| Tartışma Platformu Gündemdeki önemli konular ve onlar hakkında yapılan yorumları buradan okuyabilir, siz de kendi yorumunuzu paylaşabilirsiniz... Tartışmaya katılabilirsiniz. |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
#1
|
|
11.03.07, 23:55
Tarihi materyalizm mi teolojiyi yönetir,teoloji mi tarihi materyalizmi yönetir? Irak’taki etnisitenin girişimi Başlıktaki felsefi yöntem, bir ikilemi ele alıyor gibi görülmektedir. Gerçekte bu ikilem çözülebilir mi? “Bu ikilemlerden biri esas alınabilir mi?” sorununu, Irak’taki gelişen son olayları test ederek sorgulayacağız. Vulgar, Marksizm sınıf mücadelesinin tarihi belirlediğini esas alıp, etnik ve dinsel öğeleri idealizm olarak dışlamaktadır. Bu kaba materyalist anlayış, dini temel alan idealist bir yaklaşıma kapı açmaktadır. Bu ikilemin dışında etnik temelli ırkçılık da, tarihin gelişimini etnik gelişime indirger. Başlıkta vurguladığımız tarihi materyalizm verilerinin bir satranç oyununda satranç taşlarını hareketlendiren teoloji cüceleri tarihi materyalizmi yönetmektedir. Bunun tersi, bir masada satranç oynayan devler tarihi materyalizm devlerini masanın altındaki teoloji cücesi yönetmesidir. İronik olarak tanımlanabilecek bu durumu girişte de belirlediğimiz perspektifte Irak’a ve hatta İran’a uyguladığımızda hangi olasılık gerçek olabilir? Günümüzde Irak’ta Türkmenler, Kürtler, Şii Araplar, Sünni Araplar gibi etnik veya dinsel özellikleriyle tanımlanan bir karmaşa söz konusudur. Yakın tarihsel sürece baktığımızda Irak, Arap ve onun kuzeyinde El-Cezire bölgesi olarak tanımlanan bölge bu analizde esas alınacaktır. Günümüze değin süren etnisite girişimi, Bağdat’ın Sultan Süleyman ve Sultan Murat tarafından yani Osmanlı tarafından alınması ile başlatılabilir. Bu süreç öncesi Güneydoğu Anadolu ve Irak bölgesine etnik olarak egemen olan topluluklar Kızılbaş Türkmenlerdir (Safeviler). Safeviler öncesi Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenleridir. Ondan önceki dönemde İlhanlı Tatarları Celayirler, Oyratlardır. Onun öncesi ise Artuki ve Selçuklu Türkmenleridir. Osmanlı’nın Güneydoğu bölgesini İran ve Doğu Anadolu Türkmenlerinden alması ile, İran Türkmenlerinin (Kızılbaşların) iktidarı ve etnik girişimi yıkılmıştır. Bunun yerine Güneydoğu Anadolu’da Türkmenlere tabi uruklar olan Kırmançlar Şafi (Müslüman) oldukları için Yavuz Sultan Selim tarafından rakip Kızılbaş Türkmenlere karşı kollanmış ve bunlar Güneydoğu Anadolu bölgesine yerleştirilmiştir. Daha önce Türkmen olan Güneydoğu Anadolu, bu süreçte giderek Kırmançlaştırılmıştır. Güneydoğu Anadolu’da 1500’lerde başlayan bu süreç, Sultan Süleyman’ın Bağdat’ı almasıyla 1600’lü yıllarda Irak’ta yaşanmaya başlanmıştır. İranlı Türkmenlere bağımlı olan Irak’taki Purnaklı ve Doger Türkmen ulusları da Sultan Süleyman tarafından Kızılbaş oldukları için bölgeden sürülmüştür. Kızılbaş Türkmenlerin yönetimine tabi kabileler olan İranlı Yezidi Goranlar bu süreçte İslamlaşarak Sorani Kürtlere dönüşmüştür. Bugünkü Talabani ve Süleymani Kürtleri, 17. ve 18. yüzyılda Şafileşerek Soranilere dönüşen Goranilerdir. Süleymani Kürtleri olarak tanımlanırlar. Cezire ve Hakkari bölgesindeki Kırmançlar ise bugün bu bölgede Barzani’ye bağımlı bir politik birliğe dönüşmüştür. Bölgenin esas sahibi olan Türkmenlerin bir bölümü Sünnileşerek Osmanlı’nın baskılarından kendini korumuş, buna karşılık diğer Kızılbaş Türkmenler ise günümüzdeki Şii Türkmenleri oluşturmuştur. İran ve Irak sınırındaki Zagros dağlarında ise Nurlar ve Bahtiyari etnileri yer almaktadır. Bunlardan Bahtiyariler 18. yüzyılda etnik bir bütünlük kazanmıştır. Nurlar, İran dilini konuşan Farslardan farklı bir etnik gruptur. Güneydeki Arapların Sünni ve Şii olarak ayrılması ise Saddamcılar ile Sadırcılar arasında bugünkü mücadelenin temelini oluşturmaktadır. Basra Körfezi çevresindeki Huzistan’da bulunan Şii Araplar ise İrani etkiye açık olup, İngilizlerin 1920 politikalarıyla İran’a bağlanmıştır. Bu etnik grupların ayrıntılı tarihsel analizini yaptıktan sonra bunların bugün ve öncesi dönemde yaşadıkları alanları petrol açısından göz önüne aldığımızda, bugünkü etnik yer değiştirmelerin ve zoraki göçlerin sebebi ancak anlaşılabilir. Zagros-Mezopotomya bölgesinin önemi Bu sebebi kavramamız için İran ve Irak petrollerinin jeolojik sınırlarını çizmemiz gerekmektedir. Bu jeolojik sınırları daha iyi anlamamız için haritaya bakmamız gerekmektedir. Dünyanın en büyük petrol yataklarından birine sahip olan Zagros-Mezopotamya bölgesinde dünya petrolünün neredeyse dörtte birlik kısmı yer almaktadır. Bu yataklar da jeolojik olarak faylarla sınırlanmış belirli çanaklarda bulunmaktadır. Bu anlamda Kerkük ve Desful çöküntü alanları, petrol içeren tabakaların kalınlıkları ile birlikte haritada görülmektedir. Kerkük’teki 15 bin fite (5 bin kilometre) varan kalınlıktaki petrollü tabakalar doğudan ve batıdan iki belirgin fayla sınırlanmıştır. Kerkük’ü doğudan sınırlayan Hanikin Fayı, petrolsüz Luristan ile petrollü Kerkük’ü birbirinden ayırmaktadır. Batıdan büyük Zap Suyu boyunca uzanan Hail Gara Fayı ile ise petrolsüz Musul ile petrollü Kerkük birbirlerinden ayrılmaktadır. Yani Musul ve Kerkük’ün doğu kesiminde Kırmançlar, Soranlar, Goranlar ve Lurların yaşadığı bölge bütünüyle petrolsüz starelidir. Yapay bir Kürt tarihi yazanlar, Arapların İran’ı fethettikleri 7. yüzyılda Kerkük’te ve Musul’da Kürtlerin Araplara karşı direndiğini anlatan Sorani dilinde papirüs kâğıt üzerine yazılmış sahte belgeleri bundan dolayı üretirler. Soranice 17. yüzyılda ortaya çıkmış bir dil olduğu halde, bu uydurma şiirin bu dilin doğuşundan bin yıl evvel önce yazıldığını göstermeleri gerçeğin ne derece çarpıtılabileceğini bize göstermektedir. Türkmenlerin tarihsel şehirleri olan Musul ve Kerkük’ün önce Araplar sonra da günümüzde de Kürtler tarafından sahiplenilmek istenmesinin temel nedeni, beş bin metrelik kalınlıklara varan petrollü tabakalara egemen olma isteğindendir. Bu petrollü tabakaları takip ettiğinizde Desful Çanağı batıdan ve doğudan Zagros Dağları cephe faylarıyla sınırlıdır. Bunun anlamı, petrollü Huzistan bölgesi kuzeyden ve batıdan petrolsüz Luristan bölgesi ile sınırlıdır. Dört bin metre kalınlıklara varan Desful petrol alanı doğudan ise Kuzeran Fayı’yla sınırlıdır. Bu fayın doğusunda yer alan Fas bölgesinde petrol yoktur. Basra petrollerinin devamı olan Desful petrollü alanında Ahvas ve Buşehr petrol şehirleri yer almaktadır. Yeni Ortadoğu haritasında Desful, Basra ve Buşehr petrol alanları, kurulması planlanan yeni Şii Arap devleti sınırları içinde gösterilmektedir. Önemli bir petrol rezervi olmayan Bağdat ile Basra arasındaki kesim ise Sünni Araplara bırakılmaktadır. Petrol bölgeleri Kürtlerin denetimine veriliyor Suriye-Irak-Türkiye sınırında yer alan Sincar Çanağı petrol yüklü bir bölgedir. Ve yeni Ortadoğu haritasında bu bölge de Kürtlere bırakılmaktadır. Bütünüyle Türkmenlere ait olan bu bölgede, Türkmenlerle karşı en büyük kıyım Telafer’de yapılmıştır. Görüldüğü gibi etnik ve dinsel çelişkileri coğrafya belirlemektedir. Bu olgunun klasik Marksizm dışında ele alınması gerekmektedir. Bu konuyu daha iyi kavrayabilmemiz için jeolojik bir analize girmemiz gerekmektedir. Günümüzde Bağdat çevresinde en şiddetli çatışmalar Saddamcı (Baas Partisi) Sünni Araplar ile Mukteda El-Sadrcı (Dava Partisi) Şii Araplar arasında geçmektedir. Güneydeki Basra Şiilerinden farklı olan Sadr’ın eylem ve ideolojik tavırlarının arkasında, yakın tarihsel dönemdeki politik mücadele anlayışı yatmaktadır. Mukteda El-Sadr’ın babası olan Bekir El-Sadr, Şii Arap tabanına dayanan Dava Partisi’ni Baas’a karşı örgütlemiştir. Şii teolojisinden çok Müslüman Kardeşler’in militan yapısını örnek alan Dava Partisi, Saddam’a karşı en büyük mücadeleyi vermiştir. Dava Partisi’nin geleneği, geçmişte Komünist Parti’ye militan veren Şii Arap başkaldırısından gelmektedir. Güneydeki Sistani ise Farsi özellikleri ağır basan, geleneksel Şia tarzında teolojik bir örgütlenmedir. Sistani’den önceki iki Ayetullah da cinayete kurban gitmiştir. Bu cinayetlerden Dava Partisi üyesi Şiiler sorumlu tutulmuştur. ABD’nin temel hedefi Desful petrolleri Günümüzde Huzistan sorunu İran ve Irak arasındaki temel sorundur. Bu bölgede yani İran ve Irak’ta İran’ın politik olarak kuvvetlendiğini ileri süren tezleri sorgulamaktadır. Şöyle ki, günümüzde Huzistan’daki Şii Arapların Araplığı vurgulanarak İran’dan koparılmak istenmektedir. Amerika’nın ve İngiltere’nin İran’a yapması muhtemel operasyonun temel hedefi ve coğrafi alan bu Desful petrol sahasıdır. Bu petrol sahası 200 km genişlikte ve 400 km uzunlukta bir alanı kapsamaktadır. İran’ın bütününde ise petrol söz konusu değildir. Bu yüzden de İran’ın tümü Amerikalıların hedefi olarak görülmemektedir. Tarih boyunca Türk olan İran, Şii dinsellik öne çıkarılarak 1925 yılında Farslaştırılmış ve Huzistan petrolleri İran’a bağlanmıştır. Bu dönemde İran’da egemen olan İngilizlerin çıkarı bu doğrultudadır. 1925 yılından geriye gidersek Türkmen Kaçarlar, daha önce Afşarlar, ondan önce Safeviler, ondan önce Akkoyunlular, Timurlular, İlhanlılar, Selçuklular bu bölgede bin yıllık bir Türk iktidarını pekiştirmişlerdir. Buna karşılık 1925 yılında Kaçar ordusunda bir subay olan Rıza’yı iktidara getiren İngilizler “Siz Sasani soyundan geliyorsunuz.” diyerek kehdisine Pehlevi soyadını vermişlerdir. Oysa bin yıllık süreçte ne Pehlevilik ne de Sasanilik kalmıştır; bölge bütünüyle Türkleşmiştir. Oysa Şia Türklüğü Osmanlı Sünni Türklüğü tarafından dışlandığı gibi İran Türklüğü Osmanlı tarafından Türk bile sayılmamıştır. Osmanlı, Şia kökenleri nedeniyle Güney Anadolu ve Irak’taki Türkmenlerin kökünü kazımıştır. Şia Türkmenlerin yerine ise Şafi oldukları için Türkmen kabilelere tabi Kırmanç, Goran ve Miskin gibi toplulukları bu bölgede kendine bağımlı sancak ve livalarda egemenleştirmiştir. Tarihsel jeolojik ve etnik analizler Yukarıda yaptığımız çoklu analizimizde tarihsel materyalizmi sınıfsal anlama indirgeyecek modernist bir yorum gerçekten uzak kalmaktadır; ama buna karşılık tarihsel materyalizmin analizi içine coğrafi üretici güçleri ve tarihsel üretici güçleri almanın gerçeği kapsamak yolunda atılmış önemli bir adım olduğu Irak ve İran örneğinde görülmektedir. Coğrafi yönetici güçlerin yanında jeolojik potansiyeller yani yerüstü yanında yeraltı olanakları bu yer üstünde yaşayan toplulukların toplumsal formasyonları bu toplulukların birbirleri ile olan çıkar ve dayanışma ilişkileri en ince ayrıntılarıyla analiz edilmeden bir süreci açıklamak olanaklı görülmektedir. Gerçek, çoklu karmaşıkların oluşturduğu bir bütündür. Bu karmaşıklar, basit bir algılamaya indirgenerek açıklanamaz. Daha gerçekçi ama zor olan ise, olguların arkasındaki çoklu çelişkilerinin ve bu çoklu çelişkilerin içindeki başatlaşan çelişkinin seçilmesidir. Bu, sürecin gelişiminin anlaşılması için temeldir. Bu anlamda Irak ve İran gerçeğini günümüzdeki yapısalcı-konjektürel analizle kavramak mümkün olmamaktadır. Tarihsel süreçte bu konjektürel tarihsel bir süreçle aydınlatılmak zorundadır. Bu süreçte etnik ve dinsel öğeler tarihi materyalizmin objeleri olmak durumundadır. Yalnız sınıfsal ilişkiyle bu olguları açıklayamadığımız gibi, Şii-Sünni çatışması da Türk-Arap, Türk-Kürt çatışması basitliğine indirgenemez. Irak örneğinde test ettiğimiz tarihsel materyalizm yaklaşımımız ve yöntemimiz tüm sorunlu bölgelerin çözümlemesinde ele alınması gereken bir yoldur. Bu yolun zorlukları ve karmaşası bizi kolaycı bir biçimde analize sevk etmemeli; tersine, zorluklar ve karmaşıklar labirenti içine dalarak gerçeği bu süreç içinde araştırmak, tarihi materyalizmin ve devrimci stratejinin bir gereğidir. Prof.Dr.Şener Üşümezsoy http://ahmetdursun374.blogcu.com/2033193/ |
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| Özellikle Huzistan sorunu ile bir araştırmayı 80'li yılların başında okumuştum ve bir dostuma anlattığımda "30 yıl sonra bu bölge karışırsa hiç şaşmam" demişti..Rahmetli M.E.B.lığı müsteşarı Benar beyin haklı çıkmasına elbetteki üzüldüm..Belliki ekonomik yapıyı epeyce bozacak olan bu bölge için daha çok ABD'den salvolar gelecektir..Bu nedenle askeri projeler tüm bölgeye yayılacaktır ve bu Türkiye'yi de kapsayabilir..Bu günlerde ne hikmetse "Türkiye'yi kaybetmek bizim için çok vahim sonuçlar doğurur" diyen ABD yetkilileri bizim son dönemdeki çıkışvari tepkilerimiz için bir parmak bal misali hoşnut tavır sergiliyorlar..Ve maalesef hiç de bu tavırlar sıcak bir nitelikle bize yansımıyor..Çünkü artık ABD'yi tanıyoruz.Yarın "Yeter bu kadar ters tavırlar,projelerimize uygun tarihsel sürece sizi de katmayalım" derseler ben pek şaşırmam.. 2006 yılının son aylarında bir ABD araştırma şirketinin araştırma sonuçlarını okumuştum..Orta doğu'nun ABD lehine sonuçlanması için Türkiye'nin de ikna edilmesi gerektiğini, bunun belkide istenilen yöntemler dışında bile olabileceği açıklanmıştı..Zira Türkiye'nin Türkmenler ile ilgili tarihsel kollama hakkını sonuna kadar kullanacağını belirttiler..Ve bu nedenle Türkiye'nin istenilen ölçütlerde bir ikna yoluyla ikna edilemeyeceğini yazdılar..Bunun belkide kısa bir gövde gösterisiyle de halledilmeyeceği not edildi...Hadi hayırlısı.. |
|
#3
| ||||
| ||||
| BUSH’UN KONUŞMASINDAKİ GİZLİ KODLAR ABD Başkanı Bush, yeni Irak stratejisini açıkladı. Irak'a 21 bin 500 Amerikan askeri daha göndereceğini belirtti. Anlaşılan bölgede akan kan ve gözyaşı daha da artacak. Bush konuşmasında ayrıntıya girmeden, Türkiye - Irak sınırındaki sorunların çözümü için çabalarına devam edeceklerinin altını çizdi. Bu güne kadar ülkemiz hakkında hayırlı bir rüya görmeyen Bush’un konuşmasındaki gizli kodları çözmeye çalışalım. Bush’un açıklamalarının akabinde Türk Dışişleri Bakanlığı, "Türkiye, Irak’ta şiddet olaylarının durdurulmasına, başkent Bağdat dâhil olmak üzere ülkede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yönelik olarak doğru yönde alınacak bütün önlemleri memnuniyetle karşılamakta ve desteklemektedir" şeklinde açıklama yaptı. Yani her zamanki gibi ABD’ye olan teslimiyetçi tavrına devam etti. ABD Dışişleri Bakanı Rice da, Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komitesi’nde plana ilişkin yaptığı konuşmada, Türkiye'nin kendileri için taşıdığı öneme dikkat çekerek, en acil diplomatik hedeflerinin bölgedeki reformcu ve sorumluluk sahibi liderleri desteklemek olduğunun altını çizdi. Bu yöndeki politikalarında ortaklarının Türkiye ve İsrail olduğunu belirterek bu hedefleri birlikte paylaştıklarını açıkladı. Rice, AKP hükümetinin elini güçlendirmek için gözdağı vermeden de geçemedi. Irak'ta başarısızlığa uğramaları durumunda, bunun Türkiye ile Kürtler arasında probleme yol açacağını söyledi. ABD Savunma Bakanı Gates ise, Amerikan ordusunun kısa sürede Irak'tan çekilmesi durumunda kaos çıkacağını ve aralarında Türkiye'nin de bulunduğu bazı ülkelerin, Irak'a müdahale konusuna ilgisinin artacağını söyledi. Yani Irak’ta kalma sebeplerinin bir tanesinin de Kuzey Irak’taki Kürt oluşumunun hamiliği olduğunu açıkladı. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Wilson, Irak’taki Türkmenler konusunda, her devletin halkını her türlü saldırıya karşı korumak gibi bir yükümlülüğü olduğunu belirterek, bu görev ve yükümlülüğü ne zaman, nerede ve nasıl yerine getireceğine Türkiye'nin karar vereceğini bildirdi. Tam da bu gelişmeler olurken Başbakan Erdoğan’ın şahin açıklamalarına şahit olduk. 'Ben Amerika'nın canı yanınca, yardımına koşuyorum... Benim canım yanınca neden Amerika koşmuyor...' diyor. Günaydın sayın Başbakan, Amerika’yı ne olup olmadığını bilmeden mi stratejik ortak ilan ettiniz. Irak’ın bugünlere gelmesine katkıda bulundunuz, Türkmenleri de uyguladığınız politikalarla sahipsiz bıraktınız. Türkiye’nin yıllarını heba ettiniz, gelecek adına ülkeyi zora koydunuz. Zamanında kırmızı çizgilerimize sahip çıkmadınız. Şimdi kalkmış Kerkük’ü görmezden gelemeyiz diyorsunuz. Sakın son günlerdeki şahin duruşunuz Wilson’un davetine icabet kapsamında olmasın sayın başbakan. ABD’nin terör tanımı, kendi stratejisini uygulamak için kullandığı bir tezgâhtır. Bush’un ifade ettiği gibi, Irak’la aramızda sınır sorunu yoktur, terör sorunu vardır. Türkiye’nin sınırları Lozan antlaşmasında net olarak ifade edilmiştir. ABD’nin ifade ettiği sınır sorunu, Türkiye’nin güneydoğu sınırlarını ABD’nin kabul etmemesinden kaynaklanmaktadır. Bilindiği gibi ABD Lozan antlaşmasına imza koymamıştır. Yine kamuoyu tarafından yakinen bilindiği gibi, ABD değişik platformlarda Güneydoğumuzu sözde Kürdistan içinde gösteren haritalar yayınlamaktadır. Bush’un sözlerindeki “Türkiye - Irak sınırındaki sorunların çözümü için gösterecekleri çaba” Türkiye’nin Irak kaosunun içine çekileceği mesajıdır. http://ahmetdursun374.blogcu.com/1721452/ deki yorumdan... |
|
#4
| ||||
| ||||
| ABD ve İSRAİL'in kıyamet senaryosu Türkiye'yi haritadan silmek istiyorlar Acaba ABD Irak'ı niye işgal etti? İstikrar getirmek için mi, enerji kaynakları için mi, Ortadoğu'da bir üs kurmak için mi? Tabii ki bunların hepsi bir etken Irak'ın işgali için. Ancak asıl sebep çok başka! Aslında dünyada şu anda mistik bir savaş yaşanıyor. Maddi gerekçeler bu nedenle geri planda kalıyor. Dünyada yaşanan karışıklığın asıl nedeni 2014 rakamında yatıyor aslında! Evet, dünyadaki örtülü savaşın asıl nedeni şu: İsrail, Yahudiler 2014'te kıyamet kopacağına inanıyor. Evet, sakın şaşırmayın! Bu tarih Yahudilerce; Tevrat'ın gizli şifresine, dünyanın çeşitli bölgelerinde değişik zamanlarda yaşayan Maya, İnka, Mısır, Tibet ve Sümer uygarlıklarından kalan eserlerdeki mesajlara dayanılarak esas alınıyor. Bu uygarlıklarda 2014 tarihi dünyanın sonu olarak gösteriliyor. ABD'li bilim adamı Schuman da kendi adını verdiği doktrinde dünyanın giderek yavaşladığını bilimsel olarak ispat ediyor. 1960'lı yıllarda saniye de 7.8 frekansında dönen dünya şu anda saniyede 11 frekansında dönüyor. Schuman'a göre, bu rakam 13 olduğunda dünya duracak ve manyetik etkilerden dolayı tersten dönmeye başlayacak. Peki dünya tersinden dönmeye başlarsa güneş nereden doğacak, nereden batacak? Peki bu, dinsel inanışa göre neyin belirtisi? İşte, ülke haritalarının değiştirilmek istenmesinin ardında bu gerçekler yatıyor. Biliyorsunuz İsrail bayrağında üst ve alt kısımda olmak üzere iki çizgi bulunuyor. Bu çizgiler Nil ve Fırat nehirlerini temsil ediyor. İsterseniz, hafızaları tazeleyelim. Saddam'ın devrilmesinin ardından Irak bayrağı değiştirilmişti. Bu yeni Irak bayrağı, İsrail bayrağından esintiler taşıyordu. İki çizgi bu yeni bayrakta da söz konusuydu. Ancak tepkiler üzerine İsrail bayrağına benzeyen bu yeni Irak bayrağı değiştirildi. Yahudiler, Fırat ve Nil nehirleri arasında kalan toprakların kendilerine Allah tarafından verildiğine inanıyorlar. ''Vaad edilmiş Topraklar'' hedefi Yahudiler için kutsal bir hedef. 2014'te kıyametin kopacağına inandıkları için bu toprakları bir an önce ele geçirmek istiyorlar. Peki ABD ve İngiltere neden İsrail'e destek veriyor? Çünkü bu ülkelerde de Evangelizm tarikatı etkin. Bu tarikat Mesih'in, İsa'nın yeniden dünyaya geleceğine inanıyor. Onlara göre, bunun için de ''Büyük İsrail''in kurulması gerekiyor. ABD'de Neocon olarak adlandırılan ve şu an yönetime hakim olan güçler biliyorsunuz Evangelizm tarikatına mensup. 11 Eylül'de kendi yaptıkları saldırıların ardından Irak'ı işgal etmelerinin ardında da Büyük İsrail hedefi yatıyor. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) adını verdikleri proje ise tamamen bu hedefler amacıyla hayata geçirilmek istenen bir proje. Onlara göre, bu projeyi destekleyen önemli gelişmeler de var. Bunlardan biri; ''Küresel Isınma''. Bilindiği gibi Kuzey Kutbu'ndaki buzullar erimeye başladı. Bu buzullar o kadar hızlı şekilde eriyorlar ki bir gün felaket kapımızı çalacak. Bilimadamları, buzulların bu hızla erimesinin devam etmesiyle birlikte, birçok ülkenin haritadan silineceğini dile getiriyorlar. Bu ülkeler arasında ABD, İngiltere, Hollanda gibi ülkeler bulunuyor. Bilimadamlarına göre, buzulların erimesiyle birlikte sular yükselecek. Ayrıca, Atlantik Okyanus'undaki Gulf Stream sıcak su akıntısı erime ile birlikte soğuk su akıntısı olacak ve ABD, İngiltere gibi ülkelerde ani ısı kayıpları, buzullar olacak. ''Yarından Sonra'' filmi sizce Amerikalılar'ı bu felakete hazırlamıyor mu? Peki kıyılar sular altında kalacak, donacak da en güvenilir yerler nereler olacak? Tabii ki tarım yapılabilen yüksek yerler. Çünkü deniz kıyısındaki ovalar da sular altında kalacağı için yüksek yerlerdeki ovalar insanların hayatını devam ettirebilmesi için hayati derecede öneme sahip olacak. Şimdi Mezopotamya'nın, yani Irak'ın, İran'ın, Suriye'nin, Türkiye'nin önemini anlıyor musunuz? Ortadoğu niye tehdit altında şimdi taşları oturtuyor musunuz? Türkiye bu nedenle diğer ülkeler gibi büyük bir tehdit altında. Ülkemizde son zamanlarda gündeme gelen gelişmeler bu perspektifle değerlendirilirse büyük plan açığa çıkıyor. Bu plan Türkiye'yi bölme planı. Çünkü Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğusu dünyanın en önemli coğrafyası olacak! Sizce neden yabancıların toprak almalarına izin verildi? Acaba Yahudiler neden GAP Bölgesindeki tarım arazilerini kapattılar? 2014 Planını uygulamaya koyanlara göre, Türkiye'nin biran önce yıkılması gerekiyor. Bu nedenle siyasal, ekonomik sosyal, ahlaki saldırılarını yapıyorlar. Açık işgal ile Türkiye'yi haritadan silmek istiyorlar. Gerek Türkiye'deki bölücü terör hareketi, gerekse Irak'ın kuzeyindeki iki çapulcunun arkasında da bu 2014 Planı uygulayıcıları var. Barzani ailesinin Yahudi olduğunu artık sağır sultan bile duydu. Bu bölgede Kürdistan adı altında otonom bir bölge yaratılıp Türkiye'nin etkisizleştirilmesi amaçlanıyor. Türkiye'ye Başkanlık sisteminin getirilmek istenmesinde, kamu yönetimi reformunun, yerel yönetimler yasasının uygulanmaya konulmak istenmesinde, Petrol yasası ile petrol gelirlerinin yerel yönetimlere bırakılmak istenmesinde de, daha birçok düzenlemede bu duruma direkt bir hizmet gözüküyor. Acaba Kenan Evren neden eyalet sistemini gündeme getirdi? Mehmet Ağar neden ''Düz ovada siyaset'' fikrini ortaya attı. MİT'in eski yöneticileri acaba neden Kuzey Irak'taki oluşumun artık kabul edilmesi gerektiğini gündeme getirdiler? Bunlar birer tesadüf mü yoksa 2014 Planı için mi konuşturuluyor bu insanlar? Bu arada, son günlerdeki Mescid'i Aksa'nın çevresindeki kazı çalışmaları konusunda da büyük tartışmalar yaşandı biliyorsunuz. Hiç şaşırmayın ama bu da 2014 Planı'nın bir parçası. Çünkü, Mescid'i Aksa, Yahudiler için kutsal kabul edilen Süleyman Mabedi'nin yıkılmasının ardından bu mabedin üzerine kurulmuş bir yapı. Yahudiler, arkeolojik çalışma adı altında Mescid'i Aksa'nın temellerini zayıflatıp yıkılmasını amaçlıyorlar. Çünkü ''Vaad edilmiş Topraklar'' gibi kıyamet öncesinde Süleyman Mabedi'nin yeniden kurulması da Yahudiler için kutsal!! Umarım bu verileri alt alta toplarsınız ve Türkiye'nin, Ortadoğu'nun ve de tabii ki dünyanın ne kadar büyük bir tehlike altında olduğunu görürsünüz! Ve de üzerinize düşeni yaparsınız. Hepinize sevgiler… Prof. Dr. Süleyman Çelik http://ahmetdursun374.blogcu.com/2234641/ |
|
#5
| ||||
| ||||
| Türkiye’ye yeni rol yolda! Bush'un açıkladığı yeni stratejinin önemli sonuçlarından birisi, İran ile uzlaşı beklentisi içinde olanları hayal kırıklığına uğratması. Beyaz Saray bölgede oluşan Şii bloğu gözün kestirmiş gibi. Peki Türkiye bu planın neresinde? İyibilgi, bölge uzmanı Mustafa Ziya ile görüştü. 15 Ocak’ta Ankara’da önemli bir toplantı yapılacak. Iraklı Şii ve Sünniler 15 Ocak Pazartesi günü Global Strateji Enstitüsü tarafından Hilton Oteli'nde düzenlenecek "Kerkük: 2007" adlı panelde bir araya geliyor. Toplantıya katılması beklenen grupların listesi bir hayli kabarık… Toplantıya Mukteda El-Sadr grubu, Irak Dava Partisi, Irak Uzlaşma Cephesi, Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi, Irak Ulusal Diyalog Cephesi, Irak Türkmen Cephesi, Irak Fazilet Partisi, Irak İslami Partisi, Kürt İslami Birliği, Yezidiler Hareketi, Asuri Demokratik Hareketi, Türkmeneli Partisi ve Irak Cumhuriyetçiler Birliğinden önemli isimlerin katılmasının beklendiğini kaydedildi. Enstitü yetkilileri tüm grupların katılma isteği gösterdiğini, ancak Irak’ın koşullarının katılımı belirleyeceğini söylüyor. Olağanüstü bir durum yaşanırsa katılım elbette düşebilir. Dahası toplantıda konuşma yapacak iki isim ön plana çıkıyor: CHP Genel Başkan Yardımcısı, Emekli Büyükelçi Onur Öymen'in yöneteceği panel çerçevesinde, AKP milletvekili Turhan Çömez'in de bir konuşma yapması bekleniyor. Bu önemli bir toplantı. Zira Irak’ın tüm grupları Kerkük ile ilgili ne düşündüklerini, ne istediklerini anlatacaklar. iyibilgi’ye konuşan Global Strateji Enstitüsü akademik danışmanı Mustafa Ziya da toplantının bu yönüne dikkat çekiyor. Ziya “Her grubun Kerkük ile ilgili düşüncesi nedir? Bunu anlatsınlar istiyoruz. Her şeyden önce anlamaya çalışıyoruz. Irak’ın sorunlarını bu toplantıda çözmek gibi bir niyetimiz yok, önceliğimiz anlamak” diyor. “Irak parlamenterleri deneyimsiz!” Mustafa Ziya ile konuşurken geçtiğimiz hafta İstanbul’da düzenlenen ve Şiilerin tepkisine neden olan Sünni konferansını hatırlatıyoruz. Sorumuz şu: Türkiye Sünnilerin hamiliğine mi soyunuyor? Mustafa Ziya, önce yaygın bir yanlış kanaati düzeltiyor. İstanbul’daki toplantıyı düzenleyen Türkiye değil, Katar’dı. Peki, bu toplantıya tepki gösteren Şiiler neden Türkiye’ye tepki gösterip bir hafta sonra düzenledikleri ve Irak’ın komşularının davet edildiği toplantıya Türkiye’yi çağırmadı? Ziya, “Irak’taki parlamenterlerin siyasi deneyimleri yok. Duygusal davranıp Türkiye’yi çağırmadılar” diyor. “Bush Türkiye’ye Sünni liderliği rolü biçiyor!” Mustafa Ziya ile konuşmamız Kerkük ve mezhep çatışmasına yöneliyor. Ziya’nın Başbakan’ın Kerkük ile ilgili çıkışına yönelik değerlendirmesi şöyle: Türkiye tehlikenin yaklaştığını görüyor. Uzakta kalırsa Kerkük sorunu aleyhinde çözülebilir. Kerkük’ün patlamaya hazır bir bomba olduğu sadece Türkiye’de değil, Batı ülkelerinde yayınlanan raporların hepsinde yazılan bir gerçek. Her kez bunu görüyor. Ancak Irak’taki gruplar arasında Kerkük konusunda bir uzlaşma anlayışı yok. Bu yüzden sert konuşuyor Başbakan. Peki, Türkiye Kerkük konusunda ne yapabilir? Ziya’ya göre Türkiye’nin Kerkük’te kullanabileceği bir çok araç var. Silah ise bunlardan biri değil. Ziya Türkiye’ninpro-aktif diplomasi ile silah kullanmak zorunda kalmadan Kerkük’te istediğini elde edebilecek pozisyon ve güçte olduğu kanaatinde. Peki, son günlerde ortaya atılan, ABD’nin Şii bloğa karşı oluşturmayı planladığı Sünni cephenin liderliğine Türkiye’yi “istediği” şeklindeki iddialar hakkında Ziya’nın düşüncesi ne? Mustafa Ziya şu konuda açık: Bush Türkiye’ye Sünnilerin liderliğini vermeye çalışacak. Ancak Türkiye laik bir ülke. Mezheplere göre davranmamalı… Devlet çıkarları çerçevesinde kesimlerle iyi bir diyalog kurmalı. KAYNAK: http://www.iyibilgi.com/index.php?s=haber&id=12059 ****************** Kerkük'e karışma 11 Ocak 2007 İhsan DÖRTKARDEŞ/ (DHA) Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, "Kerkük'te oldu bitti, tehlikeli gelişmeleri tetikler" yönündeki açıklamasına yerel Kürdistan Parlamentosu Başkan yardımcısı Kemal Kerküki ve ABD'nin Bağdat Büyükelçisi Zalmay Halilzad'dan tepki geldi. Ayrıca bugün sabaha karşı ABD Başkanı'nın açıkladığı yeni Irak planında Erdoğan'ın hassasiyetlerine yer verilmediği görüldü. Bush, bir kez daha PKK ile mücadele sözü verdi ancak üstü kapalı olarak "Bu işi bize bırakın siz karışmayın" mesajı verdi. Kuzey Irak'ın Erbil kentindeki yerel Kürdistan Parlamentosu Başkan yardımcısı Kemal Kerküki, "Kerkük, Türkiye'nin bir kenti değildir. Türk yetkililerin Kerkük ve 140'ıncı madde hakkında açıklama yapma yetkisi yoktur. Kerkük'ün kaderini de ancak orada yaşayan halk kesimleri belirleyecektir" dedi. Kürt televizyonlarının haberine göre, Kerkük'te yaşayan etnik grupları temsil ettiği öne sürülen 'Kerküklü Göçmen Aileleri Yüksek Komitesi' üyeleri, aynı zamanda Kerkük'ün normalleştirmesini öngören Irak Anayasası'nın 140. maddeyi izleme komisyonu Başkanı Kerküki'yi ziyaret ederken Kerkük'ün durumu ile ilgili rapor verdi. Kerkük'te etnik gruplar arasında birlik ve kardeşlik ruhunun var olduğunu söyleyen Kemal Kerküki, "Kerkük'te kardeşlik ruhunun sürdürülmesi, kentte istikrarı sağlama ve 140.maddenin uygulanma sürecine de katkı sunacaktır" dedi. ***** ABD Buyukelcisi Halilzad: "Erdogan'in Kerkuk ile ilgili sozlerini onemsemiyoruz" Mesut Barzani'nin haber ajansindan: HALILZAD: 'Erdogan'in Kerkuk'le ilgili sozlerini onemsemiyoruz'... 10-Jan-07 [20:55] PNA-ABD'nin yeni BM temsilcisine atanan eski Irak buyuk elcisi Zalmay Halilzad Turkiye basbakani Recep Tayip Erdogan'in Kerkuk'le ilgili sozlerine yonelik yaptigi aciklamada , 'onemsiz sozler' olarak degerlendirdi.Halilzad, Irak daimi anayasanin egemenliginin Federal bir Irak cercevesinde korunacagini belirterek bu anayasanin da Irak'taki sorunlarin giderilmesi konusunda ana cozum niteliginde oldugunu soyledi. Devamı: http://www.peyamner.com/default.aspx?l=6&id=1661 *** Turkiye, bekle gor yerine Ankara'da Kerkuk zirvesine hazirlaniyor Sedat Gunec, Ankara 10/01/2007 Basbakan Recep Tayyip Erdogan ile Milli Istihbarat Teskilati Mustesari Emre Taner'in "Irak'taki gelismelere seyirci kalamayiz" aciklamalarinin ardindan Kerkuk'un gelecegi konusu Ankara'da masaya yatirilacak.Devamı.. http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/ha...haberno=485612 ******** M. Emin Koç MİT Müsteşarı Emre Taner geçen haftasonu “sürpriz biçimde” çıkış yaparak çok önemli şeyler söylüyor: “Türkiye’nin ulus devlet bütünlüğü ciddi tehlike ile karşı karşıyadır…” “Bulunduğumuz dönem, gelecekte birçok ulus devlet ve milletin hızlı bir şekilde tarih maratonunu kaybetmeye başladığı süreci anlatacaktır.” “Bu süreç içinde, Türkiye, gerek stratejik gerekse jeopolitik önemi nedeniyle kendisini hiçbir zaman olayların akışına bırakma ya da ‘bekle–gör–tavır al’ taktiği ile sınırlama lüksüne sahip değildir.” “Türkiye tüm kartlarını/avantajlarını maksimum düzeyde bir verimlilikle değerlendirmek durumundadır. Devamı... http://www.yenimesaj.com.tr/index.ph...rih=2007-01-11 |
| Sponsorlar |
| |