Nüve Forum


Tartışma Platformu hakkinda ülkeyi kim yönetiyor ile ilgili bilgiler


BAŞIMIZDAKILERÎN AĞZINDAN... Türkiye'de siyaset bir atari oyunu gibi algılanıyor. Adına da reel siyaset diyorlar: Şu noktaya geldikten sonra bu işlemi yapmak zorundasın, yoksa bir üst tura çıkamadan yanarsın! İnsan haklarını,demokrasiyi/

Tartışma Platformu Gündemdeki önemli konular ve onlar hakkında yapılan yorumları buradan okuyabilir, siz de kendi yorumunuzu paylaşabilirsiniz... Tartışmaya katılabilirsiniz.

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 27.02.07, 18:04
nuvekolik
Ziyaretçi
 
İletiler: n/a
Standart ülkeyi kim yönetiyor

BAŞIMIZDAKILERÎN AĞZINDAN...

Türkiye'de siyaset bir atari oyunu gibi algılanıyor. Adına da reel siyaset diyorlar: Şu noktaya geldikten sonra bu işlemi yapmak zorundasın, yoksa bir üst tura çıkamadan yanarsın! İnsan haklarını,demokrasiyi/ global kapitalizmi savunmak zorundasın. Yoksa, hep "gelişmekte olan ülke" olarak kalırsın. Hiç gelişemezsin. Yanarsın!

Başımızdakilerin basında kim var yahut Türkiye'yi kim yönetiyor? Bu sorulara bir de başımızdakilerin saptamaları ile bakalım; 1990 yılında Necmettin Erbakan "Türkiye'yi seçilmiş kişiler değil, başka kişiler yönetiyor" diyor. Süleyman Demirel 1993 yılında "Bu memleketi IMF mi yönetiyor?" diyor. 1995 yılında Ecevit "Dışarıdan yönetildiğimizi" söylüyor. Korkut Özal 1995 yılında Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan demecinde "Ülkeyi ordu, mafya, dış güçler yönetiyor" diyor. Deniz Baykal 1996 yılında "Ülkeyi çeteler yönetiyor" diyor. Türkiye'yi yönetmeye talip olan siyasetçilerin ya da sözde yöneten siyasetçilerin hemen hepsi, böylece Türkiye'yi kendilerinin yönetmediğini itiraf etmiş bulunuyorlar. Hepsi bir başka yere işaret ederek, "Ben değil, bunlar yönetiyor" mesajını veriyor.

20 Ekim 1994'te Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir ankette % 68 yabancı devlet, % 64 işadamları, % 44 büyük şirketler, % 36 partiler, % 34 tarikat, % 32 MİT, % 26 hükümet, % 22 gazete, televizyon, % 18 başbakan, % 17 cumhurbaşkanı, % 15 mafya, % 8 aşiretler cevabı veriliyor.

Bir de başımızdakilerin dışındakiler! bir önleyelim: Prof. Dr.İzettin Önder 1995 yılında "Ülkeyi holdingler yönetiyor"diyor. Amerikalı senatör Aifonse D'amato 1995 yılında "Türkiye'yi bir haydut çetesi yönetiyor" diyor. Bu demeç hiçbir tepki görmüyor. Amerikan Büyükelçisi Abromoviç "Türkiye'nin sorunlarını ancak devletten güçlü hükümetler çözer" diyor. TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Başkanı Sadık Avundukoğlu 1995 yılında "Devlette gizli örgüt yapdanıyor" diyor. Newsweek dergisi 1995 yılında "Çağımızda iktidarlar, ulusal hükümetlerden tüm dünyaya egemen olmak isteyen çokuluslu şirketlerin ve holdinglerin tekeline geçiyor" diye yazıyor.

KİMİN BAŞİNDA NE VAR?

