| Tartışma Platformu Gündemdeki önemli konular ve onlar hakkında yapılan yorumları buradan okuyabilir, siz de kendi yorumunuzu paylaşabilirsiniz... Tartışmaya katılabilirsiniz. |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
#1
|
|
26.04.08, 16:27
Sabah Gazetesi’nde 14 yıl yazı yazdım. Lütfen böbürlenme, ego şişmesi saymayın. 14 yıl boyunca hep çok okunan, beğenilen, iktidarlar ve sivil-asker-bürokrat-büyük sermaye ayırt etmeden egemenlere eleştiri yağdıran yazarlardan oldum. Dinç Bilgin hapse girince Sabah’tan istifa edip, ayrıldım. Cumhuriyet’e gittim. VATAN’cılar (Zafer Mutlu-Güngör Mengi-Tayfun Devecioğlu-Selahattin Duman ve diğer arkadaşlar) Sabah’tan kopunca ve orada bir yazar boşluğu doğunca Dinç Bilgin beni gazeteye geri çağırdı. O sıralarda Dinç Bilgin, hapisten çıkmış, “banka almakla hata ettim, bundan sonra sadece gazetecilik yapacağım” diyerek özeleştiri yapmıştı. 14 yıllık kıdem tazminatımı vermeleri ve yazılarıma dokunmamaları şartıyla Sabah’a geri döndüm. AKP iktidarını eleştiren yazılarıma (Genel Yayın Müdürü Ergun Babahan aracılığıyla) dokundular. SABAH’tan ikinci kez ayrılıp ben de VATAN’a geldim. Samimi söylüyorum. Doğruyu... Sadece doğruyu... Dile getiriyorum. Sabah ile ATV, “Turgay Ciner ile Dinç Bilgin arasına kavga girip” yeniden TMSF’ye geçince, ülkemizin enerji, finans, tekstil, ticaret alanında yatırımları olan Çalık Holding’e satılmasına sevinmesem bile kızmadım. Kızamadım. Çünkü Türk basını zaten bağımsız olmaktan çıkmış, basın dışında işleri olan holding sahiplerinin eline geçmişti. Çalık Grubu da bir holdingti, dolasıyla “bir ciddi rekabet doğar” gazetesi ya da gazeteleri olan bir Holding’in defosunu diğer holding gazeteleri yazar, gerçekler gizlenemez, halk da bilgilenmiş olur diye düşündüm. Çalık Holding’in 1.1 milyar doları, kendi imkânlarıyla ve özel yerli-yabancı bankalardan bulacağı kredilerle ödeyeceği günü bekledim. Yanıldım. Benim kaderim. Sürekli yanılmak. Çalık Holding, “Akbank’tan, Garanti Bankası’ndan, İş Bankası’ndan kredi istemiş” alamamış fakat devletin iki bankası “Halk Bankası ve Vakıfbank’tan 750 milyon dolar, bir de Katar’dan kimin olduğu belli olmayan, net bilgi de verilmeyen bir Arap kaynaktan bulunan parayla” Sabah ile ATV’ye sahip olmuştu. Yani işin aslı, Sabah’ı gerçekte Çalık almamıştı. Devlet, kendi malı olan Sabah ile ATV’yi, yine kendi malı olan iki devlet Bankası’ndan aktarılan devlet parasıyla; yönetiminde devleti idare eden Başbakan’ın damadı ile damadın ağabeyinin yüksek yönetici (Genel Müdür ve CEO) yapıldığı, adı Çalık olan bir holdinge geçirilmişti. Bu nedir? Hortumun yeni türü. Taze versiyonu. Bu Çalık’lama! Devletin malını. Devletin kredisiyle. Damada aktarma. Bu temiz değil. Bu kirli operasyon. Bu skandal. Bu rezalet! Kendi kazandığı, biriktirdiği ya da özel sektör bankalarına gidip yeterli güveni ve teminatları vererek bulunmuş kredilerle alınmış bir SABAH ile ATV değil. Bu Başbakan’ın damadının ve damadın ağabeyinin çalıştığı bir holdingin elini devlet bankalarının kasasına yani halkın parasına sokmaktır. Bu, padişahlık dönemi ya da Arap Şeyhleri uygulamasıdır. Daha neler göreceğiz? Daha neler duyacağız? Daha neler yazacağız? ***** Bugün işçiye “ayak takımı” der... Yarın memura, öbür gün çiftçiye, daha sonraki gün emekliye... Sonra sıra cami cemaatine de gelir, türban giyen hanım ile üniversiteli kıza... Suçüstü yakalandı. Öyle düşünüyor. O da işçiydi. İşçi oğlu işçi... İETT’de emekçiydi. Sucukçuda muhasebeci. İşçilikten kurtuldu. İşçiyi küçümsüyor. Kabuğundan çıktı. Kabuğunu beğenmiyor. O baş ve kalan herkes ayak takımı! Söylediği “başlar ve ayaklar” benzetmesi demokrasiye, demokrata yakışmaz. Anladı. Partisi’nin internet sitesinde dün “Başbakan Erdoğan ayak takımı ifadesini kesinlikle kullanmamıştır. Konuşmasında geçen “ayakların başları yönettiği bir yerde kıyamet kopar” ifadesiyle hiçbir kesim ya da kişiyi işaret etmemiştir” denildi. Fakat söz de ağızdan bir kez çıktı. Laf yerini buldu. İşçiler üstüne aldı. Memurlar da... Sendikalar öfkeli! Gazeteler, “Başbakan’ın Manken Aysun’dan farkı yok...” diye (Radikal 23 Nisan 2008, sayfa 1) haber yaptılar. Dolunay yüzlü, ışıltısız balık bakışlı, bal dudak manken Aysun, “çoban ile ben bir olabilir miyim, çobanın oyu ile benim oyum eşit olabilir mi... Ben bugüne bugün TV’de haydi gel bana koş konuşmaları yapan bir çıtır manken, o dağdaki poturlu, okuma bilmez, 4 delikli kavalcı çoban...” demişti. Kıza ağızla saldırmışlardı. Demedik laf! Söylenmedik deyim! Bırakmamışlardı. Manken Aysun’un “beyninin dibindekinin” aynısını Başbakan’ın da taşıdığı ortaya çıktı. Manken Aysun da “çobana ayak takımı” demek istemiş fakat kız podyum kültüründen geçtiği için “dağdaki çobanla benim oyum niçin eşit olsun...” demişti... Başbakan ise kestirmeden gitti, “1 Mayıs işçi ve emekçi bayramının resmi tatil” olmasını isteyen işçilere, onların temsilcisi sendikalara; “ayakların başları yönettiği yerde kıyamet kopar” deyiverdi. Beynin dibinde o var. Demokrat olamaz. Biatçı! Başlar var. Ve ayaklar. Ayaklar başa uyar. Biat eder. Baş ne derse, ayaklar oraya gider. Bugün işçiye ayak takımı dedi. Yarın memura. Öbür gün emekliye. Daha sonra da; onun gibi düşünmez, onun dediklerinin dışına çıkarlarsa türbanlı hanımlar ile türbanlı üniversiteli hanım kızlara da döner; “ayakların başı yönettiği yerde kıyamet kopar...” deyiverir. Demokrasiye yakışmaz! Demokrata uymaz! www.solbirlik.org
__________________ Bilmek; en ağır yüküdür insanın. |
| diyesi kullanıcısının bu bilgilendirici iletisine teşekkür eden üye : | ||
oguzgolcik (26.04.08) | ||
| Sponsorlar |
| |