerinin katılımlı yönetilebilmesi ve tüm iddia sahiplerinin akıl potansiyelini kullanmak üzere çoğunlukla kendisinin geliştirdiği ve uyguladığı bir 'know how' sunar. ARAMA, 'Radikal Fikir Platformu' için 'açık alan toplantısı' diye adlandırılan bir yöntem uyguladı. Açık alan toplantısı katılımlı ve demokratik diyalog ortamının oluşmasını sağlamak için şu kuralların uygulanmasını zorunlu kılıyor: Toplantı hiyerarşisiz bir ortamda unvan ve resmiyet ağırlıklı olmayan bir şekilde gerçekleştirilir. Katılımcılar belirli perspektifleri ve iddiaları taşıdıkları için davet edilirler ancak katkılarını temsilen değil kendi adlarına yaparlar. Katılımcıların ürettikleri ortak önerileri takip edip eyleme dönüştürmek üzere bir sorumluluk içerisinde olmaları beklenir. En temel prensibi uyuşmazlığı iknayla çözmek olan açık alan toplantısı, arama konferansında olduğu gibi katılımcıları "ortak akıl" bulmaya doğru hareket ettirmeyi amaçlar. Her türlü farklı fikre saygı gösterilir. Katılımcılar önceden hazırlanmış ve dikte edilen başlıklar üzerinde çalışmak yerine açık ve serbest bir şekilde kendi belirledikleri konular üzerinde fikir belirtir, konu başlıklarını belirler ve kendi oluşturdukları takımlarda çalışırlar.
Radikal gazetesi için ARAMA tarafından düzenlenen açık alan toplantısı, Türkiye'nin değişimiyle ve ülkenin nasıl yönetilmesiyle ilgili sistematik görüş üretmiş olan aydın niteliğindeki kişilerin katılımıyla oluşturuldu. Fikir platformunun davetlileri oluşturulurken farklı kurum ve kuruluşların perspektiflerini bilen, çeşitlendirilmiş bir liste yapılmasına özen gösterildi.
Tüm katılımcılardan kendileri için en önemli, en öncelikli somut politika önerisi istendi. Katılımcılar TBMM'ye girecek ve hükümeti oluşturacak partilerin kim/kimler olacağından bağımsız olarak Türkiye'nin önümüzdeki dört yıllık geleceği için uygulanabilir politika önerilerinde bulundu. Öneriler doğrultusunda sekiz küme belirlendi ve katılımcılar hangi fikir kümesinde daha çok katkı sağlayacaklarını düşünüyorlarsa o fikir kümesinde çalışmak için gönüllü olup kendi çalışma gruplarını oluşturdular. Eğitim reformu ve vizyonu, ayrımcılık ve iç barış, siyasal sistem, kurum ve kültürün yeniden şekillenmesi, yurttaşlık ve hukuk devleti, ekonomi, istihdam ve vergi sistemi, devletin yeniden yapılanması, çevre sağlık ve güvenlik, AB ve dış politikalar konu başlıkları altında oluşturulan fikir kümelerinde, somut politika önerilerinin detaylandırma çalışması yapıldı. Grup çalışmaları katılımcıların kendi gönüllü oldukları kümeleri dışında diğer fikir kümelerine de gidip katkı sağlayabilecekleri ve öğrenebilecekleri şekilde düzenlendi. Uyguladığımız açık alan toplantı yöntemi farklı fikirler olmasına rağmen altı saat içerisinde uzlaşılmasını ve her siyasi partinin kullanımına açık öneriler üretilmesini sağladı.
'Radikal Fikir Platformu' iki tip sonuç üretti. Birincisi, devletin temellerindeki kurgu hatalarını düzeltmeyi içermektedir. Anayasa'nın özellikle Siyasi Partiler Kanunu'nun değişmesi, her türlü ayrımcılığın kaldırılarak her alandaki iç barışın sağlanması için yurttaşlık ve temel özgürlüklerin yeniden tasarlanması gerekmektedir. Bu dönüşümü sağlamak için bir yandan yeni yasalar, diğer yandan ortak menfaatlerde uzlaşmaya çalışan yaygın katılımlı bir mutabakat süreci gerekmekte.
İkinci tip sonuç, öncül kalkınma ve gelişim alanlarını kapsamaktadır. Ekonomide üretkenliğin, etkin kamu ve risk yönetimin sağlanması, Avrupa Birliği'ne giriş sürecinin hem iç hem de dış politikada yapılanmanın aracı haline getirilmesi yönünde öneriler getirildi. Her iki tip öneride de bu değişimin ancak seferberlik yaratılarak gerçekleştirilebileceği vurgulanmıştır.
* * * * *
Önümüzde 'fırsat penceresi' var, bir vizyon ve seferberlikle eğitimde önemli avantaj sağlayabiliriz
2015'te AB ülkelerinde 15 yaş ve altı nüfusun toplam nüfusa oranı yüzde 15, Türkiye'de ise yüzde 25 dolayında olacak. Doğru eğitim politikaları bu tabloyu avantaja çevirebilir
1997'de sekiz yıllık eğitimle başlayan reform atağı hızlandırılarak sürdürülmeli. Devlet kaynakları söz konusuysa öncelik erken çocuk eğitimi, temel eğitim ve ortaöğretime verilmeli
Türkiye, önümüzdeki 20 yıl içerisinde kaçırmaması gereken bir 'fırsat penceresi' ile karşı karşıya. Demograflar Türkiye'nin genç nüfusunun 2000 ile 2025 arasında mutlak olarak önce duracağını, bir dönem sonra ise hem mutlak olarak, hem de toplama oranla azalmaya başlayacağını öngörmekte. Açıkçası Türkiye 2025 yılından sonra genç nüfuslu bir ülke olmaktan çıkacak.
Önümüzdeki 20 yılın diğer bir önemi, hemen hepsi daha yaşlı bir nüfus yapısına sahip AB ülkeleriyle demografik karşılaştırmalarda ortaya çıkmakta. 2015 yılında AB ülkelerinde 15 yaş ve altı nüfusun toplam nüfusa oranının yüzde 15, Türkiye'de ise yüzde 25 dolayında olması beklenmekte. Bu durum, özellikle eğitimde gerekli politikalar uygulandığı takdirde, ülkemize önemli avantajlar sağlama potansiyeline sahip.
O halde Türkiye'nin 2000 ile 2025 yılları arasındaki 'fırsat penceresi'ni etkin biçimde değerlendirmesi, eğitim çağındaki nüfusun nitelikli eğitimiyle mümkün olabilecek. Dikkat edilirse demografik projeksiyonların yapıldığı 2000 yılından bugüne kadar yedi yıl geçmiş bulunmakta ve her geçen gün bu 'fırsat penceresi'nin biraz daha kapanmasına neden olmakta. Bu nedenle önümüzdeki yıllarda partilerimizin ve işbaşı yapacak hükümetlerimizin eğitim sorununu bir 'seferberlik' aciliyeti içinde ele almaları, 1997'de sekiz yıllık eğitimle başlayan reform atağını hızlandırarak devam ettirmeleri gerekmekte, çünkü hızla alınması gereken yol hayli uzun. Bazı göstergeler verecek olursak:
İlköğretim çağındaki 10 çocuğumuzdan biri okula gitmiyor.
Ortaöğretim çağındaki iki çocuğumuzdan biri okula gitmiyor.
Beş kadından biri okuryazar değil.
BM'nin 'Binyıl Kalkınma Hedefleri'ne (Millennium Development Goals) 2015'te ulaşamayabiliriz.
Uluslararası öğrenci değerlendirme çalışmalarının hepsinde başarı listesinin en alt çeyreğindeyiz.
Eğitimde seferberliği başlatabilmek için bir vizyon çerçevesinde uzun ve kısa vadeli hedeflerin iyi tespit edilmesi ve bütün imkânların bir plan çerçevesinde sabırla uygulamaya konulması gerekmekte.
Bu vizyonun ana unsurlarının aşağıdaki gibi olması gerektiğine inanıyoruz:
Eğitim sistemi birey ve toplumumuzu uluslararası veya küresel alanda rekabet edecek becerilerle donatacak ortamı sağlamalı.
Sorgulama, yaratıcılık, eleştirel düşünmeye teşvik ve saygı, insan haklarına duyarlılık, çoğulculuk bu vizyonun en önemli eksenleri olmalı.
OECD, Dünya Bankası, UNICEF gibi kuruluşların yaptığı karşılaştırmalı araştırmalar ülkemizde bir 'fırsat eşitliği' sorununa işaret etmekte.
Aynı araştırmalar temel ve ortaeğitimde önemli bir kalite eşitsizliği sorununa da işaret etmekte. Az sayıdaki bazı okullarımızın uluslararası standartlarda eğitim vermesine karşılık, okullarımızın çoğu bu standartları yakalayamadığından, öğrencilerimizin ortalama performansı karşılaştırmalı araştırmalarda çok gerilerde çıkmakta. Fırsat eşitliği çerçevesi içerisinde 'herkese kaliteli eğitim' ilkesi de hayati öneme sahip.
Kanımızca yukarıda ana hatları özetlenen vizyon çerçevesinde aşağıda tespit ettiğimiz 15 başlık uzun vadeli bir 'seferberlik' politikasının ana başlıkları olmalı. Ayrıca devletin tahsis ettiği kaynaklar söz konusu olduğunda önceliğin erken çocukluk eğitimi, temel eğitim ve ortaöğretimde olması gerektiğini düşünüyoruz. Aşağıda özetlenen 15 başlığın ilk beşini öncelikli görüyoruz ve yeni hükümetin bunları vakit geçirmeden bir 'seferberlik anlayışı' içinde ele alması gerektiğine inanıyoruz.
- 1. Öğretmenlere, yukarıda özetlenen vizyondan yana bireyler yetiştirmeleri için, gereken donanımın kazandırılması amacıyla, 2008-2012 yılları 'Öğretmen Beş Yılı' ilan edilmeli. Bu bağlamda öğretmenlerin statülerinin güçlendirilmesine, kaliteli insan gücünün eğitim sektörüne katılmasına, profesyonel gelişiminin sağlanıp eğitim sisteminde tutulmasına yönelik öğretmen politikaları, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerin de katılımıyla en geç iki yılda geliştirilip uygulama süreçleri başlatılmalı.
2. Beş-altı yaş arası çocuklarımız erken çocukluk eğitimi çerçevesinde 2008 yılında zorunlu eğitim kapsamına alınmalı.
3. Ortaöğretim zorunlu hale getirilmeli.
4. Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin öncelikli alanlar doğrultusunda daha verimli kullanılmasını sağlamak üzere gerekli düzenlemeler yapılmalı ve bütçe kademeli olarak artırılarak önümüzdeki beş yıl içerisinde merkezi yönetim bütçesinin yüzde 20'si hedeflenmeli.
5. Kız ve erkek tüm çocukların kaliteli ilk ve ortaöğretime ulaşabilmeleri amacına yönelik stratejik eylem planı 2008 yılı sonuna kadar hazırlanmalı ve bu amacı sağlamak üzere tüm sosyoekonomik, fiziksel ve cinsiyete dayalı engellerin kaldırılmasına yönelik 'olumlu ayırımcılık' politikaları oluşturulmalı.
6. Müfredat reformu, ders kitapları reformuyla birlikte yukarıda özetlenen eğitim reformu vizyonu çerçevesinde muhakkak gerçekleştirilmeli.
7. Öncelikle ilköğretim okullarında altyapı iyileştirilmeli ve okul yönetimlerindeki yaratıcı çözüm bulma potansiyelini harekete geçirebilmek amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinden tespit edilecek bir tutar doğrudan okullara tahsis edilmeli. Bu kaynağın doğru hedeflere yönelik harcanıp harcanmadığının denetiminin, yöneticileri teşvik edici, özendirici ama kesinlikle bezdirici olmayan yöntemlerle yapılması, performansın ölçülüp değerlendirilmesi sağlanmalı.
8. Milli Eğitim Bakanlığı, merkeziyetçiliği azaltmak, yerel yönetim ve sivil toplum kuruluşlarının potansiyellerinden yararlanmayı gerçekleştirmek üzere yeniden yapılandırılarak esnek bir yapıya kavuşturulmalı.
9. Temel ve ortaöğretimde yabancı dil eğitimi, en az bir dil olarak, etkinleştirilmeli.
10. Meslek liseleri güçlendirilmeli ve çağdaş bir düzeye kavuşturulmalı. Bu amaçla, meslek eğitimi reel sektörle entegre edilmeli ve dolayısıyla çağımızda reel sektörde hızla meydana gelen değişime duyarlı hale getirilmeli.
11. Ortaöğretim Kurumları Seçme Sınavı ve Yükseköğretim Öğrenci Seçme Sınavı'yla (ÖSS) ilgili yapılacak değişiklikler öğrencilerin okullarda öğrenme süreçlerini teşvik edecek bir şekilde yenilikçi bir yaklaşımla tasarlanıp uygulanmalı. Ortaöğretim ve yükseköğretimin kesiştiği yerde yer alan ÖSS'nin yeniden tasarlanması için Milli Eğitim Bakanlığı ile YÖK yapıcı bir diyalog içinde olmalı.
12. Yükseköğretim sistemi, üniversite sayısının 115'e yükseldigi günümüzde, çağa uygun olarak çeşitliliğe olanak sağlamalı. 1982 yılında ve 29 üniversite için, biraz da 'tek tip' üniversite modeliyle tasarlanmış sistem, esnek ve kurumsal üniversite özerkliğini ön plana çıkaran bir yapıya kavuşturulmalı. YÖK yalnız eşgüdüm ve planlamadan sorumlu olmalı ve kesinlikle, YÖK bünyesi dışında bağımsız bir kalite değerlendirme kuruluşu kurulmalı. Üniversitelerimizin uluslararası düzeyde yarışabilmelerini sağlamak üzere uluslararası akreditasyon ve kalite süreçlerine başvurmaları özendirilmeli.
13. Devlet, öğretim üyesi yetiştirme programları tasarlamalı. Yurtiçinde ve yurtdışında öğretim üyesi yetiştirme konusu kapsamlı bir atılım programı çerçevesinde düşünülmeli ve bu konuya yeterli kaynak ayrılmalı.
14. Kamu kaynaklarının bir seferberlik anlayışıyla özellikle erken çocukluk ve temel eğitime tahsis edilmesini önerdiğimizden, yükseköğretimin kendi finansmanına katkısını artırmak için bazı düzenlemelere gidilmeli. Bu amaçla üniversitelerin;
Sivil toplum kaynaklarından yararlanabilmelerini için teşvik edici yasalar (vergi gibi) çıkarılması sağlanmalı.
Öğrenci katkı paylarının fırsat eşitliğini engellemeyecek biçimde gerçekçi düzeylere getirilmesi ve burs ve kredi olanaklarının artırılmasıyla birlikte ele alınarak sosyal adalet ilkesi zedelenmeden üniversitelere ek gelir imkânları yaratılmalı.
- 15. Din eğitimi zorunlu olmaktan çıkarılmalı, isteğe bağlı hale getirilmeli. Örgün eğitim içindeki din kültürü ve ahlak bilgisi eğitimi devletin her dine ve mezhebe eşit uzaklıkta durduğu bir laiklik anlayışı temeline oturtulmalı.








'Radikal Fikir Platformu'nda her kavram ciddi tartışmalarla ele alındı. FOTOĞRAF:
Prof. İbrahim Kaboğlu, grup çalışmalarında sunum yapan isimlerdendi. FOTOĞRAF:
Reform tasarlamak ve uygulamak sadece kanun ve yönetmelik hazırlamak değildir. Kamu yönetim reformların yönetilmesi gereken bir süreç olduğunu dair bir anlayış siyasetçide reformu yönetecek bir beceri de bürokraside yoktur
Radikal Fikir Platformu'ndaki çalışma gruplarından biri de 'Devletin Yeniden Yapılanması' başlığı etrafında toplanmıştı. Grupta sunumu yapan Şerif Sayın (ortada), tartışmalar ışığında sonuç raporunu da kaleme aldı.