iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 05:47 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Tartışma Platformu » faşist fikirlere bile ifade özgürlüğü(demokrasi)

Tartışma Platformu Gündemdeki önemli konular ve onlar hakkında yapılan yorumları buradan okuyabilir, siz de kendi yorumunuzu paylaşabilirsiniz... Tartışmaya katılabilirsiniz.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #41  
Alt 02.05.07, 19:04
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: faşist fikirlere bile ifade özgürlüğü(demokrasi)



ergun babahan-sabah



İnadına demokrasi

Türkiye 10 küsur yıl sonra geride bıraktığına inandığımız bir sürece yeniden girdi.
Bu bir gerçek.
Bizim hoşlanıp hoşlanmadığımızdan bağımsız bir gerçek.
Bu sürece gelişte en kritik nokta, iktidar partisinin demokratikleşme reformlarını askıya alıp statükoyla anlaşma çabalarının başlamasıdır.
AK Parti, kamuoyu algılamasında Milli Görüş çizgisinin devamında bir partidir.
Benim kişisel görüşüme göre ise Milli Görüş'ün manevi ağırlığını üzerinde taşıyan muhafazakar bir partidir.
Dün İstanbul'da tanık olduğumuz miting Türkiye'de halkın önemli bir bölümünün, yaşam tarzına yönelik bir tehdit algılaması hissettiği yönündedir.
Bu da tartışma veya karşı çıkma ötesi bir gerçekliktir.
Çünkü böyle bir ruh hali içinde olan insanlar dün Çağlayan Meydanı'nda bir araya gelerek bu gerçekliği dışa vurmuştur.
Bu birinci nokta.
İkinci nokta ise herkesin kendi yaşam biçimini savunmakta özgür olması, bunu yaparken başkalarının yaşam biçimini aşağılamaması gerçeğidir.
Hoşumuza gitsin gitmesin, insanlar bizden farklı biçimde giyiniyor, yaşıyor ve yiyorsa, bunu kabullenmek demokratik çoğulcuğun kaçınılmaz bir gerçekliği.
İnsanı kanına ve derisinin rengine göre aşağılayan, dışlayan ırkçılığa nasıl karşıysak bu tip bir dışlamaya da karşı olmamız gerekir.
Ne muhtıra, ne dayatma bizim hayata böyle bakıyor olmamızı değiştirmez, değiştiremez.
Bu işin ahlaki bölümü.
İşin siyasi bölümüne gelirsek.
Türkiye kaçınılmaz olarak bir erken seçime gidiyor.
Bu seçime nasıl gittiği tarihten daha önemli.
Bence iktidar partisinin yapması gereken, AB'yi, demokratikleşme sürecini destekleyen muhalif siyasi partilerle bir araya gelmek ve ortak yeni bir reform paketi açmaktır.
Bu pakette adil bir baraj oranından, siyasi partiler reformuna, 301'den kadın haklarına kadar herkesin üzerinde hemfikir olduğu veya olması gereken tüm unsurlar yer almalıdır.
Türkiye kritik bir eşiktedir.
İktidar bu eşiği tek başına açacak Meclis çoğunluğuna sahip olabilir ama doğru olan muhalefete de kulak vererek yeni bir reform programıyla aşmasıdır.
Türkiye'ye gerekli olan, özgürlükleri kısmak, insanları etnik kökeni veya kişisel inancı nedeniyle dışlamak değil, laik demokratik düzen içinde hak ve özgürlükleri teminat altına almaktır.
Türkiye'ye yapılacak en büyük kötülük demokratik gelişim sürecini tehlikeye sokacak gelişmelere destek vermektir.
Bugün herkes bir turnusol kağıdı testindedir.
Kim yürekten demokrat, kim tatlısu demokratıdır, bu koşullarda ortaya çıkacaktır.
Bugün demokrasiye sahip çıkma günüdür.
Bugün farklılıkların düşmanlık olarak değil, zenginlik olarak algılanma günüdür.
Biz kökeni, rengi, inancı ne olursa olsun ortak bir potada eridiğine inandığımız insanlardan oluşan bir toplumuz.
Kimsenin, kimsenin yaşam biçimini tehdit etmediği, kimsenin kimseyi inancından, giyimkuşamından dolayı aşağılamadığı ama herkesin yaşam ve inanç biçiminin "bağımsız hukuk kurumları" tarafından güvence altına alındığı bir ülke ortak idealimiz.
Bizim için tek ideal var, hukukun üstün olduğu laik, demokratik bir Türkiye.

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #42  
Alt 13.06.07, 00:27
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: faşist fikirlere bile ifade özgürlüğü(demokrasi)

RADİKAL GAZETESİ - 02/06/2007 - PROF.DR.EROL KATIRCIOĞLU


Nereye?

Erol Katırcıoğlu 02/06/2007 'Canım AKP'liler de şunları şunları yapmamalıydı' diyenlerden misiniz bilemem ama bütün tartışmayı kendi yaşam tarzınızı korumak esası üzerine kurguluyor ve üstelik bunda da haklı olduğunuzu düşünüyorsanız aslında aynı hakkı 'öteki' ya da 'ötekiler' olarak algıladığınız kesimler için de meşrulaştırmış olduğunuzun farkında olmalısınız.
Tabii bunun, sonuç olarak çatışmacı bir atmosfere yol açacağının da. Nitekim ellerine bayrakları alarak sokaklara fırlamış olanların barışçı bir projenin peşinden gitmedikleri açık.
Düşüncelerinde ne denli masum ve içtenlikli olurlarsa olsunlar yol açtıkları ya da açacakları sonuçların huzurumuza katkı sağladığını söylemek mümkün mü?
Çünkü kendileri gibi bu toplumda yaşayan herkesin kendi yaşam tarzlarını savunması doğal. Bu ise kendiliğinden çatışmacı bir model anlamına geliyor. İşte o zaman da toplum olarak bu çatışmacı modelden nasıl uzaklaşılır, nasıl birbirinden kopuk 'yan yana' yaşama halinden 'birlikte' yaşama haline dönüşülebilir gibi bir soruyu cevaplamamız gerekiyor.

Bu nedenle de Kürtlerin Türklerle, Alevilerin Sünnilerle, laiklerin dindarlarla konuşmaları, konuşabilmeleri gerek.

Tabii özgürce tartışma olmadan nelerde ve nerelerde uzlaşılacağını belirlemek mümkün olmayacağına göre geniş bir özgürlük alanının oluşturulması birinci koşul.
Oysa Türkiye son günlerde farklılıklarının birlikte yaşaması için gereken uzlaşmaları sağlayacak böyle bir özgürlük alanını oluşturması gerekirken, aksini yapıyor, içe kapanmacı, devleti ve askeri öne çıkaran, etnik milliyetçi bir eksene doğru kayıyor.
Neredeyse, 'laik' partileri, aralarında farklılıklar yokmuşcasına 'Cumhuriyetçi' bir eksende birleştirmeye zorluyor.
Bütün bunları yaparken var olan farklılıkları daha da derinleştiriyor. Ülkenin dokusunu tutan ipleri geriyor.

Seçimler bu gidişe çare olacak mı?
Doğrusu son günlerin en önemli sorusu bu.
Çünkü çeşitli olasılıkları yan yana getirdiğimizde var olan gerilimi düşürecek bir sonuç çıkması zor.
Görünen bu.
Cumhurbaşkanlığı seçimi, adayın kimliği, askerin bildirisi ve olası seçim sonuçları yan yana geldiğinde bu gerilim atmosferinden kurtulmanın yolu yok gibi.
Bütün bunlar önümüzdeki dönemin daha otoriter bir ortama gebe olduğunun işaretlerini taşıyor gibi.
Siz misiniz daha özgür ve demokrat bir ülke olsun isteyen dercesine gelişmeler aksi yönleri gösteriyor.

Bu arada küçük bir ışık bile olsa Baskın Oran'ın İstanbul'dan aday olması demokrat insanlar için bir bir araya gelme vesilesi yaratacak gibi.
Kim bilir belki de başka yerlerden başka birileri de bu ışığa güç katacak başka çıkışlar da yapar.
Demokrat ve sol kesimlerin Meclis'te sesleri olurlar.

Türkiye'nin yeni bir özgürlük alanı içinde farklılıklarını birlikte yaşatmanın yollarını bulması gerekirken, bu yönde Anayasa ve diğer yasaları değiştirmesi gerekirken, duraklarından birinin Irak olduğu bir karanlık yolda yol alıyor.

Basiretsiz yöneticilerin elinde çatışmacı bir modelin içinde debelenip duruyor. Ne derler? Sonumuz hayırlı olsundan başka.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #43  
Alt 13.06.07, 01:04
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: faşist fikirlere bile ifade özgürlüğü(demokrasi)

SABAH GAZETESİ - 12/05/2007

HASAN BÜLENT KAHRAMAN




Böceklerden yıldızlara kadar!..

Gölgelerin uzamaya başladığı bir sonbahar günü o zaman yazdığım gazetedeki köşemden izin alıp Amerika'ya gitmiştim. Princeton Üniversitesi'nde ders vermeye. Şimdi gölgelerin uzamaya başladığı çıldırtıcı bir bahar günü bu yazıyı yazıp yeni bir köşeye başlıyorum.
Kendimi şanslı saymadığımı nasıl söylerim?
Türkiye müthiş bir siyaset, kültür ve toplumsal oluşum laboratuvarı. Bütün hayatını siyaset bilimine ve kültürel kuramlara adamış, okumak ve yazmaktan başka işi olmayan birisi için sadece Türkiye'de yaşamak bile kazançken ben gördüğümü, düşündüğümü yazmak ve tartışmak olanağını bulacağım.
Gerçekten öyle: Türkiye olağanüstü günlerden geçiyor. Ne zaman geçmedi ki denebilir. Ama bugün her şey biraz daha farklı.
Türkiye 1990'lardan bu yana başlattığı, koşulları itibariyle ağır ve derin bir dönüşümü, bir yenilenme sürecini, geleneğinden gelen birtakım zorlukları da aşmaya çalışarak tamamlama gayreti içinde. Alışılmış düşünce ve davranış kalıplarıyla yeni tepkilerin harmanını yapmaya çalışan Türkiye, oyuna yeni giren aktörler, süreci etkileyen daha önce hiç hesaba katılmamış etkenler, koşulları belirlemeye başlamış yeni dinamiklerle artık neredeyse 170 senelik bir modernleşme projesini, bambaşka bir içerikle somutlaştırmak istiyor. Taşrayla kentin, gelenekselle yeninin, tutucuyla ilericinin hem konumunun hem de anlamının değiştiği, ezber kalıplarının bozulduğu bir Türkiye'de "şaşırmak" sadece ilkel bir tepki olur. Önemli olan şaşmanın, hayretin dışında kalıp yaşananlara anlam verip, bunca olayın arkasında hangi unsurların yattığını bulmak ve anlamak.
Önümüzdeki müthiş sıcak yazın kısa tanımı bu!
Sadece Türkiye değil bu karmaşayı, dönüşümden kaynaklanan, eskiyle yeninin zıtlaşmasından doğan gerilimleri yaşayan. Mesela Fransa! Dünyaya devrimler, kültürler armağan etmiş, anlamından ve öneminden bugün hiçbir şeyin eksilmediği "özgürlük-eşitlik-kardeşlik" sloganını üretmiş olan Fransa, dar ve ürkütücü anlamda nasyonalist olan, utanç verici şoven sloganlar üreten, gözünü kırpmadan zenofobi (yabancı düşmanlığı) yapan birisini kendisine, üstelik onca küçük bir oy farkıyla, devlet başkanı seçebildi. Amerika'daki başkan Ortadoğu'yu şimdilik 700.000 sivil ölüyle kana boyamaktan çekinmedi.
1980'lerde başlayan ve neredeyse 3. sanayi devrimi diyebileceğimiz, bizi modernite sonrasına taşıyan devrimin ürettiği yeni oluşumlar "tanıdık dünya" nın sonunu getirirken bu yeni dönemin dizginini elinde tutanların üretip insanlara empoze ettiği, doğrulanması için elinden geleni yaptığı "ideolojiler öldü" yalanının doğurduğu boşlukta dünya etnik ve dinsel kimliklere doğru savruldu. Avrupa'nın her yerinde Türkiye'deki tartışma devam ediyor ve siyaset kendisine bir "merkez" arıyor. 1945 sonrasının projesi olan sosyal devletin ortadan kalkması her yerde yeni dayanışma kalıpları üretti ve bu nedenle din artık başlı başına bir mesele. Kimse laikliğin sırf bize özgü bir sorun olduğunu sanmasın.
Buna bir de 11 Eylül sonrası dünyayı eklemek gerek. İslam'ın bir "şer kaynağı" olarak sunulduğu, tanıtıldığı, onun da bu tepki karşısında kendisini büsbütün sertleştirdiği bir dünya bu. Ama öte yanda bir de bizim ülkede kimsenin kulak asamadığı bir Güney Amerika var; doğrusu ve eğrisiyle. Türkiye ise darbeyle demokrasiyi çoğunluk diktası sayanların arasında sıkışıyor.
Gelin görün ki, bu dünya aynı zamanda nanoteknolojilerin, gen terapilerinin, internet erişimlerinin ve daha aklımızın almadığı onca gelişmenin yaşandığı muhteşem bir dünya.
Türkiye bu dünyada kendine bir yer arıyor.
Türkiye müthiş sıcak bir yaza hazırlanıyor! Türkiye kendini sorguluyor.
"Böceklerinden yıldızlarına kadar!"
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #44  
Alt 21.06.07, 17:24
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Cevap: faşist fikirlere bile ifade özgürlüğü(demokrasi)

Düşünce özgürlüğü askere de lazım

İsmet Berkan
21/06/2007Daha önce birkaç kez bu çeşit senaryolu toplantılarda bulunmuş biri olarak söze gireyim: Amerika'nın başkenti Washington'da, yönetimdeki yeni muhafazakâr çevrelere yakınlığuyla bilinen Hudson Institute adlı düşünce üretme kuruluşunda yapılan ve Türk tarafından da en azından Washington'daki askeri ataşemiz tuğgeneralin de katıldığı anlaşılan toplantının bence yadırganacak hiçbir tarafı yok.
Bu çeşit toplantılarda genellikle izlenen yol şudur: Toplantıyı düzenleyen kuruluş kendince hayali veya gerçeklere çok yakın bir senaryo düzenler, bu senaryonun sonunda da, esas tartışılacak konuya girilir. Bu senaryo bazen katılımcılara hazırlanmaları için önceden gönderilir, bazen de toplantının başında katılımcılara anlatılır.
Hudson'daki toplantının senaryosu, PKK'nın İstanbul'da bir bombalı eylemle 50 kişiyi öldürmesi, bu arada Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın bir suikaste kurban gitmesiyle başlıyor ve Türkiye'nin bunların üzerine Kuzey Irak'a 50 bin kişilik bir orduyla girip girmeyeceği sorusuyla sona eriyor. Bu senaryonun ardından esas tartışma konusuna geçiliyor: Türk ordusu Kuzey Irak'a girer mi, girerse ne olur, Amerika ve Irak ile Kürtler ne tepki verir?
Bu bir fikir cimnastiği yöntemi. Kurgusu gereği aykırı veya kulağa hoş gelmeyen uç örneklerin tartışılması doğal; çünkü toplantıyı düzenleyenler geleceği tahmine çalışıyorlar, olası davranışları önceden bilmek amacıyla yapıyorlar bu egzersizi.
Peki böyle bir toplantıya Genelkurmay'ı temsilen askerlerin veya davet edilselerdi Türkiye'yi temsilen diplomatların katılması normal ve doğal mı? Bence son derece normal. Toplantıya katılmanın olası tek sakıncası, katılımcıların devleti ve silahlı kuvvetleri temsil ettikleri bilinciyle hareket edip kendilerini çok kasmaları veya tam tersine fazla rahat hareket edip söylememeleri gereken şeyleri söylemeleri riski.
Ama bizde kopan fırtınaya bakın.
Böyle ihtimallerin konuşulmasının vatana ihanet olduğunu ileri sürenler bile oldu.
Oysa bu ihtimalleri konuşmazsanız, o ihtimaller başınıza geldiğinde nasıl hazırlıklı olabilirsiniz?
Diyeceksiniz ki bunu konuşmanın yeri Amerika mı? Peki böyle şeylerin Ankara'da konuşulmadığını, böyle fikir egzersizleri yapılmadığını nereden biliyorsunuz?
Kaldı ki Amerika'da konuşmanın ne sakıncası var, elinizdeki bütün kartları açık açık göstermediğiniz sürece.
Böyle ya da farklı bir senaryonun konuşulduğu bir toplantıya üniformalı askerlerin katılmasını vatana ihanetle bir tutanlara hatırlatılması gereken bir şey var: Düşünce özgürlüğü, sadece politikacılara, sanatçılara, gazetecilere değil askerler dahil herkese gereken bir şey.
Özgür düşüncenin olduğu, düşüncenin özgürce tartışıldığı ortamlarda, kurumlarda, ülkelerde ilerleme olur. Bir veya birkaç kişinin her şeyi bildiği ve başkalarının o konularda fikir beyan etmesini engellediği ortamlarda, kurumlarda, ülkelerde diktatörlük olur.
Ve unutmayın, düşünce özgürlüğünün tek sınırı şiddet çağrısı, nefret çağrısı ve şiddet övgüsüdür, onun dışında her şey serbest olabilmelidir.
Burada en temel eleştiri noktası, daha düne kadar özgür düşünceye ilişkin kaygılar açıklamış, düşünce özgürlüğüne engeller önermiş olan bir kurumun, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin başkalarına çok gördüğü bir yöntemi kendisinin kullanmaktan çekinmemesi olabilir.
Ama ne diyorum, belki bu tartışmalar sayesinde askerlerimiz de düşünce özgürlüğünün değerini bir kez daha düşünme fırsatı bulurlar.
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar