iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 06:06 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Tartışma Platformu » Neden Hedef Türkiye?

Tartışma Platformu Gündemdeki önemli konular ve onlar hakkında yapılan yorumları buradan okuyabilir, siz de kendi yorumunuzu paylaşabilirsiniz... Tartışmaya katılabilirsiniz.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 02.03.07, 17:18
Standart Neden Hedef Türkiye?

02.03.07, 17:18



Hedefte Türkiye var!... Türkiye!...

Prof. Dr.Tülay Özüerman


Bundan altı yıl önce 25 Haziran 2001'de Üzeyir Garih öldürüldü. Türkiye günlerce cinayeti konuştu. Ardından Tayyip Erdoğan ile ilgili olumlu yazılar çıkmaya ve AKP pazarlanmaya başlandı. Toplumun hafıza kartı, dikkatler başka bir olaya çekilerek değiştirildi. Olay adi bir cinayet olarak sorumluları da belirlenerek geride kaldı. Bu cinayet üzerinde fazla durulmadı. Siyasete etkisi, sonrasında AKP'nin pazarlanması ve iktidara yerleşmesidir. Sosyolojik boyutu ise atlanmıştır. Varsıl ile yoksulun uçurumunun, yalnızca yoksulu değil, varsılı da bir şekilde vuracağı gerçeği atlandı, atlanıyor.

Hrant Dink'in öldürülmesinden kimlerin yarar sağlamaya çalışacağını ve nelerin, kimlerin pazarlanacağını düşününce ürkmemek elde değil. Hrant Dink'i internet kafelerde dolaşan bir çocuk seçmedi, Hrant Dink'i hedefleyenler o çocuğu seçtiler.

Yurt dışında Türkler suçlanıyor, bayraklar yakılmaya başlandı, hepimiz suçlu psikozuna itilmeye çalışılıyoruz. Bunların önüne geçilemez. Yeni bir su verebilmek için bir çatlak açıldı diyerek bundan yararlanmak isteyenler çıkmaya başladı. Herkes Hrant Dink'e tutunarak kendince mesaj verme gayretine girişirken, onun yazdıklarını da kendince yorumlama çabasına giriştiler. Ne kadar çirkin, öldürülen birisi üzerinden siyaset yapılıyor. Öylesine soruyorum, neden kimse Üzeyir Garih cinayetinin sosyal nedenleriyle bu denli ilgilenmedi? Yine yoksul gençler vardı. Belki o gün bugün yoksulluk üzerine eğilir, hükümetin masallarıyla oyalanmazdık. Hükümetin saptırılmış rakamlarına ve hükümete sahip çıkanlar bugün daha cenazesi kalkmadan merhumun ölümünü kendi demokrasilerini (!) şırıngalamak için fırsat bilenler neden o cinayeti atladılar?...

Hep aynı insanlar, aynı ezberi kendileri gibi düşünenlerle topluma yansıtırken, kendileri gibi düşünmeyenleri demokrat olmamakla suçlayıp, kendilerini demokrat ilan ediyorlar. Gerçek şu ki, herkes kendi demokrasisine asılırken, demokrasi üzerinden kendisini pazarlayan yeni totalitarizme biraz daha yer açmış olunuyor. Dünya demokrasiye değil, kimseye özel yaşam alanı bırakmayan totaliter bir anlayışa doğru sürükleniyor. Üstelik bu yeni totalitarizme güvenlik adına herkes kendisi teslim oluyor. Bu düzeni demokrasi diye yutturmaya çalışanlar tüm kavramları kurulu düzenleri yıkacak biçimlere evirip pazarlıyorlar.

Hrant Dink kimdi? Tüm kimliklerinden önce bir insandı. Bir insan!... İnsana değer vermek yerine, din, etnik kimlik gibi unsurlarla yaklaşırsanız, vurgulanan her kimlik karşıtını üretecektir.

"Hepimizin unuttuğumuz bir şey var: İnsan olmak!" başlıklı makalemde; "Lütfen herkes kendisine sorsun, AKP iktidara gelmeden önce, kimlik sorunumuz var mıydı? Türklük, Alevilik, Sünnilik tartışılıyor muydu? Neden şimdi? Hükümet ne yapmaya çalışıyor? Tartışmaların sonu nereye varacak? Sorular sormak ve akılcı yanıtlar aramak yerine ortaya atılan başlıkları tartışmanın sonu yok!… Tartışma başlıkları çoğaltıldıkça, saf tutmalar, bölünmeler, parçalanmalar ve nihayet çatışmalar artıyor. Kaotik yapıya sürüklenen toplum kendisini bir arada tutan temel değerlerini tartışır olunca, birilerinin tutundukları değeri ortak değermiş gibi yansıtmaları kolaylaşmış oluyor. "Din çimentodur" yanılsamasında olduğu gibi…….tüm bu anlamsız tartışmalar içerisinde biz bir şeyi unutuyoruz; insan olmanın insan onuruna yakışır şekilde yaşamayı hak etmek için yeterli olduğunu" diye yazmıştım.

Tartışmaların nereye vardığını hep birlikte görmüş olduk. Şimdi de bu zihniyete cumhurbaşkanlığını teslim edeceğiz öyle mi?

Lütfen yanlış teşhisler koymalarına ve toplumu suçluluk psikozuna itmelerine izin vermeyelim. Suçlu ne Trabzon, ne Türkiye, ne de Türkler. Türkiye'de de ırkçı milliyetçiler vardır belki, ancak sayıları hiçbir zaman Fransa, Almanya ya da Avusturya'yı yakalayamaz. Türkiye'de tehdit Türkler değil, tehdit Türklere yönelik. Daha açarsak, Atatürk Türkiye'si hedefte. Tam çözülmenin gerçekleşmesi için Türklük bilincinin yok dilmesi isteniyor. Bu yüzden Türkleri aşağılayıcı, suçlayıcı sözler, yayınlar çoğalmaya başladı. Cinayet şoku sonrası psikolojik tutulmuşlukta herkes istediği gibi propaganda yapabildi, yapabiliyor ve TV'lerden işte nihayet demokrasi, bunlar konuşulabiliyor denilerek; vahim ve üzücü cinayet tutundukları değerleri pazarlamak için kullanılır oluyor.

301 kalkınca Türkiye'ye demokrasi mi gelecek? Hayır, Türklüğe kapalı hakaret edenler alenen tahkir edebilecekler. Türkiye'de milliyetçilik yükselmiyor. Halk Türklere karşı harekata karşı refleks geliştiriyor. Toplumun reflekslerini yükseltici karşı söylemleri geliştirenler, kendi geliştirdikleri reflekslerle toplumu suçluyorlar. Toplum tam bir çapraz baskı içinde. TV kanallarını ele geçirenler (suyun başını tutanlar) istedikleri kadar çatlak yaratıp, istedikleri kadar çarpıtılmış bilgi aktarıyorlar. Toplum hergün başka bir olayla yüzleşip, birini tam algılayamadan diğeriyle bunaltıldıkça ezberler dayatılabiliyor.

Birisi çıkmış, edindiği köşeden, Benim Türklerim, öteki Türkler ayrımını yapıyor ve "bu Türkler değişmez", "Türkler reşit mi ki?", "kendi kimlik sorununu ötekine yönelen bir şiddet eylemine dönüştürerek ayinleştiren, bu işler için yaşı küçültülmüş bir toplum mu?" diye yazarken, cinayetten tüm Türkler sorumluymuş gibi yansıtıp, kendi arkadaşı olan Türkleri -ki bunların sayısı çok olmasa gerek- dışta bırakıp, onları kendisi gibi düşünmekten dolayı ayrı bir yere koyarak ödüllendiriyor. Yazısında kendi kimlik sorununu yansıttığını göremiyor bile. Ötekileştiriyorsanız, karşıtlığı üretiyorsunuz demektir. İdeolojiler karşılarında kabul ettiklerini karalayarak kendilerine yol açarlar, şimdi bu yöntem kimlikler için kullanılıyor.

301. madde varken bunları yazanlar, madde kaldırılınca neler yazacaklar? Yazının tamamını okuyunca tepki duymamanız olanaksız. Tepki tepkiyi doğurur derler. Ancak Türk halkı tüm bu süreçlerden büyük bir olgunlukla geçiyor. Hrant Dink üzerinden konuşan ve yazanlara bakınca, Türk halkı onlardan daha üzgün ve üzüntüsünde samimi.

