iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 21:59 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Tartışma Platformu » Atatürk'ü rahat bırakın!

Tartışma Platformu Gündemdeki önemli konular ve onlar hakkında yapılan yorumları buradan okuyabilir, siz de kendi yorumunuzu paylaşabilirsiniz... Tartışmaya katılabilirsiniz.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 16.08.07, 20:45
Standart Atatürk'ü rahat bırakın!

16.08.07, 20:45





Hasan CEMAL
Köhne düzen, yeni âlem (2)Atatürk'ü rahat bırakın!


Evet öyle, Atatürk'ü rahat bırakın. Yetti artık, Atatürk'ü siyasete alet etmekten vazgeçin. Seçim meydanlarında Atatürk'ü kullanmayı bırakın.
Hele, bu devirde daha hâlâ kalpaklı Atatürk resimleriyle savaş tam tamları çalmak belki de Atatürk'e yapılabilecek en büyük ayıplardan biridir.
Şunu bilmekte yarar var:
Siyasette Atatürk istismarı, 'eski Türkiye'nin, 'köhne düzen'in kötü bir alışkanlığıdır. Türkiye'de demokrasi ve hukuk devletinin gecikmesinde bu Atatürk istismarının payı büyüktür.
Türkiye'de demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan hakları düzenini, kadın erkek bütün insanların refah içindeki eşitliğini bayrak edinmesi gereken 'yeni Türkiye'nin, İstiklal Savaşı'nı yapan ve Türkiye'nin yüzünü Doğu'dan Batı'ya çeviren Atatürk ile alıp veremediği bir şey yoktur, olamaz da.
Ama eğer rejimin adına demokrasi diyorsak, bırakalım, kim nasıl isterse öyle anlasın, öyle yorumlasın Atatürk'ü, Atatürkçülüğü.
Herkes gönlünce takılabilir.
Kimi sever, kimi sevmez.
Doğru olan, her şeye olduğu gibi Atatürk'e de eleştirel yaklaşabilmektir. Birtakım ezber ve klişelerden vazgeçip, Atatürk'ü artılarıyla eksileriyle, yaptıklarını ille de güzelleyerek değil, sorgulayarak da yerli yerine oturtmaya çalışmaktır.
Atatürk'ü, Atatürkçülüğü, Atatürk milliyetçiliğini ille de şöyle anlayacaksın demenin, belli bir anlayışı dikte etmeye kalkışmanın eleştirel düşünceyle, özgür düşünce ile ilgisi yoktur.
Demokratik düşünce en başta 'farklılıklar'la ilgilidir. Torna tezgâhından çıkmış tek tip bakış açılarını devlet zoruyla, yasa zoruyla, anayasa zoruyla kabul ettirmeye kalkışmanın demokrasilerde yeri yoktur, olamaz.
Böylesi ancak otoriter rejimlere özgüdür. Rengi ister kızıl, ister siyah veya kahverengi, ister yeşil olsun totaliter dikta rejimlerine mahsustur.
Herkesin kendince bir Atatürk'ü, Atatürkçülüğü var bu ülkede. Örneğin kimine göre Atatürkçülük deyince, Avrupa Birliği'ne karşı çıkacaksın.
Bence öyle değil.
Kimine göre Atatürkçülük deyince, pazar ekonomisine karşı çıkacak, devletçiliği savunurken küreselleşmeye dikleşeceksin.
Bence öyle değil.
Kimine göre özelleştirmelere karşı çıkacaksın, "Vatan satılıyor!" diye.
Bence öyle değil.
Kimine göre, iktidarın ilk kez halkoyuyla el değiştirdiği 1950 seçimlerini karşı devrim diye niteleyeceksin.
Bence öyle değil.
Kimine göre, laiklik derken dinin devlet tarafından kontrolünü ilke edineceksin.
Bence öyle değil.
Kimine göre, laiklik için demokrasiyi feda edeceksin.
Bence öyle değil.
Kimine göre farklılıkları görmezlikten gelecek, mesela Kürtlerin kültürel haklarına karşı çıkacaksın.
Bence öyle değil.
Kimine göre, "Ne mutlu Türküm diyene!" demeyeni Türkiye'nin ebedi düşmanı sayacaksın.
Bence öyle değil.
Kimine göre, askeri müdahalelere yeşil ışık yakacak, muhtıralara alkış tutacaksın.
Bence öyle değil.
Kimine göre, asker-sivil bürokrasinin rejim üzerindeki vesayetini savunup, bu amaçla örneğin Çankaya'nın elde tutulmasını talep edeceksin.
Bence öyle değil.
Kimine göre, Atatürk'ü yasalarla koruyacaksın.
Bence öyle değil.
Kimine göre, upuzun direklere koskocaman Türk bayrakları çekmek, her yanı Atatürk'ün heykel ve büstleriyle donatmayı Atatürk'ü sevmek sanacaksın.
Bence öyle değil.
Kimine göre, seçim sandığından çıkan çoğunluğa güvenmeyeceksin.
Bence öyle değil.
Kimine göre, 'vatansever çeteler'e, faili meçhul cinayetlere bile göz yumabileceksin.
Bence öyle değil.
Kimine göre Atatürkçülük deyince, "Asker abiler kızar sonra!" sendromunu normal karşılayacaksın.
Bence öyle değil.
Elbette benim gibi düşünmek zorunda değilsiniz. Ama ben de sizin gibi düşünmek zorunda değilim.
Zaten bunun için Atatürk'ü rahat bırakalım, birbirimize dikte etmeye kalkışmayalım diyorum. Eğer burada mutabıksak, örneğin değerli anayasa hukukçusu ve yeni AKP milletvekili Prof. Dr. Zafer Üskül'ü anlamak da kolaylaşır.
Ne diyor Prof. Üskül:
"İdeolojiler, siyasi partilerin işidir. Her siyasi parti kendine özgü bir ideolojiyi savunabilir. Kemalist bir parti de kurulabilir. Ama anayasalar bütün bu ideolojilere eşit mesafede durmalıdır. Renksiz olmalıdır. Avrupa anayasa anlayışı da böyledir."
Soruluyor Üskül'e:
"Atatürk milliyetçiliğiyle Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık ifadelerinin anayasadan çıkarılması mı gerekecek?"
Yanıt:
"Yer almaması doğru olur diye düşünüyorum. Bu bir eksiklik değildir. Atatürk'ün bütün ulusun önderi olduğu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucusu olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Bu ortak değerdir. Herkesin sahip olması gereken bir ortak değer. Ancak Atatürk başka şeydir, Kemalizm veya Atatürkçülük başka bir şeydir. Anayasa bu anlamda Kemalizm ideolojisinin izini taşıyor." (Sabah, 27.07.07, s.27)
Ne var ki bu sözlerde?
Biliyorum, daha hâlâ köhne düzenin gözlükleri ile bakarak, 'yeni Türkiye'yi okumaya çalışmak gittikçe zorlaşıyor.
"Köhne düzen, yeni âlem" yazılarının üçüncüsü yarın asker düşmanlığı ile devam edecek.

h.cemal@milliyet.com.tr
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 16.08.07, 20:47
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: Atatürk'ü rahat bırakın!



Hasan CEMAL

Gerilim değil yumuşama!


Kimse Abdullah Gül'ü sevmek ya da beğenmek zorunda değildir. Herkes kendi aklınca, kendi gönlünce bir Gül değerlendirmesi yapabilir.
Kimilerinin kafasındaki, yüreğindeki cumhurbaşkanı olmayabilir Abdullah Gül. Kimileri de onu Çankaya'ya yakıştırır.
Hepsi mümkün.
Kimse kimseye karışamaz.
Farklılıklara saygıdan, değişik görüşlere tahammül ya da toleranstan geçer demokrasi yolu.
Oyunun kurallarına bağlı olmak koşuluyla istediğiniz gibi düşünmekte özgürsünüz, adı demokrasi olan düzende.
Oyunun da birçok kuralı vardır.
Ancak, halkın oyuyla seçim sandığı olmadan demokrasi oyunu oynanmaz. Demokrasi son tahlilde seçim sandığında gerçekleşir.
Meşruiyet sandıktan çıkar.
Altında millet iradesi yatar.
AKP, iki seçmenden birinin oyunu alarak kazandı 22 Temmuz seçimlerini. Üstelik seçimlere katılım yüzde 87 gibi rekor düzeyde gerçekleşti.
Ve AKP, meşruiyet tabanı bir önceki seçimle mukayese edilemeyecek kadar genişlemiş bir parlamentonun içinden Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanlığına aday gösterdi.
Gül'ün bu ayın sonuna doğru, üçüncü turda seçilip Çankaya Köşkü'nün 11. sahibi olması bekleniyor.
Kısacası:
Her şey Anayasa'ya uygun.
Sözüne de, özüne de uygun.
Dolayısıyla da meşru...
Onun içindir ki, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığını meşruiyet açısından tartışma konusu yapmak doğru değil.
Birinci nokta bu.
İkinci noktaya gelince...
Dayatma, hesaplaşma, intikamcılık, rövanşizm gibi güncel sözcüklerle ilgili. Abdullah Gül'ü Çankaya'nın kapısına getiren anayasal kuralları savunmanın bu sözcüklerle hiçbir ilgisi yoktur, olamaz da.
İki seçmenden birinin oyunu alarak seçimleri kazanmış bir çoğunluğun kendi adayını cumhurbaşkanı seçmesi dayatma değildir.
Eğer ille de dayatma arıyorsanız, çok fazla geriye gitmeniz gereksiz, 27 Nisan tarihli gece yarısı muhtırası dayatma girişiminin ta kendisidir. Duyarlığınızı bu konuda göstermeniz demokrasi kültürüne daha uygun düşer.
Askerin siyasete müdahalesine karşı çıkmanın da intikamcılıkla, rövanşizmle ilgisi yoktur. Demokrasiyi savunmanın adı ne zamandan beri intikamcılık, rövanşizm ya da asker düşmanlığı oldu ki?..
12 Eylül gibi Türkiye'de demokrasinin kolunu kanadını kıran ve ülkeye deli gömleği giydiren rezil bir darbenin sonuçlarını ortadan kaldırmak için sivil anayasa yapılmasını istemek ne diye rövanşizm olacakmış ki?..
Geçelim.
Hesaplaşmaya gelince...
22 Temmuz'un bir açıdan 27 Nisan'la bir hesaplaşma olduğu söylenebilir.
Bu da doğaldır.
Siyasete dışarıdan müdahalenin seçim sandığında ters tepmiş olması, bizim yakın tarihimizdeki ilk örnek de değildir.
Öte yandan, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığını -Baykal sözcülerinin yaptığı gibi- askerle hesaplaşma, cumhuriyetle hesaplaşma diye yorumlamaya kalkışmak iyi niyetli bir çaba değildir.
Askeri kışkırtmaktır çünkü.
Askerle hesaplaşma, cumhuriyetle hesaplaşma diyerek kriz üzerinden siyaset yapmaya çalışmak, Türkiye'ye iyilik değildir. Türkiye'yi germektir, kutuplaştırmaktır çünkü. (Bu arada anlaşılan o ki, Baykal ve sözcüleri daha hâlâ 22 Temmuz'dan gerekli dersi çıkaramamış durumdalar, yazık)
Oysa Türkiye'nin, tam tersine, yumuşamaya ihtiyacı var.
Seçimler yapıldı.
Özgür ve serbest seçimler.
Kazanan belli, kaybeden belli.
Hâlâ askerci tavırlar!
Hâlâ kriz tamtamları...
Olacak şey mi?
Yinelemekte yarar var:
Türkiye'nin gerilime, kutuplaşmaya değil, yumuşamaya ve istikrar ortamına ihtiyacı var.
22 Temmuz'u doğru okuyalım.

h.cemal@milliyet.com.tr
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 16.08.07, 21:31
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: Atatürk'ü rahat bırakın!


Mustafa Kemal’i Anlamak
I

Mustafa Kemal’i anlamak gerek
Tabulaştırmadan
Putlaştırmadan
Betonlaştırmadan

Tüm büyük insanları anlamak gibi
Dondurmadan
Soldurmadan
Durdurmadan

Gösterdiği yoldan
Akıl ve bilimden şaşmadan
Çağın koşullarına
Dünya gereklerine göre

Tartışarak tartışılmazı
Tahammül göstererek
Farklı düşüncülere...

II

Bugün yaşasaydı
Ne yapardı diyerek
Arayış içinde sürekli
Devinmek devinmek

Çağdaşlaşmanın klavuzunu
Gericileştirmemek

Hataları yinelememek
Anlayarak bilerek
Kendini geliştirerek
Mustafa Kemal’i anlamak gerek

Tabulaştırmadan
Putlaştırmadan
Betonlaştırmadan
Tüm büyük insanları anlamak gibi
Dondurmadan
Soldurmadan
Durdurmadan...

III


Küp üstüne küp
Düş üstüne gerçek koyarak
Bir iken iki
İki iken üçe sıçrayarak
Sıfırdan nasıl tam sayıya
Çıkıldığını anlamak
O kadrolar öncülüğünde
Bu topraklar üzerinde

Ve hatasız olmadığını
Yapıcı/eleştirel
Bakılabileceğini
Görmek Mustafa Kemal''i

Onun bir ideoloji değil
Çağdaşlaşma projesi
Önerdiğini

Mustafa Kemal’i anlamak gerek
Yalın dilinin altında
Keşfederek ve işleyerek cevheri…

Semih Seyyid
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 23.08.07, 00:02
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: Atatürk'ü rahat bırakın!

Sayın Öner Bey,
Kemalizm ve Atatürkçülük, sizin de sözünü ettiğiniz bazı kesimler tarafından, söylemlerinin ve faaliyetlerinin meşrulaştırılması ve bu sayede "iktidar"larının devamlılığının sağlanması amacı ile kullanılagelmiştir. ülkemizin, çağın gereklerine uygun yönetimsel değişiklikleri gerçekleştirememiş olmasının en önemli nedeni budur. Laik bir devlet kurmayı amaçlarken Kemalizmi gizli bir devlet dinine dönüştürenler oldu. Sanırım bu konuda sizinle aynı çizgideyiz.
Belki benim sözlerimin de çelişkili olduğunu düşüneceksiniz ama Bence Mustafa Kemal tarihin asla silemeyeceği çok büyük bir insan. her Türk vatandaşı onu tanımalı ve hayatını bu ülkeyi kurup yaşatmak için adadığını bilmeli. Bildiğiniz gibi, "Tarihin Sonu", Marx ın önemini azaltmayıp bilakis yeniden-değerlendirmesi ihtiyacını doğurmuştur. Atatürkçülüğü iktidarlarının kaynağını yapan ve başarısız olan kesimler nedeni ile Mustafa Kemal'in "biryerlerden" silinmesini kabul edemem. Yaşadığı dönemin en çağdaş fikirlerine sahip olan ve büyük bir azimle fikirlerini hayata geçirmeye çalışmış olan bu büyük insan da en azında bir yeniden-değerlendirilmeyi hak etmektedir. Zira bilim, doğada değişmeyen bir gerçeklik yada nesne olmadığını göstermiştir bizlere. Atatürk ilkeleri de değişmez değildir. önemli olan ruhunu doğru şekilde anlayabilmek.
benim asıl endişe duyduğum konu bu değil. Bir zamanlar "kim daha Atatürkçü, kim değil? tartışması ile oy avcılığı yapan bir takım insanların yerini gelecekte "kim daha Müslüman, kim değil? tartışmasını yapanların alabilecek olmasından endişe duyuyorum. Ülkemizin siyasi "merkezi" dindarlaştıkça bölünme kaçınılmaz olacaktır. Mevcut anayasanın getirdiği bürokrasi anlayışının başarısız olduğu çok açık. Ancak siyasi iktidarın gerçekleştirmeye çalıştığı ve ilk bakışta demokratikleşme ve özgürlük alanlarının genişletilmesi gibi görünen paradigma değişikliğinin bizi daha iyiye götürmeyeceğini düşünüyorum. bilakis toplumda inanan inanmayan, ibadet eden etmeyen, ibadetini x mezhebin anlayışına göre yapan ve y mezhepe göre yapan gibi birçok farklı ayrışmaya ve kutuplaşmalara yol açacağını düşünüyorum. İnsanların kafalarının dışındaki değil içindeki önemlidir. ve ben bu kafalarla güzel bir yere gidilemeyeceğini düşünüyorum.
Saygılar sunuyorum.
İbrahim Koç






Sayın İbrahim Bey,

Mezkur şiir konusunda yaptığım eleştiriler Atatürk’e değil, şiiri yazanın düştüğü çelişkilere yönelik idi. Mustafa Kemal’in dışında bir Kemalizim, bürokrasinin her kurumuna işlemiştir bugün. Atatürk bu gün yaşasaydı, üniversitelerimizin neden başarısız olduğunu sorardı demişsiniz. Peki, bugün YÖK mevzuatının omurgasını oluşturan “Üniversitelerde Atatürk ilke ve inkılapları çerçevesinde eğitim yapılır” maddesi için ne düşünürsünüz acaba. Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı araştırma yaptığı, bilim ürettiği gerekçesiyle üniversitelerinden kovulan, savcılıklara sevkedilen bilim adamları konusunda ne düşünürsünüz. Görüldüğü gibi İbrahim Bey, “M. Kemal olsa nasıl yapardı” zihniyeti bu ülkede, M. Kemal dışında bir Kemalizm meydana getirmiştir ve silahlı gücü elinde bulunduran kurum, bunu kendi egemenliğini pekiştirme yolunda kullanmıştır. Din üzerinden siyaset yapılmasın neden karşıyız? Çünkü aynı şekilde, yine silahlı gücü eline geçiren, “dinimiz böyle emrediyor” diyerek, kendi egemenliğini din üzerinden pekiştirme yoluna gidiyor. Her din için geçerli bu. Ama din üzerinden siyaset yapılmasına karşı çıkanlar, aynısını Atatürk üzerinden yapıyorlar. Bu yüzden, aynı şekilde Atatürk üzerinden siyaset yapılmasına da son verilmelidir. “Atatürk bu gün olsaydı ne yapardı” sorusunun cevabı, silahlı gücü elinde bulunduranın o anki moral durumuna göre değişebilir. Atatürk’ün kapattığı partileri, İstiklal Mahkemeleri uygulamalarını, Ezanın Türkçeleştirilmesini dikkate alırsanız karşınıza farklı bir “Atatürk olsa ne yapardı” portresi çıkar. Birinci Meclisin Kuran hatimleri ile açılmasını, Balıkesir Hutbesini, eşini bir “boş ol” kağıdı ile boşamasını düşünürseniz farklı bir “Atatürk olsa ne yapardı” portresi çıkar. Bu yüzden Atatürk üzerinden siyasete bir an önce son verilmeli, bu ülkenin yasalarının her sayfasındaki “Atatürk ilke ve inkılaplarına göre…..” diye geçen başlangıç cümleleri kaldırılmalı ve yerine “Demokrasinin ve hukukun temel ilkelerine….” Konmalıdır. Kimse Atatürk ilke ve inkılapları adına bu ülkede darbe yapmaya, seçilmişleri sindirmeye, üniversiteleri liselerden beter hale getirmeye cesaret edememelidir.
Selamlar,
Öner ÖZBEK
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
Cevapla

Tags
ataturku rahat birakin

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz