| Tartışma Platformu Gündemdeki önemli konular ve onlar hakkında yapılan yorumları buradan okuyabilir, siz de kendi yorumunuzu paylaşabilirsiniz... Tartışmaya katılabilirsiniz. |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
#1
|
|
07.03.07, 23:34
Danıştay ve Dink suikastları akraba Tamer Korkmaz, derin devlet tartışması konusunda “Başbakan cinayeti doğru okudu. Gereğini de yapması beklenir.” diyor. Derin devlete de bir çift sözü var: Eski hâl muhâl! ‘Derin devlete çomak soktuk, bağıranların bağlantısı var.’ Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Hrant Dink cinayetinden sonra ortaya çıkarılan ilişkiler ağına yönelik yaptığı ‘derin devlet’ çıkışında en son bu sözleri söyledi. Herkes derin devleti bir yanından tarif ediyor; fil tarifi gibi tartışmalar hâlâ sürüp gidiyor. Basındaki derin devlet tahlillerine farklı bir kapı aralayan Zaman Gazetesi yazarı Tamer Korkmaz, tanımlamanın eksik yapıldığını; hatta soyutlamak ve hedefi örtmek için derin devlet tartışmasının kullanıldığını düşünüyor: “Derin devlet sadece askerlerden müteşekkil bir yapı değil; askerlerin de içinde bulunduğu bir mekanizma. Sadece darbe olduğunda öne çıkan/hâkim olan bir yapıdan söz etmek yanıltıcıdır.” Korkmaz’a göre, Dink suikastı sadece Ogün Samast, Yasin Hayal, Erhan Tuncel üzerinden okunmamalı. Perde arkasında sinsice ve ihtimamla yazılmış bir ‘Alacakaranlık Kuşağı Senaryosu’ var. Üstelik bir taşla birden fazla kuş vurulmuş vaziyette. Trabzon da tetikçi üreten bir tarla değil, operasyona uğrayan bir şehir. Korkmaz, derin devleti teşhise çıkanlara ‘arzın merkezine’ yolculuk etmeleri tavsiyesinde bulunuyor. Başbakan Erdoğan’ın ‘derin devlet’ çıkışını Türkiye’yi doğru okumaya başladığı şeklinde yorumluyor. Korkmaz’ın bir yıldır kaleme aldığı bir tezi var: Türkiye 2006’da eksen değiştirdi; Amerika’nın yörüngesinden çıktı. Gazeteci Korkmaz’a göre kavga bu eksen değişikliği sırasında gücü elinden kaybedenlerin geri alma çabası. Tamer Korkmaz, uzun zamandır yazılarında, ‘eski hal muhaldir’ yazıyor. Derin devlet ya da kontrgerillanın atraksiyonları da artık tutmuyor. Halk ve devlet yöneticileri provokasyonları görüyor. Kısacası derin devlette son hal; eski hal muhal! -Başbakan Erdoğan, Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel’den sonra derin devleti zikreden üçüncü devlet adamı oldu. Üstelik diğerlerinin aksine görevdeyken konuştu. Erdoğan’ın Dink cinayetinden sonra yaptığı derin devlet açıklamalarının anlamı ne? Hrant Dink suikastı olduktan sonra olaya bir izah getirilmesi gerekiyordu. Bu bir provokasyondur. Yıllardır Türkiye’nin çok talihsiz bir şekilde ‘provokasyon hafızası’ oluştu. 1980’ler ve 90’lar öncesinden başlıyor provokasyonlar. Danıştay ve benzeri hadiselerle günümüzde de geri döndü bunlar. Bu mekanizmanın artık nasıl işleyebileceği hakkında herkesin bir fikri oluştu. Türkiye’de insanların bunun kişisel hadise olmadığını, provokasyon olduğunu görmemesi mümkün değil. Şöyle söyleyelim. Burada milliyetçi duygular ortaya çıktı, kişisel eylem yaptı yargısının gerçekle alakası yoktur. -Başbakan sahneyi tanımladı diyorsunuz yani? Tabii bunu tanımladı; derin devlet, dedi. Bu provokasyonsa başka türlü tanımlaması beklenmez. Başbakan olayı doğru okudu. -AK Parti iktidarı süresince benzer başka olaylar da oldu? Şemdinli, Danıştay, Atabeyler, Sauna gibi. Niye şimdi ‘derin’ adı kondu? Şimdi artık birtakım provokasyonlar birikti çünkü. Başbakan bunları söyleyebilir, söylemesi doğru. Ama, o zaman sorarlar; madem böyle, bunu çözmek için ne yaptın, diye. Bu soruya şimdi yeterli cevap vermesi de mümkün gözükmüyor. -Bir yazar, ‘Derin devlet, bilgi kirliliğinin takma adıdır’ dedi. Başbakan Erdoğan üç ayrı tanımlama yaptı. Sizin derin devlet tanımınız ne? Derin devlet askerdir, diye bir tanımlaması oldu Süleyman Demirel’in. (Sabah Gazetesi, 2005 - Yavuz Donat) Derin devlet, sadece salt askerlerin bulunduğu bir yapı değildir. Askerlerin ve başka mekanizmaların da bulunduğu bir yapıdır derin devlet. Ancak mesela derin devlete Susurluk’tan bahisle bir çeteleşme olayıdır derseniz, burada da eksik kalırsınız. Çünkü derin devlet üst mekanizmadır, bu çeteleri ve çeteleşmeyi de kullanır. Buradan yola çıkıp, derin devlet, devlette rutinin dışına çıkan ana mekanizmadan habersiz bir çeteleşme dersek, olayı küçültmüş oluruz. -Ne demek lazım? 1980 öncesi olaylarını değerlendirdiğimizde Türkiye’de Amerika’nın yörüngesinde bir mekanizma görüyoruz. Bu yörüngedeki mekanizmanın kontrgerilla faaliyetleri olarak ortaya çıktığı biliniyor. Bu, Özel Harp Dairesi ile özdeşleştirilmişti hep. Siyasiler bunu söylemiş, raporlara yazılmış. O da derin devletin bir parçasıdır. Ama derin devlet eşittir, ‘Özel Harp’ tanımı da eksik olur. Yani derin devlet eşittir; asker, özel harp, çeteler diye tanımlamaların hepsi eksik olur. Bunların hepsini içine alan bir derin mekanizma var. -Dink cinayeti özelinde düşündüğümüzde derin devletin ayak izleri nereye kadar uzanıyor? 2006 yılında Türkiye’de bir yörünge değişikliği meydana geldi diyorum ısrarla. Gücü kaybedenlerin tekrar gücü ele geçirme çabası olarak görüyorum. Kaybedenler tarafı tekrar bu gücü ele geçirmek için eski kontr faaliyetleri ve alışkanlıkları çerçevesinde bir hamle yaptılar. Ama bu tutmadı ve tutmayacak. -Yani kaybedenler derin devleti ve aygıtlarını kullanma ihtiyacı hissettiler diyorsunuz? Evet, ama kaybedenler eskisi gibi gücü elinde bulundurmuyor. Ama birtakım parçalar devletin birtakım yer ve kurumlarında var. Bunu kullanarak tekrar kafalarını kaldırmaya çalışıyorlar. -Peki şu haksız bir soru mu; her siyasi cinayetten sonra derin devlet aramak paranoyaklık değil mi? Ben derin devlet tartışmalarının aynı zamanda bir soyutlama süreci olduğunu düşünüyorum. Soruyu soranlar da bunu yapmaya çalışıyor. Dolayısıyla bu konuları her provokasyon olduğunda arzın merkezine gerektiğince seyahat edilmediği için bu tür tartışmaların; derin devlet deve midir, kuş mudur tartışmalarının soyutlama sürecine katkı sağladığını düşünüyorum. Bu provokasyonların arkasını aydınlatmak için gerçek anlamda, hukukî, fizikî, teknik anlamda ‘arzın merkezine’ inmeye yönelik gayret sarf edilmediği müddetçe saçma görüyorum. -Türkiye üç haftadır Hrant Dink cinayetinin sonuçlarına göre konuları tartıştı. Ermeni davasında zarar göreceğiz, Kürt-Türk çatışması çıkarılacak, yükselen milliyetçiliğin eseridir vs. Sebep ve delilleri açısından cinayeti nasıl tarif edersiniz? Bunun milliyetçilik akımlarının yükselmesi sonucu meydana geldiğini söylediğiniz zaman, yani Türkiye’de günlük hayatta faşizm etkili hale geldi ondan oldu derseniz, provokasyonun amacına hizmet edersiniz. Yani olayın perde arkasına seyahat etme şansı, üstündeki örtünün kaldırılması şansı ortadan kalkar. Çünkü, bu tip tetikçiler doğada bulunur. Ya da saksıda yetiştirilir. Mesela böyle bir olayı Kurtlar Vadisi dizisine bağlamak ne kadar absürtse, faşizm etkisi demek de o kadar absürttür. -Kolaycılıktır yani? Evet. Neden kolaycılıktır? Ağca’ya baktığınız zaman ‘yıllardır faşizm etkili oldu, o yüzden İpekçi cinayetini işledi’ denildi. Ağca olayının sağcılıkla, ülkücülükle alakası olmadığı; arkasında NATO-CIA mekanizmasının olduğu çok net bir şekilde ortaya çıktı. Yani o zaman demek ki yükselen milliyetçi dalga falan diyerek bu konuyu açıklamak mümkün değil. Tabii ki aşırı milliyetçi söylemler üzerinde bu vesileyle tartışma yapılmasını normal karşılıyorum. Ancak faturanın tetikçinin tırnak içerisinde ‘dünya görüşüne’ bakarak olayı açıklamaya çalışmak provokasyonun amacına hizmet eder ve bir yanılsama meydana getirir. Bizi gerçekten uzaklaştırır. -Suikast ve provokasyonları da birbirine benzetiyorsunuz yazılarınızda… Şimdi buraya baktığım zaman teknik anlamda İpekçi suikastı ile çok benzeyen ve son dönemde gerçekleştirilen iki provokasyon var. Bunlar Danıştay provokasyonu ve Dink suikastıdır. Buradaki tetikçiler arkadaki mekanizmayı bütün olarak tanımamaktadır. Yakalanmaları açısından da, tetiği kimin için çektikleri açısından da ‘bilmemek anlamında’ birbirlerine benziyorlar. Bu mekanizmayı matruşka gibi düşünürseniz, bir iki kompartıman öncesini; yani tetikçi, azmettirici, azmettirici yardımcısına kadar gidebiliyorsunuz. İki, en fazla üçüncü halkaya kadar biliniyor olay. Mesela Ağca olayında, Ağca tetikçi. O zamanki adamlar bugüne göre biraz fazlaydı; işte Yalçın Özbey, Yavuz Çaylan, Mehmet Şener, Oral Çelik. Bu adamlar neyin karşılığı bugün; Erhan Tuncel, Yasin Hayal. Bunların karşılığı. Peki ondan sonraki provokasyonun müteahhidi kim? Ağca olayında Abdullah Çatlı işin organizatörü idi. -Soru şu o zaman; Dink cinayetinde ihaleyi kim verdi, derin devlet mi? Türkiye’deki provokasyonlar tarihine baktığınız zaman burada iki cinayet görüyoruz. Danıştay suikastı ve Dink cinayeti. Bu ikisinde içerideki ulusalcıları kullanan bir uluslararası mekanizma olduğu anlaşılıyor. -Uğur Mumcu cinayeti laik-anti laik kamplaşmasını körüklemişti. Dink cinayeti neyi körüklüyor, körükleyecek? Dink cinayetinde işin şöyle bir tarafı var. Bir taşla birçok kuş vurulmuştur. Bunun dışarıdaki tepkisi Ermeni soykırım tasarısı konusunda Türkiye’nin mevzi kaybetmesidir. Ama bu en dışarıdaki halkadır. Kolaydır bunun tespiti, nitekim bu tespit yapıldı da. -İçeriye doğru gelelim. İç halkalarda ne var? İçeride cumhurbaşkanlığı seçimiyle alakası var mesela. Bu birebir olarak görülmez, ama total anlamda böyledir. Mutlaka Cumhurbaşkanlığı seçimini etkilemek amacını gütmektedir. Daha içerideki halkada güçler çatışması vardır. Bir taşla çok kuş meselesinde Trabzon da var mesela. NATO’nun Akdeniz’deki aktif gücünü Karadeniz’e taşıyabilmesi için, bu tip cinayetlerde Trabzon üretimi tetikçilerin kullanıldığını görüyoruz. Sonuçta denilecek ki sizin bu Karadeniz bölgesinde istikrar yok, bu gücü buraya koyalım. -Trabzon’u ‘orası tetikçi tarlası değil, operasyona uğrayan bir şehir’ diye tanımlıyorsunuz. Nedir bu operasyon, tabiri açar mısınız? Son cinayetteki tetikçiler Trabzon’un kendi iç dinamikleriyle, şehrin sosyal anlamda çürümesiyle ortaya çıkmış değildir. Çünkü eğer sosyal çürüme ve asayişsizlik varsa, bu bütün Türkiye’de var olan bir şeydir. Trabzon’a has değildir. Ama Trabzon’a operasyon yapıp, orada birtakım tetikçiler için bir mekanizma üretiliyor. Şehir bir pilot bölge olarak kullanılıyor. Geçmişte de Malatya böyleydi. (Ağca ve diğerlerini kastediyor.) -Danıştay ve Dink cinayetinin birinci derece akrabalık bağı var diyorsunuz. Bu akrabalık bağına giren yakın döneme ait başka hadiseler var mı? Danıştay hadisesinde, tetikçinin yakalandığı pozisyonda bazı yanılsamalar yaptırıldı. Nurcu şeyh çıkarttılar mesela. ‘Alparslan Arslan, Nurcu şeyhten ders alıyor,’ dediler. Filmlerdeki sanat yönetmeninin tarihî bir filmde padişahın cep telefonunu cebinden çıkartma görüntüsünü atlaması gibi bir sorundur bu. Cinayetin perde arkasında emniyet içindeki tarikatçılar vardır demek, tamamen olayları çarpıtmak ve perde arkasını kapatmak için yapılan bir dezenformasyondur. Aynı hataya düşmektir. axiyon |
| Sponsorlar |
| |