Toplumun üzerine çok fazla gidilince internet sitelerinde, ASALA militanlarının öldürdüğü Türk diplomatlarının isimlerine yer verilmeye başlandı. Hafızalarımızın derinine ittiğimiz isimler ortaya çıkıyor bir bir. 27 Ocak 1973'de Los Angeles Başkonsolusu Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir'i Türk-Ermeni dostluğunu geliştirme bahanesiyle kendi evine yemeğe çağıran bir Ermeni tarafından öldürülüşünden başlanıyor, diğerleri sıralanıyor. Amerika'da ya da diğer Avusturya, Fransa, Lübnan, İsviçre, İspanya, İtalya gibi ülkelerde işlenen cinayetlerin hiçbirinde hiç kimse, "hepimiz Türk'üz" diyerek yürümediler. Türkiye de, olaylardan Ermenilerin tamamını değil, bu olayı gerçekleştirenleri sorumlu tuttu. Öldürme olaylarının başlangıcı olarak seçilen ay da Ocak?!...

Birilerinin zorla Türkiyelilik elbisesini giydirme oyununu bozacak hiçbir söyleme izin verilmezken, demokrat olmayanların demokrasi sopasıyla baskılanırken, gerçekleri göstermek hiç kolay değil. Türkiye'nin sürüklenmek istendiği bir oyun var. Hedef Türkiye bilesiniz… Birileri hafıza kartımızı değiştirme çabasında. Bu çözülme oyununa gelmemenin tek yolu toplumu doğru bilgilendirmek. İyi de demokrasi özürlü, kendi ezberinden öteyi göremeyen ve bir cinayetten bile yararlanmaya kalkışanlar suyun başını tutmuşken bunu nasıl yapacağız?!...

Herkese sorumluluklar, herkese görevler düşüyor. Miting alanlarını boş bırakmayınız. Sağcısı, solcusu Atatürk Milliyetçiliğine sahip çıkan herkes eylemlerde buluşmalı.

Son bir söz; Hrant Dink cinayetini bir Türk olarak kınıyorum. Hepimiz Hrant Dink olamayız. Hepimiz insan olarak, tek tek önemliyiz. Hepimizin ortak yönü, insan olmamız. Tüm yurttaşlar gibi, Hrant Dink de eceliyle ölmeliydi. Kurşun bir ecel değildir.

Usta şair Nazım Hikmet dizeleriyle herkesi sorumluluğa çağırıyordu; "…hava toprak gibi gebe/hava kurşun gibi ağır/bağır bağır bağırıyorum/koşun/koşun kurşun eritmeye çağırıyorum…."

Gün kurşun eritme günü. Herkes alt kimlik üst kimlik tartışmalarını bırakıp insanca bir gelecek için, insana değer vermekle başlamalı. Sözüm, birileri yoksullaştırılırken, varsıllaştığını zanneden herkese.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/1809161/
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 14.03.07, 12:50
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Ynt: Neden Hedef Türkiye?

Medeniyetler catismasi mi, kuresel isgal mi?
ABD'nin onde gelen siyaset bilimcisi ve Petagon'un danismanlarinda biri olan Samuel P. Huntington'un 1993'lerden sonra ortaya attigi ve uluslararasi iliskileri yeniden belirlemeyi oneren tezi, kamuoyunda "Medeniyetler Catismasi" olarak bilinmektedir. Ilk kez Foreign dergisinin Yaz/1993 sayisinda yayinlanan deneme bicimindeki bir makalesiyle baslayan tartisma, Huntington'un bu calismasini kitaplastirmasina yol acti. "Medeniyetler Catismasi" adi altinda dunyanin bir cok yerinde konferanslara katilan yazarin goruslerinin, felsefi, ideolojik ve politik bakimdan analize tabi tutulmasi gerekiyor. 1990'lara kadar, ABD tarafindan dogrudan ve dolayli olarak orgutlenen dunyadaki butun askeri darbeleri ve ABD'nin askeri isgallerini cok acik olarak destekleyen ve bunun akil hocaligini yapan Huntington, ne oldu da "Medeniyetler Catismasi" tezine sarildi. Bu tez yeni bir sey mi soyluyor? Konumuz bakiminda ele aldigimizda neden hedefinde ozellikle petrol uretic! isi Islam ulkeleri bulunmaktadir? Bu sorularin yaniti bizi, ayni zamanda ABD'nin uluslararasi stratejik politikalarina goturur. Bu nedenle sorunun irdelenmesi, konumuz bakimindan da cok daha onem kazanmaktadir.

"Medeniyetler Catismasi" ne sosyal bilimlerde, ne sosyolojik alanda ne de iktisat biliminde kullanilan bir kavram oldu. Daha cok 19. yy tarihcileri tarafindan ve 20 yuzyilda ise dunya uzerinde felaket kahinligini yapan Spengler ve Toynbee gibi "mukayesecilerce" cok sinirli kullanildi. 1987 yilinda, Amerikanin bir kisim sosyologlari tarafindan yeniden gundemlestirilen ve tarihsel olarak "medeniyetlerin yukselisi ve cokusu" biciminde formule edilmeye baslanan; 21.yy'da ise ABD'nin politik bir stratejisi haline getirilmeye calisilan bu kavram, kuresel kapitalist sistemin uluslararasi iliskilere egemen olmasi icin kullanilmaya baslandi. Huntington'un "Medeniyetler Catismasi" tezi ile Fukuyama'nin "Tarihin Sonu ve Son Insan" tezinin temelde bulustuklari ortak bir nokta bulunmaktadir: Sovyetlerin dagilmasiyla "ekonomik ve politik iliskiler uzerinde yurutulen mucadeleler tarihe karisti ve ideolojilerin sonu geldi. Mucadele liberal demokrasi ve kapit! alizmin zaferiyle sonuclandi." ABD'nin on plana cikan iki "unlu" siyaset bilimcisinin bulustuklari bu iki nokta, onlarin olusturduklari tezlerin ana konusunu olusturmaktadir. Bu bolumde Huntington'un, 21.yuzyilda, dunyanin kuresel kapitalist gucler tarafindan yeniden isgal edilerek, kapitalizmin geleceginin garantilenmesi icin yuruttugu ideolojik-politik goruslerinin temelini olusturan "Medeniyetler Catismasi" uzerinde durmak gerekir. Huntington'un ileri surdugu bu gorus ayni zamanda ABD'nin gelecekteki stratejisini belirlemeyi de amacliyor. Bu noktada, ABD stratejisyenleri arasinda bir kisim gorus ayriliklari oldugu bilinse de, Pentagon daha cok "tek yanlilar ve cok yanlilar" olarak ifade edilen politikalar arasinda bir denge kurmaya calismaktadir.

Huntington'un "Bati" olarak ifade ettigi ABD'nin ve AB'nin dunya uzerinde ortak bir baski gucu kurarak, enerji yataklarinin yogunluklu oldugu Islam kokenli ulkeler uzerinde egemenlik kurmasini savunuyor. Ayni zamanda gelismekte olan ve gelecekte alternatif bir guc olarak gordugu Cin ve Hindistan karsisinda, ABD-AB kuresel kapitalist blokunun tek merkezde hareket etmesini savunmaktadir. Uluslararasi iliskilerde rekabetin yeni bir bicimi olarak illeri surdugu "Medeniyetler Catismasi" tezi, siniflar mucadelesi gercegini gizleyip, kapitalist sistem gucleri arasindaki iliskileri yeniden duzenlemeyi oneren bir stratejidir.

Toplumlar tarihinin oznesi olan insan topluluklari arasindaki mucadele ve savaslarin farkli ekonomik iliskilere sahip insan gruplari arasindaki bir catisma oldugu gorulur. Din adina yurutulen savaslarin dahi, ekonomik ve politik temellerde gelisen siniflar catismasinin bir sonucu oldugu bilinir. Toplumlari tarihi olarak ifade edilen "uygularliklar tarihi" de, her tarihsel surece denk dusen toplumlarin ekonomik ve siyasal iliskilerine gore bicim almislardir. Roma uygarligi denilince, koleci Roma Imparatorlugu anlasilir. Koleci imparatorluga karsi savasimin en ust boyutu olarak bilinen ve tarihe "Spartakus ayaklanmasi" olarak gecen mucadele, bir sinif mucadelesiydi. Huntington, tarihsel gercekleri carpitarak, toplumlar tarihi icerisinde ezenler ve ezenler arasindaki mucadelelerin ve savaslarin zorunlu ve kacinilmaz oldugunu gizlemeye calismaktadir. Bunu yaparken siniflara bolunen insan gruplarinin uretim iliskileri karsisindaki konumlanmalarini, toplumlar tarihi ice! risinde gelisen politik sinif savasimlarini bir butun olarak red ve inkar ederek, kapitalist sistemin ideolojik ve politik egemenligine bir kilif aramaktadir. Bir baska ifadeyle, 21.yy'da kuresel kapitalist sistemin, isgallere dayanan "yeni" somurgecilik politikalarini yasama gecirmenin ideolojik ve politik temelleri "medeniyetler catismasi" ile aciklanmaktadir.

