Nüve Forum


Tartışma Platformu hakkinda Hangi demokrasi ile ilgili bilgiler


Demokrasi gerçekten en iyi yönetim biçimi midir? Plebisit tam temsili demokrasiyi sağlar mı? Halkın oyu, yönetenler tarafından nasıl imal edilir? 1946'da geçtiğimiz çok partili sistem hangi ülkeden ithal edildi? Demokrat

Tartışma Platformu Gündemdeki önemli konular ve onlar hakkında yapılan yorumları buradan okuyabilir, siz de kendi yorumunuzu paylaşabilirsiniz... Tartışmaya katılabilirsiniz.

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 13.04.10, 19:28
Deli Dolu
 
Üyelik tarihi: Aug 2006
İletiler: 143
mumunal ... O'nu tanımayan yok ki.mumunal ... O'nu tanımayan yok ki.mumunal ... O'nu tanımayan yok ki.mumunal ... O'nu tanımayan yok ki.mumunal ... O'nu tanımayan yok ki.mumunal ... O'nu tanımayan yok ki.mumunal ... O'nu tanımayan yok ki.mumunal ... O'nu tanımayan yok ki.
Standart Hangi demokrasi

Demokrasi gerçekten en iyi yönetim biçimi midir? Plebisit tam temsili demokrasiyi sağlar mı? Halkın oyu, yönetenler tarafından nasıl imal edilir? 1946'da geçtiğimiz çok partili sistem hangi ülkeden ithal edildi? Demokrat Parti ismi ve amblemi kimden kopyadır? Peki, günümüzde anayasa savaşını kim kazanacak? AKP'nin temsil ettiği 'Bulgur Demokrasisi' mi, yoksa CHP'nin temsil ettiği 'Korku Demokrasisi' mi? Dünyadan ülkemize bir demokrasi yolculuğuna var mısınız?
Anayasa tartışmalarının alt zemininde hep demokrasi var. Bu demokrasi ne menem şeydir ki isteyen dilediği gibi anlayabilsin. Yani düşünebiliyor musunuz? Bir yüksek yargı mensubunun doğrudan kendi alanına giren bir yasal düzenleme konusunda fikir yürütmesi demokrasiye müdahale sayılıyor. Ama hayatı boyunca eline anayasa kitapçığı almamış bir vatandaştan anayasa değişikliğini oylaması isteniyor. Ve bu da demokrasi kahramanlığı ilan ediliyor?

Demokrasi gerçekten en iyi yönetim biçimi mi?
Demokrasi, sözlük anlamına bakacak olursak kısaca tüm vatandaşların devlet politikasın da eşit söz sahibi olmasıdır.
İlk çıkışı Antik-Yunan da oldu. Site (Şehir) devletlerin doğrudan halk tarafından yönetilmesi esasına dayanıyordu. Ama bir farkla... Halkın tamamı agora denilen büyük meydanda toplanıyor ve alınacak kararlar orada tartışıldıktan sonra oylanıyordu. Yani tüm halkın doğrudan katılımı... Ama demokrasinin bu ilk deneyinde de sakatlık yok değildi. Çünkü kadınlar ve kölelerin oy hakkı bulunmuyordu. Yine de bu demokrasi deneyi, insanlığın ilk deneyi olarak başarıya ulaştı. Adına Atina Demokrasisi dendi.