Eskiden olsaydı başımızdakilerin başında ne olduğundan yola çıkarak da, başımızdakilerin basında kim olduğunu saptayabilirdik. Uzun yıllar kullandığı şapkalarla gündeme gelen Süleyman Demirel'in basında ne vardı? Fötr şapka. Demirci, askerlik dönüşünde Amerikan Morrison şirketlerinin temsilciliğini üstlenerek müteahhitliğe başlamıştı. Yıllar sonra, "Bırakmasaydım trilyoner olurdum. 30-40 şirketim olurdu" diyor. Süleyman Demirel bunu izleyen yıllarda siyasete atıldığında favorilerini uzatıyordu. Hem fötr şapkalı, hem uzun favorili. Uzun favoriler ve fötr şapka Demirel'in "batılı" odaklara bağlılığını gösteriyor. Demirel için şapka, koltuk anlamına geliyordu. Seçimlerde halkı şapkasıyla selamlıyor, ve oyları kapıyordu. "Fötr şapka" giderse "koltuk" da giderdi. Bu yüzden şapkasını kaptırmamak için çok uğraştı. Ara sıra kaptırsa da geri almasını bildi. 7 kez geldi, 7 kez gitti. Şimdi benzeri bir şapkayı, Dünya Bankasi'ndan "ithal" bakanımız Kemal Derviş kullanıyor. Derviş'in fötr şapkasını hafif bir biçimde basının önüne eğerek kullanması, 1930'lu yıllardaki Amerikan modasını andırıyor. 1930'lu yıllar tüm dünyanın "büyük bunalım" olarak adlandırılan "1929 Krizi"nden kurtulmaya çabaladığı yıllar. Derviş'in kafasındaki pozisyonuna uyan bir başlık. Kemal Derviş, fötr şapkasıyla birlikte IMF'nin kriz programını yürütmeye çalışıyor. Demirel'in müsteşarlığını yapan Turgut Özal da Demirel gibi favorilerini uzatıyordu gençlik yıllarında. Özal, Türkiye'nin gördüğü en liberal siyaset adamıydı. Sovyetler Birliği'nin çöküşü, Soğuk Savaş'ın sona ermesi, Berlin Duvarı'nın yıkılması onun dönemine denk geldi. Soğuk Savaş'ın bitmesinden sonra Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush'un "Yeni Dünya Düzeni"ni ilan etmesine yarayan Körfez Savaşı'nda Özal, İncirlik Üssü'nü Amerika'nın kullanımına açarak, bu düzenin bir ayağım üstlendi. Özal döneminde Türkiye'ye giren Çekiç Güç, bir daha çıkmak bilmedi. Amerikan Askerleri'nin İncirlik Üssü'nde kalması "bölgeyi ekonomik açıdan canlandırıyor" diye yorumlandı. Özal, Fukuyama'nın tarihin sonunda öngördüğü "liberal demokrasi"ye geçişimizi gerçekleştirdi. "Bırakınız geçsinler, bırakınız yapsınlar!"

ŞAPKADAN ÇIKAN GÜVERCİN

Ve Bülent Ecevit... Ecevit köylü şapkası olarak da bilinen kasket kullanıyordu. En büyük rakibi Demirel'in aksine favorilerini kısa tutmayı yeğledi her zaman. 1997'deki cuntacı müdahaleden sonra başbakan olan ya da başbakanlığa getirilen Ecevit, kasketini nadiren kullanır oldu. Yıllarca "dışarıdan yönetiliyoruz" diyen Ecevit, "Afganistan'a asker göndermeyeceğiz" derken birden ABD'nin istekleri doğrultusunda asker göndermeyi kabul etti. "Bu düzen değişmelidir" başlıklı bir kitap yazdı. Yıllarca "kasketinden güvercin" çıkartmaktan başka bir numarası olacak mı diye bekledik. Yabancı sermayeye şiddetle karşıydı. Bugün kendisine yabancı sermaye düşmanlığı sorulduğunda, "Demek ki o kadar da karşı değilmişim" şeklinde cevap veriyor. Yıllarca "Saddamcı" olarak anıldı Ecevit. Şimdi ABD'nin Irak'a yapacağı müdahalede elleri kolları bağlı bekliyor. "Amerika'ya gittiğinizde Irak konusu gündeme gelirse ne olacak" diye soranlara "Umarım bu konu gündeme gelmez" diyor. Şairliğiyle de tanıdığımız Ecevit, "umarım gündeme gelmez" demekle "yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım" demek istemiyordur herhalde, o halde şunu söylüyor olabilir: "İstemesem de, seve seve kabul ederim." Ecevit, son günlerde Afganistan meselesiyle ilgili kendisine yöneltilen "Tatmin oldunuz mu" sorusunu, "Amerika tatmin olduysa biz de olmuşuzdur" diye cevaplıyor. Velhasıl Ecevit'in başındaki kasket düştü, artık güvercin bile çıkaramıyor!

Daha genç siyasetçilerin basında bir şapka yok. Eyüp Aşık ile Alattin Çakıcı arasında geçen telefon konuşmasından ve Avrupa ülkesindeki bir kumarhanede burnuna yediği yumruktan anladığımız kadarıyla mafya ve çetelerle ilişki içinde olan Mesut Yılmaz şapka takmak zorunda olsaydı mafyatik bir şapka kullanır mıydı? Yoksa Almanya'ya yakınlığı dolayısıyla Doğu Alman casuslarının kullandığı şapkalar mı hoşuna giderdi? "Ürkek değil erkek siyaset" parolasıyla yola çıkan ve fakat iktidara geldikten sonra Türk Dünyası'na ihanet ettiği suçlamalarıyla yüzleşen ve Çin Halk Cumhuriyeti ile daha sıkı ilişkiler içinde olan Devlet Bahçeli'nin başına takabileceği başlık kalmış mıdır? "İngilizce düşünüp Türkçe konuşan", sonraları Türkiye'yi oldukça büyük sıkıntılara sokan Gümrük Birliği'ni muzaffer bir komutan edasıyla cep telefonuna gelen haberle müjdeleyen Tansu Çiller, nasıl bir başlığı baştacı ederdi?

REEL SİYASET VE AMERİKANCILIK

Christopher Caudwell, "Gerçek kahramanlar insanlar üzerinde değil, olaylar üzerinde etkili olanlardır" diyor. Günümüzdeki Türk siyasetçilerinin çizdiği portre dünya sistemi içerisinde etkili olabilecek olayların altına imza atmaktan çok, dünya sistemi tarafından belirlenmiş olan programların yürütücülüğüne talip olmak. Talip olduklarının başına geçebilmek için de seçmenler yani insanlar üzerinde etkili olma becerisi göstermeleri gerekiyor. Halkın bir umut olarak gördüğü Tayyip Erdoğan dahi, siyaset yapabilmek için Amerika'dan icazet almak zorunda hissediyor kendini. Türkiye'de siyaset bir atari oyunu gibi algılanıyor. Adına da reel siyaset diyorlar: Şu noktaya geldikten sonra bu işlemi yapmak zorundasın, yoksa bir üst tura çıkamadan yanarsın! İnsan haklarını, demokrasiyi, global kapitalizmi savunmak zorundasın. Avrupa Birliği'ne girişi savunmalısın, Amerika ile iyi ilişkiler kurmalısın, Altı oktan şaşmamalısın. Hukuğunu siyasete uydurmak zorundasın.

İster sosyal ol, ister demokrat, ister faşist ol, ister merkez sağ, yeter ki Batıcı ol, Amerikancı ol. Yoksa, bir üst tura çıkamazsın. Yoksa, hep "gelişmekte olan ülke" olarak kalırsın. Hiç gelişemezsin. Yanarsın!

Sanal bir yönetim adeta. Gerçek bir yönetim istiyoruz. Gerçek bir ada devletine fütüvvet ehli aranıyor. Sosyal olmasa da olur, demokrat olmasa da olur. Şapkasından güvercin çıkarmasına da gerek yok. Ama örneğin şunu söyleyebilir:

Sevgili halkım şu elimde görmüş olduğunuz 1 Amerikan dolarıdır. Kapitalizmin simgesi. Amerika'nın her şeyi. Bu 1 Amerikan dolarının arka yüzünün sol tarafında bir piramit var. Bu piramit masonik bir amblem. Üstünde bir göz yer alıyor, ona masonlar "Ulu Göz" derler. Piramit şeklinin üzerinde Latince "Annuit Coeptis" yazıyor. Bu, "Bizim meselemiz, planımız başarıyla tamamlanmıştır" demek. Piramitin altında ise Romen rakamıyla 1 Mayıs 1876 yazıyor. Bu Amerika'nın kuruluş tarihi değil, illuminat denilen bir mason kurumunun önemli bir tarihidir. En altta ise yine Latince olarak "Novus Ordo Seclerum" yazıyor. Bu "Çağların Yeni Düzeni" demek, yani Yeni Dünya Düzeni. Bakın, şimdi bu parayı yok edeceğim!

alıntı
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Tags
ülkeyi, yönetiyor

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 05:47 .