Huntington, dunyada yeniden gelisme egilimi icerisinde olan mucadelelerin ve catismalarin ekonomik ve ideolojik temellerden yoksun olarak kulturel kaynakli "medeniyetler catismasi" olarak gelisecegini ifade ederken sunlari belirtiyor: "Benim faraziyem sudur ki, bu yeni dunyada mucadelenin esas kaynagi oncelikle ideolojik ve ekonomik olmayacak. Beseriyet arasindaki buyuk bolunmeler ve hâkim mucadele kaynagi kulturel olacak. Milli devletler dunyadaki hâdiselerin yine en guclu aktorleri olacak fakat global politikanin asil mucadeleleri farkli medeniyetlere mensup grup ve milletler arasinda meydana gelecek. Medeniyetlerin catismasi global politikaya hâkim olacak. Medeniyetler arasindaki fay hatlari gelecegin muhabere hatlarini teskil edecek..."(1) Huntington, 21.yuzyilin henuz ilk yillarinda gelisen ve geleceke daha buyuk catismalara yol acacak olan mucadeleler, "ideolojik ve ekonomik" olmayacaktir derken esas olarak, ekonomik ve politik olarak farkli kategorik! yapilara sahip siniflar arasindaki mucadeleyi yok sayarak, bu alanda Marksist teoriye karsi dogrudan ve dolayli cok bilincli bir saldiri yapmaktadir. Huntington'un bu gorusunun hemen hemen aynisini Francis Fukuyama savunmaktadir: "Butun dunyada, uluslararasi duzeyde gittikce belirginlesen yeni bir guc dagilimi hissedilecektir. Bu guc dagilimi artik birbirine cok yakin hale gelen politik modeller bazinda degil, kultur bazinda olacaktir..."(2) ABD'nin onde gelen iki yazarinin bakis acisi esas olarak aynidir. "Siniflar mucadelesi bitmistir. Liberalizm mutlak olarak egemen olmustur. O zaman kapitalizmin tarihsel sinirlari icerisinde gelisecek olan her catisma, buna 'medeniyetler catismasi' da denilse, dunyanin neresinde gelisirse gelissin yine kapitalizmin tarihsel sinirlari icerisinde kalacaktir." Boylece okuyuculari kapitalizmin ebediligine yani sonsuzluguna inandirmaya calisarak "Medeniyetler arasindaki mucadele, modern dunyadaki mucadelenin evriminde niha! i safha olacak" diyor. Espri Dergisinin Genel Yayin Yonetmeni Olivie r Mongin'in, Huntington'un "Medeniyetler Catismasi" uzerine Jean-Francois Bayart ile yapmis oldugu bir roportaji yayinlandi. Jean-Francois Bayart, Pentagon yazarinin toplumlarin ekonomik politik ve tarihsel ozelliklerini yok sayarak "kulturel catisma esastir" tezi uzerine yaptigi degerlendirme, bize somut bir fikir vermektedir: "Iktisadi alanda da tamamiyla ayni surec isler: Gercekten birtakim iktisadi akimlarin dolasimina tanik oluyoruz. Bir yandan, Braudel'in deyisiyle "tum dunyaya yonelen" kapitalist uretim tarzinin kendi mantiginin bir sonucu olarak, diger yandan en onde gelen rakibi sosyalist modelin ortadan kalkmasiyla bu dolasim dunyasallasmaya yoneliyor. Ucuncu bir yolun da, kendini kabul ettirme becerisini gosteremedigini biliyoruz. Ornegin Olivier Roy'un, siyasi Islâm'in basarisizligini, piyasa ekonomisi disinda bir baska ekonomi tipi yaratamamasina bagladigi geliyor aklima.

Bununla birlikte kapitalist modelin bu dunya capindaki karsi konulamaz yayilisinin nasil bazi saglam direnis kalelerine tosladigini da goruyoruz. Rusya'da, Latin Amerika ulkelerinin cogunda, Afrika'da kapitalizmin zaferinin tartismasiz ve apacik oldugu ileri surulebilir mi? Ayrica kapitalist uretim tarzinin, naklinin basarili oldugu durumlarda bile, her ulkeye ozgu mantiklar ve kulturel kodlara gore bicimlendigini, daha dogrusu kendini yeniden yarattigini gozluyoruz. Hep atifta bulunulan Japonya ornegi var elimizde: Japon kapitalizminin isleyisinin Fransiz veya Amerikan kapitalizmininkiyle ayni olmadigi malum. Burada, bu ornegin genellikle iyi anlasilmadigini belirtelim, cunku bu yeniden yaratma surecini, Samuel Huntington'un yaptigi gibi kulturculugun terimleriyle kavramsallastirmamak gerek. Bir kultur kendini ancak cevresiyle tanimlayabilmesine ragmen, Hultington dunyanin, tipki bilardo toplari gibi, kulturel butunluklerin tokusmasinin egemenligi altinda oldugunu varsay! ar. Ornegin Philippe d'Irimarne'in calismalari ayni "Bati kulturu" icinde bile, ABD, Hollanda ya da Fransa'da isletme geleneklerinin epey farkli oldugunu cok iyi gostermektedir. Kapitalizmin Yeniden Yaratilmasi'nda, iktisadi modernligin yaratilmasinda birbirine zit birtakim yollar bulundugunu gostermeye calismistik…

Ornegin Bizim soylediklerimizle Dunya Bankasi'nin temsilcilerinin ya da sonuna kadar modernlestirme yanlilarinin ogretisi arasinda buyuk bir fark oldugu cok iyi goruluyor. Su veya bu yerde, su veya bu kisi, modernligin yolunun gelenegin basit ve saf bir sekilde ezilmesinden gectigini varsayarken, biz tam tersine, gelenegin, toplumsal degisimin sasirtici bir vasitasi olabilecegini soyluyoruz. Bu noktada da, bir toplumun gelisimi icin kendi kulturunun suyuna gitmesinin kâfi oldugu savini desteklemekten ibaret olan kulturculugun akil yurutmelerinden hareket etmemek gerekir. Ornegin Japonya bize, islerin sanilandan cok daha karmasIk oldugunu kesin bir sekilde gostermektedir, zira hicbir ciddi arastirmaci "Asyali degerlerin" butunsel bir disavurumu oldugu iddia edilen Yeni-Konfucyuscu model tezini artik savunmuyor. Biliniyor ki bu Asyali degerler, Asya'daki bazi toplumsal gruplar degerleridir ve "Asyali" oldugu soylenen bu degerleri Fransa'daki bazi toplumsal gruplar da pekâ! lâ benimseyebilir. Buna mukabil fazlasiyla disiplinsiz olan, ornegin grev hakkini, karsi cikma hakkini savunan Asyalilar da vardir. Dolayisiyla hâlihazirda, kultur kavramini one cikaran bir sozde "kultur catismasi" degil, siyasi, ideolojik bir catisma yasiyoruz...."(3) degerlendirmesi, toplumsal gruplar arasindaki catismanin ekonomik temellere dayanan ideoloji ve politika oldugunu, "kultur catismasi" biciminde olmadigi ve olmayacagini ortaya koymaktadir.

21. yuzyilda kapitalizmin kuresellesme sureciyle girmis oldugu "yeni" tarihsel evreye bagli olarak, kuresel kapitalist sistem guclerinin kitasal alanlardaki rekabet bicimi ve askeri isgaller ile "yeni somurge" bicimlerini, blok kapitalist iliskiler sistemini bolgesel "medeniyetler catismasi" olarak lanse edip, hem kapitalizmin yayilmaci ve rekabetci karakterini gizlemeye calismakta hem de isgallere mesru bir zemin hazirlamaktadir. Huntington, "Medeniyet kimligi, gelecekte gittikce artan bir sekilde ehemmiyet kazanacak ve dunya buyuk olcude, belli basli yedi veya sekiz medeniyet arasindaki etkilesimle sekillenecektir. Bunlarin icine, Bati, Konfucyus, Japon, Islam, Hint, Slav-Ortodoks, Latin Amerika ve muhtemelen Afrika medeniyetleri giriyor. Gelecegin en muhim mucadeleleri, bu medeniyetlerin birini digerinden ayiran kulturel fay kiriklari boyunca meydana gelecektir...

"Vaziyet neden boyle olacak?

