iconBütün zaman ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu anki saat: 05:40 . | Nüve Foruma Hoşgeldiniz! Forumumuzdan yararlanmak için lütfen Üye Olun !

» Nüve Forum » gazete haber ve makale yorumları » Tartışma Platformu » sosyal güvenlik

Tartışma Platformu Gündemdeki önemli konular ve onlar hakkında yapılan yorumları buradan okuyabilir, siz de kendi yorumunuzu paylaşabilirsiniz... Tartışmaya katılabilirsiniz.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 08.03.07, 19:41
Standart sosyal güvenlik

08.03.07, 19:41





Gülay Göktürk
Sosyal Güvenlik Reformu: Bir kurtarma operasyonu

NTV'de katıldığım Sosyal Güvenlik Reformu tartışmasında söylediklerim nedeniyle çok sayıda okur mektubu aldım.


Bazı okurlarım, "çalışanlar aleyhine hükümler taşıyan" böyle bir kanunu desteklediğim için hayal kırıklığı yaşadıklarını dile getirmişler. Hatta içlerinden bir tanesi, benim "elbet birilerinin canı acıyacak" tarzındaki ifademe öyle şaşırmış ki, "birilerinin canının acımasını nasıl böyle açıkça savunabilirsiniz, aklım almıyor" diyor...

Evet, bazen, bazı toplum kesimlerinin canının acımasını da savunabiliriz. Daha ilerde çok daha fazla canlar yanmaması, telafisi çok daha büyük acılara yol açacak zararlar doğmaması için... İsterseniz adına reform deyin, ister revizyon, Sosyal Güvenlik Yasası ile yapılmak istenen şey, özünde bir kurtarma operasyonudur; önce bu konuda hemfikir olalım. Bu yasa, her şey yolunda giderken çıkmıyor; batmak üzere olan bir sistemi kurtarmak için çıkıyor. Bundan yirmi yıl, on yıl önce yapılması gereken bir kurtarma operasyonu ancak şimdi yapılmaya çalışılıyor. Bu yıl sosyal güvenlik kurumlarına devlet bütçesinden 23.5 milyon YTL aktarılmış.

Yani halkın bütününden, sosyal güvenlik şemsiyesi altında olan kesime bu kadar sübvansiyon yapılmış. Eğer bir şey yapılmazsa bu açık her yıl daha da büyüyecek ve belki bundan yirmi otuz yıl sonra devlet artık emeklilerine maaş ödeyemez hale gelecek. O yüzden de her şeyden önce, tam da seçim yılına girmişken, popülizme prim vermeden böyle bir kurtarma operasyonuna girişme cesareti gösteren hükümeti kutlamalıyız. Ondan sonra da şöyle bir bakmalıyız; bu noktaya nasıl gelinmiş, sosyal güvenlik sistemleri böyle bir batağa nasıl sürüklenmiş diye...

Buna baktığımızda iki temel neden görüyoruz: Bir, kuruluşundan bu yana, devlete bağımlı yapısından dolayı SSK fonlarının iyi idare edilememiş oluşu, ikincisi de emeklilik yaşı konusunun siyasetçiler tarafından seçim yatırımı olarak kullanılması...

Daha önce de defalarca yazdım: Eğer daha baştan, yani 1963'ten beri, devlet SSK'nın kasasında biriken parayı yağmalamasaydı, SSK'nın fonlarını neredeyse sıfır faizle kendi açıklarını kapatmak için kullanmasaydı; SSK da herhangi bir sigorta şirketi gibi bu fonları uluslararası piyasalarda rayiç faiz fiyatı üzerinden işletebilseydi, bugün zaten dimdik ayakta olur, Hazine'den destek almasına da gerek kalmazdı. Yine daha baştan beri, eğer siyasiler SSK'nın aktüerya hesaplarını altüst eden kararlar almasaydı, yani "bu kurum bunu ödeyebilir mi, ödeyemez mi" diye bakmadan emeklilik yaşını canı istediği kadar indirmeseydi, SSK yine batmaz, yine Hazine desteğine muhtaç hale gelmezdi.

