|
#1
|
|
13.03.07, 15:48
Yayına Hazırlayan: UĞUR MUMCU KAZIM KARABEKİR ANLATIYOR,Beşinci Basım [“Kâzım Karabekir Anlatıyor” başlıklı yazı dizisi 10-29 Haziran 1990 günleri arasında Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlanmıştır.] SUNUŞ Kâzım Karabekir, Ulusal Kurtuluş Savaşımızın en önemli komutanlardan birisidir. 1882 yılında İstanbul'da doğan Karabekir, 1902'de Harp Okulu'nu, 1905 yılında da Harp Akademisi'ni birincilikle bitirdikten sonra Manastır'a atanmış; En*ver Bey ile sonradan «îttihat ve Terakki» adını alan «Osmanlı Hürriyet Cemiyeti»ni Manastır merkezini kurmuş; bölgede Rum ve Bulgar çetelerine karşı sa*vaşmış; 1907'de de İttihat ve Terakki Derneği'nin İstanbul'daki örgütlenmelerinde görev almıştır. Meşrutiyet'in ilanı ve 31 Mart gerici ayaklanma*sının bastırılmasında etkin görevler almıştır. l. Dünya Savaşı'nda İran ve Irak cephelerinde savaşmış; 1918 yılında Erzincan ve Erzurum'u, Rus ve Ermeni ordularından kurtaran birliklere kumanda etmiş; İngilizlere karşı Azerbaycan seferini düzenle*miştir. 1919 yılında da Erzurum'daki 15. kolordu komu*tanlığına atanan Karabekir, Erzurum Kongresinin toplanmasına öncülük etmiş ve kolordusu ile birlikte hakkında İstanbul hükümetine tutuklama kararı çı*kartılan M. Kemal Paşa'nın emrine girmiştir. Kâzım Karabekir Paşa, Sarıkamış, Kars ve Güm-rü kalelerini Ermenilerden geri almış; Ermeni Taş-nak hükümeti ile yapılan barış görüşmeleriyle Sov-yetler'le yapılan Kars Muahedesinde «Murahhas He*yeti Reisi» olarak görev yapmıştır. Doğu'da savaş yıllarında ana ve babalarını yiti*ren 4000 kimsesiz çocuk için okullar kurmuştur. Karabekir, Kurtuluş Savası ile Cumhuriyet'in ilk yıllarında Edirne ve İstanbul milletvekilliği yapmış*tır. 1926 yılında Atatürk'e karşı düzenlenen «İzmir suikastı» nedeniyle İstiklal Mahkemesi'nce tutuklan*mış,- yapılan yargılama sonunda aklanmıştır. Cumhuriyet'in ilânından sonra «Birinci Ordu Mü*fettişliğine» atanan Karabekir, 1927 yılında emekliye ayrılmış ve «Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası» adıy*la kurulan partinin de liderliğine getirilmişti. 1938 yılında yeniden TBMM'ne giren Karabekir, 1948 yılında TBMM başkanlığına seçilmiş,- 1948 yılın*da da ölmüştür. Her ihtilâl, çatışmalar ve çalkantılar içinde olu*şur! Bu çalkantı ve çatışmalar, ihtilâlcileri karşı kar*şıya da getirir. Mustafa Kemal ve Karabekir Paşa, Ulusal Kur*tuluş Savaşımızı kesin utkuya ulaştıran iki eski dost, iki eski arkadaş, iki eski asker ve iki eski ihtilâlcidir. Yollar, hilâfetin kaldırılması ve Cumhuriyet'in ilâ*nı ile birlikte ayrılmıştır. Karabekir, Atatürk'e neden karşı çıkmıştı? Bu iki eski dost, bu iki kahraman asker niçin kar*şı karşıya gelmişlerdi? Bu çatışmanın nedenlerini, Karabekir'in günü gü*nüne yazdığı «inkılâp Hareketleri neden oldu, nasıl oldu?» adlı anılarından öğreneceğiz. Bu anılan, Kâzım Karabekir'in kızları sayın Ha*yat Karabekir Feyzioğlu ile sayın Timsal Karabekir ile Karabekir'in bir süre önce ölen kızı Emel Özeren-gin'in eşi sayın Prof. Faruk Özerengin'den aldım. Kendilerine teşekkür ediyorum Atatürk ile Karabekir arasında kamuoyu önün*deki ilk tartışma 1933 yılı mayıs ayında Milliyet Ga*zetesi'nde olmuş. Tartışma sırasında «Millici» takma adıyla yazılar yazan yazar, Karabekir'e şu çağrıyı yapmış.- — Herhalde muhterem Paşa neşrettikleri (Şarkılı ibret) eseri yerine İstiklal Harbi'nin birkaç safha*sına varan çocuklarına öğretecek başka eser hediye etseydi, tarih ve hakikat namına daha büyük hiz*met görmüş, efkâr-ı umumiyenin kendi haklarında, milli mücadeledeki hizmet ve tesirleri hakkında ka*falarda yarattığı müphem hükümlere kendi dilleriy*le, kendi yazıları ile hakiki istikametlerini vermiş olur*lardı! Karabekir, bu açık çağrı üzerine Milliyet Gazete-si'ne 7 mektup göndermiş, bu mektupların altısı ya*yınlanmış; yedincisi ise yayınlanmamış. Tartışmanın kesilmesi üzerine Karabekir, «İstik*lal Harbimizin Esasları» adlı kitabı yazmış; bu kitap, daha baskıdayken toplatılıp yakılmış; Paşa'nın İstan- bul Erenköy'deki köşkü basılarak kitabın kaynağı olan belgelere el konmuş. 1933'de yakılan bu kitap, 1951 yılında yeniden ya*yınlanmış. Atatürk, yakılan bu kitabı inceleyerek Kâzım Ka-rabekir'e 9 sayfa tutan yanıtlar vermiş. Atatürk'ün el yazısı ile yazdığı bu notları Türk milli eğitiminin unutulmaz adı eski Milli Eğitim ba*kanlarından Hasan Ali Yücel'in kızı sayın Canan Ero-nat'dan aldım. Sayın Eronat'a teşekkür borçluyum; kamuoyu önünde kendisine teşekkür ediyorum. Karabekir, yaşarken anılarının serbestçe okun*masına tanık olamamış. Gazeteci Hikmet Münir, Kâzım Karabekir ile 1939 yılı Şubat ayında Yedigün adlı dergisinde röportaj yapmış; ancak bu yayın da devrin hükümetinden gel*diği ileri sürülen baskı ile kesilmiş. Karabekir, daha sonra «istiklâl Harbimizin Esas*ları» adlı kitabınıgenişleterek «istiklâl Harbimiz» ad*lı kitabı hazırlamış. Bu kitap ancak 1960 yılında ya*yınlanabilmiş, Bu kitap hakkında da dava açılmış; ancak yapılan yargılama sonunda davanın düşmesine karar ve*rilmiş. Karabekir'in anılarını yayına hazırlarken o dö*nemlerin Meclis tutanaklarının ve gazete kolleksiyon-larının da incelenmesinde bana yardımcı olan TBMM Kitaplığı müdür yardımcısı sayın Ali Rıza Cihan ve kitaplık görevlilerine teşekkür ediyorum. Enver Paşa'nın mektuplarını özel arşivini açarak inceleme olanağı sağlayan tarih araştırmacısı sayın Arı İnan'a da teşekkür borçluyum. Karabekir'in anılan Devrim Tarihimizin bir boş*luğunu dolduruyor. Amacımız yakın tarihin karan*lıkta kalan bir bölümünün aydınlatılmasına yardımcı olmaktır. Bu anılarda Anadolu ihtilâlini başlatanların yol ayrımlarını ve Devrim yıllarının dalgalanmalarını gö-receksiniz. «ihtilâl evlâtlarını yer»! Bu bir değişmez kuraldır. Anadolu ihtilâli, Tür*kiye'de bir yeni dönem açmış; bir çağ değiştirmiştir. Böylesine bir olayda ihtilâlcilerin yollarının ayrılmala*rı doğaldır. Doğal olmayan bu olaylar üzerindeki ya*sakların şu ya da bu nedenle bugün bile sürmesi ve sürdürülmesidir! Ulusal Bağımsızlık Savaşının başkomutanı ve -devrimlerin lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile açıksözlü asker ve yurtsever komutan Kâzım Kara-.-bekir'i bugün bir kez daha saygıyla anıyoruz. Uğur Mumcu |
| Sponsorlar |
| |
|
#2
| ||||
| ||||
| Çünkü her gittiğiniz yerde aleyhte bulundunuz. Ya*zık değil mi? Tarihe geçecek O'nun yaptığı şeyler.» Bu sözler Mustafa Kemal Paşa'nındı. Mustafa Kemal'in TBMM'deki gizli oturumda savun*duğu komutan da Şark Cephesi Komutanı Kâzım Kara*bekir Paşa'ydı. Günlerden cumartesiydi. Tarih de 22 Ocak 1921. «Kâzım Paşa'yı içinizde tanıyanlar ve tanımayanlar vardır. Karabekir Paşa, gayet zeki, üstün ahlâklı, namus*lu, fevkalâde iyi huylu, namuskâr, tedbirli bir adamdır.» Mustafa Kemal Paşa, arkadaşı Kazım Karabekir Pa*şa'yı «komünistlikle» suçlayan Erzurum milletvekili Hüse*yin Avni Bey'e karşı bu sözlerle savunuyordu. Bursa milletvekili ve Diyarbakır istiklâl Mahkemesi üyesi Şeyh Servet Efendi'nin «komünizm propagandası Yaptığına dair şifreli telgraf »m Genelkurmay Başkan Ve*kili Fevzi Paşa'nın -yazısı üzerinde ihbar üzerine o gün TBMM'de gizli görüşme başlamıştı. Erzurum milletvekili Hüseyin Avni Bey, Kâzım Kara*bekir Paşa'yı o günkü moda ve yaygın deyişle «bolşevik-likle» suçluyordu. Hüseyin Avni Bey, Karabekir Paşa'nın bolşevik ol*duğundan kuşkulanmış; bu kuşkusunu da gizli oturumda şöyle dile getirmişti: «Erzurum'a girdiğimiz zaman çeşitli akımlar vardı. İç*lerine girdim. Birtakım subaylar arasında (bolşevikliğin) 11 ..askere de yansıyacağından korkuyorlardı. ..Ordunun ba*şındaki Kâzım Paşa Hazretlerine başvurduk. Orduda bir düzen olabilir mi?., dedik. Mamafih dedi., kanıma gelince: Belki efendiler, garip gelecektir sözüm, benim kanı*ma kalırsa, islâmiyetle bolşeviklik arasında pek az fark vardır., dedi. Bunda miras, zekât yoktur Paşam., dedim. Bizim il*kelerimize uymaz. Beni mi kandırıyorsunuz? Yoksa ne bu*yuruyorsunuz? Kâzım Paşa dedi ki: Bugün iki siyaset vardır: Batı ve Doğu siyaseti. Bi*zim, Batı ile İngilizlerle anlaşmamız olasılığı var mıdır? Yoktur., dedim. O halde bizim Doğu ile anlaşmamız zorunludur. Do*ğu siyasetini izlemek zorundayız... dediler. (..) Bizim için başka kurtuluş yolu yoktur. Ve bana bolşevikler söz ver*di. Ben,askerî delege olarak atandım. Bu örgütü ülke içinde kuracağım., buyurdular.» Erzurum milletvekili Hüseyin Avni Bey, Türkiye Ko*münist Partisi kurucusu Mustafa Suphi'nin «yüksek zevat ile temas ettiğini öğrendiğini» ve Mustafa Suphi ile Kâ*zım Karabekir Paşa'nın ilişkileri olduğunu söylüyor ve Pa*şa'yı açıkça komünistlik ile suçluyordu. Hüseyin Avni Bey, sözlerini «Doğu Cephesi'ne bir he*yet gönderin., ben gerçeği söylüyorum. Söylediklerimin tersi çıkarsa namussuzum» diyerek noktalıyordu. Hüseyin Avni Bey'in bu ağır suçlamalarına kim yanıt verecekti? Mustafa Kemal! Mustafa Kemal Paşa, kürsüye geliyor ve amaçlarının «millî sınırlar içinde bağımsızlık» olduğunu anlattıktan son*ra şöyle konuşuyordu: Efendiler, Bu esas üzerinde yürüyen insanlar, düşünen beyin*ler, doğal olarak, komünizmin geniş ve kayıt tanımayan esasları ile uyuşmazlar. Bu nedenle yüksek kurulunuzun izlediği siyaset, hiçbir zaman komünistlik esasına dayalı değildir. Bu böyledir, bunu tekrar ediyorum, bir defa da*ha. Fakat yine bilmektesiniz ki ve bütün dünya bilmek*tedir ki, bu millî esaslara derin bağlar bulunan Meclisiniz ve Hükümetiniz, bağımsız bir devlet olarak Rusya Bol*şevik devletle ilişkilerinde hiçbir zaman komünistlik ve bolşeviklik esaslarını ağzına bile almamıştır.» Mustafa Kemal Paşa, daha sonra «Rusya içinde bu milletin soysuz, herhalde sersem birtakım evlâtları ora*larda serseriliklerine devam etmişlerdir» diyor ve sözü Türkiye Komünist Partisi'ne ve Mustafa Suphi'ye getiri*yordu. «İşte bu serseriler, bir iş yapmak hülyasına kapılarak görünüşte memleketimize ve milletimize yararlı olmak amacıyla TKP diye bir parti kurmuşlar; bu partinin başın*da da Mustafa Suphi ve benzerleri var. Bunlar, doğrudan doğruya Vatanseverlik duygulan ile gerçek millî duygular İle değil, benim kanımca, belki kendilerine para veren, ken*dilerini koruyan ve bunları koruyan Moskova’daki prensip sahiplerine yaranmak için birtakım serserice girişimde bu*lunmuşlardır. Bunların yaptıkları girişim, Rus Bolşevizmi-ni çeşitli kanallardan memleket içine sokmak olmuştur.» Mustafa Kemal, daha sonra «Efendiler» diyordu, «iki önlem olabilirdi.» «Birisi, doğrudan doğruya komünizm diyenin kafası*nı kırmak; diğeri, Rusya'dan gelen her adamı derhal, de*nizden gelmiş ise vapurdan çıkarmamak! karadan gelmiş ise sınırın dışına çıkarmak gibi şiddet önlemlerine baş*vurmak. Bu önlemlere başvurmakta iki noktadan sakınca gör*dük: Birincisi, siyâseten iyi ilişkilerde bulunmayı gerekli gördüğünüz Rusya cumhuriyeti tümüyle komünisttir. Eğer böyle şiddet önlemlerine başvurursak, Ruslarla ilişkide bu*lunmamak gerekir. Oysa biz, birçok siyasal düşünce ve nedenle Ruslarla temas etmeyi, ilişki kurmayı istedik ve istiyoruz, isteyeceğiz. O halde uygulayacağımız önlemler de dostluğunu istediğimiz bir milletin, bir hükümetin pren*siplerini aşağılamamak zorundayız. ikinci görüş açısından da şiddet önlemlerine başvur*mayı yararlı görmedik: Bildiğiniz gibi düşünce akımlarına karşı düşünceye dayanmayan güçle karşılık vermek o düşünceyi ortadan kaldırmadıktan başka, herhangi bir insanla konuşulduğu zaman onun herhangi bir fikrini kuvvet zoru ile reddeder*seniz ö ısrar eder. Israr ettikçe kendi kendini aldatmakta çok daha ileri gidebilir.. Bu nedenle düşünce akımları ce*bir ve şiddetle yokedilmez, tersine güçlendirilir.» Mustafa Kemal, niçin komünist partisi kurdurduğunu da gizli görüşmede" şöyle açıklıyordu: «..Komünizmin memleketimiz için, milletimiz için, din gerekleri için uygulama olanağı olmadığını anlatmak, ka*muoyunu aydınlatmak en yararlı çare görülmüştür. İşte hükümet, böyle bir çözüm yoluna başvurmakla beraber, şüphe yok ki, gelen akımları zamanından önce, zararlı ha*le gelmeden, bir taraftan da gerekli önlemleri almıştır. Hü*kümet, aydınlatma yoluyla bu akımın önüne geçmeyi dü*şündüğü sırada aynı biçimde düşünen birtakım kıymetli ahlâklı ve her bakımdan güvenilir arkadaşlar bana baş*vurdular. Bunlar, bu açıdan bu memleket ve milletin ya*rarına en çok ne yolla hizmet edebileceklerini düşünüyor*lardı, işte bu düşüncenin ürünü olarak Ankara'da Komü*nist Fırkası adı altında bir fırka (parti) oluştu.» Gizli görüşmede Mustafa Kemal «komünizm» diyordu «sosyal bir sorundur. Bu nedenle komünizmin dayandığı ilkeleri anlatmakta sakınca yoktur.» «Yalnız» diyordu; «Yalnız amaçlan belli olmayan, yerleri bile bilinme*yen bir takım kimseler komünizm adı altında, bolşevizm adı altında örgüt kurmalarını menetmek istedik. Bu görüş açısından İçişleri Bakanı bütün yüksek memurlara dedi ki: (Komünistim diyen hükümetin resmen programı gö*rülmüş ve varlığı resmen tanınan örgüte girebilir. Fakat kendi kendine kurulan fırkanın hükümete verdiği bir gü*vence vardı ki, o, önüne geleni örgüte almayıp, belki akit başında, genel koşullan, din gereklerini, kutsal millî da vayı, millet ve devlete inanmış insanlar ancak bu ulusal davaya bağlı kalma koşulu He kamuoyunu aydınlatabi- lirlerdi. Ve ben eminim ki, arkadaşlar, Rus bolşevizminin yapmış olduğu yıkıntıyı birçoklarımızdan daha iyi bitmek*tedirler.)» Şeyh Servet Efendi'nin komünizm propagandası ya*pıp yapmadığı konusu «Komünist Fırkası» ile «Halk İşti*rakiyyun Fırkasının niçin kuruldukları konuların da ko*nuşulmasına yol açar. Mustafa Kemal, Bakü'de «Komünist Fırkası» adıyla bir başka parti daha kurulduğunu anlatır ve Ankara'da Türkiye Komünist Partisi adıyla bir parti kurulmasıyla «ta*limatı dışarıdan alan bir fırka da reddedilmiş oldu» der. Hükümet izniyle kurulan. «Türkiye Komünist Fırkası» ile «Halk İştirakiyyun Fırkası» arasında ne gibi farklar vardı? Mustafa Kemal, gizli görüşmede bu ayrımı şu yargı*sıyla birlikte açıklar: «Türkiye Komünist Fırkası, Türkiye için Türkiye için*de çalışan bir parti biçimindedir. Halk İştirakiyyun Fırka*sı, doğrudan doğruya komünizm niteliği gösterir bir par*tidir, kanıtlanmış bilgilere göre burada bulunan Rus Bü*yükelçiliği ile bile temas halindeler. Bu konuda fazla bir*şey söylemek istemiyorum.» Mustafa Kemal, bunları açıkladıktan sonra sözü Er*zurum milletvekili Hüseyin Avni Bey'in Kâzım Karabekir Paşa'yı suçlayan konuşmasına getirir. «..Ufak bir tereddütü olanlar, Kâzım Karabekir Paşa Hazretlerinin bir buçuk yıldır Doğu'nun durumu hakkında her gün vermiş oldukları raporların tümünü okuduktan sonra bir karara varmaları ve ondan sonra konuşmaları gerekir. O zaman bu görüşü ileri süren kimse, bu güçteki bir kimse hakkındaki, Kâzım Karabekir Paşa Hazretleri*nin kıymetlerini takdirde ne dereceye kadar hata etmiş olduklarım anlayacaklardır.» Mustafa Kemal, Kâzım Karabekir Paşa'nın Mustafa Suphi olayında oynadığı rolü de açıklar; der ki: «Mustafa Suphi'yi Doğu'da Hüseyin Avni Bey'den önce ortaya çıkartan Kâzım Karabekir Paşa'dır. Bu ada*mın memlekete girmesinin sakıncalı olduğunu takdir eden Kâzım Karabekir Paşa'dır. Bunun memleket dışına, sınır dışına çıkarılması gerekeceğini bilen de Kâzım Karabekir Paşa'dır. Bunun planını yapan da Kâzım Karabekir Pa*şa'dır; yoksa Erzurum valiliğiniz değildir. Biz değiliz efen*diler. Akıllıca yaptığı planla, herkesten önce gerekenleri harekete geçiren Kâzım Karabekir Paşa'dır: Bilmem, bol-şeviklere eğilimliymiş. Mustafa Suphi'nin bilmem nesiy-miş. Herkesten önce güçlü önlemler alan Kâzım Kara*bekir Paşa'dır1. (..) Kâzım Paşa'nın komünistlerle temasta olanlara karşı komünist görünmesi doğru olabilir; memleket ve millet için yararlı bir siyasal amacı sağlamak içindir; ger*çekte komünist ve bolşevik olduğu için değildir»-. Paşalar Bolşevizmi Enver Paşa, o günlerde Moskova ve Bakü'dedir. Rus marksisti Karl Radek ile ilişki kuran Enver Paşa ve İt*tihatçılar, Leninin öncülüğünde toplanan Baku Kurulta*yına katılırlar. Enver Paşa, bir de 3. Enternasyonalin ideolojik doğ*rultusunda komünist partisi kurar. Bu komünist partisi*nin adı «Halk Şûralar Fırkası»dır. Fırka programının birinci maddesinde «hâkimiyet-i milliyeyi doğrudan doğruya kendi sa'y ve emelleriyle ik-tisab-ı hayat eden sınıf ahalinin elinde» bulunması gereği yazılıdır. Bugünkü Türkçe ile Halk Şûralar Fırkası'nın amacı «ulusal egemenliğin kendi emek ve eylemleri ile yaşam*larını kazanan sınıfların elinde olması»dır. Enver Paşa Halk Şûralar Fırkası'nı niçin kurmuştu? Bu soruyu Şark Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa, «Büyük Millet Meclisi Riyaseti» ile «Erkân-ı Harbiye Reisi Fevzi Paşa Hazretleri»ne gönderdiği 5 Mayıs 1922 tarihli telgrafta şöyle yanıtlıyor: «Tamamiyle bolşevizm ve komünizm esaslarını ihti*va eden seksen beş maddelik programın ismine (Halk Şû*ralar Fırkası) namı verilerek Anadolu'ya gönderilmeye baş*lanmıştır. (..). İngilizlerin barış olasılığına karşı Çiçerin bile Enver'in Anadolu'da devrim yapması için yardımda bulunuyormuş. (..} Bolşevikler, Mustafa Suphi ve benzer*leri ile yapamadıklarını Anadolu kızıl devrimini Enver Pa*şa ve arkadaşları aracılığı ile yaptırmaya çalışacaklar; doğal olarak hemen egemenliği ellerine alarak devrimi ya*panları da ortadan kaldıracaklardır, nitekim Ermenistan'*da olay aynen böyle olmuştur.» Fevzi Paşa, Karabekir'in bu telgrafına 29 Mayıs 1922 günü gizli şifre ile şu yanıtı verir: «İngilizlerin bu kez de komünistliğin yayılması gibi bir maske altında Anadolu'ya özellikle yer yer ayaklanma*lar düzenlemeye çalışacakları bazı kimseleri yurda sok*tukları haber alınmıştır. Aynı zamanda Enver Paşa'nın da komünistlik lehine bazı girişimlerde bulunduğu ve kendisinin şu anda Mos*kova'dan bilinmeyen bîr yere gittiği tahakkuk etmiştir. Ge*rek kendi adına sahillerimize ve kara sınırlarımıza gele*cek kimselerin ve gerekse kendisinin tutuklanarak sıkı gü*venlik önlemleri altında Ankara'ya getirilmesi gereğini ilgili memurlara çok gizli kaydıyla bildirilmesini rica ede*rim»». Şark Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir, Enver Pa*şa'nın komünist olduğu kanısındadır. Enver Paşa da Mus*tafa Kemal Paşa ile Kâzım Paşa'nın «komünist esaslarını kabul eder gibi» görünmelerinden yakınır! Enver Paşa'nın 16 Temmuz 1921'de Mustafa Kemal , Paşa'ya Moskova'dan gönderdiği «Muhterem Paşam» di*ye başlayan mektubunda Mustafa Kemal Paşa'nın, Enver Paşa ve arkadaşlarının «Anadolu hesabıma birşey yap*mamalarını» istediğinden yakınırken önce şu gelişmeleri anlatır: «Ben (Moskova'ya) geldiğim zaman Bekir Sami Bey ve arkadaşlarını buldum4. İki aydan beri Moskova'da bu*lunuyorlardı. Ben bu arzunuzu haber alınca Çiçerin'in sualine karşı resmen vazifem olmadığını, yalnız bugün her surette Anadolu'ya yardım edilmesine taraftar olduğumu söyledim. Bekir Sami Bey'in arzusu üzerine bir kerre Çi-çerin'e Anadolu hükümeti taraftarı olduğunu göstermek için beraberce gittim. (..). Ruslar henüz müzakereye bile başlamamışlardı. Çünkü Yusuf Kemal Bey biraderimiz (bun*lar Anadolu'nun komünist olmasını isteyecekler, biz de olmaya karar verdik. Binaenaleyh, yine bizden müzakere olunmuyor) diyorlar ve sabırsızlanıyorlardı.. (..) Ben hu*susi olarak Berlin'de hapishanede çalıştığımız Radek ve diğer liderlerle işin biran evvel halline çalıştım. Ve niha*yet müzakere başladı. Ve Yusuf Kemal Bey'in zannı gibi bolşeviklik teklif edildi.» Enver Paşa, daha sonra, Sovyetler'den yardım ge*lirse bunun gerektiğini, böylece «Avrupa, Anadolu Sov-yetler'le anlaştı» diye Anadolu hükümetini daha güçlü gö*receğini anlatır ve gerek Mustafa Kemal'i, gerek Kara-bekir'i komünistlikle suçlar. / «..Sonra Bakü'ye geldiğimde değil yalnız Türkiye'de fakat bütün islâm memleketlerinde derhal aks! tesiri gö*rüleceğine ve böylece İngilizlere yardım edileceğine kani olduğumdan Türkiye ve Şark bolşevizmi taraftarı olmadı*ğımı alenen kongrede söylediğim gibi, Anadolu halkının menfaatına daha uygun ve cidden ezilen halkı düşünür idare esasına dayanan bir program ile Talât Bey'i ve di*ğer iki arkadaşı Anadolu'ya göndermeye karar verdik. O zaman, Kâzım Karabekir Paşa ve zat-ı samileri (yüksek şahsınız) komünist esasını kabul eder gibi görün*müş olduğunuzdan tabii bu hususta yaptığımızı değil yal*nız size fikrimi yazmakla yetinmiştim. Bilâhare, Ankara'*dan aldığım mektupta ve buraya 3. Enternasyonal'e ge*len delegelerden zâtıâliniz diktatörleri olmak üzere Çer*keş Ethem ve diğer bazı arkadaşların Ankara Komünist Fırkası'nı teşkil buyurduğunuzu anladım» Bolşeviklik İlanı |
|
#3
| ||||
| ||||
| - Mustafa Kemal ve Kâzım Karabekir iki eski arkadaş*lar; arkadaşlıkları, dostlukları, gizli örgütlerde, ihtilâl*lerde, savaşlarda pekişmişti. 31 Mart gerici ayaklanmasının bastırılmasında Mus*tafa Kemal ve Kâzım Karabekir beraberdirler; Mustafa Kemal, kolağası rütbesi ile Hüseyin Hüsnü Paşa komu*tasındaki Redif Fırkası kurmay başkanıdır; Mürettep ikin*ci Fırka Komutanı Şevket Turgut Paşa'nın kurmay baş*kanı da Kâzım Karabekir'dir. Mustafa Kemal, ordudaki görevinden çekilip «ferd-i millet» olarak Anadolu'da örgütlenme çalışmalarına baş*ladığında Erzurum'daki Şark Ordusu Komutanı olarak «em-rinizdeyim Paşam» diye yardıma koşan da Kâzım Kara*bekir Paşa'dır. Her devrimde ve her toplumsal olayda .yaşandığı gi*bi Cumhuriyetin ilk yıllarında da ulusal kurtuluş liderleri*nin yollan ayrılacak ve Kâzım Karabekir, 1933 yılında yaz*dığı ve yayınlamak istediği «İstiklâl Harbimizin Esasları» adlı kitapta arkadaşı Mustafa Kemal'in Kurtuluş Savaşı yıllarında «bolşeviklik ilân etmeyi düşündüğünü» yaza*caktı. Karabekir Paşa'nın 1933 yılında yazdığı kitap yayın-lanamaz; kitap matbaadayken toplanır ve yakılır. 1933 yılında yayınına izin verilmeyen «İstiklâl Harbi*mizin Esasları» adlı kitabın 54. sayfasındaki şu satırlarını birlikte okuyalım:«..Bolşeviklik fikrinde olanları ikaz ettim. (Bolşeviklik fikrinin tekrar alevlenerek Amasya içtimaında dahi mü*nakaşa ve kabul edildiğini ve fakat ikazımla tekrar milli hükümet esasına rücu edildiği görülecektir.) Mustafa Kemal'in, Karabekir'in bu satırlarına karşı Yanıtı çok serttir. Mustafa Kemal, kitabın ilk formalarım okuyup, el ya*zısı He 9 sayfalık tutan notlar alır. Bu notların 14. sırasın*da yer alan bölümü şöyledir:«S. 54.. Bolşeviklik., çok alçakça uydurmak istediği bir hikâye (bana yapıştırmak istiyor).» İKİ İki arkadaşın yolları Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında ayrılmıştı. Kamuoyu önündeki açık tartışmada Siirt Milletvekili Mahmut Bey'in sahibi olduğu Milliyet Gazetesi'nin 27 Ni*san 1933 günlü sayısında «Ankaralı'nın defteri» köşesinde «Millici» imzasıyla yayınlanan «Tek cepheli sadakat böy*le mi olur?» başlıklı yazıyla başlamıştı. «Millici» imzalı yazıları yazan Atatürk'ün kendisi miy*di? Belki kendisiydi; kendisi olmasa bile bu yazılar ken*disinin bilgisi altında ve kendisine çok yakın kimselerce yazılıyordu. Belki Mazhar Bey, belki de Falih Rıfkı (Atay). «Tek cepheye sadakat böyle mi olur?» başlıklı yazı*da Celâlettin Arif Bey ile Hüseyin Avni Bey'in; 1920 yılı Kasım ayında Erzurum'a giderek Erzurum'da «ordu am*barlarında suistimal yapıldığını» ileri sürdüğü ve Vali Kâ*zım Paşa'nın (Kâzım Dirik) görevden alınmasını istediği. Kâzım Karabekir Paşa'nın önce Celâlettin Arif Bey'in öne*risi doğrultusunda -hareket ettiği, sonra da bu önerilere karşı çıktığı yazılıyordu. «Millici» ertesi gün de Karabekir Paşa'nın, bu olaylar sırasında Mustafa kemal Paşa'ya çektiği şifrede' «Celâ*lettin Arif Bey'i, daha Ankara'dayken külah kapmak iste*yen bazı adamlarla anlaşarak bu tertibi yapmış; Hüseyin Avni Bey, Erzurum Valisi olacak, o da Şark Vilâyetleri*nin Umumi Valisi.. Herhalde Celâlettin Arif Bey ya bir oyuncak olarak oynatılıyor ya kendisi birşey yapmak is*tiyor» dediğini de yazar. «Millici» Kâzım Karabekir Paşa'nın «tek cephede bir*lik» stratejisine pek atak uydurmadığını üstü kapalı bi*çimde de olsa ileri sürmekteydi. 1 Mustafa Kemal - Karabekir tartışması bu noktadan sonra alevlenir. Karabekir Paşa'nın bu yazılara karşı gönderdiği ya*nıt 5 Mayıs 1933 günkü Milliyet Gazetesi'nde yayınlanır. Tartışmanın can alıcı noktalarından biri Anadolu'ya geçme düşüncesinin nasıl oluştuğuydu. Karabekir, bu konuyu yanıtlarında şöyle anlatıyordu: «Ben, daha mütarekenin başlangıcında millî istiklâ*limizin ancak millî bir kuvvetle kurtarabileceğini, bunun da Erzurum'da yapılacak millî bir teşekkülle mümkün ola*bileceğini, birçok zatlara ve bu meyanda Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine de Şişli'deki evinde bizzat söylemiş ve kendilerini Şark'a davet etmiştim.» Karabekir Paşa. ilk mektubunda şunları yazar: «..Mustafa Kemal Paşa Hazretleri henüz İstanbul'da iken ben Şark'ta işe başlamış ve Erzurum Kongresi'yle millî nüveyi hazırlamıştım. iki buçuk ay sonra Erzurum'a gelen Mustafa Kemal Paşa Hazretleri ile tekliflerimle tekiden (sağlamlaştıra*rak) mutabık kalmış ve bu suretle ben Şark'ta, kendileri de Garp'taki siyaset ve hareketi idare etmeyi millî pla*nımız olarak tesbit etmiştik.» (..) Ankara'da Millet Meclisi açılıncaya kadar bu fi*kirde bulunan Mustafa Kemal Paşa Hazretleri bundan son*ra nedense bu fikirlerinden sarfınazar ettiler. Celâlettin Arif Bey'in getirdiği malûmata göre Şark'-taki kurtarıcı vazifemden mahrum edilecektim. Bunun, mil*lî felâketin başlangıcı olacağı hakkındaki kanaatim ise de*ğişmemişti. Bunu Celâlettin Arif Bey'e anlattım. Tasavvur Olunan Umumi Valiliğe benim değil kendisinin tayininin muvaffak olacağı fikrini o da kabul etti.Teklifimden sonra Mustafa Kemal Paşa Hazretlerin*den aldığım şifrede Celâlettin Arif Bey'in (Kolordu ambar*larında suistimal var) diye Kolordu Komutan Vekili Manastırlı Kâzım Bey'e hücumunu öğrendim, Celâlettin Arif Be*ye silâh ambarlarını gezdirdim ve hatasını gösterdim.» Kâzım Karabekir, yanıtında M. Kemal ile Celâlettin Arif Bey'in aralarının iyi olmadığım TBMM ikinci başkanı Celâlettin Arif Bey'in, Meclis aracılığı ile önce kendisinin, sonra da Erzurum halkı aracılığı ile de Mustafa Kemal'in düşürüleceğini öğrendiğini, buna göre önlemler aldığını da bildiriyor. Karabekir, 5 Mayıs 1933 günlü yanıtını şöyle nok*talar -. «Milli istiklâlimizi kurtarmak için canla başla uğraşan*ların bu hizmetlerini yazmayabilirsiniz; fakat bari bunları borçlu çıkarmayınız.» Bu tarihten sonra «Millici» ile Kazıp Karabekir Paşa arasında sert tartışmalar sürer. 6 Mayıs 1933 tarihli «Ankaralının Def teri» nde şu sa*tırlar yazılır: ^«Hayatta en kolay şey, insanın büyük iddialarda bu*lunmasıdır; kendi nefsine ve işlerine olduğundan fazla kıymet vermesidir; her müsbet rolünün, tesirin mühim ol*duğunu söylemesidir. Fakat bunlar kadar kolay olmayan birşey var ki bunların şahitlerle, vesikalarla teyit edilme*sidir.» «Millici» bu savını kanıtlamak için belge de sunar. Belge sunmadan önce de şu açıklamayı yapar: «Herkes bilir ki, Gazi Mustafa Kemal Hazretleri; Ana*dolu'ya geçmeden evvel İstanbul'da aylarca uğraştı; pek çok temaslar yaptı. Yerli ve yabancı birçok âdâmla görüş*tü; halkın, halk içinde yaşayanların, iş başında olanların temayüllerini araştırdı, taşıdığı emniyet ve itimada göre herkese derece derece açıldı. Anadolu'da açacağı mü*cadelede kendilerine kimlerin yardım edebileceğini, İstanbul'da kalabilenlerden hangilerine bel bağlayabileceğini anlamaya çalıştı. Bütün bu zevat arasında hatta hepsin*den evvel, Anadolu'da bir kolordunun başında bulunan Kâzım Karabekir Hazretleri gibi aynı zamanda yakından tanıdığı bir kumandanla görüşmesinden, anlaşmasından tabii birşey olur mu?» «Millici», şu kanıdaydı: «(Anadolu'da millî kuvvetlerin nüvesini hazırladım) diyen Kâzım Karabekir Paşa, pekala bilirler ki, kurtuluş gayesiyle teşekkül eden her cemiyet, hatta bu gaye için savaşmayı göze alan her vatandaş milli davanın müdafa*ası için ihmal edilmez bir kuvvetti. Bu bakımdan Erzurum'*da kurulan (Vilâyet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiye-ti)'nden istifade etmek tabii idi. Fakat, daha ziyade ma*hallî ihtiyaç ve sebeplerle kurulmuş olan bu teşkilât - Ka*rabekir Paşa'nın sandığı gibi - memleketi kurtarmaya kâ*fi gelemezdi.» «Millici», daha sonra Mustafa Kemal Paşa'nın bütün yurdu kapsayan örgütler kurmaya başladığını; Erzurum ve Sivas Kongrelerinin bu amaçla toplandığını yazıyor ve Karabekir'! şöyle eleştiriyordu : «(Şark Vilâyetlerinde mutlaka ben kalmalı idim; bu*rada başkası muvaffak olamazdı. Halkın bana itimadı var*dı,) diyen muhterem Karabekir Paşa, hatırlarlar ki, Gazi Mustafa Kemal'in Sivas ve ondan sonra da Ankara'ya git*meye karar vermesi, kendilerini fazla telâşa düşürmüş, ciddi endişelerini mucip olmuştu. Karabekir Paşa'nın o vakitki görüşüne ve düşünüşüne nazaran Mustafa Kemal Paşa'nın Şark havalisinden uzaklaşması, buradaki teşkilâ*tın zayıflamasına sebep olabilirdi.» «Ankaralının Defteri» yazarı, yazdıklarını kanıtlamak için bir de belge sunuyordu. Belge, Karabekir'in Musta*fa Kemal'e çektiği şu telgraftı: «Kuvayi Milliye'yi temsil eden yüksek heyetin değil Ankara'ya, hatta Sivas'ın batısına bile geçmemesi düşün*cesindeyim.» Tartışma Sertleşiyor Kâzım Karabekir, bu yayınları 11 Mayıs 1933 tarihin*de yanıtlar. Karabekir Paşa, ulusal dava için «tek cephenin ku*rulmasına ve yaşamasına» nasıl hizmet ettiğini anlatır*ken belgeler de sunar. Bu belgelerden biri Mustafa Kemal'in «3. Ordu Mü*fettişi Fahr-i Yaveri Hazret-i Şehriyâr-ı Mirliva» imzasıy*la 15. Kolordu Komutanı Karabekir Paşa'ya çektiği, 11 Haziran 1919 tarihli şifredir. Mustafa Kemal, bu şifrede şunları söyler: «Vermiş olduğum kararın milletin hukuk ve istiklâ*lini tayin uğrunda millet ile çalışmaktan ibret bulundu*ğunu zat-ı biraderlerine evvel ve ahar arzetmiştim. Bu ga*ye, milletin sinesine iltica ederek vazife-i namus ve vicda*nı ifaya fedakâraneye devam etmeyi amirdir. Emsalimiz veçhile, İngilizlere esir olmak üzere İstanbul'a gitmekte mazurum. Vaziyet-i vataniyeme devam edebilmekliğim bit*tabi zat-ı âliniz gibi aynı fikir ve kanaatte bulunan kar*deşlerimin de herhalde yardımlarına bağlıdır.» Karabekir Paşa'nın sunduğu bir başka belge Musta*fa Kemal Paşa ile Rauf Bey'in (Orbay) tutuklanmalarını isteyen İstanbul Hükümeti'ne gönderdiği 1 Ağustos 1919 gün ve 2733 sayılı şifredir. Bu şifrede Kâzım Karabekir Paşa. «Hükümetin karar ve siyasetini bilemiyorsam da Erzurum'da bulunan Mus*tafa Kemal Paşa ve Rauf Bey'in hareket ve davranışla*rında vatan ve milletin varlığı ve çıkarlarına hiçbir hal ve hareketi olmadığını görüyorum» der ve tutuklama emrini yerine getirmeyeceğini bildirir. Karabekir Paşa, aynı yanıtında 5 Ağustos 1919 tari*hinde Harbiye Nezareti1 ne gönderdiği bir başka şifrede de «yegâne çare ancak Meclis-i Milli'nin» toplanmasının ol*duğunu yazdığını da açıklar. Kâzım Karabekir, mektubunu şöyle bitirir: «İstiklâl Harbi'nin esrarına vakıf olmayanların işi kolayca kavraması mümkün değildir. Bunun için hadiselerin tahlilinde yanlış görüşlerle hakkımda şu veya bu iltifat*larda acele buyurulmasın. Bunların cevabından sonra ib*zal (bol bol harcamak) buyurulsun efendim.» Tartışma sert polemiklere dönüşmüştü. 9 Mayıs 1933 günkü «Ankaralının Defteri» şu man*şetle çıkar: «Kâzım Karabekir Paşa, en karanlık günde dervişhane bir tevekkülle vatan davasını yarıda bırakmayı bile dü*şünmüştü.» Yazıda. Karabekir'in Mustafa Kemal'e Erzurum'dan, gönderdiği bir telgrafından söz edilir. Telgraf şöyledir: «İstanbul'da Meclis-i Milli'de tahasul eden (sonuç*lanan) cereyana karşı Heyet-i Milliye'nin ve Kuvayi Mil-liye'nin makus (ters) ve mütebakim bir vaziyet almasını doğru bulmuyorum. (..) Yalnız Heyet-i Temşiliye bu işin içinden kârlı çıkmak ve işin mesuliyetini takdir keyfiyetini Meclis-i Millî'nin uhde-yi namus ve hamiyetine bırakmayı mütalâa ediyorum. (..) Heyet-i Temsiliye'nin artık Meclis-i Milli'ye tevdi-i mukadderat ederek dağılmasını ve mevki-i faaliyetten çekilmesini yazar ve bir de teşekkür eder..» «Millici», bu telgrafı şöyle yorumlar: «Muhterem Karabekir Paşa'nın en buhranlı, en nazile vaziyetler karşısında karar ve tedbir namına neler düşün*düğünü bu yazısından anlayanlar., iddiaları hakkında da kolay kolay hükümlerini verebilirler. Paşa Hazretlerinin o kadar emekle, ölümlerle göz göze gelerek vücude getiril*miş buyurduğu tedbirler: (Heyet-i Temsiliye'nin İstanbul'daki Meclis-i Millî'ye-tevdi-i mukadderat ederek dağılması). (Vaziyet ve hareket-i müstakbelemiz için zuhurata tâbi kılınması) gibi dervişane bir teşekkülden ibaret olu*yor.» Ankara Defteri'nde 13 Mayıs günü Karabekir'in Er*zurum Kongresi'nin hazırlıklarında bulunmadığını, kongre*nin toplanmasında güçlük çıkardığını ileri sürüyordu. Tartışmalar devam ediyor; gerek Millî'ci, gerek Ka*rabekir, ard arda sundukları belgeler ile birbirlerini suç*luyorlardı. Karabekir Paşa, 3. 'mektubunda Mustafa Kemal'i Şiş-li'deki evinde niçin ziyaret ettiğini şöyle açıklıyordu : «..Yıldırım ordularının grubunun lağvı üzerine açıkta kalmış olan Mirliva Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ni zi*yaret ettim. Bu ziyaret sebeplerinden biri de müşarüniley (anılan kişiyi) İstanbul'da kalıp Kabineye girmek husüsündük! arzularından sarfınazar ettirmek gayesine ma*tuftu..» (...) Milli dava hakkındaki fikrimi anlattım. Paşa Hazretleri'nin bilâhare, tekliflerimi kabulden sar*fınazar ettiklerini ve bir ay sonra da İstanbul'dan uzak*laştırıldıklarını şu yazılarından öğrendim. 1 — Gazi'nin Nutku, sahife 7: (Beni İstanbul'dan nefy ve ted'ib maksadıyla Anado*lu'ya gönderdiler.) 2 — Gazi'nin Hayatı isimli eserin 79. sahifesi: (Mustafa Kemal Paşa, Anadolu'ya kendisini uzaklaş* tırmak isteyen hasımları tarafından gönderilmiştir.) 13 Mayıs günkü Milliyet gazetesinde Mazhar Müfit (Kansu)'in tartışmalara katıldığı görülüyordu. Mazhar Mü* fit Bey, Erzurum Kongresi hazırlıklarını şöyle anlatıyor* du : «..3 Temmuz'da Paşa Hazretleri geldiler. Kâzım Pa*şa'nın hazırladım dediği kongreden eser olmadığı görül*dü. Onüç gün teahhurla (gecikmeyle) kongrenin kürşat olabilmesine ancak Gazi Hazretleri muvaffak oldular. Şu halde Gazi gelmeden evvel Kâzım Paşa'nın hazırladığı mil*lî nüve ve kongre nerede idi? (..) Kâzım Karabekir Paşa için bir milli nüveyi, kon*greyi, hazırladığını kabul etmek bile mesele müsbet neti*celenirse (ben de beraberdim, ben yaptım), menfî zuhur ederse (ben kumandandım, karışmadım) diyerek ortadan sıyrılmak gibi iki cepheli Hareket eden Paşa'nın bir millî nüvesi ve kongresinden bir fayda bekleyenleri ve (Paşa bugün ben, hep ben yaptım) demek şeyhin kerameti ken*dinden menkul demek olmaktan başka birşey değildir.» 14 Mayıs 1933 tarihli «Ankaralının Defteri» Karabe* kir'i «tarihe ve hakikata karşı saygısızlık» ile suçluyordu. Tartışma iyice sertleşmişti. «Millici» soruyordu.«Acaba Kâzım Karabekir Paşa ne sanıyor? Mektubu okuyacak olanlar aynı zamanda büyük nutkun yedinci say*fasındaki o yazının altını ve üstünü okumayacaklar mı? Onu bulup okuduktan sonra tarihi hakikat namına aldatılmak istenen efkâr-ı umumiyenin takdirine arzetmeyecek midir?» «Millici» Karabekir Paşa'nın «mugalata» yaptığını. «Türkiye'nin kurtuluş yolunu Gazi Mustafa Kemal gibi doğ*ru göremediğin!» ileri sürüyordu. Karabekir Paşa “Millici”yi 4., 5. ve 6. mektupları ile yanıtlıyor ve 1919 Nisan'ında Trabzon'da Muhafaza-İ Hu*kuk Cemiyetleri'nin birleştirilmelerine çalıştığını, bu görüş-meler sırasında direniş kararının «halkın ruhundan kopa*cak millî gaye ve millet iradesiyle» kendisine «emir ve*rilmiş şeklinde» yorumlandığını, işgal kuvvetlerine karşı savaşma kararının Erzurum'da bulunan İngiliz kontrol he*yetinin haberi olmaması için kongre hazırlıklarını gizli yü*rüttüklerini anlatıyor ve çeşitli yazışmalardan örnekler ve*riyordu. Milliyet Gazetesi, Karabekir Paşa'nın «Millicinin sor-duğu sorulara verdiği yanıtları kapsayan 7. mektubunu da yayınlamadı. Gazete, bu mektubun bazı bölümlerinin «beynelmilel siyasetimize taalluk» ettiğini ileri sürüyordu8, Kâzım Karabekir Paşa'nın en son mektubu 15 Mayıs 1933 günü yayınlanmıştı. Milliyet Gazetesi, Karabekir Pa*şa'nın 7. mektubunu «devletin beynelmilel menfaatlerine» aykırı bularak yayınlamamıştı ama bu mektupta yer alan konuları 21 Mayıs tarihli gazetede «Ermenistan'a taarruz emrini veren bizzat Mustafa Kemal'dir» diye yanıtlamak*ta bir sakınca görmüyordu. Milliyet'de aynı günlerde Kâzım Paşa (Dirik), Gazi*antep Milletvekili Nuri Bey (Conker) ve Falih Rıfkı Bey (Atay)'in de yanıtları yayınlanıyordu. Bu yanıtlar arasında en serti de Mustafa Kemal'indi: «Bu mektubu yazan üzerinde akıl doktorlarının dik*kat nazarını celbederim.» Tartışmanın kesilmesi üzerine Kâzım Karabekir Po*sa, hazırlamakta olduğu «İstiklâl Harbimizin Esasları» adlı Kitabı bitirir. Kitap, yayıncı Sinan Omur'a verilir. Sinan Omur. Milliyet Gazetesi'ndeki tartışmalar sırasında kitap*ta yer alan belgelerin hangisinin «devletin beynelmilel menfaatine» aykırı» olduğunu öğrenmek ister. Ancak ya*nıt alamaz. Yayıncı Sinan Ömür, kitap basılırken bir gün zorla Kılıç Ali Bey götürülür9. Sonrasını kestirmek hiç de güç değildir. Kitabın ba*sılan formaları Topkapı dışındaki çukurlarda yakılır. 4 Haziranı 5 Hazirana bağlayan gece de Karabekir'in İstanbul Erenköy'deki köşkü Emniyet Müdürü Fehmi Bey başkan*lığındaki bir grup polis tarafından basılır. Karabekir Pa*şa ve o gece köşkte kalan Cafer Tayyar Paşa (Eğilmez) polise ne aradıklarını sorarlar. Polis köşkte «İstiklâl Har*bimizin Esasları» kitabının yakılmaktan kurtulan baskıla*rını aramaktadır10. Karabekir Paşa, savcılığa ve en yakın arkadaşı Baş*bakan İsmet Paşa'ya başvurursa da bir sonuç alamaz. Yollar bir büyük yol ayrımında artık iyice ayrılmıştır! |
|
#4
| ||||
| ||||
| Kâzım Karabekir'in 1933 yılında yazdığı «İstiklâl Har*bimizin Esasları» başlıklı kitabı yayınlanmadan toplatıl*mış ve yakılmıştı. Kitabın bir baskısı da Atatürk'ün eline ulaştırılmıştı.Atatürk, Karabekir'in yazdıklarına el yazısı ile 9 say*fa tutan yanıtlarını «NOT» başlığı altında toplar ve bu notları büyük olasılıkla Başbakan İsmet Paşa'ya verir. Bu notlar, eski Millî Eğitim Bakanlarından Hasan Ali Yücel'in ölümü üzerine Yücel'in evinde yatağın yanında*ki çekmecesinde bulunur. Atatürk'ün notlarını okuyoruz: 1) K.K. Paşa'nın eserleri başlığı altında (10) numa* rada «İktisadî Esaslarımız 1923'de İzmir'de basıldı» eseri kendisinin değildir. Benimsemeye hakkı var mıdır? 2) (13) numaradaki de böyle. «Sanayi projeleri». Karabekir'in kitabında «Bir ihtiyaç, eserimden iki par*ça» başlığı altında yayınladığı «Hakikat Bir Nurdur» şiirin*de şu satırlar yer alıyordu : Cihana feyz saçan varlık hakikat nurudur her dem Ancak, bu nurla kurtuldu beşer zulüm ve esaretten Hakikat olmayan yerde seciye ve ilim kalmaz • Çünkü bunlar hakikatten başka şeyden gıda almaz. Bunun için; Terakki eyleyen millet neme lâzım diye yatmaz Arar, sorar, söyler, yazar, hakikat kaybolup batmaz. Hakikat nuruna bir nur eklemek için bütün millet Birbiriyle yarış yapar, bunun adı büyük hizmet işte böyle bir diyarda riya, yalan propagandalar falan Avutmaz, uyutmaz, düşünceyi1 daraltmaz, hakikati karartmaz ^ Ö halde; Sen de şarkın evlâdı! Bu yoldan dönme, döndürme! Hakikat nurunu parlat! Onu gafletle söndürme! Onu söndüren âfet: Riya, yalan, korku, susmak Gibi tesirlerle yalnız boşa giden şeyi basmaktır ki felâkettir; fakat Bugün sesin çıkmıyorsa yaz ve yazdır hakikati unutma ki zaman onun sadık ve müttefiki ve kuvvetli muhafızı. Karabekir kitabına «Uyandı mı Beşer» adlı bir şiirini daha almış. Bu şiirinde de şu satırlar var: Neden uyandığı halde beşer: Neden yıkar, yakar, asar, keser? Aynı milletin fertleri bile Kurtuluşun çaresi diye! Binlerce nurlu ırkını boğdu? Çoluk çocuğu bir şeysiz kovdu? Maksat yıkmak mı yoksa yapmak mı?ı Hakkı bırakıp güce tapmak mı? Atatürk soruyor: 3) «Bir ihtiyaç, eserinden iki parça» başlığı altın* daki manzumeler neyi istihdaf ediyor? , Atatürk, Karabekir'in kitabının «başlangıç» bölümün*deki satırlara da karşı çıkıyor. 4) «Başlangıç (sayfa 21 son iki satır ve 22'dekl not* lar». Sayfa 21 ve 22'de şunlar yazılmış: Okuyoruz: «Milletin ve tarihin hakkı olan hakikati beraber göm*mek feci bir cinayettir. Ve çünkü: Bu hakikatler, yani tarihî haklar, bilhassa medeniyet çağının henüz ilk yaşlarında bulunan bizim gibi millet için' can verici birer gıdadır. Vatandaş! Yanlış bilgi felâket kaynağıdır. Her işin evvelâ ha*kikatini ara ve öğren! Sonra münakaşasını istediğin gibi yap! Birincisi vicdanına, ikincisi seciye ve irfanına daya*nır. «İstiklâl Harbimizin Esasları» adlı kitabında 1918'de komutanlığını Mustafa Kemal'in yaptığı 7. Ordu'nun İngilizler karşısında yenildiği ve geri çekilmek zorunda kal*dığı yazılıyor. Atatürk, Karabekir'e bu konuda da karşı çıkıyor ve şunları yazıyor: 6) «S: 37'de 7. Ordu hakkındaki sözleri yalandır. Kat* ma sırtlarındaki muharebeyi yapan 7. Ordu'dur. 2. Ordu Adana havalisine nakil olunmuştur.» 7) «S: 38. «21 Eylül'de taarruz edecek düşman bu* lunmayan İngilizler».. Yalan!. İngilizler 7. Ordu tarafından muhasara edildikleri için durduruldular; aksi takdirde niçin Adana'ya kadar yürümeyeceklerdi?!» Karabekir, kitabının 42. sayfasında İsmet Paşa ile görüşmesini şöyle yazar: «29 Teşrinisani 334 (918) Zeyrek'de Klişe camii kar*şısındaki ağabeyimin evinin bahçesinde ziyaretime gelen Harbiye Nezareti müsteşarı en yakın aziz arkadaşım Mi*ralay İsmet Bey'e milletin istiklâlini kurtarmak için düşün*celerimi şöylece izah ettim: (Genç kumandanların İstanbul'da toplanmasına ve hu*susu ile beni Şark'tan ayırmak büyük bir gaflet olmuştur. Beni derhal Şark'a iadeye çalış. Ben orada milleti tenvir ve onlara yardım ederek memleketin inhîlâline (yok ol*masına) karşı Şark'ta yeni bir millî Türk hükümeti vücu*da getirerek Şark'ı tehlikeden kurtardıktan sonra Garp tehlikesi bertaraf edilebilir ve bu surette mütareke hu*dudu dahilinde kalan anavatanımız kurtulabilir, itilâf dev*letlerinin harekâtı idame ettirmeyip bizimle mütarekeyi kabul etmelerinden itilâfın bu hudud dahilinde yeni bir cidale kalkışacağını tahmin etmiyorum).» Atatürk, Karabekir'in bu satırlarına şu sert yanıtı ve*rir : 8) «42 nci s: İsmet Paşa'ya söylediğini iddia ettiği düşünceleri baştan aşağı beyinsizcedir. ..» içine alına*cak..» Karabekir, 6 Kanunuevvel 334'de (1918) Padişah ile görüştüklerini ve Padişah'a «genç kumandanların iş ba*şından ayrılmamaları)» ve «Anadolu'ya ordularına iade» edilmeleri önerisinde bulunduğunu yazıyor.. Atatürk'ün bu konudaki yorumu şöyle; el yazısından okuyalım: 10) «S: 44. 6 Kanunuevvel 334'te Padişahla görüş*müş; genç kumandanları Anadolu'ya ordularının başına gönder demiş... 'Zaten genç komutanlar Anadolu'da idi.» Karabekir, yakılan kitabının 45. sayfasında Mustafa Kemal Paşa'nın Osmanlı hükümetine nazır olmayı plan*ladığını ileri sürüyor. Önce Karabekir'in kitabını okuyalım: «23 Mart 1935. Mustafa Kemal Paşa Hazretleri*nin Ahmet Rıza Bey'le görüşerek müşarileyhin riyasetinde İstanbul'da bir kabine teşkili ve kendilerinin Harbiye Nazırlığına geçmesi ve benim de kabinede bir mevki al-maklığımı arzu ettiklerini öğrendim. Ve İsmet Bey vasıta*sıyla bu yolda bir teklif aldım. Bunun felâketi milliyeyi ta*cilden başka bir işe yaramayacağını, bir an evvel gene komutanların Anadolu'ya atılmasından başka çare olmadı*ğı hakkındaki nokta-i nazarımı te'kiden İsmet Bey'e söy*ledim.» Kâzım Karabekir, yakılan kitaptan bir tanesini sak*layabilmiştir. Karabekir. 45. sayfadan aldığımız bu parag*rafın yanında sonradan eski yazı ile şu notu eklemiştir: «İngilizlerin mandasını kabul. Bunu kabul eden Hür*riyet ve İtilâf erkânı İngilizler işlerine daha elverişli bul*dular ve bu kombinezonu yaptırmadılar. M. Kemal Anadolu'ya çıkarılıncaya kadar Harbiye Na*zırlığında ısrar etti.» Sayfa 44'de bir başka not var. bu notu da okuya-,hm: «Mülakattan sonra M. Kemal sordu: — Uzun zaman ne görüştünüz? Mütalâamı söyledim, dudak büktü.» Atatürk bu bölümler için şu notu yazıyor: 12) «Benim Ahmet Rıza B. Har. Naz. onu da kabi*nede vazı.. İsmet Paşa söylemiş. Fevzi Paşa'ya açmış. Şakir Paşa'yı ikna etmiş (Kâ*zım Paşa'dan tahkik)..» Kâzım Karabekir, «istiklâl Harbimizin Esasları» adlı kitabında, Mustafa Kemal Paşa'yı Şişli'deki evinde ziya*ret ettiği ve aralarında şöyle konuşmalar geçtiği yazılı*dır: Karabekir: «Evvelâ Şark teşekküllerini Erzurum'da birleştirerek herhangi bir tehlikeye karşı bir millî taarruz hazırlamayı düşünüyorum. Yeni bir Türk hükümeti esası. Eğer istik*lâlimize dokunulmaz, yalnız Şark vilâyetleri tehlikeye dü*şerse derhal Erzurum'da bir milli hükümet faaliyete baş*lar ve ben de millî hükümetin emrinde bir ordu komuta*nı olarak Şark'ın müdafaasını deruhte ederim. Eğer tah- 32 minim veçhile tehlike bütün vatan için görülürse çıka*cak hükümet yeni bir Türk millî devleti olur ve bizler de bütün vatanın müdafaa vazifesini deruhte ederiz. Böyle bir şekilde meselenin halli tabii daha güçtür ve bütün arkadaşlarımızın Anadolu'da kıtalarının başında bulunma*ları lâzımdır. Derhal ilk fırsatta tehlikeyi, bertaraf ederiz. Bütün kuvvetler Garp'a tevcih olunabilir. Ben bu vaziyet*te Şark'taki rolümü muvaffakiyetle yapabilirim. Garp me*selesi açık kalmıyor. Zat-ı samilerinden ricam da biran evvel sizin de Anadolu'ya geçmekliğinizdir. Her makamın namuslu genç siması kumandanların Anadolu'ya atılma*sına taraftarda. Bunun için derhal sizin de bir vazife ile gelmeniz mümkündür. Eğer mümkün olmazsa hususi bir tarzda da gelebilirsiniz. Evvelâ Erzurum'da toplanalım ve millî hükümet esasını kuralım. Ben Trabzon ve Erzurum'da siz gelinceye kadar bu esası hazırlarım.» Mustafa Kemal : «Evet bu da bir fikirdir.» Karabekir: «Paşam, fikir değil karardır.. Ben, işe başlayacağım ve ikmal-i namus için uğraşacağım. Eğer, iş tasavvur et*tiğim gibi basit çıkmaz da İtilâf kuvvetleri işgalleri baş*lasa bile Şark'taki Millî Türk Hükümeti kolay kolay mah-volmaz. Ve bu surette Türklüğün ölümü, mukadderse pek pahalıya mal edilir. Erzurum dağlarında duramazsak Er*menistan dağlarında bu yeni Türk hükümeti yine yaşar. Paşam; İstanbul'da çok kalmayınız. Ve buradaki di*ğer komutanlar üzerinde de müessir olarak bir an evvel Anadolu'yu kuvvetlendirelim. Birçok batmış milletler is*tiklâllerine kavuşurken asırlar doldurucu muazzam tarihi olan Türk milletini kurtaralım.» Mustafa Kemal: «Vaziyet size hak verdiriyor. İyi olayım gelmeye ça*lışırım.» Karabekir: «Paşam, o halde tek dağ başı mezar oluncaya kadar mücadeleyi şahsî ve milli namusumuzu ikmal için (ya istiklâl, ya ölüm) andında birleştik değil mi?, dedim ve sa*rılıp öpüşerek veda ile ayrıldım. En son ziyaretimde İsmet Bey ile Hasbihal oldu. (Anadolu'da bir vazife almasını, mümkün olmadığı taktirde İstanbul'da hiçbir siyasi cereyana karışmayarak Şark'daki neticeye intizar etmesini ve hale göre Anadolu'*ya atlamasını) kendisinden rica ettim ve iki kardeş gibi sarılarak veda ile ayrıldım.» Atatürk, Kâzım Karabekir'in bu satırları için neler yazmıştı? Atatürk'ün el yazısı ile hazırladığı notun 3. sayfası*nı okuyoruz; |
|
#5
| ||||
| ||||
| 13) ^«S: 46-49.. (11 Nisan cuma günü) beni ziyareti baştan yalan, sonradan uydurma bir tiyatro parçası.. İsmet Paşa'ya söylediğini tahkik (12 Nisan 335'te İstanbul'dan çıkmış.. 19 Nisan 335 Trabzon).» Karabekir, kitabında 19 Nisan 1919 günü Trabzon'da Muhafaza-i Hukuk Cemiyeti ile görüştüğünü, Trabzon he*yetinin batı dünyasından «merhamet ve< adalet» istemek üzere girişimlerde bulunduğunu, kendisinin bu sözlere «Vatanımızı ancak silâh kuvvetiyle kurtarabileceği» biçi*minde yanıt verdiğini açıklıyor. Ayrıca, Erzurum'daki Fran*sız Konsolosu ile yaptığı görüşmeyi aktarıyor. Atatürk, kitabın bu bölümüne de şöyle karşı çıkıyor: 16) «60. s. Trabzon heyetine.., sözlerindeki man*tıksızlıktır. 61. s. Fransız hikâyesi çocukça.» ( Karabekir, İzmir'in işgalini şöyle anlatıyor: «15 Mayıs 1335'de millî iktisadımızın can evi olan sevgili İzmir'imizi Yunanlıların işgal ettiğini 16 Mayıs 335'-de haber aldık. Her tarafta halk ve ordu mensupları müt*hiş bir galeyanla hamiyetle çırpındılar. Günlerce halkın feryatları, mitingleri devam etti. Erzurum'da binlerce halk karargâhta toplandı.. (Tek dağ başı mezar oluncaya ka*dar mücadeleye) tekrar ant verildi.» Atatürk'ün 20 numaralı notu da İzmir’in işgali ile il*gili : 20) «İzmir’in işgali (15 Mayıs 335) için mitingler ben emir verdikten sonradır. O zamana kadar hatta ondan sonra da Trab... yaptırmadı..» Karabekir, kitabında «benim planım etrafında ilk kim*ler toplandı ve bu planın tatbiki esnasında fikirler da*ima mutabık mı kaldı?» bölümünde Erzurum ve Sivas kon*grelerini ve kendi hazırlıklarını anlatıyor. Karabekir'in kendi hazırlıkları ile ilgili 3. maddeye Atatürk karşı çıkıyor. 3. madde şöyle: «Milli taarruzun her sahada inkişafı için orduca mu*avenet..» Atatürk'ün bu konuyla ilgili notu da şöyle: 21) «Üçüncü esas) «Benim planım etrafında ilk ev*vel kimler toplandı?».. Anlaşılamadı.» Karabekir, kitabının 76. sayfasında İsmet Bey'in (İnönü) kendisine yazdığı mektupta «Vaziyet-i hariciye karan*lıktır. Büsbütün imha ve İstanbul'dan ihraç olunmaklığımızın ihtimalâtı zail olmamıştır» diye endişelerini belirt*tiğini anlatıyor ve şu yorumu yapıyor: «Bizi nasıl mahvedebilirlerdi?» Atatürk, Karabekir'in bu sözlerini de yanıtlıyor: 25) «S: 76. İsmet Paşa'nın ona mektubunda söyle* diği çok doğru; ama hâlâ onu anlayamamış.» Karabekir, işgal kuvvetlerinin İstanbul'a «zaten hâ*kim» olduklarını, dünya kamuoyu önünde «hakkımızdaki hüsnüniyetin iflâs etmesi» n i beklediklerini, bunun için de «bolşeviklik ilânını» körüklediklerini yazıyor. Karabekir şu kanıdadır: İngilizler, Anadolu'da «selâhiyet sahibi görülen bir simanın bolşeviklik ilânı» ile amaçlarına ulaşacak ve dün*ya kamuoyunu böylece arkalarına alacaklardır. Atatürk, Karabekir'in bu düşüncesini saçma bulur ve söyle yanıtlar: 26) «Bu da Anadolu'da selâhiyet sahibi gibi görülen bir simanın bolşeviklik ilanı ne ile mümkün olur....» Herzesi ile beni murad ediyor.Rauf Bey'in dikkatini çekmiş..» Karabekir, Mustafa Kemal Paşa'nın Sivas Kongresi sırasında kendisine çektiği 23 Haziran 1935 (1919) tarihli şifreden de söz eder. Şifrenin 3. maddesi şöyledir: «Bolşevizmin sûret-i telâkki ve tecellisi dahi müzake*re edilerek esasen Kazan, Orenburg, Kırım vesaire gibi ahali-i islâmiye bunu kabul ederek an'ane gibi işlerle zaten alâkadar olmadığından.bunun memleket için bir mahsu*ru olmadığı düşünüldü. Yalnız 17 Haziran 335 ve bilâ nu*maralı şifreli mütalâa-ı âliyeleri etrafında düşünülerek ha*kikaten bolşeviklerin daha müessir bir vaziyete girmeleri halinde bitaraf görünmek azmiyle İtilâf kuvvetlerini mem*leketimizden uzaklaştırmaya icbar ve aksi takdirde vata*nımızın bolşeviklik payı istilâsında kalmak tehlikesine se*bebiyet vereceklerini iddia etmek ve ona göre icabat-ı fiiliyesine kalkışmak muvaffık olacaktır.» Atatürk, bu şifreye dayalı bolşeviklik savını .ve Kâzım Karabekir'in Erzurum Kongresi hazırlıkları ile ilgili bölüm*lerini şöyle yanıtlıyor: 27) • «S: 77, 21-22'de Mustafa Kemal Paşa Sivas Kon-gresi'ne karar veriyor. Burada seri bir karara giderek mil*lî varlığımızı tehlikeye düşürebilecek bir karar verebilir mi? İşte bu endişeler içinde iken aldığım 23 Haziran 335 tarihli şifrenin üçüncü maddesi dava-yı milliyemizi hezi*metten kurtarmış olduğumu gösterdi...!» Diyerek malûm bolşeviklik meselesi.. Halbuki bu 3. maddenin Sivas Kongresi ile bir alâ*kası yok, bir başka birşey. Onun mütalâası aranacak. 30) S: 82. Son yazısı Raf et Paşa'nın şifresi tetkik olunacak. • 31) S: 85, 86, 87'de çok yalan var. 9 Temmuz'da beni reis intihap ettiler, 9 T. bildirdi ler. 32) S: 88. Yalan ve ayıp... 33) S: 89, 90. Saçma ve şantaj! DÖRT: «Paşam, siz askerlikten istifa ettiniz. Benim bundan sonra bu vazifeme devam imkânım kalmadı. Müsaade*nizle Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa'dan as*keri bir vazife isteyeceğim. Evrakı kime teslim etmemi emrediyorsunuz?» «Ya öyle mi efendim? Peki efendim. Evrakı Hüsrev Bey'e devir edin efendim...» Bu konuşma, Erzurum'da bugün «Atatürk Evi» olarak bilinen evde 10 Temmuz 1919 günü Mustafa Kemal Paşa ile Miralay Kâzım Bey arasında geçiyordu. Mustafa Kemal Paşa ile Samsun'a çıkan 3. Ordu Kurmay Başkanı Miralay Kâzım Bey (Dirik) Erzurum'da askerlikten çekilen Mustafa Kemal Paşa'ya artık kendisi ile çalışamayacağını bildirmekteydi13. Kâzım Bey, selâm verip odadan çıkar. Mustafa Ke*mal üzgündür, Rauf Bey'e (Orbay) dönerek «Rauf gör*dün, ben haklı değil mi idim? Devlet makam ve mesne*dini gördün mü? Dün benimle en yüksek gayret ve şüp*he götürmeyecek kadar samimiyetle çalışan bu adamın hareketi beni teyid etmedi mi?» der, Yaveri Cevat Abbas, telâşla odaya girer ve Kolor- du 'Komutanı Kâzım Karabekir'in geldiğini haber verir. Hobiye Nazırı Şevket Turgut Paşa, Mustafa Kemal 1le Rauf Bey'in tutuklanmalarını isteyen emri Karabekir1 e ulaşmıştır Mustafa Kemdi, bu yüzden tedirgindir. Rauf Bey'e «dediklerim doğru değil miymiş» dercesine bakar ve yaveri Cevat Abbas'a «Buyursunlar» der. Mustafa Kemal, tutuklanmayı beklemektedir. Karabekir, odaya girerek Mustafa Kemal Paşa'yı say*gıyla selâmlar ve şunları söyler: Kumandamda bulunan zabıtan ve efradın hürmet ve tazimlerini arza geldim. Siz bundan evvel olduğu gibi bun*dan böyle de muhterem kumandanımsınız. Kolordu komu tanına mahsus araba ile maiyetinize bir takım süvari ge*tirdim. Hepimiz emrinizdeyiz»", Mustafa Kemal, Karabekir'in üstüne atlayarak bu es*ki arkadaşının boynuna sarılır ve birkaç kez öper. Yazgı değişmiştir. , Aynı günlerde Ali Fuat Paşa (Cebesoy), da ordudan istifa eden M. Kemal Paşa'ya bağlılıklarını bildiriyor, Ra*uf Bey de yayınladığı bildiride şu sözü veriyordu : «Vatan ve milletin halâs ve istiklâli ve makam-ı salta*nat ve hilâfetin masuniyeti bilfiil temin edilinceye kadar Mustafa Kemal Paşa ile ulaşacağıma mukaddesadı namı*na ahd ü peyman eylediğimi arz ve ilân ederim»14. Birbirlerine bu kadar bağlı insanlar neden sonra kar*şı karşıya gelmişlerdi? Bu sorunun yanıtını Atatürk Söylev'de şöyle veriyor: «Başarı için uygun ve güvenilir yol her evreyi vakti geldikçe uygulamaktı. Ulusun gelişmesi ve yükselmesi için esenlik yolu buydu. Ben de böyle yaptım. Ancak tuttu*ğum bu uygun ve güvenilir yolu; yakın çalışma arkadaşla*rım olarak tanınmış kişilerden kimileriyle aramızda za*man zaman görüşlerde, davranışlarda, yapılan işlerde be*liren temelli ve ikinci derecedeki birtakım anlaşmazlıkla*rın, kırgınlıkların, ayrılıkların da nedeni ve açıklaması ol*muştur. Ulusal savaşımıza birlikte başlayan yolculardan kimileri giderek ulusal yaşamın bugünkü cumhuriyet ya*salarına dek uzayan gelişmelerinde kendi düşün ve ruh yeteneklerinin kavrama sının bittikçe bana direnmeye ve karşıt olmaya başlamışlardı»15. Yol Ayrımı: Kurtuluş Savaşı'nı birlikte yapanlar bir yol ayrımın*da başka başka yollara sapmışlardır. Atatürk'ün tuttuğu yol, laik Cumhuriyetti. Devleti biçimlendiren siyasal çer*çeve ve ideoloji de buydu. Peki Karabekir, ne düşünüyor ve ne istiyordu? Şimdi Karabekir'in yazdığı bugüne kadar hiç yayın (anmayan «İnkılâp Hareketleri neden oldu, nasıl oldu, na*sıl idare olundu» adını verdiği anılarını okuyarak bu so*ruları yanıtlayacağız. Karabekir, anılarında 31 Mart olayı He ilgili kısa de*ğerlendirmelerini yaparak başlıyor1". İttihat ve Terakki örgütünün Manastır merkezini «Os*manlı Hürriyet Cemiyeti» adıyla kurup, bu gizli derneğin İstanbul örgütünde oluşturduğunu, 2. Meşrutiyet'den sonra Selanik Kongresi'ne İstanbul delegesi olarak katıldığını. 31 Mart ayaklanmasını bastıran harekât ordusunda mü-rettep fırkanın kurmay başkanı olarak görev yaptığını. Ata*türk'ün «Osmanlı Hürriyet Cemiyeti» adındaki örgütün ku*rulmasına hiçbir etkisi olmadığını, 31 Mart ayaklanması*nın bastırılması sırasında kendisinin 2. Fırka Komutanı Şevket Turgut Paşa'nın Mustafa Kemal'in de 1. Fırka Ko*mutanı Hüseyin Hüsnü Paşa'nın kurmay başkanı olduğu*nu anlattıktan sonra şu değerlendirmeyi yapıyor: «Meşrutiyetle Cumhuriyet inkılâpları arasında hamle* ler ve bu hamleleri yapmak için teşkilât bakımından bü* yük farklar vardır. Bunları kısaca belirttikten sonra Cum* huriyet inkılâbımızın hakkındaki bilgileri İSTİKLÂL HARBİ* MİZ hakkında olduğu gibi vesikalarımla ve şahitlerimle arz ediyorum. Bizde Meşrutiyet, Hilâfet ve saltanat makamının zu*lüm ve istibdadına, Cumhuriyet ise o makamın aciz ve meskenetine karşı yapılmış bir inkılâptır. Meşrutiyetin alınması, her müterekki (ilerleyen) millete olduğu gibi zul*me karşı intikam ve istibdada karşı nefret duyguları her*hangi hadiselerle ve o hadiseleri daha kuvvetli canlandı*rarak aksettiren sözler ve yazılarla halk arasında kök saldıktan sonra başlayan teşekküllerin vakit vakit andık*ları veya atmak istedikleri hamlelerin istibdat kuvvetiyle çarpışması, boğuşması ve en son aşağıdan yukarı yapı*lan kuvvetli bir teşekkülün hürriyeti zorla almasıdır. Bir irticai da bastırıp müstebit padişahla hal edilince artık Meşrutiyet memlekette kökleşmiş oldu. Hürriyet aşkına verilen kurbanlar ve ızdırap çeken va*tandaşlar hürriyetin ebedî olarak manevî kurucusudur, koruyucusudur. Zulmün, istibdadın, Türk milletinin ilerleme*sine ve medeniyet camiasında hakiki olan yeri almasına ne derece engel olduğunu ve netice değerli vatandaşla*rımızın mahv ve perişan ettiği hakkındaki yazılarda yine hürriyetimizin en kuvvetli muhafızlarıdır. En kahir (ezici, üstün) olan muhafızın da Türk ordusu olduğu eserleriyle ortadadır. İşte bu kuvvetlerin sahibi olan Türk milleti ar*tık eline aldığı hürriyeti Meşrutiyet idaresi ile korumak kudretinde bulunduğundan zaten kısa süren Meşrutiyet devrinde Cumhuriyet hamlesine hiç ihtiyaç duymadı. Ve tabii de böyle bir hamle için aşağıdan yukarısı teşkilât da yapmadı. Cumhuriyet hamlesi, istiklâlimizin dış darbe*lerle tehlikeye düşmesi karşısında müstevlilere karşı ya*pılan milli teşkilâtın aciz ve meskenet içinde teslimiyeti kabul eden ve sulhten sonra da teceddüt (yenileşme) ha*reketlerimize engel olacağı anlaşılan padişahlığın devril*mesinden ibarettir.» Tehlikeli Bir Cumhuriyete Doğru Kâzım Karabekir, Mütareke'nin memleketin «gayri Türk kısmı» işgal altındayken imzalandığını, işgalcilerin Türk yurdundan parçalar koparmak amacında oldukları anla*şılınca bir takım kuruluşların oluştuğunu, bu kuruluşla*rın saldırganlar tarafından hoş görüldükleri ve belki de işgalcilerin bu kuruluşlara hız verdiklerini; Anavatanın par*çalanma tehlikesi büsbütün belirince yurt parçasının bir yönetim altında toplanması gerektiğinin duyulduğunu an*lattıktan sonra şunları yazıyor: «Hilâfet ve saltanat makamı, Türk milletini, Türk va*tanını etrafında toplayamamıştı. Bu işi başaracak muci*ze lâzımdı. Bu da kendiliğinden ortaya yayıldı. Bolşeviklik ilânı. Böyle bir Cumhuriyet derhal Sovyet Rusya'dan da her türlü yardımı gördüğü halde «dinini ve milliyetini kaybet*meyecek ve istiklâline sahip olunacaktır» denildi. Bu öyle cezbedici (çekici) ve ikna edici bir şekilde itimada değer kaynaklardan gelmiştir ki, Mustafa Kemal Pa*şa bile bunu kurtarıcı bir formül olarak İstanbul'da ele ala*rak gelmiş ve Amasya'da bazı arkadaşlarımızla müzek*kere ve karar vermişti,. (..) Düşmanlarımızın bizi birleş*tirmek değil tam bir inhilâle (dağılmaya) sürüklemek ve bu surette istiklâlimizi şöyle dursun millî mevcudiyetimizi dahi tehlikeye düşürmek için kurdukları bu pusudan tam zamanında bir müdahalemle kurtuldu. Burada Sivas Kongresi'nin, bir taraftan da Amerikan mandasını kurtarıcı bir çare gibi kabulleri ve tehlikeyi de nasıl atlattığımız üzerinde yeniden durmayarak sırf hadi*selerin akışını takip için kaydettikten sonra asıl konumu*za geçiyorum-.» Bayburt civarındaki Mehdi'yi17 tenkil (cezalandırma) ettiğimizin ertesi günü İngiliz Kaymakamı Rawlinson İstanbul'dan Erzurum'a geldi. Ve beni hemen makamımda ziyaret etti (27.11.1919). Tam bir saat görüştük". Anlattıklarının hülâsası şunlardır, Lord Curzon di*yor ki: «a) Şimdiye kadar sulh yapmadığımızın sebebi Tür*kiye'de şimdiye kadar kuvvetli bir hükümet görmediğimiz-dendir. Hakiki İngiliz dostu olacak simalarla anlaşmak is*tiyoruz. Mustafa Kemal Paşa sulh konferansında bulun*sun veyahut sulh mukarreratma (kararlar) mutabık kalsın. b) Endişemiz Türkiye'nin yine bir gün İngiltere’nin düşmanları tarafına gecivermesidir. Padişah hükümeti bu* nu yapabilir. Artık krallık ve imparatorluk modası geçmiş* tir. Birçok debdebe ve masraf yerine millet kendi işini kendi gören cumhuriyette taraftardır. Bizim de padişahı hükümet ve siyasete karıştırmayıp halife olarak istediği yerde oturmasına taraftar olmaklığımız. c) Gerçi İstanbul bir Türk şehri olarak kabul olun* muştur. Ancak Çanakkale itilâf Devletleri tarafından işgal olunacak - ihtimal İstanbul etrafında itilâf askeri bu* lunur-. Zaten Türkiye bir Asya devletidir, İstanbul bir köşedir. Anadolu'nun idaresi ve terakkiye şevki (ilerle* meye yöneltilmesi) İstanbul'dan gayri mümkündür. Bu hususta ne düşünüyorsunuz? Meselâ Bursa'da olacak bir hükümet serbesttir.» Kâzım Karabekir, Lord Curzon'un akrabası olan Raw-linson'a şu yanıtları verir: «a) Türk milleti Sivas Kongresi'nde kararını vermiş*tir. Hiç kimsenin bunu değiştirmeye selahiyeti yoktur. Ya*kında milletin itimadını kazanan Mebuslar Meclisi İstanbul'da toplanacaktır. Sulhumuzu milletin itimadına mazhar olan bir hükümetle bu hükümetin tayin edeceği bir heyet yapabilir. b) Türk dostluğu İngilizler için çok faydalı, düşman* lığı o derece zararlıdır. Bugün milletimizin her ferdi İn* giliz dostluğu taraftarıdır. Avrupa'da cumhuriyet olmayan pek az millet kaldı. Fakat henüz on yıllık idareye mali* kiz. Bunun için Avrupalılar gibi pek ileri düşünemeyiz. c) Hükümet merkezini değiştirmekle dahi şahsî dü* şüncem hiç kalır. Yalnız memleketin idaresi bakımından bile Bursa'dan İstanbul herhalde her tarafa muvassalatı (ulaşması) daha kolay bir yerdir. Siyasi bakımdan ise İs* tanbul'da hükümetimizi serbest bulundurmayacak olanlar Bursa'yı da uzak görmezler.» Karabekir, daha sonra, Ravvlinson'un kendisine İtal*yanlar ile Yunanlıların anlaştıklarını, İtalyanların parasız*lık, Yunanlıların da şarlatanlıkları nedeniyle savaşı sür*düremeyeceklerini, Bolşeviklerin de on yıl kendilerini to-parlayamayacaklarını anlattığını, Amerikalıların da VVilson prensiplerini beğenmediklerini söylediğini, bunun üzerine kendisinin «Ya İzmir, Antalya, Adana ne olacak? Ermeni hükümeti teşekkül edecek mi?» diye sorduğunu, Ravvlin-son’un da şu yanıtı verdiğini yazıyor: «İzmir için ısrar edenler çoksa da Yunanlıların ne parası var ne adamı.. Biz de bütün kuvvetlerimizi çektik, İngiliz efkârı Yunanlıların aleyhine dönmüştür. Nasıl olsa İzmir'den çıkartılacaklardır. İzmir’in tahliyesi ile beraber Antalya ve Adana da kolaylıkla tahliye olur. Ermenilerin kendi taraflarında dahi hükümet teşkil etmeleri zordur. Ben hududun Araş nehrinden geçmesini teklif ettim. Pon-tus falan da yoktur. Rumların ne şarlatan millet olduklarını bilirsiniz. Başvekilimizin bir mülakatta söylediği (Tür*kiye'de zayıf hükümetin nihayet bulmasını görmek isteriz) tözünü bazı gazeteler (Zayıf Türkiye'nin nihayet bulması) gibi yazdılar - Başvekil maksadının bu olmadığını hassa*ten söyledi-. İngilizler iktisaden de size büyük yardım ya*pacaklar..» Karabekir, bu görüşmesini şifre ile M. Kemal Paşa'*ya bildirdiğini; M. Kemal'den «Ravvlinson Heyet-i Temsiliye He görüşmeye yetkili» ise ve «Sivas Kongresi kararlan» ile sınırlı olarak kendisi ile görüşülebileceği, yoksa «bu*raya gelmesine lüzum yoktur» yanıtını aldığını yazıyor. Karabekir, M. Kemal'den bu şifreden sonra 9.1.1920 tarihli bir şifre daha alır. Şifre aynen şöyledir: «İngiltere hükümeti başvekili Loyd George'un İstanbul ve Boğazların beynelmilel bir hale ifrağını (biçimlen*dirme) Türk hükümetinin yeni merkezinin Anadolu'da ola*cağına, İstanbul'un yalnız makkar-ı hilâfet (hilâfet baş*kenti) olarak bir payitaht-ı dini (dinsel başkent) olarak kalacağına dair İstanbul konferansına teklifatta buluna*cağı gazetelerde görüldü. Ananat-ı milliye (ulusal gelenekler) ve diniyemize mugayir olan böyle bir kararın milletimizce aslâ mut'a olamayacağı (boyun eğilmeyeceği) tabiidir. Mümessillere bu babta şedit (şiddetli) protesto*larda bulunulması ve bir suretinin de bera-ı malûmat (bil*gi için) Heyet-i Temsiliye'ye keşidesi rica olunur.» Karabekir, bu İngiliz önerisini şöyle yorumlar: «İngiliz siyasetçilerinin milli hükümetimize ve niha*yet 16 Mart'ta Meclis-i Mebusan'a karşı yaptıkları teca*vüzler ve Padişah'ı da bizi (Cumhuriyet kuracaklar) diye inandırarakDamat Ferit Hükümeti'ni iş başına getirip işi Sevr Muahedesi'ne götürdükleri görüldü. Asıl mühim olan bir meselede İstiklâl Harbi'nin temelinin atıldığı Erzurum'*da ve bu işteki rehberliğini ve Mustafa Kemal Paşa'ya yapabileceğim tesiri bilerek kongrelerin mukerrat-ı hilâ*fına olarak beni vakitsiz bir cumhuriyet ilânına doğru teş*vik ederlerken İstanbul'da gizlice Damat Ferit'in padişah hükümetini aleyhimize hazırladıkları gibi Konya'da da bir Selçuklu devleti kurulmasına çalışıyorlardı. Eğer (parçala, hâkim ol) manevrasına kapılsaydık vaziyete hâkim olacak ortada bir kuvvet kalmayacağından fikir ayrılığı ve fikir perişanlığı ile istenen tuzağa düşmüş olacaktık.» |
|
#6
| ||||
| ||||
| Mustafa Kemal ile Kâzım Karabekir'in yollan ne za*man ayrılmıştı? Anılara bakarsak bu yol ayrımı 1921 yılının ilk ay*larında beliriyor Hem de askerî hareket aşamalarında. Karabekir, anılarının bu bölümüne şu başlığı seçmiş: «Ankara milli hükümetinin Cumhuriyet'e doğru gidişi». Karabekir, yanlışları Cumhuriyet'in ilânı kararında bu*luyor : «İstanbul'dan, her ne şekilde olursa olsun bir Cum*huriyet kurma fikriyle gelen Mustafa Kemal Paşa, Raw-linson'un da benim vasıtamla ileri sürdüğü (hilâfetin ayrıl*ması ve Cumhuriyet1 in kabulü teklifini) samimi bulmuş ola*cak ki, 19 Kanunusani 1336 - (19 Ocak 1920) İstanbul'da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ne dayanan Mebusan Meclisi'*nin açılmasına ve meşruti bir hükümetin faaliyete geçme*sine ve 28 Kanunusani'de Mebusan Meclisi'nin «Misak-ı milliye beyannamesini» kabul ve ilân ettiğine 9 Kanunusa-ni'de kendi imzasıyle neşr ettiği askerî plandaki sarahate rağmen Bolşeviklerin Kafkasya'ya gelmekte oldukları ha*beri gelince bana 6 Şubat'ta Kafkasya hareketini teklif et*ti. Bu hal, İstanbul'daki Meşrutiyet hükümetimize karşı fiilî bir isyanla Heyet-i Temsiliye'nin Mustafa Kemal Pa*şa'nın diktatörlüğünde bir Cumhuriyet şekline dönüşmesi demekti. Hem de bolşeviklerle birleşme felâketine doğru!» Kâzım Karabekir, 23 Nisan'da kurulan Meclisin bir «kurucu meclis» olması gerektiğini, oysa Meclisin olağan*üstü yetkilerle donatıldığı, Mustafa Kemal'in de bu ola*ğanüstü yetkilerle donatılmış Meclisin başkanlığına geç*mesi ve ilk iş olarak yeni anayasa hazırlatılmasın!, Cum-huriyet'in ilânı yolunda aşamalar olarak gördüğünü ve M. Kemal ile bu konuda tartışmalar yaptığını yazıyor. Karabekir, o aşamada Cumhuriyetin ilânının «kongre*lerde alınan kararlara» ve «askerî plandaki imzalarına» karşı olduğunu düşünmektedir. O aşamada, birbirlerine bu kadar güvenen, birbirle*rine bu kadar saygı dolu olan iki asker arasındaki görüş ayrılığı ne gibi çatışmalara dayanmaktaydı? Karabekir, anılarında bu soruyu şöyle yanıtlıyor: «Aramızda büyük görüş farkı vardı. O itilâf devlet*lerinin büyük kuvvetleri karşısında millî kuvvetlerimize karşı duramayacağımızdan bir dış siyasete dayanarak ken*di diktatörlüğü altında kuracağı bir Cumhuriyet'le uyuş*mak cihetine gidiyordu. Herhangi bir inkılâbın millî ve as*kerî birliğimizi sarsarak mukavemet kudretimizi mahv ede*ceğini, büyük kuvvetlerin gelmesi ihtimali çok zayıf ol*duğunu, mütareke mucibince diye silâhlarımızı ve teşkilâ*tımızı azaltma gayreti gösterdiğini, ve esasen anavatan müdafaası için büyük kuvvetler gelse dahi İkmal-i namus mecburiyetinde olduğumuzu ve milletin de bu azimli ka*rarı kabul edeceğini daha İstanbul'dayken kendisine söy*lemiştim.» Peki, yanılgı neredeydi? Mustafa Kemal yanlış adım*lar atmışsa bu yanlış adımlar ne gibi olaylara yol aç*mıştı. Karabekir'e göre bu yanlışların doğurduğu sonuçlar şunlardı: «M. Kemal Paşa'nın askerî mukavemetten vaz geçtiği manzarasını gösteren Başkomutanlığı almayarak TBMM Reisliğine geçmesi ve vakitsiz yanı en zayıf vaziyetimizde ve itilâf propagandalarına ve bundan haber alan Pâdişâh Hükümetinin fetvaları, emirleri, teşvikleriyle Anadolu bir*birine girdi. Eğer kalpleri milletimizin hürriyet ve istiklâl aşkıyla çırpınan arkadaşlarımızın feragati ve kazanmış oldukları millî itimat ve candan sevgi ve saygı kudreti ol*masaydı, M. Kemal Paşa'nın attığı vakitsiz adım Sivas'a kadar yayılan isyanları Şark'a kadar yayacak ve önüne geçilmez darbeleri altında her şey daha başlangıçta yok olacaktı. Garp'daki isyanların önüne durulmaz hal aldığı ve kendilerine yardım için Şark'ın tahliyesi kararına gidilme*si üzerine 16 Mayıs 1921'de bildirdiğim 11 maddelik tek*lifimin 4. maddesinde apaçık şöyle dedim: Dinî ve manevî Anadolu'nun ayranını kabartmamak lâzımdır..» Karabekir, «Şark harekâtı yapılmayıp kıtalarımız Garp'a alınsaydı» diyor. «Kürtlük de dahil olduğu halde bütün Şark'ın bana olan itimat ve bağlılığı gevşeyecek» ve her*şey altüst olacaktır. , «..Nitekim Şark harekâtı muvaffakiyetle bittikten son*ra dahi 20 Kanunusani 1337 - 20 Ocak 1921'de Teşkilât-ı Esasiye Kanunu Meclisten çıkar çıkmaz bana dahi haber vermeye lüzum görmeden Erzurum'daki «Müdafaa-i Hu*kuk Cemiyeti» merkezi ünvanını değiştirerek «Muhafaza-i Mukaddesat» adını almış ve cemiyet nizamnamesinin ba*şına «hilâfet ve saltanat makamını ve devlet şeklinin mah-fuziyetine» dair ilâveler konmuştur, işin daha vahim cihe*ti de bu teşebbüslerini yalnız Şark vilâyetlerine değil di*ğer bütün vilâyetlerin «Müdafaa-i Hukuk» merkezlerine bildirmişlerdi1". Mustafa Kemal Paşa, Londra Konferansı'nda bir Cum*huriyet tipi ile çıkılırsa tehlikeli askerî müdahaleler yerine siyasî yollardan millî muvaffakiyet kazanılacağı ümidini hâlâ besliyordu. Fakat 1922 yılı 27 Şubat'ından 12 Mart'a kadar devam eden Londra Konferansı'nda bize aşağı yu*karı yine Sevr Muahedesi çerçevesi içinde yaptıkları tek*lifleri ve bunun cevabını bile beklemeyerek daha murah-hıslarımız yolda iken Yunan ordusunu bütün cephelerde taarruza geçirmeleri İtilâf devletlerinin, zaferini millî kud*retle temin etmeyen bir Türk devletiyle, şekli ne olursa ol*sun, şerefli bir sulha yanaşmayacağını ve istiklâlimize as*la hürmet etmeyeceğini göstermişti20. Cumhuriyet esası üzerine bir Teşkilât-ı Esasiye Ka*nunu TBMM'nin açılışında teklifine rağmen dokuz ay son*ra 20 Ocak 1921'de Meclisten çıkmasından şikâyet eden M. Kemal Paşa, bir taraftan da «Müdafaa-i Hukukların «Muhafaza-i Muka |