"Birincisi, medeniyetler arasindaki farkliliklar sadece hakiki degil esaslidirlar. Medeniyetler birbirlerinden tarih, dil, kultur, gelenek ve en muhimi de din yoluyla farklilastilar. Farkli medeniyetlerin insanlari, hak ve sorumluluklar, hurriyet ve otorite, esitlik ve hiyerarsinin izafi ehemmiyeti hakkinda farklilasan gorusleri kadar Tanri ile insan, fertle grup, vatandasla devlet, ebeveynle cocuklar ve kari koca arasindaki iliskiler konusunda da farkli fikirlere sahiptirler. Bu farkliliklar, asirlarin urunudur. Kisa zamanda zail olmayacaklardir. Bunlar, siyaset, ideoloji ve rejimler arasindaki farkliliklardan cok daha esaslidirlar. Farkliliklar illâ da mucadele demek degildir ve mucadele de muhakkak surette siddet mânâsina gelmez. Gerci, asirlar boyunca, en uzun ve siddetli mucadeleleri, medeniyetler arasindaki farkliliklar husule getirmistir..." Boylece toplumlarin ekonomik, sosyal ve tarihsel alandaki gelismelerini yok sayarak, bu iliskileri sadece din ve kultu! r sorununa indirgeyip kapitalizmin bolgeler arasindaki dengesiz ve esitsiz gelisme yasasini gormezden geliyor. Dahasi butun ekonomik, sosyal ve politik sorunlarin kaynaginin kapitalist sistem oldugunu inkar ediyor. Din ve kultur ile ozel mulkiyet iliskisini, ozellikle de kapitalizmin ekonomik ve politik sistemiyle olan guclu baglarini yok sayarak, dunyayi '7 medeniyete' ayirip uluslararasi kapitalist iliskileri buna gore yeniden duzenlemeyi savunan Huntington'un tezlerine yonelik bilimsel elestiriler yapan siyaset bilimcisi Immanuel Wallerstein su degerlendirmeleri yapiyor:

"...Tarihsel sistem ile medeniyet arasinda bir ayirim yaparak basliyorum, Tarihsel bir sistem, ampirik bir gerceklige atifta bulunmaktadir. Cin'deki Tang hanedani veya Roma Imparatorlugu veya Mogol Imparatorlugu tarihsel sistemler idiler. Bir medeniyet ise, miras, farklilik ve haklari hakli gostermede hali hazirdaki yarari bakimindan gecirilmis hakkinda cagdas (muasir) bir iddiaya atifta bulunmaktadir. Cin medeniyeti, Bati medeniyeti, Hint medeniyeti iste boyle cagdas iddialardir. Bu iddialarin bastan sonra dogrulanabilir ampirik verilere dayanmasi da sart degildir. Bu iddialar nasil olsa tarihsel dahletme sinirlari hakkindaki cagdas tercihlere dayanmaktadir. Gorunen o ki, ne Cin 'medeniyeti' ne de Hint 'medeniyeti' dogrudan Orta Asya'dan geldiklerine dair hak iddiasinda bulunmakta, fakat Bati 'medeniyeti' Yunan'in ve belki kadim Israil'in bile dogrudan mirascisi olmaya hak iddia etmektedir. Bu gibi iddialarin sebepleri gecmiste neyin vuku bulduguna degil, h! ali hazirda neyin vuku bulmakta olduguna dayandirilabilir. Tarihsel dahletme sinirlarina dair bu hak iddialari, cari ideoloji alma durumu haric, ampirik dogrulamaya tâbi degildirler. Gecmisteki durumunu incelemek, onceki belirli zaman-mekân yapilarini cagdas bir grubun 'mirasinin' parcasi saymanin gecerliligini aydinlatmaz. Cunku kulturel miras gayr-i maddidir ve cok sayida grup tarafindan sahiplenilebilir. Asagi yukari, onu kendine mal etmek isteyen herkes tarafindan sahiplenilebilir.

"Medeniyetler yukselmemis ve dusmemislerdir. Aksine, dunya-imparatorluklar vucuda gelmis, serpilip gelismis ve cokmuslerdir. Dunyanin bazi cografi bolgelerinde (Cin mukemmel bir ornektir buna), birbirinin icine gecen jeofiziksel koordinatlari ile pespese dunya imparatorluklar gelip gecmistir. Sonraki dunya-imparatorluklar (her zaman olmasa bile) *** ***, belirli bir kulturel sureklilik derecesine dayali bir 'medeniyet' mirasina hak iddia etmislerdir.

"O halde kendi tarihsel sistemimize donelim ve medeniyetler kavraminin bize en cok nasil yardimci olabilecegini gorelim. Sunu hatirlamaliyiz ki, ampirik bir gerceklik olarak, kapitalist dunya ekonomisi kendi genisleme sureci icinde obur tarihsel sistemleri imha etti. Sistem olarak mevcut oluslari sona erdi. Etkileri, medeniyete dair hak iddialari olarak kaldi, yani, hali hazirda mevcut tarihsel sistem icinde miras, farklilik ve haklara dair iddialar: Etkin bicimde ileri surulebildikleri olcude gecerli olan iddialar. Bir Arap dirilisinden (ba'as ronesans) soz ettigimiz zaman, sunu kastetmekteyiz: Modern dunya sistem dahilinde bazi buyuk insan gruplari 'Arap' olduklarini iddia etmekte ve dolayisiyla siyasî taleplerini kulturel kisveler icinde one cikarmaktadirlar. Muslumanlar kadar Hiristiyanlar da Arap olabilir mi? Moritanyalilar Arap mi? Cagdas ideoloji terimleri disinda buna cevap verebilmenin yolu yoktur. Bugun Israil'deki Sefardik Yahudiler Arap degiller. Simd! i ne denli dogalliktan uzak gorunurse gorunsun, yarin olabilirler. Bunlar ne ahlâkî sorulardir, ne de olgusal (gerceklere dair); esas itibariyle siyasî sorulardir bunlar.

"Mevcut kapitalist dunya-ekonomimiz hakkinda esas olarak iki sey biliyoruz. Birincisi, dunya-ekonomi bir catallasma noktasina yaklasmaktadir. Ikincisi, bu surecin unsurlarindan biri benim dunya-sistemin kulturel dekolonizasyonu dedigim seydir. Bu kulturel somurgelesmekten kurtulus iki bicimde tezahur etmektedir: Medeniyet iddialarinin siyasi dirilisi ve tarihsel sosyal bilimcilerin 'medeniyet' gibi kavramlarla ugrasmalari catallasma surecini ileri dogru goturmektedir. Sonuclari tahmin edilebilir degildir. Bu, beserî karar-vermenin kusaticiligi disinda olduklari anlamina gelmez. Tam aksine. Belirlenmis neticelerin kisitlari catallasma durumlarinda kaldirildigindan, girdideki kucuk degisimler bile buyuk cikti degismeleri yaratabilir. Bunu gundelik dile cevirecek olursak: Kolektif olarak yapacagimiz seylerin gercekten ise yarayabilecegi zaman gelip catmistir. Surec stokastiktir ve dogrusal olmadigindan ortada gercek tarihsel secenekler vardir.

"O halde, arzu ettigimiz hedeflerimizi takip edebilir, tahayyul edebildigimiz kadariyla beserî potansiyelimizi degerlendirebiliriz, degerlendirmeliyiz. Bunu hakkiyla yapabilmek icin, en genis secenekler alanini goz onune almali, tercih haklarimizi cogaltmaliyiz. Senghor'un 'veren ile alanin bulusmasi' anlayisiyla ileri surulmeleri sartiyla medeniyet iddialari secenekler alanimizi genisletirler. Kelimelere nasil dokersek dokelim, Bati'nin cokusu, Amerikan imparatorlugunun cokusu, kapitalizmin cokusu kulturel kotumserlik vesileleri degildir. (Dikkatle, hayal gucumuzu isleterek, cesaretle) iyi hukum vermemiz sartiyla, bize yeni ve daha iyi bir tarihsel sistem yaratma imkânini -ama sadece imkânini- sunarlar. Dogrusal evrenselciligin tahrif edici gozluklerini kullanmadan gecmis tarihsel sistemlerin isleyislerini incelemek bu mucadelede pekâlâ aslî bir unsur olabilir."(4)

Immanuel Wallerstein'in "medeniyetler catismasi" ekseninde kapitalizm dunyasina yonelik yaptigi elestirel analizler, tam da Pentagon yazarinin ozenle kacindigi ve gizlemeye calistigi noktalardir. Huntington, "medeniyetler" kavramini cok bilincli olarak on plana cikartarak, sinifli toplumlarin gelisim evrelerinin hemen her asamasina dolayli veya direk olarak damgasini vuran siniflar mucadeleleri tarihini gizlemeye calismaktadir.
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 14.03.07, 12:51
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Ynt: Neden Hedef Türkiye?

Ayni sekilde Samir Amin de, Huntington'un "Medeniyetler Catismasi" uzerinde sinifsal farkliliklari yok sayip, politik mucadeleyi "kulturel catismaya" indirgemesini elestirirken onemli tespitlerde bulunmaktadir:

"Kulturel farkliliklarin yalnizca gercek ve onemli degil, fakat temel surekli ve istikrarli olduklarini ileri surmek; bu kulturel farkliliklarin tarih otesi oldugunu soylemektir ve yeni bir fikir degildir. Tam tersine bu tum zamanlarda tum insanlarin ortak onyargisidir. Tum dinler, kendilerini bu yolla tanimlamistir. Fakat elestirel gelismenin sosyal ve tarihi yansimasi (evrensel bir ilerleme) ile sosyal bilimlerin insasi, daima bu kulturel degismezlik onyargisina karsi mucadeleye ihtiyac duymustur. Kulturler ve dinler surekli olarak degisiyor ve degisim aciklanabiliyor.

"Kulturel ozgunluk teorileri, genellikle hayal kirikligina ugramaktadir; cunku onlar benzerliklerin yalnizca ic ice gecmelerin sonucu olustugunu soylerken, farkliliklarin daima belirleyici oldugu onyargisi uzerine temellenmektedirler. Girisimin istenen sonuclari apriori olarak bu temel uzerinde aciga cikmaktadir, Samuel Huntington, 'Medeniyetler Catismasi' adli unlu makalesinde, bu farklari temel alir; cunku onlar insanoglu ve Tanri, doga, guc arasindaki iliskilerin tanimlandigi alani icerir ve her kulturun Huntington tarafindan onceden belirlenen kategoriler icindeki sorunlardaki iliskilerin sabit ozel kavramlar gelistirdigini kabul eder.

"Fakat, tarih bu kavramlarin daima inanildigindan daha esnek oldugunu gosteriyor. Konfucyusculuk, dun Cin'in geri kalmisligini acikliyordu, bugun ise ayni olguyla hizli gelisme aciklanmaya calisiliyor. 10. yuzyilda Islâm dunyasi pek cok tarihciye yalnizca daha parlak gorunmekle kalmiyor; fakat ayni zamanda ayni donemdeki Hiristiyan Avrupa'ya gore gelisme icin daha fazla potansiyel tasidigina inaniliyordu. Bundan dolayi durumun daha sonra tersine cevrilmesini aciklamak icin ne degisti? Din mi (onun toplum tarafindan yorumlanisi) baska bir sey mi ya da ikisi de mi? Hangileri motor kuvvetlerdir?

"Buna ek olarak, biz hangi kulturler hakkinda konusuyoruz? Huntington Batili (Katolik ve Protestan), Musluman, Konfucyus (Konfucyusculuk bir din olmamasina ragmen), Japonluk (Sintoist ya da Konfucyus) Hindi, Budist ve Ortodoks Hiristiyan olarak tanimladigi kendisinin yedi grubu icin, acik bir bicimde dini temel almistir. Huntington, bugunun dunyasindaki belirgin bolunmeleri potansiyel olarak aciklayan kulturel bosluklarla ilgilenmektedir. Ornegin, Japonlari diger Konfucyusculerden ve Ortodoks Hiristiyanlarini Bati'daki Hiristiyanlardan ayirma geregi duymasinin nedeni hakkinda hicbir suphe yoktur. (Bu ikinci ayrimin nedeni acaba Huntington'un acikca ve kapalica ilgilendigi disisleri stratejisinde, Rusya'nin Avrupa'ya potansiyel entegrasyonunun gercek kabus olarak algilanmasindan dolayi midir?) Onun; Hiristiyan, Musluman, Animist ve hala kendine ozgu dini olan diger Afrikalilari ve hatta Hiristiyan olmalarina ragmen Latin Amerikalilari onemsememesinin nedeni ya da 'on! larin' Batililar tarafindan 'Batili' olarak kabul edilmemeleri hakkinda sorulmasi gereken pek cok soru yok mudur? Neden bunlar 'gelismemis'lerdir? Bu, kotu yazilmis ucuncu sinif Avrupa merkezci yazinin diger sacmaliklarini gostermek zor olmayacaktir…"(5)

Ozellikle gunumuzde "bati kulturu ve degerleri" olarak adlandirilan sey, 21. yy kuresel kapitalist sistemin uluslararasi politikalarina giydirilen ideolojik bir kiliftir. Siraladigi 7 medeniyet icerisinde iki "medeniyet" Konfucyen ve ozellikle de Islam cok bilincli olarak on plana cikartiliyor. Bolgesel catismalarin ve savaslarin bu iki "medeniyet" ile "bati medeniyeti" arasinda gececegini savunmaktadir. "Medeniyetler Catismasi"nin bir baska ayagini da dinsel catismalar olusturmaktadir. Ornegin, 11 Eylul 2001'de ABD'deki eylemlerle ilgili Baskan Bush'un yaptigi cagrida ABD'nin baslatmis oldugu savasin "yeni bir hacli seferi" oldugunu vurgulamasi tesadufi degildi. Huntington'da Islamin, "Bati Medeniyeti" icin tehlikeli oldugunu iddia ederek, gerekli onemlerin alinmasi icin uyarilar yapmaktadir. 21. yy'da bolgesel isgallerin sureklilestirilmesi icin ileri surulen bu gorusler, somurgeciligin bir versiyonudur. Huntington, tarihsel surec! i oylesine carpitiyor ki, kapitalist sistemi mazlum ve magdur gosterirken, "Konfucyen ve Islami" ise saldirgan ve yok edici bir "medeniyet" olarak sunmakta, "Bati Medeniyeti"nin kendisini korumasi icin de surekli uyarilar yapmaktadir. Bati Medeniyeti olarak ifade ettigi kapitalist sistemin, 15.yy'dan baslayarak dunyanin her karis topragini isgal ederek somurgelestirip yagmaladigini gormezlikten gelmektedir. Dahasi, kapitalizmin barbar tarihini yok sayiyor. Dusman gordugu "7 medeniyet"in her bolgesini savas alanlarina donusturup soy kirimlara yoneldigini, kole ticaretinin "Bati Medeniyeti"nin yani kapitalizmin bir urunu oldugunu her nedense gizliyor.

Sunlari soyluyor: "Ikinci Dunya Savasi'ndan sonra, somurge imparatorluklari once gerilediler sonra da ortadan kalktilar, evvelâ, Arap milliyetciligi ve ardindan da Islâmci fundamentalizm kendini ortaya koydu. Bati, enerji kaynagindan oturu Iran (Basra) Korfezi ulkelerine karsi siddetli bicimde bagimli hale geldi; petrol zengini Musluman ulkeler, para zengini ve istedikleri anda da silâh zengini oldular. Bati tarafindan vucuda getirilen Israil ile Araplar arasinda cesitli savaslar meydana geldi. Fransa, 1950'li yillarin buyuk kisminda Cezayir'de kanli ve insafsiz bir savas yuruttu; Ingiliz ve Fransiz kuvvetleri 1956'da Misir'a saldirdi, Amerikan gucleri, 1958'de Lubnan'a girdi; Amerikan gucleri, bilâhare tekrar Lubnan'a yoneldi, Libya'ya saldirdi ve Iran'la cesitli askerî catismalara giristi; asgari uc Ortadogu hukumeti tarafindan desteklenen Arap ve Islâmci teroristler hafif silâhlar kullanarak Batili ucak ve tesisleri bombaladilar ve Batililari rehin tuttular. A! raplar ve Bati arasindaki bu savas, 1990'da BirlesIk Devletler'in, bazi Arap memleketlerini digerinin saldirisina karsi savunmak icin Iran Korfezi'ne buyuk bir ordu gondermesiyle zirveye ulasti. NATO planlamasi da akibetinde, gittikce artan bir sekilde 'guney tiribuna'ndeki potansiyel tehditler ve istikrarsizliga yonelmistir. Bati ve Islâm arasinda, asirlardan beri devam eden bu askerî etkilesimin z******* bulma ihtimali pek yoktur. Bu daha oldurucu olabilirdi. Korfez Savasi, Saddam Huseyin'in Israil'e saldirmis olmasi ve Bati'ya cesaretle karsi cikmasi bir kisim Araplari magrur etti. Bati'nin Iran Korfezi'ndeki askerî varligi, karsi konulmaz askerî ustunlugu ve onlarin kendi mukadderatlarini tayin etme hususundaki yetersizliklerden ileri gelen, gucenikligin ve tahkir edilmisligin sesledigi bir hayli ofke birakti. Petrol ihracatcisi olanlarina ilaveten, otokratik hukumet bicimlerinin zayifladigi ve demokrasiye gecme cabalarinin guclendigi bircok Arap ulkesi, ekonomik ve so! syal seviyesini yukseltiyor. Arap siyasi sistemlerindeki bazi acilimla r simdiden meydana cikmaktadir. Bu acilimlardan esas faydalananlar Islamci hareketler olmustur. Kisacasi Arap dunyasinda Batili demokrasi Bati aleyhtari siyasi gucleri kuvvetlendiriyor. Bu gecici bir vakia olabilir; fakat Islam ulkeleriyle Bati arasindaki iliskileri kesinlikle muskilata sokacaktir..."(6)

Huntington yukaridaki degerlendirmesi ile yakin tarihimizdeki uluslararasi politik gelismeleri ve hatta bugun somut olarak yasanan siyasal gerceklikleri cok bilincli olarak carpitirken, aslinda kapitalist barbarlarin yapmis olduklarini da aciklamak zorunda kaliyor. Tarih carpiticilarinin en tipik adamlarindan biri olan Pentagon yazarinin soyledikleri politik bir yoruma tabi tutuldugunda en genel anlamiyla sunlar soylenebilir: Dunya uzerinde hegemonya kurmaya calisan kuresel kapitalist sistem, ozellikle enerji yataklarinin yogunluklu oldugu bolgeleri yaklasIk olarak 100 yildir fiilen isgal etmis durumdadir. 21. yy'da bolgesel bir isgale donusturen kapitalist barbarlar, uluslar ustu tekellerle petrol alanlari uzerinde tam bir egemenlik kurmusken, "Bati"nin yani kapitalist guclerin "Islam Medeniyeti" yani petrol ureticisi korfez ulkelerine bagimli hale geldiklerini iddia etmek gercegi bilerek ters yuz etmektir. Ikincisi, "Islam medeniyeti" petrol zengini ulkele! rinin "istedikleri silahlari satin aldiklari" iddiasi da tamamen yalandir.

Kuresel kapitalist gucler arasinda, azami kar rekabetine dayanan silahlanmayi ve silah ticaretini cok bilincli olarak carpitip, "medeniyetler catismasina" ya da "dinler ve kulturler catismasina" indirgeyip rekabetin ekonomik temellerini gizlemeye calismaktadir. Huntington soyle devam ediyor: "Bati'nin asker, guclerine karsi koyucu gelismeye merkezi sekilde ehemmiyet arz eden (sey), Cin'in asker gucu ve asker guc yaratma vasitalarinin beslenen genislemesidir. Carpici bir ekonomik gelisme ile bu yuzune cikan Cin, askeri harcamalarini hizli bir sekilde arttiriyor ve silâhli kuvvetlerinin modernizasyonu ile enerjik bir sekilde ilerliyor. Eski Sovyet devletlerinden silâhlar satin aliyor; uzun menzilli fuzeler gelistiriyor. (Bu ulke) l992'de bir megatonluk bir nukleer bombanin denemesini yapti. Hava ikmal teknolojisi elde ederek guc-projeksiyon kapasitelerini gelistiriyor ve bir ucak gemisi satin almaya calisiyor... Cin'in asker endami (build up) ve Guney Cin Denizi! uzerindeki hakimiyet iddiasi, Dogu Asya'da cok boyutlu bir bolgesel silâh yarisini tahrik ediyor. Cin, ayni zamanda, buyuk bir silâh ve silâh teknolojisi ihracatcisidir. Libya ve Irak'a, nukleer silâh ve sinir gazi uretiminde kullanilabilen techizat ihrac etmistir. Cezayir'e, nukleer silâh arastirma ve uretimine uygun bir reaktor insa etmekte yardim etmistir. Cin, Iran'a-Amerikan yetkililerinin inancina gore -yalniz silâh uretiminde kullanilabilecek nukleer teknoloji satmis ve galiba Pakistan'a (da) 300 mil menzilli fuzelerin murekkiplerini gemiyle gondermistir. Kuzey Kore, kisa bir muddetten beri ilerlemekte olan bir nukleer silâh programa sahip olmustur ve Suriye ile Iran'a gelismis fuzeler ve fuze teknolojisi satmistir. Silâh ve silâh teknolojisindeki seyelân umumiyetle Dogu Asya'dan Ortadogu'ya dogrudur. Bununla beraber bir olcude aksi yonde hareket (de) mevcuttur; (meselâ) Cin, Pakistan'dan Stinger fuzeleri almistir.
"Bati'nin asker gucune karsi koymak icin ihtiyac duyulan silâh ve silâh teknolojilerinin uyeleri tarafindan iktisabini ilerletmek uzere tertiplenen Kofucyen-IsIâmi bir askeri baglanti, bu suretle vucuda gelmektedir. Kalici olabilir veya olmayabilir. Ancak, hâlihazirda, Dave McCurdy'nin dedigi gibi, 'bunu (baglanti), fikri uretenler ve onlarin taraftarlarinca yurutulen, hainlerin karsilikli yardim paktidir.' Islâmî-Konfucyen devletler ve Bati arasinda, silâhlanma yarisinin yeni bir sekli boylece meydana geliyor. Eski moda silâhlanma yarisinda, taraflardan biri oburune karsi denge saglamak veya superligini kazanmak icin kendi silâhlari gelistirirdi. Silâhlanma rekabetinin bu yeni tarzinda (ise), bir taraf silâhlarini gelistiriyor, diger tarafsa ayni zamanda kendi asker kapasitesini azaltirken (karsi tarafin) silâh gelistirmesini sinirlamak ve onlemekten gayri, (herhangi bir) denge kurmak icin caba sarf etmiyor..."(7)
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 14.03.07, 12:51
ahmetdursun - ait kullanıcı resmi (Avatar)
Çılgın
Üyelik tarihi: Feb 2007
Nereden: Türkiye
İletiler: 771
Ettiği Teşekkür: 2
60 tane iletisine 85 kere teşekkür edilmiş
ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!ahmetdursun olağanüstü bir gizeme sahip!
  Send PM
Standart Ynt: Neden Hedef Türkiye?