Düşünün ki siz herhangi bir bireysel sigorta şirketini yönetiyorsunuz. Uzun vadede dönebilmek için belli hesaplar yapıyor, bu hesapların sonucunda da piyasaya çıkıp "Ayda şu kadar prim ödeyene 20 yıl sonra ayda şu kadar emekli maaşı bağlarım" diye vaat ediyorsunuz. Ama bir bakıyorsunuz bir hükümet çıkıp, 20 yıllık prim ödeme dönemini 15 yıla indirme kararı alıyor. Tek bir kararıyla şirketin yaptığı aktif-pasif dengesini altüst ediyor. Böyle bir şirket anında iflas etmez mi?

İşte SSK da böyle iflas etti. Peki bunu bedelini kime ödetelim şimdi? Demirel'e tazminat davası mı açalım emeklilik yaşını kırka indirdi diye? Onu, bu indirimi yapmasına yardımcı olan bütün siyasetçiler ve bürokratlarla birlikte yargılayalım mı? Yoksa siyasiler emeklilik süresini indirip çıkarırken hiç ses çıkarmayan, "Siz bizim hesaplarımızı nasıl altüst edersiniz" diye itiraz etmek bir yana, boyuna "indirin, indirin" diye tempo tutan işçi sendikalarına mı ödetelim bedeli? "Madem ki devletimiz sosyal devlettir, açığı ilelebet karşılasın" Cevap niyetine söylenen bu sözlerle tartışmayı gelecek yazıda sürdüreceğim.


Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar
  #2  
Alt 08.03.07, 19:42
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: sosyal güvenlik



Gülay Göktürk


“Kurtarma Operasyonu”

Sosyal güvenlik sisteminin açıklarının kapatılması için yapılan yasal değişikliklere; yani emeklilik yaşının ve prim gün sayısının yükseltilmesine karşı çıkanlara "Peki ne yapılsın" dediğinizde "Devlet sosyal devlet değil mi?

Açığı o kapatsın" diye kestirip atıyorlar. Sanki devletin, her yıl büyüyen SSK açıklarını kapatmak için kullanacağı o para, yeraltı kaynaklarından fışkıran su gibi sahipsiz, bedava ve sonsuz...

Birincisi o para sahipsiz bir para değil. 70 milyonluk nüfusun gelirlerinden kesip ödedikleri vergilerden oluşuyor. Ülkeyi yönetenler "herkesin" parası olan bu parayı, belli bir kesime; hem de iyi -kötü sosyal güvenlik şemsiyesinin altına girme şansına kavuşmuş bir kesime aktarmakla, bırakın sosyal adalet sağlamayı, sosyal adaletsizlik yaratmış olurlar. İkincisi zaten Hazine'de her yıl aktaracak böyle büyük paralar yok. Bu ülke borçlu bir ülke... Üstelik tam da bu mantık yüzünden borçlu bir ülke... Daha beş yıl önce kamu açıkları yüzünden borçları çeviremez hale geldiğimizi, büyük bir ekonomik kriz yaşadığımızı ve bunun temel sebebinin de "sosyal devlet" diye diye açılan kara delikler olduğunu; o kara deliklerin en kocamanlarından birinin de SSK açıkları olduğunu ne çabuk unuttuk?

Besbelli ki, popülist politikalar yüzünden ekonominin girdiği malum kısır döngüyü sadece iktisatçıların bilmesi yetmiyor. Bu sarmalı, en basitleştirilmiş haliyle bütün halkın anlaması şart: Devlet, çeşitli kesimlere gelir transferi yapmak için ya iç ya da dış borçlanma yapmak zorunda. İçerden borç alması demek, zaten yetersiz olan iç tasarrufu bankalardan emmesi; yatırımcıya alacak kredi bırakmaması, sonuçta kredi faizlerinin aşırı yükselmesi; yatırımların düşmesi ve sonuç olarak da istihdamın azalması demek... Bir başka deyişle, SSK açığının sürekli devlet tarafından iç borçlanmayla kapatılmasını savunanlar aslında işçileri 65 yaşına kadar çalışmaktan koruyalım derken, işlerini toptan kaybetme tehlikesine atıyorlar.

Dışardan borç almak ise, malum IMF'nin ve Dünya Bankası'nın kapısına gitmek demek. Lafa gelince IMF'ye, Dünya Bankası'na pek karşı olanların, "çare" diye önerdikleri şeyin; yani açığın Hazine'den kapatılmasının, sonunda gelip IMF'den ya da Dünya Bankası'ndan yeni borçlar isteme noktasına dayanması ibret verici değil mi?

Doğaldır ki, IMF ya da Dünya Bankası da borç vereceği ülkenin bütçesine bakıyor, geri ödeme gücü olup olmadığının hesabını yapıyor; verdiği kredinin "batık kredi" olmaması için çeşitli şartlar koşuyor. Zaten Türkiye'ye koştukları şartlardan biri de, şu anda tartıştığımız yasa... IMF, "Bu parayı al ama bir yandan da sosyal güvenlik açığını kapatmanın yollarını ara, sürekli borç alarak dönemezsin" dedi diye düşman ilan ediliyor.

* * *

Aslında bu yasa sosyal güvenlik sistemini ayağa kaldırma çalışırken bunu oldukça uzun bir geçiş dönemi içinde ve yumuşak bir biçimde yapmaya da özen göstermiş. Gerek 65 yaşta emeklilik, gerekse 9 bin işgünü prim ödemeye geçiş için önümüzde onyıllar var.

Eğer bu yasayla şu anda çalışan ve belli bir tarihte emekli olmaya hazırlanan insanlara "Hayır, sen o tarihte değil, beş yıl sonra emekli olabileceksin ancak" denilseydi, kazanılmış bir hakkın geri alınmasından söz edebilirdik. Oysa yasa emeklilik koşullarını 2007'den itibaren çalışmaya başlayacaklar için değiştiriyor. O tarihte yeni çalışma hayatına atılan gençler, daha baştan kaç günlük prim ödeyeceklerini, hangi yaşta emekli olacaklarını bilecekler: yani kötü bir sürprizle karşılaşmamış olacaklar.

Böylesine kapsamlı bir yasayı birkaç yazıda her yönüyle değerlendirmenin imkansızlığı ortada. Yasada mutlaka aksayan yönler, düzeltilmesi gereken ayrıntılar vardır ve bu konular da bir konsensus içinde halledilmelidir. Ben başından beri, bir bütün olarak yasanın ana hedefi üzerinde duruyor; bu hedefin doğru olduğunu söylüyorum; "Saadet Zinciri"ne benzer bir ekonomik sistemde kriz korkusu içinde yaşamak istemeyen herkesin, bugün sosyal güvenlik sisteminin iki yakasının bir araya getirilmesi için alınan bu tedbirleri desteklemesi gerekir, diyorum.


Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 08.03.07, 20:09
nuvekolik
Ziyaretçi
İletiler: n/a
  Send PM
Standart Ynt: sosyal güvenlik



Gülay Göktürk

“Memurlar daha eşittir”

Hükümetin büyük çabalarla, dört yıl gibi uzun bir sürede hazırladığı Sosyal Güvenlik Reformu çöktü.


Çünkü Anayasa Mahkemesi, reformun özünü; bütün çalışanların tek çatı altında birleştirilmesi fikrini kökten dinamitledi. Sosyal Güvenlik Reformu'nun emeklilik yaşını kademeli olarak 65'e yükselten düzenlemesi memurlar açısından bozuldu. Ayrıca, "aylık bağlama oranlarının düşürülmesi" ve "yaşlılık aylığının hesaplanmasında değişiklik" öngören hükümler de memurlar açısından iptal edildi. Bunun anlamı, Anayasa Mahkemesi'nin memurlarla diğer çalışanların eşit koşullarda; "tek çatı" altında toplanmasına izin vermemesidir. Bu karara bakılırsa, Anayasamıza göre bütün vatandaşlar eşittir ama memurlar daha eşittir! Mahkemenin gerekçeleri henüz yayınlanmadı, o yüzden bilmiyoruz. Ama "tek çatı altında eşitlik" fikrine öteden beri karşı olanların fikirlerini çok yakından biliyoruz. Onlar şöyle düşünüyorlar: Hiç "düz vatandaş"la "imtiyazlı vatandaş" bir tutulabilir mi?

Kutsal bir varlıkla ona inananlar arasında ya da efendiyle hizmetkârları arasında modern bir ilişki; bir işçi-işveren ilişkisi kurulabilir mi? Kutsal bir kuruma hizmet edenle, alt tarafı lastik, ilaç ya da komedi filmi üreten sıradan bir emekçi aynı kefeye konulabilir mi? Eğer devlet, hikmetinden sual olunmayan; halktan gizli sırları, kendine özgü menfaatleri ya da şerefi olan; elle tutulmaz-gözle görünmez metafizik bir varlık ise, böyle bir devletin bekası için çalışan insanların da sıradan işçiler olmaları mümkün değildir. Onlar olsa olsa, bu kutsal davanın misyonerleri ya da hizmetkârları olabilirler. Hizmetkârın hakkı olmaz, olsa olsa, efendisi lütfedip bir şeyler ihsan eder. Efendi, hizmetkârından yalnızca emeğini değil ruhunu da ister; sadece çalışmasını değil, ona inanmasını ve itaat etmesini de bekler.

Ama buna karşılık kendisi de onu koruma ve kollama yükümlülüğü altına girer. Hiçbir soylu efendi, kendisi yoksul düşse de hizmetkârını kolundan tutup sokağa atmaz. Ömür boyu itaate karşılık, ömür boyu geçim garantisi verir. İşte bu yüzden devlet, kendisine hizmet edenlerden itaat ve bağlılık beklerken, onları toplumun diğer çalışanlardan ayırıp imtiyazlar tanımak zorundadır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu bu yüzden vardır. Memurin Muhakemat Kanunu bu yüzden vardır. Devlet bu yüzden memurlarının istihdam biçimlerini, yargılanmalarını özel esaslara bağlar. Memurlarını topluma karşı koruyucu kanatları altına alarak kendine sadık, varlığı devletin varlığına sıkı sıkıya bağlı imtiyazlı bir kitle haline getirir.

***

Devletin kendi memurlarına bakış açısını özetleyen bu anlayış Türkiye Cumhuriyeti'ne Osmanlı Devleti'nden mirastır. Genç Cumhuriyet, kuruluşuyla birlikte Osmanlı mirasını hemen hemen her yönüyle reddetmiş, ama bu konuda tam bir devamlılık göstermiştir. Ve işte bu gelenek, 21. yüzyılda hâlâ en hayati reformların karşısında direnmekte, yenilenmenin karşısında barikat oluşturmaktadır. Eğer bu anlayışa karşı çıkılmazsa, sadece Sosyal Güvenlik Reformu değil; şu anda beklemede olan bir başka büyük reform yasası, Devlet Personel Kanunu Tasarısı da kadük olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Zira bu tasarı, memurluk kavramına getirdiği yeni bakış açısıyla 2 milyon olan memur sayısını 500 binle sınırlayan; kamu görevi yapan her insanın "memur" sayılamayacağını kabul eden; memuriyet tanımını, devletin asli görevlerine ilişkin ve süreklilik gerektiren görevlerle sınırlayan ve böylece aynı işi yapan insanlardan bir kısmını devletin koruyucu şemsiyesi altına alıp özel imtiyazlar tanırken bazılarını bu şemsiyenin dışında tutmak gibi haksız bir durumu da önleyen devrimci bir tasarıdır

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Sponsorlar