DEMOKRASİ İYİ MİDİR?
Bugün anladığımız anlamda demokrasiye dünyanın çeşitli yerlerinden itirazlar yükseliyor. Demokrasinin en iyi yönetim biçimi olmadığını artık açık açık söylüyorlar. Demokrasiye el altından müdahale eden ve eğitimsiz kitleleri manipüle ederek istediği yönetimleri başa getiren güçlerin, sürekli 'Ama halk böyle istiyor' yalanına sığındıklarını vurguluyorlar.
Gerçekten de demokrasi eyyamcılığı yayıldı. Sistem de ters giden şeylere itiraz mı ettiniz. Hemen yafta hazır 'demokrasi düşmanı!' Veya ben bu haliyle sistemi beğenmiyorum mu dediniz, 'dikta mı istiyorsun' gibi tuhaf anlamsız sorularla karşılaşıyorsunuz.
Amerika dünyanın gözü önünde Irak'ı kana boğarak işgal ederken kullandığı tek gerekçesi neydi hatırlayın 'Irak'a demokrasi getirmek'
Kan ve gözyaşıyla gelen demokrasi olur mu? Madem halk Baas rejiminin altında bunalmıştı, neden halen Amerikan birlikleriyle çatışıyorlar. Üç beş işbirlikçi dışında halk neden koşa koşa kendine demokrasi getiren askerleri kucaklamıyor?
Demokrasi artık emperyalizmin ve dünya kartellerinin elindeki harika bir oyuncaktır. Koca
Doğu bloğunu aynı oyuncakla yerle bir ettiler. Şimdi İslam alemine daldılar. Kendilerine tehdit olabilecek her ülkeye, her düşünceye, örgüte aynı gerekçeyle posta koyuyorlar. Demokrasi... !
Hadi yarı totaliter rejimlere silahla müdahale ediyorlar. Peki, bizim gibi kırık dökük de olsa çok partili sistemlerle idare edilen ülkelerde ne yapıyorlar?
Orada da kendi iktidarlarını kuruyorlar. Hem de halkın rızasını alarak.
(Çünkü biliyorlar ki 'halkın isteği' imal edilebilir. Noam Chomsky ve Edward S. Herman'ın yazdığı 'Rıza'nın İmalatı' halkın onay vermek zorunda bırakılma konusunu işler... Halkın aleyhine çalışan bir kişinin medya aracılığıyla nasıl da kahraman ilan edilebildiğini uzun uzun örneklerle anlatırlar. Özellikle medya çağında her türlü kahraman itinayla imal edilebilir.)

AMERİKA NEYİMİZ OLUR?
Düşünebiliyor musunuz? Halkımızın en nefret ettiği ülke ABD'dir ama halkın oyuyla iktidara gelen hiçbir parti ve lideri Amerika'ya karşı bir politika üretmedi, üretmeyi aklına bile getirmedi. (Sakın İsmet İnönü var demeyin. Tarihimizde gördüğümüz en büyük Amerikan dostu İsmet Paşa'dır. Amerika'ya hiçbir zaman itiraz etmemiştir.) Zaten demokrasimiz de Amerika'dan ithaldir. Amerika'da Cumhuriyetçi ve Demokratik Parti olarak iki büyük parti 1850'lerden bu yana mücadele ediyordu. Cumhuriyetçi Parti daha muhafazakar ve sağ kulvardaydı. Demokratik Parti ise daha özgürlükçü ve liberal sol politikaları benimser. (Gelin de İdris Küçükömer hocaya hak vermeyin. Muhafazakar olan CHP'dir. Daha özgürlükçü olan ise Demokrat Parti geleneğidir diyordu. Yani sağ aslında sol, sol ise aslında sağ diyordu. )

DP ADI NEREDEN GELİYOR?
Peki, 1945'te ünlü dörtlü takrirle Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrılan ve Celal Bayar, Adnan Menderes ve arkadaşları, kurdukları partilerine hangi ismi verdiler. Demokrat Parti. Çünkü model Amerika'dan ithaldi. Bu Amerikan tipi demokraside iki partiye ihtiyaç vardı. Üçüncüsüne gerek yoktu.
Demokrat Parti'nin amblemi de Amerika'daki adaşının benzeri oldu. Onlar bir eşeği sembol edinmişlerdi, bizimkiler eşeğin çağrışımlarını düşünüp atı tercih ettiler. At ve demokrat bir araya gelince köylü seçmen hemen sloganı buldu. Demirkırat!
Cumhuriyeti ve kurucu doktrini savunan CHP'nin karşısında halkın özgürlüğünü ve serbestliği savunan DP geleneği oldu. Ve seçimler hep seçmene rüşvet dağıtılan bir köşe kapmacadan öteye gidemedi. Halka kim daha fazla şirin gözükürse kim daha çok ikna ederse mührü o kaptı.

AMERİKA 12 MART'A NEDEN SES ÇIKARMADI?
Bu arada bu demokrasicilik oyunu da zaman zaman kesintiye uğradı. Ama bu askeri ara rejimlere Amerika'nın hiç sesi çıkmadı. Tabi ona karşı bir hareket oluncaya kadar.
Hele 12 Mart 1971 çok komiktir. İhtilal hazırlığı yaptıkları gerekçesiyle birçok yüksek rütbeli subay, ihtilal yapmış başka subaylar tarafından cuntacılık suçlamasıyla sorguya çekildiler. Ziverbey sorguları o kadar tuhaftır ki. Sorgucular cuntanın başı olarak gördükleri Faruk Gürler ve Muhsin Batur aleyhinde ifade alabilmek için subaylara baskı yapıyorlardı. Ama onlara bu yetkiyi veren güç ise bu iki komutanın da imzasını taşıyan bir muhtıraydı.
Amerika, askerlerin her nasılsa 'kısa sürede demokrasiye dönüleceği' sözüne güvendi ve 12 Mart'a da ses çıkarmadı.
Yani bir nevi 'ben kazandığımda maç biter' oyunu... Amerika'nın aleyhine olmadığınız sürece demokrasiyi istediğiniz gibi kullanabilirsiniz.
Peki düşe kalka giden bu demokrasi serüvenimizde halkın iradesi tam olarak meclise yansıdı mı?
Elbette hayır.
Sadece yüksek barajdan bahsetmiyorum.
Aşkın ve eksik temsil var. Yani aldığın oy oranının altında temsiline eksik temsil fazlasına ise aşkın temsil deniyor. Seçim tarihimiz boyunca o kadar dramatik temsil örnekleri var ki?
Yıl 1954. İktidardaki Demokrat Parti'ye karşı, İsmet Paşa'lı CHP yüzde 35.4 oy oranıyla sadece 31 milletvekili çıkarabildi. Yüzde 35 oya karşın Meclis'teki temsili yüzde 5.7'de kaldı. Demokrat Parti ise aynı seçimlerde aldığı yüzde 57.6 ile Türk seçim tarihinin rekor oy oranını yakalasa da asıl rekor parlamentoda ki yüzde 92.8'lik temsil oranıydı.
Düşünsenize 2002 seçimlerinde yüzde 34 oy alıp sahip olduğu 368 milletvekiliyle neredeyse tek başına anayasa değişikliği yapma hakkını yakalayan Tayyip Erdoğan ve yüzde 35 ile sadece 31 milletvekili çıkaran ve muhalefete razı gelip kabuğuna çekilen bir İsmet Paşa.
Demirel, 1965 seçimlerinde, barajın uygulanmadığı 'milli bakiye' gibi en gerçekçi ama en zor seçim sisteminde tam yüzde 52.9 oy aldı. Ve aldığı oyların neredeyse tamamı meclise yansımış ve Adalet Partisi Meclis'te yüzde 53 ile temsil edilmişti. Ne aşkın ne de eksik temsil!
Seçmenin kullandığı oyun olduğu gibi Meclis'e yansıması bakımından en adil seçim olarak hala 1965 seçimleri gösterilir.
Demirel, 1973'te iktidarı kaptırdığı Karaoğlan Ecevit yüzde 33.3 ile hükümet kurmayı başarınca, aylarca ondan 'hükümetin başı' veya 'başbakanlık koltuğuna oturtulmuş kişi' diye söz etmiş, küçümsemişti. Demirel'e göre % 33 tartışılır bir sonuçtu.
Son söz: Amerika'nın dizayn ettiği bir demokrasi anlayışını kabul etmek zorunda mıyız? Yoksa insanlık bu aldatmacadan kurtulmanın bir yolunu da bulacak mı?
Plebisitle yönetimi en doğru yönetim gibi bize yutturmaya kalkışanlara itiraz eden olmayacak mı? Veya Cumhuriyet elden gidiyor diye sürekli bize korku nöbetleri yaşatanlara karşı gelen olmayacak mı?
Demokrasi bu haliyle en iyi yönetim biçimi olamaz dediğiniz zaman 'ne yani dikta mı istiyorsun' diyenlere gülün geçin...
Tıpkı Demokrat Parti geleneğinin temsil ettiği 'Bulgur Demokrasisi'yle, CHP geleneğinin temsil ettiği 'Korku Demokrasisi'ne gülüp geçtiğiniz gibi...

Kaynak-Gürkan HACIR
Eklenmiş Resim
 
__________________

Güzel Sanatlar Fakültesi/Lisesi Yetenek Sınavlarına Hazırlık Kursu
Resim Yağlı Boya Hobi Kursu
Hızlı ve Etkili Okuma Kursu
Çocuklar için Hızlı Okuma Kursu
Çocuklar için Resim Kursu
Diksiyon Kursu
Nefes Teknikleri Kursu
Kişisel Gelişim Kursları
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
demokrasi, hangi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 13:07 .