Asya ve BOP kapsamindaki bolgelerde silahlandirmayi tesvik eden ulkelerin ABD, Ingiltere, Fransa, Kanada, Almanya, Italya gibi G-8'leri olusturan kuresel sistemin kapitalist ulkeleri oldugu cok acik. Huntington'un "Bati Medeniyeti" ulkeleri dunya silah ticaretinin nerdeyse %70'ine hakimdirler. ABD'nin tek basina savunmaya ayirdigi, dunyanin geride kalan ulkelerinin toplamina esit duzeydedir. ABD, Ingiltere, Fransa, Kanada, Almanya, Italya gibi ulkeler, dunyanin en gelismis modern silahlarina ve nukleer silah kapasitesine sahip ulkeler oldugu bilinmesine ragmen, hedef tahtasina oturttugu ulkeleri silah gelistirmekle suclarken, Batinin kapitalist barbarlarinin ise silah indirimine gittigini soyleyebiliyor. Petagon yazari ayrica, cok bilincli olarak dikkatlerini yogunlastirdigi Dogu-Asya ve Ortadogu ulkelerini silahlandiranlarin da yine soz konusu yaptigimiz kuresel kapitalist sistem guclerinin oldugunu cok iyi bilmektedir. Peki butun bu tahrifat ve carpitmalara ! neden ihtiyac duymaktadir. Tarih carpiticisi Huntington, ABD onderliginde AB ile ittifak icinde dunyanin yeniden egemenlik altina alinmasini savunmaktadir. Uluslar ustu tekellerin ihtiyaclarina bagli olarak, daha cok dogal zenginliklerin bulundugu bolgelerin isgal edilmesini savunuyor. Bunu icinde Avrasya ve Ortadogu oncelikli olarak on plana ciktigina gore bu bolgelerle ilgilenen diger sistem guclerinin su veya bu bicimde hedef tahtasina oturtulmasi gerekiyor. Burada catismalarin derinlestirilmesinin en kisa ve kestirme yolu ise "medeniyetler catismasi" olarak lanse edilen "kulturler" esas "dinler catismasi"ni koruklemektir. Bu politik perspektife sahip olan yazar, silahlanmaya agirlik veren bir "Islam/Dogu ve Konfucuyen/Asya" ile silahlanmayi sinirlayan bir "Hiristiyan/Bati" arasindaki mucadelede Bati Medeniyetini masum, Dogu ve Asya Medeniyetlerini ise saldirgan ve tehlikeli gosterme cabasindadir. Butun bu yalanlarin arka plani, ABD ile AB ittifakini ! gelistirip, bu iki emperyalist blokun dunyayi birlikte yonetmeleridir. Cunku uluslararasi iliskilerden haberdar olan herkes, Korfez ulkelerini silah deposu haline getirenlerin, Huntington'un savundugu "Bati Medeniyeti" temsilcisi uluslararasi kapitalist gucler oldugunu bilir. "Ortadogu'da Silah Ticareti" bolumunde goruldugu gibi, Ortadogu ulkelerinin silahlandirilmasi icin her yolu deneyen ve bolgenin zenginliklerine son damlasina kadar el koymak isteyen kapitalist sistemin yaptiklarini gizlemek ve bunun yerine Ortadogu halklarini suclamaya kalkmak burjuva ideologlarinin en karakteristik ozelliklerinden biridir. "Bati Medeniyeti" olarak kast edilen somurgeci kapitalist devletlerin ellerinde dunyayi birkac kez yok edecek nukleer silahlar bulunurken, bolge ulkelerinin silahlandigini iddia edip hedef tahtasina oturtmanin hic de iyi niyetli politik bir yaklasim olmadigi gorulmektedir. Bu bolge ulkelerine silah satmak icin her turlu lobi faaliyetini yuruten "Bati Medeniyeti"nin uluslar-ustu tekellerin faaliyetlerini gizlemeye yo! nelik politik bir tercihidir. Huntington, 1950-2000'li yillari arasindaki tarihsel evre icerisinde kapitalist isgal gucu guclerinin, Kuzey Afrika'dan Iran Korfezine kadarki bolgeyi birkac kez isgal edip somurgelestirmeye calistigini fiilen kabul ederken, isgalci guclerin bolgede egemenlik saglayamamasina ofkelenip; somurgeci isgale karsi direnisleri "medeniyetler catismasi"nin "terorist gruplari" olarak yansitip, kapitalist barbarlarin bolgede gerceklestirdikleri katliamlari mesrulastirmanin yollarini ariyor. Ilginc olan bir baska gerceklik ise, bolgede Ingiltere ve ABD tarafindan kurulmus yapay devletlerin tamamen kapitalist sistemin ihtiyaclarina yanit verdikleri icin korundugunu en iyi bilen kisi Huntington'un kendisidir. Boylece "bati medeniyeti"nin isgalci guclerini magdur, topraklari isgale ugramis ve katliamlardan gecirilmis haklar ise cok acik olarak suclu gostermektedir.

Yazar, cok bilincli olarak "Islam Medeniyeti Ulkeleri" olarak tarif edilen bolgelerin, kuresel kapitalist sistem tarafindan, ekonomik ve politik olarak tamamen bagimli hale getirildigini de gizlemeye calisiyor. Kapitalist sistem, hangi kosullarda olursa olsun, girdigi her bolgeyi oncelikli olarak denetim altina alir ve ticari iliskileri buna gore belirler. Bolgesel ticareti belirleyen olgu, soz konusu ulkelerin dini ve kulturel durumu degil, kapitalist ulkelerle olan iliskisinin boyutudur. "Bu nedenle son olarak, ekonomik bolgecilik artiyor. Bolgesel cercevede kalan toplam ticaret oranlari 1980-1989 arasinda Avrupa'da yuzde 51'den 59'a, Dogu Asya'da yuzde 33'ten 37'ye ve Kuzey Amerika'da yuzde 32'den 36'ya cikmistir. Gelecekte, bolgesel ekonomik bloklarin ehemmiyeti, muhtemelen artmaya devam edecektir. Bir yandan, basarili ekonomik bolgecilik medeniyet suurunu takviye edecek, diger yandan da ekonomik bolgecilik ancak musterek bir medeniyet icinde kok saldigi zaman b! asarili olabileceklerdir. Avrupa Toplulugu; Avrupa kulturu ve Bati Hiristiyanliginin paylastigi temele dayanir. Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bolgesinin basarisi, Amerika, Kanada ve MeksIka turlerinin halihazirda devam etmekte olan odaklasmasina dayaniyor..."(8) Kuresel sistem icerisinde bolgesel ticari olusumlari belirleyen tek sey kapitalist iliskilerin dogrudan kendisidir. Ticari iliskilerin boyutunu ve kapsamini belirleyen bolgelerin stratejik ekonomik potansiyelidir. Ortadogu'nun ve Asya'nin uluslararasi ticari iliskilerde oncelikli olarak on plana cikmasi, bolgenin enerji yataklarina ve dolayisiyla azami kar oraniyla baglantili oldugu vurgulanmisti. Yani Huntington'un iddia ettigi gibi "medeniyetler" ekonomik ve ticari iliskiler uzerinde belirleyici/ ciddi bir etkide bulunmazlar. Bu nedenle Pentagon'un stratejistinin tek amaci, kapitalizmin ekonomik ve siyasal iliskiler sisteminin arka planini gizleyerek, ekonomik bakimdan yuksek verimliligi olan stratej! ik merkezlerin denetim altina alinmasi icin gerekce olusturmaktir.

Huntington, kuresel kapitalist sistemin, uluslararasi bolgesel iliskilere yonelik gelistirdigi stratejik politikalar sonucu; bolgesel alanlarda "yeni tip" bir milliyetciligin gelismesini de cok bilincli olarak carpitiyor ve buna bolgesel alanda "medeniyetlesme" adini veriyor. Nitekim Balkanlarda goruldugu gibi, Huntington'un "medeniyeti" olan Bati kapitalist gucleri, bolgesel milliyetciligi ve dini korukleyerek bolge haklari arasinda "ic savasi" cok bilincli olarak kiskirtip sonra isgal gerekcesi haline getirdiler. NATO eksenli isgal guclerinin, bolge halklarinin butunune yonelik yuruttugu savasta on binlerce sivilin oldugunu en iyi bilen sanirim Huntington'un kendisidir. Kapitalist kuresellesme, Huntington'un iddia ettiginin tersine toplumsal iliskileri parcalamakta, halklarin sosyal, kulturel iliskilerini darmadagin etmekte, kapitalist sistemin sosyal, kultur iliskilerini egemen kilmaktadir.

Butun bu tarihsel gercekleri yok sayarak aslinda, milliyetciligin, irkciligin, dinsel faktorlerin kuresel siddetin, gelismesinin ana kaynaginin savuna geldigi "bati" kapitalist sistemi oldugunu gizlemek icin ne gerekiyorsa deneyen yazar sunlari yaziyor:

"Ucuncusu, dunya capindaki sosyal degisme ve ekonomik modernlesme surecleri, insanlari cok eski mahalli kimliklerden kopariyor. Bunlar ayni zamanda, bir kimlik kaynagi olarak milli devleti zayiflatiyor. Dunyanin cogu yerinde bu boslugu doldurmak icin din, *** *** "fundamentalist" diye yaftalanan hareketler biciminde devreye girmistir. Bu tur hareketler, Islâm'da oldugu kadar Bati Hiristiyanligi, Musevilik, Budizm ve Hinduizm icinde de boy gosteriyor. Cogu ulke ve dindeki fundamentalist hareketler icinde faal olan insanlar genc, yuksek tahsilli, orta sinif teknisyenleri, meslek ve is sahibi kisilerdir. George Weigel'in isaret ettigi gibi, Dunyanin sekularizasyondan uzaklasmasi, yirminci asrin sonlarindaki hayatin hâkim sosyal gerceklerinden birisidir. Dinin yeniden dogusu, Gilles Kepel'in ifadesiyle "Tanrinin Rovansi", medeniyetleri birlestiren ve milli sinirlari asan bir kimlik ve mit temeli sagliyor.

Dorduncusu, medeniyet suurunun gelismesi Bati'nin iki yonlu rolu tarafindan guclendiriliyor. Bati bir yandan kudretin zirvesindedir. Mamafih, ayni zamanda ve belki bir netice olarak, Batili olmayan medeniyetler arasinda ecdat fenomenine donus ortaya cikiyor. Insan, gittikce artan bir sekilde Japonya'da maneviyata ve Asyalilasmaya dogru egilimler; Nehru mirasinin sonu ve Hindistan'in 'Hindulasmasi', Batinin sosyalizm ve milliyetcilik fikirlerinin basarisizligi ve bunun uzerine Ortadogu'daki "yeniden-Islâmlasma" ve simdi Batililasmaya karsi Boris Yeltsin'in memleketindeki Ruslasmayla ilgili bir tartisma hakkinda (birtakim) referanslar isitir. Gucunun zirvesindeki bir Bati, Batili olmayan yollardan dunyayi bicimlendirmek icin gittikce daha fazla arzu, istek ve kaynaga sahip olan Bati disi ulkelerle yuz yuze geliyor..."(9) Butun dikkatini, kapitalist sistem icerisindeki celiskilerin ve catismalarin ideolojik ve politik kokenlerini ortadan kaldirip "kulturel catismala! ra" indirgeyip bunun nedenini de "dinlerarasi celiskilere" baglamaya calisan Huntington, dunyayi "batili olan ve batili olmayan" biciminde ayirip, Bati'nin egemenligi icin stratejiler olusturmaya calismaktadir. Huntington'un savundugu genel tezlere karsi Samir Amir'in elestirel tarzdaki analizleri oldukca aydinlaticidir: "Hakim ideolojiler tanim olarak muhafazakardirlar. Kendilerini sosyal orgutlenmenin tum cesitleriyle yeniden uretebilmek icin tarihin sonu olduklarini iddia etmeleri gerekmektedir. Hakim muhafazakâr tez gucunu modern dunyaya hakim olan degerlerin carpismasinin kaba pratiginden almaktadir. Bu kabin icine politik organizasyonlarin ilkeleri (yasallik dusuncesi, devlet, insan haklari, demokrasi), sosyal degerler (ozgurluk, esitlik, bireycilik) ve ekonomik yasamin orgutlenmesinin ilkeleri (ozel mulkiyet, serbest piyasa) katilmistir. Bu karisim, ayni mantiksal islemler sonucu ortaya cikarilan degerlerin olusturdugu bolunmez butun olarak yanlis ! taleplere yol acar. Sonuc olarak, sanki acik ve onemli bir bag varmisc asina kapitalizm demokrasiyle birlestirilmektedir. Ancak tarih tersini gosteriyor: demokratik ilerlemeler mucadeleyle kazanilmistir ve kapitalist gelismenin dogal, kendiliginden urunu degildirler. Eger biz tarihin, insanligin ve gezegenin yok olusu olmasini istemiyorsak, kapitalizm asilmalidir. Tarihi potansiyelini tuketmeden once yayilmasi, binlerce yili alan gecmis sistemlere karsi olarak kapitalizm, ancak tarihte ozel bir parantez olarak gorulebilir. Bu zamanda, birikimin temel gorevi tamamlandi, fakat ustun olan, feragat etmeyen rasyonalite tarafindan belirlenen ve otantik humanite uzerine temellenen sosyal duzenin yerini almak icin yolu duzenlemistir. Baska bir deyisle, kapitalizm kendisinin tarihsel pozitif potansiyelini cok erken tuketmistir, gelismenin yolunu bulmasini saglayan arac olmayi birakmistir ve simdi gelismenin onunde engeldir.

Burada gelisme, sermayenin genislemesiyle ilgili soyut irade disi bir urun olarak tanimlanmaktadir, fakat bagimsiz olarak sermayenin ekonomik feragat, ekolojik yoketme ve kuresel kutuplasma olan urunlerine karsit olan insan kriteri ile tanimlanmistir. Bu celiskiler, kapitalizmin tarihinin basarili karsit hareketlerden olusturulmasinin sebebini aciklamaktadirlar. Bazi donemler boyunca sermayenin genislemesinin mantigi tek bir guc olarak tecrube edilmistir ve digerleri boyunca sistem karsiti guclerin mudahelesi onun gelismesinin dogasinda olan yok ediciligi sinirlamistir…"(10)

Huntington, Medeniyetler arasindaki iliskileri tanimlarken, ulkelerin cografik buyuklugunu, nufus artisini ve gocmenlik olgusu uzerinde sIklikla durmaktadir. Kuzey Afrika kiyilarindan baslayin Cin ve Hindistan'a kadar olan bolgeyi icine alarak Konfucuyen ve Islam eksenli cografik bolgeler uzerinde durmaktadir. Dini bakimindan Islam olan ulkelerde nufus artisinin Bati icin tehlikelerine dikkat cekmektedir. Ayrica Cin ve Hindistan'in nufus yogunlugu uzerinde durmaktadir. Butun tarihsel evreler gostermistir ki, nufus artislari bir ulkenin ekonomik olarak gelismesi icin belirleyici bir avantaj olusturmamistir. Tersine ekonomik olarak geri kalmis ulkelerde nufus artisi, hemen her zaman ekonomik ve sosyal bir sorun haline gelmistir. Bir ulkenin gelismislik duzeyini, uluslararasi alandaki gucu, nufus ve toprakla degil, dunyadaki ekonomik gucu belirlemektedir. Tek basina nufus veya topragin uluslararasi iliskilerde pek bir anlam ifade etmedigini butun tarihsel evreler ortaya ! koymaktadir. Toprak buyuklugu, nufus yogunlugu ile ulkelerin ekonomik gelismislik duzeyi ve askeri gucu butunlestiginde onemli bir etki yaratmaktadir. Huntington, nufus yogunlugu olan ulkelerin ayni zamanda uluslararasi sermayenin pazar alanlarini olusturdugunu bilerek gormezlikten geliyor. Ornegin Cin ve Hindistan, Malezya, Endonezya gibi ulkelerin uluslararasi sermayenin ozellikle ilgilendigi alanlar olmasinin en onemli nedenlerinden birinin nufus yogunlugunun onemli bir tuketim pazari olusturmasidir.

Huntington'un ideolojilerin bittigini ve bunun yerini dinsel-kulturel calismanin aldigini buyuk bir titizlikle vurguluyor ve oncelikli catismanin Hiristiyanlik ile Islam arasinda olacagini savunuyor. Hiristiyanligin egemenligi olarak kastettigi sey; ABD-AB ittifakina dayanan dunyanin yeniden isgalidir. Egemenligin oncelikli alani da Islam topraklari olarak kastedilen enerji yataklarinin bulundugu bolgedir.

"Medeniyetler arasindaki fay kiriklari, Soguk Savas'in kriz ve kan dokme icin flas noktasi olarak benimsedigi siyasi ve ideolojik sinirlarla yer degistiriyor. Soguk Savas, "Demir Perde" Avrupa'yi siyasî ve ideolojik olarak boldugu zaman basladi; "Demir Perde"nin son bulmasiyla nihayete erdi... Ideolojik bolunmesi ortadan kalktikca, Avrupa'nin bir yandan Bati Hiristiyanligi ve Ortodoks Hiristiyanligi arasinda, diger yandan ise Islâm'la kendisi arasindaki kulturel bolunmesi yeniden ortaya cikti..."(11) diyen Huntington tarihsel gercekleri gizleme telasindan vazgecmiyor. Sinifli toplumlarin ortaya ciktigindan bugune degin, ideolojik ve politik temellere dayanan siniflar mucadelesi, degisIk bicimler alarak devam etti. 21. yuzyila girerken, dunya kapitalist sistemin ic iliskilerinde meydana gelen bir kisim degisIklikler, siniflar arasindaki mucadelenin ve catismanin ana temalarini degistirmedi. Bicimsel degisIklikler, 21. yuzyilda piyasaya sunulan ama politik tari! hsel cerceve icerisinde ele alindiginda hic de yeni olmayan neo-liberalizmin politik argumani olan "liberal demokrasi" dunya kapitalist sistemin ideolojik-politik cizgisinin tam da kendisidir. Pentagon yazarinin yaptigi, "liberal demokrasi" adi altinda kuresel dunya kapitalist sisteminin 21. yy'daki bolgesel somurgecilik politikalarina ideolojik bir kilif aramaktir.

Notlar:

1 Samuel Huntington/Medeniyetler Catismasi mi? Turkiye Gunlugu, syf:22, Yaz-1993. Ceviri Mustafa Calik,
2 F. Fukuyama/Savaslarin Gelecegi, Turkiye Gunlugu, s. 54, Ocak-Subat 1999. Ceviren Kadir Koc Demir
3 Esprit. Sayi:4, Nisan 1996
4 Immanuel Wallerstein/Jeopolitik ve Jeokultur, syf: 314-315, cev: Mustafa Ozel, Iz yay. 1993
5 Monthly Review. No: 48, c:48
6 Huntington. Age syf: 31-32
7 Huntington. Age syf: 46-47
8 Huntingont, age, syf: 27
9 Huntingont, age, syf: 26
10 Samir Amir, Emperyalizm ve Kulturelcilik, Monthly Review, No:2
11 Huntingont, age, syf:30
http://ahmetdursun374.blogcu.com/1617384/ ten alınmıştır.
__________________
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bilginin arşivlendiği yer.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar