| Tartışma Platformu Gündemdeki önemli konular ve onlar hakkında yapılan yorumları buradan okuyabilir, siz de kendi yorumunuzu paylaşabilirsiniz... Tartışmaya katılabilirsiniz. |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
#1
|
Bunlara Baktınız mı?
05.08.07, 14:57
Bayrak, büst ve marş 10/06/2001 (368 defa okundu) AHMET İNSEL (Arşivi) Televizyon ekranlarının çoğunun üst köşesinde ya Türk bayrağının ya da Atatürk'ün portresinin sürekli dalgalanması, 1990'larda moda oldu. Ondan önce de, bir bayrak ve Atatürk büstü tapınması elbette vardı. Ama 1980'den sonra bu derece derece yükselerek, geleneksel "Atatürk milliyetçiliği"nin sınırlarını kat be kat aştı. Olur olmaz zaman ve yerde İstiklal marşı okunur oldu. PKK'ya karşı sürdürülen savaşın kızışmasıyla, milliyetçi ritüeller daha bir hamasileşip, yaygınlaştılar. Resmi ideoloji, günlük yaşamın her köşesinde ve her anında belli başlı simgelerin hazır ve nazır olmasına özel bir önem verir hale geldi. Bu ise, Türkiye'de resmi ideolojinin totaliter rejimlere özgü bazı yöntemlere başvurmasına yol açtı ve açmaya devam ediyor. Sovyetler Birliği'nde rejimin toplumsal meşruiyeti zayıfladıkça, Leninizm'in ritüel boyutu artardı. Lenin heykellerinin çoğalmasıyla, Sovyet rejiminin kendini tehlikede hissetmesi arasında yakın bir ilişki vardı. Sovyet rejiminin buzullaşma dönemi olan Brejnev yönetiminde "komünist ritüel", zaman ve mekân ötesi bir içerik kazandı. Romanya, Arnavutluk veya Kuzey Kore gibi ikinci sınıf totaliter rejimlerde ise, rejim bir liderle bütünüyle özdeşleşmişti. Hayatta olan bu lidere tapınma, rejimin neredeyse en önemli uğraşı haline gelmişti. Kuzey Kore'de Kim İl Sung'un yerini alan oğlu, babasının şahsı etrafında oluşturulmuş ululaştırma, hatta tanrılaştırma pratiğini sürdürüyor. Totaliter olmaktan ziyade had safhada otoriter olup, kişi diktatörlüğüne dayanan Suriye türü rejimlerde de, belli başlı meydanları ve yolları Ulu Önder'in ya resmi ya da heykeli süslüyor. Faşist ve nazi totaliter rejimleri de, kişi tapınmasına, kitle gösterilerine, bütün kamu ve özel alanlarda parti bayrağı, Ulu lider fotoğrafı ve rejimin diğer simgelerinin yer almasına özen gösterirdi. Büyük resmi binaların ön cephelerini yukardan aşağı kaplayan bayraklar, nazizm ve faşizmin alameti farikalarıydı. Yakın zamanlarda Türkiye'de yayımlanan bir kanunla, resmi binalarda Türk bayrağının sürekli dalgalanması zorunluluğu getirildi. Dikkatinizi çekmiştir, Ankara'nın yüksek resmi binalarının çatılarında ya da ön cephelerinde büyük bir Türk bayrağı sürekli asılı duruyor. Bazı meydanlarda onlarca Türk bayrağı sürekli dalgalanıyor. Öyle ki, çoğu yerde artık daha fazla bayrak asmak mümkün olmadığı için, resmi bayramlarda ilaveten bayrak asmak anlamsızlaşıyor. İnsan ister istemez kendi kendine soruyor: Buralarının Türkiye toprakları olduğu konusunda bir gizli şüphe mi var ki, böyle bir sürekli bayrak rejimine ihtiyaç duyuluyor? İstiklal Marşı okunurken, herkesin nasıl davranacağı, kimin başının açık olacağı da artık kanunla belirlenmiş durumda. İlköğretimde çocuklar artık bahçede her sabah içtima yapıp, güne İstiklal Marşı'yla başlıyorlar. İstiklal Marşı'nı birkaç kez okumak mümkün olmadığından olsa gerek, yeni moda, herhangi bir resmi ya da yarı resmi toplantıda defalarca Onuncu Yıl Marşı okumak. Resmi binaların hepsinde en az bir Atatürk köşesi olması, 1980 sonrasının icadıydı. Şubat 2001'de Milli Eğitim Bakanlığı Tebliğler Dergisi'nde yayımlanan bir yönerge, bunu bir adım daha ileri götürüyor. "Kamu Kurum ve Kuruluşları, Belediyeler, Vakıflar, Dernekler ve Meslek Odaları tarafından Milli Eğitim Bakanlığı'nın denetim ve gözetiminde ücretsiz olarak açılacak yaygın eğitim amaçlı kurslar yönergesi"nde, bu kursların açılış ve işleyişlerine ilişkin hükümler yer alıyor. Özel eğitim kurumları mevzuatı dışında kalan bu ücretsiz kurslarda, önce ders verebilmek için gerekli şartlar sıralanıyor. Kurs yöneticisinin en az yüksek okul mezunu olabilmesi, bu koşulları taşıyan yönetici bulunamaması durumunda ise, mülki amirin uygun göreceği, en az lise ve dengi okul mezunu emekli memurlar arasından görevlendirme yapılabileceği belirtiliyor. Buna ilaveten, kurslarda görev alacak öğreticilerin, valiliklerce düzenlenecek yetiştirme ve uyum kurslarına katılmaları zorunlu kılınıyor. Bu yetiştirme ve uyum kurslarının ne içereceklerini tahmin etmek zor değil. Yönerge, bu önlemlerle de yetinmeyip, "kurs binasının; derslik, yönetici ve öğretmen odalarında çerçeveli Türk bayrağı, Atatürk resmi, resme göre sağında İstiklal Marşı, solunda Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'nin mevzuata uygun şekilde asılması"nı şart koşuyor. Es kaza, İstiklal Marşı Atatürk'ün solunda olursa, kurs açma izni iptal edilebilecek! Bir derneğin yaygın eğitim amaçlı ücretsiz bir kurs girişimine izin vermek için, kurs binasının bütün odalarında bu "malzemenin" duvarlarda eksiksiz ve mevzuata uygun biçimde asılı olmasını şart koşan bir zihniyet nasıl tanımlanabilir? Bir meslek odasının açacağı meslek kursunun yöneticisinin ya yüksek okul mezunu olması ya da lise mezunu bir emekli memur olması şartı neyle izah edilebilir? Bu beyni donmuş zihniyet, ancak her odasında Türk bayrağı, Atatürk resmi, İstiklal Marşı ve Gençliğe Hitabe bulunduğu zaman bir kurs girişiminin "çağdaş" olabileceğine inanıyor. Ancak bu koşullar yerine geldiğine inandığında huzur buluyor. Bu resmi kimliğin giderek benimsediği totaliter tınıyı hadi bir kenara bırakalım. Ama Türkiye toplumuna giydirilmek istenen bu "çağdaş" kimliğe biraz dışarıdan ve soğukkanlılıkla baktığınızda, bu bir deli gömleğine benzemiyor mu? ainsel@turk.net |
| Sponsorlar |
| |